Açılış — Eûzu-Besmele, Tevhid (Eftalu’z-Zikri Lâ İlâhe İllâ’llâh), Selâm ve Hayırlı Gece-Gündüz-Ay-Yıl-Ömür Niyâzı; Hakkı Hak, Bâtılı Bâtıl Bilenlerden Olma Duâsı
اَنْزُ بِاللّٰهِ مِنَ شَيْطَانُ الرَّجِيمِ بِاسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنُ الرَّحِيمِ اَفْتَانِ ذِكِرْ فَالَمَنَّهُ Lâ ilâhe illâllah Hak, Muhammed, Rasûlullah, cemiyye, biyâ-i mürselin vel hamdülillâhi rabbi’l-âlemîn Selâmünaleyküm. Allâh gecenizi mübarek eylesin. Gündüzünüzü mübarek eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü mübarek eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed’i Hakk’ı Hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakk’ı Hak bilip Hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Âmin. Âmîn. Kaldığımız yerden devam edeceğiz inşâallah. Allâh’tan bir şey gelmezse.
Mesnevî 1598. Beyit: «Canlar Aslen İsâ Nefesidir; Bir Anda Yara, Bir Anda Merhem Olurlar; Canlardan Perde Kalkaydı Her Canın Sözü Mesih’in Sözü Gibi Tesir Ederdi» — Ruhun Latifliği, «Ruhun Arındırılması» İddiâsının Bâtınî Stand Eğitimcilerine Reddiye; İsâ Aleyhisselâm’ın Ölüleri Diriltme-Şifâ Verme Mu’cizesinin Tasavvufî Te’vîli
1598. Beydi. Canlar aslen İsa nefesidir. Bir anda yara, bir anda merhem olurlar. Canlardan perde kalkaydı her canın sözü. Canlardan perde kalkaydı her canın sözü. Mesih’in sözü gibi tesir ederdi. Can denilince malum birçok mânâya gelir. Buradaki Allâh-u Âlem mânâ ruh. Çünkü ruhlar temizdir, latiftir. Ruhu insanın kirlenmez hiç. Kirlenmediği için de ruh arındırmak diye bir şey yoktur. Bunu batıllılar söylerler. Batıl standlı eğitim yapanlar ruhu arındırmaya çalışırlar. Oysa ruh temizdir, latiftir. Hazret-i Pir ruhlar aslen, candan kastı burada benim ruh olarak algıladığım için, ruhlar aslen İsa nefesidir. İsa aleyhisselâm ne yapardı? Ölüleri diriltirdi. Ne yapardı? Yaraları, normalde bereleri tedavi ederdi.
Hastalara okurdu. Hastalara okuduktan sonra hastalar şifa bulurdu. İsa nefesi demek o. o normalde aslen İsa nefesidir. bütün ruhlar o temiz, Cenâb-ı Hakk’ın ruhlar âleminde yarattığı hâl olarak kendisini muhafaza eder, korursa, İsa nefesi gibi olur. tertemiz olur. Tertemiz olunca bir anda yarar, bir anda merhem olurlar. Öyle tertemiz olunca merhem olurlar. Ama yok, o ruh bu noktada o hâlde değil ise ve ruhun üflendiği kimse nefsine uydu ise, hevâ-hevesine, hevesinin peşinden giderse, ortalığı da ne yapar? Zarar verir. Yara dediği o. O zaman o bir kimse nefisle olan mücadelede hassasiyetini kaybedince etrafa zarar verir. Ama nefsiyle mücadele ederse, nefsiyle mücadele ettiğinde etrafa faydası olur.
O zaman hevâ-hevesine uyanlar etrafa zarar verdi. Heva hevesine uymayanlar, şeytana uymayanlar etrafına ne yaptı? Faydalı oldu. Onun sözü geçti, geçer akçe oldu. Teessir etti. Nefsine uyanın sözü teessir etmedi. Anlattı sabahtan akşama kadar. Ayet anlattı, hadîs anlattı, her şey anlattı. Ama o anlatan nefsine uyduğu için karşıdaki kimseye teessir etmedi. illa ki karşıdaki kimseye hemen genel olarak bu vaaz-ı nasihat edenler, anlatanlar, karşıdaki insanları suçlarlar. Bunlar anlamadı, bunlar dinlemedi, bunlar duymadı, bunların bir şeyden haberi yok. böyle genelde tipik vaaz eden insanlar halkı suçlarlar, etrafı suçlarlar. Kendilerinin dinlenilmediğini söylerler.
İsâ Nefessizliğinin Tezâhürü — Vaaz-Nasihat Edenin Halkı Suçlaması: «Bunlar Anlamadı, Dinlemedi, Duymadı»; Asıl Mes’ele Anlatanın Kendi Heva-Hevesinden Kurtulmamış Olmasıdır; Aynı Âyeti Okuyan İki Kişiden Birinin Tesir Etmesi, Diğerinin Etmemesi
Oysa sen İsa nefessiysen etrafa merham olursun, herkes seni dinler. Eğer İsa nefesi değilse senin söylediğin bir anlamı kalmaz, merhem olmaz. Aynı ayeti okursunuz. Birisi İsa nefesidir, karşıdakisine derinlemesine nüfuz eder. Birisi İsa nefesi değildir, o derinlemesine nüfuz etmez. derinlemesine nüfuz etmezse onda yara olur o, etrafına zarar verir. Sizin en faydalığınız etrafına hiç zarar vermeyenizdir. Zarar veriyorsa bir kimse, o zaman o İsa nefesi değil. Canlardan perde kalkaydı, her canın sözü Mesih’in sözü gibi tesir ederdi. normalde eğer insan o hayvani sıfattan kurtulmuş olsaydı, nefsaniyetten kurtulmuş olsaydı, o kötülenmiş emmareden, levvameden, mülhümeden hatta mutmaineden kurtulmuş olsaydı, o nefsini temize çıkarmış olsaydı, nefsini temizlemiş olsaydı, nefsini arındırmış olsaydı, o zaman onun her sözü Mesih’in sözü gibi olacaktı.
Ama onun önünde nefis perdeleri olduğundan, onun nefsi karanlıklarda dolaştığından, onun nefsi ilmi ilahiden perdelendiğinden, onun nefsi ilmi ledünden perdelendiğinden ne azıcık ki sözü Mesih sözü gibi değil.
70 Bin Hicâb Perdesi Hadîsi — Kalbteki Karanlık Perdeler İlme’l-Yakîn’den, İlm-i İlâhî’den, İlm-i Ledün’den Perdelenince Söz Mesih Sözü Gibi Tesir Etmez; Son Nefese Kadar Nefisle Mücâdeleye Devâm Sufi Yolunun Esâsı
Ama o 70 bin hicap perdesi vardır kalbinde hadîs-i şerifte var ya, o kalpteki hicap perdeleri, ondan durduğundan dolayı ondan çıkan söz İsa nefesi, İsa sözü gibi değil. insanlara tesir etmediği, insanlara tesir edecek olan kimsenin, kimse nefis meraatlerine geçmesi lazım. bazen derler ya, ben anlatıyorum beni dinleyen olmuyor falan, bu senin kendinle alakalı, karşındakinle alakalı değil. Allâh bizi affetsin. O yüzden normande bir kimse o hâle ulaşabilmek için muhakkak ki ibadetleri yerine getirirken, ahlâkını da düzgün tutmalı. Ve nefsiyle olan mücadeleyi hiç bırakmamalı. Bakın bu bir sufi ahlâkı ve yoludur. Son nefese kadar nefsinle olan mücadeleye devam edersin. Son nefese kadar. Ne zaman son nefesi bitti, verdin, imtihanın bitti.
Yoksa son nefese kadar mücadeleye devam. Ve heva hevesinle, nefsinle, şeytaniyetinle ne yapacaksın? Mücadele edeceksin. Allâh bizi onlardan eylesin inşallah.
Şeker Gibi Söz İçin Üç Merhale — 1) Sabret 2) Haris Olma 3) Helvayı Yeme; Dünyâyı Terk Değil, Dünyânın Aldatmasından Korunmak; Nefsi Telâştan Beri Tutmak, Dünyevî Sıkıntıdan Şikâyet Etmemek
Şeker gibi söz söylemek istersen sabret. Haris olma, bu helvayı yeme. Bakın şeker gibi söz söylemek istersen üç merhale. Sabret. Haris olma, bu helvayı yeme. O zaman şeker gibi söz söylemek mi istiyorsun? O zaman sabretceksin. Sen heva ve hevesinle mücadele edeceksin. Nefsinle mücadele edeceksin. O heva hevesinden kurtulacaksın. Nefsini dünyevi telaşlardan beri eyleceksin. Bu dünyevi telaşlardan beri eylemek, dünyayı terk etmek değil. Dünya seni aldatmayacak. Dünya seni kandırmayacak. Dünya seni telaşa sevk etmeyecek. Nefsini bu konuda arındıracaksın. Ve dilini şikayetten koracaksın.
Dilini Şikâyetten, Organları Çirkin Davranıştan Korumak — «Hasta Oldum, Mâl Kaybettim, Pul Kaybettim» Dilini Bağlamak; Sabrın Üç Yüzü: Dil-Nefis-Organ; Korunamayan Şeker Gibi Söz Söyleyemez
Dilini şikayetten koracaksın. Yok şöyle hasta oldum, böyle oldu da, şöyle mal kaybettim, şöyle pul kaybettim. Dilini senin üzerinde yaşanan, tecelli eden her ne var ise hepsini şikayetten koracaksın. Dil başına gelenlerden şikayet etmeyecek. Başına gelenlerden şikayet ediyorsa o nefsin heva ve hevesinden kurtulamadı demektir. O yüzden nefsi telaştan, dili şikayetten muhakkak koracaksın. Eğer heva hevesi sende devam ederse, sen şeker gibi söz söyleyemezsin. Organlarını çirkin davranışlardan koracaksın. Bütün organlarını çirkin davranışlardan koracaksın. Organlarını çirkin davranışlardan, haram davranışlardan korumazsan, sen sabretmedin ve bunlar anlattığım hepsi de sabırla alakalı. Bakın bunlar sabırla alakalı.
Eğer bu haliyle bir kimse dilini şikayetten korumadan, nefsini telaştan korumadan, organlarını çirkin davranışlarını korumadan şeker gibi söz söyleyemez.
Belâgatla Aldatmanın Cehennem Vesilesi — «İnsanlar Beni Dinlesin» Diye Süslü Konuşmak Câiz Değil; Sufî Dilinde Söz Süsleme Sanatı Yok, Sâdedilik-Dürüstlük-Samîmiyet Esas; Nimetde de Mihnette de Sükûneti Muhâfaza Etmek
Belagatlı konuşur, insanları aldatmak için konuşmak da caiz değil. Bu da insanı cehenneme götürür. Allâh muhâfaza eylesin. İnsanlar beni dinlesin deyip de belagatlı konuşmaya yeltenenler, o konuşması onların cehennemlik ameli olur. Kelime süslemek İslam’da yoktur. Süslü kelimeler sufilerde yoktur. Böyle süslü konuşayım, ahengli konuşayım, böyle faülettin vezninde konuşayım, böyle bir şey yoktur sufilerde. Sufiler samimi olurlar, dürüst olurlar, içten konuşurlar. Laf süslemezler. Bu sufi dilidir. Sufi dilinde böyle söz süsleme sanatı yoktur. Allâh muhâfaza eylesin. O zaman o kimse nefsini ne yapacak? Devamlı terbiye altında tutacak. Ve nimet halindeyken de, mihnet halindeyken de her durumda da sükunetini muhafaza edecek.
Ve Allâh’tan başkasına şikayet bulunmayacak. Hatta biçitileri.
Avâm Sufi Allah’a Şikâyet Eder, Hâs Sufi Allah’a Bile Şikâyet Etmez — Yalnız Sohbette Naz Makamında Konuşur; İsterse Nimet Hâli, İsterse Mihnet Hâli; Hiç Kimseye Hâl Arz Etmemek, Yalnız Üstâda Anlatmak (O Âlim-Hâkim-Âmir)
Bu avam dervişin işidir. Allâh’a şikayet etmek. Dervişin hası Allâh’a da şikayet etmez. Benim başıma şu geldi bu geldi demez. Yalnız Allâh’la sohbet ederken bunları söyler naz makamında, şikayet makamında değil ama. Bunu normalde şikayette bulunmak yok. İster nimet halinde ol, ister mihnet halinde ol. İster lütuf halinde dur, ister kabız halinde dur. Halinden şikayet etme. Hiç kimse halinden şikayet eder bir vaziyette konuşma. Üzerinde bulunan mihnetten, hastalıktan, dallıktan, sıkıntıdan, kabız halinden bir başkasına şikayette bulunma. Sufi yolunda isen hiç kimse halini arz etme. Hiç kimseye durumunu anlatma. Varsa anlatılacak bir şeyin avam dervişsen Allâh’a anlat. Anlatacağın kapı orası. Bir kimse üstadına gelir anlatır bu ayrı meseledir.
Üstadı hem âlim hükmündedir hem hakim hükmündedir hem amir hükmündedir. Gelir ona anlatır eyvallâh. Bir sufi için başka anlatacağı kimse yoktur.
Haris Olma — İkinci Merhâle: Hırs Doğru Yerde Kullanılmalı; Dünyaya Karşı Hırs Yasak, Allah’a-Resûlullah’a-Üstâda-Mü’minlere-Eş ve Çocuklara-Akrabalara Karşı Hırs Methedilmiş; İlme Hırs Hayırlıdır
O yüzden şikayet etmek de yoktur. Böyle davranırsan sabretmiş olursun. Böyle davranırsan. İkinci hal neydi? Haris olma. Harislik ne? Hırs, temah. Harislik. O zaman sen dünyaya, normalde, dünyaya karşı haris olma. Haristi daha fazla dünya ile alakalı konuşmuş ehli sufi. Yoksa bunun zıttı nedir? İlme haris olmaktır. Bunun zıttı nedir? Allâh’a karşı haris olmaktır. Allâh’ı sevmede haris olma, hırslı olma. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmekte hırslı olma. Kur’ân ve sünnet-i seniyyeyi yaşamada hırslı olma. Bunlar alkışlanacak, methedilecek olan hırsdır, harisliktir. Bu doğru mudur? Evet. Bir Müslüman, bir Mümin, bir sufi Allâh’ı sevmede haris olmalıdır. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini sevmede haris olmalıdır.
Üstadını sevmekte haris olmalıdır. Müminleri sevmede haris olmalıdır. Eş ve çocuklarını ve akrabalarını sevmede haris olmalıdır. Ben buna ilave ederim daha.
İşinde Haris Olmak — Sufi Disiplini: Sabah Dükkân 8.30’da Açıkacaksa Sen 8’de Aç; Müşteriyi Hakk’ın Gönderdiği Bil, Aldatma-Kırma-İncitme; Dükkân Hakk’ın Kapısıdır; Aşırı Sevgi Körleştirir Hadîsi (Mâl-Makâm-Mevki-Haram Kadın); Mukâbil: Allah-Peygamber-Üstâd Sevgisi Müthiş Körlüklerdir; İki Vâdi Altın Hadîsi: «İnsanoğlunun İki Vâdi Dolusu Altını Olsa Üçüncüyü İster, Gözünü Ancak Toprak Doyurur»; Tövbeye Çağrı: Faiz, Eksik Tartı, Zekât Hıyâneti, Haram Kadına Yaklaşmadan Geri Dönüş
Bir sufi işinde haris olmalıdır. İşinde disiplinli olmalıdır. İşini düzgün yapmalıdır. Sufi ahlakıdır bu. Her sufi işinde maharetli olmalı. Her sufi işini en düzgün şekilde yapmalı. Nerede olursanız olun. Benim hakkımı verdiydi, vermediydi, az aldıydım, çok aldıydım, yok. İşinde haris ol, disiplinli ol. Sabah dükkanın kaçta açılması lazım? Sekiz buçukta. Sen sekizde aç. İşinde haris ol. Müşteriyi iyi karşılay. Kimseyi kırma. Kimseyi üzme. Kimseye tepeden bakma. Her gelen müşteriye hakkın gönderdiğini anla. Hakkı hakkın gönderdiğini anlarsan, onu aldatmazsın, onu incitmezsin, onu kırmazsın, onu üzmezsin. Ona tepeden bakmazsın, onu iteklemeksin, onu ötelemezsin. Kapına gelen her ne ise, hak göndermiştir sana.
Hak göndermiştir. Onun işini görmeye çalış. derler ya, dükkan kapısı, hakkın kapısı, o zaman hakkın kapısı ol. Cenâb-ı Hak lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş, senin önüne bir iş koymuş. Sen işini hakkıyla yapmaya gayret et. Kimseyi incitme, kimseyi kırma orada. Kimseyi aldanma, aldanma da. Aldanmak da yok. Ama sen dünyayı severekten, dünyaya haris olarak etrafındaki insanları da aldatma, kandırma. Etrafındaki insanları istismar etme. Dünyaya karşı haris olup, ebedi hayatını mahvetme. Dünyaya karşı haris olup, mana hayatını katletme. Dünyaya karşı haris olup, dünya sevgisi. Senin kalbini etkilemesin. Senin kalbini evirip çevirmesin. Senin kalbini Kur’ân ve Sünnetten uzaklaştırmasın. Dünya sevgisi ağır basıp, senin kalbini Allâh sevgisinden, Resûlullâh sevgisinden, Mürşid-i Kamil sevgisinden ayırmasın.
Buna dikkat et. geçmiş ümmetlerden, Davud’dan geldi ya dua. Neydi? Ya Rabbi, senin sevgini, seni sevenin sevgisini ve seni sevdirecek olanın sevgisini çölde süsuz kalmış bir kimseye soğuk şerbeti sevgili kıldığın gibi bana da sevgili kıl. Âmîn. Bu üç sevgiden seni uzaklaştırmasın, dünya sevgisi ve dünyanın içindekiler. O yüzden haris olma. Bir şeye haris olmak. Hele herhangi bir şeye neye haris olursan ol, o seni körleştirir. Dünya sevgisi seni körleştirir. Seni Allâh sevgisi de körleştirir. Seni Peygamber sevgisi de körleştirir. Seni Mürşid-i Kamil sevgisi de körleştirir. Seni Allâh sevgisi de körleştirir. Ama seni dünya sevgisi de körleştirir. Kadın sevgisi de seni körleştirir. Haram kadın.
Makam sevgisi de seni körleştirir. Mevki sevgisi de seni körleştirir. Çünkü neyi çok seversen kör olursun. Ondan başka bir şey görmezsin. Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri, senin bir şeye aşırı olan sevgin, gözünü kör eder kulağını sağırlaştırır. Sen neyi aşırı olarak seviyorsan, onun haricinde hiçbir şey görmezsin, duymazsın. Gözün kör olur, kulağın sağır olur. Sen mesela makam sevdasına düşersen, makamdan başka bir şey düşünmezsin. Müdür olmak için ne yapılması gerekiyorsa yaparsın. Harammış, helalmış bakmazsın. Dünya sevgisi seni körleştirir. Dünya sevgisi senin kalbine oturur, yerleşir. Senden ne gittiğini görmezsin. Her şeyi bırakır, her şeyden geçer, o dünyayı elde etmek için koşarsın.
Aynı şey bunun zıttı. Bir kimse Allâh’ı öyle sever, Allâh’tan başka bir şey görmez, körleşir. Bu muhteşem bir körlüktür. Allâh da onu öyle ister. Bir kimse Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerini çok sever. Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin dışındaki her şeye körleşir. Muhteşem bir şey. Baktığı yerde Hz. Muhammed Mustafa’nın ruhaniyetini ve nuraniyetini görür. Muhteşem körlüktür bu. Bir körlük daha vardır. İnsan üstadını çok sever. Fena fişşeh olur, o da kör olur. Bakın o da kör olur. Bunlar güzel körlüklerdir. Bunun zıttı ne? Dünyayı sevmek makamı. Sevmek üç şey ümmetimi ifsat eder. Dünya, kadın, mal. Bu üçü ama haramla alakalı bunlar. O zaman hırs doğru yerde kullanılması gerek.
Hz. Pir diyor ya burada, burada, hariç olma. Neye karşı? Dünya ve dünyanın içindekinlere karşı. meşhur ya, ben böyle son kısmını anlatayım, hikayeyi uzatmayayım. Hazret-i Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri dedi ya, insanoğlunun iki vadi dolusu altını olsa üçüncüyü ister dedi. O yüzden öyle kimsenin gözünü de ancak toprak doyurur diye ilave etti. Tevbe edin dedim. Tövbesin de Allâh kabul eder dedi. Böyle bir hale geldin. Bu halden tövbe et, geri dön. Kapı kapalı değil. sen o dünya hırsına kapıldın, ahiretini mahvettin. Dünya hırsına kapıldın, kırılmayacak gönülleri kırdın. Dünya hırsına kapıldın, yapmadığı şeyleri yaptın, faize daldın, şunu yaptın, bunu yaptın, ölçüde tartıda eksiklik yaptın, dünya hırsına daldın, zekatını dostlara hesaplamadın, zekatını vermedin, dağıtmadın, benimle beraber mi kazandılar dedin.
Böylece ne oldu? Dünya hırsı sende ağır bastı. Veya hatta kadın namuslu, evli, barklı, o kadını asılmaya kalktın, o kadını yoldan çıkarmaya kalktın. Haram! Veya o kadının zafiyetini kullanmaya kalktın. Haram! Yok seni işe kaçacağız, yok sana fabrikaya kaçacağım, yok seni belediyeye alacağım, yok seni bir şirkette iş bulacağım dedin, o kadına seni haram bir şekilde yaklaştın, haram kadına yaklaşmaya çalıştın, haris oldun, bu seni batırdı, buradan dön, tövbe et.
Haram Kadına Yaklaşmanın Helâkı — İş Vâdiyle Kadına Yanaşmaktan Tövbe; Kalbi Allah Muhabbetullah’ı İçin Yarattı, Dünya Sevgisi-Hayvâniyet-Şeytâniyetle Doldurma; Helva Üçüncü Merhale: «Bu Helvayı Yeme»
Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden tövbe ederse de o kimseler Allâh tövbeni kabul eder senin. Allâh muhâfaza eylesin. O kalbin, senin kalbin Allâh’ın muhabbetullahının yerleşeceği yer. Allâh kalbi bunun için yarattı. Dünya sevgisini doldurasın diye değil. Şeytaniyeti, hayvaniyeti, nefsaniyeti doldurasın diye değil. Sen oraya Allâh’ı, Resûlullâh’ı, Allâh’ın veli kullarının sevgisiyle dolduracaksın. O kalp bu yüzden selam verildi. Dünyayı hırsların için değil. Allâh muhâfaza eylesin. Bu helvayı yeme. Bu helvayı yeme dediğinde helva tatlıdır.
Geçmiş Dönemde Helvanın Kıymeti — Mesnevî’nin Yazıldığı Çağda Helva Düğünlerde-Cenâzelerde-Özel Günlerde; Halkın Eviinde Sâdece Un Helvası: Un + Süt + Şeker (Çam Fıstığı, Tarçın, Fındık-Fıstık Eklerse Zenginlik); Helva Lüks Bir Tatlıydı
Öyle değil mi? Şimdi bu helva tatlıdır. Öyle değil mi? Şimdi geçmiş zamanlarda Hz. Piri’nin zamanına giderseniz böyle helva kıymetlidir. Mesela bir kimse ölenin arkasından kıymetli bir şey dağıtır, helva dağıtır. Bu şimdi size ters gelir. ölenin arkasından helvasını yiyeceğiz. Çünkü helva her zaman yapılacak bir yiyecek değil. Özel bir tatlı, özel bir yiyecek. O yüzden de o düğünlerde oluyor, ne bileyim törenlerde oluyor. öyle şimdiki sizin gibi evde yarım kilo irmik varsa, yarım kilo süt, yarım kilo da şeker karıştır, kavur. İçine biraz da varsa zenginlik, çam fıstığı koy içine, biraz ondan kavur. Üzerine tarçın at, bir de böyle fındık fıstık üzerine dök. Ondan sonra İsmail’in elini kolunu tut, salma yakasını, tencereyi bitirir.
Öyle değil geçmiş dönemde. geçmiş dönemde herkesin ulaşabileceği bir şey değil helva. Ama un helvasına ulaşıyorlar. Herkesin evinde un var. tatlı canı isteyince başlıyor unu kavurma, içine süt, şeker koyuyor, oluyor un helvası. Bunda bir sıkıntı yok. Şimdi yeni nesil, bunlar bilmiyor zaten yukarı bakmıyorum, içi İsmail sana bakıyor zaten. Şimdi yeni nesil alışmış filanca marka baklava yiyecek.
Yeni Nesil Baklava-Cips-Çikolata-Meyveli Süt — «Aşkım Filanca Yerden Baklava Alır mısın»; Helva = Heva-Heves Helvası; Birisi Giydirip Üzerine Heva-Hevesi Tetiklemenin Şeytâniyet Helvası; «Benim Hakkım» Diye Arsızlık Yapmak
Filancadan olmazsa da kabul olmaz. Öyle irmik karıştıracak olan, un karıştıracak olan kadın çok az kaldı. Tabii. Kadınlar da telefon açıyorlar. Aşkım gelirken filanca yerden baklava alır mısın? Filanca yerden ama baklava alır mısın değil. Filanca yerden. Bir de işin bu tarafı var. Adam da şunu diyemiyor. Evde un var mı? Var. Şeker var mı? Var. Tamam, tamam. Un, şeker, süt karıştır. Olduğu un helvası yap, doya doya yiyelim. Onu da yiyeceksin unla, şeker. Hatta onun içerisinde şeker olup olmadı da şüpheli. Gülikos koymuş olabilir. Şeker onunla ne? Ee, yapacak olduğu şey. Şimdi bütün tatlıcılar bana itiraz edecekler. Bize gider ki sen de bir şey söyle. Şimdi bütün tatlıcılar bana itiraz edecekler.
Bize gider ki sen ne yapıyorsun? Bizim ekmeğimizde mi oynuyorsun? Kimsenin ekmeğiyle işimiz yok. Ama helva, helvayı yeme. Helva ne o zaman burada? Nefse tatlı gelen, nefse hoş gelen şeyler. Çocukluk yapma. Nefsine hakim ol ve helvayı yeme. helva hevesine kapılma. Nefsin isteklerine boyun eğme. Helva hevesinin isteklerine boyun eğme. Hz. Pir burada nefis terbiyesini söylüyor bize. Allâh-u Alem benim anladığım bu. Diyor ki nefsini terbiye et. Sabırlı ol. Buradaki sabırlı ol. Mesela oruç tutuyoruz. Sabırla alakalı. Öyle değil mi? Sabırlı ol. İbadette sabır var. Başına gelen bela, müsibetlere sabır var.
Sabrın Üç Türü — 1) İbâdetlerde Sabır (Oruç Örneği) 2) Belâ-Musibet’lere Sabır 3) Haram İşlememekte Sabır (Bugün En Zor); Helvayı Yememek = Heva-Hevesin Tatlısına Boyun Eğmemek; Feraset Sahiplerinin İştahları Sabradır
Ve haram işlememekte sabır var bir de. Bugün için en zor sabırlardan birisi bu. Haram işlememekte sabır. Sen o sabır göstermezsen helvayı yedin. Adamı bir giydirdin. Oh, için rahat etti ya. Kadına bir giydirdin. Evde, eşine. İçin rahat etti ya. Çocuğuna bir giydirdin. Oh, için rahat etti ya. Çocuk annesine babasına bir giydirdi. Bireyya istediği gibi yaşayabilir. Özgür ruhya bir giydirdi annesine babasına. İçi rahat etti ya. Böylece içi rahat ettin. Helvayı yedi. Ne helvayı yedi? Helva heves helvasını yedi. Ne yedi? Nefsaniyet helvasını yedi. Nefsi helvasını yedi. Ne yedi? Şeytaniyet helvasını yedi. Şeytan oturdu onun kalbine. Onun kalbine oturdu. Habire ona şeytaniyet helvası yediriyor. Habire ona şeytaniyet helvası yediriyor.
O da benim hakkım diyor. Annesine babasına avazık çıktı kadar bağırıyor. Benim hakkım diyor. Her türlü arsızlığı, uğursuzluğu yapıyor. Benim hakkım diyor. Her türlü namsızlığı yapıyor. Benim hakkım diyor. Her türlü namsızlığı yapıyor. Helvayı yeme diyor. Hazret-i Ebe’ye. Feraset sahiplerinin iştahları sabradır. Onlar sabretmek ister. Evet. Sen feraset ehliysen, sen heva ve hevesine uymuyorsan, feraset neydi? Feraset. İşin hakikati görmek. Perdenin arkasından vukufiyet sağlamak.
Mü’minin Ferasetinden Kork Hadîsi — Mü’min Allah’ın Nûruyla Bakar, Meselenin Özüne Vukufiyet Sağlar; Şeyhinden Acele Bağırış-Çağrış-Telefon Beklenmemeli; Sabret-Dinle-İzle-Sonra Hükmet; Helva Çocukların İstediği Şeydir, Çocuk Henüz Nefsi Terbiye Olmamış (Bonibon, Çikolata, Meyveli Süt, Cips, Dondurma)
Mü’min feraset nuruyla bakar. Mü’minin ferasetinden korkun. Mü’minin ferasetinden kork. Neden? Mü’min feraset ehlidir. Meselenin özüne hakimdir. Meselenin arkasını görür. Meselenin özünü bilir. Feraset sahiplerinin iştahları sabradır. O sabreder. Sen istersen, istersin ki şeyhin hemen birisini sen şikayet ettin, onu bağırsın çağırsın, dersini alsın göndersin. Sen şikayet ettin kocanı, o hemen kocana senin telefon açsın, nasıl bu kadına böyle davranırsın desin. Veyahut da sen şikayet ettin eşini, kaldırsın telefonu, senin eşine söylesin söyleyeceğini. Veyahut da başka bir kimse gelir sana bir şey söyler, başına bir şey gelir, sen anında böyle parlarsın, yakarsın, yıkarsın, kabudayısın ya, efeysin ya, veyahut da annesin ya, eşsin.
Nasıl böyle bir şey yapabilir adam senin? Nasıl çocuğun böyle bir şey yapar? Yakar yıkarsın ortalığı. Değil. Feraset sahibi sabreder. Meselenin özüne, meselenin hakikatine vukufiyet sağlamak ister. Ve öyle davranmak ister. Bu sufi yoludur çünkü. Nefsine dur de sabret, izle, dinle, ondan sonra hükmet. Allâh bizi onlardan eylesin. Âmîn. Helva ise çocukların istediği şeydir. Helva, çocukların istediği bir şeydir. çocukların şimdi sevdiği helva olmadı da, mesela hemen bakkaldan ne alıyorlar? Cips alıyorlar, başka? Efendim? Beş, altı yaşında çocuğu olanlar eline kalırsın. Evet, ne istiyorlar damat? Çikolata istiyorlar. Çikolata istiyorlar, başka? Meyveli sütler. Meyveli sütler damat. Çocuk ne istiyor?
Bunları istiyor. Bunun da bir şeyden haberi yok ha. Çocuk sırf bundan çikolata istiyor demek, bir de meyveli süt istiyor. Onu ilgilenmedi, çıktı meydana damat. İki tane bir şey söylet, çocuğu götür, bakkal dükkanını kaldırmak ister çocuk, ya da senin çocuklar doğuştan evliya demek. Allâh iyisin inşallah. Damat olunca damada sorayım, kimse alınmasın diye. Eyvallâh. Çocuğun isteyeceği o bonibonlar var, şekerlemeler var, çikolatalar var. Yazda da, ne yapar? Ne yapar? Çocukların isteyeceği o bonibonlar var, şekerlemeler var, çikolatalar var. Yaz gelince dondurmalar var, değil mi? Çocukların isteyeceği şey bu. O zaman çocuklar ne istiyor? Helva istiyor. çocuk ne? Çocuk daha henüz nefsi terbiye olmamış.
Çocuk o yüzden istiyor. Çocuk nefsi terbiye olmuş olsa onu istemeyecek zaten. Nefsi terbiye olmamış. Çocuk aklıyla ne yapıyor? Onları istiyor. Ve o yüzden bu hevâ-hevs, feraset nuruyla nurlanmamış olan, zikrullâh nuruyla nurlanmamış olanların dışında olan kimseler böyle helva isteyecekler.
Zikrullah Üzerinden Alışveriş — «Kim Beni Zikrederse Ben de Onu Zikrederim» Bakara 152; «Allah Hu Allah Hu» Saat Sarkacı Gibi Vuruş; «Senin Kalbinin Yaratıcısı» Allah’la Senin Aranda Tevhid Üzerinden Diyalog; Bu Sırlar Kitaplarda Bulunmaz, Mîrâs Bırakılır
Ama feraset nuruyla nurlandıysa, zikrullahın nuru onun kalbine yerleştiyse ve kalp yaratıcısı olan Allâh’la zikrullâh üzerinden alışverişe başladıysa, Allâh dediğinde buyur kulum veya kulum sözünü, nidasını aldıysa veya böyle Hu Hak Hu esması senden, Hak esması ondan kalpte böyle vuruyorsa sen Allâh dediğinde oradan başka bir ses Hu bu sefer öyle bir denklem olur ki Allâh Hu denkle böyle devam eder. O saat sarkacı gibi Allâh Hu o kimse başka bir şey gözü görmez. O kalbe hevâ-hevs yanaşmaz. O kalbe şeytan yanaşmaz. O kimse bu hali kaybetmemek için muh gibi oturur. Gözünü dahi açmaz. Gözümü açarsam saat görürüm, fotoğraf görürüm, resim görürüm, duvar görürüm diye gözünü dahi açmaz. Onun kalbi olarak zikrullâh üzerinden alışveriştir bu.
Kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikreder. Ayet-i kerimesinin tecellilerinden bazılarıdır bunlar. Bunları kitaplarda okuyamazsınız. Bunları normalde ve herhangi bir sohbette de dinleyemezsiniz. Bunlar benden size miras kalsın. O zikrullâh üzerinden alışveriştir. Sen başlarsın la ilâhe illallah diye o da oradan cevap verir. Her la ilâhe illallah hu, her la ilâhe illallah hu. Dervişin ahma şeyhin verdiği tevhide hafif görür. Şeyh ona der ki tevhide devam et. Allâh’ım herkese aynı şeyi söylüyor. Bunun bir şeyden bildiği yok herhalde de. Tevhid onun anahtarıdır. Kapıyı açacak olan o. Tevhide bu kapı açılır. Sonra mecralar değişir. Sen la ilâhe illallah, la ilâhe illallah. Oradan o hak der, hu der senin o nefis meraatibine göre oradan başka bir esma gelir.
Esmâyı Değiştirme — Şeyhinin Verdiği Tevhide-Esmâyı Değiştirenin Sesi Kesilir; «Madem İtaat Etmeyeceksin Niçin Ders Aldın»; «İnternette Bir Şey Okudum» Diyen Müridin Trajedisi: «İnternet Şeyhi» = İnternet Sana Şeyh Olmuş; «Beni Kıskanıyor, Şeyh Olmamamı İstiyor» Diyen Burnunun Ucunu Görmeyen Mürid Hikâyesi
Nefsine uyma, esmayı değiştirme. Şeyhinin esmasında devam et. Ahmak olma, değiştirirsen kesilir ses. O senin ahmaklığından, o senin kendi kendine bilgis gördüğünden, o senin kendi kendine kibirliliğinden anında yok ettin. Anında yok ettin. O hali sen kendi heva ve hevesinden yok ettin. şeyhine tabi olmak vardı? Neden şeyhine itaat etmedin? Madem itaat etmeyecektin ne yapma sen ders aldın. Madem hevâ-hevesine uyacaktın sen ne yapma ders aldın. Bırak dersini git. Bırak dersini git. Ya dost doğru itaat et, nefsine uyma. Verdiği virdi çek dost doğru. Bu zikrullâh üzerinden ferase tehli olma. Sufilerin yoludur bu. Sen verilen virdi çek, ne esma verdi tevhide tevhide devam et. Ne verdi sonra sana dedi ki Allâh ismasını çek çeksin.
Sen Allâh ismasına devam et. Rüyada gördün rüyanda Allâh ismasıyla bir şey oldu. Sana dedi ki Allâh isması sayısız devam et. Sen sayısız Allâh ismasına devam etsene. İnternette bir şey okumuş da ben bunu çekebilir miyim? Git çek ne çekiyorsan çek. İnternet senin şeyhin olsun. İnternet şeyhi. Ben şurada şunu söylediler de bunu çekebilir miyim? Git çek ne çekiyorsan çek. Sen ne söylersen şeyhin olmuş. Madem internetten kendine şeyh bulacaktın. İnterneti kendine şeyh edecektin. Ne ama gittin bir yere intisaf ettin kardeş sen ya. Ama yok bu hale geldi. O çok seviyor o mübarekleri. E git onlardan ders al. İtaat et. Heva hevesine uymak. Sana Allâh ismasını vermiş sayısız. Dersini çektikten sonra Allâh ismasına devam et.
Sabırlı ol. Haris olma. Kendi kendine bilgisilik taslamam. Bana Allâh ismasını verdi ama ben hak ismasında mıyım acaba ya? Sakladı mı benden? Bizim yetişmemizi istemiyor herhalde. Bir arada birisi öyle demiş. Benim şeyh olmamı istemiyor. Kıskanıyor demiş. Ahmak ya. Okumuş ahmak. Ben şeyh olsun millet diye uğraşıyorum. O demiş ki ben şeyh olmamak kıskanıyor herhalde demiş. Allahu ekber ki bir rahmet. Burnunun ucunu görmekten uzak. Kör oğlu kör. Rabbim muhafaza eylesin. sen o ferase sahibi olma. Sufilerde zikrullâh üzerinden olur. Ne sorunuz? Zikrullâh üzerinden yürür o kimse. Ve zikrullahla perdesi açılır. Zikrullâh ile kalbi mutmain olur. Ve sen onu zikredersen o da seni zikretecek. Onun zikrini duy.
O seni zikrediyor ama senin kulaklar sağır henüz daha. Perdeli. Senin kalp henüz daha perdeli. Sen her onu zikrettiğinde o seni zikrediyor. O bu konuda Allâh’ın vaadi haktır âyet-i kerîme. O vaad etmiş kim beni zikrederse ben de onu zikrederim diye. Kim tövbe derse tövbesini kabul ederim demiş. O zaman sen zikrine devam et. O seni zikrediyor ama. Sen her Allâh dediğinde o da seni zikrediyor. Senin kulağın perdeli, senin kalbin perdeli. Perdeli olduğu için sen onu duymuyorsun. feraset sahibi olduğunda duyacaksın. Feraset sahibi olduğunda duyacaksın. O zaman sen üstadının zikrini yaparken o da senin o esnada, o esnada, o esnada, burayı iyi dinleyin. Senin ruhaniyetin esman hangi esmadaysa o da onu zikretecek.
Burayı iyi dinleyin. O alçakta duranı yükseltir. İstediğini aziz eder. Aziz eder. İstediğini aziz eder. Ayetle sabit. Onun zelil ettiğini de hiç kimse aziz edemez. O zaman istediğini aziz ederse sen üstadına tabi ol. Sen Allâh esmasını çek veya tevhidi çek veya ne esma verdi sana sayısız hay esması verdi. Sen sayısız hay esmasını çek. O seni aziz edecek. O seni yükseltecek. O aşağı bayığı bir şeyi zikretmez. O bir şeyi zikrederse kendi makamını alır. Kendi makamını alır. Sen o makama layık mısın değil misin bakmaz. Sen onu hakiki manada zikrettiğin anda o seni kendi katına, kendi makamına alır. Kendi katından lütuflandırır. Kendi katından bereketlendirir. Kendi katından ikramlandırır. Sen ne ibadet ettiğinin bilincinde farkında değilsin.
O zaman sende feraset nuru tecelli eder ve sen sabretmeyi zevk edinirsin.
Tâbiîn’den Bazı Zâtların Hastalıklarına Şifâ Aramaması — Helvayı Ekmek Yer Gibi Derdi-Gamı-Kasaveti Yemişler, Şikâyet Etmemişler; Sabreden Göklerin Üstüne Yükselir, Helva Yiyen Geriler; Sufî Yolunun Özelliği: Derviş Kardeşlerden Şikâyet Yasağı, «Ayağına Bastı Olabilir, Hüsnü Niyet Besle» Edebi; Hitâm + Demirtaş Çetesi Anısı (62 Yaşında Hâlâ İş Görmek)
O yüzden bir kısım tabi’in hastalıklarına şifa aramamışlar. Tedaviyi kabul etmemişler. Bu yüzden o boş muhabbet değil o. Buna sen kalkışma. Buna sen kalkışma. Sen, ben avam insanız. Bir tarafımız ağrıyınca biz bir ilaç içeceğiz. Oh başımızın ağrısı geçsin diye bakacağız. O tabi’inden olan zatlar, o büyük zatlar bu yüzden tedavi istememişler. Onlar bunu sabır bile görmemişler. Helva ekmek yer gibi derdi gamı kasaveti yemişler. Şikayet etmemişler. Dillerinde şikayet olmamış. Hallerine hamd etmişler, şükretmişler. Zikrullahlarına devam etmişler. onlar sabretmek isterler. Çünkü sabır onların bineği olur. Ötelere uçmak için, ötelere gitmek için sabır onların bineği olur. Allâh bizi hakiki manada sabredenlerden eylesin.
Helva ise çocukların istediği şeydir. Sabreden, dikkat edin buraya. Sabreden, göklerin üstüne yükselir. Helva yiyense geriler kalır. sabreden kimse halden hale geçer. Perdeden perdeye geçer. Allâh-u Alem, Cenâb-ı Hak ona her şeyden münezzeh olan kendi katından lütuflandırır, ikramlandırır. Helva yiyen ise dünya lezzetlerinin arasında heva heveslerinin içerisinde ne yapar? Helak olur gider. Allâh muhâfaza eylesin. Bu yolda insanların arasında bulunup, insanlarla bir arada yaşayıp, onların eziyetlerine sabretmek, onların sıkıntılarına katlanmak da vardır. Sufilik yolu özel bir yoldur. Bu özel yolda derviş kardeşlerinden şikayet etme. Derviş kardeşlerinin eziyetini diline dolama. Derviş kardeşlerinin aleyhine bir şeyler söyleme.
Ve bunlara sabredersen büyük ecir alırsın. Evet dersin ki sen dervişler böyle mi olur deme. Dervişler şöyle mi olur deme. Allâh’ı zikrediyor onlar. Senin ayağına basmış olabilirler. Hüsnü niyet besle. Yanlışlıkla basmıştır de. İçitileri onun ayağının altında ben turab olurum de. O iyi bir derviş de. Şikayet etme. Allâh bizi muhafaza eylesin. Ve sen sabrettikçe başına gelen her şeyden, bela, müsube, sıkıntı, dert, gam, kasevet, bil ki günahlarının affına, günahlarına kefaret olur. Bil ki senin makamının yükselmesine sebep olur. Bir de onlardan eylesin inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Böyle Ramazan ya gecikiyoruz biraz. Bir de bugün misafirim var. Çetenin ekibinden inşallah.
O da olunca biraz böyle geciktik. O yüzden tekrar haklarınızı helal etmenizi diliyorum. Allâh razı olsun inşallah. Öyle çete gelince ilk günlerden laf açılıyor. Yok şöyle olduydu, yok böyle olduydu. Eski anılar canlanıyor. paramız yoktu, yok pulumuz yoktu, yok şöyleydik, yok böyleydik. Öyle bir eskileri konuşuyoruz. Öyle olunca biraz da böyle az bir şey gecikiyoruz. O yüzden tekrar hepiniz de hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Helal etmeyen varsa da söylesin. Defterini dürelim buradan. Yaş altmış iki ama daha iş görürüz öyle. Papacı bırakacak durumda değiliz daha yani. İnşallah. Beyaz sakalımız aldatmasın kimseyi. Daha çok harmanlar döveriz yani. İsmail de kız kız gülüyor. Benim tanıdığımda diyor, ne o sakalları diyor, simsiyah kömür gibiydi diyor.
Yok şöyleydi, yok böyleydi. İsmail sen de öyleydin ama sen maşallah saçlar hâlâ nasıl ya senin. Demirtaş’ın afilli delikanlısı. Demirtaşlılar afillillerdir. Önceden heykel o cadde Demirtaş’ın gençlerinden sorumluydu. Hepsi de bizim çocukla her birinin boyu posu yerinde, afilliliği yerinde. Bir bak adım attın ya, bir Demirtaş’ın gençlerinden sorumluydu. Bir bak adım attın ya, bir Demirtaş’ın delikanlıya karşılaşmam mümkündü. Ne vardı neydi o? Şimdi bir çakçı Ahmet vardı. Adem vardı, Hüsten vardı değil mi? Ondan sonra onların ekipleri ayrı bir gruptu onlar. Seninki ayrı gruptu. Evet öyleydi. Onlar üçü dördü bir ekipti değil mi? Evet onların üçü birdi. Boyları da birbirine yakındı. Afilli konuşmaları, afilli yürüyüşler.
Görüyor musun hâlâ da aynılarda. Göl yatanından su eksik değil. Haydi bakalım Destûr. Selâmün aleyküm.
KAYNAKÇA
- Mesnevî-i Şerîf, I. Cilt, 1598. Beyit — Mevlânâ Celâlüddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî (nşr. Reynold Nicholson 1925-40 Leiden); Ankaravî Mecmûatu’l-Letâif; Tâhiru’l-Mevlevî Şerh-i Mesnevî I; Ahmed Avni Konuk Mesnevî Şerhi I. «Cânlar aslen İsâ nefesidir» = ruh aslî yaratılışta tertemiz, latîf, hayât bağışlayıcı; nefs-i emmâreye düştükten sonra zarar verir.
- İsâ Aleyhisselâm’ın Mu’cizeleri — Âl-i ‘İmrân 3/49: «Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim, anadan doğma körü ve baras hastasını iyileştiririm»; Mâide 5/110-114; Meryem 19/30-33. Tefsîr-i Beyzâvî; Râzî Mefâtîh. «İsâ nefesi» tabirinin Hz. Pîr’in dilinde ruhun aslî temizliğine remzi.
- «Ruhu Arındırma» İddiâsının Reddiyesi — İmâm Tahâvî el-Akîdetu’t-Tahâviyye; İmâm Eş’arî İbâne; Mâtürîdî et-Tevhîd: «Ruh fıtraten temizdir, kirlenen nefs-i emmâredir; tasavvuftaki tezkiye nefse aittir, ruha değil». Modern «ruhsal uyanış», «ruhsal arınma» seminerlerinin akîdî hatası.
- 70 Bin Hicâb Perdesi Hadîsi — Müslim Îmân 293; Müsned Ahmed IV/401; Beyhakî el-Esmâ ve’s-Sıfât: «Allah’ın seksen bin hicâbı vardır, nûrdan ve karanlıktan, vechinin nûrları açılırsa görenlerin gözleri yanar». İmâm Gazâlî Mişkâtü’l-Envâr ve İhyâ III’te tasavvufî te’vîli; Hâkim Tirmizî Hatmu’l-Evliyâ.
- «Mü’minin Ferasetinden Korkun» Hadîsi — Tirmizî Tefsîr-i Hicr 6 (3127); Suyutî el-Câmi’u’s-Sağîr: «İttekû firâsete’l-mu’min, fe-innehu yenzuru bi-nûri’llâh». Hicr 75 («Bu hâdiseler firâset ehli için ibretlerdir») ile bağlanmış. Sufiyye’nin keşf ve ferâset bahsinin temel hadîsi.
- İki Vâdi Altın Hadîsi — Buhârî Rikâk 10; Müslim Zekât 116; Tirmizî Zühd 27: «İnsanoğlunun iki vâdi dolusu altını olsa üçüncüyü ister, ademoğlunun gözünü topraktan başkası doyurmaz; Allah tövbe edenin tövbesini kabul eder». Enes b. Mâlik rivâyeti; haris olmamanın temel hadis-i şerîfi.
- «Aşırı Sevgi Kör Eder» Hadîsi — Ebû Dâvûd Edeb 116; Müsned Ahmed V/194; Hakim el-Müstedrek: «Hubbuke’ş-şey’e yu’mî ve yusımm» (Bir şeyi aşırı sevmen seni o şeye karşı kör ve sağır eder). Ebû’d-Derdâ rivâyeti; tasavvufta «celî muhabbet» bahsinin senedi.
- Sabrın Üç Türü — İmâm Gazâlî İhyâ IV (Kitâbu’s-Sabr ve’ş-Şükr); Abdulkâdir Geylânî Sırru’l-Esrâr; Cüneyd Bağdâdî’ye nisbet edilen tasnif: 1) Sabr ‘ala’t-tâ‘ât (ibâdette), 2) Sabr ‘ani’l-meâsî (haram işlememekte), 3) Sabr ‘ale’l-belâ (musîbette). En zoru günümüzde haram işlememekte sabırdır.
- «Şikâyet» Bahsi — Yûsuf 12/86: «Ben üzüntümü ve kederimi yalnız Allah’a şikâyet ederim» — Hz. Ya‘kûb (as) hâli; avâm sufi Allah’a şikâyet eder. Hâs sufi: İmâm Rabbânî Mektûbât I/293; Cüneyd: «Allah’tan başkasına şikâyetin nedir? Sırf nazdır o». Allah’a karşı «şikâyet» yerine «naz» (gönülden iltica) makamı.
- Sufî Söz Süslemiyor — İbn Atâullah el-Hikem; İmâm Mâlik Muvatta: «Bir kavim cesedlerinde belâgat indiyse onların kalblerini Allah belâgatten boş bırakır». Edebî olarak: Yûnus Emre, Niyâzî Mısrî, Said Sultan, Hacı Bayrâm-ı Velî tarzı sade Türkçe; aşırı süslü dil tasavvufun tâzîm vasıtası değil.
- Zikrullah Üzerinden Alışveriş — Bakara 2/152: «Fezkurûnî ezkurkum» (Beni zikredin Ben de sizi zikredeyim); Buhârî Tevhîd 50; Müslim Zikr 21 hadîs-i kudsî: «Kulum Beni nefsinde anarsa Ben onu nefsimde, kulum Beni mecliste anarsa Ben onu daha hayırlı bir mecliste anarım». Sufiyye’nin müşâhade-i Hak ve cezbe bahsinin Kur’ânî temeli.
- İsm-i Celâl ve İsm-i Hû — Muhammed Pârsâ Faslu’l-Hitâb; Hâce Abdullah Ensârî Menâzilu’s-Sâ’irîn; Sa‘düddîn Hammûye Misbâhu’t-Tasavvuf; Aziz Mahmud Hudâyî Câmi‘u’l-Fadâil: «Allah-Hû salınımı, kalp atışıyla zikre girmiş Nakşbendî hatm-i hâcegânı tarzı». Lâ ilâhe illa’llâh = anahtar, sonra esmâ-i hüsnâ ile ilerleme.
- Şeyhin Verdiği Esmâyı Değiştirme Yasağı — Kuşayrî er-Risâle (Bâbu’s-Sühbe); Sühreverdî Avârifu’l-Ma‘ârif; İmâm Rabbânî Mektûbât I/41 ve I/187. Tasavvufta esmâ verme yetkisi mürşid-i kâmile aittir; mürid kendi keyfine göre veya internetten esmâ ihdâs ederse silsile bozulur, manevî feyz kesilir.
- Tâbiîn’in Hastalıklarına Sabrı — Ebû Nu‘aym Hilyetu’l-Evliyâ (Üveys Karânî, Hasan-ı Basrî, Sâlim b. Abdullâh, Saîd b. Müseyyeb); İmâm Birgivî Tarîkat-i Muhammediyye: «Tedâvîyi reddetmek değil, tedâvîye koşmak yerine Allah’tan şifâ uminmak; helva ekmek gibi derdi yutmak». Bu makâm avâmın mukallit etmemesi gereken velilik hâli.
- «Sabreden Göklerin Üstüne Yükselir» — Ahkâf 46/35; Furkan 25/75: «Sabretmelerine karşılık onlara cennetin yüksek dereceleri verilecek»; Zümer 39/10: «Sabredenlerin ecirleri hesabsız verilecek». Tasavvufta sabır sülûkun anahtarı, mukabil olarak helva (heva-heves) helâk yolu.
- «Birisi Sevgini Çölde Susuz Kalmış Birine Soğuk Şerbet Gibi Sevdir» Duâsı — Hz. Dâvûd (as)’a nisbet edilen dua: Tirmizî Da‘avât 73; Müsned Ahmed VI/147: «Allâhumme innî es’eluke hubbeke ve hubbe men yuhibbuke ve’l-amele’llezî yuballiğunî hubbeke; Allâhumme’c‘al hubbeke ehabbe ileyye min nefsî ve ehlî ve mine’l-mâ’i’l-bârid». Sufiyye’nin dilinde sıkça tekrarlanan câmi’ duâ.
- Derviş Kardeşlerden Şikâyet Yasağı — Sühreverdî Avârifu’l-Ma‘ârif (Bâbu’s-Suhbe ve’l-Ihvân); İmâm Rabbânî Mektûbât I (Kardeşler Arasında Hüsnü Zann); Yûsuf el-Hakkakî Edebu’s-Sûfiyye: «Derviş kardeşlerinin ayağı bastıysa hüsnü niyet besle, ayağının altındaki turâb ol; aleyhinde söz söyleme, eziyetine sabret — ecrin Allah katında büyüktür». Tasavvuf yolunun temel kardeşlik edebi.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Mürşid, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı