Açılış — Selâm, Hayırlı Gece-Gündüz-Ay-Yıl-Ömür Niyâzı; Hak-Bâtıl Tefriki, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye Sımsıkı Yapışma Niyâzı; Geçen Hafta Bakara 183’ün Tefsîri ve Bu Hafta 184. Âyet ile Zekât Soruları
Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i Hakk’a, Hak’ı, bâtılı, bâtıl bilenlerden eylesin. Hakk’ı, Hak’ı bilip Hak yolunda mücadele eden, bâtılı, bâtıl bilip bâtıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsık yapışıp yaşayan ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin. Âmin. Allâh razı olsun. Geçen haftadan Bakara 183-184’ün dersini yapmıştık, başlamıştık daha doğrusu. Bilhassa 183. ayeti geçen hafta yaptık, oruçla alakalı. Bu haftada 184. âyet ve ondan sonra da zekatla alakalı bir kısa bilgilendirme, birkaç soru geldi çünkü kardeşlerden onunla alakalı.
Bir iki bilgilendirme inşâallâh onu da bitirebilirsek, bitireceğiz inşâallâh.
Bakara 184 — Eûzu-Besmele, Tilâvet ve Meâl: «Sayılı Günler Olarak; Sizden Kim Hasta veya Seferde Olursa Tutmadığı Günler Sayısınca Diğer Günlerde; Gücü Yetmeyenler İçin Bir Yoksul Doyumu Fidye»; Allah Zâlim Değildir İlkesi
Şimdi Bakara âyet 184. Eûzübillahimineşşeydânirracîm. Bismillahirrahmanirrahîm. Ayam’a mağdûnât. Femen kân min kün meryuvan ve alâ seferin fâ iddetün min ayyâmin uchar. Ve alâ lehîn yüdiğûnehu fidyetün du’âm miskin. Femen tebâ’a hayran fahû hayrun leh. Ve entesûmu hayrun lehikûn, inküntüm tâlemûn. Sadakallâhu’l-azîm. Meal-i Şoîl’e sayılı günler olarak, Ramazan sayılı günler olarak, sizden kim hasta veya seferde olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde gücü yetmeyenler de bir yoksul duymu fide verir. Bununla beraber kim gönüllü olarak iyilik yaparsa bu kendisi için daha hayırlıdır. Oruç tutmanız bilirseniz sizin için daha hayırlıdır. sayılı günler dediği Ramazan ayı, bu Ramazan ayının içerisinde oruç geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi bize de farz kılındı.
Bu günlerde, bu sayılı günlerinin içerisinde Allâh zâlim değil.
Hasta İçin Ruhsat — Şeker, Kalp, Tansiyon Hastası vb. Müslüman Doktorun Tutmama Tavsiyesi; Doktora Tâbi Olma; Hastalığı Arttıran Oruç Bozma Hakkı
Kim hasta olursa, rahatsız hasta, şeker hastası, kalp hastası, tansiyon hastası, oruç tutmaya elverişli değil. bu konuda mü’min bir doktor, ona diyor ki sen orucu tutma. Eyvallâh. Bu onun için bir ruhsat. Ama bazı hastalar var, gerçekten tutarsa hastalığını arttırıyor. O kimse doktora tâbi olacak, tutmayacak. Bir de ne?
Seferde Olanlar İçin Ruhsat — 80 km Mesafe Hanefî Tarifi; Aniden Çıkan Sefer; Hamile-Emzikli Kadınlar; Bayılma-Fenalaşma Halinde Bozma; Hepsi «Bir Güne Bir Gün» Kazâ; Keyfî Bozma 61 Gün Kefâret
Seferde olanlar. Yolculuğa çıktı o kimse. Yolculuğa çıkınca da o kimsenin, seferde olan bir kimsenin de oruç tutmama, hatta orucu bozma. Aniden sefere çıktı, ani bir işi çıktı, sefere çıktı, niyetlendi. 80 kilometre ilerisi biliyorsunuz sefer oluyor. oruç duyduğu ani bir işi çıktı, sefere çıkması lazım. Buna vücudu kaldırması mümkün değil. Çünkü seferde zahmet vardır. O yüzden orucu bozmaya o kimsenin hakkı var mı? Var. Bakın bozmaya. Orucu bozarsa bir güne bir gün tutacak yine. Ona bir güne 61 tutmayacak, kefaret yok. Hasta. Ben inşâallâh herkes kendinden bilir ya şeker hastasıyım, dayanamayacak duruma geldim. Orucu bozmak zorunda kaldım, bozdum hastalığımdan dolayı. Bir güne bir gün. Veyahut da hastalığımdan dolayı tutmadım.
Yine bir güne bir gün. Burada bir mazeret var. Kadınlar için mesela emzikleyse, hamileyse, kadınlar içinde, onlara da ne yapacaklar? Mesela hamile, birden rahatsızlandı, bozdu. Bir güne bir gün. Çocuk emziriyor. Çocuk emzirirken dayanırım, götürürüm diye niyetlendi. Ama velakin dayanamadı. Bir güne bir gün. Veyahut da bir kimse oruç tuttu, hiçbir rahatsızlığı yok. Birden baygınlık geçirdi, birden fenalaştı. Başı döndü, gözü döndü, kulağı döndü. normalde götürebilecek durumda değil. Bozdu orucunu. Bir güne bir gün. Bakın bunlar keyfi bozarsa bir güne 61 gündür.
Cinsel İlişkiyle Orucu Bozma Sahabe Hadisesi — «Yandım Yâ Resûlallah»; Allah Resûlü’nün Bir Tasarruma Dağıtım Tavsiyesi; «Senden Daha Fukarâsı Var mı?»; «Git Ehlinle, Tövbe Et» — Sufi’nin Buradan Hareketle Eşine Yaklaşmamak İçin Aldığı Tedbir
Veyahut da bu biraz da cinsel ilişkiyle alakalı var ya sahâbe dayanamadı. Dayanamayınca cinsel ilişkiye girdi. Cinsel ilişkiye girince yandım ya Resulallah dedi. Gitti dedi ben yandım ne oldu? Dedi ki ben cinsel ilişkiye girdim. Dedi ki bir güne 61 tutacaksın. Dedi tutamam. Ben nereye tutacağım? Bu oruç yüzünden başıma geldi, ne geldiyse dedi. O zaman diyet ödeyeceksin dedi. Benden daha fukarası yok dedi. Ben bu diyeti de ödeyemem. Gitti Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri evinden bir tasurma getirdi. Dedi al bunu dağıt, tasadduk et. Dedi benden daha fukarası var mı? Git dedi ehlin neye? Tevbe et Allâh seni affetsinleri. Siz şimdi buradan hareket ederekten böyle bir şey yapmayın. siz kendinizi muhafaza etmeyin, gayret edin.
Kendiniz böyle bu konuda dikkatli olun. Çünkü sonunda orucu bozma korkusu var ise, dokunmayın eşler birbirinize.
İftara Kadar Eşler Arasında Mesâfe — «Birbirimize Dokunmayalım, Ev Arkadaşı Gibi Olalım»; 61 Güne Girmeme Hassasiyeti; Allah Zâlim Değil — Hastalık-Sefer-Zorluk Olunca Ruhsat Geçerli
Deyin ki iftara kadar dokunmayalım birbirimize. Ev arkadaşı gibi olalım. Birbirimize yakın temasta olunmayalım deyin. 61’e çünkü girmeyin 61’e. Allâh muhâfaza eylesin. Ama öbür türlü bir rahatsızlıktan dolayı bozdu. Bira 61 değil. Allâh zâlim değil. Hastalık varsa, sefer varsa, bir zorluk varsa, bir azamet varsa, bir sıkıntı varsa, o kimse oruçluysa orucunu bozabilir. Ama ona bir güne bir gün getirir. Şimdi bozmaya mukteder. Sefere çıktı o kimse. Orucu, ramazan orucu. Yılda bir sefer geliyor. Diyor ki Cenâb-ı Hak bu konuda diyor, bilesiniz ki sizin için oruç daha hayırlıdır.
«Sizin İçin Oruç Daha Hayırlıdır» — Bakara 184’ün Sonu; Hastalık-Sefer Bahanesi Yerine Götürebiliyorsa Tutmak; Hanefîlerin Bu Vurguya Verdiği Ehemmiyet; Azameti Tercih Sufî Ahlâkı
Asıl burası. bu size müsaade ettim. Hastasınız tutmayabilirsiniz. Ama eğer götürebilecekseniz sizin için oruç daha hayırlı. Eğer yapabilecekseniz buna gücünüz yetecekse oruç sizin için daha hayırlı. hastayım deyip de orucu boşlamayın. Hastayım deyip de orucu taca atmayın. Orucu tutmanız daha hayırlı. Yola çıkacaksınız. Yola çıkacaksın da sen o yolculuğu rahat götürebilirsin oruçlu olarak da. O zaman bozma. Veyahut da yine de niyetlen. Sebep sizin için oruç daha hayırlı. Burada o kimse azameti tercih etti. Sufî ahlakı. Götürebilir miyim götürürüm. Ben azameti tercih edeyim. Ben orucu bozayım. Bir kısım Müslümanların kaçak göçek işler yapması gibi bir iş yapmayayım. Ne o?
80 km Sefer İstismârı Reddiyesi — «Bursa’dan Bozüyük-Kütahya’ya Yolla, Altında Son Model Araba, Yayla Gibi» Bahanesi; «Nefsi Kaçkınlığa Alıştırma»; Mustafa Efendi’nin Şahsında Yaş 62 ve Hareket Kabiliyeti
80 km ilerisi seferi. Nereye gidiyor arkadaş? Bozuyu’ya gidiyor. 80 km’den fazla orucu bozuyor. Yemiyor. Seferim var. Nereye gideceksin? Kütahya’ya gidecek veya Bozuyu’ya gidecek Bursa’da. 80 km ileri. Ulan altında son model araba. Harika. Ondan sonra oturuyorsun yayla gibi. Eee Kütahya’da işim var. Orucu tutma. Ben nasıl olsa seferim. Yapma. Azameti tercih et. Daha sevap. Nefsini rahata alıştırma. Nefsini kaçkınlığa alıştırma. Nefsin kaçkınlığa alışması bu. Bir şeyi yapabilirliği var ama yapmıyor. kaçırıyor nefsi onu oradan. Aman diyor. Ya nasıl olsa ruhsat var. Benim ruhsatım var mı? Var. şeker hastasıyım. Yıllardan beri doktorlar diyorlar. Allâh razı olsun hepsinden. Hepsi de tanıdığımız diyorlar ki. yani tutma veya tutmayabilirsin.
Bak durumuna göre hareket et. Hamdolsun. Benim böyle bir 10 gün çarpılıyorum ben. Ondan sonra bir pert oluyorum. Böyle yanıma gelen giden arkadaşlar oluyor. Böyle mecbur görüşeceğimiz. Onları da yanlış anlamışsınlar. Böyle biraz şey oluyoruz. Allâh affetsin. Artık yaş 62.
Mustafa Efendi’nin Kişisel Tanıklığı — 62 Yaş, Şeker Hastalığı, Doktor Tutmayabilirsin Demesine Rağmen «Tabirci Ayağıyla» Tutuyor; Sizlerin Duâsıyla Bu Sene de Götürebildim Şükrü; Cenâb-ı Hak Hayât Standardı Düşse de Yardım Ediyor
Yani etkileniyoruz. Ama ben böyle tabirci ayağıyse ayak sürüyorum. Tutacağım diyorum inşâallâh diyorum. Cenâb-ı Hak gayret kuvvet veriyor. Sizlerin duası ile bu sene de hamdolsun. Çok mutluyum bu konuda. orucumu tutabildiğim için. O kadar çok mutluyum ki. Cenâb-ı Hak hamdü sena ediyorum. inşâallâh böyle orucumu hiç bırakmadan bu dünyadan göçer giderim inşâallâh. Rabbim cümle hastalara şifalar versin inşâallâh. Biraz evet hayat standartı aşağı düşüyor. Biraz böyle hareket kabiliyeti aşağı düşüyor. Ama hamdolsun götürüyoruz. Şimdi sizin için diyor oruç hayırlıdır çünkü diyor. Sizin için oruç tutmanız hayırlı. O zaman biz gücümüzün yettiği yere kadar hanefiler bununla çok fazla bir şey yapar. hanefiler buna çok ehemmiyeti vermişler.
Güç yetirebiliyorsan yap. Güç yetiremiyorsan yapma. bu manada Allâh zâlim değil. Güç yetirebildiğimiz yere kadar ne yapacağız? Oruçlarımızı tutmaya gayret edeceğiz. Ama oruç tutmama için bir hastalık söz konusu ise. Az önce sıraladıklarım Allâh zâlim değil. O kimse oruç tutmaz. Onda ne yapar? Bir fakire fidye verir. Bir fakirin parası var ise. Bir fakiri doyuracak kadar.
Diyânet’in Fidye Tarifesi Eleştirisi — En Alt Zemîn Buğday Hesabı (70 lira) Yerine Yediğin Kadarının Karşılığını Ver; «Bir Fakir Sevindir, Cimrilik Yapma»; Murtaza’nın Çorba 150 lira Tanıklığı; Aynı Cömertlik Zekâtta da Geçerli — Sâdece Ticâret Mâli Değil Gayrimenkulü Hesaba Katan İki Kardeş Misâli; Bu Hafta Birkaç Soru Üzerine Zekât Bahsi
Bununla alakalı diyanet her sene en alt zemini açıklar. der ki şu kadar buğday. Örneğin. Arkadaşlar biriler ben o diyanetin açıkladığına uymam. Arkadaşlara derim ki, arkadaş sen bir kilo buğday yemiyorsun. Senin bir günlük yemeğin ne kadar? 100 lira. Sen fidyeyi 100 lira üzerinden ver. Cimrilik yapma. Oruç bu. Var mı paran? Var. Fakir fukaranın hakkı o fidye. Bakın o fidye fakirin hakkı. Sen fakirin hakkını kısma. Sen böyle en alt olan meseleden tutma. En alttan tutuyor. En alttan tutma. Sen onu normalde yediğin kadarını gönder. Tabi ben zekâtta da bunu öneriyorum arkadaşlara. Evet, ticaret mallarının 40’ta biri. Ama benim tanıdığım birkaç böyle zekatını hesapladım. Arkadaşlar mesela onlar öyle yapmıyorlar.
Ne kadar gayrimenkulü var neyi var hepsini katıyorlar içine. Bu mesela benim için met edilecek bir nokta. Diyorlarım helal olsun. Muhteşem bir şey. bunu ben inceden öneriyorum. İsterseniz böyle de verebilirsiniz. Mesela benim tanıdığım iki kişi var öyle. Ondan sonra gerçekten öyle hesaplayıp veriyorlar. Bu az bir mesele değil. Bunun gibi fidye verirken de yediğinin fidyesini ver. gidip de en altı şu kadar buğday ben bakmam bile dinlemem bile onu. Öyle ben onu. Hak mıdır? Hak’tır. Oradan da verebilir misin? Evet. Yapma kardeş ya. Sen oturduğun zaman 150 lira yiyorsun 200 lira yiyorsun veya mali durumun yerinde. sen şimdi ne kadar bu sene fidye miktarı baktınız mı? 70 lira. 70 lira. Murtaza sen bir günde 70 lira mı yiyorsun?
Çorba 150 lira diyor. Onun yediği çorba 150 lira. Şimdi o diyen onun yediği çorba 150 lira 70 liradan fidye verecek. Bu doğru değil. kendi dairesinde doğru değil. Sufilik açısından doğru değil. O diyecek ki yok ya. Demek ki çorba o kadar olmuş dışarıdan. Bak bu da yanındaki diyor ki çorba 50 liradan üç öğün 150 lira diyor. Kaç para? Hüsnü de 150 lira. Tamam. Allâh’ım gittiği yeri açık etti. Şimdi normalde o kimse kendince kendi yediğinden fidyesini de versin. Allâh razı olsun. Bu arada da bu hafta içerisinde birkaç kardeş böyle hem soru olarak yazdı. Hem de birkaç kişi zekatla alakalı soru sordular bana. Ama ben böyle çok geniş tutmayacağım onu. Asıl soruya geleceğim. O yüzden bu sohbetin bu bölümü de zekata ait.
Tevbe 60 — Zekâtın Sekiz Sınıfı: 1) Fakirler 2) Miskinler 3) Zekât Toplayan Memurlar 4) Müellefe-i Kulûb 5) Köleler 6) Borçlular 7) Allah Yolunda Cihâd Edenler 8) Yolda Kalanlar; Allah Bu Farzın Hükmünü Peygamberine Bile Bırakmamış Kendisi Açıklamış
Tevbe âyet 60. Allâh’ın adını okuyor. Allâh razı olsun. Tevbe âyet 60. Zekat Allâh’tan bir farz olarak ancak fakirlere, miskinlere, zekât toplayan memurlara, kalpleri İslâm’a ısındırılan insanlara, kölelere, borçlulara, Allâh yolunda cihâd edenlere ve yolda kalanlara verilir. Allâh her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allâh farzlarla alakalı, zekât toplayan insanlara, kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenenlere, kölelere, borçlulara, Allâh farzlarla alakalı meseleleri Peygamberine dahi bırakmamış. En önemli zekât. Zekatın da hükmünü kendisi açıklamış. Nasıl orucun hükmünü açıklamış? Zekatın hükmünü de kendisi açıklamış. Peygamberine dahi bırakmamış bunun hükmü. Bakın, burası bunun altını çizilecek bir mesele. siz zekatı kendi kendinize ictihâd edip, bir şey yapıp böyle istediğiniz bir kimseye veremezsiniz.
Bunu Cenâb-ı Hak, Peygamberine dahi bırakmamış. Kim birincisi? Fakirler. Fakir kim? Bunlar normalde nisap miktarı kadar paraya veya mallığa malik olmayan kimseler. Nisap miktarı ne kadardı? 80 gram. Nerede var mı içimizde kuyumcu? Ne kadar 80 gram altın? 1230, 80 gramı ne yaptı? Hesapla. Abdül Latif. 100.000 lira. Bir kimsenin elinde 100.000 lira para varsa, borcu yoksa, 100.000 liralık mal varsa, ticaret malı, borcu yoksa, o kimse ne oldu? Nisap miktarı mala sahip oldu. 100.000 liradan aşağı parası varsa, malı varsa, borcu yoksa, 100.000 liradan aşağı ise, o ne oldu? Fakir oldu. O zaman birinci derecede fakirlere. Sonra miskinlere. Miskinin ne evi var ne barkı var. Hiçbir şey yok. Köprü altında yaşıyor. işi var, yok, çalışıyor, çalışmıyor.
Miskin. Bunu bir kısmı gayrimüslimlerin fakirleri olarak belirlemiş ama bu böyle kabul edenler de var, etmeyenler de var. Bunları böyle hızlı hızlı geçeceğim şimdi. Bir de zekât toplayan memurlar. Bunlar ne? İslâm Devleti’nin zekât memurları. İslâm Devleti’nin zekât memurları. Bunu da hızlı geçiyorum. Bu da çünkü bugün, şimdi açıklayacağım bunu. Bu da şu anda geçerliliği yok şu anda bunun. Dördüncüsü ne? Kalpleri İslâm’a ısındırılmak istenilen bu müellifet-ül kulub denilen kimseler.
Müellefe-i Kulûb (Kalpleri İslâm’a Isındırılmak İstenenler) — Hz. Ömer (ra) Zamanında Sahâbe İcmâ’ı ile Kaldırılması; Köle Sınıfı da Bugün Yok; Zekât Memuru da Bugün İslâm Devleti Olmadığından Yok
Bu da şu anda geçerliliğini yitirmiş vaziyette. Beşincisi ne? Köleler. Bu da şu anda geçerliliğini yitirmiş. Altıncısı ne?
Borçlular Sınıfı — Günâh İçin Borçlananlar (Kumar, Pavyon, Meyhâne) Hâriç; Topluluk Menfaati İçin, Kavminin Borcu İçin, Kefil Olup Borçlanan İçin; Hanefîlerin Eklediği: Deprem-Sel-Su Baskını-Âfat Mağdurları Bu Sınıfa Dâhil; Yolda Kalanlara Zengin de Olsa Zekât Verilebilir
Borçlular. Borçlu olanlar. Ama kim bunlar? Bir, bunlar günâh işlemek için borç edenler değil. Adam kumar oynamış, pavyona gitmiş, meyhaneye gitmiş, oraya buraya gitmiş, oralarda işini batırmış. Bu borçluya zekât geçmiyor. Bu değil. Kim o zaman borçlu? Bu borçlu, bunlar toplumun menfaati için, bir topluluğun menfaati için o topluluğa harcama yapmış, o topluluğa bir şeyler yapmaya çalışmış, o toplulukun iyiliğine koşmuş. Veyahut da birisinin iki kişinin arasını bulmuş, iki kişinin arasını bulurken kefil olmuş. Demiş ki bu adam bu parayı öder, ben kefilim. O da ödememiş. Bu sefer iki kişinin arasını bulmak için o kimse kefil olmuş, borçlanmış. Bu mesela, veya genel olarak bu, bir topluluğun, bir toplumun, bir kavmin bir işini üzerine alıp da borçlanmış kimse.
Asıl borçlular bunlar. Bir de normalde borçlulara hanefiler şunları da eklemişler. Bu günümüzde alakalı, deprem olmuş, batmış herkes. Onu da borçluların sınıfına koymuş. Su baskınız, zevzeli olmuş, bir afat olmuş. O afatla insanlar evlerini kaybetmişler, dükkanlarını kaybetmişler. Belki de borcu yok ama onu da borçlular sınıfına koymuş. Hanefîler onlara da zekât verilebilir hükmünü çıkarmışlar. Sonra Allâh yolunda cihâd edenler. Yedincisi, sekizincisine yolda kalanlar. Bir kimse hacca gidiyor, hacca giderken yolda kalıyor, parasını çaldırıyor. kervanını soyuyorlar, birbirlerine yolda kalıyor. Zengin dahi olsan ona zekât verilebilir mi? Evet. Bir kimse yolda kalıyor, arabası pert oluyor, yolda kaza yapıyor, bir şey oluyor.
Nâçar kalıyor, hiçbir şey yok. Ona da zekât orada verilir mi? Verilir.
Sekiz Sınıfın Bugünkü Tablosu — Memur, Köle, Müellefe-i Kulûb Geçersiz; Bulunabilir Olanlar: Fakirler, Miskinler, Borçlular, Yolda Kalanlar, Mücahitler; Türkiye Cumhuriyeti Lâik Hukuk Devleti Olduğundan Zekât Memuru Yok; Hz. Ömer’in İçtihâdıyla Müellefe Kapısı Kapalı
Şimdi, günümüzde bu sekiz sınıfın, ayetle sabit olan bu sekiz sınıfın dördünü bulmak mümkün. Dört tanesini. Bunlar kimler? Bunlar fakirler, miskinler, borçlular. Ondan sonra yolcular, Allâh yolunda cihâd edenler. Bu beşincisi bu ama bu cihâd edenleri ayıracağım şimdi o yüzden buraya ilave ediyorum. Ama bu dördünü hemen elinin altında bunu bulmak mümkün. Şimdi bir de mümkün olmayanlar var. Bunlar kimler? Normalde şimdi bunlar zekât memurları. bir zekât memuru bulamazsınız. İslâm devleti yok. Türkiye Cumhuriyeti layık demokratik insan haklarına saygılı hukuk devleti. İslâm devleti olmadığı için onun zekât memuru yok. Olması da mümkün değil. O yüzden bunu bulmanız mümkün değil. İkincisi ne? Köle. kölelik sistemi yok.
O yüzden kölelik sistemine göre de siz bir kimseyi bulamazsınız. Bulamayacağınız bir kimse daha var. O da ne? Örneğin kalbini İslâm’a ısındırmak. Bu Hazret-i Ömer Radiyallahu An Hazretleri zamanında iştahatta böyle o günkü sahâbelerin icmaiyle kaldırmış vaziyette. Bu böyle gayrimüslimlerin kalplerini İslâm’a ısındırma meselesi Hazret-i Ömer Efendimiz zamanında Hazret-i Ömer Efendimiz’in iştahadıyla kaldırmış. Hanefîler de zaten bu yoldan yürümüşler. Demişler ki bunlarla böyle bir şey yok. O yüzden icmaiyle ondan sonra bunu kaldırmışlar. Şimdi burada bana sorulan sual şuydu. Bunları açıkladıktan sonra. Bir, cihâd edenleri nasıl anlayacağız? Şimdi burada buraya açmak istiyorum. Kısa kısa hemen vaktinizi fazla almayacağım.
Cihâd Sınıfının Tefriki — «Fî Sebîlillâh»: 1) Devlet Eliyle Küffâra Karşı Mücâhidlik (Bugün İslâm Devleti Olmadığından Yok) 2) İlim Ehli (Yalnız Dînî İlim, Tıp-Ekonomi-İngiltere Kursu Hâriç); Dini Ayakta Tutmak İçin Mücâdele Veren Âlim-Tâlebe-Şeyhe Zekât Verilebilir; Dört Mezhebin İttifâkı
Şimdi burada Allâh yolunda fi’se bilillah diye geçer âyet-i kerimede. Fi’se bilillah Allâh yolunda cihâd edenler. Şimdi bugün dünya üzerinde benim bildiğim, benim tespitime göre bir İslâm devleti yok. İslâm devleti olmayınca bildiğimiz gazaya çıkan, mücahidlik yapan bir asker de yok. O zaman bunu da bugünkü şahadetler içerisinde arasak bulabilir miyiz? Hayır. Bu yok. Bunu genelde müfessirler, tefsirciler, fıkıhçılar bu cihâd edenleri ikiye ayırmışlar. Bir, Allâh yolunda kılıç, tüfek neyse devlet emretmiş, almış silahı, küffara karşı savaşa çıkmış. O mücâhid, böyle bir mücâhid var mı şu anda? Yok. Bir devlet eliyle, devlet eliyle küffara karşı savaşa girmiş bir İslâm devleti yok. Öyle olmayınca bunu aramanız mümkün değil.
İkinci sınıf, bu fi’se bilillah Allâh yolunda cihâd edenler. bunu da müfessirler demişler ki, alimler, ilim ehli. diyor ya bir kimse bir ilim öğrenmek için yola çıksa attığı adam da, attığı her adım da cihâd sevabı alır. Fi’se bilillah ilim ehli. Yalnız bu ilim ehli, dini ilimlerle alakalı. Bu böyle tıp öğrenmeye gidiyor. ne bileyim orada tıpçı yoksa eyvallâh. Veya hatta İngiltere’de ekonomi kurs alıyor. Bunlar değil. Bu sadece dini ayakta tutmak için. Burasını ayır dedin bakın. Dini ayakta tutmak için mücadele eden, alimi, talebesi, şeyhi. Bu konuda fi’se bilillah Allâh için dini ayakta tutma mücadelesi verenler. İki ayırdık. Bunlar zekât alabilirler mi? Evet. Bunlara zekât verilebilir mi? Evet.
Bu da normalde bütün hemen hemen dört mezhebinin dördü de bu konuda ictihâd etmişler, söylemişler. Borçluları da söyledik. Şimdi bana sorulan soru şuydu. Bir kimsenin x bir kimsede alacağı var. Bu alacağının zekatına sayabilir mi, sayamaz mı? Şimdi geçmiş derslerde ben bunu sayılabileceğini söylemiştim. Ama bu bir daha böyle gündeme geldi. Bir daha gündeme gelince bununla alakalı biraz bir çalışma yapayım dedim. Hanefîler bu konuda şöyle genel olarak hanefi maliki şafi hambeli uleması genel olarak şunu diyorlar. Diyorlar ki zekâtta temnik şartı vardır.
Alacağı Zekâta Mahsup — Temlik Şartı: «Zekât O Kimsenin Eline Geçecek»; Hanefî-Şâfi-Mâlikî-Hanbelî İttifâkı; Vekil Tâyini Çözümü: Borçluya Vekil Tâyin Et, Vekile Zekâtı Ver, Vekil Borç Olarak Geri Alır; Borçlunun Boş İstismârı Yasağı (Borç Vermeyebilir Şüphesi)
Temnik şartı şu. Bir kimse bir zekât verdi, o zekatı o kimse aldı, eline geçirdi. Bakın o eline geçirdi. Bunu hanefiler çok önemsemişler. Şafi maliki hambeli uleması da çok önemsemiş. Demiş ki sen zekatı ona vereceksin, ona temnik edeceksin, o sana tekrar borcunu öder ödemez bu ayrı bir mesele demişler. Ama sen o kimsenin zekatı onun eline vereceksin, zekatı ona vereceksin. Bu böyle mi? Evet. Buna yol göstermişler. Demişler ki birisini normalde alacağı var, alacağı olan bir kimse gitti ona, ne kadar alacağı var onda? 10.000 lira gitti, 10.000 lira ona verdi, bu benim zekatım dedi, o da aldı. Diyor ki o kimse onu geri ödesin. aldı eline geçirdi ya para, onu geri ödesin. Ama mesela bazı yerlerde de şu ibaret var.
Diyor ki o kimsenin daha fazla ihtiyacı varsa başka bir şeye, adamın karnını aç veya eşi çoluğu çocuğu aç evde öyle ya. Adam ilk önce onu mu düşünecek, sana olan borcunu mu düşünecek? Onu düşünebilir, onu vermeyebilir. Örneğin. Ve hatta adam zekatı aldı, biraz da böyle haylaz, zekât benim hakkım dedi, ben ödemek zorunda değilim borcumu, beklesin biraz da adam dedi. Vermeye de bildi. Buna bir yol bulmuşlar. Demişler ki o kimse işte birisini vekil tayin etsin. zekatımı almaya, vermeye seni vekil tayin ettim. O zaman diyor vekille de o işini halledebilir. örneğin savaşı vekil tayin etti bir kimse. Savaşta o borçunun vekili oldu ondan sonra. Ben gittim savaşa dedim ki sen örneğin, X kimsenin vekili misin?
Evet. Tamam benim ona 10.000 lira normalde zekatım al bunu. O da dedi ki senin ondan alacağın var mı? Var. Al 10.000 liraya da ben senin onun alacağını kapattım dedi. Bu da bir yol olarak Hanefîler bu yolu da çizmişler. Bu da yapılabilir mi? Evet. Bir kısmı da bunu normalde geçenlerde vefat ettiydi Şafi fıkıkçısı Kardavi, Dünya İslâm alimleri birliği başkanıydı ya. Ehli sünnet böyle o böyle enteresan günümüze ışık tutacak böyle fetvaları vardı bilhassa Şafilere karşı Şafillerin içerisinde Şafilere böyle ışık tutacak güzel fetvaları vardı Kardavi’nin. O Kardavi’nin fetvalarına bakarsanız enteresan onun fetvaları var. Onu Hayat-ı Sahabeden de dört çiftlik oradan da tanıyabilirsiniz. O diyor ki direk ondan alınma bu.
Eli dar olan bir kimsenin borcunu zekatla ödeyebileceğinden ve neticede kendisi faydalandığından alacağın zekata mahsup edilebileceği görüşündedir. Borçludaki alacaktan vazgeçmeye sadaka ismini vererek bu görüşüne Bakara ayetini delil getirir.
Bakara 280 ve Müslim Hadîsi — «Borçlu Darda İse Eli Genişleyinceye Kadar Mühlet Verin; Bağışlamanız Sizin İçin Daha Hayırlı»; Ebû Said El-Hudrî Hadîsi: Resûlullah Devrinde Meyveler Üzerinden Zarar Eden Sahâbeye Tasadduk Tavsiyesi; Kardâvî’nin (Şâfi Fıkıhçısı, Dünya İslâm Âlimleri Birliği Reisi) Fetvâsı; Şartlar: Borçlu Ödemekten Âciz, Bildirmek Şart, Borçtan Kurtulma Yarısı Kadar
Der ki Bakara 280, borçlu darda ise eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Bilmiş olasınız ki borcu, bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır. Burada borcu, bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır. Âyet-i kerimesini kendisine ölçü alır. Ve böylece bir kimsenin normalde borçluysa o alacaklı o kimseye telefonu kaldırıp veyahut da onun yüzüne ben bu senden alacağını zekatıma saydım. Senden alacağım yoktur dediği anda bu mesele biter diye normalde şey yapıyor. Ne o? Hükmediyor. Bu konuda da bir Müslüm’de geçen bir hadîs-i şerîf daha var. Resûlullâh devrinde bir adam alışveriş ettiği meyvelardan zarar ettiği, çok borçlandı. Bunu Ebu Said el-Hudri naklediyor. Biliyorsunuz o da fıkıhı kuvvetli bir şeydir, sahabelerden birisidir.
Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyuruyor ki ona tasadduk edin. ona tasadduk edin. Onun o borcunu bir şekilde tasaddukla ödemesine yardımcı olun. Ona tasadduk edin. Bu da normalde bununla alakalı bir hükümme şey oluyor, delil oluyor. Alacağın zekata mahsup edilmesinin şartlarını da oluşturmuşlar. Borçlu, borcunu ödemekten aciz olmalıdır. normalde buradaki aranan şart şu. Adam borçlu ama borcunu ödemekten aciz. nisap miktarı kadar kendisinde para, pul, mal, mülk herhangi bir şey yok. Kimi borçlu var, parası var, pulu var adam ödemiyor. O zaman ona geçmiyor bu bakın. bazı borçlular var, mesela adamın parası var, işi var, sermayesi var. İşini döndürüyor, ödemiyor. Allâh affetsin onunla alakalı ağır hadîs-i şerîfler ve fetvalar var.
O zaman bir, o kimse borcunu ödemekten aciz olacak. o kimse iflas etmiş, batmış, bir şey olmuş, fakr-ı zaruret içerisinde. Fakr-ı zaruret içindeyse o zaman alacaklı o kimsenin normalde alacağını zekata sayabilir mi? El cevap sayabilir. İkincisi, borcun zekât yerine sayıldığı kendisine bildirilmelidir. o kimseye diyecek ki ben bu borcu sana zekât yerine saydım. Senin bende çekin vardı, senin bende senedin vardı. Al kardeş şu çekini, şu senedini. Örneğin, benim sende alacağım yok. Ben bunu zekata saydım. Eyvallâh. Benim bu konuda sende alacağım kalmadı. Bakın burada o alacaklı borçlusunun yüzüne bunu söyleyecek ve diyecek ki veya adamın çok borcu var. Örneğin diyecek ki ben 50.000 lira, 10.000 lira, 20.000 lira sana zekatımdan düştüm.
Benden 20.000 lira borcun eksik. Örneğin, ona söyleyecek bunu. Ve o kimse söylenen miktar kadar borçtan kurtulmuş sayılacak. Bak söylenilen miktar kadar ama hepsi ama yarısı ne kadarsa o kadar borçtan kurtulduğunu sayacak. Diyecek ki benim 100.000 lira x kimseye borcum vardı. O kimse 50 lirasını zekata saydı. Benim ona 50 lira borcum kaldı. Bu netleşmiş olacak böylece. Fakir ve miskinlerden olmasa bile o zekât alması uygun olan borçlular sınıfından olacak. o kimse fakir değil, belki de miskin de değil ama zekât alabilirler, alabilen borçlular hükmünde olursa o yüzden o kimse buna normalde uygun olmuş oluyor. Ve fakirin zimmetinde alaca olan bir zengin bu alacağını bağışlaması halinde o mala âyet zekatını vermiş ve dolayısıyla alacak zekata sayılmış olur.
O yüzden normalde fakirde alaca olan fakirin borcunu vereceğine güvenemiyorsa güvendiği birini fakire göstererek zekatını almak ve borcunu ödemek için bunu vekil yap der. Zekatı bu vekile verir vekilde zengini geri vererek fakirin borcunu öder. Böylece hem zekât verilmiş olur hem de fakirin borcu ödenmiş olur.
Üç Yol Özeti + Deprem-Sel-Pandemi Bağlamı + En Sahih Yol — 1) Karşılıklı «Borcun Yok, Zekât Saydım»; 2) Zekâtı Ver, O Sana Borcu Geri Verir (En Sahih); 3) Vekil Üzerinden; Türkiye’nin Deprem-Sel-Pandemi-Terör Âfat Üstü Âfat Dönemi; Borçlu Ahmet’in Ölmesi Halinde Saymak Geçersiz; Hitâm — Tevhid ve El-Fâtiha
Dûr-u yektağ, mizan-ı kübra eserinden alınma bu da. Şimdi bir, ülkemizde bir deprem oldu, depremin üzerine sel felaketi oldu ve nice şehirler yerle yeksan oldu. Oraya mal satan, oraya mal veren tüccarlar, oradaki insanlar da belli bir alacakları muhakkak var. Bunları da biraz onlar için derledim, toparladım. Onlar hangi esnafın neyi, ne kadar gittirir, gitmediğini bilirler. Böylece onlara bir yol, hem aynı zamanda da bu depremzede bölgesindeki, o bölgedeki insanların da nefes almasını sağlar, rahatlamasını sağlar, psikolojik olarak biraz daha kendilerini iyi hissederler. İslâm hukukçuları bu konuda bunun fetvasını vermişler mi? Evet. Bu yol izlenebilir mi? Evet. Pandemiden çıkıldı, toplum içerisinde, insanlar zorluk yaşadılar, ticaret yapanlar, alışveriş edenler.
Bu birkaç yıldan itibaren böyle bir zorluk devam ediyor. Sadece ülkede değil bütün dünya üzerinde bu zorluk devam ediyor. Bunu sadece ülkemize atfetmek doğru değil. normalde yurtdışında da bütün dünya ülkelerinde bir ticari bir kaos, ticari bir sıkıntı var. Ekonomik bir darboğaz var. Bu ekonomik darboğazdan herkes nasibini alıyor mu? Alıyor. Müslümanlar birbirlerine yardım eden, birbirlerine destek çıkan, zor zamanlarında birbirleriyle kenetlenen bir toplumdur. O yüzden kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz. E kolaylaştıralım. Böyle etrafınızda alışveriş ettiğiniz, ne bileyim size borçlu olan bütün sadece kardeşler için değil bütün ümmet için söylüyorum. Bütün bizim Türkiye Cumhuriyeti devleti hudutlarının içerisinde yaşayan Müslümanlar için söylüyorum.
Bizim başımızdan böyle bir afat geçti. Ayrıyetten de daha öncesinden süre gelen bir ekonomik afat var. Bu ekonomik afatın üzerinde deprem afatı, onun üzerinde bir sel afatı. E bunun üzerinde daha başka, zaten bir terör afatıyla uğraşıyoruz yıllardan beri. afat afat üstüne geliyor, afat afat üstüne geliyor. Allâh’ım beterinden muhafaza eylesin. Önümüzdeki günlerde böyle çok pes pembe bir günler olarak görmüyorum ben. sıkıntıların devam edeceğini, belli problemlerin devam edeceğini, bu sıkıntılar bu problemlerin içerisinde insanların biraz daha zorluk yaşayacağına inananlardanım. O yüzden ben bu biraz kafam çok yerinde olmasa da bu birkaç günden beri kendimi toparlayabildim. Böyle yarım saat bir saat, yarım saat bir saat.
Bunları böyle biraz derledim, toparladım. Biraz böyle oruç şey olunca çok fazla da böyle bir şeyin üzerine gidemiyorsun ama bugün kendimce yeteri kadar bunları toparladığıma inandım. Aslında daha, bunları daha önce baktığım eserler vardı. Ondan sonra daha uzun bunu delillendirebilirdim. Ama birkaç Ramazan ben bunun dersini yaptıydım zaten. O yüzden şimdi de böyle dedim toparlayayım ama bu zamanda dedim bu lazım. Şimdi tekrarlıyorum. Benim ilk kimsede bir alacağım var. O alacaklı olduğum kimse nisap miktarına kadar paraya malik değil. Ben ona karşıma alıp senin bana borcun yok, ben bunu zekata saydım diyebilirim. İkincisi, ben gidip ona ne kadar benim zekatım 10 lira, 20 lira, 30 lira, 50 lira ben ona zekatı verebilirim.
O da bana benim sana borcum var deyip onu verebilir. Üçüncü yol ne? O kimseye derim ben kime güveniyorsam ben savaşa güvendim. Savaşı, zekatı almaya, vermeye, borcunu ödemeye vekil tayin et dedim. O da vekil tayin eder. O zaman savaşa derim. Savaş benim bundan şu kadar alacağım var. Ben bu kadar zekât veriyorum sana onun adına. O da bana borcu ödeyebilir. Bu üç tane yol var. Bu üç yolu da bir kimse tercih edebilir mi? Edebilir. Bunun en sahihi onu söyleyeyim de. En sahihi. Bunu bütün imamlar bu konuda ictihâd etmişler, birleşmişler. Bilhassa hanefiler. Bunun en güzel yolu şu. En güzel yolu. Benim savaşa, savaştan alacağım var. Ben gittim savaşa dedim ki savaşın da nisap miktarı kadar elinde malı yok.
Savaş al bu benim zekatım dedim. O da kalktı dedi ki al bu da benim sana olan borcum. Borcum bitti mi bitti. Bunun en sahihi bu. Bakın en sahihi bu. Karşıdaki borçluya güveniniz var ise istismar etmeyecekse, istismar etmeyecekse bunu. Bunun en sahihi bu. Burası anlaşıldı mı? Ama yok siz ona ulaşamıyorsunuz veya yakın dairenizde değil ne bileyim uzakta veyahut da bu adam bunu istismar eder mi? Eder. Bunu istismar edebilir mi? Edebilir. Böyle bir şüpheniz var ise o zaman kardeş selamünaleyküm aleyküm selâm. Ben senden şu kadar alacağım vardı. Ben o alacağımın şu kadarını, örneğin adamın alacağı çok da olabilir. Şu kadarını ben zekata saydım o kadarlık senin çekin de gönderiyorum. Mesela çeki varsa veyahut da senedi varsa.
Hanefîler bunu biraz böyle ticaretin dışına da çıkarmışlar. demişler ki adam ticareten değil de elden borç aldı. ben dedim ki savaş bana 100 bin lira verebilir misin? Verebilirim dedi. Savaş bana 100 bin lirayı verdi. Ticaret değil bu. böyle bir elden borç alacak. Ondan sonra ben ödeyemedim. Ben ödeyemeyince savaş bana dedi ki 100 bin lira sana zekatıma saydım. Ben de 100 bin lirayı ondan sonra savaşa verdim. En ideali bu. Bakın ticarette alakalı olanlarda böyle biraz şer düşmüşler. ticaretle alakalı olanlara. Ama sonuç olarak o da borçlu, o da borçlular sınıfında konularıktı. Bunun da iştahadını vermişler mi? Vermişler. Kardavinin de iştahadı bu konuda açık mı? Açık. Sonradan gelen ulema da bu konuda açmış mı bu meseleyi?
Açmış. Bu mesele bu kadarlık yetsin. Bu konuda inceleyip araştırma yapmak isteyenler inceleyip araştırma yapabilirler. Bu mevzuda da söyleyeceğim konuşacağım bu kadar. İnşâallâh anlaşılmıştır bu mesele. Evet Ahmet. Öldü. Bitti. Bitti. Sayamıyorsun. Borçlu öldü o. Onu sayamıyorsun. Ölmüş çünkü. Temlik söz konusu ya. Temlik o adamın eline geçiyor o. Normalde veyahut da borçluydu. Temlik etti sayıyor onu. Sayıyor onu. Ona karşısında duruyor çünkü o. Bu konuyla alakalı sormak isteyen? O kadarını yapacaksın. Evet. Efdâlü’z-Zikr Lâ ilâhe illâllah. El Fâtihâ. Âmîn Destûr.
KAYNAKÇA
- Bakara 2/184 — «Eyyâmen ma’dûdât, fe men kâne minkum marîdan ev ‘alâ seferin fe ‘iddetun min eyyâmin uhar; ve ‘ale’llezîne yutîkûnehû fidyetun ta‘âmu miskîn; femen tatavva‘a hayran fe huve hayrun lehû; ve en tasûmû hayrun lekum in kuntum ta‘lemûn». Tefsîrler: Taberî Câmi‘u’l-Beyân; Râzî Mefâtîhu’l-Gayb; Kurtubî el-Câmi‘; İbn Kesîr Tefsîr; Beyzâvî Envâru’t-Tenzîl. Hasta-sefer ruhsatları ve fidye hükmü.
- Bakara 2/183 — «Sizden öncekilere yazıldığı gibi oruç size de yazıldı, umulur ki takvâya erersiniz». Geçmiş ümmetlerden farklı olarak Ramazan’ın sayılı günler olarak tahsîsi; takvâ amacı.
- Bakara 2/280 — «Ve in kâne zû ‘usratin fe nazıratun ilâ meysarah; ve en tesaddekû hayrun lekum in kuntum ta‘lemûn» — Borçlu darda ise eli genişleyinceye kadar mühlet, bağışlamak daha hayırlıdır. Hanefîlerin tasadduk-zekât kıyâsı için temel âyet.
- Tevbe 9/60 — Zekâtın Sekiz Sınıfı — «İnneme’s-sadakâtu li’l-fukarâ’i ve’l-mesâkîni ve’l-‘âmilîne ‘aleyhâ ve’l-mu’ellefeti kulûbuhum ve fi’r-rikâbi ve’l-ğârimîne ve fî sebîli’llâhi ve’bni’s-sebîl». İmâm Şâfi’î el-Ümm II (Kitâbu’z-Zekât); Cessâs Ahkâmu’l-Kur’ân; Kâsânî Bedâi‘; İbn Rüşd Bidâyetu’l-Müctehid: zekâtın sekiz sınıfının fıkhî tafsîli.
- Hz. Ömer’in Müellefe-i Kulûb İcmâ’ı — Cessâs Ahkâmu’l-Kur’ân; Serahsî el-Mebsût; İbn Kudâme el-Muğnî: Hz. Ömer’in Hilafeti döneminde sahâbe icmâ’ıyla müellefe-i kulûb sınıfının zekât hak edişinin kaldırılması; Hanefî, Mâlikî bu içtihâdı sürdürdüler, Şâfiî-Hanbelî bir kısmı muhalif.
- Cinsel İlişkide 61 Gün Kefâret Hadîsi — Buhârî Savm 30, Hibe 20; Müslim Sıyâm 81; Mâlik Muvatta Sıyâm 28; Ebû Dâvûd Savm 37: Ebû Hureyre’den; «Yandım Yâ Resûlallah, Helâk Oldum». Mufassal kefâret silsilesi: bir köle azat, gücü yetmezse iki ay peşpeşe oruç, gücü yetmezse 60 fakirin doyurulması.
- Diyânet’in Fidye Hesabı — Diyânet İşleri Başkanlığı Mukaddes Aylar Rehberi (her yıl güncellenir); Hanefî sınırı (sadakatu’l-fıtr nisâbı 1.75 kg buğday veya kıymeti); Şâfi’î hesabı (1 mudd ≈ 685 gr buğday). Mustafa Efendi’nin tercihi: «yediğin günlük yemeğin bedelinden hesapla» (cömertlik yönü).
- Zekâtta Temlîk Şartı — Serahsî el-Mebsût II/152 (Bâbu’z-Zekât); Kâsânî Bedâi‘u’s-Sanâ‘i II; İbn Âbidîn Reddu’l-Muhtâr; İmâm Şâfi’î el-Ümm; İbn Kudâme el-Muğnî: «Zekât-ı Şartı temlîk-i ‘ayni’l-mâli min mahalli mahsûsı» — Zekâtın temliki şartı, alacaklının (zekât veren) malı zekât müstahakkına mülkiyet olarak vermesi.
- Alacağı Zekâta Mahsup — Hanefî Cevâzı — Kâsânî Bedâi‘ II/47; Zeyla’î Tebyînu’l-Hakâik I; Dûr al-Yetkâ Mîzânu’l-Kübrâ (sohbette zikredilen): Borçluda alacaklının vekil tâyini çözümü. Maliki ve Hanbelî de benzer cevâzı vermiş.
- Yûsuf el-Kardâvî Fetvâsı — Yûsuf el-Kardâvî (ö. 1444/2022, Mısır), Fıkhu’z-Zekât 2 cilt (1393/1973); Fetâvâ Mu‘âsırah. Eli dar olan borçluya alacağın zekât olarak mahsup edilebileceği fetvâsı; Bakara 280’in tasadduk delili olarak istidlâli; Şâfi’î fıkhından çıkmış olmasına rağmen ehl-i sünnet umûmuna ışık tutan içtihâdları.
- Ebû Saîd el-Hudrî Hadîsi — Müslim Müsâkât 18; Ebû Dâvûd Buyu‘ 60; Tirmizî Buyu‘ 30; Nesâî Buyu‘ 96: «Resûlullah devrinde bir adam aldığı meyvelerden zarar etti, çok borçlandı; Allah Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem ‘ona tasadduk edin’ buyurdu». Borçluya tasadduk-zekât akışı için temel hadis.
- Sefer Mesafesi (80 km) — Hanefî mezhebi 18 fersah ≈ 18 × 5.45 = ~98 km, gücü-i mefhûm olarak yaklaşık 80-90 km tarîfi; İmâm Mâlik 4 berîd; İmâm Şâfi’î ve Hanbelî 4 berîd ≈ 88 km. Detay: Mergınânî el-Hidâye; Kâsânî Bedâi‘; İbn Âbidîn Reddu’l-Muhtâr (Bâbu’s-Salâti’l-Müsâfir).
- Hamile-Emzikli Kadın Ruhsatı — Ebû Dâvûd Savm 41; Tirmizî Savm 21; Nesâî Sıyâm 50: Enes b. Mâlik el-Ka’bî rivâyeti — «Allah seferî için orucun yarısını, hamile ve emzikli için de orucu kaldırmıştır». Hanefîlerde her iki kadın için kazâ vâcip, fidye lâzım değil; Şâfi’î’de hamile çocuğu için endişe varsa hem kazâ hem fidye.
- «Allah Zâlim Değil» İlkesi — Bakara 2/286: «Lâ yukellifu’llâhu nefsen illâ vus‘ahâ»; Hac 22/78: «Mâ ce‘ale ‘aleykum fi’d-dîni min harac». Allah Resûlü’nün «Bu din kolaylık dinidir» hadîsi (Buhârî Îmân 29; Nesâî Îmân 28). Ruhsat-rüxsat fıkhının akîdî temeli.
- Sufî Azîmet Tercihi — Ebû Tâlib el-Mekkî Kûtu’l-Kulûb; Kuşayrî er-Risâle (Bâbu’r-Ruhsa ve’l-‘Azîme); İmâm Gazâlî İhyâ III. Sufî adâbı: Ruhsattan azîmete kaçmak, fıkhî izin olduğu halde Allah için en faziletli yolu seçmek; «Nefsi kaçkınlığa alıştırmama» edebi.
- Borçluyu Zekâtla İhyâ — Hanefî Hilâl-Sel Genişlemesi — İbn Âbidîn Reddu’l-Muhtâr (Mes’ele: el-Ğârimûn); Mecelle Mukaddimesi: «Ezmâ-nın değişmesiyle hükümler de değişir». Modern Hanefî müelliflerinden Vehbe Zuhaylî el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletuhû II: Deprem, sel, doğal âfat mağdurlarının ğârimîn (borçlular) sınıfında değerlendirilmesi.
- «Fî Sebîlillâh» İlim Ehli Sınıfı — İbn Hacer Fethu’l-Bârî III; Nevevî el-Mecmû‘ VI: «Fî sebîlillâh kapsamında ilim talebesi de düşünülmüştür, çünkü ilim cihâdın aslıdır»; Vehbe Zuhaylî el-Fıkhu’l-İslâmî: «Bugün ilm-i şer’î tahsil edenler, dînî ilim talebeleri, Kur’ân-Sünnet’i savunan âlim ve dâvetçiler bu sınıftadır». Tıp, ekonomi, lisans gibi dünyevî tahsiller bu kategoriye girmez (Allah rızâsı için ihtisâs olmadığı sürece).
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Nefs, Sünnet, Şeyh, Silsile, Şükür, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı