Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #78 — Mâverdî Sohbeti: Akıl-Vahy Münâsebeti, «İslâm’da Yenilenme Geriye Değil İleriye Yöneliktir», Hz. Mevlânâ «Şeyhin Günün İsâ’sıdır», Kâinatın Işık Hızından Hızlı Büyümesi, Gazali-Farabi-İbn-i Rüşd-Mevlânâ Takıntısızlık, Eş’arî Kaderciliğin Reddi, Lütfü Usta Boyalı Araba Ekspertizi Anekdotu, El-Hidaye Mukayeseli Fıkıh Edebi, Türkler İslâm Öncesi de İslâmdı (Şamanlar = Veliler), Ehlibeyt’in Türk İllerine Sığınma Talebi, Türk Misafir Töresi, Çanakkale «Süngü Tak Allah Allah» Çağrısı ve Çıman Tömyü Din

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #78 — Mâverdî Sohbeti: Akıl-Vahy Münâsebeti,…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Table of Contents

Açılış — Eûzu-Besmele, Tevhid (Eftalu’z-Zikri Lâ İlâhe İllâ’llâh), Selâm ve Hayırlı Niyâzı; Hak-Bâtıl Tefriki, Kur’ân-Sünnet Niyâzı; Soru: «Saçı Yarısından Fazla Dökülmüş Erkeğin Protez Saç Yapıştırması Câiz mi?» — Cevap: Ektirsin (Allah Resûlü’nün Sahabe’nin Sakalı Çıkmayan Yer’e Mübarek Kılı Diyalog Üzerinden); Kadın-Erkek Perik Lânetli

Eruzübillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim. Eftanı zikir fali minnehu. La ilâhe illallah. Hak Muhammedün Resûlullâh. Cemiyen enbiya-i ve-l mürselin. Vel-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Âmin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Âmin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Âmin. Rabbim cümlemizi ve cümle-i ümmet-i Muhammed’e hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Âmin. Hakkı, hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin inşaallah. Âmin. Evet. Yedinci sayfadan devam edeceğiz inşaallah. Ama bir soru var. Saçlarının yarısından fazlası dökülmüş bir erkeğin, protes saç yapıştırarak taktırması uygun olur mu?

E ektirsin. Yapıştıracağını ektirsin. Gürkan nerede burada? Gürkan olmuyor mu yarısından fazlası olunu? Oluyor mu? İnşaallah. Öyle yaptıracaksın. Ektirsin. Allâh Resûlü’nün sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri böyle bir sakalından bir tane mübarek kılını kopardı. Sahabenin birisinin sakalı çıkmıyordu. Yardı oraya yatırdı sakalını. Sahabenin sakalı çıktı. Buradan hareket ederekten bir kimsenin kendi saçından, sakalından üretilebilir. Bunda bir sıkıntı yok. Bir bir iş yok. Kadınların perik takmaları caiz değil. Lanet olsun diyor. O yüzden kadınlara böyle bir perik ile alakalı lanetlik olunca tehlikeli. Erkeklere de bu konuda perik uygun değil. Öyle değilim. Evet.


İnsan Aklı Eşyayı (Varlığı) Sorgular — Bütün Kademeleri ve Sıfâtsal Tecelliyâtı İlmî Şüphecilikle Yol Almak; «Yeni Yasalar Çıkarma» Vahye Aykırı Olmadığı Müddetçe İslâm Reddetmez; Gazali’ye Yöneltilen «Akıl İslâm’ın Düşmanı» İddiâsının Reddi; İslâm’da Yenilenme Geriye Değil İleriye Yöneliktir

İnsan aklı eşyayı sorgulama, keşfetme ve daha iyi yönetim için yeni yasalar hazırlamamızı öğretir. Dolayısıyla Gazâlî için akıl, Allâh’ın iradesine mutlak ve katıksız itaatî talep eden İslam’ın düşmanıdır. Gazâlî filozofların tutarsızlığı adlı eserinde, Platon, Aristoteles ve takipçilerinin eserlerinde belirttiği gibi, aklın karanlık ve çelişkili bilgiyi kurtaracak hiçbir şeye yol açmadığını ve insanın zihninde parlayan tek ışığın vahyin aydınlığı olduğunu göstermeye çalışır. Gazâlî’nin tezleri İbn-i Rüş tarafından tutarsızlığın tutarsızlığı adlı eserinde açık bir şekilde çürütülse de, İslam egemen olan teslimiyet fikrini daha da anlamlı bulan eşâri öğretisini benimsemek için acele etmiştir.

İbn-i Rüşt sürgüne gönderildi ve aklın sesi, Sünni-Müslüman prenslerin saraylarında artık hiç duyulmadı. Re-re-reli aklın zevali. Devam etmiş, hâlâ da duyulmuyor demiş. İnsan aklı her şeyi sorgular. Biz paragraf olmayınca bütün okudum, baştan alacağız tekrar. Eşyayı sorgular. Buradaki eşyadan kasıt varlıktır. Yoksa mevcut kullanılagelen eşyalarla alakalı değildir. Varlığı tamamiyetle insan aklı sorgular, varlığı. Varlığın bütün kademeleri, bütün tecelliyatları, varlığın bütün kademeleri ve kademelerdeki Cenâb-ı Hak’ın sıfatsal tecelliyatları. Hepsini de akıl kendince öğrenmek, idrak etmek ister. Ve bu ilmi şüphecilikle yol alır. Hep şüphe eder, yol alır. Şüphe eder, yol alır. Bu ilmi şüpheciliktir.

Burada normalde yasalar hazırlamamızı öğretir diyor ya, burada insanların faydasına olan, zararına olmayan, vahyin yolunu terk etmediği müddetçe yasa hazırlamanın dinen herhangi bir sakıncası yoktur. Çünkü kim güzel bir şey orta yere koyarsa Allâh’ın hoşuna gider. Hadis-i şerife, hadîs-i kutsiler var. siz insanlara faydalı bir ilim orta yere koyarsanız, insanlara faydalı bir icat orta yere koyarsanız, insanlara faydalı bir ilim orta yere koyarsanız, siz bir yasa çıkarırsanız bunda bir beis yok. Bakın bunda hiçbir beis yok. Bunu İslam kabul eder. Tarih boyunca kabul etmiş çünkü. Bunu gazaliden önce de kabul etmiş, gazaliden sonra da kabul etmiş. Ve İslam sadece kendi içlerinde çıkarılan yasalar vahyeye uygun olup olmadığına bakmış.

Eğer vahyeye uygunsa o çıkarılan yasa, insanın ve varlığın fıtratına uygun ise bunda bir zarar görmemiş. Ve bunu desteklemiş. Burada gazaliye biraz haksızca bir tabiri caiz saldırı var. batı ne yazık ki gazali gibi, arabi gibi, ne bileyim Mevlânâ gibi kimseleri önce saldırdılar. Ama şu anda son elli yıldır, yüz yıldır o saldırıdan vazgeçtiler, kabullendiler şimdi. Şimdi oradan bir şeyler çıkarıp kendilerince yeni ümit kapıları açmak istiyorlar. Şimdi bu manada akıl vahyi sorgularsa, burası çok önemli bakın, akıl vahyi sorgularsa öğrenmek için değil. Yeniden o konuda bir ilim orta yere koymak için değil ama vahyi değişik manada al aşağı etmek için sorgularsa, İslam buna karşı yoksa vahyi anlamak için vahyi daha iyi bakın, vahyin üzerinde uğraşmak, vahyin üzerinde çalışmak, İslam yasaklamamış bunu.

Oturun vahyi daha iyi anlamak için çalışın, farklı yönlerden bakın, farklı yönlerden onun üzerinde ne demek istediğini anlamaya çalışın. Sufilerin yaptığı da bu zaten. Sufiler vahyi, x kimsenin anladığı gibi anlamak istememişler. Demişler ki sufiler, demişler ki o zaman için doğruydu, o zaman için öyle anlamışlardı. Şimdi bunun yeniden anlaşılması lazım demişler. Bakın İslam’da böyle bir yenilenme vardır. Bu yenilenme geriye doğru yönelik değildir. Bu yenilenme ileriye yöneliktir. Ama İslam dünyasının bunun böyle anlaması, böyle algılaması gerektirir. Ama bizde böyle bir şey var, oturmuş yerleşik bir şey var. Ben böyle biraz sufi dünyasından da bunu açayım.


Çorum Naci Mustafa Efendi’nin Vefâtı Sonrası Eski Dervişlerin Yenilenmesi — Abdullah Gürbüz Efendi’ye İntisâp Etmemeleri; Hz. Mevlânâ Mesnevî’sinden: «Şeyhin Günün İsâ’sıdır», «Günün Velîsi Zamanın Mehdîsidir»; Bundan 50 Yıl Önceki Anlayışla Bugünkü Anlayış Bir Değil

Çorum Naci Mustafa Efendi vefat etti. Abdullah Gürbüz Efendi bana görev verildi dedi, çıktı meydana. Çorum Naci Mustafa Efendi’nin eski dervişleri Abdullah Gürbüz Efendi intisap etmedi. Çorum Naci Mustafa Efendi’nin dersine devam ettiler. Dikkat edin bakın. Orada kalıyor o şimdi. o yenilemiyor kendisini. Git başka bir şey bul, günün şeyhini bul. Hazret-i Mevlânâ mesnevisinde diyor ki senin şeyhin günün İsa’sıdır diyor. Onu peygamber olarak görmekten değil. Veya Hazret-i Mevlânâ mesnevisinde başka bir yerde günün velisini diyor ki, günün diyor o mehdisidir. Sen ona yiğit abi ol. O zamanının mehdisidir diyor. Sebep, ya bundan 50 yıl önceki dervişlik yok, bundan 50 yıl önceki anlayış yok. İslam bunu daha ileri götürür.

Sen dünkü Elhamdülillahi Rabbil Alemin anlayışınla 50 yıl önceki anlayışınla 50 yıl sonraki anlayışınla aynı değil. 50 yıl önce, bakın 50 yıl önce kainatın devamlı büyüdüğünü bilen yoktu. Ben yeni derviş olduğumda kendimi met etmek için söylemiyorum. Ben yeni derviş olduğumda 30 yıl önce, 35 yıl önce kainat balon gibi büyüyor.


Kâinatın Işık Hızından Hızlı Büyümesi — Mustafa Efendi’nin 30-35 Yıl Önce «Kâinat Balon Gibi Büyüyor, Birisi Üflüyor; Kâinat Ana Rahmi Gibi» Dediğinde Gülenlere Tepki; Bugünkü Bilim de Bu Genişlemeyi Tespit Etti, Ama Hızı Hâlâ Belirsiz; Tefekkür-Zikrullah Üzerinden Mânevî Tez

Birisi üflüyor dediğimde millet gülüyordu bana. Kainat ana rahmi gibi. Boyuna büyüyor. Şekli de ana rahmi gibi diyordum ben. Şekli de ana rahmi gibi. İnsanlar gülüyordu bana. Bakın tekrar söylüyorum. Ama onlar neden gülüyorlar? onlar için Allâh kainatı yarattı, örnekliyorum top gibi orada bıraktı. İçini dizayn etti tamam değil. Kainat hızla büyüyor hem böyle tahmin edemediğiniz bir hızla büyüyor. Bakın tahmin edemediğiniz bir hızla büyüyor. Buna ışık hızı yetmiyor. Diyeceksiniz ki bu matematiksel bir konu. Nerede bizim hocam? Bu matematiksel bir konu değil mi hocam? Mesela şimdi bizim için en hızlı ne? Işık. Öyle değil mi? İnsanoğlunun tespit ettiği en hızlı ne? Işık hızı. Bakın kainatın büyüğü, kainatın büyüğü, kainatın büyüğü, kainatın büyüğü, büyümesi ışık hızından daha hızlı.

Bizim tespit etimiz ışık hızı. Bunun diyeceksiniz ki tezi ne? Ben de bunun matematiksel tezi yok. Bana derseniz ki bunun matematiksel tezi ne söyle? Yok bende matematiksel tezi. Ama bana derseniz ki bunun manevi tezi var mı? Var. Bundan belki de kaç yıl sonra bulacaklar, diyecekler ki evet kainatın büyüme hızı ışık hızının üç katı ve ışık hızının dört katı veya ışık hızının on katı veya ışık hızının 70 katı veya diyecekler ki ışık hızının 7 bin katı, 700 bin katı, 7 milyar katı. Evet. Çünkü kainatın büyüme hızına erişebilecek herhangi bir hız yok. Bakın herhangi bir hız yok. Şimdi, otur hocam estağfurullah ya. Şimdi normalde bu ilmen tespit edilmemiş henüz daha. Ben mi öyle biliyorum ya da? Ben mi öyle biliyorum ya da?

E şimdi bunu ben söyledim, millet gülecek buna istiyorsa gülecek tabi. Beni ilgilendirmiyor. İslam bu konuda varlığın üzerinde tefekkür etme, varlığın üzerinde Allâh’ın sanatını görme, varlığın üzerinde Cenâb-ı Hak’ın sıfatsal tecavütli hayatlarına mazhar olma. Bunda İslam’ın bir yasaklaması yok ki. Yok ki. Sen otur Allâh’ı zikret. Sen otur Allâh’ı zikrederekten Allâh’ın varlığının üzerinde sıfatsal tecelliyatlarına rahım ol. E bunu yaparken de sana bir tane günün üstadı lazım, günün mürşidi lazım.


Günün Mürşidi Lâzım — «Vefât Etmiş Mürşide Sâdâkat» Yanlışı: Bana Rüyâmı Tevîl Edecek, Manevî Hâlimi Anlayacak Bir Mürşid Lâzım; Emir Sultân-Üftâde Hazretleri Misalleri; Sıkıntı Yaşamayan Sufî Eski Mürşidiyle Yetinebilir Ama Ders-Sülûk Halindeki Bunu Yapamaz; «Mübârek Vefât Etti, Biz Hâlâ Sâdığız» Yanılgısının Reddi

Sen günün mürşidini bulmazsan ona erişemezsin. Dünün mürşidi vefat etti, bitti işi. Bitti. Yok kınından çıktığından daha keskin olurmuş, yok kınındaki daha fazla olurmuş. Ya bırak o iş manevi. Bana rüyamı tevil et. Ben sabahleyin gördüm rüyamı tevil edecek bir tane şeyheye ihtiyacım var. Bana bunu tevil edecek şeyheye ihtiyacım var. Buna ihtiyacım var benim. Kaç tane var öyle derviş? Emir Sultan Hazretlerinin başına gidip de rabut edip, ben rüyamda böyle gördüm efendim, nedir bunun tevilini diyebilecek olan? Yok. Sana şeyh lazım. Sen bu haldeysen sana şeyh lazım değil. Sen gidip Üftat Hazretleri rüyanı anlatıp tevilini ondan alıyorsan sana şeyh lazım değil. Eyvallâh. Öbür türlü sana lazım. Şimdi bu ama bizde şu var.

Bu rüyamın tevilini ondan alıyorsan sana şeyh lazım değil. Öbür türlü sana lazım. Şimdi bu ama bizde şu var. mübarek çok mübarekti. Vefat etti. Biz hala da ona sadık kaldık. Ne yapsaydı? Musa’yla Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’de mi sabit kalsaydı? Ondan sonraki gelen peygamberleri redmi etselerdi. Sıkıntı var. Şimdi burada Gazâlî… Ben örneğin varsa hatası kendisine aittir. Beni ilgilendirmez. Ama İslam dünyası isterim ki Gazâlî’yi de gezsin.


Gazali-Farabi-İbn-i Rüşd-Arabi-Mevlânâ Takıntısızlık — Mustafa Efendi’nin Bu Şahıslara Bağlı Bir Sâbit Görüşü Yok; «İsterim ki Hz. Mevlânâ Da Çıksın, Muhyiddin Arabi De Çıksın» Niyâzı; Bu Mürşidlerin Yetişeceği Ortam Yok — 40 Gün Halvet, 10 Gün İtikâfa Dahi Mürid Sokmak Zor

Benim Gazâlî takıntım yok. Benim Farabi takıntım yok. Benim İbn-i Rüş takıntım yok. Benim Muhiddin Arabi takıntım yok. Benim Mesnevi Hazreti Mevlânâ takıntım diyor. Ben isterim ki öyle mürşidler çıksın. Hazreti Mevlânâ de gezsin. Öyle mürşidler çıksın. Muhiddin Arabi de gezsin. Gezsin. O yetişecek bakın o mürşidlerin yetişeceği ortam oluşsun. O mürşidlerin yetişeceği ortam oluşsun. Ya nasıl? Basbayağı ya. Siz bugün bir müridi 40 gün halvete katabilir misiniz? 40 gün halvete katacak yeriniz yok zaten. Siz bir müridi 20 gün halvete katabilir misiniz? Halvete katacağınız yer yok zaten. O nasıl yetişecek ki? Ne kadar yetişecek ki? Gazâlî 2 yıl kendini, 2 yıl Emevi Cami’sinin minaresine hapsetmiş. 2 yıl. 2 yıl minarede hapsetmiş kendini.

Tefekkürle, zikirle geçirmiş. Bana söyler misiniz? Bugün böyle 2 yıl bir caminin minaresinde 2 yıl zikirle, tefekkürle zamanını geçirecek, nefis terbiyesiyle geçirecek birini söyleyimize.


Gazali’nin 2 Yıl Emevî Camii Minaresi’nde İnzivâsı — Tefekkür ve Zikr ile Geçirdiği Süre; Bugün Böyle 2 Yıl Caminin Minaresinde Vakit Geçirebilecek Birini Söyleyemiyoruz; Dervişlerimiz İtikâfa Bile Zor Katılıyor — İşi-Aşı-Eşi Çok; Bu Yetişme Şartları Olmadan Yeni Mürşid Çıkmaz

Şimdi biz dervişlerin itikafa, bakın itikafa zor katıyoruz. Herkesin işi çok, aşı çok, eşi çok, her şey çok. Haklılar. Haklılar. Haksız demiyorum, haklılar. Bir adam 10 gün işine gitmemiş ya, işin sarsıntı geçiriyor bugün. Haklı. Siz onu 10 günün itikafak etseniz zor. Bakın zor. Böylece ne oluyor? Evet, yetişmesi zorlaşıyor. Şimdi böyle olunca bunu kim karşı çıkarsa çıksın ben karşı çıkarım. Karşı çıkana da karşı çıkarım. Aklın varlığı sorgulamasında, varlığı sorgulama noktasında bilgisinin yenilenmesinde bir sıkıntı yok. Yenilenen bilgisiyle vahyin ışığında dairesinde yeni yasalar insanların faydasına yasalar çıkarılmasında da bir şey yok. hadîs-i şerîf var ya kim bir iyiliğe sebep olur, bir kapı aralarsa oradan kaç kişi geçerse ondan sevabını alır.

Kim kötülüğe kapı aralarsa oradan kaç kişi geçerse o kötülükten günahını alır.


İlim Çin’de De Olsa Alın Hadîsi — Akıl Lâzımdır Ama Vahyin Üstünde Tutulamaz; Sufîler Aklı Reddetmez Ama Vahyle Aydınlatır; «Bilmediğin Şeyi Allah Sana Çok Zikredince Öğretir»; Vahye Dayalı Akıl Sıradan Bilimle Anlaşılamaz Olanı Anlar; Sufîler «Cahil» Görünüse de Allah Bilmediklerini Onlara İlhâm Eder

Şimdi biz ilim Çin’de de olsa gidip alınız. İlim müminin yitik malıdır. Bakın bunlar hadîs-i şerîfler. Bunların oluşması için akıl lazım. Siz aklı reddedemezsiniz. Ama aklı da vahyin üstünde tutamazsınız. Benim burada karşı çıktığım şey bu. Biz aklı vahyin üstünde tutamayız. Ama vahyin üstünde tutamayız. Ama bize akıl lazım mı? Lâzım. Niçin? Vahyi anlamamız için bizim akla ihtiyacımız var. Vahyi anlamamız için. Vahyi yaşamamız için bizim akla ihtiyacımız var. Vahyi anlamak, anladığını yaşamak bir Müslümanın üzerine farzdır. İlim öğrenmek bir Müslümanın üzerine farzdır. Bunun yolları, Sufiler bunu zikirle yaparlar. Sufileri cahil görüyorlar. Değil. Kim zikrediyorsa Allâh onu bilmediğini öğretir.

Allâh’ı çokça zikredenlere Allâh bilmediğini öğretir. Allâh’ı zikredenlere Allâh bilmediğini öğretir. Allâh’ı çokça zikredenlere Allâh bilmediğini öğretir. Sen bildiğinle amel edersen Allâh senin bilmediklerini öğretir. Sen çok zikredersen sana lazım olan ilmi Allâh senin gönlüne ilham eder. Birisi okuyarak da o hale gelir, öbürkü zikrederekten o hale gelir. Tefekkür ederekten o hale gelir. Hayretten hayrete geçerekten o hale gelir. Bu yol kapalı değil. Allâh bizi affetsin. Aklın karanlık ve çelişkili bilgiyi kurtaracak hiçbir şeye yol açmadığını ve insanın zihninde parlayan tek ışığın vahyin aydınlığı olduğunu göstermeye çalışır. Evet, buna katılıyorum. Vahyi insanın aklını berraklaştırır. Ve vahyi insanın aklını derinleştirir, genişletir, yükseltir.

Ve vahye dayalı bir akıl, vahyiyle beraber zikrullâh’tan beslenen bir akıl, hiç kimsenin anlamadığı şeyi anlaştırır, hiç kimsenin bilmediği şeyi ona öğretir. Gazâlî’nin tezleri İbn-i Rüşt tarafından tutarsızlığın tutarsızlığı atlı eserinde açık bir şekilde çürütülse de, bu biraz şey. Batı Gazâlî’yi çürütmek için illa ki önüne bir argüman koymak ister. Batı’nın kendi içerisindeki sığ, derin olmayan felsefe dünyası Gazâlî’ye asla cevap veremedi. Veremedi, İbn-i Rüşt oturdu böyle bir eser yazdı tutarsızlığın tutarsızlığı diye. Ve Batı İbn-i Rüşt’ün arkasına geçti. destekledi. İbn-i Rüşt’ün Gazâlî’nin o felsefecilere yazmış olduğu cevabı, Rüşt onu Gazâlî’yi alt etti diye bir yaygara kopardılar. Batı’nın öyle bir şeyi vardır.

Ama İslam dünyası bu manada Gazâlî’nin alt olduğuna dair inanmadı. Aslında Batı da inanmadı ama sırf Gazâlî’yi sarsmak için İbn-i Rüşt’ü bu konuda desteklediler. İslam egemen olan teslimiyet fikrini daha anlamlı bulan eşari öğretisini benimsemek için acele etmiştir.


Eş’arî Kaderciliğinin Reddi — Eş’arîler Biraz Kaderici, Çalışma-Gayreti Geri Dururlar; Bazı Sufî Topluluklara da Bu Hastalık Bulaştı; Mustafa Efendi: «Çalış Kardeşim, Allah Sana Neyi Verdiğini Sana Vahiy mi Geldi?»; Kur’ân «Çalışın» Diyor; Üniversiteye Hazırlanıyorsan Günde 500-700 Soru Çöz; Mesleğinde Disiplinli Ol

Evet, eşari öğretisi biraz kadericidir eşariler. Kaderici dedim şu, kaderi iman değil. gayret etmek, çalışmak, mücadele etmek, koşmaktan geri durur. Allâh nasip ederse olur da. Çalışmayı, gayret etmeyi, akletmeyi, fikretmeyi, böyle bu konuda ihtimam göstermeyi önüne koymaz. Bu bir kısım Sufi topluluklarda da bu hastalık bulaşmıştır. Ben bizim içimize bulaşmaması için mücadele ederim. O yüzden derim, işi olmayanın burada işi yok diye. İnsanlar biraz bugün gündüzle sohbet ettim bu konuda. İnsanlar farkında değiller, Allâh’ı suçluyorlar. Gerekli çalışmayı sağlamıyorlar, nasip değilmiş. Bu kadarmış kısmetimiz. Çalış kardeşim. Ne çalışmıyorsun, ne akletmiyorsun? Çalış. Nereden biliyorsun. Allâh’ın sana neyi ne kadar nasip ettiğini?

Sana vahiy mi geldi? Nereden biliyorsun senin ne kadar neye malik olacağını? Bu anlayış doğru değil. Kur’ân çalışın diyor. Çalışın. Gökte melekler, yerde insanlar sizi görür diyor. Dergahında, işinde, aşında, eşinde, mesleğinde çalış kardeşim. Çalış. Daha da sını iste. Çalış. Gençler, hayat çalışmanın, mücadelenin, savaşmanın ucundadır. Savaşmanın ucundadır. Disiplinin ucundadır. Çalışmazsanız, gayret etmezseniz, hayatta hiçbir şeyi başaramazsınız. Çalışacaksınız, disiplinli olacaksınız. Üniversiteye mi hazırlanıyorsun? Otur hazırlan. Günde 500 soru çöz, 600 soru çöz, 700 soru çöz. Daha ilerisin işte. Mesleğin mi var? Mesleğinde daha incesin ol, daha iyisin ol. O meslekte, o bölgede sen mesleğinle anıl.

Desinler ki, aa filanca. Harika. Bir numara ol. Evet. Öylesine çalış. Ama bu yatarak olmaz, tembellikle olmaz bu. Disiplinli olur, gayret etmekle olur. Çalışmazsan, disiplinli olmazsan, gayret etmezsen nasibin bu kadarmış dersin. Allâh bu kadar takdir etti. Yalan. Yalan. Sen gayret et.


Lütfü Usta Boyalı Araba Ekspertizi Anekdotu — Sayılı Kaportaycı ve Boyacı; Sabah Namazından Sonra Üstüne Güneş Doğmuyor, 56 Yaşında Hiçbir Şeye İhtiyacı Yok; Lütfü Usta’nın Boyadığı Arabayı Ekspertizin «Bu Arabada Boya Yok» Demesi — «Adam Kendini Boyamış»; Sufî Disiplini Aynı: Öbürkü Şeyhlik Yapıyor, Çalışmıyor; Pilosotonu Bilmeyen, Aristotelesi Tanımayan Şeyhin Cevap Verememesi; Üniversite Öğrencisinin «Amâ-i Kayalı» Okuduğu Hâlde Anlamaması; Facebook-Coca-Cola-Hazır Yiyecekler Beyni Köreltir

O Lütfü Usta harika kaportacı, harika boyaycı. Yatarak mı o hale geldi? Ben tanıdığımdan beri sabah namazından sonra adamın üstüne güneş doğmuyor. Sabah namazından sonra dükkanın önünü suluyor. Kaç yaşındasın. Lütfü Usta? 56 yaşında. Hiçbir şeye ihtiyacı yok. Handos. Bakın hiçbir şeye ihtiyacı yok. Ben yakinen tanıyorum. Lütfü Usta, Bursa’da sayılı boyaycı ve kaportuculardan da. İyi, sayılı. Sen de sayılı ol. Sen bir arabayı beş ayda çıkarırsan sayılı olmazsın. Sen arabayı normalde getirmiş kaportayı, sen hala daha üzerinde dalgalıysa sayılı olmazsın. Bu gurur veriyor. Benim dostum, arkadaşım, derviş kardeşim ben mutluyum. Ben boyadım arabayı diyor. Bana diyor ki ben boyadım arabayı diyor. Götürmüşler diyor.

Ne o şeyler? Ekspertize götürmüşler diyor. Ekspertis demiş ki diyor bu boyasız. Satıyor arabayı diyor ki boyalı kardeşim. Şurası boyalı, burası boyalı. Ben boyadım diyor. Al götür ekspertize diyor. Ekspertise götürüyor. Ekspertisi diyor ki bu arabada boya yok. Kendisi anlattı bana. Ben mutlu oldum, gurur duydum kendimi. Dedim adam içimden konuştu mu şimdi söylüyorum. Adam o kadar işinde titiz ki. Adam o kadar işinde iyi yapıyor ki. Ekspertiz arabanın boyalı olduğunu tespit edemiyor. Orjinal. Demiş yok bunda boyalı diyor. Ya demiş adam kendini boyadı demiş. Yok demiş bu arabada boya yok. Yok ekspertiz söylüyor bunu. Sen işinde iyi ol, çalış. Çalış. Allâh sana verir. Sen dersen ki nasip bu kadarmış.

Çalışmadın. Sabah dokuzda gittin dükkana onda açtın. Elemanlar açıyor dedin. Bakmadın. Sen ne iş yapıyorsun? Örnekliyorum. Öğretmensin. Öğrenciler sene geçmiş farkında değilsin. Şimdi özel dersler alıyor öğrenciler. Hocam matematik dersler alıyor mu öğrenciler? Gittiklerinde lisedeki matematik öğretmeninin parmağında oynatır mı? Oynatır. sen lisede bir matematik öğretmenisin. Çalışmıyorsun yalnız. Bundan kaç yıl önce mezun oldun? Yirmi yıl önce. Bir sürü matematikte sistem değişmiş. Bir sürü yeni gelişmeler olmuş. Oradan öğrencinin birisi özel matematik dersi almış. Hocam bu soruda yanlışlık var ya. Bu soru da yanlış diyor. Nasıl yani? Basbayağı soru yanlış diyor. Çatır çatır öğretmeni madara ediyor.

Çalışmıyor çünkü. Aynı şey felsefe içinde geçerli. Aynı şey bakın alakalı. Aynı şey. Aynı şey. Aynı şey. Aynı şey. Aynı şey. Aynı şey. Aynı şey. Bakın aynı şey. Sufilik içinde geçerli. Öbür kişi şehirlik yapıyor arkadaş. Çalışmıyor. Oturmuş kenara. Dervişler elini öpsün gitsin. Çalışmıyor. gitsen o adama piloton olan sorsan piloton kim der? Asker arkadaşın mı senin der? Sen ona Aristoteles’ten bahsetsen Aristoteles kim der? Senin asker arkadaşın mı der? Sen ona Arabi’den bahsetsen Arabi’nin varlık sentezinden bahsetsen. Arabi’nin varlık derecelerinden bahsetsen siz sapıtmışsınız der. Bakın siz sapıtmışsınız der. Sen gideceksin ona diyeceksin ki ya böyle böyle bir hal yaşadım ben. Efendim nedir bu diyeceksin?

O diyecek ki ya sen mezup olmuşsun kafeyi yemişsin. Bunlarla ne alakası var? Sen namazını kıl orucunu tut. Tamam devam et. Ara sıra gel buraya dergahada 5 milyar 10 milyar ver. Dervişlerine devam et böyle şeylerle uğraşma diyecek sana. Sebep o geliştiremedi kendini. Eline bir tane icazet geçirdi bitirdi işini. Ona böyle bir soru götüremezsin zaten. Türkiye’ye dolaşın böyle bir soru götürebileceğiniz bir tane şeyh bulun. Gidelim onun elini öpelim biz. Bakın açık konuşuyorum. Cevap veremez. Ya İbn-i Rüşt ile Kacıp Gazâlî’yi karşılaştıracak öyle mi? Gazâlî ile Aristo’yu karşılaştıracak öyle mi? Aristo’yu karşılaştıracak öyle mi? Mümkün değil. Gidin dolaşın Türkiye’deki şeyhlere. Ama ki hayalden kaç kişinin, kaç tanesinin haberi var?

Bu işin bir şey. Bu işin bir şey. Bu işin bir şey. Bu işin bir şey. Bu işin bir şey. Bu işin bir şey. Bu işin bir şey. Felsife okuyun üniversite öğrencisinin, amakayalı okudunuz mu dedim. Böyle durdu. Nereden haberiniz var dedi. Neden haberim olmasın dedim. Felsife okuyorsun. Okudun mu dedim. Okudum dedi. Anladın mı dedi. Anladın mı? Aslında bir felsefe öğrencisi amakayalı okuyor. Amakayalı okuyan bir felsefe anlarsa okuduğunu derviş olmasın. Bak okuduğunu anlarsa derviş olması lazım. Okuduğunu anlarsa. Ama sadece okuyor anlamıyor. Ve hatta arabi bir kimse okusa anlarsa derviş olması lazım. Anlamıyor ki. Telefonda YouTuber’ları izliyor. Aklı gitti. Bitti. Düşünme kabili. Kayboldu. Gitti Facebook’ı yedi.

Et de değil. Kilo aldı. Protein yok. Beyni çalışmıyor. Nasıl basmaya? Sen gider Facebook yersen beyni çalışmaz zaten amacı o. Facebook’un amacı o. Senin beynini köreltmek. Senin kalbini köreltmek. Senin vücudunu köreltmek. Hazır ne yiyorsan. Oh yanına bir de Coca Cola. Tam bir tane. Bir tane. Bir tane. Bir tane. Bir tane. Bir tane. Bir tane. Bir tane. Bir tane. Bir tane. Tamam bitti lan. Senin beynin gitti. Beynin gitti. Sen düşünemezsin. Akle demezsin sen. Ne içtiğini bilmiyorsun. Ne yediğini bilmiyorsun. Ne içtiğini ne yediğini bilmiyorsun. Bir kimse akılsız kimse. Alkol de kullanıyorsa yandı ketenel var. Sıfır kafa adam. Sıfır kafa. Akıl denilen bir şey yok. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Evet.

O yüzden biz yukarı mezopotamya İslam’ı diye nitelendirdim benim. Ve bunun büyük bir bölümünü Türklerin oluşturduğu bölüm. Eşari değildir, maturidir. Mesela Şafi Maliki Hanbeli değildir. Hanefidir. Zaten Hanefiliğin içinden çıkmadır maturilik. Şimdi İmam-ı Azam’ı değil, maturidiyi konuşuyorlar. Oysa maturidinin temeli. İmam-ı Azam’dır. Maturidi İmam-ı Azam’ın temelinin üzerine kurmuştur. Bütün fıkh-i ve akaidi meselelerini. Evet. Ve aklının sesi, Sünni Müslüman prenslerin saraylarında artık hiç duyulmadı. Hala da duyulmuyor demiş. Buna çok böyle son 200-250 yılı hesaba katarsak doğru. Bunun son ilk 150 yılı Osmanlı ile alakalı, Osmanlı’nın yıkılma sebeplerinden birisi de bence yeni iştahatlerin oluşmaması.

Yeni ictihâdlar oluşmayınca Osmanlı devlet olarak şevikliğini, devlet olarak hareket kabiliyetini ve düşünce dünyasındaki hareket kabiliyetini böylece kaybetmiş oldu. Kaybedince bir taraf olan dururken, öbür taraf yükselince bu onu yıktı. Bunu tabii yıkılışla alakalı herkes batıyı suçta değil. Sen iyi çalış, yıkılmayasın. Sen daha ileri gitseydin, olmasaydı. Veya biz Cumhuriyet ile beraber son 100 yıl bazen siyasiler der ya biz yapacaktık da batı bizi engelledi. Batıyla savaşaydın o zaman. Baş kaldıraydın, yapaydın, edeydin, ne yapmadın örneğin. Bizde suçlu bulmak kolay çünkü. Peki İslamcılık, İslam’ın deformasyonu mudur? Ben biliyorsunuz İslamcılık diye bir ibare kabul etmiyorum. İslamcılık diye bir ibare yok.

Benim tanımlamam da yok. Müslüman Müslümandır. Biz Müslümanız. Bizim için inanç, aslımız Kur’ân’ın üzerine dayalıdır. Onu anlamamız Sünnet-i Seniyye’nin üzerine dayalıdır. Biz Kur’ân ve Sünnet’i yaşamaya çalışırız. Kur’ân ve Sünnet’i biraz böyle hukuki bağlamda da yaşanılması lazım diyenlere Batı’nın takti isimleri var. İslamcılık, no fundamentalist, ondan sonra no bunlar daha da ileri gidiyor terörcü. Batı’nın kanun maddelerini kabul edersen, Batı’nın emperyal düşüncelerini kabul edersen, sen iyi, ılımlı Müslümansın. Eğer Batı’nın emperyal düşüncelerini kabul etmezsen, Batı’nın kendince fuhşa dayalı, ahlaksızlığa dayalı, ondan sonra Batı’nın kendince vahye dayalı olmayan hayat sistemini, düşünce sistemini kabul edersen, o zaman iyi Müslümansın.

Kabul etmezsen, sen terörist Müslümansın. Resmen seni terörizmle suçluyor Batı’ya. O yüzden bu İslamcılık da Batılılar’ın ürettiği bir terim. siyasal İslam, İslamcılık, Batılılar’ın ürettiği terim bunlar. Siyasal İslam, siyasal İslam’ın sonu. Yok siyasal İslam battı, yok siyasal İslam çöktü. İslam çökmez. Müslümanlar hata yapabilir, Müslümanlar eksik davranabilir. Müslüman idareciler, siyasetçiler yanlış davranabilir. Bu İslam’ın suçu değildir. Ama böyle bize göstererekten onlar tabiri caizse Müslümanları değil, İslam’ı alt etmeye çalışıyorlar. Zaten Müslümanları alt ettiler. Biz yenildik. Biz İslam dünyası olarak Batılılar’ın önünde yenildik. Kültürel olarak yenildik, siyasal olarak yenildik, askeri olarak yenildik, ekonomik olarak yenildik.

Bizim zaten ilk yenilgimiz askeri ve ekonomik oldu. Askeri ve ekonomik olarak yenildikten sonra biz siyasi ve kültürel olarak da yenildik. Bakın önce bunu kabul etmemiz lazım. Bizim tarihimiz çok şanlı, çok şanlı. Eyvallâh! Yenildik ama biz. Biz yenilmiş bir toplumuz. Biz hem Türkler olarak yenildik hem de Müslümanlar olarak yenildik. Önce bunu kabul edelim biz. Önce bunu kabul edelim. Şimdi biz buradan bu yenilginin altında nasıl kalkarız? Biz nasıl kalkarız? Bunun bakmamız lazım. Bizim ilk yenilgimiz nereden kaynaklandı? Ekonomik ve askeri olarak kaynaklandı. Demek ki senin ilk güçlendireceğin yer ekonomik ve askeri. Sen ekonomini ve askerini eğer üst seviyeye çıkaramazsan yenilgiden kurtaramazsın kendini.

Ekonomik ve askeri güçlenmenin ardından siyasi güç gelir. Sonra siyasi güçten sonra kültürel güç gelir. Sen bir medeniyet kuracaksan önce askeri olarak ve ekonomik olarak güçlü olman gerekir. O yenilginin psikolojisinden kurtulman gerekir. Şimdi beni AK Partili, o partili, bu partili diyebilirlerden 62 yaşındayım. Türkiye ilk defa uzun yıllardan beri askeri olarak bu kadar güçlü oldu. Bunu kabullenin. İster muhalefette ol, nerede ananın gözünde oluyorsan ol. Bu memleketin için gurur verici bir şey. Vatan haini olma. Bu gurur verici hali kabul et. Kabul et ya. Yok. Adamlarda böyle bir gerici kafa var. Gerici adam, yobaz. AK Parti’ye kızıyorum diye askeri olarak gelinen noktayı kabul etmek istemiyorum.

Evet kızdığın partinin elinden oldu bu ya. akılcıydınız siz? gelişimciydiniz siz? siz çağdaştınız, ileri düzeyde istiyordunuz her şeyi? Adam siyasını yaptı, bir sürü şeyini yaptı. Bütün dünya hayran. Bizim gericiler hayran değil. Bizdeki dinazorlar hayran değil. Sen şimdi hem diyeceksin ki bu ne? bunlar siyasal islamcı. Ya bırak siyasal islamcı diye bir şey yok. Bu ne? Batı’nın uydurduğu bir şey. Bunlar fundafaleti istiyor.


Yukarı Mezopotamya İslâmı: Mâturîdî-Hanefî — Eş’arî Değil, Şâfi-Mâlikî-Hanbelî Değil; «Aklın Sesi Sünnî Müslüman Prenslerin Saraylarında Hiç Duyulmadı» — Hâlâ da Duyulmuyor; Son 200-250 Yıl: Osmanlı’nın Yeni İçtihâd Üretemeyişi Yıkılışın Bir Sebebi; «İslâmcılık» Batı’nın Uydurduğu Terim; Müslüman = Müslüman; «Siyasal İslâm» da Batı’nın Tâkti İsmi

Allâh Allâh. Ya ben İslam’ı yaşamak istiyorum. Neden terörist olayım? Benim elimde silah mı var? Benim elimde tank mı var? Tüfek mi var? Ben neden terörist olayım? 28 Şubat’ın teröristiyim ben. 28 Şubat’cıları göre ben teröristim. Ben o zaman beni sorgulayanlara da söyledim. Dedim beni seyretteceksiniz. Televizyonlarda seyretteceksiniz. Her yerde izleyeceksiniz beni dedim. Siz şimdi bunu yapıyorsunuz. Beni izleyeceksiniz dedim. He he yapıyorlar. Görüşürüz he. Görüşün işte. Görüşün. Seyredin. Ama bu Batı’nın bize dayattığı bir şey. sen İslam dersen, Kuran Sünnet dersen seni İslamcılıkla suçlu. Ya İslamcılık dedin ne? Kuran Sünnetse evet ben İslamcıyım. Siyasal İslam ne? Kuran Sünnetse evet ben siyasal İslamcıyım.

Sen teröristsin. Eğer Kuran Sünnet teröristimse ben teröristim ya. Ne yapacaksan yap. Bu ibarelerle Müslümanları baskı altında tutuyorlar. Sen İslamcısın. Heee. Bizde böyle heee. Ben İslamcıyım. Haberim yok. Ben Funda Mölyistmişim. Haberim yok. Ben teröristmişim. Haberim yok. Ha sakalım var teröristim ben. Yaşamadı mı ülke bunu burada? Yaşadı. Yaşadı. O yüzden böyle İslamcılık, siyasal İslam bunlar duyunca gidiyor kafa. Ya diyorum aynı yerdeler. Canım kardeşim biz Müslümanız. Kim eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü dedi mi Müslüman olur, İslam olur. Bitti biz Müslümanız. Evet. Mütezile insanın özgürlüğü olmadan Tanrı’nın adaletinin anlaşılamayacağını savunuyordu.

Ya Mütezilenin o kadar çok savunduğu şeyler vardır ki. Mütezileyi böyle baştan aşağı oturup konuşsak hiç de akılcı değildir Mütezile. Şimdi Mütezileyle örneğin mağdur dilini kıyaslayamayan bir kimse, Mütezile ile eşhariliyi kıyaslayamayan bir kimse, veya iman mağdur dilinin Mütezileye şerh düştüğü meseleleri bilmeyen bir kimse, evet böyle düşünür kendince. Bakın tabi bu kardeş bunların hepsi de alıntı. Batı bunu yapmıyor. Batı böyle kendi işine gelen yerleri alıyor. Ama bir iman mağdur idi, tevhidini yazarken Mütezile ne demiş, eşharil ne demiş, Kadriyeciler ne demiş, Cebriyeciler ne demiş, ben ne diyorum. Şia ne demiş, ben ne diyorum. Bakın böyle karşılaştırmalı yapıyor. bazen biraz daha ilim sahibi olmak istiyorsanız, el-Hidaye okuyun diyorum ya ben, fıkıhta.


El-Hidaye Mukayeseli Fıkıh Edebi — «Şâfi Böyle Demiş Biz Karşı Çıkarız, Mâlikî Böyle Demiş Karşı Çıkarız, İmâm-ı A’zam vs İmâm Muhammed-İmâm Yûsuf»; Mustafa Efendi’nin 4 Mezhep Fıkıh Kitabı İhtiyâcı; Mezhepler Arası İçtihâd Yokken Hadis-i Şerîfe Dönüş; Sufîlerin Vahyi Tek Pencereden Anlamamak İhtiyâcı

Neden? El-Hidaye der ki Şafiler böyle demiş biz buradan karşı çıkarız, Malikiler böyle demiş biz buradan karşı çıkarız, biz bunu bunu deriz der. Bakın bir şeyi derken karşıtlarını da söyler. Karşıtlarını da söyler. El-Hidaye’nin öyle bir özelliği vardır. der ki İmam-ı Şafi bunu böyle der ama İmam-ı Azam da bunu demiştir. Ama İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf da bunu demiştir. Hatta İmam-ı Azam’la İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf’u da karşılaştırır. Hatta İmam-ı Azam burada tek kaldı, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf ikisi böyle savundu. Hatta bu konuda İmam-ı Muhammed, İmam-ı Azam beraber bunu savundu. İmam-ı Yusuf burada tek kaldı, İmam-ı Züfer de böyle dedi der. Bakın bunu bir kimsenin söyleyebilmesi için bunların hepsini de araştırması gerekir.

Bunların hepsini de masanın üzerine yayması gerekir. Sen şimdi böyle yaymazsan bunu idrak edemezsin. bir kimse vardır, hakkıdır. Sadece hanefi öğrenir. Hakkıdır. O sadece hanefiden bu böyledir diyebilir. Hakkıdır. Ama senin cemaatinde Şafi varsa, Maliki varsa, Hanbeli varsa, sen dört mezhebini bilmen gerekir. Veya da senin dört mezhebe göre sende bir tane fıkıh kitabın olması lazımdır. Evet. Normal bir Müslüman da dört mezhebe göre fıkıh kitabı olma şart yok. Bana şart. Mustafa Özbağa dört mezhebe göre fıkıh şart. Mustafa Özbağa dört mezhebe göre fıkıh şart. Sebep? Ya birisi geliyor, bir mevzu soruyor. Hanefiden işin içinden çıkamıyorsun. Neden? İştahat yok çünkü. İştahat yok. Şafiye bakıyorsun.

Veya Maliki’ye bakıyorsun. Veya Hanbeli’ye bakıyorsun. Dördünün birden ne demiş? Yatırıyorsun masanın üzerine. Dördünün. Bazen dördünün üzerinden de bir şey bulamıyorsun. Bu sefer ana kaynağa dönüyorsun. Hadislere dönüyorsun. Hadislerden bir şey bulabilir miyim’e bakıyorsun. Buluyorsun bir tane hadîs. Diyorsun ki ya bu konuda böyle bir hadîs var, bunu namel edilir mi? El cevap edilir. Mezheplerde bulamadın çünkü. Ana kaynağa yürüdün. Nereye yürüdün? Sen hadislere yürüdün. Lazım mı? Lazım.


Mütezile İnsan Özgürlüğü-Tanrı Adâleti Tartışması — İnsan Hürriyetini Mâturîdî de Savunur (Mehmet Said Yazıcıoğlu Doçentlik Tezi: «Mâturîdîde İnsan Hürriyeti»); Akıl, Tanrı-İnsan İlişkisinin Merkezindedir, Allah Önce Aklı Yarattı; Allah’ın Zâtı Hâriç Her Şey Akılla Tefekkür Edilir

Şimdi, mütezile muhakkak ki alınacak yerleri vardır, öğrenilecek yerleri vardır. Ama benim alanım değildir. Örneğin. işte insan özgürlüğü olmadan Tanrı’nın adaletinin anlaşılamayacağını savunuyorlar. İmam Maturide bunu savunuyor ki. size birkaç sefer tavsiye ettiğim Mehmet Said yazıcı oğlunun Maturide insan fiiliyatında özgürlük diye bir doçentik tez var. Biliyorsunuz değil mi? Neydi kitabın adı? İnsan Hürriyeti. Şimdi bu kitaptan haberi olmayan bir kimsenin, örneğin. insan hürriyeti nerede başlar? İnsan hürriyeti demek aklının hürriyetidir. insanın özgürlüğü biz özgürüz. Ben Allâh’ın zati hariç her şeyin üzerinde düşünüp tefekkür edebilirim. Bana yasaklanan Allâh’ın zatını tefekkür etmem. Geri kalan her şeyi tefekkür ederim.

Katılmadım o yüzden buna. Tanrı insanlara özellikle akıl vermiştir ve insanlar akıl yoluyla tanrıyı, ahlakı, iyi, kötü bulur. Akıl, tanrı insan ilişkinin de merkezdedir. Akıl, tanrı insan ilişkinin merkezdedir. Really. Eyvallâh. Allâh önce aklı yarattı. Gel dedi, geldi, gitti dedi, gitti senden daha kıymetli bir şey yaratmadın dedi. Bunu biz inkar etmiyoruz ki. Ve insan Allâh’ı tanımlamada aklı ihtiyacı var. Dinini yaşamada, anlamada aklı ihtiyacı var. O yüzden akıl insan Allâh ilişkisinin merkezindedir. Doğru. Bunu bir Sufi Müslüman olarak redd etmem mümkün değil. Din akıl sahiplerine. Akılsız akıl etmeyenlere din yok. Allâh bizi affetsin.


İbn-i Rüşd Gazali’yi Alt Etmedi — «Tutarsızlığın Tutarsızlığı» Adlı Eserinin Batı Tarafından Desteklenmesi Sırf Gazali’yi Sarsmak İçin; Gazali’den Önce Muâsibî, Kindî; Sonra Arabi, Hz. Mevlânâ Daha İleri Konuşur; Gazali Tahkik Aşamasında Teknokrat, Mevlânâ Hikâye ile Sindirir Anlatır

İbn-i Rüşt tartışmayı entelektüel düzeyde kazanıyordu ama siyasal planında kaybediyordu. İbn-i Rüşt tartışmayı entelektüel düzeyde de kazanmıyordu. Batı’nın dili bu. Gazaliye normalde. Çünkü Gazâlî’yi alt ederse Gazâlî’den önceki ve sonraki nere de alt etmiş olacak. Gazâlî’den önce muasibi, kindi onlar birisiyle. Gazâlî, Arabi, Mevlânâ onlar öyle birisiyle. Eğer şimdi Gazâlî’yi burada, halbuki Gazâlî’den önce kindi var, kindi’den önce muasibi var. düşünsel anlamda öyle diyelim. Normalde eğer Gazâlî burada, Gazâlî bunların içerisinde teknokrat gibi. Gazâlî’nin yeni bir şey söylediği yok. Gazâlî normalde muasibi kindi silsilesinden gelenleri teknokrat düzeyde kitabileştirmiş. Aslında öyle kitabileştirdiği için Gazâlî önde, hedefte duruyor.

Oysa Gazâlî’den daha ileri konuşan kindi var, daha ileri konuşan muasibi var. Gazâlî’den sonra, Gazâlî’den daha ileri konuşan Arabi var. Arabi’den daha ileri konuşan Hazret-i Mevlânâ var. Bakın Arabi’den daha ileri konuşan diyorum. Hazret-i Mevlânâ var. Ama Mevlânâ, celaletin Rumya Hazretleri, Arabi’den daha ileri konuşurken, bunları normalde hikayeleştirerekten konuşuyor. o hikayenin içerisinde o mevzuyu konuşuyor, sindiriyorsun onu. Arabi tokmak vurur gibi vuruyor. Bir vuruyor, kafa göz kalmıyor sende. Anlayacak hal de kalmıyor. Oysa Hazret-i Mevlânâ sindire sindir anlatıyor, sindirttiriyor sana. Evet.


Müslüman Türk Devletlerinin İslâmı Siyâset-Yönetim Aracı Kullanması — Yavuz Sultan Selim’den Sonra Halifelik + Padişahlık Birarada; Önceki Türk Devletlerinde Yoktu; Bugün de Aynı: Devletin Hz. Mevlânâ-Hacı Bektâş Veli Anma Günlerine Katılması Sünnî-Alevî Tâbîi’ne İşaret; AB Irak Savaşı «Haçlı Seferi» Dedi, Buna Cihâdla Cevap Verilmesi Gerekir Mi?

Müslüman Türk devletlerinin İslam’ı sadece inanç, ibadet, muameleat ve ahlak sistemi değil, aynı zamanda kendini meşhurlaştırma, siyaset etme, yönetme ve başka devletlerle ilişki kurma aracı olarak kullanıyorlardı. Bunu normalde ilk Müslümanların ilk, Türklerin ilk Müslüman olduğu zamanlar için bunu söyleyemeyiz. Ama Yavuz Sultan Selim’den sonra, Yavuz Sultan Selim’in halifeliği de Mısır’dan alıp geldikten sonra, padişahların bir de dini otorite olma ayağı oluştu padişahlarda. Ve bu Osmanlı’da oluştu. Osmanlı’dan önceki Türk devletlerinde böyle bir şey yoktu. Ama Osmanlı’dan sonra, Yavuz Sultan Selim’den sonra Osmanlı padişahları aynı zamanda halife oldu. Müslümanların halifesi oldu. Böyle olunca Müslümanların halifesi olmak aynı zamanda da siyasal bir güç haline geldi.

Şimdi o günkü devletler muvazenesinde bu lazımdı. Diceksiniz ki şimdi bugün lazım değil mi? Öyle ya. Bugünkü devletler muvazenesinde dinin siyasi bir argüman olarak kullanılması lazım mı değil mi? Şimdi eğer senin karşındaki güç dini siyasal bir argüman olarak kullanıyorsa seni oraya itiyor. Layıkım diyen, dini siyasi argümanlar gibi kullanmayacağım diyen AB’de, Irak Savaşı’nda bu bir haçlı seferidir dedi. Dedi mi? Dedi. Şimdi bu bir haçlı seferidir diyen bir kimsenin karşısına siz ne olarak çıkarsınız? Dini bir argümanla senin topraklarını bombalayan bir güce siz neyle cevap verirsiniz? Cihâd ruhuyla. Sen dersen ki ben haçlı seferi düzenliyorum ben de derim ki cihâd ilan ediyorum. Ey iman edenler, ey Müslümanlar!

Sizin topraklarınız haçlı seferi tarafından bombalanıyor. Cihâd size farz kılındı mı? Evet. Ey Türkiye’deki Müslümanlar! Depremi bahane de Amerikan askerleri senin kıyılarında seni işgal etmek için bekliyor. Bana söyler misiniz 70 tane üzerinde savaş uçağı olan bir savaş makinesi halinde olan Amerikanın uçak gemisi, Akdeniz’in açıklarında veya kıyılarında ne işi var? Evet. Bana söyler misiniz Türkiye Cumhuriyeti Devleti 10-11 tane il ve kazalarıyla ve köyleriyle tabri caizse kocaman bir afat geçirmiş. Yerle yeksan olmuş, 50 bine yakın şehidi var. 50 bine yakın şehidi var. Bana söyler misiniz Amerikan Genelkurmay Başkanının Suriye’de PKK, YPG ile ne iş olabilir? Tırnak içerisinde söylüyorum bunu.

Hadi buyurun. Bir önceki Amerikan başkanı bombalarken demiş ki Mübir haçlı seferidir. Haçlı seferi devam ediyor demez misin sen? Amerika bombaladıktan sonra oraya oturdu yerleşti mi? İşgal etti mi oraya? Her an için bize saldırabilirler mi? Haçlı seferi dedi mi? Ben ne Almanlıyım, algılamalıyım burada, algılamalıyım. Ben cihâd dersem fundamalist İslam olacağım öyle mi? Ben cihâd dersem İslamcı olacağım. Ben cihâd dersem ne olacağım? Terörist olacağım. Senin burada ne işin var demeyeceğim ben ona. Bakın senin burada ne işin var demeyeceğim. İslam dünyasından istedikleri bu. Müslümanlardan istedikleri bu. Böyle olursan o zaman şey değil. Ne o? Fundamalist değilsin. Allâh muhâfaza eylesin. O zaman da böyle devlet onun sonra dini de kullanmaması lazım.

Devletin dinden de uzaklaşması lazım. Devletin dinle alakası olmaması lazım. Öyle diyorlar değil mi bize? Ölen asker ne için ölecek? O haçlı seferi yapıyor, ölürse kutsal ruh onu takdis edecek öyle değil mi? O yolda ölürse İsa ile birleşecek değil mi? Sen ölürsen ne ile birleşeceksin? Hiçbir şey ile birleşmeyeceksin. Teslim ol, vatanını teslim et. Evet. Türk devletleri İslam olduktan sonra dinle iç içe yaşamışlardır.


Türkler İslâm Öncesi de İslâmdı — Tek Tanrılı İnanç (Gök Tanrı Yanılgısı), Şamanizm Reddi; Şamanlar = Bugünkü Veliler, Üçler-Beşler-Yediler-Kırklar Meclisi; Şamanların Seçilmiş Olması, Çocuk Yaşta Tespit; Türk Töresi: Fuhuş, Hırsızlık, Açlık Yasak; Doyurmak-Giydirmek-Mazlumu Korumak En Büyük İbâdet — İslâm Geldiğinde Hemen Müslüman Oldular Çünkü Töreleri Zaten İslâm’a Uygundu

Türkler İslam olduktan sonra dinle iç içe yaşamışlardır. Ama Türklerin bu dinle iç içe yaşamaları İslam ile başlamamıştır. Burada da bir yanılgi var. Nasıl yani? Basbayağı. Türkler İslam olmazdan önce onların da bir Tanrı anlayışları vardı. Ama Tanrı gökteydi onlar için. Bakın dikkat edin. Türkler tek Tanrılı bir inancı sahipti. Türkler Şamanist değildir. Bunların hepsi de aldatmaca. Aldatıyorlar. Biz önceden Şamandık. Biz önceden Şaman değildik. Biz İslam öncesi de İslandık. Bu size tuhaf gelebilir şimdi. Biz Muhammed Mustafa’yı tanımazdan önce de Türk ırkı İslam’dı. Çünkü Türk ırkı Nuh’un oğlundan gelmedi ve Nuh’un oğlundan dini terbiyeye almıştı. Türkler Muhammed’i olmazdan önce İbrahim’iydi.

Nuh’dan sonra İbrahim’iydi. Türkler Tanrısız değildi, inançsız değildi, Allahsız değildi, kitapsız değildi. Türkler henüz daha Muhammed Mustafa gelmezden önce de tekrar bunu iddia ederekten söylüyorum. İslam’dı. Çünkü tek Tanrı’ya inanıyorlardı. O Tanrı gökteydi. O Tanrı gökteydi. onun adı sonradan ona gök Tanrısı diyorlar. Değil. Sadece Tanrı yükseklik manasında, yücelik manasında gökteydi. Ve Tanrı yeryüzüne tecelli ederdi. Ve Tanrı, Türklerin dini inancı ve Tanrı şamanların üzerinden, şamanların üzerinden, şamanların üzerinden konuşurdu. Şamanın karşılığı bugünkü, şamanın karşılığı bugünkü velilerdir. Şamanın karşılığı bugünkü kırklardır. Ve Türklerde Şamanlar Meclisi kurulurdu. Ve Şamanlar Meclisi toplanırdı.

Onlar zikirler yaparlar, dualar yaparlar. Kendilerince Tanrı ile iletişime girerlerdi. Şimdi diyeceksiniz ki Türklerin devletiyle bu şamanların işi ne? Türk Devlet Başkanı olan Kaanlar bir savaşa çıkacakları zaman şamanlara danışırdı. Şaman günlerce, aylarca inzivaya çekilir, kendilerince ibadet eder. Tabiri caizse gökteki ruhlardan veyahut da Tanrı’dan haber alırdı. Gökteki Tanrı’dan veyahut da gökteki kutsal ruhlardan haber alan şaman o haberi Kaan’a iletirdi. Almış oldukları haber hangi şamanın daha isabetli olursa o daha büyük kategoride anılır. Daha fazla ihtimam gösterilirdi. O şamanın işi hep Tanrı ile iletişim kurmaktı. Kutsal ruhlarla iletişim kurmaktı. Ve Türk Kaanları beyleri etrafındaki şamanlarla övünürler.

Şamanlarla kıymetlenirlerdi. Çünkü önemli işlerini şamanlara danışarak yapardı. Şimdi o günkü inanç sisteminde Türk Devleti ile din iç içe girdi mi? Ya bu bizde çok eski bir kültür ve gelenek ve kaide. Bu kanun Türklerin arasında. töre, bakın töre bu Türklerin arasında. Siz o şamanlara dokunamıyorsunuz. Şamanların belli bir şeyi var. Ve şaman olmak isteyenler de alelade herkes şaman olamıyor. Seçilmiş olman gerekiyor o şaman olman için. Seçilmişlerden şaman oluyor. Daha gençken, çocuk yaşta seçilmiş olduğu tespit ediliyor. Onun üzerinde. Onun üzerinde bir keramet tecelli ediliyor. Onun üzerinde bir olağanüstü bir hal oluyor. O şamanlık yolunda yürüyor. bugünkü dille velilik yolunda yürüyor. Şamanların da kırklar meclisi gibi meclisi var.

O yüzden diyorlar bunlar normalde biz üçler beşler yediler kırklar diyoruz ya. Bunlar böyle eski Türk geleneğini devam ettiriyor. Devam ettirsek sana ne? Hadis var mı bu konuda? Var. Tabi o hadisi de uydurma yapıyor. Evet Orta Asya’dan beri Türklerin inancında üçler beşler yediler kırklar vardır. Şamanlar da kırk şaman olarak toplanır istişare ederler. Rabıta kurarlar eski tabirle eskiden ve bunları yerlerini getirirlerdi. bir Türk devletinin dinsiz olması düşünülemez. Bir Türk kağını eski konuşurum. Dinsiz olması düşünülemez. Dinsiz kağın olmaz. İnansız bir kağın olmaz. Bilgisiz bir kağın olmaz. Cesaretsiz bir kağın olmaz. Savaşmasını bilmeyen kağın olmaz. Töresini kanunu bilmeyen kağın olmaz.

Yürüyen merdiveni tersten binen kağın olmaz. İlini ülke yapan kağın olmaz. Türkler asla ve asla bu insanları kağın olarak kabul etmez. Türkler gelenek olarak on tane koyunu gidemeyecek insana kağınlık, beylik, paşalık vermez. Vermez. Türk töresine göre bugünkü siyasi parti liderlerinin büyük bir çoğunu parti lideri de olamaz, kağın da olamaz. Siz Türkler ne zannediyorsunuz? Evet. Bakın olamaz diyorum. 10 başı bile olmaz onlardan. Neden? 10 başılık 10 askerden sorulma olmaktır taa Orta Asya’ya gider. İlk düzenli orduyu Türkler kurmuştur dünya üzerinde. İlk düzenli orduyu Türkler kurmuştur dünya üzerinde. Onarlı düzene geçen ilk Türklerdir. Ve her 10 askerin başına bir 10 başı koyan Türklerdir. 10 başı sözü taa Orta Asya’dan gelir.

Mete’ye kadar dayanır, Mete’den öncesine gider. Siz ne zannediyorsunuz? Ve Türkler olduğundan muhtan beri İslam’dır. Türkler hiçbir zaman şirk dinine tabi olmamışlardır. O yüzden onlara İslam tebliğ edildiğinde zaten bizim dinimiz böyle deyip hemen Müslüman olmuşlardır. Hemen. Sebep? Çünkü gelenekleri, görenekleri, töreleri, kültürleri, kanunları zaten İslam. İslam’da fuhuş, Türklerde fuhuş haramdır. Birisinin kızına, kadınıza sen zorla bir şey yaparsan öldürülürsün. Türklerde hırsızın kolu kesilir İslam’dan önce. Birinin malını çalamazsın sen. Türklerde hiçbir zaman kimse aç kalmaz. Sebep? Doyurmak en büyük ibadettir. Açık giydirmek en büyük ibadettir. Mazlumu korumak en büyük ibadettir. Türkler için.

Neden Hz.


Ehlibeyt Hz. Hüseyin’in Türk İllerine Sığınma Talebi — Kerbelâ’dan Önce «Bizi Türk İllerine Bırakın, Silahlarımızı Bırakalım» Mesajı; Türklerin Misafir Töresi: «Sana Sığınanın Namusu-Şerefi-Haysiyeti Sana Aittir»; «Davet Edenin Misafiri Müddetinde» Sünneti — Ben Davet Edersem Misafirlik Üç Günle Sınırlı Değil, 20-50 Gün Olabilir; Lütfü Usta Misafir Tahsisi Üzerinden Açıklama

Hüseyin Efendimiz Kerbelada haber gönderdi? Dedi ki bırakın ben Türk illerine gideyim. Bırakın dedi. Bizi dedi bırakın. Biz de silahlarımızı bırakalım. Biz dedi. Türk illerine gidelim. Hazret-i Hüseyin Efendimiz’in barış için söylediği söz bu. Bırakın biz oraya gidelim. Bunu işaret bildi ehlibeyt. Bunu işaret bildi. O zalim emevlilerin elinden Türklere sığındılar. Ve Türkler asla dediler ki canımızı veririz bize sığınan bu misafirleri vermeyiz eline. Bu Türklerin töresidir. Kanunudur. Kendisine sığınan hiç kimseye zulmetmez. Onu bakar, görür, gözetir. Onu bağrına basar. Yedinden yedirir, içtinden içirir. Bu Türk töresidir. Bakın bu Türk töresidir. Sana sığınanın namusu şerefi, haysiyeti, yemesi içmesi sana aittir.

Türk töresidir. Sana gelen bir misafiri yedirirsin, içirirsin, muhafaza edersin, korursun. Bu Türk töresidir. İncitmezsin, kırmazsın, onu asla zorlamazsın. Senin misafirindir. Gidinceye kadar, senden gidinceye kadar namusunu şerefinin haysiyetini korursun. Ben o yüzden derim bu kapıdan içeri birisi girdi mi girdi. Kimse ona bağıramaz, çağıramaz, hakaret edemez, tepeden konuşamaz. Burada hizmet edenler de buna dahil. Kim olursa olsun hizmet edersin sadece. Ona bağıran bizden değildir. Ona laf söyleyen bizden değildir. O gelmiş buraya, derviş kardeşin senin. Ona bir laf söyleniyorsa burada bizden değildir o. Söyleyen bizden değildir. Böyle elbisesi varsa yapıyorsa çıkartacak elbisesine gidecek.

Bizden değil o. Bu çünkü bizim taa Türklerin var oluşundan itibaren töresidir. İslam da bunu böyle emreder. Türklerde üç gün yoktur, İslam’da üç gün vardır misafirlikle alakalı. Ama bu sen davet edersen, yirmi günde olur, elli günde olur. Bak sen davet ettin, ben istediğim kadar onu misafir ederim. Lütfü usta başım gözüm üstün esin, buyur gel misafirim ol. Dediğim zaman gün yok. Lütfü usta ne zaman giderse o zaman gidecek. Sünnet olan budur. Bak ben davet ettim çünkü. Lütfü usta buyur gel, ben Bursa’dayım. Ne zaman dilersen buyur gel dedin değil mi? Gün ona ait, bana ait değil. Misafirlik üç gün Lütfü usta dördüncü gün sepeti hayır. Bu sünnettir. Ben onu davet etmişim. Kaç gün kalırsa kalır.

Lütfü usta on gün müsaitim, buyur gel. On gün. Ben gün koymuşum ona. Davet eden benim. Hiçbir şey yok. Lütfü usta almış çantasını gelmiş benim yanıma. Ben onu misafir ediyorum yine dostuyum üç gün. Dördüncü gün yediği içtiği sadaka oldu benim. Dördüncü gün sadaka. Beşinci gün diyebilirim Lütfü usta benim işim var. Müsaidsen, mümkünse misafirliğin son bulsun. Bu da sünnetin içinde var. Şimdi, o yüzden Müslüman Türk devletlerinin İslam’dan önce de kendi dini inançları devletin içerisinde bir töre gibi vardı. Müslüman olmazdan önce de Türkler devlet olarak da insan olarak da dinle içice, inançlarla içiceydi. Bu böyle yeni değil bizim içimizde. Bunu tekrar söylüyorum. İslam’la başlamış bir gelenek değil.

Bu çok eski. Evet şimdi Müslüman Türk devletinin İslam’ı sadece inanç, ibadet, muamelet ve ahlak sistemi değil. Aynı zamanda bir kendini meşhurlaştırma, siyaset etmeyi yönetmeyi ve başka devletlerle ilişki kurma aracı olarak kullanılıyorlardı. Bu İslam’dan önce de kullanılıyordu. İslam’dan önce de vardı. İslam’dan sonra da var. Şimdi de var. Şimdi de var. Şimdi de var. Şimdi de devlet ve siyasetçiler dinle iç içe gidiyorlar. Bana söyler misiniz devlet başkanının Hazret-i Mevlânâ’yı anma gününde ne işi var? Bana söyler misiniz devlet başkanının Hacı Bektaş Veli anma günlerinde ne işi var? Bana söyler misiniz siyasi parti liderlerin muhalefet iktidarı hiç önemli değil. Bakın devlet burada bir işaret veriyor.

Diyor ki ben hem sünnilerin devletiyim Hazret-i Mevlânâ’nın sünniler olarak da bu insanların dini inancını, sünnilik inancını Mevlânâ’ya bağlıyorum diyor. Bu devlet mesajıdır. Diyor ki devlet sünni inanç sahipleri kendilerine dini önder olarak Hazret-i Mevlânâ’yı seçecekler. Bütün tekke ve zaviyeler kanunu kapatıldı mı? Kapatıldı. Bütün türbeler de kapatıldı mı? Kapatıldı. Sonra Atatürk nereye açtı? Hazret-i Mevlânâ’nın türbesini açtı. Sonra Atatürk hangi Mevlevi hanede semanın ve Mevlevi ritüelinin devam etmesini istedi? Yeni kapıda. Müze miydi? Müzeydi. Orada devam etti mi? Etti. Bakın burada devlet bir mesaj veriyor. Diyor ki ey benim sünni tebaam! Biz din olarak Hazret-i Mevlânâ’nın yolunu devlet olarak seçtik.

İkincisi. Ey benim Türkiye’deki Alevi Bektaşi vatandaşlarım! Sizin de piriniz Hz. Bektaş Veli. Onun da anma günlerinde ben devlet protokolü olarak oradayım. Sizin dini yolunuzu Hz. Bektaş Veli olarak belirledim. Türkiye Cumhuriyeti devleti layıktı? Hani?


Çanakkale «Süngü Tak Allah Allah» Çağrısı — Mustafa Efendi’nin Asker Hayatından (1983-84): 106’lık Geri Tepmesiz Top Komutanı, Süngü Tak’ıp Allah Allah Nidâlarıyla Karşı Düşmana Eğitim; Lâik Devlet Diyenlere Reddiye: «Layık Komutanlar Allah Allah Nidâlarıyla Eğitim Veriyor»; Çıman Tömyü = Din: Alevî, Sünnî, Hacı Bektâş, Hacı Bayram, Mevlânâ, Yûnus — Bu Toprakların Çıman Tömyü; Devlet de Reddedemez Dini; Hitâm — Dokuzuncu Sayfaya Geldik, Önümüzde Onuncu Var, El-Fâtihâ

Layık bir devletin askerlerini siz eğitim yaptırırken Süngü Tak Allâh Allâh ni’dalarıyla yürü diye emredebilir misiniz? Ben askerde çavuştum. Çavuştuk eğitim aldım. Biz eğitim alırken ben 106’lık geri tepmesiz top komutanıyım. Tanksevar bir top. Jibin üzerine kurulabiliyor, yere de kurulabiliyor. Tankların belalısı. Sonradan çıkanlar Tov var, Milan var ama bu geri tepmesiz 106’lık tankı kökünden götürüyor. Zaten kocaman topu var. Tanka denk geldi mi zaten parçalıyor tankı. iyi biz eğitim alıyoruz. Bizi Süngü Tak Allâh Allâh ni’dalarıyla karşı düşmanla nasıl savaşılacağını öğretiyorlar. Biz gerçekten Amasya’da çavuş talimgahında biz Süngü Tak’ıp siperlerden çıkıp Allâh Allâh ni’dalarıyla karşımızda düşman varmış gibi koşuyoruz biz.

Çünkü bize öğretilen askerlik şu. Senin ne kadar teçhizatın kuvvetli olursa olsun bir gün gelecek kara harbi olacak. Bütün teçhizatların çalışmaz olabilir. Vatanını korumak için Süngü Tak’ıp Çanakkale’de örnek gösteriyorlar. Çanakkale muharebesi gibi göğüs göğüse savaşabilirsin. Göğüs göğüse savaşı öğrenmen lazım. Layık bir devletin layık komutanları askerlerle beraber Allâh Allâh ni’dalarıyla gidiyor. Yıl kaç? Yıl 83-84. Layık bir devlet, devlet, layık askerler Allâh Allâh ni’dalarıyla gidiyor. Ben ülkücüğüm, ülkücü olarak askere gitmişim. Benim takım Allâh Allâh demeyecek de kimin diyecek? Öyle bir Allâh Allâh diyorlar, ortalığı ayağa kaldırıyorlar. Biz gidiyoruz sanki gerçekten de o askerlerin gözleri açılıyor böyle.

Kendi kendime bakıyorum, ulan diyorum düşman bizi görse Süngü Takmadan yürüyecek gidecek. Dönecek geriye diyorum. Ya o askeri nasıl savaştıracaksın başka türlü? Sen Kur’ân demezsen, Sünnet demezsen, vatan demezsen, millet demezsen, sen namus demezsen, şeref demezsen o vatanı kim nasıl koracak? E yok böyle bir şey olur mu? Biz her yerden çatışmanın içinde olan bir ülkeyiz. Yaraltı zenginlikleri, yeri üstü zenginlikleri gözümüzü dikmişler stratejik olarak Allâh bizi dünyanın merkezine koymuş. Bu dünyanın merkezinde Bayındır merkez yapmış. Bayındır’a da selam olsun. Bizim Harun Hoca öyle dedi yani. Dünyanın merkezi burası efendim dedi. Öyle değil mi dedi öyle Harun Hoca dedi. E şimdi normalde sen bu vatanı koruyacaksın, bu vatanı muhafaza edeceksin.

Bu vatanın bir toprağını koruyup kollamak zorundasın. Sen bu vatanda yaşayanların canından malından mesulsün. Bütün Türk halkı bu Anadolu’da yaşayan bütün insanlar bundan mesul. Peki bu Çıman Töyü neyle sağlayacaksın? Dinle sağlamazsan? Ermenisi vatana düşman, Yahudisi vatana düşman, Sebah Teist’i vatana düşman, Döneyi vatana düşman. Onlar da ısın parçalansın istiyor zaten. Din bizim Çıman Tömyüz. Alevimiz de, Sünniimiz de, Çıman Tömyüz bizim. Hacı Bektaş velimiz de, Hacı Bayram velimiz de, Hacı Mevlânâ’mız da, Yunus’umuz da, bunlar bizim bu toprakların çıman tosu. Biz bunu nasıl reddederiz? Devlet de reddedemez. O yüzden din ve devlet iç içe yürür Türklerde. Ayrıştıramazsınız. Aha 100 yıldır ayrıştıramazsınız.

O yüzden din ve devlet iç içe yürür Türklerde. Ayrıştıramazsınız. Aha 100 yıldır ayrıştıramadılar. Tad ayrıştırın. Yenilirsiniz. Ayrıştırırsanız, yanılırsınız, yenilirsiniz, parçalanırsınız, dağılırsınız. Yok edilirsiniz. Yok edilirsiniz. Zaten dini bu toplumun peygamberi, zaten dini bu toplumun içerisinden kaldırmaya çalışanlar, bu toplumu yok etmeye çalışanlardır. Devleti de dinsizleştiremezsiniz. Birkaç tanesi çıkar, Lail’in adına devleti dinsizleştireceğim diye uğraşır. Ne idiği belirsizdir onlar. Bu sebeple Türklerin devletlerinin dinle iç içe olması İslam’dan öncesine dayanır, ta Orta Asya’ya dayanır. İslam geldiğinde o da zaten aynı minval üzerindedir. O yüzden bir sıkıntı yoktur. Dokuzuncu sayfaya geldik ama 22.51. Haklarınızı helal edin.

Zaten bir haftalık kalmış, bir de onuncu sayfa kalmış. Önümüzde kafta bitecek. el-Fâtiha. Âmîn. Biraz uzun oldu, hakkınızı helal edin. Ama konuyu da bölemedik, bölünecek bir yerde değildi. O yüzden geç bıraktıysak affola. Bizim burası da böyle işte. Başlamak bitmiyor, başlayamıyor. Başlayacağı zaman bitmiyor. Böyle geçinip gidiyoruz yıllardan beri sizlerle. Allâh razı olsun.


KAYNAKÇA

  • el-Mâverdî, el-Ahkâmu’s-Sultâniyye Ebû’l-Hasen el-Mâverdî (ö. 450/1058); İslâm devlet teorisinin klasik metni; halifenin yetkileri, akıl-vahy denklemi, devlet-din ayrımı bahisleri.
  • Saç Ektirme/Perik Hadîsi — Buhârî Libâs 87; Müslim Libâs 33; Ebû Dâvûd Tereccul 5: «Allah Resûlü saç ekleyene ve eklenmesini isteyene, vücuduna döğme yapana ve yaptırana lânet etmiştir». Modern fıkıh: kendi saçından/sakalından üretilen protez câiz, ancak peruk lânet kapsamı; İbn Hacer Fethu’l-Bârî X. Saç ektirme tıbbî yöntemi (FUE/FUT) câiz çünkü ilâveler doğal kıllardır.
  • Akıl-Vahy Münâsebeti — İmâm Mâturîdî Kitâbu’t-Tevhîd; İbn Rüşd Faslu’l-Makâl fî mâ beyne’l-Hikmeti ve’ş-Şer’iyyeti mine’l-İttisâl; Gazali Tehâfutu’l-Felâsife; İbn Rüşd Tehâfutu’t-Tehâfut. Bediüzzaman Sözler 12: «Akıl ve nakil tearuz ederse akılla vahye gözünü kapatma, mâ’nâsını anla — vahyi nazariye değil ışık olarak gör».
  • Hz. Mevlânâ’nın «Şeyhin Günün İsâ’sıdır» — Mesnevî-i Şerîf I/2987-3010; Sultân Veled İbtidâ-nâme; Eflâkî Menâkıbu’l-‘Ârifîn: «Pîrin günün İsâ’sıdır, ondan ölü gönüllere ruh üfler». Yenilenme tasavvuru: her devirde Allah’ın, dervişlerin sevgi ve îmânlarını canlandırması için bir velî gönderdiği akîdesi.
  • Kâinâtın Genişlemesi — Edwin Hubble (1929) Hubble Yasası; James Webb Teleskobu (2022-) gözlemleri. Kur’ân âyetleri: Zâriyât 51/47: «Biz semâyı kuvvetle kurduk, şüphesiz biz onu genişletiyoruz»; Enbiyâ 21/30. Gazali’den asırlar evvelki Kur’ânî bildirimle modern bilim’in örtüşmesi.
  • Gazali’nin Emevî Camii Minaresi’nde İnzivâsı — İmâm Gazali el-Munqız min ed-Dalâl (Otobiyografisi); Subkî Tabakâtu’ş-Şâfi’iyye; İbn Asâkir Târîhu Dimaşk: 488/1095’te Bağdat’tan ayrılış, 488-499/1095-1106 arası Dımaşk Emevî Camii minaresinde halvet, ardından Kudüs ve Hicâz seyahatleri.
  • «İlim Çin’de Olsa» Hadîsi — Beyhakî Şu’abu’l-Îmân; Suyûtî el-Câmi’u’s-Sağîr; Aclûnî Keşfu’l-Hafâ I/138: «Utlubu’l-‘ilme velev bi’s-Sîn». Hadis ehlinde zayıf isnâd ile sahîh, mâ’nâ olarak meşhur. İlim’in farziyetinin temel destek metni.
  • «Bilmediğini Allah Öğretir» Âyet ve Hadisleri — Bakara 2/282: «Allah’tan korkun, Allah size öğretir»; A’lâ 87/8: «Sana en kolay olan yolu kolaylaştırırız»; Tirmizî ‘İlm 19: «Bildiğiyle amel edene Allah bilmediğini öğretir» (mâ’nâ olarak). Sufiyye’nin «zikr → ilim ledünnî» bahsinin temel delilleri.
  • Eş’arî Kaderciliği — İmâm Eş’arî (ö. 324/935-6), el-İbâne ‘an Usûli’d-Diyâne; Maqâlâtu’l-İslâmiyyîn; Bâkıllânî el-İnsâf; Cüveynî el-İrşâd. Kesb teorisi: kulun fiili Allah tarafından yaratılır, kul iktisâb eder. Mâturîdî bu pasivliği reddedip irâde-i cüz’iyyeyi savunur (Te’vîlât; Nesefî Tabsire).
  • «Çalışın» Âyetleri — Tevbe 9/105: «İslâ’mâlinin amelinizi Allah, Resûl’ü ve mü’minler görür»; Necm 53/39: «İnsana çalıştığından başkası yoktur»; Mülk 67/15. Mustafa Efendi’nin disiplinli çalışma vurgusunun Kur’ânî temeli.
  • El-Hidâye’nin Mukayeseli Fıkıh Edebi — Burhânuddîn el-Mergînânî (ö. 593/1197), el-Hidâye fî Şerhi Bidâyeti’l-Mübtedî 2 cilt. Hanefî fıkhının zirvesi sayılan eser; Şâfi’î, Mâlikî, Hanbelî mukayeseleri yapar; İmâm A’zam, İmâm Yusuf, İmâm Muhammed, İmâm Züfer farklı görüşlerini gösterir. Türkçe: Ahmed Meylânî el-Hidâye Tercümesi.
  • Mâturîdî’nin İnsan Hürriyeti Tezi — Mehmet Said Yazıcıoğlu, Mâturîdî’de İnsan Fiilerinin Hürriyeti (Doçentlik tezi); İmâm Mâturîdî Kitâbu’t-Tevhîd; Te’vîlâtu’l-Kur’ân. İrâde-i cüz’iyye, ihtiyâr, yetenekleri (istitâ’a) tasvîri; Mu’tezile’nin halk-ı ef’âl tezini reddederek hür irâdeyi tahsîl.
  • İbn-i Rüşd’ün Tehâfutu’t-Tehâfut İbn Rüşd (1126-1198), Tehâfutu’t-Tehâfut; Faslu’l-Makâl; Bidâyetu’l-Müctehid. Gazali’nin Tehâfutu’l-Felâsife‘sine reddiye; Aristoteles felsefesini İslâm akîdesiyle uzlaştırma teşebbüsü; Batı (Latin Averroizm) tarafından desteklenmesi.
  • Türklerin İslâm Öncesi Tek Tanrı İnancı — Hikmet Tanyu İslâmlıktan Önce Türklerde Tek Tanrı İnancı (Boğaziçi Yay. 1980); Bahaeddin Ögel Türk Mitolojisi; Ümit Hassan Eski Türk Toplumu; Jean-Paul Roux Türklerin ve Moğolların Eski Dini. «Gök Tanrı» yanılgısı (yücelik tâbiri); şamanların velîlik benzeri konumu.
  • Türk Töresi: Onlu Düzen ve On Başı — Mete Han (M.Ö. 209-174) ile başlayan Hun Devleti’nin onlu (decimal) askerî yapısı; Cengiz Han’ın Yasa’sında devamı; modern Türk askerî terminolojisinde «onbaşı» tâbirinin etimolojisi. Kafesoğlu Türk Millî Kültürü; Sencer Divitçioğlu Kök Türkler.
  • Ehlibeyt’in Hz. Hüseyin’in Türk İllerine Sığınma Talebi — İbn Sa’d Tabakât; Taberî Târîh; Belazurî Ensâbu’l-Eşrâf: Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’dan önce Yezîd’e yönelik üç teklîfinden biri Türk illerine veya Hindistan sınırlarına gönderilmesi olarak rivâyet edilir. Bazı Şia kaynakları, Ali Şeriati Hüseynî Hakîkat.
  • Türk Misafir Töresi — Reşat Genç Karahanlı Devlet Teşkilatı; Mehmet Niyâzî Türk Devlet Felsefesi; Yusuf Has Hâcib Kutadgu Bilig; Edib Ahmed Yüknekî Atebetü’l-Hakâyık: «Konuk hakkı sınırsızdır» edebi. İslâmî misâfirperverlik (üç gün sünneti) ile Türk töresinin (sığınanın hakkını sahibinin canına bedel sayma) örtüşmesi.
  • «Süngü Tak Allah Allah» Çanakkale Geleneği — Çanakkale Muharebeleri (1915) belge külliyatı; Ahmet Yüksel Çanakkale Cephesi’nde Manevî Hayat; Cemal Kutay Çanakkale Savaşı’nın Manevî Boyutları. Süngü hücumu sırasında Allah Allah nidâlarıyla saldırı ritüeli, Türk Silahlı Kuvvetleri eğitiminde 1990’lara kadar yaşatıldı.
  • Türk Devletinin Dînî Şahsiyet Gözetmesi — Ahmet Yaşar Ocak Türkler, Türkiye ve İslâm; Halil İnalcık Osmanlı’da Devlet, Hukuk, Adâlet; Hilmi Ziya Ülken Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi. Türkiye Cumhuriyeti’nin lâik anayasaya rağmen Hz. Mevlânâ ve Hacı Bektâş Velî anma törenlerine katılması, Diyânet İşleri Başkanlığı’nın varlığı, askerî eğitimde Allah Allah nidâlarının kullanımı — «Çıman Tömyü» (cement-bağlayıcı) olarak dinin işlevi.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, Sülûk, Velâyet, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı