Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #48 — Hz. Osmân Şehâdeti, Kerbelâ Vâkıâsı ve Hz. Hüseyn’in Bey’at Reddi (Asım Köksal’dan)

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #48 — Hz. Osmân Şehâdeti, Kerbelâ Vâkıâsı ve Hz.…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Açılış Niyâzı ve Sohbete Giriş — Karabaş Selâmı; Mü’minin Kur’ân-Sünnet’e Sımsıkı Yapışması

Âmîn. Kerbela, malum kerbela denilince, ümmet-i Muhammed’in yaklaşık 1400 yıldır acısı, hicri 50. yıldan sonra, ne yazık ki ümmet-i Muhammed böyle bir acıyla tanışıyor. Bunun üzerine, tarihçiler kendilerince bu kerbela olayının tarihini kaleme alıyorlar. Bu hüznü dile getiren ağıtlar, değişler, bu manada hikayeler, tarihi notlar, bunların hepsini üst üste koyduğumuzda, acısı dinmeyecek. Yarası kapanmayacak bir yara. Ama sonuç itibariyle hayat yaşanıyor. Ve her Muharrem’in 10. günü, kerbela’yı tekrar konuşuyoruz. Yıllardan beri konuşulmuş. Yine konuşulmaya devam edecek. Herkes kendince bir taraftan bakıyor. Herkes kendince, kendi ideolojik durumuna göre, felsefi durumuna göre, kendi mezhebi durumuna göre meseleye bakmaya çalışıyor.

Hüseyin Hakkında

Bakmaya çalışmışlar. Herkes kendi bakışına, kendi görüşüne koymuş ortaya. Ama sonuç itibariyle bir vaka var. Bu vaka, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin, ehlibeytim dediği, iki torunundan birisinin şehit edilmesi. Kim hangi pencereden bakarsa baksın, kim bunu nasıl yorumlarsa yorumlasın, ortada upuzun yatan Hazret-i Hüseyin Efendimiz var. Ortada ehlibeytin çocuklarını şehit eden ve Hazret-i Hüseyin Efendimiz’i de şehit eden bir sistem var. Yezid ve avanesi. Sonuç itibariyle, tabi bunun başlangıcına da bakacak olursak, bu hadise ta Maviye’den başlıyor. Bunun daha da başlangıcına bakacak olursak, Maviye’nin babasından başlıyor. Sufyan’la Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hiç anlaşamadığı gibi, Maviye’yle Hazret-i Ali raddellahu anh hazretleri hiç anlaşamamışlar.

Bu böyle kan davası gibi, sonuçta Yezid’le de Hazret-i Hüseyin Efendimiz, sonuç itibariyle vaka olarak sonucu, Yezid’in Hazret-i Hüseyin Efendimiz’i şehit etmesi. Tabi orada kalmıyor. Emeviler, Ehlibeyt tekrar iktidarı ele geçirmek için, yeniden iktidarı zorlarlar diye Ehlibeyt’e baskıya başlıyorlar. Bu Emeviler yıkılınca kadar, hatta Abbasilerde de bu konuda sıkıntılar var. Bu Ehlibeyt’in çilesi, normalde tabi Hazret-i Ali efendimizden başlıyor. İlk önce Muaviyye, Hazret-i Ali efendimizin halifeliğini kabul etmiyor. Halifeliğini kabul etmeyince ümmet ikiye bölünmüş oluyor. Ümmet ikiye bölüncek neredeyse. hâkem tayin edelim diyorlar. Hâkem tayin edince orada Muaviyyenin atadığı çok akıllı, zeki bir kimse var.

O Hazret-i Ali efendimizin hâkemini tabiri caizse oyuna getiriyor. Böylece sistem olarak, sistematik olarak devlet ikiye bölünüyor. Bir kısmı Şam’da Muaviyyenin halifeliğinde, bir kısmı da küfede Hazret-i Ali efendimizin halifeliğinde. E bu böyle devam ederken, Hazret-i Ali raddellahu anh hazretleri vefat ediyor. Vefat edince küfeler hemen Hazret-i Hasan efendimize biat ediyorlar. Hazret-i Hasan efendimize biat edince, bu sefer Muaviyye ordu topluyor. Zaten ordusu var. Hazret-i Hasan efendimizin üzerine yürüyor. Bakıyor, Hazret-i Hasan efendimiz çok kan dökülecek. Bu sefer barış yapıyor. Halifelikten feragat ediyor ve Medîne-i münevvereye yerleşiyor. Medîne-i münevvere de zühd içerisinde, takvâ içerisinde bir hayat yaşamaya başlıyorlar.

Aynı şekilde de Hazret-i Hüseyin efendimiz, her ne kadar Hazret-i Hasan efendimizin ağabeyisinin halifelikten feragat etmesini kabullenmese dahi susuyor, seslenmiyor. O da Medîne-i münevvere de hayatını devam ettiriyor. Ta ki ne zamana kadar Muaviyye yaşlanınca yerine oğlu yezide atıyor ve bütün herkesin yezide biat etmesini istiyor. Herkesin yezide biat etmesini isterken en önemli kendisine muhalefet edecek. Bu noktada hilafete en yakın ve insanların teveccühünü kazanacak olan en büyük rakibi Hazret-i Hüseyin efendimiz. Ve Hazret-i Hüseyin efendimiz’e bu tip baskılar başlayınca da olaylar manzumesi başlıyor. Tabi harici kaynaklar, şia kaynakları, rahafizlik kaynakları, ne bileyim mürci kaynakları, bu tip böyle belli mezhebi ve meşhebe tabi olan kaynaklarda bu olaylar farklı pencerelerden bakılıp farklı yorumlanabilir, yorumlanmış da.

Fakat bu son zamanlarda bunlar tekrar ısıtılmaya başlandı. Birkaç tırnak içerisinde selefi vahabi tabanlı konuşmacılar, gazeteciler, yazarlar, hocalar adına ne derseniz deyin. Bunlar böyle inceden inceden bir yeniden bu meseleleri ısıtıp Sanki Hazret-i Hüseyin efendimiz mevcut sistemi devirmek için kalkışmış gibi bir hava oluşturuyorlar. şunu demeye getiriyorlar, Hazret-i Hüseyin efendimiz ve yanındakiler bayi sistemindeydi. Bayi olunca onların öldürülmesi haktı. Hazret-i Hüseyin efendimiz ve yanında şehit olanların hepsinde kafir hükmüne koymaya çalışıyorlar. Bunu özellikle birkaç tane böyle Mısırlı, Suudlu kimselerden bunu böyle Allâh razı olsun. Onlar da kim çalışma yaptıysa alt yazılı bir şekilde böyle konuşmalarını dinledim.

Birkaç makale okudum, Türkçeye çevrilmiş. Bunlara baktığımda meseleyi böyle ben öyle anladım, ben kendi anladığımı aktarayım. siz eğer ki Suud Krallığına, Ürdün Krallığına veya Mısır sistemine başkaldırırsanız bu sistemle alakalı bir mücadeleye girişirseniz küfür ehli olursunuz ve öldürülmeniz hak olur. Meseleyi buraya bağlıyorlar. Özellikle tekrar tekrar bu geçmiş bayağı oldu bunları böyle birkaç ay üzerinde durdum. Geriye dönüp dinliyorum onları veyahut da bir daha okuyorum bir hata yapmayayım diye. Özellikle bu son dönemde bu böyle Selefi, Vahabi, Suud çizgisinde bu desteklenir hale gelmiş. Ve kendi sistemleri bozulmasın, kendi düzenleri bozulmasın diye özellikle bu konu işleniyor. Ve özellikle İslam dünyasında komple İslam dünyasında Müslümanların başlarında bulunan mevcut sistemleri kabullenilmesini Ve bu mevcut sistemlerin hoşuna gitmeyecek hareketler yapılmamasını böyle şeyler olursa bayi hükmünde, kafir hükmünde olacakları ve küfre düşeceklerine dair böyle bir oluşum var.

Bu bütün İslam ülkelerinin ve normalde bütün dünya üzerindeki Müslümanların üzerinde bunun bilinçli bir şekilde işlendiğini gördüm. Ve bu böyle bilinçli bir şekilde işlendiğini görünce bu akşamki sohbeti ana hat olarak, Evet ben olayları çok uzun bir baktım bugün uzun olmuş biraz sohbet, sonradan gördüm onu. Ama ben bu konuda direkt mesela Asım Köksel’in İslam tarihinden olsun diğer tarihçilerden yorumsuz olarak pasajlar aldım. bu yorumsuz pasajlar aldım, olay ne? Bunun normalde Şia kaynaklarına da bakabilirsiniz, başka kaynaklara da bakabilirsiniz. Aynı olayı normalde anlatıldığını göreceksiniz. Burada böyle Şia kaynağı veya Sünni kaynak veya şu kaynak, bu kaynak diye çok belirtmek istemiyorum.

Ama velakin belirtmek istemeyişimin sebebi de şu, İslam dünyasında derinlemesine bir bölünme var.


Ümmet İçindeki Bölünmeler ve Sosyal Eleştiri — Mü’minin Tarafsız Olamayacağı Mevzular

O bölünmeye de ben bir çanak tutmak, o bölünmeye de ben böyle tabiri caizse benzin taşımak istemiyorum. لَا الَّهِ الَّهِ الَّهُ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّهُ diye Müslümandır. Allâh’ın kitabı Kur’ân’ı Allâh’ın kitabı olarak beyan ediyorsa, Hz. Muhammed Mustafa’nın peygamberlerini kabul ediyorsa, Hazret-i Ebû Bekir Ömer Osman Ali’r raddellahu anh hazretlerini, hilafetlerini kabul ediyorsa, benim için ortak nokta budur, meselem bitmiştir. O yüzden bu akşamki sohbet biraz size teknik gelebilir, hakkınızı helal edin baştan. Ama böyle maddellendirmedim ama pasaj pasaj olaylar manzumesini kısa kısa anlatmaya çalışacağım ki, ehlibeytin üzerinden onlar böyle küfre düştüler veyahut da onlar bahi hükmündedir.

Noktasını daha, onların dediği noktayı daha iyi anlayabilirim, çözebilirim diye. Âl-i İmran âyet 61. Kim sana ilim geldikten sonra seninle onun hakkında mücadele ederse ona şöyle de, gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra yalvaralım da yalancılarının üzerine Allâh’ın lanetini dileyelim. Bu âyet-i kerîme indiği zaman Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, Hazreti Ali efendimizi, Hazreti Fatıma annemizi, Hasan ile Hüseyin’i çağırdı ve şöyle dedi, Allâh’ım bunlar benim ehlim ailemdir. Müslüman ve Tirmizî de geçiyor hadîs-i şerîf son üç itibarına. Necranlı Hristiyanlar gelirler, Necranlı Hristiyanlar bugün için Sudanlılar.

Necranlı Hristiyanlar gelirler bir devlet başkanı, onların Hristiyan liderleri, bir de normalde papaz gibi öyle söyleyeyim, 14 kişilik bir kurul gibi bir kurulları var tabi kalabalıklar. Bunlar din tartışmaya gelirler, en sonunda Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, bunlar İsa’nın oğlu olduğunu iddia ederler. Cenâb-ı Hak da İsa aleyhisselamın peygamber olduğunu, Allâh’ın doğurulmadığını, doğrulmadığını, İsa’a oğlu olmadığını söyler. Mesela böyle zıtlaşma inatlaşma ile giderken lanetleşme ayetini iner. Bu sefer Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bunu böyle anlatırım. Yine aynı olay çünkü bu böyle bir rüzgarlı soğuk bir Medîne sabahıdır. Göz gözü görmez toz duman içindedir.

Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de rahatsızdır, hastadır. Zaten bir müddet sonra vefat ediyor bu hadiseden sonra. Çıkar bu yaklaşık çünkü hicriyetin 9. yılında filan. Herkes sahâbe sabaha kadar dua eder ehlibeyt ben olayım diye. Eşleri dahil buna. onlar da ehlibeyt biz olalım bu konuda diye. Tabi sabah olduğunda Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, Hazreti Ali efendimizin kızı Fatıma’yı Hasan ile Hüseyin’i alır meydana çıkar tabiri caizse. Bunların aynı zamanda da Aba Ashabı da denir. Büyük bir abası vardır. Malum o böyle sıkıntılı, hüzünlü günlerinde giydiği siyah bir abası. Onu alır böyle kendisi böyle ortada durur. Tam arkasına Hazreti Fatıma annemizi koyar.

Onun arkasına da Hazreti Ali efendimizi koyar. Sağına Hazreti Hasan’ı alır. Soluna da Hazreti Hüseyin efendimizi alır. Fatma annemizin sağına soluna. Orta yere çıkar Aba’nın altında. Böyle dua eder Cenab-ı Hakk’a da der ki benim ehlibeytim bunlardır der. Tabi bu samimiyeti gören Nejran’ın ileri gelenleri derler ki bu davasında samimi. Biz lanetleşmeye çıkarsak eğer o hak ise bizim soyumuz kurur, hiçbir şeyimiz kalmaz derler ve lanetleşmeye çıkmazlar geri dönerler oradan. bu hadisede Cenâb-ı Hak Hazret-i Peygamber’i sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ehlibeytini orta yere çıkarır. Tabi başka bir âyet-i kerimede de Allâh senin ehlibeytini affetmek, temizlemek ister diye başka bir âyet-i kerîme daha var. ehlibeyt müessesesi, sonradan müessese haline gelir.

Ehlibeyt hadisesinin başlangıcı budur. Tabi sonra Hasan ile Hüseyin’in Hazreti Fatıma’nın ve Hazreti Ali Efendimiz’in ehlibeytliği tasdik olmuş olur. Tabi başka hadiseler de var ehlibeytimdir dediği sahâbeler var. Onlar da normalde ama ashabı abadan değil onlar. Biz şimdi Hazreti Hüseyin Efendimiz’in üzerinde yoğunlaşacağımız için biz konumuzda sabit kalalım. Ve Hazret-i Peygamber’i sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri Hasan ile Hüseyin Efendimiz için Allâh’ım ben bu ikisini seviyorum, sen de sev diye dua eder. Buhârî Müslüm ve Tirmizî de yine Tirmizî de Hasan ile Hüseyin Cennet Gençlerinin Efendileridir der. Yine Tirmizî de Hüseyin bendendir ben de Hüseyin’denim. Hüseyin’i seveni Allâh sever, Hüseyin torunlardan torundur buyurur.

Yine Ebû Dâvûd da İbn-i Macide Tirmizî de geçiyor hadîs-i şerîf. Ey insanlar size iki şey bırakıyorum bu veda hutbesinden alınma. Onlara uyarsanız asla sapıtmazsınız. Allâh’ın kitabı ve ehlibeytimdir der. Bunları böyle sıraladım ki Hazret-i Peygamber’i sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri Hasan ile Hüseyin efendimizi sevmiş, onlara muhabbet beslemiş ve bu manada onları övücü, ümmet edici sözler kullanmış. Onlara kıymet vermiş hatta meşhurdur hutbe irade ederken Hasan ile Hüseyin mescide girmiş, inmiş hutbeden onları sevmiş. Demiş ki bir de âyet-i kerîme okumuş mal ve evlatlar dünya süsüdür sizin diye. Bunu da söylemiş ve hatta bir gün Cebrâîl aleyhisselâm ile görüşme yapacağı zaman Ümmü Seleme annemize diyor ki kapıda dur, kimseye katma içeri diyor.

Ama Hasan ile Hüseyin dalıyorlar içeri o da onları durduramıyor. Durdurmuyor. Birisi bir dizine, birisi bir dizine oturuyor ve rivayet edilir birisinin dudandan öptüğünü, birisinin boynundan öptüğünü. Bu sefer de Cebrâîl aleyhisselâm der, Hasan-ı İt-Tahsin için zehirlenerekten öldürülecek, öbür gün de boynu kesilerekten şehit olacak der. Bunu Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yüzüne söyler Cebrâîl aleyhisselâm ve o malum olay Kerbela’da tecelli eder. Tabi ondan önce Hazret-i Hasan efendimiz zehirlenir. Zehirlenir muaviye’nin hediye olarak gönderdiği bir cariyedir. Muaviye Hazret-i Hasan efendimiz’e hediye olarak bir cariye gönderir ve o cariye Hazret-i Hasan efendimiz’i zehirler.

Sorarlar niçin zehirlediğini. Kıskandığımdan zehirledim der. Benden sonra bir başka bir kadına gitmesin diye der. O cariyedir. Cariye normal nikahlı eşi değildir. Nikahlı eşi olmamasına rağmen onu zehirler. Şimdi bunu emevi tarihçileri veya günün bu vakaya şahit olanlar muaviye’nin baskısı altında bu olayı çok fazla irdelemezler. Çünkü muaviye kendi saltanatını sağlamlaştırmak için ne kadar muhalif kimse var ise hepsinin üzerinde aşırı derecede baskı politikası uygulayan, parayla satın alınabilecek olanları, parayla satın alan, makamla satın alınacak olanları makamla satın alan bir idarecedir. Devlet idaresi açısından Hz. Ebu Bakür Ömer Osman Ali Radıyallâhu Anh Hazretlerinin çizgisini takip etmeyen, dikkat edin, ahşerî mübeşşerenin çizgisini takip etmeyen bir devlet başkanıdır.

Böyle olunca muhalifleri sindirme, muhalifleri hatta yok etme, muhaliflerin üzerinde aşırı derecede her türlü entrika ve oyunu yapabilecek kapasitededir. Bir kısım hatta sahabeleri dahi para vererekten kendi safına alabilecek yapıda bir kimsedir. Tabii muaveye yaşlanır, yaşlanınca da henüz daha sağlığında hem saraydaki askerlerin ve bürokratların, emri altındaki valilerin, bürokratların ve askerlerin yezide biat etmelerini emreder. Ve emrinin altındaki bütün herkes yezide biat eder. Tabii önemli olan, o güne kadar hiç sesi soluğu çıkmayan ama bütün Müslümanların teveccühünü kazanmış, bu manada Müslümanların sevgisini kazanmış en önemli muhalif Hazret-i Hüseyin Efendimiz’dir. Hazret-i Hasan Efendimiz vefat etmezden önce Hazret-i Hüseyin Efendimiz’e bu minval üzerinde vasiyetler eder, sözler söyler.


Hz. Osman Efendimiz’in Şehâdeti (35H/656M): Çapulcuların Devlet Başkanını Şehîd Etmesi

Ben şimdi oradan önce notlarıma döneyim, öyle gideyim. Malum olay Kerbelada. Kerbelada Bağdat’ın 100 kilometreye yakın güneybatısında, Küfe’ye 70 kilometrede bulunan Fırat Nehri’nin kenarında bir bölge. Ve tarih boyunca da bu vaka Kerbela vakası olarak nitelendirilmiş. Fırat Nehri’ne uzak değil ama tam böyle çöl, çölün Fırat’ın çölden geçiyor, böyle Fırat Nehri’ne uzak değil hatta kıyı olarak da Fırat Nehri’ne kıyı bir yer. Ve Hazret-i Hüseyin Efendimiz babasının halifeliği sırasında, Hazret-i Ali Efendimiz’in halifeliği sırasında o da Küfe’ye gider, Küfe’ye yerleşir. Hazret-i Ali Efendimiz’in bütün gazalarına, bütün cihatlarına katılır ve Hazret-i Ali Efendimiz vefat ettikten sonra Hazret-i Hasan Efendimiz’in 6 aylık bir halifeliği vardır.

Oradaki küfeli Müslümanlar, Hazret-i Hasan Efendimiz’e biat ederler. Muaviye, askerlerini zaten Muaviye’de, Hazret-i Ali Efendimiz’in zamanında da kendince hilafetini ilan eder, devlet başkanı statusundadır. Böylece Hazret-i Hasan Efendimiz de Muaviye ile anlaşır ve anlaşma noktasında Hazret-i Hüseyin Efendimiz her ne kadar bu anlaşmaya itiraz etse de şerhte koysa, Hazret-i Hasan Efendimiz halifedir. Halife biat etme noktasında Hazret-i Hasan Efendimiz’in bu barışını kabul eder ve Küfe’den Hazret-i Hasan Efendimiz’le beraber Medîne’ye göç ederler. Ve Hazret-i Hasan Efendimiz hilafet noktasında ehli beyt’e kalamayacağını, hilafetin kalmayacağını, bu benim kendi öngörüm. Kalmayacağını öngörmüş bir ferasete, bir ilmin ledirine sahip bir kimsedir.

Öyle olunca normalde bunu çünkü bir yine tarihi bir kitapta Hazret-i Hüseyin Efendimiz’e olan tavsiyelerinden çıkardığım bir sonuç. Ona böyle tavsiye ediyor çünkü öyle tavsiye edince ve ehli beyt’in bu noktada devlet idare ederse, devlet idaresine girerse, o nübüvvet hareketini peygamberi hareketi yerli yerine tam manasıyla oluşturamayacaklarını, insanlara Kur’ân ve sünnet noktasında hizmet edemeyeceklerini anlar Hazret-i Hasan Efendimiz. Ve böylece emevi’lerle barış yapar. Bu barışın icdahını Hazret-i Hüseyin Efendimiz’e yapar. Ki böyle bir hareketin içerisine onun girmesini bir nevze önlemek istediğine inanıyorum. Çünkü sonu gören bir kimse baştan tedbirini alır. Takdiri değiştirir mi bu değiştirmez.

Ve bu anlaşmadan dolayı Hazret-i Hüseyin Efendimiz Medîne’yi münevvere de hayatını devam ettirir. Hazret-i Hasan Efendimiz’in vefatından sonra da Yezid bu manada Muaviye henüz daha sağdır ve Muaviye bu noktada az önce dediğim gibi Yezid’e bir adını herkesin gerçekleştirmesi için baskı yapar. Ve zaman zaman Hazret-i Hasan Efendimiz vefat edince bir kısım Müslümanlar Hazret-i Hüseyin Efendimiz’e gelerekten hem babası Hazret-i Ali Efendimiz’in intikamını alması için hem de abisi Hazret-i Hasan Efendimiz’in intikamını alması için Hazret-i Hüseyin Efendimiz’e gelirler konuşurlar mektuplar gönderirler. Burası neden önemli? insanlar hem Muaviye’nin hem de Yezid’in yönetiminden rahatsızlar ama bir lider arıyorlar.

O lider kendilerince Hazret-i Hüseyin Efendimiz ve Hazret-i Hüseyin Efendimiz’e bu noktada ona tabiri caizse baskı yapıyorlar. Muaviye’nin sağlığında Hazret-i Hüseyin Efendimiz’in hiçbir hareketi yok, hiçbir davranışı yok. Ve Hazret-i Hasan Efendimiz vefat ettikten sonra da Muaviye özellikle Hazret-i Hüseyin Efendimiz’e mektup gönderiyor. Diyor ki sakın ha böyle hilafet makamı için bir hareket etme, herhangi bir şey yapma. Hazret-i Ali Efendimiz de Muaviye’ye fitne çıkarmayacağına hatta dine veri tarihçinin sayfa 224 ve 225 oradan küçük bir alıntı yaptım. Muaviye Hazret-i Hüseyin’e fitne çıkarmaması için tavsiyelerde bulunmuş. O da cevab-i mektupta yazılı çünkü bu mektup var. Seninle savaşmak ve sana karşı çıkmak niyetinde değilim demiştir.

Şimdi bunları böyle not olarak almamın sebebi şu, Şia kaynaklarda farklı şeyler söyleniyor. böyle burada Hazret-i Hüseyin Efendimiz sonuçta Muaviye’nin hilafetini abisi Hazret-i Hasan kabul edince o da kabul ediyor. Ve bu biattan, bu anlaşmadan geri dönmüyor. Çünkü çok âyet-i kerîme ve hadîs-i şeriflerde biatından geri dönmek, biatı çözmek, anlaşmadan geri dönmek çünkü büyük günahı kebalilerden birisi. Ve Hazret-i Hüseyin Efendimiz abisinin biatını bozmuyor hiç. Muaviye’ye olan biatlaşmada bir sıkıntı çıkarmıyor. Ama Muaviye’ye karşı takınmış olduğu bu nötr tavır, bir müddet sonra yavaş yavaş bozmak demeyeyim de soğumaya başlıyor. Ne zaman ki Muaviye kendi sağlığında oğlu Yezid’e biat edilmesini isteyince birçok Müslümanın rahatsız olduğu gibi Hazret-i Hüseyin Efendimiz de rahatsız oluyor. bu çünkü kabul edilebilir bir şey değil.

Ve Muaviye öldükten sonra halifelik makamına oğlu Yezid çıkıyor. Ve daha öncesinden Yezid’i normalde öne sürdü. Yezid’in hilafetliğini herkesin kabul etmesini istiyor. Bir rivayet var. Bunun kaynağını normalde net olarak bulamadım. Bunun da altını çizeyim. Söylenmiştir, söylenmemiştir bir şey diyemem ama birkaç yerde buna rastladım. O yüzden onu da buraya aldım. bir kaynakta değil üç dört kaynakta bu var. Ama şu eserde diye bunu bulamadım. Burası çünkü bu meselenin hemen hemen can damar noktası. Ey oğlum, Yezid’e söylüyor bunu. Ey oğlum senin için her türlü imkanı hazırladım. Düşmanlarını zelil kılarak sana boyun eğdirdim. Kurduğum bu düzende dört kişi hariç kimsenin seninle mücadele etmesinden korkmuyorum.

Seninle mücadele etme ihtimali bulunan kişiler dikkat edin buraya. Ali’nin oğlu Hüseyin, Ömer’in oğlu Abdullah, Zübeyir’in oğlu Abdullah ve Ebu Bekir’in oğlu Abdurrahman’dır. Dört kişi var. Seninle diyor mücadele edecek, seninle hilafet noktasında veyahut da dini noktada seninle hilafet edecek tartışacak dört kişi. Ali’nin oğlu Hüseyin, Ömer’in oğlu Abdullah, meşhur Abdullah var ya hep böyle ben ondan çok hadîs naklederim. Fakih bir kimsedir. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kayınçosu zaten. Zübeyir’in oğlu Abdullah, malum Zübeyir ilk Müslümanlardan ve çok cengaver bir kimse ve Ebu Bekir’in oğlu Abdurrahman’dır. Bu da Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz’in bir oğlan var Abdullah bir de Abdurrahman var.

Bu Abdurrahman, Naha Şahin, Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz’in oğlu Abdullah alim, o ilk Kur’ân’ı tefsir eden, tefsirci bir kimse. Ama Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz’in oğlu Abdurrahman ise daha böyle sert yapıya sahip. Bu konunun belki de en önemli can alıcı, aydınlatıcı bir yeri. Çünkü Muaviyye, oğlunun halifeliği için bütün zemini hazırlıyor. Aslında bu hazırlık ta Hazret-i Osman Efendimiz’in zamanından başlıyor. Malum Hazret-i Osman Efendimiz’in şehadeti zamanında Şam’dan 5000 kişilik asker geliyor Medîne-i Münevvere’ye. Bu 5000 kişilik asker Mısır’dan gelen 3-5 bin kişilik çapulculara karşı değil. Malum Mısır’dan gelen Abdurrahman bin Af’ın, Af mıdır? As mıdır şimdi tam toparlayamadım. Mısır valisi, Mısır valisinin o zaman için Muaviyenin en yakın arkadaşı Abdurrahman bin As olması lazım.

O tabi aynı zamanda sonra da hakem olarak Muaviyenin hakemi seçiliyor. Ve oyuna getiriyorlar Hazret-i Ali Efendimiz’in hakemini. Diyor ki ikisi de anlaşıyorlar. Diyorlar ki biz iki halifeliyi de fes edelim. Üçüncü bir şahıs çıksın çıkaralım. Üçüncü bir şahıs çıkararak onu halife yapalım diyor. İkisi anlaşıyorlar. Hazret-i Ali Efendimiz’in hakemi çıkıyor topluluğa. Diyor ki bu yüzüğü çıkardığım gibi Hazret-i Ali Efendimiz’in halifeliğini aldım diyor. İki hakem anlaşmışlar. İkisi de böyle açıklama yapacaklar. Muaviyenin hakemi diyor ki bu yüzüğü parmağıma taktığım gibi Muaviyenin hilafetini de ilan ediyorum diyor. Oyuna getiriyorlar onu. aynı Muaviyye Medîne-i Münevvere dışına beş bin kişilik asker gönderiyor.

Ve diyor ki benden haber bekleyin. Sakın bir olaya karışmayın. Benden haber bekleyin. Beş bin kişi Medîne-i Münevvere’nin dışında bekliyor. Mısır’dan gelen üç beş bin kişilik çapulcular Hz.


Hz. Osman Sonrası Fitne Dönemi: Halkın Gönlü Hz. Hüseyn’le, Kılıçları Yezîd ile

Osman Efendimiz’in devlet başkanlığını ve evini muasara altına alıyorlar. Özür dilerim. Devlet başkanlığını, binasını muasara altına alıyorlar. Giriş çıkış yasak. İçeriyecek içecek girmesi çıkması yasak. Hazret-i Ali Efendimiz, Hazret-i Hasan ve Hüseyin’le ona her gün o üç beş bin kişilik çapulcular ordusunun arasından geçerekten, ona her gün yiyecek içecek ve su götürüyorlar. Ve ne zaman ki Hazret-i Osman Efendimiz şehit oluyor, şehit olduktan sonra Muaviyye o beş bin askeri Medîne’nin dışından tekrar Şam’a çağırıyor. Ve o beş bin asker Hazret-i Osman Efendimiz’in şehitlerini seyrediyor. Bunları niçin anlatıyorum? İslam dünyasında ayrılıkların, İslam dünyasında fitnelerin başlamasıdır bu. Fitnelerin başlaması.

Ve böylece aynı Muaviyye, oğlu Yezid’e diyor ki, Ne kadar muhalefin var ise senin hilafetine kim karşı çıkacaksa hepsini zelil ettim, hepsini yerle yeksan ettim. Ama dört kişi var ki bunlar tehlikeli. Bunlar kim? Ali’nin oğlu Hüseyin, Ömer’in oğlu Abdullah, Zübeyir’in oğlu Abdullah, Ebu Bekir’in oğlu Abdurrahman. Ve normalde tabii vefat ediyor. Hazret-i Ali Efendimiz, Yezid’in hilafetine karşı çıkmasının en önemli noktası şu, diyor ki, bu babadan oğula devlet başkanının geçmesi, dikkat edin buraya, bu Bizanslıların usulü ve kaidesidir. Bizanslıların, bu Farisilerin usul ve kaidesidir. Bu Türklerin usul ve kaidesidir, babadan oğula geçme. Bu esnada henüz daha Türkler İslam değil, dikkat edin buraya.

Türklerin İslam olması Kerveladan yaklaşık 200-250 yıl sonradır. Türkler Kervelada olayında herhangi bir taraf değiller. Çünkü henüz daha Müslüman değiller, toplu olarak, devlet olarak. Ama Hazret-i Ali Efendimiz, buraya da bir not düşelim, muasara altına alınınca, hatta alınmazdan önce defalarca haber gönderiyor. Diyor ki, bırakın bizi, biz dayılarımız olan Türklere gidelim. Bu söz çok önemli. Bırakın, biz dayılarımızın memleketine gidelim. Dayılarımızın. Yani, Hz. Resûlullâh’ın eşi, Hazret-i Peygamber’in babasının eşi, Türk. Siz de şimdi ırkçılık gibi gelecek. Değil. Böyle diyeceksiniz ki, sen zaten Adem’i böyle Türk yaptın, ne olacak ki burası diyeceksiniz. Değil, böyle değil. Çünkü dayılırım diyor orada.

Çünkü Hazret-i Peygamber’in annesi Türk. E İbrahim de, İbrahim’in babası da Türk zaten. Şimdi toparlıyorum. Hazret-i Ali Efendimiz, mesela Hazret-i Hüseyin Efendimiz’e, burada not aldım aslında, bazıları Yemen’e gitmesini istiyor. Diyor ki, Yemen’e git. Kabul etmiyorum. Medîne’ye dön. Kabul etmiyor. Kabul etmeyişinin altında şu var. Medîne’ye gitse de, Yezid’in valisi orada. Mekke’ye gitse, o zaman için Mekke valisi, Yezide henüz daha biat etmiyor. Sonradan zaten Yezid, malum Mekke’ye de saldırıyor. Yani, yerle yeksân ediyorlar Mekke’yi, talan ediyorlar Yezid’in askerleri. Yezid’in askerleri Mekke’yi de talan ediyor. Hazret-i Hüseyin Efendimiz güvenli bölge olarak, Türkiye belgelerini söylüyor.

Diyor ki, bırakın, biz oraya gidelim. Tabi kabul etmiyorlar. Şimdi, Hazret-i Hüseyin Efendimiz sonuç itibariyle küfeye gitmeye karar veriyor. Küfeye gitmeye karar vermesine sebep de, küfeliler buna mektuplar gönderiyorlar. İnsanlar gönderiyorlar. Gel, küfede seni bekleyen bir toplum var, hepsi de sana biat edecekler. Biz bu Muaviye ve oğlu Yezid’in zulmünden, bunların normalde Kuran ve Sünnet davranışlarından bıktık gibisinden. Ve normalde tabi o zaman için Kuran-Sünnet’e göre devlet başkanının seçimi şuura alması lazım. Ehliyet olması lazım. Liyakat olması lazım. Kuran ve Sünnet seniye de sımsıkı yapışmış olması lazım. Bir İslam devlet başkanının. Yezid o zaman için söylenen ayyuka çıkmış durum ve davranışlar var.

Sarayda içki alemleri yaptı. Sarayda hatun karı kız işlerinin oldu. İnsanların mallarına haksız olarak gasp edildi. İnsanların canlarına kıyıldığına dair rivayetler çok. Bir de İslam devlet başkanının Kuran ve Sünnet dairesinde olması ve Kuran ve Sünnet dairesinde seçilmesi gerekiyor. Atanma ile. Böyle değil yani. Devlet başkanı olacaksa şuura seçecek onu. Çünkü Hz. Öbebek’ir Ömer Osman Ali şuura seçimi ile oldu. Hazret-i Hasan Efendimiz o zaman için şuura seçimi ve hemen halkın biatlaşmasıyla oldu. Bir baskı söz konusu değil, bir zorbalık söz konusu değil. Neyse bu sefer Hazret-i Hüseyin Efendimiz küfeye gitmeye karar verdi. Amır bir Abdurrahman bin Haris kendisine şöyle diyor. Duyduğuma göre Irak’a gidiyormuşsun.

Ben şahsen halifenin valisi, memurları ve hazinelerinin bulunduğu bir şehre gitmeni senin için mahsullu görüyorum. Bugün insanlar paraya tapar hale gelmişlerdir. Sana yardım edeceğini vaat edenlerin seni öldürmesinden korkarım. Bakın daha henüz İslam 50 yaşında diyor ki bugün insanlar paraya tapar hale gelmiştir. Nasıl bugünümüzde anlatıyor öyle değil mi? Bugün diyor insanlar paraya tapar hale gelmiştir. İnsanlar güce tapar hale gelmiş. Para insanların ilahı olmuş. Güç insanların ilahı olmuş. Ben bunları böyle küçük küçük not aldım ki bu günü de çağrıştırsın diye. Hazreti Hüseyin radıyallâhu anh hazretleri Amr’a teşekkür etmekle yetindi. Daha sonra İbn Abbâs geldi. Abbas’ın oğlu Abdullah. Halk senin Irak’a gideceğini söylüyor.

Bana ne yaptın açıklar mısın dedi. Hüseyin şu bir iki gün içinde gideceğim diye cevap verdi. İbn Abbâs sözünü şöyle sürdürdü. Allâh böyle bir şey yaptırmasın bana söyler misin? Sen başlarındaki valiyi öldürmüş memleketlerine sahip olmuş ve düşmanını kovmuş bir millete mi gidiyorsun? Eğer böyle bir şey yapmadıklarına inanıyorsan git. Yok eğer savaşa çağırıyorlarsa seni aldatmalarından cahip sana karşı çıkarak yalnız bırakmalarını yap. Hatta sana karşı ayaklanarak en fena kötülüğü işlemelerinden korkarım. Demek ki küfe halkı ne yaparmış? Dostken düşman olurlarmış. Sendenmiş gibi görünüp ama sana olmadık zamanda sırtına çevirirmiş. Ümmet-i Muhammed’in en büyük dertlerinden birisi bu. Ümmet hala da bizdenmiş gibi görünenler tarafından aldatılıyor.

Hala da ümmet sanki bizim yanımızdaymış gibi görünen siyasetçi, bürokrat, ilim adamı, dini anlamda bir makam sahibi kimseler tarafından aldatılıyor. İslâm’ın 50. yılında böyle olduğu gibi İslâm’ın 1400 yılında da değişen bir şey yok. Acı olan bu. Hazreti Hüseyin Efendimiz düşünelim bakalım ne olacak diye karşılık verdi. O gün gidip ertesi gün yine gelen İbn-i Abbas şöyle diyordu. Amcaoğlu, kendimi sabretmeye zorluyorum ama sabredemiyorum. Eğer düşündüğünü yaparsan başına bir felaket gelmesinden korkuyorum. Altını çizerek bunu dinleyin. Iraklılar dönek insanlardır. Onlara sakın yaklaşma. Burada kal. Sen Hicazlıların efendisisin. Eğer Iraklılar sana yazdıkları gibi gerçekten seni istiyorlarsa sen de onlara yaz.

Önce memleketlerinden valilerini ve düşmanlarını çıkarsınlar. Ondan sonra git. Şayet illa topluluklar var. Şayet illa gitmek istiyorsan Yemen’e git. Orada farklı topluluklar var. Yemen geniş bir yerdir. Ayrıca orada babanın taraftarları da vardır. Bir tarafa çekilir, mektuplar yazar, halka gönderir. Elçi ve propaganda’cılarını yayarsın. O zaman belki istediğin ortam doğabilir dedi. Hazreti Hüseyin Efendimiz bunlara da yanaşmadı. İbn Abbâs şöyle dedi. Şayet gitmekten vazgeçmiyorsan kadın ve çocuklarının göz önünde şehit edilmeninden korkarım. Hazreti Abbas’ın bu sözleri Hazreti Hüseyin Efendimiz’e hiç tesir etmedi. Daha sonra hanım ve çocuklarını alarak yola çıktı. Yolda şair ferazdakla karşılaştı.

Geldiği tarafta halkın ne durumda olduğunu sordu. Ferazdak şu cevabı verdi. Halkın gönlü senin yanında ama kılıçları emevileri destekliyor. Kader gökten geliyor, Allâh ise dilediğini yapıyor. Tabi şairler malum şiirsel konuşurlar, bunun da şiirsel söylemiş. bir kısım şiir ve şair düşmanları var ya şimdi İslam dünyasında. Onlara da cevap olsun.


Yezîd’in Hz. Hüseyn’den Bey’at İstemesi (60H/680M) — Hz. Hüseyn’in Reddi ve Kerbelâ’ya Yolculuk

Ne diyor? Halkın gönlü senin yanında kılıçları ama emevileri destekliyor. Bu Adem’den itibaren bütün insanları, bütün toplulukları bozan, ifsad eden, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, askeri, siyaset anlamında büyük bir hastalıktır. Büyük bir hastalıktır bu. Halkın gönlü senden yana, kılıcı başkasından yana. Biz böyle severiz, muhabbet besleriz ama zorayınca terk ederiz. Zorluğu gördüğümüzde biz o sevdiğimiz, muhabbet beslediğimiz, uğruna her şeyi feda ederiz dediğimiz kimseyi orta yerde yapayalnız bırakıveriz. Güce teslim oluruz. O teslim olanlar da kendilerince maslahata uyduklarını, yapabilecek bir şeylerin olmadığını, mecbur kaldıklarını söylerler. Bu böyle tarih boyunca topluluklar bu maslahata uyma veyahuta güce tapınma veyahuta kılıçtan korkma neticesinde davalarını satarlar.

Hak davasını satar. Bize hep din olarak böyle bir şey söyleyemezsiniz ki, hak davasını satar. Bize hep din olarak böyle bize bunları anlatırız. Kadına bozulma, paraya bozulma, makama bozulma. Biraz size abes gelecek şimdi. Kadına bozul ya. Kadına bozul. Davanı satma. Ye ya ye. Davanı satma. Davanı satma. Bize bunu öğretmezler. Biz maslahata uyarız. Biz deriz ki Müslümanlar olarak. Bakın Müslümanlar, bu Hazret-i Hüseyin Efendimiz’in zamanından itibaren Ümmet-i Muhammed’in içerisinde bu mikrop, bu hastalık, bu böyle omurgasızlık, bu çizgisizlik, bu istikametsizlik bizim içimizde devam eder. En Müslümanımız dahi maslahatçi olur çıkar. En Müslümanımız dahi ne yapalım? Söyleyecek bir sözümüz yok der çıkar.

Fıkıhçılarımız imam-ı azam gibi göze alamaz şehit olmayı. Fıkıhçılarımız imamı şafi gibi göze alamaz mücadele etmeyi. İmamlarımız imam maliki gibi şehit olmayı göze alamaz. İmamlarımız, fıkıhçılarımız imamı hanbel gibi göze alamaz mücadele etmeyi. Bakın dört büyük mezhep imamının, dört büyük mezhep imamı maslahat ile mücadele etmiştir. Sistem ile mücadele etmiştir. Kur’ân ve sünnet-i seniyenin dışındaki maslahat sistem adına ne derseniz deyin, onunla mücadele etmiştir. imam-ı azamı, imam-ı azamı şehit eden emevilerden sonra gelen abbâsilerdir. emevilere karşı çıkmıştır, emevilerle mücadele etmiştir, yaka paça olmuştur, emevilerin yıkılması için fetvayı da vermiştir, fetvayı da vermiştir. Yerine abbâsiler geçmiştir ve abbâsilere de, normalde abbâsiler gelirler ona derler ki gel sen baş kadı ol.

Görevi kabul etmemiştir, hapsatılmıştır, işkence görmüştür ve sonunda o işkencenin sonunda şehit olmuştur. Talebesi imam-ı malik abbâs-ı sultanı Mansur’un işkencesine maruz kalmış ve şehit olmuştur. Neden? Çünkü Mansur’un hilâfına fetva vermiştir. Mansur’un hilâfına fetva vermiştir. Maslahata uymamıştır, güce teslim olmamıştır, güce teslim olmamıştır. Maslahat dediğimiz o hastalığa düçar olmamıştır ve Mansur’un karşısında fetva verdiği için şehit olmuştur. İyi, gelin şimdi imam-ı şâfiye. O da iktidarla geçinememiş. Ve hapis yatmıştır. Hapis yattıktan sonra taşra o günkü taşra diyebileceğimiz Mısır’a gitmiş. Mısır’da çalışmalarını yapmıştır. İmâm-ı hambele gelin. İmâm-ı hambele de memunun işkencelerine maruz kalmış ve o işkenceler neticesinde vefat etmiş şehit olmuştur.

Bu maslahat hastalığı, bu doğruyu haykıramama, doğruyu dile getirememe, doğrunun yanında olmama, hak ve hakikatin yanında durmama hastalığı Hazret-i Hüseyin Efendimiz’in şehadetininle sonuçlanmıştır. Hazret-i Hüseyin Efendimiz ne yazık ki bu maslahatçı zihniyetin aymazlığı, körlüğü, korkaklığı neticesinde yapayalnız kalmıştır. Ama Hazret-i Hüseyin Efendimiz küfeye doğru yola devam eder. O şairin dediği de onun yoldan geri döndürmez. Yolda ayrıca Abdullah bin Cafer’den dönmesi için Allâh adına ant veren bir mektupla Medîne valisi Amr bin Said’den dönmesini ve kendisini koruyacağına ihtiva eden bir başka mektup gelir. Bu iki mektupta isteği de reddeden Hazret-i Hüseyin yoluna devam ediyordu. Yolda bir ara Abdullah bin Muti ile karşılaştı.

Abdullah ant vererek içinde bulunan nazik durumu hatırlattı ve şöyle dedi. Eğer emevlilerin sahip oldukları halifeliği ele geçirmek istiyorsan seni öldürürler ve artık ondan sonra çekinecekleri hiçbir kimse kalmaz. Ne olur İslâm’ın, Kure işinin ve Arapların hatırı için bunu yapma, küfeye gitme. Emevlilerle karşılaşma der. Ama Hazret-i Hüseyin Efendimiz yoluna devam etmekten başka bir fikre yanaşmaz. Salaviyye denilen yere gelince orada Müslüm bin Akil’in öldürüldüğü haberi duyulur. Müslüm bin Akil malum amcasının oğlu. Onu gönderir daha önce küfeye söylenenler doğru mu değil diye. Yaklaşık Akil’e, orada Müslüm bin Akil’e 18.000 kişi biat ettiği söylenir. Ama Yezid mevcut valiyi değiştirip oraya zalim bir vali atar, Basra valisini atar.

Basra valisi orada ele başları valilik binasının önünde kimisini asar, kimisini dövdürür. Askerlerini komple Müslümi yakalamaları için çevirirler ve Iraklılar Müslüm’ü yalnız bırakırlar. Tabiri caizse elleri de teslim ederler. O günkü vali de şimdi aynı zamanda Hazret-i Hüseyin Efendimiz’i de şehit emrini veren vali, Yezid’in valisi, Akil’i şehit eder. Müslüm bin Akil’in öldürüldüğünde haberi duyulunca beraberinde bulunanlardan bazıları Allâh için buradan geri dönün. Ne de senin yardımcın ve taraftarın yoktur. Hatta onların sana karşı tavır almış olmalarından korkarız dediler. Müslüm’ün çocukları ileri fırlayarak şöyle dediler ya intikamımızı alırız veya babamız gibi şehit oluruz. Ama asla geri dönmeyiz.

Bunlarda yeğenler ediyor. Yine karşılaştıkları bir kimseye yeni geri dönmelerini söylüyor. Hazret-i Hüseyin Efendimiz’le berabendekiler, Yezid’in askerleriyle, bin kişilik suvari birliğiyle karşılaşıyorlar. Hazret-i Hüseyin Efendimiz’in söyledikleri var onlara karşı. Ey insanlar! Allâh da biliyor, siz de biliyorsunuz ki ben buraya sizin gönderdiğiniz mektup ve elçiler üzerine geldim. Halifeniz olmadığını benimle durumunuzun düzeleceğini yazmıştınız. Eğer bana verdiğiniz sözlerinizde duruyorsanız, şehrinize girerim. Aksi halde sözünüzü yerine getirmez ve benim gelişimden dolayı rahatsız olursanız, geldiğim yere geri dönerim. Kimseden bir ses çıkmayınca hur cevap verdi. Sizinle karşılaştığımızda bir an beklemeden sizi yakalayıp küfeye Übeydullah bin Ziyad’a götürmemizi emredildi.

Yeni küfe valisi Übeydullah bin Ziyad. Bir önce Basra valisi, Muaviyenin Basra valisi. Sonra Yezid’in Basra valisi. Bu konuda çok zalim, böyle acımasız bir kimse. Ölüm bundan daha iyidir diye söylendi Hazret-i Hüseyin Efendimiz. Adamların atlarını bilmelerini, geri döneceklerini söyledi. Fakat hur, geri dönüyorlar artık. Medîne’ye dönecekler yani. Mekke’ye dönecekler. Hur bırakmıyordu. Hazret-i Hüseyin, anan seni kaybetsin, ne istiyorsun diye çıkışınca hur şöyle cevap verdi. Senden başka biri bunu söyleseydi, kim olursa olsun aynı sözle mukabele derdim. Fakat senin annenin adını kötü sözle ağzıma alamam. Olsa olsa ben onu en güzel şekilde anarım dedi. Sonra Hazret-i Hüseyin Efendimiz’in Medîne’ye dönmesini önlemek için onu takip o başladı.

Hüseyin kuzeye doğru yönelmiş Nineve’ye ulaşmıştı ki orada İbn-i Ziyad’ın kendisiyle savaşmak üzere göndermiş olduğu Ömer bin Sa’d bin Ebu Vakkas komutasında başka bir birlikle karşılaştı. Ömer, Hüseyin’e bir elçi göndererek oralara kadar niçin geldiğini sordurdu. Hüseyin ise hem şehirleriniz bana kendilerine gelmem için mektuplar yazmışlardı. Onun için gelmiştim. Eğer şimdi istemiyorlarsa geri dönerim diye haber gönderdi. Ömer’den bu haberi bildiren mektup olan İbn-i Ziyad, şimdi pençelerimizi uzattığımız zaman mı kurtulmak istiyor? Bu zaman kurtulma zamanı değil artık şeklinde bir şiir söyledi ve Ömer’e bir mektup yazarak Hüseyin’den Yezid için biat almasını emretti.


Kerbelâ Vâkıâsı (10 Muharrem 61H/680M) ve Hz. Hüseyn’in Şehâdeti — «Bey’at Olmaz» Sırrı

Eğer Hüseyin bu teklifi kabul ederse mesele biter. Aksi halde orada bulunan tek su kaynağıyla alakalarını kes ve onları susuz bırakarak muhasara altına al dedi. Hazreti Hüseyin kendisini bıraktıkları takdirde geldiği yere döneceğini söylüyordu. Bazı kaynaklarda Hazreti Hüseyin Efendimiz’in Yezid’e biat ettiğine dair şeyler var. Bu doğru değil. Hazreti Hüseyin Efendimiz sadece Medîne’ye dönmeyi istiyor. Bana bir rivayet daha var, bırakın diyor biz dayılarımıza gidelim, Türklere gidelim. Ve böylece 10 Muharrem iki tarafta savaşa tutuşuyor. Karşınızda Irak ordusu var, iki tane ordu var, bir bin kişilik bir atlı birlik var, bir de sonradan karşılaştıkları bir ordu daha var. İkisi de amansız bir savaşa giriyor.

Ve yaklaşık bazı rivayetlerde 3000 kişi, bazı rivayetlerde 4000 kişinin olduğu Irak ordusunda değişik rivayetler var ama 2000 kişi olduğu net. Ama Hazreti Ömer Efendimiz’in toplumu 88 kişiler. Onun 72’si şehit oluyor zaten Hazreti Hüseyin Efendimiz’le beraber. Şehit olmayan Hazreti Zeynep annemiz var, Hazreti Hüseyin Efendimiz’in kızı. Hasta yatağında yatan oğlu var, böyle birkaç çocuk filan şehit olmayanlar. Tabi bu savaşta oğulları teker teker Hazreti Hüseyin Efendimiz’i korumak adına önüne geçiyorlar, sağına soluna geçiyorlar, oklara duruşar kalıyorlar, ve her seferinde bir oğlu, her seferinde bir oğlu, her seferinde bir oğlu teker teker şehit oluyorlar. Çadırlarını yakıyor Iraklılar. Kadınlara çocuklarla bir şey yapıyorlar.

Sonunda Hazreti Hüseyin Efendimiz’i, onları yazdım bugün onları yazınca kafam gitti. Bu bir vahşet. Bu İslam savaş adabında, Erkan’ında olmayan şeyler. Sonuç itibariyle şehit olan Hazreti Hüseyin Efendimiz ve oğulları, ehlibeyti. Toplam 72 ok ve kılıç darbesi var Hazreti Hüseyin Efendimiz’in üzerinde. En önemlisi Iraklının birisi arkasından iki kürek keminin arkasından mızrakla vuruyor. Ondan sonra çöküyor zaten yüzüstü. Öldüğünü şehit olduğunu bildikleri halde, düşünebiliyor musunuz? Mübarek başını kesiyorlar. Mübarek başını kestikten sonra bir çuvalın içine koyuyorlar. Ve bunu Irak ordusunun içinde bulunan askerler anlatıyor. O gün o savaşta duranlar anlatıyor bunu. Şehit olan cesetleri böyle sıralıyorlar.

Çocuklar da var içinde. Hazreti Hüseyin Efendimiz dahil hepsini çırılçıpak soyuyorlar. Ayakkabılarına varıncaya kadar. Atlarla üzerlerinden geçiyorlar. Ve mübarek başını çuvalın içerisine bağlayıp yerde sürüyorlar. Tabi o mübarek başını önce küfeye götürüyorlar, oradan Şam’a götürüyorlar. İzidin sarayına. Hazreti Zeynep annemizi ve hasta olan çocuklarını da küfeden oradan Şam’a götürüyorlar. En çok ilgimi çeken şey olmuştu. Savaşın en ateşli zamanında öğlen ezanı vakti giriyor. Hazreti Hüseyin Efendimiz namaz kılacağını söylüyor. Savaşı durduruyorlar. Her iki tarafta namaz kılıyor. Her iki tarafta öyle namaz kılıyor. Bunu normalde dilim varmıyor. O şehit olan çocuklarda dahil hatta bir tanesi 18-19 yaşında hepsinin teker teker başlarını kesmek için akbabalar gibi başlarını üşüşüyor o Irak askerleri.

Ve o şehit olmuş olan, o ehlibeytin başlarını kesmek için birbirleriyle yarışıyorlar. Hatta o 19 yaşında Aliül Ekber olması lazım. Aliül Ekber’in başını kesiyor ya, başını alıp herkes ben öldürdüm diye böyle bir sevinçe boğuluyorlar. Bu Hazreti Hüseyin Efendimiz için de oluyor. Herkes illa ki ben öldürdüm diye madalya takacaklar ya ona. Tam orada Cafer de şehit oluyor, Hazreti Hüseyin Efendimiz’in oğlu Abdullah da şehit oluyor. Asıl Kervela şehit ehlibeyt kanlarıyla kırmızıya boyanıyor. Düşünebiliyor musunuz? 72 kişinin başı kesiliyor. Akan kanı ve insanların vahşetini. Ve bunu Zeynep annemiz görüyor. Ve hasta olan oğlu görüyor. Hatta bir çocuk daha var, 3-4 yaşında. Onu da öldürmeye geliyorlar.

Zeynep bağırıyor bu sefer. O bağırınca böyle şey yapıyorlar. Bu Kervela son sohbetim benim. Bir daha Kervela sohbeti yapmak istemiyorum. Farklı şeyler yapacağım. Ehlibeyt ile alakalı değişler okuyabiliriz. Şiirler, Mersiyeler okuruz. Devam ederiz bir şey karar vermekteyim. Sonuçta bu bir vakah. İslam dünyasının bir acısı. Bu acıyı, bu vakayı bir kısmı hani unutalım gitsin tarihi bir olay niteliğinde bakıyor. Buna da gönlüm razı olmuyor. Ama aslında Kervelalar devam ediyor. Dün Bosna, Afganistan, Suriye, Irak, Yemen. İslam dünyasının her yerde kanan kıtılıyor. İslam dünyasının her yerde başına her şey geliyor. Ve İslam dünyası ne yazık ki silkelenip, toparlanıp kendine gelmiyor. Ders çıkarmıyor.

Kendince Kur’ân Sünnet tarihine sımsıkı yapışıp Kur’ân ve Sünnet iseneği yaşama ve yaşatma mücadelesinin içerisinde olmuyor.


Asım Köksal’dan Sohbetin Kaynakları — «İslâm Tarîhi» Eserinin Karabaş Sohbetlerindeki Yeri

Sohbetimin büyük bir kısmı Asım Köksal’ın, öyle değişik tarihçilerin ama büyük bir kısmı Asım Köksal’ın İslam tarihinden alınma. Onun da ismini iade etmek istiyorum. Gerçekten birçok şey toplamış bu konuda. Ama bu böyle yürek yakan insanın içini dağlayan bir acı. Benim böyle aklım mantelitem kalbim kabullenemiyor. Hazret-i Peygamber’in vehhatinden 50 yıl sonra torun ve torunlarının böyle bir vahşi bir katliama maruz kalmasını kabul etmek çok zor. bir kimsenin gözünü, makam, şan, şöhret, güç bu kadar insanı esir almamalı. Hazret-i Peygamber’in büyük küçük torunlarını katletme, şehit etme çocuk ya. Çocuk bildiğimiz çocuk. Ve Hazret-i Hüseyin Efendimiz, bunları düşündükçe insan kendince diyorsun ki insanoğlu hayvandan daha aşağı mahluk da olabilir.

Hatta namaz kılsa dahi o hayvandan daha aşağı bir mahluk olur namazı aldatmasın insanın, orucu aldatmasın. Evet. Gözünü vahşet bürüdüyse o her şeyi yapabilir. Haklarınızı helal edin. Bugün benim üzerime bir vazife verildi. Bayan Matbahtırı bu kardeşler. Kur’ân-ı Kerîm okudular. Yasin-i Şerif okudular. Dediler ki sen bağışlayıver diye. İnşallah bunu bağışlayıp sohbeti bitirelim. Subhan’ı Rabbi’l-Ali’l-A’lil-Ve-hâb. Elhamdülillahi Rabbil-Alemîn. Esselatu ve selamun aleyke ya Resûlullâh. Esselatu ve selamun aleyke ya Habibullah. Esselatu ve selamun aleyke ya Nebi’Allâh. Esselatu ve selamun aleyke ya Seyyid-e Velîn vel-Âhirîn. Elhamdülillahi Rabbil-Alemîn. Ya Rabbi okunan Kur’ân-ı Kerimlerden, okunan Yasin-i Şeriflerden, yapılan tevhid hatimlerinden, benim üzerime emanet olarak bağışlanması için okunan her şeyden doğacak olan ecdi sevabatı, evvela bizat, fahrik-i aynat, sebebi mevcudat, sevgili Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin mübarek, pâk ruhu şevklerine, Âdem aleyhisselâm’ın her ikisinin arasında gelmiş geçmiş bütün Peygamber-i Zişân efendimizin mübarek ruhu şevklerine, ashab-ı Resûlullah, ehl-i beyti Resûlullah, imâm-ı Hasan, imâm-ı Hüseyin 72 şühedâ, şehid-i kervelânın ruhlarına, imamlarımızın, pir efendilerimizin, mürşid efendilerimizin, geçmiş velilerin, geçmiş ümmet-i Muhammed’in, yaşayan velilerin, mürşid-i kâmillerini yaşayan ümmet-i Muhammed’in, bütün dervişle dervişe kardeşlerimizin ruhaniyetlerine, geçmiş bütün derviş, mürşid, mürşidan, ehli man, la ilâhe illallah, Muhammed’i Resûlullah diyenlerin ruhlarına, Tuğrik âlemizden ve akraba talikatımızdan tüm geçenlerin ruhlarına, hediye edip vâsıl ve hissedâr eyle ya Rabbi.


Kaynakça ve Referanslar

  • Hz. Osmân ez-Zinnûreyn (47H ÖNCESİ-35H/579-656M) ve Şehâdeti: Hz. Osmân b. Affân (Üçüncü Hulefâ-i Râşidîn) — Buhârî, Fedâilü’s-Sahâbe 6-7; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 27-29 (2401-2403); İbn Sa’d, Tabakât 3/53-79; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ 2/562-585; Hz. Osmân’ın şehâdeti (18 Zilhicce 35H/656M) — Taberî, Tarih 4/365-460; İbn Asâkir, Târîhu Dımaşk 39/180-360; «sığınakta Kur’ân okurken şehîd edildi» — Buhârî, Fedâilü’s-Sahâbe 7; «çapulcular» tâbiri — modern siyâsî eleştiri; Asım Köksal, İslâm Tarîhi 12/1-50.
  • Hz. Hüseyn b. Ali ve Kerbelâ Vâkıâsı (10 Muharrem 61H/680M): Hz. Hüseyn b. Ali (4-61H/626-680M, Kerbelâ şehîdi) — İbn Sa’d, Tabakât 6/420-455; Buhârî, Cenâiz 90, 105; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 60-61 (2422); Taberî, Tarih 5/389-460; Yezîd b. Muâviye’nin bey’at istemesi — İbn Asâkir, Târîhu Dımaşk; Belâzurî, Ensâbü’l-Eşrâf; Kerbelâ vâkıâsının ayrıntılı kronolojisi — Asım Köksal, İslâm Tarîhi 13/85-220; «Hüseyn-i şehîd-i Kerbelâ» — Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; Ferîduddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ; «el-Hüseyn minnî ve enâ minel Hüseyn» (Hüseyn bendendir, ben de Hüseyn’denim) — Tirmizî, Menâkıb 31 (3775); Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/172.
  • «Bey’at Almak» — İslâm Hukûkunda Yöneticiyle Akit: Bey’at — Bakara 2/40, 100; Mâ’ide 5/1, 7; Tevbe 9/111-112; Buhârî, Ahkâm 43 (7199); Müslim, İmâra 41-43 (1709-1711); «Hz. Hüseyn’in bey’at reddi» — şehâdetin sebebi olduğu — İbn Hac er, Lisânü’l-Mîzân; Mâverdî, el-Ahkâmu’s-Sultâniyye; «zâlim emire bey’at imkânsızlığı» — İbn Teymiyye, es-Siyâsetü’ş-Şer’iyye; modern hukukî tartışma — Hayrettin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku.
  • «Halkın Gönlü Senin Yanında, Kılıçları Yezîd İle» — Sosyal Eleştiri: Hz. Hüseyn’e gönderilen Kûfeli mektûplar (12.000 mektûp) — Taberî, Tarih 5/353-360; Belâzurî, Ensâb; Kûfelilerin sözünden cayışı (Müslim b. Akîl’in şehîdliği) — İbn Sa’d, Tabakât 6/425; Asım Köksal, İslâm Tarîhi 13/110-150; modern paralel — sözünün arkasında durmamak — Bediuzzaman, Mektûbât 21. Mektûb (gıybet ve helâlleşme).
  • Asım Köksal (1903-1998) ve İslâm Tarîhi Eserinin Hâli: Asım Köksal, Türk-İslâm tarihçisi — DİA «Köksal, Mustafa Asım» mâdesi; İslâm Tarîhi (1965-1996, 18 cilt, Hz. Peygamber dönemi ve Hulefâ-i Râşidîn) — Türkiye Diyânet Vakfı yayınları; modern tasavvuf sohbetlerinde Asım Köksal’ın eseri kullanılması — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetleri; Karabaş silsilesinde tarîhî kaynak değeri — İrşâd Dergisi hâtırâtı.
  • Karabaş Silsilesi ve İslâm Tarîhi Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsile zinciri — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «mü’minin tarîhî bilinçi» — Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü; Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi; modern tarîhî eleştirilere cevâb — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tevhîd, Sünnet, Silsile, Muhabbet, Dervîş, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı