Açılış — Selâm, Hayırlı Niyâzı, Hak-Bâtıl Tefriki; Ülkemizde Devam Eden Deprem-Sel-Maddî-Manevî Sallantılar; Şeyh Efendi’nin Mustafa Efendi’ye «Bu İnsanlar Allah’ı Dinlemiyor, Peygamberi Dinlemiyor — Beni Dinleyecekler, Senin Dinleyecekler?» Anekdotu; Sokak Kapısından Çıkar Çıkmaz Gıybet Başlamasına Tepkisi
Allâh gecenize hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’e hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip batılı, batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Âmin. Allâh hepinizden de râzı olsun. Âmin. Malum, ülkemizde depremler, sel felaketleri, maddî mânevî bu konudaki sallantılar, zelzelliler devam ediyor. Bunları daha öncelerde hep böyle bahsettik, konuştuyduk. O yüzden bunların üzerine tekrar tekrar konuşmanın, yorum yapmanın kendimce bir anlamı yok. İnsanlar kendilerince hayatlarına devam ediyorlar. Mü’min mü’minliğine devam ediyor, münafık münafıklığına devam ediyor, kâfir kâfirliğine devam ediyor, düşman düşmanlığına devam ediyor, dost dostluğuna devam ediyor.
Siz bunları uyarsanız da, söyleseniz de, çalışmak gayret etmek bize ait tabii. Sonuçta insanların büyük bir kısmının bir kulağından giriyor, bir kulağından çıkıyor. Şeyh Efendi Allâh rahmet eylesin, böyle o son dönemde benim hakkımda böyle fazla dedikodu, gıybet, ıvır sıvır olunca ben gittim bir yanına. Bana dedi ki, oğlum bu insanlar Allâh’ı dinlemiyor, Peygamberi dinlemiyor, benim dinleyecekler senin dinleyecekler dedi. Öyle deyince durdum, burada diyorum dedi, şurada dedi, diyorum dedi, Mustafa Efendi hakkında konuşmayın, gıybet etmeyin, diyorum dedi. Buradan kapıdan dışarı çıkıyorlar dedi, şu kapı var ya dedi, sokak kapısını göster, ondan sonra orada başlıyorlar dedi senin hakkında gıybet etmeyin dedi.
Kimin ağzını tutacaksın ki oğlum dedi, eyvallâh. Sonuçta herkes kendine layık olanı yapıyor. O yüzden bu Rabbim daha beterinden saklasın, her türlü afattan muhafaza eylesin. Her türlü zezaleden, sel baskınından, afattan, yokluktan, sıkıntıdan bizleri muhafaza eylesin. Ama bunlar böyle bitecek şeyler değil.
Tövbe ve Kur’ân-Sünnet’e Dönmeden Toplum Belâsı — «Birey ise Bireyin, Aile ise Ailenin, Sülale ise Sülalenin, Toplum ise Toplumun Başına»; Zekât Vermeme = Kıtlık Hadîsi: «Yağmur Yağsa Dahi Toprak Mahsul Vermez» — 1400 Yıl Öncesinden Bu Vahye Kulak Vermeme Hatâmız
İnşallah Rabbim bütün ümmeti Muhammed’e tövbe edip geri dönüp Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsık yapışıp öyle bir hayat kurgulatır. O hayatı kurgulamazsa ümmet başına sıkıntılar gelmeye devam edecek. Bu eğer bireyse bireyin başına gelecek, bu aile ise ailenin başına gelecek, bu sülale ise sülalenin başına gelecek, bu bir kavim bir toplumsa o toplumun başına gelecek. Hadis-i şerifler belli, insanlar zekatlarını vermediklerinde kıtlık artar diyor. Hatta bir hadîs-i şerifte diyor ki yağmur yağsa dahi toprak diyor, mahsul vermez. O hadîs-i şerîf benim çok böyle hayretime gittiydi. yağmur yağacak ama yağmur yağmasına rağmen toprak mahsul vermeyecek. biz kıtlığı sadece kuraklıktan biliyoruz, değil.
Biz bazı şeyleri böyle sebeplere bağlıyoruz ya bize böyle akılcı olun, ilim ehli olun, bilgiyle hareket edin, akıllı hareket edin hep böyle söylüyorlar ya biz öyle diye biz Kur’ân Sünnet’ten Kur’ân Sünnet’in doğrularından uzaklaştık. 1400 yıl önce Hz.
Ova-Deniz Yurt Edinmeyiniz Hadîsleri — «Oralarda Batmalar, Depremler, Sel Baskınları Olur»; «Akıl-Bilim-İlmî Hareket Edin» Diye Diye Kur’ân-Sünnet’in Doğrularından Uzaklaştık; Profesörler-Siyâsetçiler «Dini Bırakın»: 100 Yıllık Cumhuriyet Lâikliği Üzerine Daha Önce 100 Yıllık Osmanlı Reformu
Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ova yurt edinmeyiniz, oralarda batmalar olur, depremler olur. Biz akılcı olacağız, bilgili olacağız, bilgiyle hareket edeceğiz. Bu hadîs-i şerîfi koyduk kenara. Siz deniz kenarlarını yurt edinmeyin, ordu su baskınları olur, sel baskınları olur. Biz akılla, bilgiyle hareket edeceğiz ya, dini kenara koyacağız ya. Bu depremde de bütün koca koca profesörler çıktılar, siyasetçiler dini bırakın. siz bilgiyle hareket edin.
200 Yıldır Lâiklikle Yönetilmek — Dini Yasaklı Hiçbir Şey Yasak Değil (İçki, Kumar, Fuhuş, Çıplaklık, Zinâ, Faiz); Partiler Lâik, Diyânet Lâik; Sıkıntı Olunca «Allah Allah» Diyen Vatandaşın Lâiklik Demediği; Allah’ın İmtihânı: Müslüman Yalpalayınca Şefkat Tokadı, Kâfir Mahşere Bırakılır
İyi zaten bu ülkede 100 yıldan beri laiklik var, dinle hareket edilmiyor ki zaten. Ondan öncesinde de Osmanlı’da da bir 100 yıl dinle hareket edilmeyen zamanı koyun. 200 yıl, bu topraklarda 200 yıldan beri dinle hareket edilmiyor zaten. Dinin emirleriyle yaşanmıyor. Dinin emirlerinin herhangi bir hükmü yok. Cumhuriyet’te de yok zaten. içki mi yasak, kumar mı yasak, fuhuş mu yasak, çıplaklık mı yasak, zina mı yasak, Allâh’ın yasakladığının herhangi bir şeyi yasak mı? Değil. Faiz mi yasak? Yok. Yasaklanan bir şey yok. Dinini yasakladığı hiçbir şey bu ülkede yasak değil. Ee zaten dinle hareket eden kim ki? Partiler kuruluyor, laik. Parti kurulmuyor. Dindar parti de yok parti olarak. Ee dinle hareket eden ne var?
Dinle hareket eden hiçbir şey yok. Diyanet de laik. Ee? Ee dini bıraktık zaten deprem oluyor, gene sel oluyor. Dinle hareket etmiyoruz ki. Laiklikle hareket ediyoruz. Ne yapacağız şimdi? Yalnız vatandaş bir sıkıntıya maruz olunca, Allâh diyor. Laiklik laiklik demiyor. Bir tarafı ağrıyınca Allâh’ım diyor. Bir tarafı sıkıntıyı düşünce Allâh’ım diyor. laiklik laiklik diye zikreden yok. laikçiler de laiklik diye zikretmiyor. Ama sonuçta biz yönetim olarak, devlet yönetimi olarak veya kurumlar yönetimi olarak dinle alakamız yok. Ee öyle olmasına rağmen hala da diyorlar ki, dini bırak. Lan ne yapalım? Kafir mi olalım? Gavur mu olalım? Ne yapalım? Ne bekliyorsunuz yandağa? Daha ne istiyorsunuz? Zaten Müslümanların bir imanı kalmış, namazı, orucu abdesti kalmış, başka bir şeyler.
Yok zaten. O da yapabildiği yere kadar zaten. İstenilen ölçüde biraz böyle kaçırırsanız o da sıkıntılı. bizim imanımız, İslam’ımız, sistemi müsaade ettiği kadar. Velhasıl kelam, biz dini bıraktığımız zaman, Allâh, bakın bu Müslümanlara ait bir şeydir. Bu normalde gayrimüslimlere ait bir şey değildir. İnanmayanlara ait değildir. Allâh inanmayanların başına, bu dünyada müsibet vermez fazla. Onların hesabı, burada karıştırıyor Müslümanlar. Onların hesabı mahşere bırakılır. Mahşerde onlar ebedi cehennemlik olurlar. Bakın ebedi cehennemlik olurlar.
Şefkat Tokadı — Müslüman Yalpalayınca Allah Sevdiği Kuluna «Beni Unutma, Yolumu Terk Etme»; Ufak Tefek Sıkıntılarla Affettirme; Hastalık-Ticaretten Sıkıntı-Fizikî Sıkıntı’da İsyan Etme, «Cenâb-ı Hak Beni Temizliyor» Diye Sabret
Müslümanlar yalpalayınca şefkat tokadı onlara gelir. Müslümanlar yalpalayınca, birey olarak bir Müslüman yalpalayınca, ona şefkat tokadı gelir. Allâh der ki beni unutma. Allâh der ki benim yolumu terk etme. Benim yolumu terk edersen, beni unutursan, ben seni seviyorum. Cehen ebedi, cehennemde olmanı istemem. Der, senin başına ufak tefek sıkıntılar verir. Ki o sıkıntılarla seni affetsin. O sıkıntılarla seni temizlesin. O sıkıntılarla senin üzerindeki kiri pahketsin.
Sıkıntıyı Affedilme/Kâr Görme — Müslüman İçin Sıkıntı Mahşere Tertemiz Çıkma Vesilesi; «Bunu Hayra Çevireyim, Kâra Çevireyim»; İnanlara Has Bu Lütuf — Allah İnanmayanlara Bu Dünyada Müsibet Vermez Fazla, Onların Hesabı Mahşere Bırakılır
O yüzden başınıza bir sıkıntı, bir hastalık, ticaretten sıkıntı, fiziki sıkıntı, böyle bir şey geldiğinde, bu konuda isyan etmeyin. Deyin ki, Cenâb-ı Hak beni temizliyor. Buna sabredeyim. Buna sabredeyim. Ben bunu hayra çevireyim. Ben bunu kâra çevireyim diye düşünün. Müslümanlar için geçerli bu. İnananlar için geçerli. Siz diyeceksiniz ki, Allâh inananlara mı veriyor? Evet, Allâh inananlara veriyor ki, inananlar buna sabretsin, bu sıkıntılara, belalara, müsyubetlere ve onları bu dünyadan tertemiz bir şekilde mahşere karşıma alayım. Bunu böyle görün ki, Hz.
Hz. Peygamber’in Ölüm Döşeği — Bayılma-Terleme-Su Dökme; Sahâbenin «Sana da mı Yâ Resûlallah?» Sorusu; O Esnada Cebrâil (as) Geldi: Hadîs-i Kudsî — «Belânın Büyüğü Peygamberlere, Sonra Sâlih Mü’minlere, Velilere, Sonra Velilerin Etrafındakilere Ateşin Sıçradığı Gibi Sıçrar»
Peygamber’in ölüm döşeğinde o kadar çok sıkıntı, bayılıyor, terliyor, kaldırıyorlar, başından aşağı su döküyorlar, tekrar bayılıyor, tekrar kaldırıyorlar, herkes başında bekliyor, sahabenin birisi dayanamadı, sana da mı Ya Resulallah dedi? Sana da mı? Hadisi kutsi bu. O esnada hemen Cebrail aleyhisselâm geldi, hadisi kutsi, Hazret-i Peygamber buyurdu ki, bela buradaki imtihan demek, bela’nın büyüğü, Peygamberlere dedi, ondan sonra salih müminlere, velilere, sonra dedi, sonra velilerin etrafındakilere, ateşin sıçradığı gibi onlara da sıçrar dedi.
Sufî Yolunda Ders Alanlara Mustafa Efendi’nin Uyarısı — «Bizim Yolumuz Sıkıntılı, Düzgün Giden İşin Bozulabilir, Muhallebi Yerken Dişin Kırılabilir»; «O Güne Kadar Bir Sıkıntı Yaşamamışsın, Ders Aldıktan Sonra Yaşarsın, Sonra Bağırma, ‹Ben Yandım› Şarkısı Söyleme»
Ben şimdi bazen ders alacak olan kimselere derim ya, bak iyi düşün, bizim yolumuz sıkıntılı, sen düzgün giden işin bozulabilir, muallemi yerken dişin kırılabilir, derim ya, sen o güne kadar bir sıkıntı yaşamamışsın, ders alırsın, yaşarsın, deme sonra, bağırma sonra, ben yandım şarkısı söyleme, böyle bu, eğer yolun gerçekten, o yol, gittiğin yol, Kur’ân ve Sünnet’e uygun ise, gittiğin yol sırat-ı mustakim ise, senin başına bir şey gelecek kardeş, sen bir sıkıntı yaşayacaksın, o güne kadar eşin sana mutiydi, mutiliğinden vazgeçecek, o güne kadar çocuğun sana mutiydi, çocuğundan imtihan olacaksın, o güne kadar annenle ne kadar güzeldi ilişkin, annenle problem yaşayacaksın, babanla ne kadar mutlu olacaksın, babanla ne kadar mutlu olacaksın, babanla ne kadar güzeldi ilişkin, babanla problem yaşayacaksın, yaşayacaksın bunları, veya işin çok güzeldi, oh mal geliyor, para gidiyor, malı satıyorsun, para geliyor, eee bu ne oldu, sıkıntı yaşayacaksın, ama bir dengesizlik olacak, bir yerden bir imtihan olacaksın, ama annenden, babandan, ama eşinden, ama çocuklarından, ama malından, ama canından, hastalık yani, ama canından, bir yerden imtihan olacaksın,
İmtihansız Yol Gitmek Yok — Eşten, Çocuktan, Anneden, Babadan, İşten, Maldan, Candan Bir Yerden Dokunacak; «Nerede Titizleniyorsan, Korumaya Çalıştığın Yere Dokunuyor»; Saldığın Zaman Yakası Bırakıyor; Ümmet Bireysel-Aile-Dergâh-Toplum Olarak Komple Yalpalarsa Sıkıntı Çoğalır; Mustafa Efendi’nin Yaşlılık-İhtiyârlık İkisi Birarada Hâli
imtihansız yol gitmek yok, bir yerden dokunacak sana, bu iş daha fazla, nerede titizleniyorsan oraya dokunuyor, nereye korumaya çalışıyorsan oraya dokunuyor, enteresan bir şey, tecrübe bunlar, saldığın zaman yakasını tamam bitiyor, sal yakasını, işine bak, gücüne bak, kavuştur, gayret et, ama bil ki, böyle sağlam tutacağım dediğin yere dokunacak, sana bırak diyen yok, ama dokunmayı göze al, şimdi böyle olunca, birey olarak böyle, aile olarak böyle, dergah olarak böyle, ne bileyim işte, toplum olarak böyle, mümin isen, bir sıkıntı gelecek sana, sebep, bunlar şefkat tokadı, biz inananız, biz müminiz, biz eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü, dedik, iman ettik, biz hayırihi ve şerrihi dedik, bunun Allâh’tan olduğuna inanırız, biz o yüzden, bu konuda bizim Allâh’a imanımız hamdolsun, tamdır, başımıza bir şey gelcekse gelir, ama bizim elimizin ürünüdür, ama değildir, biz ona sabrederiz, mücadele ederiz, sabrederiz, ama toplum olarak biz komple, kendimizi düzeltmezsek, arada derede kalırız, komple, kendimizi düzeltmezsek, arada derede kalmaya devam edersek, herhalde bu sıkıntılar biraz daha bizim üzerimizde gelir, geçen hafta böyle bir ara verdim ben, dedik bu hafta yine, kendimce içime gelen bir konu üzerinde, bir şey hazırlayabiliyorsam hazırlıyorum, artık ben de eskisi gibi değilim, yaşlılık diyelim, ihtiyarlık, ihtiyarlık ayrıdır, yaşlılık ayrıdır, ikisi kol kola girdi mi farklı bir şey çıkar, ee yavaş yavaş artık biz de bu konuda eskisi gibi değiliz, bu akşam Cuma Suresi âyet bir, sohbet konumuz o, Cuma Suresi âyet bir, herhalde bu birkaç hafta gidebilir, bu sohbet böyle Cuma Suresi âyet bir ile alakalı, inşallah hazırlanabildiğimiz zamanlar devam edeceğiz, hafızımız nerede?
Cuma 1 Tilâveti ve Tefsîri — «Göklerde ve Yerde Ne Varsa Hepsi Melik, Kuddûs, Aziz, Hâkim Olan Allah’ı Tesbîh Eder, Zikreder»; «Zikir En Büyük İştir» (Ankebût 45); «Kün Ol» Demiş Olduğu Tüm Tecelli Etmiş ve İlme-i İlâhîden Henüz Tecelli Etmemiş Bütün Varlık Âlemi; Her Şey Kendi Lisânıyla Tesbîh Eder
Evet hafız buyur. Allâh razı olsun. Cuma Suresi âyet bir, göklerde ve yerde ne var ise, hepsi melik olan, kuddûs olan, aziz olan, hâkim olan Allâh’ı tesbih eder, Allâh’ı zikreder. Zikir en büyük iştir, Ankabut âyet 45. Tabi bu âyet-i kerîme, Müslümanların, inananların yapmış olduğu bir ibadetin, en yüksek derecede, en yüksek bir mertebede, perdede olduğunu söylüyor. Bir de, Cenâb-ı Hak gökte ve yerde ne varsa dediğinde, bütün varlık âlemini kast ediyor. Allâh’u âlem. Kün ol dedi, bugüne kadar olanlar, ben bir çift daha ileri gideyim, ve olacak olanlar, meydana gelmiş ve meydana gelmemiş olan, meydana gelmiş, zuhur etmiş, kün demiş, bir de ilmi ilahisinden, ilmi ilahisinden çıkmış dışarı. Bunlar, olmuş olan, tecelli eden, yaratılan şeyler, her ne var ise, bir de olmamış olan, Allâh’ın kendi ilmi ilahisinde bulunup, henüz ilmi ilahiyeden, dışarı tecelli etmemiş olanlar.
Bu, ben biraz bunu geniş tutuyorum çünkü, her şey, Allâh’ı zikrediyor. Kendi lisanı ile, tesbih ediyor, tenzih ediyor, kendi lisanı ile. Düşünebileceğiniz, aklınızın ereceği, kalbinizin gideceği, her ne taraf var ise, her ne var ise, hepsi de kendi lisanında, kendi hallerinde, kendi perdelerinde, Allâh’ı zikrediyorlar. Kendi perdelerinde, hiçbir perde yok ki, hiçbir şey yok ki, Allâh’ı tesbih etmesin, zikretmesin, hiçbir şey yok ki, Allâh’ı tenzih etmesin.
Tesbîh ve Tenzîh Tefriki — Tenzîh Bütün Varlıklara Aittir, Tesbîh Sadece İnsana Aittir («Benzetmek»); Hücreler, Kuvarklar, Atomun Altı, Boşluklar Dahil Her Zerre Allah’ı Tenzîh Eder; Bunu Anlamaya Beşinci Makam’dan Sonraki Mertebede Aşinâ Olunur
Bakın, tesbih ve tenzih, bütün varlıklara aittir. Tesbih bir tek insanlara aittir. Bize aittir, tesbih, benzetmek. Bize aittir. Geri kalan, bizdeki hücreler dahil, bizdeki kuarklar dahil, elementin altı, atomun altı, koraklar dahil ve kuarkların altı ve hayal olarak da her şey, her şey, her zerre, sizin boşluk olarak gördüğünüz, boşluk olarak gördüğünüz veya görmediğiniz, idrak ettiğiniz veya etmediğiniz ne var ise varlık aleminde, her şey ve her şey, Allâh’ı zikretmede, Allâh’ı tesbih etmede, bunu ancak beşinci makama gelen, dervişler yavaş yavaş anlamaya başlarlar.
Beşinci-Altıncı-Yedinci Makamda Eşyanın Zikrini Duymak — Eşya Zikri Aşinâlığı 4. Sonu/5. Başı; Meleklerin Zikri 5. Makam; Diğer Varlıkların Zikri 6. Makam; Bütün Mükavvanâtın Zikri 7. Makam; Pir Efendiler Esmâ Verme Yetkisine Sahiptirler — Onlar Esmâ Verince O Mükavvanât O Esmâya Tâbi Olur; 4-5. Makamda Bu Antrenman, 6. Makamda Diğerlerinin Esmâlarına Müdâhale, 7’de Cinnî Tayfasının-Müslüman Olanlarının Esmâlarını Düzenleme
Bu dördün ortasından sonra, eşyanın zikrullahını, eşyanın zikrullahını, o kimse aşina olmaya başlar. Bu dördün sonuna doğru olur. Eşyanın zikrullahına aşina olmak, meleklerin zikrullahına aşina olmak, bu artık beşinci makamdadır. Meleklerin zikrine aşina olur. Daha henüz öbür varlıkları tanımadı. Öbür varlıkları tanıyabilmesi için altıncı makama geçecek. Ancak altıncı makamda, diğer varlıkların da zikrini işitmeye başlar. Yedinci makama geldiğinde, bütün varlıkların zikrullahı ona aşina olur. Hatta bir kısım öyle veliler, öyle mürşid-i kamiller vardır, öyle pir efendiler vardır. Onlar zikrullahı, komple kainatın oradaki mükavanatın zikrullahını esmasını, değiştirirler. Bunlar ancak eğlene malumdur.
Bunu bilmez büyük bir çoğunluk. O artık, onun tabiri caizse, esmayı o verir. Esmayı o verince, o esnada bütün oradaki o mükavanat, o perdedeki varlıklar, o esmaya tabi olurlar. O esmayı çekerler. Bunun antrenmanı, 5. esmada olur. Bazen 5. esmada, halde, manada, rüyada, tecelliyet olur, bir topluluk olur. Oraya zikrullahını o yönetmeye başlar. 6. makamda bu daha da genişler. Bakar artık böyle 6. makamdaki kimse, 4’teki, 5’tekinlerin ruhaniyetlerine de esma vermeye başlar. 6. makamdadır bu. O 4’teki, 5’teki, 6. makamdadır bu. O 4’tekinin haberi yoktur. Bir kısmının haberi olur, bir kısmının haberi olmaz. 4. makamda veya 3. makamda, ruhaniyeti zikrullaha katılır, ama o farkında olmaz. 3. makamdakilerin büyük bir çoğunun farkında değildir.
Who esmasında olanlar. O Who esmasına geçtiğinde, bazen zaman zaman, böyle kendini disipline ettiğinde, yalandan, yeminden, gıybetten, dedikodundan, ondan bundan uzak durup, kendini disipline edip kendini zikrullaha verdiğinde, 4. makamda anlamaya başlar artık kendi kendine. 5. makamda daha iyi anlamaya başlar. Ruhaniyeti değişik zikrullâh alakalarında dolaşmaya başlayabilir. Bunu 6. makamdakilerin esmalarını değiştirebilir. 7’ye geldiğinde zaten değiştirir. Artık 7. makama gelince, o zikrullâh alakalarında esmani olarak, o ruhaniyetlerin zikrullahlarını idare eder, cinil tayfesinin, Müslümanlarının zikrullahlarını idare eder. Değişik mahlukatlar vardır semada. Onların mümin olanları var, olmayanları var.
Mümin olanların zikrullahlarını değiştirmeye başlar. Bunlar sır sohbet. Benle beraber ölüp gitmesin. Bu haller yaşanır. Bu bütün mükavanatın zikrullahı artık o kimsede hemhal olur. Ve yerle gök arasında ne var ise, varlık aleminde ne var ise, her şey Allâh’ı tesbih eder, zikreder. Ve o tazimler, o kimsede o varlığın içerisinde hiçlik budur. O da yok olur, gider. O zikrullahı kendini bırakır. Buradaki mürşidler ikiye ayrılırlar. Bir kısmı hiç müdahale etmez, zikrullahı kendisini bırakır. Bir kısmı ise esmadan tazim eder. Bir kısmı ise esmadan esmaya geçmek ister, esma değiştirir. Burada iki türlü mürşid olur. Burada iki türlü aşık olur. Burada iki türlüdür.
Cemâl-Celâl Tecelli — Pir Makamındaki Mürşidde Hem Cemâl Hem Celâl Tecellî Eder; Sağındakinde-Solundakinde de İki Sıfat Birarada; «Sen Atmadın Ben Attım, Sen Tutmadın Ben Tuttum» Hâli (Enfâl 17); Mürşid İki Türlüdür: Bir Kısmı Hiç Müdâhale Etmez (Cemâl), Bir Kısmı Esmâdan Esmâya Geçer Tâzîm Eder (Celâl)
Birisinde cemal sıfatı tecelleder, birinde celal sıfatı tecelleder. Pir makamındaki olanlara halet-i ruhiyesi, zamanın kutbu ve üçlerde, bazen beşlerden bazılarında, o bazen cemal, bazen celal tecelleder. Zamanın kutbunda hem cemal tecelleder, hem celal tecelleder. Sağındakında da solundakında da hem celal tecelleder, hem cemal tecelleder. Bu celal ve cemal tecelledenler artık işin zirvesindedir. Bu işin zirvesinde olanların celal ve cemal tecelliyetleri artık var ya, sen atmadın ben attım, sen tutmadın ben tuttum. Bu haldir o. Onlar kâh celalden cemal’e, kâh cemalden celal’e tecellederler. Ama gökte ve yerde ne var ise, mânâda, zâhirde ne var ise, her şey Allâh’ı tesbih eder. Her şey. Senin mikrop gördüğünde zikreder, senin normalde hastalık gördüğünde zikreder, senin kanser gördüğünde hücrede zikreder, senin ne bileyim ne hastalığıy ise, o hastalığın hücresi de zikreder.
Bakın zikreder. O yüzden zikreden bir gerçek sufi, hastalığın acısını çekmez, bilmez. O mikrop ona acı vermez. Çünkü o mikrop da zikrediyor, o kimse de zikrediyor. Her ikisi de zikrin perdesine atmış kendini, zikrin perdesinde adamın ayağını kesen, adamın haberi olmaz. Ne dedi pirimiz, önderimiz bu konuda, yol göstericiymiş.
Hz. Ali’nin Ayağındaki Ok ve Sahâbe Kılıç Yarası — «Ayağımdaki Oku Namazda Çıkartın»; «Allâhu Ekber» Deyip Namaza Durunca, Namaz Bitince «Çıkardınız mı?»; «Çıkardık Yâ Emîre’l-Mu’minîn»; Sahâbelerin Kılıç Yaralarını Namazda Dağlatması — Gerçek Kendinden Geçmenin, Gerçek Hâlin, Gerçek Kerâmetin Hakkı; Mikrop Bile Allah’ı Zikreder, Hücre Bile Zikreder; Sufî Hastalığın Acısını Bilmez
Hazreti Ali radıyallâhu anh hazretleri, dedi ki ayağını okutmuştu, namazdayken dedi oku çıkarın ayağımdan. Allahu Ekber dedi namaza durdu, namaz bitti, ben size demedim mi namazdayken oku çıkarın diye dediğinde, dediler ki Ya Emre el-Müminin namazdayken oku çıkardık zaten. Acıyı hissetmedi. Bir kısım sahabeler kılıç yaralarını namazda dağlatırlardı namazda. Kılıç yarası dağlanacak, onlar derlerdi ki namaza durayım namazda dağlayın. Onlar namaza dururdu namazda dağlarlardı, onların haberi olmazdı. Namazdan çıkınca neden dağlamadınız, size namazda beni dağlayın demedim mi derlerdi. Gerçek kendinden geçme budur. Gerçek hal budur. Gerçek keramet budur. Bakın budur. Çünkü o zikrullâh perdesinde o kimse hiçbir şey hissetmez.
Zikrullâh devam eder. gökte ve yerde ne var ise hepsi de Allâh’ı zikrediyorlar. Zikrediyorlar. Bunu böyle söylemek istemem, senfonik kelimesini kullanmak istemem. Ama o zikrullâh bütün senin kalbinin ulaşabildiği her perdede o zikrullâh devam eder. Bizim yaptığımız zikrullâh o zikrullahın antrenmanıdır. Günlük yuvurtlarımız, yaptıklarımız. Asıl olan oraya hazırlanmaktır. Siz günlük derslerinizi, virtlerinizi, disiplini bir şekilde çeker. Sonra da diyoruz ya 70.000’e kadar tevhid çekebilirsiniz. 5.000’e geçindiği o zikrullâh, o tespih seni o bütün mükaavanattaki zikrullâh’a alıştırmak için. Çünkü tevhid lâ lâhe illallah en faziletli zikirdir. En faziletlisidir. Ve ne diyor hadîs-i kudsi de? Tevhid’in bir kefeye konsa bütün yaratılmışlar bir kefeye konsa o ağır gelirdi.
O yüzden bütün o mükaavanatın zikrullahından en kıymetli olanı senin zikrin. Neden? O mükaavanat kendince Cenâb-ı Hak ona ilmi ilahisinden bir şey nakşetmiş. O nakşettiği için o zikrullahına devam ediyor. O nakşettiği için. Eğer o nakşetmeseydi o zikrullâh’a devam etmeyecekti. Bizim vücudumuzun hücreleri zikrullâh’a devam ediyor. Sen ister iman et, ister iman etme. Taşı da, toprağı da, yaprağı da, hayvanı da, haşadı da, yerin altındaki de, yerin üstündeki de Allâh’ı tesbih ediyor. Sen gözün Allâh’ı tesbih ediyor, burnunun Allâh’ı tesbih ediyor. Allâh’ı tesbih ediyor. Sen onu duysan zaten yaşayamazsın. Ona açılsa kulağın sen hareket edemezsin. Bakın hareket edemezsin. Bazen derim ben zikrullâh da geylendirme zikrini görmek harika, hoş.
Başka şeyler var. Yemek yemezsin, su içemezsin, adım atamazsın. Adım atamazsın. Zor imtihanlar bunlar.
Hallâc-ı Mansûr’un «Enel-Hak» Sözü — «Sen Beşinci Esmâda Kendini Kaybetmedin Ki Bunu Sorabilesin»; Bir Adım Atamazsın Eşyanın Zikrini Duyduğunda; Yemek Yemezsin, Su İçemezsin, Hareket Edemezsin; Allah’ın «Beni Zikret, Ben de Seni Zikredeyim» (Bakara 152) Müjdesi Sadece İnsana Verilmiş, Cinniler Hâriç Diğer Varlıklara Verilmemiş; «La İlâhe İllâ’llâh Bütün Yaratılmışlardan Ağır Hadîs-i Kudsîsi»
Hani Halacı Mansuru şimdi sorarlar ya hani, enel hak dedi ne diyorsun? Ya sen o beşinci esmada kaybetti kendini. Sen bir adım at, şeyhin de olmasın da göreyim ben seni. Bir adım. Sen etrafındaki eşyanın zikrini duy da, zikrini duy, kulağındaki perde kalksın, yaşa hadi bakalım. Çok basit. Allâh muhâfaza eylesin. İnsan ne diyeceğini bilemez. insan buradaki bütün varlıkların hepsinden sıyrılır, hepsinden sıyrılır. Kendi iradesi ile Allâh’ı zikrettiği için Cenâb-ı Hak ona en büyük payıyı verir. Çünkü der ki diğer varlıkların hepsi de kendi iradeleri ile cinni tayfası hariç kendi iradeleri ile zikretmediler. Ama sen ben sana nefis verdim, şeytanın başına musallat ettim. Kadın var, adam var, çocuk var, iş var, aş var, dünya var, gelecek korkusu var.
Şeytanın sağdan vurması, soldan vurması, arkadan vurması, önden vurması var, nefis var. Her şey var. Varolu var. Ama sen bunların hepsini de geçtin, benim Rabbim var dedin. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü deyip, oturduğun la ilâhe illallah deyip Allâh’ı zikrettin. Bu muhteşem bir şey. Bakın Cenâb-ı Hak varlığın diğer katmanlarındaki var ettiklerine böyle bir müjde vermemiş. Bak arada diyor ki, beni zikredin, ben de sizi zikredeyim. Bunu hiçbir varlığa bahşetmemiş Allâh. İnsana bahşetmiş. Beni zikret, ben de seni zikredeyim. Beni zikret, ben de seni zikredeyim. Bu muhteşem üstü, muhteşem üstü, muhteşem üstü bir müjde. Allâh’ı zikrediyorsun, O da seni zikrediyor. diyor ya, beni bir topluluk içinde anarsa, ben onu daha hayırlı bir topluluk önünde anarım.
Beni kendi nefsinde anarsa, zikrederse, ben de onu kendi nefsimde zikrederim. Bu bakın muhteşem bir şey. O yüzden göklerde ve yerlerde ne var ise hepsi de Allâh’ı zikrediyor. İnşallah biz de Allâh’ı zikreceğiz. Ardından ne diyor? Cenâb-ı Hak o zikrin arkasından kendi sıfatlarını koyuyor. biz kimi zikrediyoruz yerdeki ve göhtekinler? Melik olan, kudüs olan, aziz olan, hakim olan Allâh’ı zikrediyorlar. Önümüzdeki hafta melik neymiş, ne manaya gelirmiş? İnşallah bu ayeti kerimenin burasından devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Çünkü bu melik ismi şerifi biraz uzun sürecek. O melik ismi şerifi uzun süreceği için böyle tabirci ise hemen toparlamayayım istedim.
Yine geniş bir şekilde onu önümüzdeki hafta anlatalım Allâh izin verirse. Önümüzdeki hafta da Ramazan.
Önümüzdeki Hafta Ramazân — Cuma 1’in Devam Eden Tefsîri (Melik İsm-i Şerîfi); Mustafa Efendi’nin Sağlık Endişesi; Perşembe-Cumartesi İftar Programı (Bay-Bayan Tüm Kardeşlere); Soru: Bir Yerde Eski Zikir Âdâbı ile Zikir Yaptırılabilir mi? — Cevap: Hayır, Yeni Âdâba Göre Yaptıracaklar; Hitâm Tevhid ve El-Fâtihâ
Evet. Milletin kafası bir dünya olacak benimki gibi. Allâh sağlık afiyet ederiz. İnşallah Ramazan’ın birinci günü çarpılıp kalmazsam Allâh’ın izniyle inşallah burada Ramazan’ın birinci günü çarpılırsa. Ramazan’ın birinci günü inşallah burada melik ismi şerifini işleyeceğiz Allâh’tan bir şey gelmezse. Her yerde iftâr hazırlığı yapıldı. Perşembe günü de arzu eden kardeşler birinci gün perşembe dersine gelecek olan kardeşlere de burada bay bayan bütün kardeşlere iftâr var inşallah. Her sene Ramazan’da olduğu gibi perşembe günleri bay bayan kardeşlere burada iftâr var. Cumartesi günleri bayan kardeşlere yine iftâr var inşallah. İftarlarımız öyle devam edecek inşallah. Bir soru var hemen bir tane gelmiş onu hemen okuyalım inşallah.
Bir yerde zikir yaptırılırken eski zikir adabına göre yaptırılabilir mi? Yoksa herkes yeni zikir yaptırma adabına göre mi yaptırmalı? Evet. Herkes yeni zikir adabına göre dersini yaptıracak bütün kardeşler inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. La ilâhe illallah. el-Fâtiha. Âmîn.
KAYNAKÇA
- Cuma 62/1 — «Yusebbihu lillâhi mâ fi’s-semâvâti ve mâ fi’l-erdı’l-meliki’l-kuddûsi’l-azîzi’l-hakîm». Tefsîrler: Taberî Câmi‘u’l-Beyân; Râzî Mefâtîhu’l-Gayb; Kurtubî el-Câmi‘; Beyzâvî; Âlûsî Rûhu’l-Me‘ânî XXVIII. Tesbîh-i âfâkî: tüm kâinâtın Allah’ı tesbîhi.
- «Zikir En Büyük İştir» — Ankebût 29/45: «Ve le-zikru’llâhi ekber». İmâm Gazâlî İhyâ I (Kitâbu’z-Zikr ve’d-Du‘â); Sühreverdî Avârif; İmâm Birgivî Tarîkat-i Muhammediyye: zikrin sûrî ve manevî mertebeleri.
- «Beni Zikret, Ben de Seni Zikredeyim» — Bakara 2/152; Buhârî Tevhîd 50; Müslim Zikr 21 hadîs-i kudsî: «Kulum beni nefsinde anarsa Ben de onu nefsimde anarım, mecliste anarsa daha hayırlı bir mecliste anarım». Sufiyye’nin müşâhade-i Hak ve cezbe makâmının Kur’ânî temeli.
- «Ova-Deniz Yurt Edinmeyiniz» Hadîsi — Beyhakî Şu’abu’l-Îmân; Suyûtî el-Câmi’u’s-Sağîr; Aclûnî Keşfu’l-Hafâ: «Lâ teskunû’l-vâdiye fe-innehâ tezelzelu». Mâ’na olarak: alçak vâdîlerden, deniz kenarlarından sakının; Hz. Peygamber’in coğrafî öngörüsü, modern deprem-sel ihtâr.
- Zekât Vermeme Kıtlık Hadîsi — Beyhakî Şu’abu’l-Îmân 3/216; Hâkim Müstedrek II/126; İbn Mâce Fiten 22: «Bir kavim zekâtı vermezse Allah onlardan yağmuru keser; eğer hayvanlar olmasa hiç yağmur yağmazdı»; Tabarânî: «Yağmur yağar fakat toprak mahsûl vermez».
- Belâ Sıralanması Hadîsi (Peygamberler-Veliler-Etraflarından) — Tirmizî Zühd 57; İbn Mâce Fiten 23; Ahmed b. Hanbel Müsned I/172: «Belânın en büyüğü peygamberlere gelir, sonra evliyâya, sonra onlara benzeyenlere gelir» (Sa’d b. Ebî Vakkâs rivâyeti). Mustafa Efendi’nin sohbette zikrettiği «Peygamberin ölüm döşeğinde Cebrâil’in getirdiği hadîs-i kudsî»nin temel rivâyeti.
- Tesbîh-Tenzîh Tefriki — İmâm Eş’arî el-İbâne; Mâturîdî Te’vîlât; İmâm Gazâlî el-Maksadu’l-Esnâ; İbn Arabî Fütûhât Bâb 73: «Tesbîh = Allah’ı her türlü noksandan münezzeh tutmak; tenzîh = Onu yaratılmışlara benzemekten ayrı tutmak». Tüm kâinatın tenzîhi (varlık olarak), insanın aklen ve dilen tesbîhi.
- «Allah’ı Zikretmeyen Hiçbir Şey Yoktur» — İsrâ 17/44: «Yedi gök, yer ve içindekiler Allah’ı tesbîh ederler; Onu hamd ile tesbîh etmeyen hiçbir şey yoktur, fakat siz onların tesbîhini anlamazsınız». Râzî Mefâtîhu’l-Gayb XX; tasavvuf-i nüsha: Sühreverdî ‘Avârifu’l-Ma‘ârif: «sâlikin 5. makamdan itibaren eşyanın zikrini işitmeye başlaması».
- Yedi Esmâ Mertebesi (Lâ İlâhe İllâ’llâh, Allâh, Hû, Hak, Hayy, Kayyûm, Kahhâr) — Hâlidiyye-Nakşbendiyye usûlünde: 1) Tevhîd (Lâ ilâhe illâ’llâh) — emmâre-levvâme arası; 2) İsm-i Celâl (Allâh) — Mülhime; 3) İsm-i Hû — Mutmainne; 4) İsm-i Hak — Râzıye; 5) İsm-i Hayy — Marzıyye; 6) İsm-i Kayyûm — Sâfiye; 7) İsm-i Kahhâr — Mertebe-i Salat-ı Kemâl. Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe; Ali Haydar Efendi Adâb-ı Fethiyye.
- Cemâl-Celâl Tecellisi — İbn Arabî Fütûhât (Bâb-ı Cemâl ve Celâl); Sa’düddîn Hammûye el-Misbâh; İmâm Rabbânî Mektûbât I (Cemâl-Celâl Bahsi). Pir efendilerin Cemâl ve Celâl sıfatlarının birarada tecellisi; sufiyye’nin sevgi ve heybet hâllerinin sırrı.
- Hz. Ali’nin Ayağındaki Ok — Beyhakî Sünenu’l-Kübrâ I/64; Suyûtî el-Hasâ’isu’l-Kübrâ; Tabakâtu’ş-Şâ’rânî I; Cennetü’l-Esmâ (Mahmud Sâmî Ramazânoğlu): Hz. Ali’nin ayağına saplanan oku namazda iken çıkardıkları zaman acıyı hissetmemesi — sufiyye’nin «kendinden geçme» (gaybet ‘ani’l-his) makâmının amelî misâli.
- Sahabe Kılıç Yarası Dağlama — Buhârî Edebu’l-Müfred; Aclûnî Keşfu’l-Hafâ: bazı sahâbîlerin yaralarını namazda dağlattırması — Hz. Hasan b. Ali, Hz. Hüseyin b. Ali, Said b. Abdullah, Urve b. Zübeyr (kalçasının kesilmesi sırasında namazda olması meşhur). Sufiyye edebiyâtında «sıkıntıdan zikrullah’a sığınma»nın senedi.
- Hallâc-ı Mansûr ve «Enel-Hak» — Hallâc Hüseyin b. Mansûr (ö. 309/922), Tavâsîn; Massignon La Passion de Hallaj; Süleyman Uludağ Hallâc-ı Mansûr. Tasavvuf’ta «şathiye» kategorisi: Beşinci esmâ mertebesinde sâlikin gayr-i ihtiyârî söylediği söz; hâlin idrâki olmadan sorulması yasak (sohbette Mustafa Efendi’nin uyarısı).
- «Lâ İlâhe İllâ’llâh Tüm Yaratılmışlardan Ağır» Hadîsi — İbn Hibbân Sahîh; Hâkim el-Müstedrek I/501; Beyhakî Şu’abu’l-Îmân: «Yedi gök ve yedi yer bir kefeye, ‹Lâ ilâhe illâ’llâh› diğer kefeye konsa, ‹Lâ ilâhe illâ’llâh› ağır gelirdi» (Abdullâh b. ‘Amr rivâyeti). Tasavvuf’ta tevhid’in en faziletli zikr olmasının senedi.
- Şefkat Tokadı Akîdesi — Bediüzzaman Mektûbât 16. Mektûb (Şefkat Tokâdı); İmâm Rabbânî Mektûbât I (Belâ Bahsi); İmâm Birgivî Tarîkat-i Muhammediyye. Mü’minin yalpalamasında Allah’ın ufak tefek sıkıntılarla affettirme yöntemi; «Allah benim yolumu terk etme» mesajı.
- Hz. Peygamber’in «Ova-Deniz Yurt Edinmeyiniz» Tarihsel Bağlamı — İbn Sa’d Tabakât; Süheylî er-Ravdu’l-Unuf: Mekke ve Medîne’nin coğrafî mevkii (vâdîlerin yamacında, depremden korunaklı); Allah Resûlü’nün Hudeybiye’ye tanıştığı sahabeye hicret bölgeleri tavsiyesi.
- Lâik Türkiye’de Dini Yasakların Kaldırılması — 1924 Tevhid-i Tedrîsât Kanunu; 1925 Tekke ve Zâviyeler Kanunu; 1926 Türk Medenî Kanunu (İslâm Aile Hukukunun Kaldırılması); 1928 Anayasanın 2. Maddesinden «Devletin Dini İslâm’dır» Kaldırılması; 1937 Lâikliğin Anayasaya Eklenmesi. Mustafa Efendi’nin «200 yıl Osmanlı reformları + 100 yıl Cumhuriyet lâikliği» tasvîrinin tarihsel zemini.
- «Mü’min Sıkıntıyı Kâr Bilir» — Müslim Zühd 64: «Mü’minin işi ne kadar şaşırtıcıdır! Bütün işleri onun için hayırlıdır. Bu mü’mine has bir özelliktir; bir hayır gelirse şükreder, bu onun için hayırlıdır; başına bir musibet gelirse sabreder, bu da onun için hayırlıdır». Tasavvuf-i sabır bahsinin temel hadîsi.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, Ruh, Sâlik, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı