Soru-Cevap I: Nikâh Şâhitleri, Yatak Şahidi, Helâlleşmek ve Güvenlik Zafiyeti — Bireysel Mes’ûliyet ve İstihbârât
Kişi yıllardır yatakta sorun çıkaran eşinden ve çevresinden habersiz evlenebilir mi? Kişi kendi nikahını kıyarken kaç şahit gerekli? İki tane erkek şahit yeterli. İslam, dört tane eşe, bir erkeğe dört şahit gerekli. İki tane erkek şahit yeterli. İslam, dört tane eşe, bir erkeğe dört eşe kadar nikahlanma hakkı vermiş. Ama sizin için bir tane hayırlıdır demiş. Bu noktada İslâm’ın helalini haram edemeyiz, haramını helal edemeyiz. O yüzden bir erkek dört kadına kadar kendine nikah kıyabilir. Birini kınadıktan sonra tövbe edersek, kınadımız yine de başımıza gelir mi? Normalde kınadın, eğer şahıs ise onunla helâllaşman lazım. Birini kınadın, o kınadın kimseyle helâllaşacaksın. Ama genel bir şeyse, bu sefer yine müslümanları ilgilendiren bir şeyse, genelle nasıl helâllaşacaksın, o çok zor.
Allah’ı Hakkında
Allâh yardım etsin. Evet, bugünkü konumuz 29. Nâsiyat Sümer Sûresi, âyet 22. Buna girmezden önce malum bir, bayadan beri bir terör saldırısı olmuyordu. Dün malum bir terör saldırısı oldu. Demek ki düşman uyumuyor. Cenâb-ı Hak düşmanlara fırsat vermesin. Âmin. Bu böyle gerçekten de ciğer yakan, gerçekten de hafife alınmayacak bir şey. Burada artık bir güvenlik zafiyeti mi vardır, istihbarat zafiyeti mi vardır? Bu devleti idare edenlerin işi. Benim işim değil, ama velakin olan şey önemli. Hem uluslararası siyasetle alâkalı önemli, hem Orta Doğu siyasetiyle alâkalı önemli, hem iç siyasetle alâkalı önemli, Türkiye’nin dış siyasetiyle de alâkalı önemli. Artık bunu muhakkak devleti idare edenler, bunların analizlerini yaparlar.
İnşâAllah hayırlı bir sonuç çıkar. Cenâb-ı Hak milletimize sabır ihsan eylesin. Âmin. Mücadele azmi ihsan eylesin. Âmin. Ne yazık ki devletin de eli kolu bağlı. Bu Avrupa Birliği muhtesebatı, bu Birleşmiş Milletlerle alâkalı meseleler, böyle bizim gibi ülkelerin elini kolunu bağlamak için oluşturulmuş şeyler. O yüzden bir şey yapmaya kalksalar yapamıyorlar. Sonuçta PKK’nın adını değiştirdiler, yaptılar YPG. YPG terör, uluslararası, arenada terör örgütü olarak nitelendirilmediğinden, YPG’ye operasyon yapamıyorsunuz. O yüzden orada 25-30 kişilik bir PKK grubu koymuşlar. O da olmamış olsa, bu sefer savaşacağın bir kimse yok. YPG ile savaşamıyorsun yani. YPG ile savaşmaya kalkarsan çünkü, sen uluslararası, arenada terör örgütü olarak kabul edilmemiş olan bir örgütle savaşmış olacaksın, uluslararası suç işlemiş oluyorsun.
Zaten tezgahın bir kısmı da o. PKK silah bıraksın dediğinde, PKK silah bıraktı, siz Suriye ve Irak’ta operasyon yapamayacaksınız. Çünkü karşınızda PKK örgütü yok. Ne o? YPG var, burada büyük bir oyun var. O yüzden sıkıntılı bir süreç bu süreç. Rabbim inşâallâh devleti idare edenlere vasiyet versin, ferahsiyet versin, doğruyu göstersin, doğru hareket etsin inşâallâh. Gerçekten dünden beri bu mesele çok iç açıcı bir mesele değil. Devlet bahçelin çıkışı da ayrı bir çıkış tabi. İnşallah derlenir, toparlanır. Rabbim muhafaza etsin inşâallâh. Kasım’da Ümre’ye gidiyorum, hakkınıza helal edin. Kim? Allâh yesin inşâallâh. Zümer 39/22.
Zümer 39/22: «Allâh’ın Gönlünü İslâm’a Açtığı Kimse» — Kalbin Şerh-i Sadr ile Açılması ve Mühürlü Kalplerin Hâli
Allâh’ın gönlünü İslam’a açtığı ve Rabbinden bir nur üzeri olan kimse, kalbi katılaşmış olan kimse gibi midir? Kalpleri Allâh’ın zikrine karşı katılaşanların vay haline. onlar apaçık bir sapıklık içindedirler. Lâ ike fî zalâlim mübîn. Sadakallâhu’l-azîm. Âmîn. Zümer 39/22. Allâh’ın gönlünü İslam’a açtığı ve Rabbinden bir nur üzeri olan kimse, kalbi katılaşmış olan kimse gibi midir? Kalpleri Allâh’ın zikrine karşı katılaşanların vay haline. onlar apaçık bir sapıklık içindedirler. Cenâb-ı Hak bu âyet-i kerîmede insanın iki farklı fiiliyatını, iki farklı durumunu, iki farklı hâlini bize arz ediyor. Söylüyor. Bunu gösteriyor. Birincisi, İslam’a kalbi açılanlar. Bir bunlar var, gönlünü İslam’a açmış.
İkincisi de, Allâh’ın zikrine karşı kalbi katılaşanlar. İslam’a gönlünü açan bu birinci grup insanlar, Cenâb-ı Hak’ın Kur’ân ve Sünnetini kendine din olarak kabul etmiş, iman etmiş, sırat-ı müstakimde hidayet üzerine giden ve Allâh’ın zikriyle, lütfuyla, ikramıyla, ihsanıyla nurlanmış ve böyle hayatını devam ettirenler. İkinci grup ise, Allâh’ın zikrine karşı kalbi katılaşmış. Bunlar da delalet üzerinde, sapıklık üzerinde, Allâh’tan uzak, sırat-ı müstakimden sapmışlar, sırat-ı müstakimde olmayan ve hayatlarını böyle devam ettiren kimseler. Buradaki Âyet-i Kerîme’de bizim konumuzla alakalı, Cenâb-ı Hak’ın zikrine sırtını dönen, zikri terk eden ve normalde bu zikir üzerine durmayan kimselerin kalplerinin katılaştığıyla alakalı.
O kimse zikre ve zikrullâh yapanlara karşı böyle kendince muhalefet edince veya sırtını dönünce, bırakınca, terk edince, demek ki onların da kalpleri katılaşıyor. Ve Cenâb-ı Hak o kalp katılığının ve karalığının ne kadar kötü bir şey olduğunu bize söylüyor. Ve onlar apaçık bir delalet üzerine, apaçık bir sapıklık üzerindedir buyuruyor. Bir gün sahâbeler Hazret-i Peygamber’in sallâllâhu aleyhi ve sellem’in kalbin İslam’a açılmasının ne anlama geldiğini soruyorlar. Bu çok böyle ince bir soru. Sahabedeki o imani akıl, o kalbi akıl cımbızla çeker gibi en ince, en mahrem meselelere giriyorlar. Sordukları soru muhteşem. Diyor ki kalbin İslam’a açılması ne anlama geliyor? Hazret-i Peygamber’in sallâllâhu aleyhi ve sellem’in hazretleri cevap veriyor.
İslam’a yönelen kişinin kalbinde bir huzur ve genişlik olur. O İslam’a yönelmiş ve Allâh’ın nuruna kavuşmuştur. İbn-i Maca. Demek ki Cenâb-ı Hak bir kimsenin kalbini İslam’a açtıysa onun kalbinde bir huzur oluşuyor, onun kalbinde bir genişlik oluşuyor. Ve o İslam’a yönelen kimse Allâh’ın nuruna kavuşuyor. Bakın Allâh’ın nuruna kavuşuyor. Bu nur insanın kendi kalbinde oluşan bir şey. Bu kalbi nur dediğimiz o hal ile halleniyor. Çünkü o iman etti, İslam üzerine yaşıyor. Farzları yerine getiriyor, nafilelerle Allâh’a yaklaşmaya çalışıyor, Allâh’ın haramlarından uzak durmaya çalışıyor. Allâh’ı seviyor, Resulünü seviyor. Zikre gönlü açık, zikre kalbi açık. Kalbi onun zikirle atıyor. Zikirle hemhal olmak istiyor.
Böyle olunca da o Allâh’ın nuruna kavuşmuş oluyor. Yine İmâm Ahmed bin Hanbel’in nakrettiği bir hadiste Allâh bir kulun iyiliğini murad ederse onun kalbini İslam’a açar ve göğsünü genişletir. Demek ki bir kulun iyiliğini murad ettiğinde Cenâb-ı Hak onu ne yapıyor? O normalde gönlünü İslam’a açıyor. O İslam’a karşı bir sıcaklık, İslam’a karşı bir muhabbet, İslam’a karşı bir aşinalık oluşuyor onda. Dinle barışık, Allâh’la barışık, Resulünle barışık bir hâliyle halleniyor. Cenâb-ı Hak onun göğsünü de kalbini genişletiyor. Bu da manevi. Kalbinin genişlemesi de manevi. Ve Cenâb-ı Hak iman etmek isteyen, iman etmek isteyen kullarının kalbini İslam’a açıyor, hidayete açıyor ve onlara hidayet veriyor.
Bu kişiler o Allâh’ın nuruyla, zikriyle doğru yolda istikametlerini düzelterekten sırat-ı müstakimde yürüyorlar. Ve sırat-ı müstakimde yürüyerekten onların kalpleri bu manada Cenâb-ı Hak’ın nuruyla nurlanıp aydınlanıyor. Bu ne demek? O kimse kalbi olarak doğruyu ve yanlışı görebiliyor. Cenâb-ı Hak ona bir basiret veriyor. O basiretle sırat-ı müstakimi veya delaleti görmüş oluyor. Ve hatta o kalbine Cenâb-ı Hak’ın vermiş olduğu nurla onun manevi durumu nasıl ise, ona göre, o manevi durumuna göre Cenâb-ı Hak ona hakikat penceresini açıyor. Ve bu o kimsenin Allâh’a yaklaşmasıyla alakalı, o sırat-ı müstakimde yürümesiyle alakalı. Ve o sırat-ı müstakimde yürüyorsa Allâh’a her an yaklaşmanın, Allâh’ı her an zikretmenin yolunu arıyorsa, o zaman Cenâb-ı Hak ne yapıyor?
O kul da ondan razı oluyor ve o kul da Allâh’ı razı etmenin yolunu bulmuş oluyor. Bir de diğerleri neydi? Kalpleri Allâh’ın zikrine karşı katılışanların vay haline. Cenâb-ı Hak burada da Allâh’ın zikrine karşı kalbi katılışanları da diyor ki vay onların haline onlar apaçık bir delalet, sapıklık içindedir. Şimdi toplum bunun ne olduğunu bilmiyor. Ne yazık ki insanlar Allâh’ın zikrine düşmanlar, zikredenlere de düşmanlar. Öyle bir cehalet kol geziyor. Veyahut da zaman zaman bunu bana da diyorlar. İslam’da böyle bir ibadet yok, İslam’da böyle bir zikir yok. Sanki bu konuda bütün hadîsleri incelemişler, sanki bu konuda imamların bütün iştahatlerini incelemişler. Herkes âlim olmuş, herkes bu var, bu yok, bu haram, bu helal, ictihâd eder haline gelmiş.
Hatta bir kısmı peygamber olmuş, bir kısmı Allâh olmuş.
Dinde Olmayanı Koymak ve Var Olanı Çıkarmak — Masonizm, İçki, Zina, Kumarhane Sorularıyla Sahte Şeyhliğin Tesbiti
Nasıl Allâh olmuş? Dinde var olanı, bu dinde yok dediği zaman Allâh oluyor. Veyahut da böyle bir hadîs yok dediğinde peygamber oluyor. Farkında değil, bakın farkında değil. İnsanlar ilahlık yapıyor. onun normalde kalbi katılaşmış olanlar Allâh’ın zikrinden uzak, onun rızasını düşünmekten uzak, kendilerini heva ve kendi heva ve heveslerini ilah edinmişler. Kendilerince kendi kafalarından bir din oluşturmuşlar. Bu din Kur’ân ve Sünnet kaynaklı değil. Bu din kendi heva ve heveslerinden kaynaklanmış. Veyahut da değişik ilaheler oluşturmuşlar kendilerince. Veyahut da herhangi bir siyasi parti liderini kendisine peygamber at etmiş. Veyahut da ilahat at etmiş. Veyahut da bir İngiliz’in kurduğu, veyahut da İsrail’in kurduğu bir cemaate, bir tarikata veya siyahenin elinin koluna attığı kurduğu bir tarikata veya bir cemaate gitmiş.
Bu sefer de onları ilah edinmiş orada. Onları ilah edinince de kendilerince Kur’ân ve Sünnet dairesinde olan herhangi bir topluluğu bunlar din dışı görüyorlar. Bunlar İslam’da yok, bu dinde yok, bu peygamberde yok, Salallahu Aleyhi ve Selam. Sorsak ona Masonizm var mı? Susacak. Sorsak ona içki içmek var mı? Kumar oynamak var mı? Zina etmek var mı? Huş yapmak var mı? Kumarhane çalıştırmak var mı? Hangisi var bunların? Hiçbirisi de yok İslam’da. Hepsi de haram. Ama harama gözü görmüyor. Harama gözü görmediği halde Cenâb-ı Hak’ın emrettiği ayetle, hadisle sabit olan Allâh’ın zikrine bunlar düşman oluyorlar ve bu normalde aslında akılsızlığın dik alası bunlar. Akılsızlar. Bunlarda zerreç akıl yok, bunlarda dini ilim de yok.
Profesör olabilir, herhangi bir şey de olabilir. Bunlarda gerçek manada dini ilim yok. Çünkü okudukları ilim, okudukları Kur’ân, boğazlarından aşağı geçmiyor. Ahir zamanda Kur’ân okuyacaklar ama Kur’ân’ın hakikati boğazlarından aşağı geçmeyecek. Bunlar Kur’ân okuyorlar, bizdenmiş gibi görünüyorlar ama o Kur’ân’ın hakikati boğazlarından aşağı geçmiyor. Çünkü onların boğazlarından aşağı haramlar geçiyor. Onların boğazları helal bir lokma geçmiyor boğazlarından. Onların çünkü mideleri cehennem çukuru olmuş. Cehennem çukuru olunca oraya hep haram lazım. Mide cehennem çukuru olmuş, hep oraya yediği haram, içtiği haram, söylediği haram olacak. Onun kalbine şeytan oturmuş, yerleşmiş çünkü zikrullâh’a düşman.
Zikrullâh’a düşman olunca, onun kalbine yerleşen, kalbine oturan da şeytan. Kalbine oturan şeytan olunca, o Cenâb-ı Hak’ın hidayet nuru oraya tecelli etmiyor. Kalbinde şeytan oturunca, zikrullâh da orada yok. Zikrullâh’a da düşman zaten. Zikrullâh’a da düşman olunca, o Cenâb-ı Hak’ın hidayet nurundan da uzak, zikrullâh nurundan da uzak. Bütün İslâm’ın kendi nurundan da uzak. Onların kalpleri bu manada kör ve karanlık içerisinde. Onların hakikati de görmeleri mümkün değil. Hatta bazıları daha da ileri gitmiş, daha da ileri gitmiş. Cenâb-ı Hak onların o ileri küfrüllerinden dolayı kalplerini mühürlemiş. Artık onların gözleri görmez, kulakları duymaz hale gelmiş. Siz onlara ne anlatırsanız anlatın, onlar sizi dinleyecek noktada değiller, kabul edecek noktada da değiller.
Çünkü onların kalpleri kararmış ve katılaşmış. Siz onlara Kur’ân’dan hangi ayetleri getirirseniz getirin. Onlar Kur’ân âyetlerini okusalar dahi kalplerine tecelli etmiyor, Kur’ân âyetlerini okusalar dahi boğazlarından aşağı geçmiyor. Eğer bir beden haramla besleniyorsa onun boğazından aşağı geçmez, helal. Helal rızıklar, helal insanlara layıktır. Haram rızıklar cehennemliklere layıktır. Senin yediğin, içtiğin senin ne olduğunu gösterir. Sen helal daireden kazanıp, helal daireden yiyip içiyorsan, bil ki sen cennetliksin. Ve sana gelen rızık cennetliktir. Yok sen haram daireden yiyip içiyorsan, sana gelen rızık cehennemlik çünkü. O cehennemliklere ayrılmış bir rızık. Sen cehennemliklere ayrılmış rızıktan yiyip içtiğin için senin yolun cehenneme.
Yediğine bak, içtiğine bak, cennetlik veya cehennemlik olduğuna sen kendin karar ver. Sen nereden kazandın, ne yedin? Rüşvetten kazandın, cenneti bekleme. Sen hırsızlık yaptın, cenneti bekleme. Sen üç kağıt, beş kağıt yaptın, cenneti bekleme. Sen mesainden çaldın. Herkes devlet tarihinde böyle dedin. Mesainden çaldın. Hırsızsın, sen cenneti bekleme. Birisinin iş yerinde çalışıyorsun, mesaine dikkat etmiyorsun. Sen mesaine dikkat etmedin, saatlerde hırsızlık yaptın. Kazandığın haram oldu. Ya senden çıkacak ya çocuğundan çıkacak. Allâh muhâfaza eylesin. Çocukların suçu yok, çocuğundan çıkacak dediğim şey şu. Eğer sen Allâh’a yine sevgili bir kulsan çocuğun hasta olacak, birisi bir şey olacak, para oraya çarçur olacak.
Neden? Bereket olmayacak senin o kazandığın para. Çünkü kazandığın para haramdan geldi. Başkası bir kuruşla on kuruşluk iş yapacaksın, sen on kuruşla bir kuruşluk iş yapamayacaksın. Sebep haramdan geldi çünkü. Ve o senin kazandığın para, yediğin, içtin senin kalbini karartacak. Senin bedenini çürütecek. Senin bedenini çürütecek. Zahirende, batinende seni batıracak. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden o Allâh’ın zikrinden uzaklaşanlar, Allâh’ın zikrine sırtını dönenler, Allâh’ın zikriyle barışıklığını kaybedenler, hem başka bir ayeti kerimede onlara bir zor bir geçim veririz diyor.
Helâl-Harâm Nafaka ve Doktor-Hastane Topyekûn Suçlama Yanlışı — «Sepet Çürüdü mü?» Sınırı ve İnsâf Esâsı
Hem Cenâb-ı Hak onlara zor bir geçim verir, hem de onların kalpleri kararır. Allâh muhâfaza eylesin. Ve bir çok ayeti kerimede ve bir çok hadîs-i şerifte benim şu ana kadar tespit ettim. Yaklaşık 30’un üstünde âyet-i kerîme var ki Allâh’ın zikrini anlatır. Benim şu ana kadar tespit ettim. 60’ın üzerinde hadîs-i şerîf var, zikirle alakalı. Şu ana kadar tespit ettim, araştırdım. Sohbetler için derleyip toparlamaya çalıştım. Hadis kitaplarından çıkardığım hadisler, hadîs kitaplarımdan. Ve bu kadar 30’un üstünde âyet-i kerîme benim tespit ettim. Daha belki de yolun başındayım ben. Benim tespit ettim. Ve 30’un üzerinde âyet-i kerîme ve aynı zamanda 60’ın üzerinde hadîs-i şerifle zikrullâh sabit iken Bir kısım kafirler zikrullâh’a karşılar düşmanlar.
Onlar kafir. Bu ülkede var. Onlar saklı Ermeni, saklı Sebahatiyyat, saklı Mason. Onların normalde ne oldukları belli değil. Bunlar kendilerini kemalizmin arkasına sığınmışlar, layıklığın arkasına sığınmışlar. Onlar din düşmanı. Onlara bakarak biz onları İslam zannediyoruz. Biz onları Müslüman zannediyoruz. Bu ülkenin bütün vatandaşlarını Müslüman zannediyoruz. Değil. İçinde Ermeni dönmeleri var, içinde Yahudi dönmeleri var. Bu ülkede onlar yaşıyorlar. İçinde kafir, kemalistler var. İçinde normalde deistler var, ateistler var, dinsizler var, şeytana tapanlar var. Bu ülkede var bunlar. Başka bir yerde değil. Bunlar zaman zaman İslammış gibi görünüp zikrullâh’a ve yapılan zikir törenlerine bu ibadetlere saldırıyorlar.
Ve ne acı ki aptal akılsız Müslümanlar, ilimsiz Müslümanlar bunların elinde oyuncak oluyor. Oysa zikrullâh’a düşman olan kâfirdir. Zikrullâh’a düşman olan kâfirdir. Bilmese onu öğretirsin. Dersin ki bu konuda mesela uzun müddetten beri zikirle alakalı her gün bir âyet veya bir hadîs paylaşıyorum. Sosyal medya denilen bu Twitter’da. Bu ara eksildi. Ben cevap verdikçe, ben cevap verdikçe orada eksildi. böyle itirazları eksildi. Acı bir şey bu insanlar din cahili. Ya da bunu yapmak ağırlarına gidiyor. Nefislerine uyuyor, düşman oluyorlar. Yılacak mıyız? Hayır. Son nefesimize kadar Allâh’ın zikrinin farz olduğunu, hadîs-i şeriflerde sabit olduğunu, imamların iştahadıyla sabit olduğunu ve bütün silsilerin. 1200 yıldır bu ibadetin var olduğunu insanlar anlatacağız.
Ne zaman ki İslam dünyası kafirlerin tasallutu altına girdi, ne zaman ki İslam dünyası gelişmeyi, teknolojide, ekonomide, askeriye de ilerlemeyi, batıllaşmak zannettiğinden beri zikrullâh’a düşman oldular, tarikatlara düşman oldular. Zikrullâh alakalarına düşman oldular. Örneğin Bediüzzaman Said-i Nursi’nin tasavvuf tarikat, hakikat bahsinde geçen örneklemesi gibi bir sepet elmanın içerisinden diyor. Bir elma çürük çıksa bütün sepeti atar mı insan diyor. bütün sepet çürümüştür, atar mı? Atmaz. Her toplulukta, her meslek sahibinde bu tip çürük elmalar olacak. Örneğin memleketi şimdi günlerce oyalayan bu yeni doğan çetesi çıktı. Öyle değil mi? Şimdi diyebilir miyiz bütün hastaneler böyle diye?
Ama hastanelerde yolsuzluk var mıdır? Vardır. Böyle bir yeni doğan çetesi gibi başında PKK’lı Necdet Sezer’in affettiği, adama ceza vermişler. Adam ceza ünlü. Necdet Sezer affediyor çıkıyor. Adam affedip çıkıyor, adam bir çete kuruyor. Adam çeteyle ne yapıyor? Hem vatandaşların çocuklarını katlediyor, öldürüyor. Hem aynı zamanda da sesek adam parayı götürüyorlar. Ve organizasyon kurmuşlar onca hastane. Şimdi diyebilir miyiz bütün doktorlar böyle çete, bütün doktorlar böyle namussuz, şerefsiz, haysiyetsiz, bütün hastaneler böyle sütü bozuk, kanı bozuk diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Bu da aynı şey. Birisi ehli tarikat olmayı veya şehlik makamında oturmayı istismar etmiştir. Veya bir dini cemaat, bir dini tarikat kendi bulundukları konumu durumu din üzerinden istismar etmişlerdir.
Ama bütün tarikatlar böyle, bütün cemaatler böyle demek bu hakkaniyet değil. O yüzden Allâh’ı zikredenlerin içerisinden de hatta bizim içimizden de hata yapanlar, eksik davrananlar, yanlış davrananlar olacaktır. Gözümüzden kaçan olacaktır. Hadi terbiye olur, hadi böyle döner, hadi kendisini toplar deyip müsehamalı davrandığımız, toleranslı davrandığımız kimseler de olabilir. Ve bunlar bizim müsehamamızı, bizim toleransımızı sanki görmüyormuş, bilmiyormuş gibi zannedip çok özür dilerim ama yola ve bize laf getiriyor olabilir, taş attırıyor olabilir. İstikametlerini bozuk olabilirler. Hem dervişim deyip hem sufiim deyip hem de dervişlik ve sufilik yoluna yakışmayacak hal ve hareketler yapabilirler.
Biz zaman zaman hadi tövbe eder, bir hata yapmıştır. Yanındaki pislik arkadaşına uymuştur. Yanındaki fuhuşcu arkadaşına, kumarcı arkadaşına uymuştur. Hadi yanındaki uyuşturucu arkadaşına kanmıştır. Hadi etrafında bir heva evesine uymuş bir kimse vardır. O onu aldatmıştır. Gel benden her şeye gidelim bir uzak doğu seferi yapalım, kendimize bir masaj yaptıralım, bir rahatlayalım demiştir. O da nefsine uymuştur. Yok bayi toplantısı var deyip gitmiştir de. Olmuştur da bunlar. Günah-i kebâri değiştirmiştir. Ben derim bizim kardeşlerimiz herkes için günah-i kebâri kapısı açıktır. Ama o bunun üzerinden yola laf getiriyorsa, bunun üzerinden yola taş getiriyorsa, o zaman burada sıkıntı var. O kimse böyle yaptı diye bizim komplemiz, böyle kirli, böyle temiz olmamış hükmüne koymak herhalde insaf ve vicdan sahibi olan bir kimse için zor bir şey.
Bu mümkün değil. Demek ki her toplulukta, her meslekte ama mesleğini istismar eden, ama o topluluğun çizgisini istismar eden insanlar olacaktır. Bunlar o topluluğun tamamının bozuk olduğu, kötü olduğu veya o meslek sahibinin tamamının bozuk olduğunu, kötü olduğunu göstermez. O yüzden normalde bu tip insanlar her zaman olacak ama velakin bunlar zikrullâh’a düşman olmak, tertemiz bir topluluğa düşman olmak, Allâh’ı zikreden bir topluluğa düşman olmayı gerektirmez. Ama bizim ülkemizde ne yazık ki o kadar çok İslam düşmanı, o kadar çok tarikat düşmanı, o kadar çok zikrullâh düşmanı oluştu ki son dönemlerde. Herhalde, sanki böyle bir zikrullâh yapan kimseyi görünce şeytanı görmüş gibi oluyorlar. Herhalde zikrullâh yapan kimseye onlar bakarlarken ne görüyorlarsa ya da kendi kendilerine böyle bir ibadeti edemediklerinden yapamadıklarından dolayı aşırı derecede bir düşmanlıkları var.
Aşırı derecede. Hatta ve hatta bu dergahın içerisinde olup ama eşi derviş olmayıp kendi derviş olan kocasını ve karısını düşman gören insanlar var. Bu çok tehlikeli bir nokta. Bakın bu çok tehlikeli bir nokta. Buradan bütün herkese bilhassa kardeşlere sesleniyorum. Eşlerinize, kadınlar kocaları derviş değilse kocalarına, kocalar kadınları derviş değilse kadınlarına bunu nasihat etsinler, teblih etsinler. Eğer zikrullaha düşman olurlarsa nikahları düşer. Zikrullaha düşman olan bir kimseye tecdidi iman tecdidi nikah gerekli. Mustafa Özbağa düşman olmak farklı bir şeydir, zikrullaha düşman olmak farklı bir şeydir. Bir kimse Mustafa Özbağa düşman olabilir varsın olsun. Hesabını Allâh’a verecek. Ama zikrullaha düşmanlık yapıyorsa tekrar söylüyorum.
O kimsenin o kimseye tecdidi iman tecdidi nikah gerekli. nikahı düşmüş olur otomatikman. Çünkü zikrullaha düşman olan bir kimse küfür ehlidir. Tevbe etmezse küfür üzerine ölür. Ve tövbe etmezse onun nikahı düşer. Zikrullâh halakasından uzak zikri bilmeyen kimselerle evlenen insanlar, dervişler. Nereye koştuğunuzun farkında değilsiniz. Bir kimse içinden dahi zikrullaha düşman olsa otomatikman manevi olarak nikahı düşer. Doğan çocuk annesi babası belli veledi zina olur. Ama bu bizim içimizde bu masonic zihniyet, bu gavur zihniyet, bu batıcı zihniyet, bu fuhuşcu zihniyet, bu kumarcı uyuşturucu zihniyet. Bu ne yazık ki batı ahlakını kendisine ahlak etmiş çürük zihniyet bizim içimize bunu yerleştirdi.
Bir zikir düşmanlığı oluştu. Bir tasavvuf düşmanlığı oluştu. Bir tarikat düşmanlığı oluştu. Bunun ülkede haklı gerekçeleri olabilir. Bir sene boyunca ona mı rabut edilecek, buna mı rabut edilecek boş tartışmaları.
Hâricî Tartışmalar, Mîrâs ve Kadın Hakları Konuları — Toplum Gündeminin Boş Tartışmalardan Arındırılması
Şimdi de yeni tartışma, miras, ümmetin mirası mı, ananın babanın mirası mı bu tartışmalar. Yok oğul. Oraya aldı, yok bu buraya aldı. Bunlar evet gerçekten ehli tasavvuf için utanılacak şeyler. Ehli tasavvuf için utanılacak şeyler bunlar. Bunlar böyle yenilir yutulur şeyler değil veya bir kısım ehil olmayan kendisine tarikat süsü verip kendisine şeyh süsü verip belli insanları etrafında toplayan bir kısım itikadı bozuk, yolu bozuk, istikameti bozuk kimselerin yaptıklarını bütün ehli tasavvufa mal etmek. Ve böylece düşman olmak ve o düşmanlıkta sınır tanımamak. bir kimsenin yanlışta düşman olmasını kabul ederiz ama bir kimse bir yanlış yaptı diye bütün o toplulukların hepsini de düşman olmak vicdan sahibi olmadıklarını gösteriyor.
Ve bu konuda da ne yazık ki onların tabiri caizse iyi niyetli olmadıklarını gösteriyor. Ve onların bu zikrullâh’a düşmanlıkları kalplerini katılaştırıyor, kalplerini karartıyor. Ve o kalpler kararınca, kalpler katılaşınca kararmalarını ve katılaşmaları daha da artıyor. Katmerlenmeye başlıyor, oradan geri dönmüyor. Oradan geri dönmeyince katmerlendikçe katmerleniyor, katılaştıkça katılaşıyor. En sonunda Cenâb-ı Hak onların kalplerini mühürlüyor. Artık oradan geri dönüş yok. Çünkü zikrullâh’a düşman olan ve o düşmanlıkta yürüyen, o düşmanlığını arttıranın sonucu cehennem. Hem bir de kafir olarak gitmek. Allâh muhâfaza eylesin. Bu çok sıkıntılı bir nokta. Peki böyle bir hale gelen kimsenin kurtuluşu ne?
Olur ki o kimse zikrullâh’a düşmanlık yaptı, olur ki zikrullâh yapanlara laf attı, taş attı. Öyle mi? Zikrullâh yapıyoruz.
Halaka-i Zikrullâh ve Ayakta/Oturarak Zikretmek — Sünnet-i Seniyye’nin Açık Delîlleri ve Tasavvuf Halkalarının Meşrûiyeti
Halaka-i Zikrullâh kurulmuş, halaka-i zikrullâh halka hâlinde olmak sünnet-i seniyye ile sabit mi? Evet. Ayakta zikretmek âyet-i kerimeyle sabit mi? Evet. Oturarak zikretmek ayetle sabit mi? Evet. Sallanarak zikretmek hadîs-i şerifle sabit mi? Evet. Esma-i Hüsna ile Allâh’ı zikretmek hem ayetle hem hadisle sabit mi? Evet. Buna rağmen bir kimse olak ki hata yaptı, olak ki yanlışlık yaptı, olak ki eksiklik yaptı, dilinden kaçtı, gözünden kaçtı. Dön Rabbine tövbe et ve Rahat Sûresi âyet 28. Onlar iman edenler ve kalplere Allâh’ı zikretmekle mutmain olur. Dikkat edin kalpler yalnızca Allâh’ı zikretmekle mutmain olur. Onun yolu Allâh’ı zikretmek. Dönecek, tövbe edecek, Allâh’ın zikrine yapışacak çünkü kalbin mutmainliği zikrullâh ile mümkün.
Eğer zikrullâh yapmazsa onun kalbi mutmain olmayacak, o yine itiraz edecek, o yine isyan edecek, o yine ne yapacak? Zikrullâh’a karşı gelecek. İslâm’ın herhangi bir ibadetine, İslâm’ın herhangi bir hukukuna karşı çıkacak, güne küfre düşecek. Allâh muhâfaza eylesin. Kalp katılığının, kalp katılığının, kalp kararmasının ilacı Allâh’ı zikredir. Kalp kararmasından kurtulmak istiyorsa bir kimse Allâh’ı zikretcek. Allâh’la perdelendiğini düşünüyorsan otur Allâh’ı zikret. Hz. Muhammed Mustafa ile sallallâhu aleyhi ve sellem ile aranda bir perde oluştuğunu düşünüyorsan otur Allâh’ı zikret. Üstadınla aranda bir perde olduğunu düşünüyorsan otur Allâh’ı zikret. Eşinle, çocuklarınla, etrafında, annenle, babanla ilişkilerinde bir problem yaşıyorsan otur Allâh’ı zikret.
Çünkü Allâh’ı zikredeni Allâh’ı zikredenler sever. Allâh’ı zikredeni Allâh sever. Allâh’ı zikredeni Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem sever. Allâh’ı zikredeni Mürşid-i Kamiller sever, veliler sever. Allâh’ı zikredeni Evliyalar sever. Allâh’ı zikredeni Arifler sever. Allâh’ı zikredeni Aşıklar sever. Allâh’ı zikredeni Müminler sever. Allâh’ı zikredeni Dervişler sever. Allâh’ı zikredeni Hayvanlar sever. Böcekler sever. Otlar sever. Ağaçlar sever. Taşlar sever. Dağlar sever. Oğalar sever. Denizler sever. Irmaklar sever. Masa sever. Bilgisayar sever. Masum da sever. Allâh’ı zikrediyorsan senin etrafındaki bütün eşya ve varlık seni sever. Seni sever. Sen Allâh’ı zikretmezsen, sen zikrullâh’a sırtını dönersen, sen zikrullâh alakasına sırtını dönersen, zikrullâh’tan uzaklaşırsan ve Allâh’ı zikri terk edersen, bu sıraladıklarımızın hiçbirisi de seni sevmez.
Sonra sen kendi kendine beni sevmiyorlar diye şarkı söylersin. Sonra sen kendi kendine dersin ki ya bana bakmıyorlar da beni saymıyorlar da beni dinlemiyorlar da. Ben zaten sevilmedim de vur arabesk artık. Dervişler de beni sevmiyor da. Sen zikrullahı terk ettin. Çünkü sen Allâh’ı seversen Allâh seni sevecek. Hadîs-i Kudsî. Allâh seni severse Cebrâîl’ine nida edecek. Ey Cebrâîl! Allâh filanca kulu Allâh’ı sevdi. Allâh da onu sevdi. Sen de sev. Gök halkına nida et. Onlar da Allâh’ı seven bu kulu sevsinler. Cebrâîl nida etti. Ey gök halkı! Allâh ve Cebrâîl ben. Bu kulu sevdi sizler de sevin. Gök halkı mümin kulların kalbine ilham eder. Vahy eder. Aslında ilham geçmiyor orada vahiy geçiyor. Gök halkı mümin kulların kalbine vahy eder.
Der ki Allâh bu kulu seviyor. Cebrâîl seviyor. Gök halkı da seviyor. Siz de onu sevin. O zaman zikredeni zikreden sever. Mümini mümin sever. Zalimi zalim sever. Kafiri kafir sever. Devamlı içki içen sever. Devamlı kumar oynayan sever. Onlar birbirleriyle görüşürler gece gündüz. Kumar oynuyorlar. Kim neyi seviyorsa o sevenler birbirlerini bulurlar. Bir yolda yürürler. Sen zikrullâh’a düşman olana dost olamazsın. Dostsa ne eğer? Zikrullâh’la dost değilsin o zaman. Zikrullâh’la dost değilsin o zaman. Zikrullâh’la dost olsaydın zikrullâh’a düşman olana dost olamazdın. Sen bir ve Allâh’ın veli kuluna dostsan Allâh’ın velisine düşmanlık yapanla dost olamazsın. Yalancısın o zaman. Bak yalancısın. Allâh bizi affetsin.
O yüzden Allâh’ı zikirden uzaklaşanların ilacı yine Allâh’ı zikirdir. Onların başka bir ilaçları yoktur. Kıymetli kardeşler başka bir ilacınız yok Allâh’ı zikirden başka. Hadîs-i Şerîfte Hazret-i Peygamber’in tebanede geçiyor bu hadîs-i şerîf. Kalbinizin katılaştığını hissettiğinizde Allâh’ı çokça zikredin. Zira kalp Allâh’ı zikretmekle yumuşar. Tekrar söylüyorum. Kalbinizin katılaştığını hissettiğinizde Allâh’ı çok zikredin. Zira kalp Allâh’ı çok zikretmekle yumuşar. Tabarani’den. Sonuç olarak bu Zümer suresi 22. âyet-i kerîme Allâh’ı zikretmenin insanın kalbini nurlandıracağı, insanın kalbine ilmin verileceği, kalbinin nurlanıp ona tabiri caizse nurdan bir zikrullâh veledi. Çocuğu oluşacağına ve aynı zamanda zikrullâh kalplerin bu noktada ihya eden, kalpleri aydınlatan, nurlandıran, kalplerin basiretini açan, ferasetini açan en önemli bir ibadet olduğunu bize anlatır.
Ve zikrullâh’a sırtını dönenler, zikrullâh’ı terk edenler, zikrullâh’ı terk edenler, zikrullâh’ı unutanlar ne yazık ki onların da kalplerinin katılaşacağına ve kalplerinin içinden nurun sığırılıp gideceğine işaret. Rabbim kalbimizi nurlandırsın, zikrullahıyla her daim nimetlendirsin, zikrullahıyla süslesin, zikirsiz an ve gün geçirenlerden bizleri eylemesin. Ecmaîn.
Kaynakça ve Referanslar
- Nikâh Akdinin Şartları (İki Erkek Şâhid) ve Çok Eşlilik Sınırları: «iki şâhidin huzûrunda nikâh» — Nisâ 4/3 («fenkıhû mâ tâbe leküm mine’n-nisâi mesnâ ve sülâse ve rubâ»); İmâm Şâfiî, el-Ümm, Kitâbü’n-Nikâh; Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’, Kitâbü’n-Nikâh 2/233; İbn Kudâme, el-Muğnî 7/342; nikâh akdinde iki erkek veya bir erkek + iki kadın şâhid — Nisâ 4/15; Buhârî, Şehâdât 8; Müslim, Akdiye 1; çok eşlilik sınırları (azamî dört, adâlet şartı) — Nisâ 4/3, 4/129; Cüveynî, Nihâyetü’l-Matlab; Mâverdî, el-Hâvi’l-Kebîr; «vâhidetün hayrun leküm» — adâleti sağlayamayacağı endişesinde tek eşlilik tavsiyesi — İbn Kesîr, Tefsîr 2/213; modern Türk Aile Hukûku ve şer’î hudûd — Hayrettin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku; Ahmet Akgündüz, İslâm Hukûku ve Osmanlı Tatbîkâtı.
- Helâlleşmek ve Kınamadan Tövbe: Hadîs-i şerîf «el-müflisü min ümmetî men ye’tî yevme’l-kıyâmeti bi-salâtin ve sıyâmin ve zekâtin…» (gıybet edenin müflisliği) — Müslim, Birr ve’s-Sıla 59 (2581); Tirmizî, Sıfâtü’l-Kıyâme 2 (2418); kul hakkı taşıyan günâhların helâlleşme şartı — Buhârî, Mezâlim 10; Müslim, Birr 60-61; «yâ Eyyühe’llezîne âmenû ictenibû kesîran mine’z-zann» (Hücurât 49/12) — gıybet ve sû-i zân yasağı; tövbenin nasûh şartları — Tahrîm 66/8; Nevevî, Riyâzu’s-Sâlihîn, bâbu’t-tevbe; Bediuzzaman Said Nursî, Mektûbât 21. Mektûb (gıybet ve helâlleşme); modern istihbârât kavramı ve Gazza/İsrâil savaşı 7 Ekim 2023 sürecinde Mossad’ın hata-bahanesi tartışması — kamu söylemi.
- Zümer 39/22 — Şerh-i Sadr (Kalbin İslâm’a Açılması): «Efe-men şerahallâhu sadrahû li’l-İslâmi fe-hüve alâ nûrin min Rabbihî, fe-veylün li’l-kâsiyeti kulûbühüm min zikrillâh» (Zümer 39/22) — Taberî, Câmiu’l-Beyân 21/281; İbn Kesîr, Tefsîr 7/89-91; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 26/272; Kurtubî, el-Câmi 15/250; «şerh-i sadr» tâbirinin tasavvufî tefsîri — Tüsterî, Tefsîr; Sülemî, Hakâiku’t-Tefsîr; İbn Acîbe, el-Bahru’l-Medîd 5/19-22; «kalp katılaşması» (kasvetü’l-kalb) — Bakara 2/74; Mâide 5/13; Hadîd 57/16; «Allâh, hayrını dilediği kimsenin kalbini İslâm’a şerh eder» hadîsi — İbn Mâce, Zühd 24 (4244); Ahmed, Müsned 1/438, 4/152; İbn Hibbân, Sahîh 7/202.
- Sırât-ı Müstakîm ve İlerleme: Fâtihâ 1/6-7 («ihdine’s-sırâta’l-müstakîm»); Mâide 5/16 («yehdî bihi’llâhu meni’ttebea rıdvânehû süble’s-selâm»); İbn Atâullah, el-Hikem 12. hikem; «her an Allâh’a yaklaşma» — İbn Kayyım, Medâricü’s-Sâlikîn 1/72-95; «kurbiyyet» mertebeleri — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, bâbu’t-takarrub; daimî zikirin sırrı — Ahzâb 33/41-42; Bakara 2/152; Necm 53/29-30; «zikir-meditasyon» farkı — Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarîkatlar Tarihi.
- Dinde Olmayanı Koymak ve Var Olanı Çıkarmak (Bid’at ve Tahrîf): «men ahdese fî emrinâ hâzâ mâ leyse minhü fe-hüve raddün» — Buhârî, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17 (1718); «külle muhdesetin bid’atün ve külle bid’atin dalâletün» — Müslim, Cum’a 43; Ebû Dâvûd, Sünnet 5; Tirmizî, İlim 16; Bid’at-i hasene/kabîha ayrımı — İmâm Şâfiî nakli (Beyhakî, Menâkıbü’ş-Şâfiî 1/468); İmâm İzzüddîn b. Abdüsselâm, Kavâidü’l-Ahkâm 2/172; Şâtıbî, el-İ’tisâm; modern «liberal İslâm» / «modernist İslâm» tahrîfi — Yusuf el-Karadâvî eleştirileri; «Allâh» yerine bireysel arzunun konulması — Câsiye 45/23; Furkân 25/43; «kim heveseni ilâh edinmişse» — Câsiye 45/23 tefsîri; sahte tarîkatların din-i haram olanı helâl gösterme yöntemleri — İbn-i Cevzî, Telbîsü İblîs, bâbu’t-tasavvuf; Şa’rânî, Letâifü’l-Minen.
- Helâl Kazanç ve İnsâflı Hüküm: «innallâhe tayyibun lâ yakbelu illâ tayyiben» (Allâh tayyibtir, ancak tayyibi kabûl eder) — Müslim, Zekât 65 (1015); Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 2 (2989); helâl gıdâ ve helâl kazanç — Bakara 2/172, Mü’minûn 23/51, Mâide 5/88; haram kazançtan beslenen bedenin duâsı — İbn Kesîr, Tefsîr 1/213; «sepetteki bütün meyvelerin çürüdüğü iddiâsı yanlış» — fıkhî insâf ve istisnâlar — İbnü’l-Kayyım, İ’lâmu’l-Muvakki’în; Şâtıbî, el-Muvâfakât; toplu suçlama yasağı (kollektif sorumluluk reddi) — En’âm 6/164; İsrâ 17/15; Fâtır 35/18 («lâ tezirû vâziretün vizra uhrâ»); Hayrettin Karaman, Helâl ve Harâm; Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı vakaları (Sebeke-doktor) — kamu davaları.
- Hâricî Tartışmaları ve Sahte Sosyal Gündem: Boş tartışmalar (cedel-i bâtıl) yasağı — Hâkka 69/35-37 (cedel zihniyetinin sıkışması); Mevdûdî, Tefhîmü’l-Kur’ân; Vahyî Süleyman b. Abdurrahmân Bin Sahmân, Keşfü Şübühâti’l-Mücâdilîn; Hâricîlerin ümmet içi kavgası — Buhârî, Menâkıb 25; Müslim, Zekât 142-148; mîrâs ve kadın hakları meseleleri — Nisâ 4/11-12, 176; Bakara 2/180; modern toplum gündeminin manipulasyonu — Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü; Şâzeli sûfî sosyal eleştirisi.
- Halaka-i Zikrullâh ve Toplu Zikrin Sünnet-i Seniyye Delîli: «innallâhe melâiketen seyyâhîne fi’l-arzı yetebbeûne mecâlise’z-zikr» (Allâh’ın yeryüzünde dolaşan melekleri zikir meclislerini ararlar) — Buhârî, Daavât 66 (6408); Müslim, Zikr 8 (2689); Ahmed, Müsned 2/251, 313; «mâ ictemea kavmun fî beytin min büyûti’llâh, yetlûne kitâballâh ve yetedâresûnehû beynehum…» — Müslim, Zikr 38 (2699); Ebû Dâvûd, Vitr 14 (1455); Tirmizî, Kırâât 10 (2945); İbn Mâce, Mukaddime 17 (225); halka şeklinde zikir tatbîki — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mustafâ Kara, Tasavvuf ve Tarîkatlar Tarihi.
- Ayakta, Oturarak ve Yatarak Zikretmek — Âl-i İmrân 3/191 Delîli: «ellezîne yezkürûnellâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim» (ayakta, oturarak ve yanları üstünde) — Âl-i İmrân 3/191; Taberî, Câmiu’l-Beyân 4/206; İbn Kesîr, Tefsîr 2/188-191; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 9/124; her hâlde Allâh’ı zikretmenin sünnet-i seniyye dayanağı — Ahzâb 33/41-42 («Allâh’ı çokça zikredin»); Cuma 62/10; «zikr-i kesîr» — A’râf 7/205; Müzzemmil 73/8; toplu zikrin Hz. Peygamber tatbîkâtı — Müslim, Zikr 1-3, 22-23, 38; Buhârî, Daavât 65-66; Münâvî, Feyzü’l-Kadîr 2/214; modern zâkir geleneği — Süleyman Uludağ, İslâm’da Zikir; Mustafa Kara, Tasavvufî Hayât.
- Mustafa Özbağ Efendi Silsilesi ve Sünnet’e Bağlı Sûfî Geleneği: Mustafa Özbağ Efendi (Şâbân-ı Velî kolu) silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar Efendi → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsile zinciri — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «Sünnet’e teslimiyet ehli sûfîler» kategorisi — İmâm Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 31. mektûb; bid’at-i seyyie ile bid’at-i hasene ayrımı — İzzüddîn b. Abdüsselâm, Kavâidü’l-Ahkâm; Sünnî tasavvufun Kur’ân ve Sünnet bağlılığı — Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb; Kuşeyrî, er-Risâle; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, İhsân, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı