Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #76 — Mâverdî Sohbeti: «Din Devletin İkiz Kardeşi mi, Devlet Dini Yönetiyor mu?» — Türklerin İslâm Öncesi Tek Tanrı İnanışı, Cariye Hadîsi «Allah Nerede», Türkler’de Şamanizm Reddi, Halifeliğin Yavuz’a Kadar Türk Töresinde Kalışı, Türklerin Kılıçla Müslüman Olmaması, Hz. Ömer Hutbede «Şaşarsam» Sahabe Kılıcı, İmâm-ı A’zam’ın Emevvîlerin Devrilmesine Fetvâsı, 2000 Şirket Oligark ve Vahabî-Abduh-Afgânî-Daiş İçimizden Çıkarmak, Anneannemin Yunan Çıkışı ve Cumhuriyet İlk Yılları Kur’ân Saklamak Hatırası, Vergi Dairesi Sakal Tepkisi, Anadolu’da Hanefî-Mâturîdînin Sadece İbâdette Olması, Lâiklik Reddi, Aklın Vahye Tâbiîliği ve Mevlânâ’nın «Benim Dinim Aşk» Sözü

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #76 — Mâverdî Sohbeti: «Din Devletin İkiz Kardeşi…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Table of Contents

Açılış — Eûzu-Besmele, Tevhid (Eftalu’z-Zikri Lâ İlâhe İllâ’llâh), Helâl Niyâzı «Helâl Etmiyorum Diyen Çıksın Meydana»; İzmit Çete’den Gürcan Kardeşin Misafirleri; Hakan Kardeşin Soru Manzûmesinin 9-10. Sayfaları; Önümüzdeki Hafta Ramazân Hatırlatması

Eûzü bi’llâhi mineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftan, zikir, fa’lem ennehu. La ilâhe illallah. Hak Muhammedün Resûlullâh cemiyyeler biyâhi ve’l-mürselîn vel hamdülillahi rabbil âlemîn. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsıkı yaşayanlardan eylesin. Hakk’ı hak bilip, Hakk’a tabi olan, batılı batıl bilip, batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Biraz geciktik, hakkınızı helal edin. Helal etmiyorum diyen varsa çıksın şurada bir güzel bir meydanda meydan görsün. Şimdi bizim İzmit Çeteden Gürcan kardeşinin misafirleri var bugün aramızda. İçeride konuşuyorduk dediler ki vaktinizi aldık.

Dedim yok sıkıntı yok. Ben dedim şimdi birazdan içeri geçeceğim dedim. Hakkınızı helal edin dedim. Hepsi de helal edecek. Helal etmeyen birisi varsa dedim. Ben de üzerinden çiğneyeceğim, geçeceğim zaten onu dedim. Böylece iş bitmiş olacak dedim. Allâh’ın izniyle inşallah. Allâh razı olsun sizin samimiyetinizden, samimiyetinizi güvenerekten tabi böyle düşünüyoruz. Yoksa Allâh muhâfaza eylesin küstahlığımızdan değil. Rabbim küstahlıktan cümlemizi korusun. Şimdi bu Hakan kardeşin bu hafta bitiyor.


«Din Devletin İkiz Kardeşi» Tâbiri — Hakan’ın Soruları Manzûmesi: Kaan’ın Allah’ın Yeryüzündeki Halifesi Olduğu, İtaatin Allah’a İtaat Sayıldığı; Timur’un Türbesindeki Altın Yaldızlı Sülüs Hatla Yazılı İfade; Ahmet Yaşar Ocak (2017) İktibâsı; Şöyle Düşünmek de Mümkün: «Din Devleti Yönetmiyor, Devlet Dini Yönetiyor»

Yani din devletin ikiz kardeşidir başta altındaki sorular manzumesinin. Dokuzuncu ve onuncu sayfası herhalde bugün bitiririz artık ne yazıyor burada soru olarak bilmiyorum ama kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. Önümüzdeki hafta zaten Ramazan. Cenâb-ı Hak inşallah sağlık afiyet verirse oruçlu olacağız. Artık oruçlu olduktan sonra nereye ne kadar sohbet ederiz bu konuda söz veremiyorum. Az önce içeride de bizim doktorla anlaşma yaptık dedim. Bak oruç tutma diyeceksen dedim gelmeyeyim doktorla dedim kontrolü. Evet devlet ve İslam’ın bu iç içe geçişi İslam öncesi dönemden beri göktanrının bahşettiği kut sayesinde halkın saadeti için hükümran olduğuna ve bizzat göktanrı tarafından seçildiğine inanılan kaan veya hakanı İslam’ın kabulüyle birlikte bütün mahlukatın kendisine sığındığı Allâh’ın yeryüzündeki gölgesi yapmıştır.

Artık Türk sultanları Timur’un türbesindeki iç duvar kuşağındaki muhteşem altın yaldızı sülüs hatta vurguladığı gibi kendilerine itaatin Allâh’a itaat ve kendilerine isyanın Allâh’a isyan sayıldığı aynı zamanda yüce bir manevi otorite bir adım sonrasında ise Allâh’ın yeryüzündeki halifesi derler. A Yaşar Ocak 2017 Evet altında devam ediyor. Şöyle de diyebiliriz din devleti yönetmiyor, devlet dini yönetiyor. Burada soru var ama buraya gelmezden önce ben buraya biraz bu paragrafı komple açmak istiyorum.


Türklerin İslâm Öncesi Tek Tanrı İnanışı — «Gök Tanrı» Yanılgısının Reddi; Türk Tanrı Anlayışı: Tek Tanrı, Gökte Mekânlandırılan Yücelik; Mustafa Efendi’nin Eski Ülkücü Geleneğinden Geliş Hatırası: «Adem Bile Türktü, İbrahim de Türktü, Hz. Muhammed Mustafa da Türktü» Öğretisi

Evet bu Orta Asya’dan itibaren Türklerin kendi içlerindeki törelleridir. Kaan aynı zamanda aslında Türklerde göktanrı diye bir ibare yoktur. Burada buradan söyleyeyim Türkler bir tanrıya inanırlar. Bu tanrı da gökte yaşar, gökte durur mekan olarak. Komple göğü simgelerler. Ama buradaki gökte yaşaması tanrıya yücelik vermektir. Türklerin ta Orta Asya’dan itibaren İslam öncesi inanışları budur. Tek tanrıdır. Ben bunu zaman zaman geriye yönelik böyle konuşuyorum. Malumunuz ben eski ülkücü gelenekten gelen bir kimseyim. Bize öğretilene göre Adem bile Türktü. Bize öğretilen oydu Adem Türktü. Ondan sonra Adem’in çocukları da Türktü. Hz. İbrahim de Türktü. Hz. Muhammed Mustafa da Türktü. Bize öğretilen buydu.

Biz bu öğretiden geldik. Ama bu son dönem İbrahim aleyhisselâm zaten Türk kendisi. Babası Hazer Türk kendisi. O yüzden İbrahim’in soyundan gelen peygamberler de aslında bir şekilde Türk kanı taşıyor. Hz. Muhammed Mustafa da buna dahil. Bu işin bir tarafı. Buraya tartışmıyorum. Ama Orta Asya’da Türklerin inanışı buraya neden önemli bir şekilde anlatıyorum. Çünkü Türklerin İslam kolay bir şekilde İslam olmasının yegane ana sebeplerinden birisi bu. Türkler de şirk yok. Türklerde bir Tanrı inanışı var ve o Tanrı yücelik bağından gökte duruyor. Bakın bu da şirk değil aslında. Yücelik bağından. bir peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bir cariye getirdiler.


Cariye Hadîsi: «Allah Nerede?» — Allah Resûlü’nün Bir Cariyeye «Allah’a İmân Ediyor musun?» «Evet» «Allah Nerede?» «Gökte» Diyaloğunda Cariyenin Mü’min Sayılıp Âzâd Edilmesi; «Yücelik Bağında Gökte Tâbiri», Avâm İnâya Mahsus Bir İfâde — Sufî Mâ’rifet’te «Nereye Dönerseniz Allah’ın Vechi Oradadır» (Bakara 115); Tanrı Hem Göğü Hem Yeryüzünü Kaplamış

Köle getirdiler. O köleye sordu. sen Allâh’a inanıyor musun dedi. Evet dedi. Allâh nerede dedi. Gökte dedi. Ne dedi o köle ve cariye kadın? Allâh gökte deyince Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri onu azettirdi. Dedi ki bu Allâh’a iman ediyor. Beni tanıyor musun? Kim diyor? Sen Muhammed’sin, peygambersin dedi. Allâh’a iman ediyor musun? Allâh’a inanıyor musun dedi. Evet dedi o. Peki Allâh nerede dedi ona? O dedi ki gökte. Burada onun Allâh’ı gökten diye nitelendirmesi yücelik bağından. Bakın biz ellerimizi dua ederken semaya açarız. Öyle değil mi? Yüceliktir o. Kimden istiyoruz? Allâh’tan istiyoruz. Bu biraz Allâh affesin. Avamla alakalıdır. Elleri göğe açmak ama biz sünnet diye ellerimizi göğe açarız.

Yoksa zirve, iman ve zirve düşünce nereye dönersen dön. Yüzünü neydi? Allâh’ın vecne dönersin. Ne tarafa dönersen dön. O yüzden burada bu işin en zirve noktası. Bu kalbi yol yürüyenlerin son zevkidir, tefekkürüdür. Neye bakarsan bak hakkı görürsün. Ne tarafa yönelirsen yönel ona yönelirsin. Niye dua edersen et ona dua edersin. Bu biraz şey felsefik olarak da zirve bir nokta. Şimdi buradan geri dönelim biz. Buradaki gök Tanrı nitelendirmesini o yüzden kabul etmiyorum. Türkler’de gök Tanrı nitelendirmesi yok. Tanrı göğü kaplamış vaziyettedir. Tanrı yeryüzünü de kaplamış vaziyettedir. Türklerin inanışı Tanrı yere de göğe de hükmedendir. geçen derste de söyledim ya Türkleri şamanist derler.


Türkler’de Şamanizm Reddi — Şamanlar O Toplumun Veli Kulları, Tanrı’dan İlham Alıp Kaan’a Aktaranlar; «Türkler Şamanist Değildi, Şamanları Veli Kulları Edindiler»; İslâm Sonrası Aynı Yapı Kur’ân-Sünnet Dâiresinde Devam Etti — «Allah’a İtaat Edin, Resûl’e İtaat Edin, Sizden Olan Emir Sahiplerine İtaat Edin» Âyeti Türk Töresine «Cük Diye Oturdu»; Halifelik Türk’lerde Yavuz’a Kadar Kendi Milletine Hâs

Biz şamanist değildik. Şamanlar o zaman için o toplumun veli kullarıydı. Çünkü Tanrı olgusundan veya kutsal ruhlardan almış oldukları bilgileri Kaan’a veya oradaki beylere veya oradaki nalara aktarılardı. O yüzden hükümran evet. Türkler’de Kaan veya eski dilde Hakan sonuçta Tanrı ile de bağlantısı olan, ilintisi olan kimsedir. Ya bunu kendisi kendi üzerinden bu bağlantıyı, ilintiyi yapar ya da şamanların içinden seçilmiş olan en büyük şaman vardır. O en büyük şaman Kaan’ın etrafındadır hep. O çünkü oradaki şamanların en bilgisi, en fazla haber alanı, en fazla kutsal ruhlarla ve hatta tabiri caizse Tanrı ile görüşen Tanrı’dan bugünkü dile çevirecek olursak ilham alan kimsedir. Ve onlar Kaan’ı yönlendirir ne yapması gerektiğini.

Ve Türkler İslam’ı kabul ettikten sonra da, İslam’ı kabul ettikten sonra da bu çok fazla değişiklik olmamıştır. Yine Âyet-i Kerîme’deki Allâh’a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Âyet-i Kerîme’si Türklerin genel hem devlet yaşantısına hem sosyal yaşantısına uydundan tabiri caizse cük diye oturmuştur. Ve böylece Türkler Müslüman olduktan sonra da kendi topluluklarının halifesi hükmünde, kendi milletinin halifesi hükmündedir. Ne zamana kadar? Yavuz’a kadar. Yavuz ne zamanki? Mısır Fethi’nden sonra, Hilafet… Türkler İslam olduktan sonra Yavuz’a kadar yine kendi topluluklarının halifesi hükmündeydi. Farklı bir değişim yok. Yavuz’dan sonra artık Padişahlar ümmetin halifesi konumuna geçti.

Yavuz’dan sonra. Yavuz’a kadar kendi milletinin halifesi. Bunda bir sıkıntı var mı? Yok. Bu konuda eski Türk töresiyle İslam burada hiç çatışmadı zaten. Çatışmadığı için Türkler çok rahat Müslüman oldular.


Türkler Kılıçla Müslüman Olmamış — Mekke Kılıçta, Arap Yarımadası Kılıçta, Persliler Kılıçta; Türkler Ehlibeyt Hz. Hüseyin’in Kolunu Muhafaza Ettiler; «Onlar Sizinle Savaşmadıkça Siz Onlarla Savaşmayın» Hadîs-i Şerîfi (Türkler Hakkında); Arap Milliyetçi Irkçılarının Bu Hadîse «Sahih Değil» İtirâzı; Allah’a-Resûl’e-Ulu’l-Emr İtaat Kur’ân-Sünnet Dâiresinde — Hudûddan Çıkarsa İtaat Yok, Hikmet Aranmaz

Ve o günkü kavimlerin arasında kılıçla İslam olmayan yegane milletlerden birisidir. Mekke kılıçta Müslüman olmuştur. Örneğin. Arabiyar’ın adası kılıçta Müslüman olmuştur. Persliler kılıçta Müslüman olmuştur. Ama Türkler kılıçta Müslüman olmamıştır. Türkler Ehlibeyt’in Hüseyin’in kolunu kendileri muhafaza etmişlerdir. Ve böylece Türkler kılıçla İslam olmayan yegane tek millettir. Zaten Hazreti Peygamber’in salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde hadisi şerifi var. Onlar sizinle savaşmadıkça asla siz onlarla savaşmayın diye. Türklerle alakalı. Tabii bunları söyleyince Arap milliyetçisi olan ırkçılar çok canlara sıkılıyor. Diyorlar ki o hadîs çok affedersiniz. Sahi değil, uydurma diyorlar. Evet.

Şimdi kendilerine itaatin Allâh’a itaat ve kendilerine isyan Allâh’a isyan sayıldı. Aynı zamanda yüce bir manevi otorite bir adım sonrasındaysa Allâh’ın yeryüzündeki halifesidirler. Bu Timur’un türbesindeki yazıyla alakalı. Şimdi bununla alakalı geçmiş sohbetlere biraz daha böyle geriye doğru döneceğim. yine Hakan’ın hazırladığı siyasal İslam soruları vardı. Onunla alakalı bu mevzuları çok işlemiştik. Genel kanı böyledir ama dini olarak bu doğru mudur? Değildir. Çünkü dini olarak biz Kur’ân ve Sünnet’e uygun ise devlet başkanının dinleriz, itaat ederiz. Kur’ân ve Sünnet’e uygun değilse ona itaat hak değildir, batıldır. Bir kadının kocasına itaati Kur’ân ve Sünnet dairesindedir. Bir müridin mürşide itaati Kur’ân ve Sünnet dairesindedir.

Bir devlete itaat Kur’ân ve Sünnet dairesindedir. Veya bir Hakan’a itaat Kur’ân ve Sünnet dairesindedir. Eğer ki Kur’ân bir babanın mesela bir oğlun anne babasına itaati Kur’ân ve Sünnet dairesindedir. Bir çocuğun anne babasına itaati Kur’ân ve Sünnet ile bağlıdır. Burada Kur’ân ve Sünnet’in dışında herhangi bir şey söz konusu olursa itaat edilmez. Onda hikmet de aranmaz. Bizim sufi görüşümüz de budur ya. Üstad bir şey söyledi. Eee Kur’ân ve Sünnet’in dışındasa biz onda hikmet aramayız. Onda hikmet yoktur. Kur’ân ve Sünnet’in dışında hikmet aramak doğru değildir. Sana haram bir şey söylüyorsa, yanlış bir şey söylüyorsa ona itaat edilmez. Burada da kendilerine itaatin Allâh’a itaat ve kendilerine isyanın Allâh’a isyan sayıldı.

Aynı zamanda yüce bir manevi otorite bir adım sonrasındaysa Allâh’ın yeryüzünde kalifesidirler. Sözü Kur’ân ve Sünnet dairesinde olduğu müddetçe kabul edilir. Hz.


Hz. Ömer’in Hutbesi — «Ömer Şaşarsa Ne Yaparsınız?»; Sahabenin Kılıç Çekip «Bununla Senin Düzelmesini Biliriz» Demesi; Hz. Ömer’in Bunu Kabul Etmesi; İmâm-ı A’zam’ın Bu İçtihâda Dayanarak Emevvîlerin Devrilmesine Fetvâ Vermesi; «Gerçek İslâm Körü Körüne İtaati Emretmez, Gerçek Sufîlik de Üstâda Körü Körüne İtaati Emretmez»

Ömer Efendimiz hutbeye çıktı. Ömer şaşarsa ne yaparsınız dedi. Sahabeden bir kimse kılıcı çekti. Bununla senin düzeltmesini biliriz dedi. Ve Hazret-i Ömer Radıyallâhu anh hazretleri bunu kabul etti. Bu bir iştihattır. Demek ki devlet başkanı şaşar ise kılıç dahil onu yola getirebilmek için mücadele edersiniz. Bakın burada kılıç dahil. Buradan hareket ederekten İmam-ı Azam emevlilerin devrilmesine fetva vermiştir. Eğer Hazret-i Ömer Radıyallâhu anh hazretlerinin bu meselesi olmamış olsaydı o fetvayı veremezdi kolay kolay. gerçek bir İslam, gerçek bir İslam herhangi bir otoriteye körü körüne bağlı emretmez. Gerçek bir sufilik de üstada körü körüne bağlı emretmez. Bu doğru değildir. Bunu böyle uygulamaya kalkanlar kendi heva ve heveslerini veya kendi makamlarını kendi koltuklarını kendi iktidarlarını korumak için bunu böyle öne sürerler.

Bu genelde emevliler de olmuştur.


Devlet Dini Yönetme Çağı — Emevvîlerden Sonra Kanûnî’ye Kadar Osmanlı Hâriç Devlet Dini Yönetmiştir; Abbasîlerde, Selçuklularda Aynı Tablo; Bugün Dünya Üzerinde Hangi Sisteme Giderseniz Gidin Dini Yöneten Devlettir; Devletlerin Üzerinde Dünyayı Yöneten 2000 Şirket Oligark

Emevliler zamanında bu böyle iş çığrından çıkmıştır. Emevi devleti kendi otoritesini korumak, kendi otoritesini korumak için bu tip yollara tevessül etmiştir. O yüzden zaten bu tip mevzular genelde yanlış anlaşılmıştır. Tekrar söylüyorum. İtaat Kur’ân ve sünnet dairesindedir. Her neye olursa olsun kadının kocasına, çocukların anne babasına, müridin mürşidine ve devlete ve devlet başkanına itaat Kur’ân ve sünnet dairesindedir. Bu ne olursa olsun ölçü budur. O yüzden bu Timur’un buradaki altın yalnızlı sürüsüne şart düşmek istedim. Şöyle de diyebiliriz. Din devleti yönetmiyor, devlet dini yönetiyor. Evet, bu ilk dönem bizim altın yıllar dediğimiz Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, Hz.

Ebu Bekür, Ömer, Osman, Ali. Bu dönem, bu dönemde din her şeyi yönetmiştir. Emevilerden sonra ne yazık ki devletler dini yönetmiştir. Osmanlı da dahil buna. Bu dönem içerisinde en makul dönem Osmanlının Kanuni’ye kadar olan zamanı diyelim, öyle diyelim. bu o zaman dahi dini devlet yönetmiştir. Emevilerde, Abbasilerde, Selçuklularda ne yazık ki dini yöneten devlet olmuştur. Şu anda da dünya üzerinde hangi sisteme giderseniz gidin bütün dinleri yöneten devletlerdir. Devletlerin üzerinde, dünya üzerinde dünyayı yöneten iki bin şirket, o oligarklardır.


İslâm’ı İçimizden Çıkardıkları Kimselerle Yönetmek — Vahabî, Muhammed Abduh, Cemâlüddîn Afgânî, Dâiş, Eli Silahlı Örgütler, Siyâsetçiler; «Sizin Dilinizden Konuşurlar, Sizinle Beraber Namaz Kılarlar, Kur’ân Okurlar» Bâbu’l-Fiten Hadîsi (Kütüb-i Sitte); «İnsanları Ateşe Çağıran Liderler»; Türkler’de Anadolu’da Dini Yaşamak İstediği Hâlde Baskı Altında Kalmış Halkın Tarihî Travması

Bütün dinleri yönetirler. İslam da buna dahil. Bakın İslam da buna dahil. Diyeceksiniz ki İslam’ı nasıl yönetiyorlar? Farkında olmuyorsunuz siz. Sizin içinizden vahabi gibi bir adamı çıkarıyorlar. Sizin içinizden abduh gibi bir adam çıkarıyorlar. Sizin içinizden afgani gibi bir adam çıkarıyorlar. Sizin içinizden dayiş çıkarıyorlar. Sizin içinizden eli silahlı örgütler çıkarıyorlar ve yönetiyorlar. Sizin içinizden siyasetçiler çıkarıyorlar. Siyasetçilerin üzerinden dini de yönetiyorlar. Sadece dindarları yönetmiyorlar. Dini de yönetiyorlar. Siz bunun farkında değilsiniz ama sizden görünüyorlar. Siz o Kütüb-i Siddedeki Babul Fiten bahsındaki hadîsleri okusanız daha iyi anlayacaksınız bu zamanı.

Sizin dilinizden konuşuyor onlar. Sizin gibi namaz kılıyorlar. Siz de beraber namaz kılıyorlar. Kur’ân-ı Kerîm okuyorlar. Ama onlar, hadîs-i şerîf öyle tarif ediyor çünkü. Onlar insanları ateşe çağırır der. Büyük toplulukları. Bunların üzerinden ve toplum bir değişim bu tarafı var. Hele bilhassa Türkler de Anadolu’da. Dinini yaşamak istemişler, yaşayamamışlar. Baskı altında kalmışlar. Şimdi bu böyle siyaset gibi algılansa da umrumda değil.


Anneanne Anekdotu — İzmir Bayındır’da Yunan’a İlk Mermi Sıkan Adamın Hanımı Anneanne; Bayındır’ın Yaslandığı Dağın %80’i Dedenin Babasının; Annesiyle Yola Çıkamamak («Aaa Mustafa Oğlum, Şurada Yavaş; Bu 35 Dönüm Tarla Bizimdi, Sattılar»); Cumhuriyet İlk Yıllarında Jandarma Baskınında Kur’ân-ı Kerîmleri Samanlığa Saklamak — «Dipçiklerlerlerdi, Alırlardı»; Yunan Çıkışında Pıtırdak Çalısının Arasına Saklanan Kadınlar; Bayındır’ın Dağındaki Efelerin Yunan Pusu Hadisesi

Benim anneannemden kendi anneannemden dinlediklerim var çünkü. Benim malum anne dedem bir şey diyeceğim. Benim malum anne dedem Yunan’ı koğulayanlardan ya. Atatürk döneminde bir tatil yaşayan insanlardan. Cumhuriyet’in ilk yıllarını yaşayan insanlardan. Anneannem anlatıyor. Aaa oğlum diyor bir haber geliyordu diyor jandarma baskın edecek diye diyor. Biz Kur’ân-ı Kerimleri diyor samanlıkları saklıyorduk. Anneanne neden saklıyordunuz? Oğlum dipçikliyorlardı diyor. Kur’anları alıyorlardı diyor. Bakın bu kadın İzmir’in Bayındır ilçesinde Yunanlara ilk mermiyi sıkan adamın hanımı. Dikkat edin. Yunan İzmir’e çıktığında arkadaşlarını silahlandırıp zengin de kendisi. Bayındır’ın yaslandığı dağ var ya, gidenler elini kaldırsın büyük bir kısmı gitmiş evet.

Bayındır’ın yaslandığı bir dağ var ya o gördüğünüz dağın yüzde sekseni dedemin babasının. Bir şey anlatıyor herhalde değil mi? Evet. annemle bir yere gideceğin zaman arabayla dahi gitsen gidemezsin. Aaa Mustafa oğlum şurada yavaşça biraz. Anne ne oldu? Burası 35 dönümde oğlum kırdı bizim burası bizimdi dayın sattı. Burası 20 dönümde oğlum bu tarla bunu Ortancı dayın sattı. Burası şu gıdandı filanca sattı. Burası bu gıdandı şu için satıldı. Burası böyle komple bu zeytinlik var ya oğlum ee burası komple bizimdi bunu filanca zamanda satıldı. Kadının içi gidiyor. Allâh rahmet eylesin. Dedem de böyle bir kimse dünyaya önem vermemiş. Önemi vermemiş. Satmış babasından kalan yerleri. Demirtaşlılar gibi yemiş.

Demirtaşlılar da öyle oldu değil mi? Şimdi bakıyorsunuz fabrikaları bu tarla filanca’nın da diyorsunuz değil mi? Ne oldu şimdi fabrika oldu. Bizimki evler fabrika olmadı başkalarına satıldı. Neyse. Şimdi bu kadın söylüyor bana diyor ki biz Kur’anları saklıyorduk. Kadın Yunan bayındıra geldiğinde onu da anlatıyor. Diyor ki biz Yunan geliyor dediklerinde kadınlar olarak biz böyle pıtırdak dikendiriz biz. Burada böğürtlen mi diyorlar böyle kuş yüzümü gibi dikenli bir çalı var. O pıtırlası takkası olanlar bilir demirtaşlılar bilir. Orman gibi oluyor soruyor böyle her tarafı. Onların arasını açmışlar oraya saklanıyorlar. Kimden? Yunanlı askerlerinden kadınlar. Bunu dağdaki efeler duyduğunda nereye gitmişler?

Çayır arasında filanca yere. Oraya baskın yapıyorlar ateşliyorlar onları orada. Birkaç ölü Yunan askeri dağılıyor oradaki on kişilik asker. Geri çekiyorlar kaçıyorlar.


Çanakkale Şehitler Günü — Sohbet Tarihinde Tam Oturdu; Vatan-Millet-Mehmetçik Niyâzı; Şehitlerimize, Şehitlerimizin Yoluna İhânet Edenleri Cenâb-ı Hak Her İki Cihânda Zelîl Eylesin; Anneannenin İki Düşmandan Kaçışı: Yunan’dan ve Sonra Kur’ân Dipçikleten Kendi Jandarmasından; Sonra Bir Dindarın Çıkıp İktidâra Gelmesinde Halkın Kayıtsız Bağlılık Hatâsı; Türkiye’deki Dindarın Eziklik Psikolojisi

Bu sefer Yunan askerleri tam bugün şehitler günü ya şimdi Çanakkale Savaşı. Sohbette tam oturdu. Allâh bütün şehitlerimize makamlarını yüce eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak vatanı milleti için çalışan koşturan insanlara yardım eylesin. Âmîn. Mehmetçiye ihanet edenleri Cenâb-ı Hak da hem bu dünyada hem ahirete zelil eylesin. Âmîn. Şehitlerimize şehitlerimizin yoluna ihanet edenleri Cenâb-ı Hak her iki cihanda da zelil eylesin. Âmîn. Şimdi bu normalde o zaman için kimden kaçıyor kadın? Yunanlardan kaçıyor. Sonra kimden kaçıyor? Kur’ân-ı Kerîm’i dipçıplayacak olan ne bileyim okudun diye onları dipçıplayacak olan kendi jandarmasından kaçıyor. Şimdi hal böyle olunca sonradan bir kimse dindar onun iyiliğine, kötülüğüne bakmamış bütün herkes alkışlamış peşine düşmüş.

Sonra o yanlış mı konuşuyor, doğru mu konuşuyor diye de bakmamışız. O bizden demişiz, bağrımıza basmışız biz onu, o bize ihanet etmiş. Bizi yanlış yere götürmüş bize. Bizi yanlışla tanıştırmış. Bakın o bize ihanet etmiş. Biz ona safi duygularla bu dindar bu bizden bu namaz kılıyor bu oruç tutuyor bu Kur’ân-ı Kerîm okudu. Vay bu bak filanca şeyhi ziyaret etti bizden gördük biz onu. Onu bizden görünce biz onu böyle ona itaat ettik. Ve o bize hak mı anlatıyor, hakikati mi söylüyor, hak ve hakikati mi yaşatmaya çalışıyor? Yaşatıyor bakmadık biz ona bakamadık. Çünkü bizde ezilmişliğin, horlanmışlığın, itilmişliğin bir psikolojisi vardı. Bu hala da bütün İslam dünyasında vardır. Türkiye’deki dini yaşamaya çalışanlarda da vardır.

Böyle bir eziklik vardır böyle bir yenilmişlik vardır. Bunun tersine bir kimseyle karşılaştığında onları ezmeye çalışan, onları ezik tutan şoka uğrar zaten. Bu böyle değil ama nasıl böyle konuşur filan bir özgüven patlaması yaparsanız siz ona. Hop ne hayırdır seninle benim aramda ne fark var deyince kalır o bir Müslümandan beklemediği tepki. Hele bir Sufi ise o hiç beklemez. Bak hiç beklemez. Ben birine öyle dedim kaç kilosun dedim ben. Hayırdır dedi dedim kaç kilosun. Ya satın alacağım seni dedim. Kibirleniyor. Kibirleniyor. kendince böyle Müslümanlar tekrar bak toplumun bakış açısı. Müslümanlar hakkı hukuku bilmeyen böyle basit yönetilebilir yönlendirilebilir. Nereye çekersen oraya gider. böyle laflar söylüyorlar ya makarnacılar.

Ne o şey yardım alan bu paketçiler bilmem ne böyle görüştürüyorlar ya öyle görmüyorlar mı? Evet.


Vergi Dairesi Sakal Tepkisi — Mustafa Efendi’nin Vergi Dairesi’nde «Mustafa Eczema Neredesin Sen Ya?» Diyen Memurla Karşılaşması; «Asker Kardeşim misin Sen, Esas Duruşa Geç!»; «Sakal-Saç-Dînî İnanışla İnsanları Ayırt Etme»; Müdür Yardımcısı’nın «Haklısınız, Soruşturma Açmak Lazım»; Mithat Abi’nin Bir Daha Mustafa Efendi’yi Vergi Dairesi’ne Götürmemesi

Yani ben böyle sakalım beyaz ya böyle önüne de öyle bakıyor. Diyorum sakalımı aldatmasın seni diyorum beyaz diye diyorum. Bakıyor. değişik resmi kurumlara gidiyorum. Alışmışlar ya böyle tepeden bakıyor böyle. Hatta hiç unutmuyorum böyle gittik vergi deryesine. İmzalanacak bir şeyler var. Mustafa Eczema neredesin sen ya dedi böyle oturdu yerdan. Yanımda da kulaklar için asıl malim işamır Mithat abi var. Böyle Allâh’ı var eyvah. Sen kimsin dedim öyle konuşacak benden. Asker kardeşim misin sen benim dedim. Asker kardeşim olsa konuşamazdı zaten esas duruşa geçerdi. Kimsin sen dedim öyle bana konuşacak dedim. Vergi dairesi çınladı en alt kat. Bizim Mithat abi diyor ki hadi yapma. Böyle durdu şimdi beklemediği bir tepki çünkü.

Ben süklüm püklüm duracağım o da ezecek beni. Evrakların vardı ne işin var dedim devlet sana maaş veriyor. Kalkaydın da dedim ben eritseydin kendinden biraz dedim. Arayıp bulsaydın dedim. Bağırdım vergi dairesinde. Onların beklemediği bir şey bir sakallıdan. Bir de vergi dairesi ya. Sen zaten 10-0 mağlupsun ya vergi dairesine gidiyorsun. Bak 1-0 değil 10-0 mağlupsun. Getir evrakları dedim ben. Müdür yardımcısı duymuş oradan. Koşa koşa geldi. Ne oluyor dedi. Bu memuruna söyle dedim vatandaşa nasıl davranacağını nasıl konuşacağını bilsin dedim. Öğrensin dedim. Milleti dedim sakalıyla saçıyla dini inanışlarıyla ayırt etmesin dedim. İnsan gibi davransın. Ben insan gibi davranılmaya hak ediyorum burada dedim.

Nasıl bağırıyorum ama?


Türkiye’deki Dindarın Eziklik Psikolojisi — Başındaki Lideri Sorgulamayan, Belediye Başkanı-Kaymakam-Vali-Parti Başkanı-Siyâsetçi-Şeyh Hangi İsim Olursa Olsun «Bana İtaat Allah’a İtaat» Diyenin Kabûlünün Yanlışlığı; Kur’ân-Sünnet’e Aykırı İse Asla İtaat Yok; İslâm Dünyasındaki Hata Bu

Ondan sonra tabii Mithat Bey beni bir daha hiç vergi dairesine götürmedi. Abi gidelim alırız ben alırım hacım diyordu. Sen gelme ben hallederim. Tabii getirdi o evrakları. Ondan sonra geldi buyurun diyeceksin dedim bir daha. İstersem imza atarım istemezsem imza atamam. Kimse de attıramaz bana bu imzayı dedim. Müdür yardımcısı haklısınız Mustafa Bey. Haklısınız Mustafa Bey. Siz dedim bunu terbiye etmemişsiniz. Bu 657’ye uygun davranmıyor dedim. Aslında bunu soruşturma aşımanız lazım dedim. Ben imzaladım bütün hepsini tabi evrakları. Mithat Abi titriyor yanımda. Bu Türkiye’deki dini yaşıyorum diyenlerin psikolojisi hep baskı altında. Öyle olunca başındaki lideri sorgulama. Bu ama belediye başkanı, kaymakan, vali, parti başkanı, siyasetçi.

Hep şeyhi. Tabi sorgulamıyor hiç. Kur’ân sünneti uygun mu değil mi diye bakmıyor. Bu ondan kaynaklanıyor buradaki bu. Ondan sonra diyor bana itaat Allâh’a itaat diyor. Doğru Kur’ân sünnet dairesinde olduğu müddetçe. Kur’ân sünnet dairesinde değilse doğru değil. İtaat Kur’ân ve sünnet dairesinde çünkü zaten İslam dünyasındaki hata bu. Bakın İslam dünyasındaki hata bu. Müridinden şeyhine, siyasetçisinden devlet başkanına, vatandaşa kadar herkes Kur’ân ve sünnet dairesindeki ölçüsünü bilse mesele bu hale gelmeyecek İslam dünyasında. Soru. Yazıyı şöyle sonlandıralım.


Gazâli vs İbn-i Rüşd — «Gazâli Yerine İbn-i Rüşd Tercih Edilseydi»: Mustafa Efendi’ye Göre Çok Farklı Olmazdı, Çünkü Emevî Kültürü Devleti Ele Geçirmiş, Kanûnî’den Sonra Osmanlı’ya Da Sirâyet Etmiş; Anadolu Müslümanlığı: «İbâdette Hanefî-Mâturîdî, Siyâsette ve Akâidde Devlete Bağlı»; Asla Mâturîdî, Eş’arî, Râfızî, Hâricî Çizgisinde Değil — Devlet Bizi Hangi Tarafa Döndürürse O Tarafa Dönüyoruz; Hiç Kimse Mâturîdî’nin Bir Kitabını Bile Okumamıştır

Eğer Gazâlî değil de İbn-i Rüş tercih edilseydi şu an nasıl yaşardık? Ben çok farklı olacağına inanmıyorum. Çünkü İslam dünyasında devleti ele geçiren bu emevvilerden sonra bu bir emevi kültürü. Bakın bu bir emevi kültürü. Sonra zaten Kanuni’den sonra Osmanlının içerisine de girmiş bu kültür. Bu hala da devam ediyor bu kültür. Bakın hala da devam ediyor. Bu Hanefi Maturidi çizgisi de değil. Bizim kendimizden bahsedelim. Bizim Anadolu’daki Müslümanlar ibadette Hanefi Maturidir. Akayette ve siyasette değil. Bu sözümün altını çizin. Anadolu Müslümanları ibadette Hanefi ve Maturidir. Siyasette ve akayette değil. Siyasette ve akayette ne Maturidir ne eşaridir ne Rafızidir ne Hanefi. Ve akayette ne Maturidir ne eşaridir ne Rafızidir ne Harcidir.

Akayette ve siyasette benim nazarımda siyasetin içerisinde erip gitmiştir. Asla Maturidi ve Hanefi çizgisinde değildir. Bakın değildir. Bizim şimdi bütün Anadolu’daki Türkiye’deki veya Hanefi veya Maturidi olan bütün Müslümanlara sor. Mezhebin ne diye? Hepsi de Hanefi Maturidiyiz deriz. Derler ki mezhep imamı azam, akayette de imam Maturidi’ye bağlı. Öyle öğretirler öyle değil mi? İmam Maturidi’ye bağlı değiliz aslında. Biz bu konuda devlete bağlıyız. Osmanlı’nın son 150 yılı ve cumhuriyetle dair biz ibadette Hanefiyiz, Maturidiyiz, ibadette. Ama biz siyasette ve akayette biz devlete bağlıyız. Devlet bizi ne tarafa döndürürse biz de o tarafa dönüyoruz. Bunu kabullenmeyecek şimdi Hanefi ve Maturidi Müslümanlar.

Bunu kabullenmeyecek der. Ağır bu. Ama gidin sokaktan bir Müslümanı çevirin. Maturidi’yim der. İmam Maturidi’nin kim olduğunu bilmez. Maturidi’nin bir tane kitabını okumamıştır. Maturidi’yim der. Maturidinin siyasete bakış açısını, Maturidi’nin devlete bakış açısını, Maturidi’nin tevhide bakış açısını, Maturidi’nin akayde bakış açısını okumamıştır hiç kimse. Ve bu konuda da bir şey yok. Ve bu konuda da tevhide bakış açısını, Maturidi’nin tevhide bakış açısını, Maturidi’nin akayde bakış açısını okumamıştır hiç kimse. Ve bu konuda da çeviri yapılan çok az eser vardır. Ama abdesttir, namazdır, oruçtur, zekattır, haçtır, yığılı kitap vardır. Siz bu beş ana unsurun içinde kalmakla mükellefsiniz. Sizin Müslümanlığınız buraya kadar olacak.

Namazınızı kılın camiler açık vakit buldukça. Ramazan geliyor orucunuzu tutun, sağlığınız olduğu müddetçe. Sonra da sorun böyle, hangi sakız orucu bozan hocam, hangi sakız orucu bozmaz. Yok beyaz iplik mi, yok siyah iplik mi, ipliğin rengini nasıl bileceğiz? Elimizde siyah iplik olmazsa mor onun yerine geçer mi, kahverengi bunun yerine geçer mi? Ramazanı böyle geçirin. Yok bir yudum su içmek orucu bozar mı, yok bozmaz mı, şu orucu bozar mı, bu orucu bozmaz mı sorun boyuna.


Sakız-İplik-Abdest-Namaz Detayıyla Mesai Edilen Müslümanlık — «Hangi Sakız Orucu Bozar?», «Beyaz İplik mi, Siyah mı, Mor Olur mu?», «Şuram’a Su Değdi Abdestim Bozuldu mu?», «Eller Omuzda Kaç Parmak Yukarı?»; Hakan Kardeşin Gündemi Farklı Olduğu İçin Soru Manzûmelerinin Kitap Yapılması — Ama Çok Az Kardeş Okuyor; Fâtihâ’yı Düzgün Okumaya Önem Verip Mâ’nâsını Anlamaya Önem Vermeyen Anadolu Müslümanlığı; Cumhuriyet’le Devam Eden Devlet Yönetimindeki Din Yapısı

Sıkıntı yok. Namazla alakalı da yok şurama su değdi, namazın bozuldu mu yok burama su değmedi, abdestin bozuldu mu sorun. Problem değil, namazda ellerimiz nereye kadar kaldıralım? Yok göğüs hizasına mı kaldıracağız, omuzumuzu muza muza kaldıracağız, kaç parmak omuzdan yukarı olacak? Kulak mememizin önüne mi parmağımız değecek, arkasına mı değecek, altına değse olur mu hocam? Bunlarız, bunlarla geçirin ömrünüzü. Hakan kardeşe değer vermemin sebeplerinden birisi bu. Gündemi farklı. Bakın gündemi farklı. Günden farklı. O yüzden değer veriyorum, o yüzden sorduğu soruları kitaba çevittiriyorum. Ama onları kitaba çevittirmemize rağmen de okuyan da yok bizim kardeşlerden. Çok azı okuyor. şimdi utanacak kardeşler desem ki nefes biri tamamen okuyan elini kaldırsın desem çok az insan kaldırır.

Nefes iki’nin kitabını bilmiyorum belki de kapa kaçmamışlardır. Üçü bastırmadık daha bastıracağız. Sizlerden sonra gelenler belki de anlayacak okuyacak onu. İşin enteresan noktası da o. Sizin elinizin altındayız ya biz buradayız nasıl olsa sorun soracağınızı alın cevabını tamam okumanıza gerek yok. Ama İslam dünyası komple böyle. işte Fatih’e okurken gay’ı nasıl çıkardın? Buna çok ehemmiyet veriyor. Ama Fatih’in manasına ehemmiyet vermiyor. manasına ehemmiyet vermiyor. Elhamdülillahi Rabbil Alemin dediğinde ne anladın? Dediğinde bunu anlamıyor. İyyâ kelâbü düve, iyyâ kelâstâin. Ayrıca ona ibadet ederiz. Kime ibadet ettin? Kimden yardım diliyorsun? Bunu anlamıyor. Ama Fatih’i çok güzel okuyacağım diye gayret ediyor.

Harika! Okuyacağım diye gayret ettiği kadar anlayacağım diye gayret etmiyor. Sıkıntı bu. O yüzden bizim topraklarımızda ne yazık ki biz sadece ibadette hanevfiyiz, maturidiyiz. Siyasette, akayette değil, hukukta değil. Bakın hukukta, siyasette, akaytte değil. O kitaplarda. Orası kim ait? Orası devlet ait. Osmanlı’da da devlete aitti. Bakın Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda aynı Osmanlı’daki devlete ait olan din, Türkiye Cumhuriyeti ile beraber devam etti. Değişmedi bir şey. Siz Cumayı bugün Atatürk’ün verdiği müsaade ile namazı kılıyorsunuz. Cuma namazını. Devlet dini yönetiyor. Türkiye Cumhuriyeti ne? Layık, öyle değil mi? Öyle mi? Anayasada yazan? Öyle değil ama. Öyle değil. Diyanet İşleri Başkanı’nı devlet atıyor.

E hadi, Bartolomu Asu’da ihtiyarladın dedin desin, görevden alsın başka birisini atasın. Ay yok. Neden? Lozan var. Eee? Hani? Hakan başında görevden alsın, başkasını atasın. Yok, mümkün değil. Eee? Layıklık kime var o zaman? Müslümanlara var. Camilere imam nereden atıyor? Devlet atıyor. Memur. 657’ye tabi.


Lâiklik Reddi — Diyânet İşleri Başkanı’nı Devlet Atıyor; Bartolomeu Asu’yu Hakan Görevden Alamaz (Lozan); Câmilere İmâmı Devlet Atıyor (657’ye Tâbi Memur); Papazın Maaşı Dışarıdan, Bartolomeu Asu Maaşı Ortodoksluğu Destekleyen Devletlerden, Türkiye Hahanbaşı Nereden Maaş Alıyor? Sorgulamayan Yok; Savcının Önünde «Lâyıklık Olduğuna İnanıyor musun?» Sorusuyla Sınanma

Neresi layık ya? Ben böyle konuşunca haydi savcının önüne gidiyorsun. İyi. Savcıya dedim siz layıklık olduğuna inanıyor musunuz? Nasıl inanıyorsun? Basbayağı. Layık devlet dedim, Diyanet İşleri Başkanı’nı atıyor. Diyanet ne? İmamlara atıyor. Maaşını veriyor. Papazın maaşını veriyor mu? Vermiyor. Bartolomu Asu maaşını veriyor mu? Vermiyor. Nereden alıyor Bartolomu Asu maaşını? Dışarıdan alıyor. Kimden alıyor? Ortodoksluğu destekleyen devletlerden alıyor. Türkiye Hahanbaşısı nereden maaş alıyor, nereden geçiniyor? Sorgulayan var mı bunu Türkiye’de? İlk defa duydunuz değil mi? Kim veriyor maaşını? Kim veriyor giderlerini? Kim ödüyor? Evet.


«Akıl Allah’ın İrâdesine Mutlak İtaati Talep Eden İslâm’ın Düşmanıdır» Sözünün Reddi — Mustafa Efendi’nin Gazâlî’de Böyle Bir Söze Rastlamamış Olması, Olsa Da Reddi; Akıl Vahye Tâbi Olmalı, Kendini İlâhlaştıran Aklı Reddetmek; «Akletmez misiniz?» 23 Yerde Geçen Âyetler; Ortodoks Görüşü «İnsanın Özgürlüğü Tanrı’nın Esâreti midir?» Sorusunun Reddi; Manevî Anlamda Allah’ın Zâtı Hâricinde İnsana Sınır Yoktur, En Özgür Olanlar Sufîlerdir, Mezhepsel-Meşrebsel Takıntıları Olmaz

Akıl gazali için Allâh’ın iradesine mutlak ve katıksız itaat-ı talep eden İslam’ın düşmanıdır. Ben bunu gazalinin inceleyebildiğim, çok eserini okumadım. İnceleyebildiğim kadar, bilebildiğim kadar gazalinin böyle bir sözünü okumadım. Ama varsa dahi doğru değil. Çünkü akıl hiçbir zaman İslam’ın düşmanı değildir. Bizim akla bakışımız şudur. Akıl olmazsa biz dini yaşayamayız, anlayamayız. Akıl yalnız vahyet. Vahye tabi olmalıdır. Vahye tabi olmayan aklı reddediyoruz. Ben kendim, nefsim için söylüyorum. Akla tabi olmalı. Kendini ilahlaştıran bir aklı reddediyorum. Bu benim kendi Mustafa Özbağ düşüncesi. Hala aklınızı kullanmaz mısınız? 23’e 80. Ya normalde Cenab-ı Hakk’ın âyet-i kerimesi var ki akletmez misiniz?

Akletmiyor musunuz? Akledin diye. Bu bizim normalde olayların üzerinde tefekkür etmemiz, düşünmemiz, bir şeyin hakikatine ulaşmamız, hakikatini anlamamız için Allâh’ın bize emri. Ortodoks gözünde insanın özgürlüğü, Tanrı’nın esareti midir? Hiç de öyle değildir. Çünkü Cenâb-ı Hak’ın bir sınırı yoktur. İnsanın sınırı vardır. Öyle olunca insanın özgürlüğü insani değerler içerisinde sınırlıdır bu manada. İnsanın özgürlüğü manevi anlamda ise, manevi anlamda ise Allâh’ın zâtı hariç sınırsızdır. O yüzden insanın özgürlüğü bu tabirle Ortodoksları kırı Tanrı’nın esareti değildir. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Tanrı’yı bir esaret altında alacak bu manada herhangi bir güç kuvvet yoktur. Allâh Allâh’tır.

Allâh Allahlığını her yerde gösterir. İnsan da kuldur. Kul da kulluğunu yerine getirir. Ama burada İslami dairenin içerisindeki bir sufinin manevi olarak tekrar bunun altını çizmek istiyorum. Manevi olarak Allâh’ın zâtı hariç sınırı yoktur. Bunu yaşamayan, bunu anlamayanlar sınır içerisinde kalırlar. Her sınır içerisinde kalan da kabız haline tutulur. O yüzden Allâh’ı sevmenin bu manada zât hariç sınırı olmadığı için bir sufinin bu manada herhangi bir şeye esareti düşünülemez. En özgür olanlar sufilerdir. Sufiler kendilerini Kur’ân ve Sünnete bağlı kalırlar. Bu biraz tuhaf gelebilir size tarifim. Mehsebsel ve meşrebsel takıntıları olmaz fazla. Mehsebsel ve meşrebsel takıntıları olmadığı için kabız haline düşmezler.

Kabız haline düşmedikleri için diğer insanlara göre sınırsız bir sevgiye, sınırsız bir muhabbete ulaşırlar. Bu sınırsız sevgi, sınırsız muhabbet onları hem bir özgüvene götürür hem bir de özgürlüğe götürür. O özgürlük alanı sufiler için önemlidir. Benim kalbime hiç kimse pranga vuramaz. Benim sevgime hiç kimse pranga vuramaz. Benim sevgime pranga vuracak ne dünyevi ne uhrevi herhangi bir güç yoktur. Bu konuda Allâh’ı sevmenin sınırı yoktur çünkü. Allâh’ı sevmenin sınırı olmadığından dolayı bana pranga vuracak. Beni esaret altına alabilecek hiçbir güç yoktur. Bu Allâh’ın zâtıyla alakalı olan sözüm meselenin aklıyla alakalıdır. Kalbiyle alakalı değildir. Aklın erişebileceği şey zât noktasında durur, orada kalır.

Akl zâta kadar yürür. Bakın zâta kadar yürür. Zâta kadar yürüyecek olan akıl sahibine şapka çıkarırım. Bakın bu Allâh’ın zâtını tefekkür etmek yasaktır meselesi akılla alakalıdır. Kalple alakalı değildir. Kalbe pranga vuracak, kalbe sınır koyacak hiçbir şey yoktur. Allâh sevgisi insanı sınırsızlığa götürür. Allâh sevgisi insanı fitursuzluğa götürür. Siz Allâh’ı fitursuz ve sınırsız bir şekilde seversiniz. O sevgi sizi özgür kılar. O yüzden büyük sufilerin büyük bir çoğunluğu mezhepsel ve meşrebsel takıntıları kalmaz. Bu meşrebsel ve meşrebsel takıntıları kalmadığı için sözleri doğru anlaşılmaz. O hali bilmiyordur çünkü. Mesela Hz.


Hz. Pîr Mevlânâ’nın «Benim Dînim Aşk» Sözü — Sınırsız-Kenarsız-Uçsuz Bucaksız Sevgi; Aşkı Tanımayan Kimse Mezhep, Meşreb, Kafasındaki Din Esâretindedir; Putatapan, Atatapan, Paratapan, Devlettapan Hepsi Şirk Üzere; Mustafa Efendi’nin «Sensizliği Bana Sor» Şahsî İfâdesi: «Sen Hiç Sensiz Nefes Almadın ki, Sensizliğin Iztırâbını Bana Sor»; Hitâm — Ramazânlarınız Mübârek Olsun, El-Fâtihâ

Pir Mevlânâ Celalettin Rumi Hazretleri benim dinim aşk der. Benim dinim aşk dediğinde herkes onu der ki küfür ehli bu. Benim dinim aşk dediğinde benim dinim Allâh’ı sevmek, Allâh’a aşık olmak. Sınırsız, kenarsız, dipsiz, uçsuz bucaksız bir sevgiye ulaşmaktır bu. Bunun sınırı yoktur. Bunu anlamayan, bunu tanımayan, bunu bilmeyen zaten esarettedir o. O hem, bu çok acı bir söz. Bu hem mezhepsel esarettedir hem meşrebsel esarettedir hem de Allâh’ın dininin dışında bir din oluşturur kafasında oluşturmuş olduğu dinin esaretindedir. O esaret altındadır. Ve bütün dünya inananları, Hristiyanlar, Yahudiler, Müslümanlar, Atatapanlar, Putatapanlar, Paraya tapanlar, Devlete tapanlar hepsi de bu manada şirk üzerindedir.

O yüzden Âyet-i Kerîme de der ki çok azınız iman ettiği. Çünkü o kendi kafasında oluşturmuş olduğu din kendisine esarettir. Kendi kafasında oluşturmuş olduğu mezhep kendisine esarettir. Kendi kafasında oluşturmuş olduğu veya bir başkasının kafasında oluşan meşrep ona esarettir. Ne zaman ki aşkı buldu o kimse, o zaman özgürlüğü buldu. Ne zaman ki o kimse aşık oldu, o zaman dinin özünü buldu. Ne zaman ki aşktan bir yudum almadı o körün körü oldu. O esarette hangi dinden olduğu önemli değil. Bu sözüm sizlere ağır gelebilir. Aşktan bir yudum içmediyse o esarette. O esarette. O bilemez. O yüzden bunların hepsi de aşksızlıktan kaynaklanır. Bunların hepsi de aşksızlıktan kaynaklanır. Ve bütün dünya insanlığı ne çektiyse aşksızlıktan çekmiştir.

Ne çektiyse de aşktan çekmiştir. İşin bir de bu tarafı var. Aşık insan çilekeş insandır. Bu manada sufili algılarsa evet çilekeştir. Çünkü aşığın işi zordur. O aşık oldu neyse o. Ben Mustafa Eczubat dilinden konuşayım. Sen hiç sensizliği yaşamadın ki. Sensizliği görmek istiyorsan gel Mustafa’ya sor. Sen hiç sensiz kalmadın ki. Sensiz kalanı görmek istiyorsan Mustafa’ya bak. Sen hiç sensiz nefes almadın ki. Sensiz nefes almanın ızdırabına gel Mustafa’ya sor ona bak. Sen hiç senden uzaklaşmadın ki. Senden uzaklaşmanın ızdırabını senden uzaklaşan Mustafa’ya sor. Aşkı tanımayan, aşkı bilmeyen ve asıl aşığı sevmeyen esarette yaşar, esarette ölür. Aşkı yaşadıysa kimse, aşktan tattıysa esaretten kurtulmuştur.

Ne mutlu ona. O dünyanın en hür insanıdır. En özgür insanıdır. Dünyanın en zirvedeki insandır. Ve insanların kâmenidir. Aşkı tanımadıysa o hiçbir şey değiller. Allâh bizi affetsin. O yüzden özgürlük ona aşıklıktan geçer. Geceniz hayır olsun. Haklarınızı helal edin. Sürçü lisan ettiysek affolun. Şimdiden Ramazanlarınız mübarek olsun. Şimdiden oruçlarınız mübarek olsun. Şimdiden ibadetleriniz mübarek olsun. Ramazan boyunca Perşembe Cumatesleri devam edeceğiz inşallah. Programlarımız inşallah. Gücümüz yettiğince inşallah devam edecek. el-Fâtiha.


KAYNAKÇA

  • el-Mâverdî, el-Ahkâmu’s-Sultâniyye Ebû’l-Hasen el-Mâverdî (ö. 450/1058), el-Ahkâmu’s-Sultâniyye ve’l-Vilâyâtu’d-Dîniyye; M. Yûsuf Ensâr nşr. (Kâhire 1409/1989); Türkçe: Ali Şafak çev. İslâm’da Devlet ve Hilâfet Hukuku. İslâm devlet teorisinin klasik metni; halifenin yetkileri, halifenin azli, vezirler, yargı, zekât, hisbe, beytülmâl ve ehl-i kitâbla münâsebet bahisleri.
  • Ahmet Yaşar Ocak — Ahmet Yaşar Ocak (Hacettepe Üniv.), Türkler, Türkiye ve İslâm (İletişim Yayınları 2017); Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler; Babailer İsyanı. Türklerin İslâm anlayışının tarihsel oluşumu, Anadolu sufiliği, halk dindarlığı incelemeleri.
  • Türklerin İslâm Öncesi Tek Tanrı İnanışı — Bahaeddin Ögel Türk Mitolojisi 2 cilt; Jean-Paul Roux Türklerin ve Moğolların Eski Dini; Ümit Hassan Eski Türk Toplumu Üzerine İncelemeler; Hikmet Tanyu İslâmlıktan Önce Türklerde Tek Tanrı İnancı. «Gök Tanrı» tâbirinin oryantalist iftirâsına karşı tashîh.
  • Cariye Hadîsi («Allah Nerede») — Müslim Mesâcid 33; Ebû Dâvûd Eymân 19; Nesâî Sehv 20; Mâlik Muvatta Itk 8: «Câriyem var, onu âzâd etmem üzerime borç. Onu Resûlullah’a getirdim, ‹Allah nerede?› dedi, ‹Gökte› dedi; ‹Ben kimim?› dedi, ‹Allah’ın Resûlü›; bunun üzerine ‹Onu âzâd et, çünkü o mü’mindir› buyurdu» (Muâviye b. el-Hakem es-Sülemî rivâyeti). İmâm Eş’arî İbâne‘de bunu Allah’ın yücelik sıfatlarına delil olarak alır; Mu’tezile ve bazı Eş’arîler te’vîl yoluyla yorumlar.
  • Bakara 2/115 — «Vechullâh» — «Ve li’llâhi’l-meşriku ve’l-mağribu, fe-eynemâ tuvellû fe-semme vechullâh». Tasavvufî te’vîl: «Nereye yönelirsen Allah’ın vechi oradadır» — kalb-i sufî zikr-i daimî hâli; İmâm Gazâlî Mişkâtu’l-Envâr; İbn Arabî Fütûhât.
  • Türk Töresinde Halife (Kaan) — Halil İnalcık Osmanlı’da Devlet, Hukuk, Adâlet; Ahmet Mumcu Osmanlı Devletinde Siyaseten Katl; Mehmet Saray Türklerde Devlet Anlayışı; Sencer Divitçioğlu Kök Türkler. Yavuz Sultan Selim’in 1517 Mısır seferinde halifeliği Memlûklerden alması ve Osmanlı sultanının ümmet halifesi olması.
  • «Türklerle Savaş» Hadîsi — Buhârî Cihâd 95-96; Müslim Fiten 67; Ebû Dâvûd Melâhim 9; Tirmizî Fiten 41: «Türklerle savaşmayacaksanız siz onlarla savaşmayın» (rivâyetlerde Hz. Peygamber’in Türklerin yüzlerini «sanki kalkanlar gibi yüzleri» diye tasvîri). Hadis ehlinde sahîh.
  • Hz. Ömer’in Hutbesi — Mâverdî el-Ahkâmu’s-Sultâniyye; Beyhakî Sünenu’l-Kübrâ VIII; Suyûtî Târîhu’l-Hulefâ: «Ömer Beni Eğri Görürseniz Düzeltin» Diyen Halifeye Sahabeden Birinin «Eğer Sende Eğrilik Görürsek Bu Kılıçla Düzeltiriz» Demesi ve Hz. Ömer’in «Allah’a Hamd Olsun ki Ümmet-i Muhammed Arasında Ömer’i Kılıçla Düzeltebilecek Kimseler Var» Demesi. İmâm A’zam’ın bu hadiseden Emevî yönetimine karşı kıyâm fetvâsının istinbâtı.
  • İmâm-ı A’zam’ın Emevî Yönetimine Karşı Tutumu — Ebû Yûsuf Kitâbu’l-Harâc; Şîbânî el-Câmiu’s-Sağîr; Şâ’rânî el-Mîzân; İmâm Zehebî Siyer-i A’lâmi’n-Nubelâ VI: İmâm A’zam Ebû Hanîfe’nin (ö. 150/767) Emevî halifesi II. Yezîd’in oğlu Velîd’e karşı Zeyd b. Ali kıyâmını desteklemesi; Abbasî halifesi Ebû Cafer Mansûr’un kâdılık teklifini reddedip hapsedilmesi ve şehâdeti.
  • «İçimizden Çıkardıkları» — Bâbu’l-Fiten Hadîsi — Buhârî Fiten 11; Müslim İmâra 51; Ebû Dâvûd Fiten 1: «Sizden olur, sizin dilinizle konuşurlar, ama insanları cehennem kapılarına çağırırlar» (Huzeyfe b. Yemân rivâyeti). 19-20. Yüzyılda Vahabîlik (M. b. Abdülvehhâb), Cemâlüddîn Afgânî (1839-97), Muhammed Abduh (1849-1905), Reşîd Rıza (1865-1935) modernist çıkışlarının tasavvuf ulemâsınca eleştirisi.
  • İzmir Yunan İşgali (1919-1922) — Yusuf Hikmet Bayur Türk İnkılâbı Tarihi; Bilâl Şimşir İzmir’in İşgali; İhsan Ilgar Bayındır’ın Kuvâ-yı Milliye Savaşı. 15 Mayıs 1919 İzmir işgali ve Aydın-Bayındır cephesinde halkın kuvâ-yı milliye direnişi; Mustafa Efendi’nin anneannesinin tanıklığının tarihsel zemini.
  • Cumhuriyet İlk Yıllarında Dini Baskı — Necip Fâzıl Kısakürek Son Devrin Din Mazlumları; Mehmet Şevket Eygi Bağımsız Dergi arşivi; Vehbi Vakkasoğlu Türkiye’nin Dini Tarihi; Birinci Tahir Erdoğan 1925-50 Arası Cumhuriyet ve Din. Tekke-zaviyelerin kapatılması (30 Kasım 1925), Şapka Kanunu, Ezânın Türkçeleştirilmesi (1932-50) bağlamında Anadolu halkının Kur’ân-ı Kerîm saklaması olayları.
  • Lâiklik ve Diyânet İşleri — İştar Gözaydın Diyanet; Ali Bardakoğlu Diyanet ve Dînî Hayat; Necdet Subaşı Türkiye’de Dînî Tartışmalar. Diyânet İşleri Başkanlığı’nın 3 Mart 1924’te Şer’iyye ve Evkâf Vekâleti’nin lağvedilmesinin yerine kurulması, anayasal lâikliğin (1937) ve Diyânet’in işleyişinin tezat-ı tahlîli.
  • Ehl-i Sünnet İktidârı: Hanefî-Mâturîdîlik — İmâm Ebû Mansûr el-Mâturîdî (ö. 333/944), Kitâbu’t-Tevhîd (Bekir Topaloğlu nşr.); Te’vîlât; İmâm Ebû’l-Mu’în en-Nesefî Bahru’l-Kelâm, Tabsiretu’l-Edille; Sa’duddîn Teftâzânî Şerhu’l-Akâ’id. Mâtürîdîliğin akılla naklin uyumu, hür irâde, kelâm-ı nefsî tezleri.
  • Akıl-Vahy Münâsebeti — İmâm Mâtürîdî Kitâbu’t-Tevhîd; İbn Rüşd Faslu’l-Makâl; Gazâlî el-Mustasfâ: «Akıl vahyin ışığında çalışır, vahye karşı koymaz»; Bediüzzaman Sözler: «Akıl ve nakil tearuz ederse akıl bilirsen vahye gözünü kapatma, mâ’nâsını anla — vahyi nazariye değil ışık olarak gör».
  • Hz. Pîr Mevlânâ’nın «Dinim Aşktır» Sözü — Mevlânâ Dîvân-ı Kebîr; Mesnevî I/1755; Sultân Veled İbtidâ-nâme: «Mâ ‘aşıkân-ı Hak’ım, fıkıh-ı dîn-i Mâ ‘aşk est». Mâdir-i Mevlânâ’nın «Dînim Aşktır, Mezhebim Aşktır» sözünün tasavvuf-i tahkîki: aşk ehli mezhep ve meşreb takıntısının ötesinde Allah’a vâsıl-ı hâl olur (İbn Arabî Fusûsu’l-Hikem; Sühreverdî Avârifu’l-Ma’ârif).
  • «İnsanın Özgürlüğü Allah’ın Esâreti» Sorusu — Vladimir Lossky Mystical Theology of the Eastern Church; Christos Yannaras Ortodoks İlâhiyâta Giriş; karşı çıkan İslâmî perspektif: Hâkim Tirmizî Hatmu’l-Evliyâ; Mevlânâ Mesnevî: «Allah’a kulluk, hakîkî hürriyettir»; Yunus Emre: «Allah’a kul olmak en büyük serbestliktir».
  • Sufiyye’de Mezhebsel-Meşrebsel Takıntı Yokluğu — İbn Arabî Fusûsu’l-Hikem; Mevlânâ Dîvân-ı Kebîr; Eşrefoğlu Rûmî Müzekkin-Nüfûs: «Aşk dini, mezhebi, meşrebi olmayan bir denizdir». Sufiyye’nin Hanefî-Şâfi-Mâlikî-Hanbelî dört mezhebi ve Eş’arî-Mâturîdî iki akâid çizgisini hak görmesi; tasavvufî sevgi sınırların üzerinde durur.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Tevhîd, İhsân, Kalb, Sünnet, Şeyh, Halife. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı