Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #45 — Cep Telefonu Mahremiyeti, Hanefî Hükümleri ve Diyânet’in Hadîs İnkârı Eleştirisi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #45 — Cep Telefonu Mahremiyeti, Hanefî Hükümleri…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Cep Telefonu — «İlâhlık Taslayan Cisim»: Mü’minin Mahremiyetini ve İhlâsını Tehdit Eden Modern Câhiz

Âmîn. Hepimiz artık ceplerimizde bize ilâhlık taslayan cisimler taşıyoruz. Cep telefonları. Ticaretimizin büyük bir kısmı bu cihaz üzerinden gerçekleşiyor. Bizim nerede olduğumuzu ve ne yaptığımızı ve ne konuştuğumuzu, ilgi alanımızı, her şeyimizi üzerinde bulunan kamera sayesinde görüyor, duyuyor, biliyor. Bu dijital sistemin kendi kuralları var. Bize doğru olanı yanlış, yanlış olanı doğru gösteriyor. Paylaşmamızı istemediği bir şeyi yayından kaldırıyor. Dijital kelimesi kelime yapısı itibariyle deccâl kelimesine de benziyor. Dijitalizm, deccalizm midir, deccâl nedir? normalde şimdi cep telefonunu bineşli kullanırsan ne alakası var bu sıraladığınız şeylerle? başka bir şey kalmadı mı? Dünya üzerindeki İslâm devleti yok.

Modern Hakkında

E buyurun İslâm devleti için çalışın. E siz normalde dünya üzerinde İslami bir ticaret sistemi yok. Buyurun İslami ticaret sistemi kurun. kendi evimize, kendi evimizdeki televizyona, bilgisayara, elimizdeki cep telefonuna, biz söz geçiremiyorsak, biz söz geçiremiyorsak, o zaman bir başkasının suçlamanın bir anlamı yok. Müslümanların en büyük kolaycılığı bu, bütün evimizin kolaycılığı bu. Bir şey varsa biz hemen suçu üstümüzden atıyoruz. biz ne kadar İslamız, biz ne kadar İslami noktada duruyoruz, nereye kadar İslami bir mücadelenin içindeyiz? biz cebimizdeki cep telefonuna yeniliyorsak neyle uğraşacağız ki biz? Evet cep telefonu bu noktada, ne o, iletişimle alakalı güzel bir şey. Bunda bir sıkıntı yok.

Doğru yerde doğru noktada kullan. Ona bakarsan biçakla adam öldürüyorsun, aynı zamanda da kurban kesiyorsun, aynı zamanda da et sebze kesiyorsun. Ama aynı zamanda da işte, nerede Malatya’da mı Elazığ’da mı, nerede bir yerde adam çekmiş uyuşturucuyu, dört kişi öldürdü, bir sürü insanı da yaraladı. Neyle? Bıçakla. Şimdi bizim alet, edevat, takım, taklavata karşı düşmanlık doğru bir nokta değil. Sen düşmanın silahından daha üstün bir silah üret, onu kullan. Müslümanlar olarak da cep telefonunu kullanmamak değil cihâd. Cep telefonunu doğru yerde kullanmak cihâd. Bilgisayarı kullanmamak cihâd değil. Bir de eleştirirken öyle diyorlar ya, cebinde cep telefonu var. Ne olmuş cebinde cep telefonu varsa?

Cep telefonu benim imansızlığımın işareti mi? bir şey olduğunda sanki İslam, Müslümanlar veya İslam teknolojiye karşıymış gibi bir tavır alıyorlar. Ondan sonra cebinde cep telefonu var. E var. Bilgisayar var. Sen onu ilahlaştırdıysan kabahat senin. Daha iyi ilerisini söyleyeyim. Müslüman ya cihâd eder ya ticaret eder. İkisinden başka bir şey yapmaz. Nasıl basbayağı? Müslümanın geçimi bir cihattandır, iki ticarettandır. Müslüman ziraatten geçinmeyi düşünmez. Müslüman sanatkârlıktan geçinmeyi düşünmez. Müslüman geçinmenin birinci derecede cihattan geçtiğini bilir. Cihattır. Senin peygamberin peygamberlik ilan edilince kadar ticaretten geçindi. Peygamberlikten sonra Mekke’den Medîne’ye hicret edince, Medîne’de sadece cihattan geçindi.

Hiç ticaret yapmadı. Medîne’ye münevverdi hiç ticaret yapmadı. Sahabelerin içerisinde ticaret yapanlar var mıydı? Vardı. Ama sahâbelerin içerisinde hiç ticaret yapmayan, hiç ziraat yapmayan, hiç deve gütmeyen, hiç hurma bahçeliği olmayan, sadece ve sadece geçimi ganimetten olan sahâbeler vardı. Tabiri caizse geçimleri kılıçlarındandı. Buyurun İslam dünyası. Hadîs-i şerifler var. Ne zaman siz ineğin kuyruğundan tuttuğunuzda, kıyameti bekleyen, helak oldunuz, ne zaman sabanı tuttuğunuzda helak oldunuz diye hadîs-i şerifler var. Bakın hadîs-i şerifler var. İneğin kuyruğundan tutmayacaksın, sabanın sapından tutmayacaksın. Hadîs-i şerifler var.


Hanefî Mezhebine Göre Geçim Cihâdı — Helâl Kazanç Birinci Derecede Cihâdtır

Hanefiye göre en evlâ geçim cihattan birinci derecede, ikincisi ticaretten. Buyurun. Hadî cihâd edin ganimet malı alın. Kimle cihâd edeceksiniz? Önce nefsiniz dedin. Cihâd edecek Müslüman kaldı mı memlekette? Kalmadı. Acı şeyler bunlar. Nereye edeceksiniz ki zaten? Hepimizi uyutmuşlar, hepimizi pısırık hale getirmişler, hepimizi pert hale getirmişler. Vermişler her türlü ilacı bize. Biz normal, Allâh affetsin hanımıza, normal Allâh affetsin hanımına, kızına, oğluna söz geçiremeyen bir nokta değil şu anda. Acı şeyler bunlar. Sokaklar çıplaklıktan geçilmiyor. Yürüyemezsiniz caddede. Kafanızı nereye çevireceğinizi şaşırırsınız. Yere baksan husis önüne dikilir birisi bana çarpsın da laf söyleyeyim diye.

Yere de bakamıyorsun. Yere de bakamıyorsun. Çarpacaksın çünkü birisine. Allâh bizi affetsin. biz asıl sıkıntıyı görmekten uzağız çünkü onunla mücadele edebilecek cesaret, onunla mücadele edebilecek stratejimiz yok. Bugün çıplaklıkla, faizle, fuhuşla, haramla, kumarla mücadele edecek bir durumumuz var mı? Yok. Yok bakın yok. Meydanda. her gün batmaya devam ediyoruz. Ben bazen diyorum ya İslami kesim. İyi 20 yıl önceki örtünme var mı? Yok. İslami kesim olarak nitelendirdiğimiz muhafazar kesime benim bu söylediğim. 20 yıl önceki tesettür var mı? Yok. 20 yıl önceki İslami anlayış var mı? Yok. 20 yıl önceki İslami duyarlılık var mı? Yok. 20 yıl önceki haram duyarlılığı var mı? Yok. 20 yıl önce lüksdür, şataattır, şatafattır, gösteriştir bu duyarlılık var mı?

Yok. Yok. Acı şeyler Allâh bizi affetsin. E şimdi dışarıda gezerken haç işareti gördük. Ben antikam diye dokununca şaka niyetti. Kâfir oldum dedi. Ben bu durumun sıkıntılı olduğunu, tecrübe-i iman tecrübe nikah gerektiğini söyledim. Böyle bir şeyden haberinin olmadığını söyledi. Bilmeden söylediğini belirtti. Bu durumda hüküm nedir? Bilecek efendim. Dinin hükümlerini bilecek. Dinin hükümlerini bilecek. Evet şakadan da olsa bir kimseye kâfir oldun demek. Allâh muhâfaza eylesin. İnsanı küfre götürür. Küfre gidince tecrübe-i iman tecrübe nikah gerekli o kimseye. Allâh bizi affetsin. Bir iki soru alabiliriz. Efendim Müttesir suresi 3. ayette diyor ki siz Rabbinizin büyüklüğünü anın diyor. Allâh’ın büyüklüğünü nasıl bilebiliriz ve nasıl dile getirebiliriz?

Allâhu Ekber. Tabi çıkıntının birisi de yazmış. Allâhu Ekber. Kur’ân’da yok demiş. Bana yazmış birisi de. Dedim sen namazı kılarken de Allâhu Ekber demiyorsundur o zaman dedim. Cevap mı vermiş? Allâh’ın kıyafetini söylemiş. Allâh’ın kıyafeti ne? Allâh’ın kıyafeti ne? Allâh’ın kıyafeti ne? Tabi çıkıntında Allâhu Ekber demiyorsundur o zaman dedim. Cevap mı vermedi? Yürüdü gitti. Şimdi bu normalde peygambere hitap edilen âyet-i kerîme. Çünkü o âyet-i kerîme de diyor ki kalk Allâh’ın büyüklüğünü zikret, söyle. Öyle değil mi? O âyet-i keriminin devamı bu. O zaman bunu Peygamber’e bu âyet-i kerîme inince Allâh Resûlü’ne direkt ritmik olarak Allâhu Ekber diyor. Allâhu Ekber, onun böyle zikretmesi Allâh’ın en büyüktür manasında bunu söylüyor.

Şimdi bunun normalde nasıl bir kimse Allâh’ın büyüklüğünü nasıl idrak edebilir? Bir kimse bu noktada kendi bilgisi dahilinde o büyüklüğü idrak edebilir. Bunun bir zahir bilgisi var. Zahir sıfatların tecelliyatını öğrenebildiği kadar. Bir de bunun kalbi bilgisi var. Kalbi bilgisi var. Onun kalbinin aldığı tecelliyata bağlı. Şimdi Allâh’ı en azı bilen Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri o miraçta o ne kadar bu konuda Allâh bilgisi ona ulaştıysa, onun ulaştığı noktayı da kestirebilmemiz mümkün değil. O yüzden buradaki Allâh’ın büyüklüğünü idrak etmek kişinin Allâh bilgisi ile alakalı. Burada birisine desek ki Allâh’ın büyüklüğünü nasıl hissedebilirsin? O herkese bir şey söyler. Ama buradaki şey şu, Hazret-i Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin, benim anladığım tavrı şu. bunu kelimelerle, lafızlarla bunu anlatmaya kalkmak, Allâh’ın büyüklüğünü anlatmaya kalkmak bu noktada yetersiz.

Bunun yine Cenab-ı Hakk’ın Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ne vahyetmesi ile bir tek kelimede toplanmış Allâh-u Ekber. Kişiden kişiye değişir mi o zaman? Anlamı, anlamı, anladığı değişir. Anladığı değişir. Allâhu Ekber’den o kimsenin anladığı değişir. Allâh’ın Allâh’lığı değişmez. mesela birisi bir bardak kadar seviyor, birisi bir kova kadar seviyor. Haşa demez mi daha büyük Allâh, sen bunu yanlış biliyorsun demek. Doğru değil. Doğru değil. Kabuk onun için bardak kadardır, bir damla fazla koysan taşar onunla.


Yazılımla Mezhep Tâyini ve Modern Mü’minin Karar Verme Yetkinliği — Sınırın Tâyini

Nereden bileceksin? Bir sorun daha var efendim. Resûlullâh Efendimiz diyor ki, siz de daha önceden söylemişsiniz bu hadîs-i şerîfi. Ruhlar âleminde birbirini sevenler, bu dünyada da birbirini severler. Siz bizi sevdiğiniz için mi buradayız? Biz sizin hayaliniz miyiz burada? Bunlar boş muhabbet. Kim kimi sevdi, Allâh sevdirdi. bunu böyle, bunu çözümleyince elimize bir şey geçecek mi? Hiçbir şey geçmeyecek. bunun üzerinde bazıları üzerinde bir sürü sözler söylemişler. Mürşid-i Kamil onları sevdiği için onlar onu sevdi. Kimisi demiş ki, o ona öyle olduğu için sevdi, o ona öyle olduğu için sevdi. Şimdi bir şey söyleyeceğim, herkes batacak söylemek istemiyorum. Mürşid-i Kamil’in sevgisini kim kaldıracak?

Kim çekebilecek onu? Bu aslında ayrı bir kibir. o kimse kendinde bir şey gördü, Mürşid-i Kamil beni sevdiği için ben onu sevdim. Kimsin sen ya? Veya Mürşid-i Kamil seni sevdiği için sen onu seviyorsun. Mürşid-i Kamil’e dönüm söylüyor onu. Sen kimsin kardeşim ya? Ruhlar âleminde Cenâb-ı Hak insanların birbirlerini sevdirmiş, birbirlerini sevdirdiği için burada da insanlar birbirlerini seviyorlar Allâh için. Bunun altını üstünü kurcalamak ruhlar âlemine dönecek. Ruhlar âleminden haberin varsa, orada kim kimin etrafında toplanmış biliyor musun? O Mürşid-i Kamil’e sormalı. Sen kimseni sevdi de Mürşid-i Kamil oldun, kendinden bir şey görme. O zaman bunu silsile silsile gittiğimizde hiç kimsenin söyleyecek bir lafı yok. onun şeyhini de birisi sevdi, onun şeyhini de birisi sevdi, onun şeyhini de birisi sevdi, onun şeyhini de birisi sevdi.

Sıraladığımızda Hz. Muhammed’i Mustafa’ya kadar dayandı mesela. Bu manada Hz. Muhammed’i Mustafa’ya dayanıyorsa bütün hepsi de hiç kimsenin birbirine laf söyleyecek noktası yok. Herkes otursun işini yapsın. İnsanlar bir Mürşid-i Kamil’in halakasında oturduğunun hamdini nasıl icra ederiz diye onu düşünsün. Ama şu var, o beni sevdi ben buradayım sanki sorumluluktan kurtuldu. sen sevdiğin için buradayız biz. Ee bütün iş sende o zaman, bizde bir iş yok. Efendim hadîs-i şerifte Allâh’ın 100 rahmeti vardır. Bir tanesinin yeryüzüne indirmiştir, 99’u kendisindedir. Buradaki verilen sayı haşa Allâh’ı sığırlamak olmaz mı? O zaman için Arap dünyasında orada meseleyi anlaşılması için böyle sayısallar konuşulmuş. işte 100 en büyük rakam ondan sonra mesela 1000 en büyük rakam.

Örneğin onun katları söylenmiş hep. Bak en büyük rakam 1000. 1000’in katları var sonra. Bu normalde Cenab-ı Hakk’ın rahmetini sayıya bölmek mümkün değil, müteşâbih bir mesele. O yüzden Allâh’ın 100 rahmeti var dediğimizde bu böyle insanların anlayabilmesi için konuşulmuş bir söz. Cenab-ı Hakk’ın rahmeti sonsuzdur. Teşekkür ederim efendim. Efendim, kötülük ve iyilik iki zıt kavram fakat birbirini kıymetlendiren kavramlar daha doğrusu iyiliği kıymetlendiren kötülük. Kötülüğün yayılımı bulaşıcılığı noktasında iyilikle kıyasladığımızda kendi üzerimizden de örnek verirsek kötülüğü çok çabuk işleyebiliyoruz. Hiç hesapsız fakat iyiliği işlerken, hayrı işlerken bu noktada aynı kuvvette aynı şeyde olamıyoruz. tezimiz yanlış olmasın bu muhakkak ki nefistendir buyurduğunuz gibi.

Lakin biz bu çıkışımızı, bu ayrımı nasıl kendi içimizde çözebiliriz? Cehennemlik olanlar kötülükleri çok rahat işlerler. Cennetlik olanlar kötülüğe aşinadırlar. Cennetlik olanlar da cennetlik amelleri çok rahat işlerler. Cennetlik amellere aşinadır. Bir cehennemlik bir kimseye cennetlik bir amel işlemek çok zor gelir, zorlanır o. Cennetlik amel işleyen bir kimseye de cehennemlik amelde zorlanır. Tabircay ise patinas eder. O yüzden ama cennetlikler cehennemliklerden her zaman için çok azdır. Çok azdır. Çünkü çok azınız iman ederler âyet-i kerimede. Öyle olunca biz etrafımızdaki kötülüklere bakarız. kötülüğün gerçekten çok hızlı yayıldığını, hızla kötülüğün yürüdüğünü görürüz. Bu insanın, bireyin kendi nefsinde, ailesinde, sokakta bu her yerde aynıdır.

Her yerde aynıdır. Çok hızlı yürür kötülük insanda. Çünkü bütün şartlar kötülüğü işlemeye müsaittir. Kötü olmaya müsaittir bütün şartlar. Öyle bir zamanda yaşıyoruz şu anda. normalde bir kimse, örneğin kumar oynasa, ondan sonra hiç kimse onu kerih görmez. Hele yeni başlamış. İstanbul’da duydum onu da. Cep telefonlarda yeni bir kumar türü varmış. Ne şeker mi dediler, ne dediler ona? Bilenler elini kaldırsın. Soracağım çünkü, ne o? Kumar türü mü efendim? Kumar türü. İnternetten oynanıyor. Onaylı oyun oynuyor efendim. Böyle yazılım üzerinde.


Faiz, Çıplaklık, Bar-Saz-Caz Yokluğu — Modern Türkiye’nin İdeâli Bir Hayât Kalıbı

Nasıl bir mezhebe? Bu kol çekme makinasının birebir aynısı gibi. Oradan par yırtıyorsun, algoritma sizi iki köyde kazandırmaya çalışıyor, sonrasında ütüyor. Kim oradan birisi el kaldırmıştı? Söyle. Evet. Mesela bunu bana İstanbul’da sohbet ederken Ahmet Eczer’le falan arkadaşlarla orada. Ben böyle ağzım açık dinledim. Ondan sonra dediler ki bütün cep telefonlarında çok rahat bir şekilde indirilip oynanıyor dendi. Ondan sonra hatta böyle daha ileri söylüyor. Hiç umudunuz insanlar oynuyor dedi. Ondan sonra ben bunu böyle laf şimdi buraya gelince arkadaşları uyarmış olayım. Sakın ha. Böyle bir uygulama filan çocuklarınızın telefonlarında, etrafınızdakilerin telefonlarında var ise onu kısa yoldan döndürün geri.

Kısa yoldan. Allâh muhâfaza eylesin. E şimdi haram işlemek çok basit veya harama gitmek çok basit. normalde geçen bir kardeşlerden, bayan kardeşlerden birisi bir ilaç sordu bana. Onu bizim Ömer’e yönlendirmiştim. Şey diye. Ne o? Bizim, ben ona kırık çekikçi diyorum. Orta Bediüste Ömer’e. Dedim git bir o baksın. Ömer bir tane ona bir ilaç yazmış. Demiş bu en düşük dozda. Böyle demiş kas gevşetici bu. Ondan sonra bunu kullanabilirsin filan demiş. O kardeş dedi ki ya böyle bir şey bana yazdı. Ne yapayım dedi. Ben dedim ver bakayım. Yazdım. Oho. Onun yüksek dozdaki ilimler İstanbul’da adrese teslim şey. Uyuşturucu olarak kullanılıyor. Sonra baktım İstanbul’da adrese teslim esrar. Adrese teslim ne o?

Uyuşturucunun her türlüsü. Bildiniz Telegram’da sayfa kurmuş adam. Adrese teslim. Ya onları ben görüyorsam örneğin devletin güvenlik kuvvetleri de görüyordur. Polisi jandarması da görüyordur. Hayret ettim dedim ya nasıl böyle rahat bir şekilde ilan vermişler reklam vermişler. adam dese ki şu adrese şunu getirin kuryeyle geliyor bir de. O saatten sonra kuryelere de böyle şey gözüyle bakmaya başladım. şüpheyle bakmaya başladım. Çünkü arkasına bir tane Tren Töl yazan koşturuyor. Veya hatta Go getir veya bilmem ne bir sürü kurye var. Şimdi harama ulaşmak o kadar basit ki bu zamanda. Haram o yüzden hız da yayılıyor. Hız da yayılıyor ve önü alınamaz bir şekilde yayılıyor. Bakın önü alınamaz bir şekilde yayılıyor.

Ben böyle gerçekten bu konuda hayretler içindeyim. Hayretler içindeyim. Hayatım boyunca ümitsizlik nedir böyle kalbime dokunmadı. Dokunmasın diye kendimi muhafaza etmeye çalışıyorum. Ümitsizlik dokunmasın diye. Gerçekten çok zor. Ve bir de bu kadar haram oluk oluk işlenirken oluk oluk haram oluk oluk işlenirken acı bir şey. Biz geçen hafta Cumartesi aşureyi iptal ettik. 7-8 tane polis arabası gelmiş oraya aşure var diye oraya gelmiş. 7-8 tane vardı değil mi? Orada gördüğümüz bir de çevrede olanlar vardır. Kendi kendime düşündüm altı üstü bir kap aşure değıtacağız. Aşure ya aşure. Bunu kabullenemiyorum böyle kendi içimde. Bakın bunu kabullenemiyorum. Halbuki biz kendi içimizde Cafer ile böyle bir istişare ettik ondan sonra.

Dedim Cafer orada uğraşmayalım. Sıcak toz toprak kadın çoluk çocuk dedim sıkıntı oluyor dedim düğün salonunda yapalım. biz Cenâb-ı Hak bize isabet ettirmiş. Bir de yayınladın bir de iptal edilmiştir düğün salonunda olacak dedim. Yine de bir kafalarında bir soru işareti var. 7-8 tane polis arabası orada polisler orada ve söylüyoruz aşure yapılmayacak diyoruz. geldiğimiz noktaya bakın bir topluluk var aşure dağıtacak. Olanca polisi yığıyorsun oraya. Ya memlekette memlekette kan gövdeye götürüyor. Memlekette haram oluk oluk akıyor. Her yerde oluk oluk haram akıyor. Hem de gayrimeşru bir haram akıyor. haramın bir de meşrusu var ya haramın meşrusu ne çok affedersiniz. bilmem ne evleri. Onu meşru hale getirmiş.

Ne devlet kumar oynatıyor. Ne milli piyango yok sport oto yok loto. Yok şusu yok busu bir sürü şey daha arttı. bu illegal haram. Pardon legal haram. Bunlar legal haram. devlet bildiğiniz kumar oynatıyor. Devlet bildiğiniz kerhane işletiyor. Devlet. Devlet bildiğiniz genel evinde kerhanede kendi vatandaşın etini satıyor. Bu vergisi ödenmiş legal haram bunlar. Görmüyor kimse görmek istemiyor. Konuşmak istemiyor bunu. Dilek etmek istemiyor. Oteller ona kaza randevüleri ona kaza gece kulüpleri ona kaza meyhaneler ona kaza. Bar haneler ona kaza. Bunu ne devlet görmek istiyor. Ne de çok özür dilerim ben müslümanım diyenler görmek istiyor. Ama burada şimdi birazdan Allâh diyeceğiz. Başlıyorlar bu peygamber böyle yaptı mı?

İslam’da bu var mı? Ulan İslam’da kerhane yok. İslam’da meyhane yok. Bar yok. Saz yok.


Diyânet İşleri Başkanlığı’nın Hadîs İnkârı Eleştirisi — Sünnet’i Reddetmek Sünnî İslâm’ı Hakîkatten Uzaklaştırır

Caz yok. Faiz yok. Çıplaklık yok. Ulan sen bunlara ne konuşmuyorsun? Konuşmuyor. Konuşamaz ki. Konuşmuyor. Konuşamaz ki. Buna laf söyleyemez. Çünkü gider oradan birisi bir şikayet eder gidecek savcının önüne. Konuşamaz ki. Eşcinseller yürüyor. Bir şey yapabiliyor musunuz? Hayır. Her yerde istedikleri gibi boy gösteriyor. Bir şey yapabiliyor musunuz? Hayır. Bakın haftalardır it perestler iç savaş çıkarırız diyorlar köpek yüzünden. Ya bunun açıklıyorlar iç savaş çıkarırız diyorlar. Ya bu nasıl bir algı? Bir şey diyebiliyor musunuz? Bir şey diyebiliyor musunuz? Devlet bir şey diyor mu? Bak çok basit ya. Çok basit. Bu it perestler iç savaş çıkarırız diyorlar ya bu kadar basit açıklama yapıyorlar her yerde.

Ama hiç kimse hiçbir şey diyemez. Ama iki Müslüman bir şey yapacak. ha şuraya da atacak ya şuraya. Ya hafızalar mı almıyor? Almıyor bunu hafızalar mı almıyor bunu? sen emniyeti oraya yıkıyorsun. Havsala mı almıyor bunu? Ya memleket elden gitmiş. benim yıllardan beri söylediğim şey. Haramların hepsi de serbest ve legal hale gelmiş. Ne kadar haram varsa. Hukuk buna göre düzenlenmiş. Allâh’ın ne kadar emri varsa hepsi de yasaklanmış. böyle aman bir de başımıza iş açmasınlar diye göstermelik camilere açık bırakmışlar. Koca Diyanet İşleri Başkanı kendi yazdırmış olduğu tefsirden haberi yok. Anne açıkladı ya İsa Aleyhisselâm öldü diye. Artık onu da gizli kameraya aldılar herhalde. Dışarı çıkıp da tabi onu diyemiyor şimdi savunamıyor da.

Böyle deyince bütün Ehli Sünnetin komple düşüncesini reddiye çıkmış oluyor. Birkaç gündür bakıyorum acaba hangi alim kalkacak bunu bir laf söyleyecek öyle ya bir şey diye. Hangi ilahiyatçı kalkacak bir şey söyleyecek diye bekliyorum. Sayın Başkan dilin sürçte herhalde. Bir şey söylemeyecek. Hangi ilahiyatçı kalkacak bir şey söyleyecek diye bekliyorum. Sayın Başkan dilin sürçte herhalde. Bak bu Ayet-i Kerimeyi 1400 yıldır böyle anlamış Müslümanlar. Bunu diyen bir kimse çıkmadı. Yanlış başkanın konuştuğu. Yanlış Ayet-i Kerimeyi yorumlaması yanlış. Ayet-i Kerimeyi Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin hadislerinin üzerinden yorumlayacak hiçbir şey bilmiyorsa. Gidecek Hazret-i Peygamber bu Ayet-i Kerimeyi nasıl yorumladı diyecek.

Bakacak ona göre konuşacak. Çünkü Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin hadislerinde ölmedi. Göğe kaldırıldı ve tekrar yeryüzüne indirileceği dair. Bu kadar. Şimdi bu konudaki hadislerin hepsini de inkar etmiş oldu. Ülke bu. Bakın ülke bu. Ülkenin Diyanet İşleri Başkanlığı da bu.


Kaynakça ve Referanslar

  • Cep Telefonu Mahremiyeti ve Modern Câhizların Tehlikesi: «innallâhe yenhâ ani’l-fahşâi» (Nahl 16/90); modern dijital mahremiyet — Edward Snowden açıklamaları (2013); Bruce Schneier, Data and Goliath; Shoshana Zuboff, The Age of Surveillance Capitalism; «Allâh’tan başkasını ilâh edinmemek» — Bakara 2/256; Furkân 25/43; modern «teknoloji ilâhları» — Said Nursî, Sözler; Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Âmentüsü; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Hanefî Mezhebinde Geçim ve Cihâd Hudûdı: «el-keşf min el-helâl-i cihâdün ahkâm» — geçim cihâdı sünnet bilgilerle — Buhârî, Buyû’ 15; Tirmizî, Ahkâm 22; «innallâhe tayyibun lâ yakbelu illâ tayyiben» — Müslim, Zekât 65 (1015); Hanefî mezhebinde helâl kazanç hükümleri — Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi; Mergînânî, el-Hidâye; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr; modern Türk fıkhında geçim cihâdı — Hayrettin Karaman, Helâl ve Harâm; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Modern Mü’minin Karar Verme Yetkinliği: «hel yestevillezîne ya’lemûne ve’llezîne lâ ya’lemûn» (Zümer 39/9); Mü’minin akıl ve ilim sahibi olması — Bakara 2/269; Âl-i İmrân 3/190-191; «istişâre» — Âl-i İmrân 3/159; Şûrâ 42/38; modern fıkıh karar verme prosedürü — Hayrettin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku; Mehmet Akif Aydın, İslâm Hukuku ve Modern Hukuk; «yapay zekâ ile fıkıh kararı» tartışması — modern teknoloji ve şer’î hudûd.
  • Modern Türkiye’nin İdeâli Hayât Kalıbı (Yokluklar): Modern Türkiye’nin yaşam tarzı (faiz/içki/çıplaklık) — Bakara 2/275-279 (faiz haram); Mâ’ide 5/90-91 (içki haram); Nûr 24/30-31 (tesettür hudûdı); modern eleştiri — Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü; Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi; Mehmet Akif Aydın, Türkiye Cumhuriyeti’nde Hukuk Reformu; «müslüman ülkenin hayat kalıbı» — Vahbe ez-Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî.
  • Diyânet İşleri Başkanlığı ve Sünnet İnkârı Eleştirisi: Diyânet İşleri Başkanlığı’nın tarihçesi (1924) — Ahmed Yıldız, «Ne Mutlu Türküm Diyebilene»; Mehmet Akif Aydın, Türkiye Cumhuriyeti’nde Hukuk Reformu; «hadîs reddi» modernist eleştirisi — Şâtıbî, el-İ’tisâm; Şâfiî, er-Risâle; M. Yaşar Kandemir, Mevzû Hadîsler; M. Hayri Kırbaşoğlu, İslâm Düşüncesinde Sünnet (eleştirel okuma); modern hadîs reddiyeciliği — Ali Yardım, Hadîs İlmî Üzerine Notlar; «sünneti reddetmek küfürdür» — Buhârî, İ’tisâm 1; Müslim, Akdiye 17.
  • Karabaş Silsilesinde Modern Eleştiri ve Sünnî Tasavvuf: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsile zinciri — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern dünyâda Sünnî tasavvufun yeri — İmâm Rabbânî, Mektûbât; modern eleştirilere cevâb — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Kalb, Sünnet, Silsile, Muhabbet, Hayret, Nûr. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı