Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #74 — Mesnevî 1586. Beyit: Tâcir-Hindistan Dudusu, «Cisimleri İki Canları Bir»; Dil = Çakmak Taşı/Demir Metaforu, Dil İmtihanının Cennete-Cehenneme Bir Adımlık Mesafesi, Karanlığa Konuşmak ve Topluluk Analizi, Enel Hak’ı Ulu Orta Sormanın Cehâleti, Henüz Namaz Bilmeyene Şeyh Sevgisi Anlatma Yasağı, Müslüman’ın Dilinden Emniyet, Zâlim Dilin Şehit Kanı Üzerinden Siyâseti, Terör Destekçisi Hangi Etikette Olursa Olsun Lânet ve «Söz Bir Âlemi Yıkar, Ölmüş Tilkileri Aslan Eder»

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #74 — Mesnevî 1586. Beyit: Tâcir-Hindistan…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Table of Contents

Açılış — Eûzu-Besmele, Tevhid (Eftalu’z-Zikri Lâ İlâhe İllâ’llâh), Selâm ve Hayırlı Niyâzı; Ülkeye Kur’ân-Sünnet’le Yönetim, Terörden ve Anarşiden Muhâfaza, Kur’ân-Sünnet’e Sımsıkı Yapışma Duâsı; Geçen Hafta Mesnevî 1586’dan Devam Çağrısı

Eruzübillahimineşşeytanirracim Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftale zikir falemennehu. La ilâhe illallah. Hak Muhammedün Resûlullâh cemiyen el-Biyâi vel-Mürselin velhamdülillahi Rabbil-Âlimîn. Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsık yapışanlardan eylesin. Rabbim Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin yaşanması için, yaşatılması için mücadele eden kullarından eylesin.

Rabbim dini mübini İslam’ı ayakta tutacak kullarından eylesin. Rabbim ülkemize, memleketimize, ümmet-i Muhammed’e faydalı olacak insanlar başımıza tesis eylesin. Rabbim terörden uzak, her türlü anarşiden uzak, her türlü sıkıntılardan uzak ülke eylesin. Ülkemizi her türlü sıkıntıdan muhafaza eylesin. Her türlü afattan muhafaza eylesin. Her türlü afattan muhafaza eylesin. Her türlü afattan muhafaza eylesin. Rabbim ülkemizi yönetecek olanları Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye uygun hale getirsin. Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye uygun bir şekilde bir yönetim tesis eylesin. Âmîn diyen dillerimizi, Nâr-ı Cehennem’den azad eylesin. Kaldığımız yerden devam ediyoruz, 1586’dan.


Mesnevî 1586. Beyit Konusu — Tâcir-Hindistan Dudusu Hikâyesinin Geri Dönüşü; Tâcirin Hindistan Uçlarında Karşılaştığı Birkaç Dudu; Atını Durdurup Selâmı ve Emanet Sözleri Söylemesi; Bir Dudunun Hayli Titreyip Düşüp Ölmesi; Tâcirin Pişmanlığı: «Bu Dudunun Akrabasıdır»

Hani bir tacir vardı, Hindistan’a doğru yola gidecekti. Hindistan’a doğru yola çıkarken de onun bir dudu kuşu vardı. Dûdû kuşuna Hindistan’a gitmek için helallık aldı. bir isteğin var mı dedi. O da dedi ki benim oradaki dostlarıma benden selam götür, benim halimi, ahvalimi onlara anlat demişti. Sonra araya Hz. Pir başka mevzu katmıştı malum. O mevzuyu kattıktan sonra dedi ki ondan sonra tacir meselesine geri dönelim tekrar dedi. Evet, tacirin Kır’da Hindistan dudularını görüp onlara dudusundan haber götürmesi konu başlıyor bu. Hindistan uçlarına uğranınca tacir, Kır’da birkaç dudu gördü. Bu bizim dudi kuşu derler eskiler. Bizde papağan gibi konuşmasını öğretiyorlar ya. Bunun bugünkü o kuşun karşılığı papağan.

Atını durdurup seslendi. Dudunun selamını ve kendisine emanet ettiği sözleri söyledi. O dudulardan birisi bir hayli titredi ve düşüp öldü, nefesi kesildi. o tacir evinde beslediği kafesinde beslediği dudunun söyledikleri vardı. hani diyordu ya hatırlayın ben kafesliyim siz özgürsünüz. Ben burada mahpus gibiyim. Ondan sonra siz orada tabircay ise hür bir şekilde gidiyorsunuz diye sözlerini onu aktardı. O dudu kendi halini ona aktarınca dudulardan birisi titreyip orada can verdi veya can verir gibi yaptı. Öyle söyleyelim. Tacir bu haberi verdiğinden dolayı pişman oldu. Dedi ki bir cana kıydım. Bu dudu olsa olsa o duducağızın akrabası olacak.


«Cisimleri İki, Canları Bir» — Akrabalar Arasında Kan Bağı ile Acının Bir Tek Hissedilmesi; Allah Resûlü’nün «Ümmet Bir Vücut Gibidir» Hadîsi; Modern Ümmette Bu Hâlin Kaybı: 200 Yıllık Aşırı Irkçılık + 100 Yıllık Bireyselcilik; «Komşusu Aç İken Tok Yatan Bizden Değildir» Hadîsinin Yalnız Yemeğe Bağlı Anlaşılması Hatası; Sufî Fenâ fi’d-Dervîş — Şeyhte Fânî Olmadan Önce Dervişte Fânî Olma

Galiba bunların cisimleri iki canları bir. bunlar iki tane ayrı dudu kuşu ama akraba aynı kavimden birbirlerine kan bağı var ki bunların canları bir gibi. bunu böyle öyle ümmet kalmadı da Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri diyor ya ümmet bir vücut gibidir. Bir tarafında bir ağrı varsa bütün vücut ağrıyı hisseder diyor. Bütün vücut o ağrıyı çeker ümmet de böyledir diyor. Tabi ümmetin bu hali kalmadı şimdi. bırakın ümmeti milletin dahi böyle bir hali kalmadı. Bıraktık. Akrabaların arasında dahi böyle bir hal yok. Bıraktık. Ailenin içerisinde dahi böyle bir hal yok. Ailede birisi rahatsız olsa herkes rahatsız olmuş gibi olmuyor. bu bizim iyice Kur’ân Sünnet ahlakından, duygusundan uzak olmamızla alakalı.

Allâh bizi affetsin. Oysa diyor ya Hadîs-i Şerîf’te de Âyet-i Kerîme’de de ancak müminler kardeştir. Ama o kardeşliği ne yazık ki tesis edemiyoruz. Ümmet-i Muhammed’in en büyük eksikliklerinden birisi bu. Bu işin içerisine dünya giriyor, hırs giriyor, mal giriyor, kadın giriyor, makam giriyor. Bu kardeşlik tesis olmuyor. Bu böyle birbirlerini Allâh için sevme, birbirlerini Allâh için yardım etme, birbirinin Allâh için koluna girme, birbirine Allâh için destek olma, acısını paylaşma, sevincini paylaşma. Bu ne yazık ki ümmetin içerisinde bu hız da yok oluyor ve yok olmaya da devam ediyor. bir şey durur, ümit var olursun durduğunda. Dersin ki tamam bundan sonra ime geri dönecek. bu hal ortadan kalkacak ama ne yazık ki ümmetin içerisinde bu hal ortadan kalkmıyor.

Ümmetin içerisine bir aşırı derecede bir ırkçılık koydular. Aşırı derecede bir ırkçılık koydular. O ırkçılık 200 yıldan beri ümmeti kemiriyor. Şu anda bu 100 yılda da bu yetmedi bir de bireyselciliği koydular. Şimdi o bireyselciliği de koyunca artık ümmetin hepsi de hemen hemen bireysel düşünmeye başladı. hadîs-i şerifte güzel, edebiyatta güzel, komşusu açken tok yatan bizden değildir. Hiç kimsenin umurunda değil şu anda. böyle bir şey yok. Burada açken tok yatan bizden değildir dediği sadece yemeye bizi bağlıyoruz. bu ne demek biliyor musunuz? Komşunun bir derdi var iken sen o dertle dertlenmiyorsan sen bizden değilsin. İlla ki aç olması şart değil burada. Veya bir derviş kardeşinin bir derdi varken sen o dertle dertlenmiyorsan senin dervişliğin problem. sufilerde önce bir dervişte olma vardır ya sufilerde bir dervişte olma vardır ya sufi kardeşinde fâni olma. şeyhten önce o gelir.

Şeyhte fâni olmadan önce dervişte fâni olma. Bu ne? Derviş kardeşinin canı yanınca senin de canın yanacak. Derviş kardeşinde bir sıkıntı varsa sen de o sıkıntıdan elem duyacaksın. diyor ki burada cisimleri iki, canları bir. Dodo’yla alakalı. cisimleri iki. ikisi ayrı yerlerde. İkisi ayrı yerlerde olmasına rağmen birisinin acısını çekti. O da düştü öldü. Diğerinin acısını çekti. Ayrı yerlerde diğerinin acısını çekmek. Bu büyük bir mesele. Bunu ümmet ne yazık ki kaybetti. Allâh bir zaferi verir. Ne yazık ki kaybetti. Allâh bizi affetsin.


Tâcirin Pişmanlığı — «Bir Cana Kıydım»; «Biri İçer Biri Bakar Kıyâmet Ondan Koparmış»; Mustafa Efendi’nin Şeker Hastalığı Sebebiyle Ağız-Damak Kuruluğu Özrü ve Helâl Niyâzı; Yaşın 62’ye Geçmesinin Ramazân’da Hissedilmesi

Bu işi neye yaptım? O haberi niye verdim? Bu münasabetsiz sözle bir çareyi yaktım, yandırdım dedi tacir. dedi ki ben ne ama bu sözü söyledim? onun canına gitmesine sebep oldum. Biri içer biri bakar kıyamet ondan koparmış. Ama ben mahzurum şeker hastasıyım ya. O yüzden dilim damağım kuruyor. Hakkınızı helal edin. İsteyen helal etmeyecek olan varsa da söylesin. Bizim artık yaşta geçiyor. Şeker dolunca biraz böyle dil damağ kuruyor konuşurken. Hakkınızı helal edin inşallah.


Dil = Çakmak Taşı + Çakmak Demiri Metaforu — Eskilerin Ateşi Yakmak İçin Kıvılcım Çıkardığı Doğal Taş ve Demir; Çakmak Sosyolojisi (Cigara İçenler Bilir); Dil Doğru Yerde Kullanılmazsa Sözlerle Yangın Çıkarır; Mesnevî 1587: «Mânâsız Yere Çakmak Taşıyla Demirini Birbirine Vurma»

Bu dil çakmak taşıyla çakmak demiri gibidir. Dilden çıkan da ateşe benzer. Manasız yere gâh hikaye yoluyla Gâh laf olsun diye çakmak taşıyla demirini birbirine vurma. Çakmak taşıyla çakmak demiri. Önceden bir şeyi yakmak için eskiler çakmak taşı dediğimiz yine doğadan taşlardan oluşan bir taş var. Yine bir çakmak demiri denilen ayrı bir demir var. Onun üzerine böyle vurunca bu kıvılcım çıkarıyor. Kıvılcım çıkarınca da onunla bir şeyi tutuşturuyorsunuz. Onunla bir şeyi yakıyorsunuz. Bir ara böyle şeyler de vardı çakmaklar vardı. Ucunda küçücük bir çakmak taşı vardı incecik. Ondan sonra böyle çakmağın başında yuvarlak bir şey vardı. Vuruyordun kıvılcım çıkarıp yakıyordu çakmak. Hâlâ da aynı mı çakmaklar?

Efendim? Şimdi manyat olur demek ki. Çakmak taşı, çakmağın bilenler elini kaldırsın. Büyük bir çoğunluğu cigara içmiş demek ki. Erkekler ancak onlar bilirler. Demek ki kullanmış onlar çakmak taşı. Çakmaklar önceden onlar benzinliydi. Ondan sonra gazlığa çevrildi. Evet, çakmak taşıyla çakmak demiri, dili ona benzetiyor.


Dilden Çıkan Ateş — Hem Sahibini Yakar, Hem Gittiği Yeri Yakar; Dil Hem En Büyük Belâ, Hem En Büyük Kıymet; «Bir Adım Cennete Kalmıştı, Söylediği Bir Söz Yüzünden Cehenneme Gitti» Hadîsi; «Dilini Koruyan Dînini Korur»; İslâm Olduğu Yerde Durur, Müslümanlar Bozulup Dağılır — Sebep Müslüman’ın Aymazlığı, Dini Yaşamaması, Öğrenmemesi

Dil doğru yerde kullanılmazsa sözler o yangın çıkarıyor. bir şeyi yakıyor. Dilden çıkan da ateşe benzer. Dilden çıkan da ateşe benziyor. Oteş hem sahibini yakıyor hem de gittiği yeri yakıyor. Dil öyle bir bu manada imtihan manasında bela bir şey. Dil kadar insanın başına bela başka bir şey yoktur. Bakın dil kadar büyük insanoğlunun başına büyük bir bela yoktur. Dil kadar da insanın kıymetlerinden bir şey yoktur. Dil hem insanı kıymetsiz eder alaşağı eder, dil hem de insanı kıymetli eder. Dil hem bir toplumu yakar ateşe verir hem de bir toplumun kurtuluşuna sebep olur. Dil öyle bir şeyler. manasız yere gâh hikâye yoluyla gâh laf olsun diye çakmak taşıyla demirini birbirine vurma. dilini doğru yerde doğru bir şekilde kullan. hadîs-i şerîf var ya kul diyor cennete bir adım kaldı bir kulaç kaldı.

Söylediği bir şey yüzünden cehenneme gitti. Söylediği bir söz yüzünden. Kul diyor cehenneme girecekti bir adım kaldı. Söylediği bir söz yüzünden o diyor cennete gitti. Dil bu kadar çok önemli. bu fakir derim ya dilini koruyan imanını korudu, dinini korudu. Dilini korursan dinini korucağın. Dilini korumadın dinini de koruyamadın kendi dinini. İslam’a kimse bir zarar veremez. İslam İslam’dır orada durur. Müslümanlar bozulurlar dağılırlar batarlar. Bunun dinle alakası yoktur. Müslümanın kendi aymazlığıdır. Müslümanın kendi anlamadığıdır. Müslümanın kendi dinini yaşamadığıdır. Müslümanın kendisinin dinini öğrenmediğidir. Sorumlusu Müslüman’dır. Bu batış ve çıkışlardan. Din, Kur’ân ve Sünnet orada durur.

Sen onu alır, onunla amel edersen kurtuluşa erersin. Sen onun dediklerini yerine getirirse bir toplum, toplum olarak kurtuluşa erer. Bir toplum harfiye dinini iyi anladı, yaşadı ve yaşattı. Devlet bazında, millet bazında yükselir. Yok anlamadı, yaşamadı, batar. Basit. Sen dinin hükümlerini kendince anlayıp, idrak edip hayatına adapt edersen kurtuluşa erersin. Bunda dinin bir şeyi yoktur, dahli yoktur yani. Bunun gibi o dille, dilini korursan sen kendi dinini de korursun. Dilini korumazsan sen dinini de koruyamazsın, kendini de koruyamazsın. Dil çünkü. O yüzden Cenâb-ı Hak birinci derecede insanları yarattı ve insanı yaratınca da insana bir dil verdi. O dilin arkasına akıl verdi. O dil ve akılla insanlar anlamayı ve anlatmayı sağladı Cenâb-ı Hak insanların üzerinde.

İnsan aklıyla anladı, diliyle anlattı anladığını. Ve bunu yaratan kim? Allâh. Bakın tekrar söylüyorum. Aklıyla anladı, anladığını diliyle anlattı. Bu Cenâb-ı Hak’ın insanların üzerine vermiş olduğu bir fıtrat. Bu bütün insanların üzerinde var. O zaman anladığını anlatan ne? Dil. Bakın anladığını anlatan ne? Dil. Dil gördüğünü idrak edip akılla anlattıran ne? Dil. Duyduğunu akıl üzerinden idrak ettirip akıl üzerinden idrak ediyor. Ve bu duyduğunu aktaran ne? Dil. Dil bu kadar önemli. Ama bu dil sonuçta ya kalbe bağlı ya da akla bağlı.


Akıl-Kalb-Nefis-Dil Mekanizması — Allah İnsanı Yarattı, Dile + Akla Verdi; Akıl Anlar, Dil Anladığını Anlatır; Akıl Kalbden Beslenirse İlmi Anlatır, Nefisten Beslenirse Yanlış Söze Döner; Allah’tan Korkup Kur’ân-Sünnet Hudûdunda Konuşan Doğru Sözlü, Hudûddan Çıkan Cehenneme Sürüklenir

Sonuç itibarıyla akıl eğer kalpten beslenirse, kalpten beslenmiş olduğu ilmi dile döküp anlattı. Ya da nefisten beslendi. Nefisten beslenince yine akıl onu dile döndürüp aktardı. dil o yüzden ya Allâh’ın emirlerini yerine getirip, sünnet seni tabi olup doğru söz söyledi. Ya da Kur’ân ve sünnete tabi olmayıp doğru sözün zıt anlamı yanlış söz, yanlış kelimeler, cümleler ya da yanlış şey söyledi. Ama burada eğer ki bir kimse Allâh’tan korkar, Allâh’ın hukuku içerisinde durur, Kur’ân ve sünnet tarihisinde konuşursa o doğru sözlü oldu. Eğer Allâh’tan korkmaz Kur’ân sünnet tarihisinde kalmaz da az önce pirin dediği gibi manasız bir şekilde konuştu, bu sefer onun konuştu, yangın çıkardı. Dil onu cehenneme sürükledi.

Bakın dil onu cehenneme sürükledi. Dil ya onu cennete sürükledi, sıratı müstakime götürdü. Dil ya da onu cehenneme götürdü. Allâh muhâfaza eylesin. Hidayetten uzaklaştı. Çünkü bazen insanlar genel olarak bir şeyin nereye gittiğini, manasının ne olduğunu, ne tarafa doğru konuştuğunun farkına varmaz. Allâh muhâfaza eylesin. O cehennemlik amele onu götürür. Ama insan vardır, ne konuştuğunun farkındadır, bilincindedir. O farkında ve bilincinde olan kimse doğru sözlü olur, o dil onu cennete götürür. Bir hadîs-i şerîf var, Bab-ül Fiten’de geçer.


Buhârî Bâb-ül-Fiten Hadîsi — Âhir Zamanda Belâgatleriyle İnsanları Cehenneme Götüren Dilciler vs Belâgatsız Hakîkati Konuşan Dilciler; Müslim & Buhârî: «Kul Mânâsını Düşünmeden ve Sonucundan Korkmadan Bir Söz Söyler de Doğu-Batı Arasından Daha Uzak Cehenneme İner»; Tirmizî Hadîsi: «Sabaha Erince Bütün Âzâlar Dile ‹Bizim Hakkımızda Allah’tan Kork› Diye Yalvarır»; «Ya Hayır Söyle ya Sus»

Ben Buhari’de okuduydum, öyle hatırlıyorum. Ahir zamanında öyle insanlar çıkar, belagatlarıyla, dilleriyle etrafındaki insanları komple cehenneme götürürlüyor. Öyle insanlar çıkar, onlar belagatsızdır. Çok böyle insanları etkilemek amacıyla belagatlı konuşmayı tercih etmezler. Ama onlar da diyor insanları cennete gitmesine vesile olur. Şimdi dil var, süslü konuşur. Süslü konuşarak insanları aldatır. Dil vardır, süslü konuşmuyordur ama hakikati konuşuyordur. O insanları cennete doğru sürükler. Burada insanın nereye insanları topladığı, çağırdığı önemlidir. Ya dil cennete çalışıyordur ya da dil cehenneme çalışıyordur. Allâh muhâfaza eylesin. Buhari’de Müslüm’de geçer hadîs-i şerîf. Kul manasını düşünmeden ve sonucundan korkmadan bir söz söyler.

Halbuki bu söz sebebiyle doğuyla batı arasından daha uzak bir mesafede cehenneme iner. Demek ki hadîs-i şerîf dedi ya az önce manasız yere gah hikaye yoluyla gah laf olsun diye çakmak taşıyla demiri birbirine vurma diyordu. Hadis-i şerif dedi diyor ki manasını ve sonucunu düşünmeden bir söz söyler. O söz onu ne yapar? Cehenneme doğru yol aldırır. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden söz vardır insanı cehennemlik ede, söz vardır insanı cennetlik ede. Söz vardır insanı Allâh’a yaklaştıra, söz vardır insanı Allâh’tan uzaklaştıra. O zaman sözümüze dilimize dikkat edeceğiz. Allâh muhâfaza eylesin inşallah. Yine hadîs-i şerifte trimizi de geçiyor. Ademoğlu sabaha erdi mi bütün azaları dile temana edip bizim hakkımızda Allâh’tan kork.

Zira biz sana tabiyiz sen istikamette olursan biz de istikamette oluruz diye sen sapıtırsan biz de sapıtırız diye dua ederler. Şimdi dil bu kadar önemli Allâh muhâfaza eylesin. Günay kebailerin insan vücudundaki günay kebailerin en önemli organlarından birisi dil. Dili korumak gerekir. Allâh bizi dilini koruyanlardan eylesin inşallah. Bir de dil vardır mesela. Kur’ân’ı inkar ediyor. Kur’ân’daki ayetleri inkar ediyor. Sünnet seni inkar ediyor. Mezhepleri inkar ediyor. Dil var. Kur’ân’ı anlatıyor. Sünnet seni anlatıyor. Mezhepleri anlatıyor. Bakın ikisi de dil. Allâh bizim dilimizi hayra çevirdiklerinden eylesin. Hadis-i şerif ne diyor? Ya hayır söyle ya da sus. Bu hadîs-i şerîfi bütün ümmeti Muhammed ezberinden biliyor da uygulamıyor.

Bütün ümmet biliyor bu sözü. Ya hayır söyle ya sus. Bütün ümmet biliyor. Ama ne yazık ki uygulamıyor.


Ramazân’da Dilin Muhâfazası — Orucun Sevâbının Korunması; Gıybet, Dedikodu, İftirâ, Kötü Söz, Boş Söz, Hevâ-Heves Sözü, Nefsâniyet Sözü, Kur’ân-Sünnet’e Aykırı Sözden Dili Korumak

Ramazan mübarek günde dilimizi korursak orucumuzu da koracağız. Dilimizi gıybetten, dedikodudan, iftiradan, kötü sözden korumamız gerekiyor. Yoksa orucun sevabı alıp götürecek. Orucun tecelliyatını alacak götürecek. Dili koruduk mu bu önemli. Eğer orucun sevabını korumak muhafaza etmek istiyorsak dilimizi muhafaza edeceğiz. Rabb’imizi muhafaza eylesin inşallah. Boş sözlerden, hevâ-hevs sözlerden, nefsaniyet sözlerden, Kur’ân ve sünnet-i aykırı sözlerden dilimizi koruyacağız inşallah.


Karanlığa-Pamuk Dolu Ortalığa Söz Atmak — Topluluk Analizi: Fıtrat-Tabiat-Karakter-Anlama-İdrâk-İstidat Hepsi Farklı; Konuşmacı Sözünü Tartmalı; Doğruyu Doğru Dille Anlatmıyorsan «Asıl Câhil Sensin»; Yazarlık-Konuşmacılık Tefriki: Bazıları Yazılarda Muhteşem ama Televizyonda Baltayı Taşa Vurur — Kendi Alanını Bilmek

Zira ortalık karanlıktır. Her taraf pamuk dolu. Kıvılcım arasında kıvılcım nasıl durur? burada bir sohbet ediyoruz şimdi. Burada sohbet ederken herkesin fıtratı, tabiatı, karakteri, anlaması, idrak etmesi, anlaması, idrak etmesi hepsi de farklı farklı. Burada şimdi bay bayan herkes sohbet dinliyor. Herkesin istidadı da farklı burada. Bakın fıtratı farklı, istidadı farklı. Meçhul, karanlık. O konuşana bakış açısı da farklı. Herkesin bir konuşan var, sözü söyleyen var, bir de dinleyenler var. sözü söyleyen kimse sözünü tartarak söylemeli. Sebep bu bakış açısıyla karanlığa meçhule söylüyor çünkü. Karşıdaki kimsenin algısı ne? Karşıdaki kimse o gün ne yaşadı? Dine bakış açısı, dindarlara bakış açısı, sufiliye bakış açısı, şeyhe bakış açısı, sufili içindeki hal ve hareketlere bakış açısı.

Baktığınızda aslında her konuşmacı, her söz söyleyen bilhassa topluma hitap ediyorsa karanlığa konuşuyor, meçhule konuşuyor. Çünkü karşısındaki topluluğun algı seviyesi, anlama seviyesi, idrak seviyesi, istidat seviyesi hepsi de birbirlerinden farklı. Geldikleri kültür, yaşadıkları ortam, anlayış seviyesi birbirlerinden farklı. Kafalarının, akıllarının idrak mekanizmaları da farklı. Birisi matematik kafalı, birisi edebiyat kafalı, birisi felsefe kafalı, birisi direkt böyle realist akılcı ayağı yere basan maddeci kafalı. Biz şimdi normalde bir kimse bunları konuşurken, orta yere sohbet ederken, o sohbet eden de bu anlayış, bu idrak var mı yok mu? nerede ne konuşulacağını, nereden bir meselenin nasıl anlatılması gerektiğinin bilincinde mi?

Veya karşısındaki kimselerin algı kabiliyetlerini, istidat kabiliyetlerini analiz edebilecek noktada mı, değil mi? Bakın bunlar o kadar ince meseleler ki siz bir doğruyu doğru bir dille veya siz bir doğruyu karşıdakinlerin anlayabileceği bir dille anlatmıyorsanız, asıl cahil olan sizsiniz. Sebeb, e sen halkın anlamayacağı, insanların anlayamayacağı bir dille anlattın. Karşındakini analiz etmekten, karşındaki seviyeyi bu noktada idrak etmekten sen de uzaksın. Bakın bu meseleler o kadar çok önemlidir ki, herkes her şeyi her yerde anlatacağım diye uğraşır. Bu doğru değildir. Bazen ben televizyonda bazı konuşmacıları görüyorum. Mesela o konuşmacının yazılarını da biliyorum. o konuşmacı muhteşem yazılar yazıyor. köşe yazarı, muhteşem yazıyor, harika tespitleri var.

Ama televizyonda konuşmaya çıkınca onları dile dökemiyor, konuşamıyor, hitap edemiyor. Tabiri caizse ortalığı yarıp geçiriyor. Ben içimden diyorum ki ya televizyona çıkmak zorunda mısın? televizyonda sen konuşmak zorunda mısın? Konuşurken batıyorsun. Onu kendisi idrak edemiyor tabii. Ve konuşacağım diye uğraşıyor. Halbuki onun hitabeti yok, konuşması yok, gerçekten baltayı taşa vuruyor. Halbuki o yazacak, yazmaya bakacak o. O yazaraktan Kur’ân ve Sünnet’e hizmet edecek. Kimisi konuşarak hizmet edecek. Herkesin bir alanı var. ortalık karanlık, evet her taraf da pamuk dolu. ortalık karanlık. Sen bir söz kullanacağın zaman karşıdakilerin fıtratları, tabiatları, anlayışları, algıları, eğitim seviyeleri, anlayış seviyeleri hepsi de farklı farklı. bazen birisi çıkar ya, meşhur duruyor ya Sufilikte.


Enel Hak’ı Ulu Orta Sormanın Cehâleti — Hallâc-ı Mansûr’un «Enel Hak»ını Henüz 5 Vakit Namaz Kılmayan Soruyor; Bayazıd-ı Bistâmî’nin «Sizin Aradığınız Allah Cübbemin Altındadır» Sözü; «Süt İçerken Et Yiyenlerin Sorusunu Sormak»; «Gece 100 Rekât Nâfile Kılarsan Anlarsın»; Manevî Mertebelere Lâyık Olmadan Soru Sormanın Helâki

Ene’l-Hak dedi ne demek istedi? Ya bunu normalde sen ulu orta bir yerde konuşuyorsun, bunu ulu orta, sen bunu soruyorsun. Bu sorunun ulu orta sorulmayacağını da bilmen gerekiyor. sen de cahilsin soruyu soran. Sebep bu ulu orta sorulacak bir soru değil. Veyahut da Beyazı Tebestami’nin sizin aradığınız Allâh benim cübbemin altındadır sözünü o ulu orta soruyor. Ya sen bunu kendin idrak etmiş olsaydın bunu ulu orta sormazdın. İdrak edemediğinin de farkında değilsin. Sen cahilin birisin bunu ulu orta sorduğun için. Sen henüz daha süt içiyorsun, ekmek de yemiyorsun. Ama sen süt içerken sen et yiyenlerin sorusunu istiyorsun. Sen daha şeriatı bilmiyorsun, sen kalkıyorsun marifetten soru soruyorsun. Ya sen önce şeriatı bir anla, şeriatı bir idrak et.

Ondan sonra marifetten konuşacaksan konuş. Bir yol yürüsen, bir ızdırap çek, bir nefis terbiyesi gör. Ben sonra o enel Hak ne demek istedi deyince, gecede 100 rekat nafile namaz kıldığında anlarsın bunu diyorum. Aa duruyor şimdi. O gecede 100 rekatı bırak, 5 vakit namaz dahi kılmıyor. O 5 vakit namaz kılmadan enel Hak’ı anlayacağım diye uğraşıyor. Veya o işin edebiyatında bakın ben ne kadar derinlerdeyim, enel Hak soruyorum. Onu söyleyen zat gecede 100 rekat virt namazı kılıyordu. Kendince virt edilmişti. Her gece 100 rekat nafile namaz kılıyordu. Sen benim gibi 5 vakit namazı dahi kılmazken nereye 100 rekat namaz kılacaksın? Ama enel Hak’tan konuşmak istiyor. söz var, ortalık karanlık, ortalık pamuk, oraya çakmak taşı atıyor.

Oraya normalde gereksiz bir laf söylüyor.


Henüz Namaz-Oruç-Abdest-Zikr Bilmeyene Şeyh Sevgisi Anlatmak Yasağı — «Daha Yeni Birkaç Kişi Olmuş, Sen Onlara Fenâ fi’ş-Şeyh Anlatıyorsun»; «Ulaşamadığını Anlatmak»; «Yeni Sürdü Daha Yüzde Evi Çekmiyor, Sen Ona Kabir Halini Anlatıyorsun»; Ortalığı Analiz Edememek; Konuşmacıların Büyük Çoğunluğu Kendi Nefsini Yüceltmek İçin Anlaşılmaz Konuşur

Böyle derviş sufi kardeşlerinde böyle şeyleri vardır ya, daha bir topluluğa gidersin, orada bir iki tane derviş vardır onlar çok iyi biliyordur. Efendim bir şey nasıl sevilmeli? Bu insanlar daha zikri bilmiyor, namazı bilmiyor, orucu bilmiyor, abdesti bilmiyor. Ya bırak şimdi onlara şeyh sevgisi lazım değil. Onlara bu lazım değil şu anda. Onlara din anlatacaksın önce. Ama yok, o çok seviyor ya, çok aşık o. Veyahut da o gidiyor daha yeni birkaç kişi olmuşlar orada. Onlara öyle bir şeyh sevgisi anlatıyor ki onlar kalıyorlar böyle. böyle bir sevgiye ulaşamazlar. Halbuki o kendisi de ulaşmış değil. Ulaşsa fena fi şeyh olacak. Fena fi şeyh olsa, rabıta ise böyle bir sohbetin orada olmaması gerektiğini idrak edecek.

O da yok. Ama o manasız gereksiz sohbeti yapacak. Kendini farklı bir yere koyacak. Veyahut da bir kimse henüz daha kabir halini bilmiyor, öbür kü biliyor çok. Vay kabir halini gördüm de sen de yakında göreceksin. Senin de mani vatın açılacak bak sen de açılacaksın bak. Ya daha o, dur, daha o günlük yüz de evi çekmiyor ya. Ya ona namaz böylesi söyledin, namaz böylededin. Veyahut da bir yere gitmiş bir arkadaş ders anlatacak oradakilerin böyle bir sert davranışları, sert sözleri. Dur ya, dur sakin ol. Sen ne bu ya? Sufilik bu değil. Ama bu sözler, bu davranışlar ortalığı analiz edemediğinden. Ve konuşmacıların büyük bir çoğunluğu, büyük bir çoğunluğu kendi nefsine konuşuyorlar. nefislerini yüceltmek istiyorlar. öyle bir sohbet etmeli ki oradakiler hiçbir şey anlamamalı.

Demeleri lazım ki aa ya ne kadar derin konuştu ya. Hayır hiç de derin konuşmadı. Hiçbir şey anlamadınız çünkü. Sizi anlaşılmayan bir dille konuştu kendi nefsinin göklere çıkarmak için. Yanlış, İslam o değil. İslam anlaşılır bir dille konuşmak ve dille fitne çıkarmamak. Dille fitne çıkarmamak. Sen dille fitne çıkarıyorsan senin sufiliğin, senin dervişliğin sınıfta kaldı. var ya, atla dese atlarım uçaktan.


Baba Dervişin «Atla Dese Atlarım» Sorusu Yasağı — «Şeyh Efendi Sana Şöyle Dese Yapar mısın?» Şeklinde Tartı; Mürîd Yapamayacağı Şeyle İmtihan Edip Fitne Sokar; Müslüman’ın Dilinden Diğer Müslümanların Emin Olması — Sâdece Haram-Helâl Çizgisi Değil, Gıybet-İftirâ-Laf Taşıma da Dâhil

Böyle dervişlerin, böyle baba dervişler yaparlar bunu. Şeyh Efendi sana şöyle dese yapar mısın? Sen yapar mısın? Derviş birbirini tartıyor. Sana şöyle dese yapar mısın? Sana ne ya? Dil. Helaka götürüyor insanı veya dervişlerin içerisine fitne sokuyor. O kimse kendini kendini düşünüyor. Demek ki ben yapamazmışım. Filanca abi bana böyle böyle dediğine göre haklılık payı vardır ya ben yapamayacağım demek ki. Ya sana böyle bir şey diyen olmaz? Sana kimse bir şey demez. Ama baba derviş ya onlar der Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden dil doğru yerde doğru şekilde konuşmazsa ortalığı ateşe verir. Fitneye sebep olur. Oradaki topluluğun dağılmasına sebep olur. Oradaki topluluğa zarar getir. Allâh muhâfaza eylesin.

Oysa Müslüman’ın dilinden diğer Müslümanlar güvende olmaları gerekiyor. Bu sadece haram helal çizgisi değil. diğer Müslümanlar da emin olacaklar. Haram konuşmayacak, gıybet konuşmayacak, dedikodu yapmayacak, iftira etmeyecek, laf taşımayacak. Diğer Müslümanlar onun dilinden emin olacaklar. Ama bir de işin o tarafı var. Sen dilinle topluluğun içerisinde fitne çıkarmayacaksın. Topluluğun anlayamayacağı mevzuları daha da anlaşılmaz hale getirip konuşmayacaksın. Allâh muhâfaza eylesin inşallah.


Zâlim Onlardır Ki Gözlerini Kapamışlar, Söyledikleri Sözlerle Bütün Âlemi Yakmışlar — Mesnevî Beyti; Eşleri-Çocukları-Ana-Baba-Derviş Kardeşleri Diliyle Kıran-İnciten-Üzen Zâlimdir; Zulmün Önce Gönlü, Sonra Gözü Karartması — Şeytanın Vesvesesini Hakk’ın Sesi Görmesi

Zalim onlardır ki gözlerini kapamışlar. Söyledikleri sözlerle bütün alemi yakmışlar. o kimsenin gözünü kapatmış karşısındaki ve etrafındaki insanları analiz etmekten, hallerini anlamaktan uzak. Onlar o kimsenin kafası karışık, kalbi kararık, dili bulanık ve ortalığı ne yapıyor? Ateşe veriyor. Onun işi çarpaşık. Böyle o tip insanların işleri de çarpaşık olur. Allâh muhâfaza eylesin. Onların böyle kendilerine hakim değildir. Kendilerinin üzerinde doğruyu ve düzgünlüğü oluşturamazlar. Ama onlar normalde ortalığı ateşe verirler. en yakınındaki Sufi kardeşlerini dilleriyle rencide ederler. Konuşmalarıyla kırarlar, konuşmalarıyla incitirler. Eşlerini, çocuklarını dilleriyle konuşmalarıyla incitirler.

Kırarlar ortalığı. Onlar zalimdir. Bir kimse diliyle eşini, çocuklarını, karısını, kocasını, annesini, babasını, derviş kardeşlerini, etrafı kırıyorsa, fatıyorsa, onları bu noktada eziyorsa, üzüyorsa zalimdir o. Bakın zalimdir. Ve onlar karşısındakini görmez. Gözünü kapatmış. O söylediği sözlerle ailesini, derviş kardeşlerini, toplumu ifsat ediyor. Bu ailenin içerisinde eşler olabilir, çocuklar olabilir, derviş kardeşler olabilir, dervişlerin birbirlerine karşı davranışları olabilir. Ateşe veriyor ortalığı. Ortalığı kırıp döküyorlar.


Siyâsetçilerin Zâlim Dili — Kur’ân-Sünnet’e Aykırı, Müslümanları Rencîde Eden, Terörü Destekleyen, Mehmetçik Kâtilleriyle Kol Kola Giren Sözler; «Mustafa Özbağ Siyâset Yapmış Oluyor» İddiâsına Reddiye: «Ben Parti Siyâseti Yapmam, Vatan-Millet-Kur’ân-Sünnet Dâiresinde Doğru Bildiğimi Anlatırım»; Vicdânı Kanayan Mustafa Efendi

Bunlar günümüzde siyasetçi olabilir. O siyasetçiler dillerine sahip değiller. Ortalığı kırıyorlar, ortalığı talan ediyorlar. Bir bakıyorsunuz Kur’ân ve Sünnet’e aykırı sözler söylüyorlar. Bir bakıyorsunuz Müslümanları rencide edecek, kıracak, dökcek sözler söylüyorlar. Bir bakıyorsunuz dilleriyle terörü destekleyen, Mehmetçik katillerini destekleyen sözler söylüyorlar. Bir bakıyorsunuz Mehmetçik katiliyle kol kola girmişler. Bir bakıyorsunuz vatanı bölmek, parçalamak isteyenlerle kol kola girmişler. Mustafa Özbağ da bunları dile getirince Mustafa Özbağ siyaset yapmış oluyor. Canım kardeşlerim, ben bu ülkede yaşayan, bu topraklarda yaşayan, dinimi de yaşamaya çalışan bir kimseyim. Evet ben parti siyaseti yapmam ama Kur’ân, Sünnet, Vatan, Millet dairesinde doğru bildiğimi anlatırım.

Evet, vicdanım kanıyor benim, yaralı. Yirmi yaşına getir, yirmi yaşına büyüt. Ondan sonra devlete asker et, bu millete asker et. Ondan sonra hain bir pusuda, hain bir kurşun, hain ellerinden çıksın, onu toprağa ver. Ondan sonra siyasetçiyim diyenler o hain pusuyu kurup, o hain pusuda hain mermi sıkanlarla kol kola gezsinler. Öyle mi? Ve siz de bunu halkın önünde açıklayın. O dil fitne dili, o dil zalim dil. Zalim dil.


Şehit Kanı Üzerinden Siyâset — «20 Yaşına Büyüt, Asker Et, Hain Pusudan Şehit Düşür, Sonra O Hain Pusu Kuranlarla Kol Kola Helâlleş»; Hiçbir Parti Mustafa Efendi’yi İlgilendirmiyor; «Dilsiz Şeytan Değilim, Ben de Söylerim»; Mehmetçik’e Kurşun Sıkana Hangi Etiketten Olursa Olsun (Komünist, Devrimci, Ülkücü, İslâmcı) Karşı ve Düşman

O dil şehit kanı bulaşmış olan kanlı bir dil. O akıl şehidi görmeyen akıl. O akıl vatanı görmeyen, toprağı görmeyen, milleti görmeyen akıl. Siyasi hırsına yenik düşmüş, siyasi makama yenik düşmüş bir akıl. Beni ilgilendirmez hiçbir parti. Hiçbir parti beni ilgilendirmez. Beni ilgilendiren vatanım, beni ilgilendiren milletim, beni ilgilendiren Kur’ân’ım, Sünnet’im. Kalkacaksın sen Kur’ân’la alay edeceksin. Kim bu? Siyasetçi. Diliyle ateşe veriyor ortalığı. Kalkacaksın sen vatanın milleti, devlete, Mehmetçi’ye, askeri, polisi, sivili, çocuğa mermi sıkan, ona kurşun atanla beraber olacaksın. Öyle mi? Biz de siyasete karışmayacağız diyeceğiz, susacağız burada. Dilsiz şeytan değilim ben. Ben dilsiz şeytan değilim.

Her türlü teröre karşıyım. Bu vatana, bu millete, bu topraklara gözünü dikmiş olana karşıyım. Bu toprakların bölünmesini isteyene karşıyım. Mehmetçi’nin kanını dökenlere karşıyım. Mehmetçi’ye kim kurşun sıkıyorsa karşıyım. Devletin polisine, siviline, çoluğuna, çocuğuna mermi sıkana karşıyım. Bu ister komünist olsun, ister devrinciyim desin, ister ülkücüğüm desin, ister İslamcıyım desin, ne diyorsa desin. Benim Mehmetçi’me kurşun sıkıyor mu? Sıkıyor. Ben ona karşıyım kardeş. Benim topraklarımda sivillere bombo patlatıyor mu? Patlatıyor. Ben ona karşıyım. Ben ona düşmanım. Ben ona düşmanım. O yüzden ne kadar terör örgütü varsa güvenlik kuvvetlerimize silah sıkan, sivillerimizi şehit eden, Mehmetçi’mizi şehit eden, adı ne varsa ne, hepsine de karşıyım.

Hepsine de.


Tüm Terör Destekçileri Zâlim ve Hain — Devletin Kanunlarından Rahatsız Olmak Ayrı Şey, Terörle İslâm’ın Gelmesi Ayrı Şey; «Helâlleşme» Reddiyesi: «30-35-40 Yıl Kan Kusmuş, Kızılcık Şerbeti İçtim Demiş»; «5 Vakit Namaz Kılsa Kafasını Secdeden Kaldırmasa, Teröristleri Destekliyorsa Vallâhi Cehennem»; Zulüm Karşısında Söze Karşı Söz İmtihânı; Cezaevinden Terör Başını Çıkarma Plânlarına Reddiye — Hangi İçki Mâzâsına Mehmetçik Kanı Meze Edildi?

Onlara destek çıkanlara da karşıyım. Onlara arka çıkanlara da karşıyım. Onlara alkışlayanlara da karşıyım. Onlara karşı olmakla kalmıyorum. Düşmanım. Evet. Benim, ben saklı gizli değilim, ortadayım. Ortadayım. O neci olursa olsun beni ilgilendirmiyor. Bakın beni ilgilendirmiyor. Ben de devletin kanunlarından rahatsızım. Ben de anayasadan rahatsızım. Evet. Değişmesi gereken çok şey olduğunu ben de biliyorum. Ben de biliyorum. Ama bu terörle olacak bir şey değil. İslam terörle de gelmez. Bunu böyle dini bir kişi altında yapıyorlarsa da ona da karşıyım. İslam anarşiyle gelmez. İslam terörle gelmez. Gelmez. Doğru yol değil bu. E sen kalkacaksın 20 yaşındaki gencecik çocuğu toprağa vereceğiz biz.

Ondan sonra o toprağa verdiğimiz kimselerle kol kola siyaset yapacağız öyle mi? Sen benim canıma kastetmişsin. Canımı gömmüşüm ben toprağa. Bir de onlarla helallaşacakmışız. Kim kimle helallaşıyor ya? Ne? 30 yıldır 35 yıldır 40 yıldır bu ülke kan kusmuş kızırcık şerbeti içtim demiş. Nereye helallaşıyorsun? Allâh muhâfaza eylesin. Bunlar zalim. Evet. Bunlar bu zalimler ki gözlerini kapatmışlar kalpleri kararmış kulakları tıkanmış hakikati görmüyorlar ve topluma fitne yayıyorlar. Topluma vatan millet aşkından uzak söylemler söylüyorlar. Topluma Kur’ân ve sünnetten uzak şeyler söylüyorlar. Ey Ümmeti Muhammed! Bunları dikkat edin. Ey Ülkemin vatandaşları! Bunlara dikkat edin. Söze bakın, söze. Eğer o söz sizi kiminle dost ediyor ona bakın.

Sizi kan döken sivilleri toplu katliamlar yapar gibi katliam eden kimselerle mi kol kola dolaştırıyor? Kimle dolaştırıyor? Beni ilgilendirmiyor tekrar söylüyorum parti siyaseti. Beni ilgilendiren bu. birileri kalkıyor bu ülkede açık bir şekilde, açık bir şekilde terörist başı dediğimiz kimseyi cezaevinden çıkarmayı düşünüyor. Bunu açık bir şekilde söylüyor. Bu ülkenin insanları bunları bir de dinliyor. Ya o çocukların, çocukların, çocuk bildiğiniz çocuk bu çocukların katilinin hesabı sorulmayacak mı? Bu gencecik Mehmetçiklerin katillerinin hesabı sorulmayacak mı? Bu göreve gitmiş polisi, hemşerisi, öğretmeni bunlar o terörün altında şehit olmuşlar. Bunların hesabı sorulmayacak mı? Bu ülke insanı ne zaman unuttu?

Ne zaman unuttu? İntihar bombacılığının bombaları patlatmasıyla 35-40 tane birden şehidin olduğunu. Bu ülke insanı ne zaman unuttu? Hendeklerin kazılıp da Mehmetçiklerin orada Mehmetçiklerin şehit düştüğünü. Bu ülke insanı ne zaman unuttu? Dağlarda Mehmetçiklerin şehit olduğunu. Sıralanan bir sürü Mehmetçik sırayla şehit olan Mehmetçiklerini ne zaman unuttu? Ne zaman unuttunuz? Polislerimizin, devlet güvenlik kuvvetlerimizin şehit olup kanlarının üzerinde, kanlarının üzerinde ayrılıkçı bayrakların dalgalandığını ne zaman unuttu bu ülke insanları? Bu ülke insanları içim içime sığmıyor. İçim içime sığmıyor. Kime sattınız? Kime peşkeşecektiniz kendinizi? Kime sattınız ya? Kaça sattınız? Kaça sattınız aklınızı, fikrinizi, ruhunuzu, bedeninizi?

Hangi siyahi bozuntusuna aklınızı kiraya verdiniz? Hangi moslat yosmasına gittiniz kendinizi peşkeşecektiniz? Aklım almıyor. Aklım almıyor. Evet onlar zalimdir. Onları destekleyenler de zalimdir. Onları görmezlikten gelenler de zalimdir. Bu sözleri söyleyenler de zalimdir. Terörü destekleyen, terörle beraber olan sözler de zalimdir. Onları kullananlar da zalimdir. Onları destekleyenler de zalimdir. Onlarla kol kola girenler de zalimdir. Onları alkışlayanlar da zalimdir. Hepsi de zalimdir. Allâh zalimleri helak eylesin. Âmîn. Onlar çünkü onlar bu memleketi düşünen, bu vatanı düşünen, bu insanları düşünenler değildir. Onlar akıllarını dışarıdaki, dışarıdaki ağababalarını satmış insanlardır. İster sağcı, ister solcu, ister devrinci, ister kemaliz, ister atatürkçü, ister bugünkü dille öyle diyorlar ya, islamcı, ister Müslüman adına ne derseniz deyin.

Terörle kol kolaysa o kimse zalimdir, o kimse haindir, o kimse vatan düşmanı, millet düşmanı, Kur’ân düşmanı, sünnet düşmanıdır. Onları destekleyen de böyledir. O isterse beş vakit namaz kılsın, kafasını secdeden kaldırmasın, o teröristleri destekliyorsa, vallahi de zalimdir, billahi de zalimdir, gideceği yerde vallahi de billahi de, tillahi de cehennemdir. Âmîn. Evet. Zalim çünkü. Zalim çünkü. O zalim, onların gözleri kapa, bakın Hz. Ibridî diyor ki gözlerini kapamışlar, söyledikleri sözlerle bütün âlemi yakmışlar. Bunlar çünkü zulüm öyle bir insanın gözüne gönlüne perde indirir ki zulme bulaşan, zalimliğe bulaşan, gönlü önce o zulme kayar, onu böyle zulüm gibi görmez, önce gönül kararır. Gönül kararınca göz kararır, örter, körleşir o kimse.

Artık kalbi de onun körleşti, gözü de körleşti. Ama makam, ama mevki, ama para, ama pul, ama gelecek, ama bir şey ona sunulur, o onunla örter kendini. Artık o kendi karanlık dünyasını aydınlık görür. Artık şeytanın vesvesesini o hakkın sesi olarak görür. O namaz kılsa da kendini kurtaramaz. Hz. Ibridî diyor ki zalim onlardır ki gözlerini kapamışlar, söyledikleri sözlerle bütün âlemi yakmışlar. Onlar söyledikleri sözlerle âlemi yakıyorlar. Ve bizim ülke insanımız unutuyor enteresan bir şey. Birisi çıkıp da şunu diyemiyor halk olarak, vatandaş olarak. Siz ne söylüyorsunuz ya? Siz Mehmetçin kanını ne zaman şerbet edip içtiniz siz ya? Hangi içki mazasına meze ettiniz Mehmetçin kanını? Mehmetçin kanını hangi bozuk odalarda sattınız?

Mehmetçin kanını siz siyayeye mi peşkeş çektiniz? Kime peşkeş çektiniz? Kime peşkeş çektiniz? Monsalda mı peşkeş çektiniz? İngiltereye mi peşkeş çektiniz? Avrupa Birliği’ne mi peşkeş çektiniz? Kanı akıtılan Mehmetçin’iz ya. Nasıl peşkeş çektin? Zalim.


Tayyip Erdoğan Şakşakçısı Değilim — «Tayyip Gider Başkası Gelir, Ben Birinin Şakşakçısı Olmam, Ülkemi Düşünüyorum»; Söz Bir Âlemi Yıkar, Ölmüş Tilkileri Aslan Eder; Söz Vardır Vatan-Millet-Kur’ân-Sünnet Hâlini Yapar, Söz Vardır Cehennemlik; Hadîs: «Dil Kılıç Darbesinden Daha Tehlikelidir» (Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce); Hitâm — Yaş 62, Helâl Niyâzı, Hayırlı Ramazânlar

Sakın bu konuşmalarımı Tayyip Erdoğan’a desteklemek için konuştuğum düşüncesi böyle bir zayıf, böyle bir bayağı bir düşünceye kapılmayın. Tayyip Erdoğan gider başka bir kimse gelir. Önemli değil gidip gitmemesi. Kimin iktidar olup olmaması bu manada birisine Allâh affetsin şakşakçısı olmayacağım ülkemi düşünüyorum. Böyle içim patlıyor. terör ve teröre destek verenlerle ortak hareket edenleri görünce içim bulanıyor. Miden bulanıyor. Necis bunlar. Bunlar bu toplumun içerisindeki pislikler. Bu topraklarda yaşayıp bu toprakların nimetlerini yiyen neceset bunlar. Evet. Pislik bunlar. Allâh bizi affetsin. Bir söz bir alemi yıkar. Ölmüş tilkileri aslan eder. Söz vardır kınından çıkmış, kılıçtan daha keskin olur.

Ve öldürücü bir silah haline gelir. Çünkü söz vardır insanlara fitneye koyar ve insanları cehenneme götürür. Söz vardır insanları vatan halini yapar. Söz vardır insanları millet halini yapar. Söz vardır insanları Kur’ân halini yapar, sünnet halini yapar. O sözü o kimse kullanır belagatlı bir şekilde. İnsanlar da onu alkışlar. Niye alkışladığının farkında değildir o. Ahmak. o söz bir alemin yıkar geçer. Ve o alemin yıkıp geçtiğinin ne kendisi belki de farkında değildir ne de etrafı farkındadır. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden ama söz vardır öyle bir şey yapar ki ölmüş tilkileri aslan eder diyor ya insanları uyandırır. Kıymetli olan söz odur. İnsanları kendine getirir. İnsanların hakikati görmesine vesile olur.

İnsanların hakikat yoluna girmesine vesile olur. Söz vardır o insanın kalbine dokunur. Kalbindeki perdeyi, karanlık perdeyi kaldırmasına vesile olur. Bu söz ölmüş tilkilere aslan eden sözdür. O yüzden söz vardır fitneden eser bırakmaz. Söz vardır insanları fitnenin içine koyar. Eğer normalde o söz alemi yıkıyorsa o söz Allâh muhâfaza eylesin cehennemliktir. Ama söz var alemi diriltiyorsa evet o söz insanı bu manada cennetlik eder. Hadis-i şerifte de dil kılıç darbesinden daha tehlikeli olur demiş. Evvudabud Tirmizi İbn-i Maca. Haklarınızı helal edin. Saat çünkü 11 oldu. Bu benden kaynaklanan bir şey. Ramazan boyunca benim bu tip hallerime ne yazık ki sabretceniz. Hakkınızı helal edin tekrar.

Ben sohbet edince açılıyorum ama buraya sohbete atıncaya kadar biraz da zorlanıyorum. Yaş 62. Kolay değil. O yüzden öyle böyle bu Ramazan’da geçireceğiz inşallah. O yüzden tekrar huzurlarınızda hepinizden özür diliyorum. Bekletmek istemezdim. Vaktinizi de almak istemezdim. Ama bilmiyoruz ne zaman olur. Gün gelir bunu da yapamayacak hale gelebiliriz. O yüzden gücümüzün yettiğince inşallah Cenâb-ı Hak kendi yolunda hizmet ettirmeye gayret ettirsin inşallah. Hakkınızı helal edin. Hayırlı Ramazanlar hepinize de. el-Fâtiha. Âmîn.


KAYNAKÇA

  • Mesnevî-i Şerîf, I. Cilt, 1586. Beyit ve Sonrası — Mevlânâ Celâlüddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî (nşr. Reynold Nicholson 1925-40 Leiden); Ankaravî Mecmûatu’l-Letâif; Tâhiru’l-Mevlevî Şerh-i Mesnevî I; Ahmed Avni Konuk Mesnevî-i Şerîf Şerhi I. Tâcir-Hindistan Dudusu kıssasının dilin imtihanına bağlanması; «Cisimleri iki, canları bir» = ümmetin vahdeti.
  • «Ümmet Bir Vücut Gibidir» Hadîsi — Buhârî Edeb 27; Müslim Birr 66; Müsned Ahmed IV/270: «Mü’minlerin birbirlerine sevgide, merhamette, şefkâtte hâli bir vücudun hâli gibidir; bir uzvu rahatsız olunca diğer uzuvlar da uykusuzlukla ve ateşle bunu paylaşır». Nu’mân b. Beşîr (ra) rivâyeti.
  • «Komşusu Aç İken Tok Yatan» Hadîsi — Beyhakî Şu’abu’l-Îmân; Hâkim el-Müstedrek II/15; Buhârî el-Edebu’l-Müfred 112: «Mü’min değildir o ki komşusu aç iken kendisi tok yatandır». Tasavvuf-i ahlâkın «îsâr» (kendine değil kardeşine tercih) bahsinin temel hadîsi.
  • «Dilini Koruyan Dînini Korur» — Tirmizî Birr 75; Müsned Ahmed III/198; İbn Hibbân Sahîh: «Kim Bana iki dudak arasındakini ve iki bacak arasındakini garanti ederse, Ben de ona Cennet’i garanti ederim» (Sehl b. Sa’d rivâyeti). İbn Atâullah el-Hikem; Hâris el-Muhâsibî er-Ri‘âyetu li-hukûkillâh: dilin imtihanı.
  • «Bir Adım Cennete-Cehenneme» Hadîsi — Buhârî Rikâk 23; Müslim Zühd 49: «Kul, Allah’ın rızâsına uygun bir söz söyler de o sözle Cennetin yüksek derecelerine yükselir; bir kul, Allah’ın gazâbına uygun bir söz söyler de o sözle Cehennemin doğu-batı arasından daha derinlerine düşer» (Ebû Hureyre).
  • «Ya Hayır Söyle, Ya Sus» Hadîsi — Buhârî Edeb 31, Rikâk 23; Müslim Îmân 74; Tirmizî Sıfatu’l-Kıyâme 50: «Men kâne yu’minu billâhi ve’l-yevmi’l-âhiri felyekul hayran ev liyesmut» (Allah’a ve âhiret gününe inanan ya hayır söylesin ya sussun).
  • «Düşünmeden Söylenen Söz» Hadîsi — Buhârî Rikâk 23; Müslim Zühd 49: «Bir kul önemine inanmadan ve sonucunu hesab etmeden bir söz söyler ki, o sözle Cehenneme doğu-batı arasından daha uzakta düşer». Hz. Pîr’in zikrettiği «mânâsını ve sonucunu düşünmeden» ifadesinin sahîh hadis temeli.
  • «Bütün Âzâlar Dile Yalvarır» Hadîsi — Tirmizî Zühd 61: Ebû Saîd el-Hudrî rivâyeti — «Ademoğlu sabaha erdiği zaman bütün âzâları dile boyun eğer ve ‹Bizim hakkımızda Allah’tan kork! Sen istikamette olursan biz de oluruz, sen sapıtırsan biz de saparız› derler». Yûsuf el-Hakkakî Edebu’s-Sûfiyye‘de tekrar tekrar zikredilmiş.
  • «Dil Kılıçtan Daha Tehlikeli» Hadîsi — Ebû Dâvûd Cihâd 88; Tirmizî Sıfatu’l-Kıyâme; İbn Mâce Fiten 12: «Liyennellisâne fî kalbihâ eşeddu min ma’iyyâti’d-dabb» (Şâir Hassân b. Sâbit’in mü’minlere karşı dilini kullanmasıyla ilgili Allah Resûlü’nün takdîri); ek olarak: Müsned Ahmed III/238: «Lisânu’l-mu’min vârâ kalbihi, ve lisânu’l-münâfiki kalbuhu vârâ lisânih». Cehennemin Dilden Önce Sürüklemesinin senedi.
  • Hallâc-ı Mansûr ve Bayazıd-ı Bistâmî Sözleri — Hallâc Hüseyin b. Mansûr (ö. 309/922), Tavâsîn; Massignon La Passion de Hallaj; Süleyman Uludağ Hallâc-ı Mansûr. Bayazıd-ı Bistâmî (ö. 234/848), Sehlegî en-Nûru min Kelimâti Ebî Tayfûr: «Sübhânî mâ a’zame şânî» ve «Leyse fî cübbetî sive’llâh» sözleri. Tasavvuf’ta «şathiye» kategorisi: nefsin fenâ haline ulaşan velînin gayr-ı ihtiyârî söylediği sözler — avâm anlamaz, anlatılması da yanlıştır.
  • Tasavvufta Topluluğa Hitâb Edebi — Allah Resûlü’nün «İnsanlara akılları kadar konuşun» hadîsi (Buhârî İlim 49 ta’lîkan; Müslim Mukaddime; İmâm Mâlik Muvatta); İmâm Mâlik Muvatta el-‘İlm; Hz. Ali (ra)’in tahsîs ettiği usûl: «İnsanlara bilmedikleriyle anlatmayın». Konuşmacının halkın istidâdını analiz etmemesinin küfre yakın cehâleti.
  • Fenâ fi’d-Dervîş — Sufî Sülûkunda Sahabe Edebi — Kuşayrî er-Risâle (Bâbu’s-Sühbe); Sühreverdî Avârifu’l-Ma‘ârif; İmâm Rabbânî Mektûbât I (Mekt. 187): «Şeyhinde fenâ olmadan önce derviş kardeşinde fenâ olmaktır; biri diğerinin acısını paylaşmıyorsa silsilenin halkası kopuktur».
  • «Şehit Kanı» ve İslâm’ın Cihâd Anlayışı — Bakara 2/154; Âl-i ‘İmrân 3/169-170; Tevbe 9/111; Saff 61/10-13. «Allah yolunda öldürülenleri ölü zannetme, onlar Rableri katında diridir». Hz. Peygamber’in «Şehidin yedi sınıfı» hadîsi (Müslim İmara 165). İslâm’ın anarşi ve terörle değil hak ve adâletle gelmesi: «Lâ ikrâhe fi’d-dîn» (Bakara 2/256).
  • Vatan Sevgisi ve Devlete Sadâkat — İmâm Birgivî Tarîkat-i Muhammediyye (Bâbu Hakki’l-İmâm); İmâm Rabbânî Mektûbât II (Sultanlara Yazılan Mektuplar); İmâm Şâ’rânî el-Mîzânu’l-Kübrâ: «Hubbu’l-vatan mine’l-îmân» (Vatan sevgisi îmândandır) sözünün hadis senedi tartışmalı olsa da mâna olarak Sahîh; Şirâzî, Aclûnî Keşfu’l-Hafâ I/345.
  • Allah Resûlü’nün Gücülerine Cömertliği — Buhârî Cihâd 50; Müslim Cihâd 89: «Bir kişi sizden ya Mehmetçi’min veya devletin polislerinin canına kasdederse onu engelleyin» mâzmûnundaki hadisler. Allah Resûlü’nün Medîne Vesîkâsı’nda yer alan vatan müdafaası şartı; muhâcir-ensâr-yahûdi-müşrik-hıristiyan ortak savunma birliği.
  • Hz. Peygamber’in Söze Verdiği Önem — Buhârî Edeb 56; Müslim Birr 28: «El-müslimu men selime’l-müslimûne min lisânihî ve yedih» (Müslüman, diğer müslümanların onun dilinden ve elinden emin olduğu kimsedir). Aclûnî Keşfu’l-Hafâ: çeşitli rivâyetler.
  • Tâcir-Dudu Kıssası — Mesnevî Yorumları — Ankaravî İsmâ‘îl Rüsûhî Mecmûatu’l-Letâif I (1295/1879); Sarı Abdullah Efendi Cevâhirü’l-Bidâye; Sâkıb Dede Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyye: dudu = nefis, tâcir = sâlik; «cisimleri iki, canları bir» = sâlikin nefis kavmindeki ortak kaderi. Modern şerhler: Yusuf el-Aclûnî Mesnevî Şerhi; Reşat Öngören Tasavvuf’ta Mesnevî.
  • Sufî Yolunda Söze Hâkimiyet — Hâris el-Muhâsibî er-Ri‘âye (Bâbu Hıfzu’l-Lisân); İbn Atâullah Hikem: «Konuşan dilini hesab etmezse, sonra hesab günü dili onu hesabsız yargılayacak»; Yûsuf b. Ya‘kûb Edebu’d-Dîn ve’d-Dünyâ: dilin yedi mertebe imtihanı (gıybet, dedikodu, iftirâ, yalan, yemin, lakap, küfür).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Fenâ, Mürîd, Tarîkat, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı