Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #64 — Mesnevî 1612. Beyit: Kâmil’in Bilgisizliği Bile Bilgidir, Mânevî Hastalıkların Bulaşıcılığı, Mezhep-Tarîkat Tarîhi ve Murîd-Mürşîd Edebi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #64 — Mesnevî 1612. Beyit: Kâmil’in Bilgisizliği…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Table of Contents

Açılış Duâsı ve Selâm — «Hakkı Hak, Bâtılı Bâtıl Bilenlerden Eyle» Niyâzı

Ezu billahi mineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftaniz zikir falemennehu. La ilâhe illallah. Hak Muhammedün Resûlullâh cemiyen ve el-Mü’min ve el-Mürselin vel hamdülillahi Rabbil Alemin. Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed’i Hakk’ı Hak, batılı batıl bilenlerden eylesin.


1612. Beyit Girişi — «Kâmil’e Göre Bilgisizlik Bile Bilgi Olur, Nâkıs’ın Bilgisi Bilgisizlik Kesilir»

Hakk’ı Hak bilip Hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batılı karşı cihâd eden kullarından eylesin. Ezmeyin. Bayramdan önce 1610-1611 oraları okumuşuz. Bugün de 1612. Beyitten devam ediyoruz inşallah. Bir önceki beyt Nâkız kimsenin eli ise şeytanın ifritin elidir. Çünkü şeytanın teklif ve hile tuzağına tutulmuştur. Bunu okumuşuz. Şimdi buradan devam ediyoruz. Kâmil’e göre bilgisizlik bile bilgi olur. Nâkız’ın bildiği bilgi ise bilgisizlik kesilir. İlletli kimse ne tutarsa illet olur. İlletli kimse hastalıktı kimse demek. Bir kimsede hastalık var ise nasıl zahiri hastalıklar bulaşıcıdır birbirlerinden geçer ya. Normalde manevi hastalıklar vardır. O manevi hastalıklar da böyle geçer birbirine. manevi hastalık nedir?

Hadisi inkar etmektir, fıkıhı inkar etmektir. Manevi hastalıktır bunlar. Ayet inkar etmektir, manevi hastalıktır. Veya bir âyet-i kerimeyi kendi heva hevesinden tevhül etmeye kalkmak, tefsir etmeye kalkmaktır. Veya hatta bir kimse bir konuda vahiy varken o konu üzerinde âyet varken, hadîs varken kalkıp da o kimsenin kendi aklını ortaya koyup, aklını delil koyup o konuda bir şey yapmaktır. Bunlar da manevi hastalıklardır. Nasıl zahiri hastalıklardan korunmamız gerekirse manevi hastalıklardan da korunmamız gerekir. Mesela bir kimse hadisin karşısı, onun sohbetine gidilmez, onunla arkadaşlık edilmez, onunla dostluk edilmez, ona ancak nasihat edilir.


Mânevî Hastalıkların Bulaşıcılığı — Hadîs-Fıkıh-Âyet İnkârı ve Nefsî Tefsîr

Nasihatı kabul ederse eder, nasihatı kabul etmezse onunla ilişki kesilir. Neden? Hastalık bulaşır sana. Şimdi günümüzde Müslümanım deyip manevi hastalıklara düçar olmuş, manevi hastalıkları yayan insanlar var. Bunun adı profesör, bunun adı müftü, bunun adı şeyh, bunun adı alim, bunun adı ne olursa olsun. onun bu noktada hangi makamı teşkil ettiği önemli değil. Önemli olan onun manevi hastalık yayması. Mesela manevi hastalık kimisi diyor ki Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de günah işledi ama Allâh onu affetti. Örneğin, Peygamberin İsmet sıfatına burada leke getiriyor. Oysa âyet-i kerimede Habibin hiç heva hevesinden bir şey yapmadı derken âyet-i kerimeyi inkar ediyor. Bunu şu anda çocuklara imam hatiplerde öğretiyorlar.

İlahiyatlarda öğretiyorlar. bunlar ne oldu? Bunlar illetli kimse oldu. Bunlar bilgili de olsa nakıs olduğundan cahil konumuna düştü. Oysa bunlar bilgili mi? Bilgili. Ama bundan dolayı cahil konumuna düştü. Ama bir kimse var, Kemal ehli. Ehli Kemal. Onun zahiri bilgisi çok fazla değil ama manevi bilgisi fazla. O normalde heva hevesinden konuşmuyor.


Ümmü Şeybân-ı Râî Kıssası — Çoban Âlimin İlm-i Ledün ile İmâm-ı Şâfiî’yi Hayrette Bırakması

Hani İmam-ı Şafi’nin şeyhidir ya Ümmü Şeyban-ı Reye çobandır aynı zamanda. İmam-ı Hanbel der ki ya koca imamsın. İmam-ı Şafi’ye. bu Ümmü Şeyban-ı Reye’ye tavisin. İlmi yok, bilgisi yok gibi. Ben ona soru soracağım der. Meşhurdur ya bu kısa. O da der ki sorma hani. Der ki soracağım. Beraber giderler. İmam-ı Şafi ile İmam-ı Hanbeli Hazretleri. Giderler. İmam-ı Hanbeli sorar. Der ki bir kimse bütün gün boyunca bir namazını unutsa ama hangi namaz olduğunu bilmese hangisini iade etmesi kaza etmesi lazım der. O zaman Şeyban-ı Reye hiç beklemeden der ki o bütün gününü gaflette geçirmiş. Bütün gününü gaflette geçirmiş. Bütün namazlarını iade etmesi gerekir der. Bu sefer İmam-ı Şafi İmam-ı Hanbeli der ki demedim mi hazır cevaptır soru sorma.

Şimdi o bilgisiz gibi görünür kamil ama vermiş olduğu cevapla bilgililer işin içinden çıkamaz. Sebep onlar zikir ehlidir. Bilmediklerinizi zikir ehline sorun. O kamil insanlar ilmi ledün sahibidir. İlmi ledün sahibi olduğu için sen ona bir soru sorarsın utandırmak için kendin utanırsın. İlmi ledün sahibi bir kimseye bakarsın bilgisiz o bilgisizlik onda ilim olur bilgi olur. Sen onu fark etmezsin. Çünkü onun kalbi ilham alır. Ben bilgiliyim ben alimim diyenin kalbi ilham almaz. Ama öbür kamil insanın kalbi ilham alır. Kalbi ilham aldığı için peygamber varisidir. Cenâb-ı Hak onun kalbine ilham eder. O doğru yolu bulur. Ama öbür kü ne yapar? Öbür kü doğru yolu bulamaz. Öbür kü düz yolda yürürken yolunu şaşırır.

Allâh muhâfaza eylesin. Sebep çünkü o kimse kalbinde hastalık var. Bir kimsenin kalbinde hastalık var ise o hastalık bütün vücuda sirayet eder. Sizde bir uzuv vardır orası düzgünse bütün uzuvlar düzgündür. Orası bozuksa bütün uzuvlar bozuktur. O da kalptir der hadişerte. O zaman bir kimsenin kalbinde manevi hastalık var ise onun bütün uzuvları hastadır. Ve o kimse etrafa hastalık yayar. Bakın o kimse etrafa hastalık yayar. Siz gidin bir kimse mesela oturun yanına. dindarlara adam sövüp sayıyorsa tarikatlara, cemaatlere, sufilere atıp tutuyorsa o kimse hastalıklı. Onun yanında biraz daha dur sen de başlarsın onları atıp tutma. Çünkü kalbinde hastalık var onun. Ailelerde hastalık olur. Aile bireylerinden birisi hasta.

Manevi hasta. Bütün herkes namaz kılıyor o kılmıyor. Manevi hastalık girmiş onun içine. Öbür günlerde ondan etkilenirlerse yandı ketenelva. Hastalık evin içerisinde yayılıyor. Ama yok öbür günler o hastalıktan kendilerini muhafaza ederlerse ne ala.


Karantina Hadîsi ve Mânevî Perhiz — Hz. Ömer’in Veba Şehrine Girmeyişi

Veya mesela bir kimse Allâh’ı çok seviyor, öbürkü az seviyor. Çok seven haber Allâh’tan bahseder. Az seven kimsenin canı sıkılır. Der ki bu oturuyor kalkıyor Allâh, oturuyor kalkıyor Allâh başka bir şey yok mu konuşacak der. Ve o az seven kimse o manevi hastalığını etrafa ne yapar yaya. O çünkü illetli, hastalıklı bir kimse. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ne yaptı? Birisi böyle rahatsızlanınca bulaşıcı hastalık karantini aldı. Oraya girmeyi ve çıkmayı yasakladı. Hastalık var orada. Manevi bir hastalık var. Karantini al gir çıkma oraya. Hazret-i Ömer efendimizin arkadaşları vardı değil mi sonradan? O orada bir veba çıkınca girmek istedi içeri. Diğer sahabeler dediler ki biz Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden duyduk.

Bu şehre giremezsin dediler. Şehre girişi ve çıkışı yasakladılar. Hazret-i Ömer efendimizin girmesini de yasakladılar. Demek ki manevi hastalıklar vardır. Manevi hastalıklardan insanlar kendilerini perhize alacaklar. Ne yapacaklar? Korunmaya alacaklar kendilerini. Bu şehir olabilir, bu kasab olabilir, bu köy olabilir, bu mahalle olabilir, bu ev olabilir. Senin evin de olabilir. Mesela nasıl manevi hastalık geçmiş ümmetlerden örnekleyelim.


İki Şehir Kıssası — İyilerin/Kötülerin Şehri, Arşınla Ölçme Hadîsi ve Vahâbîlik Eleştirisi

Hani iki şehir vardı birisi iyilerin şehriydi birisi kötülerin şehriydi. Hadis-i şerif bu. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri geçmiş ümmetlerden bahsediyor. Bu hadîs-i şerîfi tergipte bulabilirsiniz. Bir kimse çok kötü bir kimseydi. Kendi kendisine tövbe etmeye karar verdi. Bir veli zata müracaat etti. Dedi ki bana bir yol göster. Ben iyi bir insan olmak istiyorum ama ne yapayım? O zat ona dedi ki bu kötülerin şehrini terk et. Filanca yerde iyilerin şehri var oraya doğru yol al oraya git yerleş. Bu oraya doğru yola çıktı, yolda öldü vefat etti. Vefat edince kötülerin şehri’nin büyükleri geldi. İyilerin şehri’nin büyükleri geldiler. Her ikisi de diyor ki bu cenaze bizim. Diyor ki iyilerin şehri’nin başındaki kimse bunun yönü bize yönelikti bize geliyordu.

Bu bize ait. İyilerin şehri’ne gömülecek. Şimdi diyeceksiniz ki ya gömülmek de önemli mi? Evet. İyilerin şehri’ne iyilerin bulunduğu yer neden herkes Emir Sultan hazretlerinin oraya gömülmek ister? Çünkü bu konuda hadisler var. Büyüklerin sözleri var. Emir Sultan hazretlerinin şefaatine nail olmak için. Ama ne yazık ki o büyüklerin etrafındaki yerleri biz yerle ihsan etmişiz. Mezarlıklar orada bir bülbül yuvası gibi kalmış. Daha büyüteceğimize küçültmüşüz. Büyüteceğimize herkes onun şefaatine nail olsun. Herkes o şefaata mazhar olsun deyip. O mezarlıkları büyüteceğimize biz küçültüyoruz. Nereden aldık biz bunu? Araplıların vahabiliğinden aldık. Onları da küçültüyorlar. Onlar mezarları yıktılar, mezar taşlarını da yıktılar, yok ettiler.

Ehlibeyt’in ne kadar mezarı varsa, mezar taşı varsa hepsini dümdüz ettiler. Ehlibeyt düşmanı vahabiler. Bakın ehlibeyt düşmanı. Bir tane ehlibeytin o… Şeyde Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanındaki Cennet-ül Baki’de bir tane ehlibeyt mezarı bırakmadılar. İmam Malik’in mezarı orada yerle ihsan ettiler. Hazret-i Ali Efendimiz’in, Hazret-i Hasan Efendimiz’in torunları orada, çocukları orada yerle ihsan ettiler. Onlar en son Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’in kabri şerifini de yıkacaklardı. İngiliz soytarısı onlar çünkü. Bakın İngiliz soytarısı. O devleti onlara İngilizler kurdu. İngiliz soytarısı hepsi de. Ve şu anda da Amerika’nın emrindeler zaten. Amerika ne diyorsa onu yapıyorlar.

Amerikan piyonu hepsi de. Mossad’a her şeyi teslim ettiler. bu en son hacca ömreye gidenler diyorlar ki zulme diyorlar insanlara. Artık en son biz ömreye gitmiştik. Haccada gittiğimizde bunların işaretleri vardı. Şimdi o kimse o iyi olmak isteyen kimse böyle bu tartışma devam edince o veli zat devreye geliyor. Dedi ki ölçün arşını nereye yakın? Allâh diyor iyilerin şehrini ona yaklaştırdı. Bakın Allâh şehri yaklaştırdı onlara diyor o ölen kimseye. Öğüştüler iyilerin şehri daha yakın. Öğüştüler iyilerin şehri daha yakın o iyilerin şehrine gömüldü.


Mânevî Hastalık Kaynakları — Kötü Arkadaş, Hamburger ve Necis Gıda Eleştirisi

Demek ki illetli, hastalıklı bir yerde durmak hastalık kapmaktır. Sizin eşcinsel arkadaşınız var ya insani hastalık kaparsın kardeşim yapma. kötü yolda bir arkadaşın var yapma kardeşim yapma. Hastalık kaparsın ondan. dini olarak rahatsızlıkları var o kimsenin. Sen onunla arkadaşlık etme hastalık kaparsın. Zaman öyle bir zaman şimdi. Hemen hastalığın sana girdiğini görürsün. Bir bakmışsın sen ya peygamberin de hataları vardır demeye başlarsın. Şimdi 15 yaşındaki çocuk hadisin karşısı. Okulda öğreniyor hastalık kapıyor. 15 yaşında biz çocuklarımızı imam hatibe gönderiyoruz. Aman burada dinlerini öğrensinler diye. Onlar orada dinsiz olup çıkıyorlar. Sebep hastalıklı öğretmenler var. Onlar ilahiyet fakültelerinde hastalığı kaptılar.

Hades inkarcısı Ali Şerati’nin sözleriyle hareket ediyorlar. Hades inkarcısı gidiyorlar Abdüh’ün sözleriyle hareket ediyorlar. Gidiyorlar Afgani’nin sözlerine bakıyorlar. Hades inkarcısı Afgani ile haşır neşir oluyorlar. Bunun gibi hastalıklı Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden illetli hastalıklı kimselerle oturup kalkanlar o hastalığı kaparlar. Ama itikatı düzgün bir kimseyle sen oturup kalkarsan senin nefsine ilk etapta ağır gelir. Ama sen oradan hastalık kapmazsın. Şimdi yiyecekler de aynı. Sen natürel yiyeceğim içeceğim dersen nefsine ağır gelir can canlı, cahcaflı yiyecekler varken sen klasik kuru fasulye pilav veya klasik mercimek çorbası, klasik kelle paça veya klasik et yemeği veya köfte yok o hamburger yiyecek.

O ne eti belli olmayan o etten yiyecek hastalık kapacak. Et olup olmadı da belli değil. Onu yiyecek. Ne yediği ne eti belli değil. O ne o çıtır çıtır tavuk yiyecekmiş. Ondan yiyecek. Ne olduğu belli değil. İçinde ne olduğu belli değil. İçinde ne yediği belli değil. O tavuğun neyle beslendiği belli değil. O bir tane hamburgerin et şeyi vardı, sosis yapıyor. Hayvanları boynuzu ile böyle diri diri atıyorlar hayvanları. Bildiğiniz diri diri. Diri diri. Ama o insanlara o sosisleri yediriyorlar mı yediriyorlar. O salanları yediriyorlar mı yediriyorlar. O köfteleri o sucukları yediriyorlar mı yediriyorlar. Hasta insanlar. Bağışıklık sistemi çökmüş vaziyette. Geleneksel, natural yiyecekten çıktık. Şimdi bizim gençlerimize kelle paça ağır geliyor.

Hımm. Ağır. Kuyruk yağı ağır geliyor. Hımm. Han desen ki bunun içinde kuyruk yağı var. Hiii. İğrendi. Allâh yelini versin öbür tarafta necis yiyorsun. Necis necis. Necis necis. Bildiğin necis yiyorsun. Ona bakmıyor. Bağışıklık sistemi çöküyor. Allâh muhâfaza eylesin. Aynı şey. Nasıl zahiren necaset yersen vücudun çöküyorsa sen manevi olarak da yanlış bilgiler alırsan maneviyatın çöküyor. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden iyilerle oturup kalkacaksınız. İyi insanlarla, kamili insanlarla oturup kalkacaksınız. bir hadîs-i şerîf var ya. Ya itırcı dükkanına giden itır kokar. güzel kokar. Demirci dükkanına giden is kokar. Bana arkadaşını söyle senin dinini söyleyin. Hazreti Ebu Bekir efendimizin sözü.

Âyet-i Kerîme cehennemliklere soruyorlar. Siz cehenneme sokan sebep neydi? Cehennemlikler cevap veriyorlar. Dikkat edin. Biz dünyadayken Allâh için namaz kılanlardan değildik. Biz Allâh’ın bize verdiği nimetlere karşı cimri davranarak yoksulları doyurmazdık.


Müddessir 41-48 — Cehennemliklerin Dört Vasfı: Namazı Terk, Cimrilik, Bâtıla Dalma, Hesap Gününü Yalanlama

Batıl şeylere dalanlarla birlikte biz de dalardık. Bizler ceza ve hesabı doyurmazdık. Bizler ceza ve hesabın bulunacağı ahiret gününü yalanlardık. Sevap veya cezanın verileceğine inanmazdık. Nihayet bize kesin haberi veren ölüm geldi. Müdessir süresi 41’den 48’e kadar. Demek ki ne yapıyormuş bu cehennemlikler? Namazı kılmıyorlarmış. Ne yapıyorlarmış? Namaz kılanlardan değillermiş. Etrafında laylölom var namaz ezan okundu namaz kılınmadı o da namazı kılmadı. Arkadaşlarına oydu. Genç arkadaşlarına oydu. Ne yapalım şimdi kafede otururken namaz mı? Ezan okundu namaza mı gidiler? Ya o kafeden kalk cistaka cistaka git namaz kıl olacak bir şey değil. Ve hatta arkadaşlarla takılıyorsun ya gençler şimdi bir yere.

Ya ezan okundu namaz mı kılınır şimdi? Ya akşama evde hepsinde toptan ne o kaza ederiz. Namaz kılanlardan değildik. Ve Allâh’ın bize vermiş olduğu nimetlerden biz tasattuk etmedik. Namazdan sonra tasattuk geldi. Az da olsa siz yarım hurma ile de olsa cehennem ateşinizi söndürünüz. Hadis-i şerif. Biz yarım hurma da olsa cehennem ateşimizi söndürmedik. Elimizi cebimize atamadık. Bir tebessüm dahi edemedik. Cimri davrandık. Cimri davrandık. Bakın. Üçüncüsü. Batıl şeylere dalanlarla biz de dalardık. Batıla dalardık. Arkadaşlarımız böyle hadîs-i şeriflere uymayı gericilik görürdü. Biz de evet gericilik gördük. Ya hadislerin 1400 yıldan beri sahih olarak geldiği nereden belli canım. Ya uyulmaz Kur’ân’a bakarız biz.

Ahmak, gerizekalı, müşrik kafalı.


«Bacak Bacak Üstüne Atıp Kitap Yeter Diyenler» Hadîsi ve Mezheplerin/Tarîkatlerin Kuruluş Tarîhi

Bunun senin diyeceğini dair Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri 1400 yıl önce söylemiş. Demiş ki ahir zamanda bacak bacak üstüne atıp sizinle bizim aramızda Allâh’ın kitabı vardır diyenler çıkacak. Ben onlardan değilim demiş. Bacak bacak üstüne atıp rahat koltuklarında diyor. Bacak bacak üstüne atıp sizinle bizim aramızda Allâh’ın kitabı vardır. biz kitaba uyarız sadece. Biz sünnetlere uymayız biz hadislere uymayız. Var ya şimdi dolu koca koca böyle galleve profesörler din adamları din araştırmacıları bir sürü onların lakapları var. Çıkıyorlar ya televizyonlara hadîs-i şeriflere atıyorlar tutuyorlar. Hadisleri inkar ediyorlar. Hadisleri savunanlar da atıp tutuyorlar. Olmadı adam deve sidiyle çıkıyor televizyon programına hadi iç bu deve sidini diyor.

Gerizekalı. Hangi devenin sidi hangi mevsimin sidi onu bakmıyor. Bilmiyor onu çünkü. Bilmiyor. Ama çıkarıyorlar televizyonları bunlara. Bunları. O batıla dalanlarla o da daldı. O da hadisin karcısı oldu. O da mezhep inkarcısı oldu. Öbür kide mezhep inkarcısı. Bir de soru çok masum. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri zamanında mezhep var mıydı? Şimdi herkes yoktu diyor ya ben vardı diyorum. Evet vardı diyorum ben kalıyor şimdi. Vardı deyince. E gönderdi Yemen’e vali Huzeyfet-i Liyamani’yi. Ne dedi neyle amel edeceksin dedi. Kur’ân ne ya Resulallah. Bulamazsan dedi. Senin sünnetin ne ya Resulallah. Bulamazsan dedi. Kıyas ederim ictihâd ederim ya Resulallah dedi. Tebessüm etti ona.

Al sana mezhep. Diyor ya Peygamber efendimiz zamanında var mıydı? Vardı. Herkes yok diyor ya. En aykırı Mustafa Özba. Vardı kardeşim. Dört Abdullah vardı. Dinde fakih. Allâh Resul dedi sallallâhu aleyhi ve sellem. Dört Abdullah’ın dördü için dedi ki dinde fakih. Dinde fakih dedikleri sahabeler var. Az sana mezhep. Onlar da ictihâd ettiler. Neymiş Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında mezhep varmış mı? Var. Var. Adı yok mezhebin. Zaten İmam Azam’ın normalde mezhebinin de adı yok. Sonradan talebeler onun iştahatlerine tabi olunca Han Efilik mezhebi çıktı. İmam Azam ben mezhep kuracağım diye yola çıkmadı. Yok öyle bir şey. İmam-ı Şafi ben mezhep kuracağım diye yola çıkmadı.

İmam Malik ben mezhep kuracağım diye yola çıkmadı. İmam Malik’e devrin Padişahı Sultanı dedi ki bu Hicaz bölgesinde bir eser yaz da dedi bu Hicaz bölgesinde gelen Müslümanlar ona göre tabi olsunlar. Ona göre birlikte ibadet etsinler. Birbirlerine aykır olmasınlar dedi. Müvaddayı öyle yazdı İmam Malik. Sonra Padişah Sultan müvaddayı çoğaltıp bütün dünya Müslümanlarını dağıtmaya kalkınca İmam Malik durdurdu. Dedi dur dağıtma hiç kimseye. Sebep bu dedi müvaddası buradaki dedi. Hicaz bölgesindeki Müslümanlar için dedi. Dışarıdakiler için değil dedi. İmam Malik Malik’in mezhebini kurmak için yola çıkmadı. Abdülkadir Geylan Nazretleri Kadir’i tarikatını kurmak için yola çıkmadı. Ahmed el Rufaih, Ahmed el Bedevi İbrahim Duziki, Şeyh Abul El Sinan, Şazeli Şahı Nakşemenli Muhammed Bahattin, Şahı Mevlânâ Celalettin, Rumi, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Ölü, Hesel Karani, Mahmud Uday.

Hiçbirisi de bir tarikat kurmak için yola çıkmadı. Yunus Emre tarikat kurmak için yola çıkmadı. Böyle bir anlayış yok zaten. Sonradan onların düsturları açtığı yoldan yürüyenler oldular. Abdülkadir Geylan Nazretleri’nin dergahında oturup zikrullahı devam ettiler. Geylan Nazretleri’nin önce de şeyh vardı. Onun da şeyhi vardı. Onun şeyhi vardı. Onun şeyhi vardı. Ama Geylan Hazretleri’nin böyle bir doktirini olunca sufilikle alakalı insanlar ona uymaya başladı. Diyebilir misiniz şimdi Kuşehir’in tarikatı ne? Halbuki Kuşehir’i Tasavvuf’un ana ilkeleri diye bir eser yayınlamış. Tarikatını biliyor muyuz? Yok.


Reenkarnasyon Sapkınlığı — Ruhun Tekrar Gelişi, Fareden İsaya, Buda’dan Kırmızı Nokta Meditasyonuna

Şibli’nin tarikatını biliyor muyuz? Hayır. Ama devasa sufi eserleri bırakmışlar. Avarülfü’l-Mârifî yazan bir kimsenin tarikatını biliyor muyuz? Hayır yok devasa eser yazmışlar ama. Şimdi bunun gibi bunlar da normalde ne olmuşlar? Bunlar da normalde batıla kaymamışlar. Batıla kaymadıklarından dolayı etrafından ve arkalarından devam etmişler. Ama bir kısım insanlar batıla kaymış ve oradaki o kimse o batıla kayanlarla beraber o da batıla gitmiş cehennemlik oldu. Sen kardeşim din, Kur’ân, sünnet birçok hadîs-i şerîf var. Peygambere itaat etmekle alakalı birçok âyet-i kerîme var. Sen nereye sapkınlığa gittin? Gitti. Allâh muhâfaza eylesin. Bizler ceza ve hesabın bulunacağı ahiret gününü yalanlardık.

Yalanlayan ne oldu? Kâfir oldu. Var mı şimdi? Var. Adam hesap gününe inanmıyor. Ruhu gelmiş de kemalâ ermemiş, dövüştü. Kemalâ ermemiş, dönmüş de tekrar gelecekmiş de bir daha kemalâ ermezse bir daha dönecekmiş de bir daha gelecekmiş de böyle gelecek, gidecek kemalâ ercek yani. Arada bir fareye olacak, fareye girecek fareye olacak ruhu. He farelikten kurtulamayacak bir daha kına tilki olarak gelecek, bir daha kına kurt olarak gelecek, bir daha kına insan olarak gelecek, bir daha kına İsa olarak gelecek. Evet ya. Tabii. Nasıl dedim bir daha kına İsa olarak mı geleceğini tahmin ediyorsun? Evet. E dedim İsa geldi gitti. İsa geldi gitti. Bir daha gelecek ya dedi. He o sen olacaksın. Öyle mi? Böyle insanları sapkınlığa bataklığı götürüyorlar.

Öbürkü de ben Buda olarak geleceğim diyor. O gitmiş gelmiş şimdi yeniden Buda olarak gelebilir. Ne yapacaksın? Aaaaa. O Winstead’ın oturtup kaldıracakları o hatunun kırmızı noktasına bakıyor. İbadet o. Onlar için. Kocaman hatun var ya ne koltuğa asıyor ne arabaya. Bir de dolar veriyorlar ona. Ne yapıyorsunuz diyorum ben? O büyük bir abi vardı bizden eskilikicilerden. Zikrullâh’a götürdüm ben onu. Zikrullâh’tan dönüyoruz. Bana diyor ki bu adam çok o zaman daha bilgisayar bilen yok. İstanbul’da devasa bir firmanın bilgisayar mühendisi olarak en zirvesinde. Dolarlar havada uçuşuyor zengin. Ya Mustafa’cım dedi biz dedi otele gittik dedi böyle şey gibi A U yapanlardan. Bu zikrullâh dedi sizin yaptığını bizim yaptığımız gibi.

Dedim abi ne yapıyorsunuz? Dedi ki mesela biz dedi ben de araba kullanıyorum. O da arkada. gitmişler böyle dakikalarca ooooo tarif ediyor. Dedim abi ooooo demek de Allâh demenin arasında farkı var dedim ya. Ya tamam dedi birbirini çağırıştırmıyor mu dedi. Abi nereden çağırıştıracak dedim ya. Sabahtan akşama kadar A de bir de dolar verdin değil mi onu dedim ben verdim dedi. Bursa’da birisiyle tanıştıydım. Tanıştıydım Mudanya’ya gelmiş kırmızı noktalı ondan sonra filancaların şanslarına katılırsan o şans bin dolar. Bir üst seviyedeki şansa katılırsan bir şans iki bin dolar. Bir üst seviyedeki şansa katılırsan üç bin, bir üst seviyedeki şansa dört bin. Dedim kırmızı noktalıya katılırsan on bin dolar dedi.

Şans dedi bir saat. Bir saat kırmızı noktaya bakıyon on yapıyon on bin dolar veriyon otel parası hariç. Dedim bu ne ya Mudanya’ya gelmişler. Mudanya’da bir beş yıldız oteli oturmuşlar gitcen on bin dolar vereceksin. Ulan garibana beş yüz dolar ver desen vermezler. Vermezler. diyor ya Cenâb-ı Hak Musa’ya hadisi kutsi de bir açı doyursaydın beni doyuracaktın. Bir açı doyursaydın beni doyuracaktın. Bir yoksulu bir çıplığa giydirseydin beni giydirecektin. Bir hastayı ziyaret etmiş olsaydın beni görecektin yanında diyor. Yanında beni görecektin. Hadisi kutsi. Ama biz bir açı doyurmayız gider on der on bin dolar veririz. Dedim sen Müslüman mısın şimdi onu diyen he?


Kırmızı Noktalı Meditasyon ve Dünya Kardeşliği Fitnesi — Mudanya 10.000 Dolar, İngiltere Sohbet Talebi

Müslümanım bu ne dedin? Sapkın Müslüman reenkarnasyon inanıyor. Ya nasıl Müslümansın değilsin. Ruhu bir daha gelip gidecekmiş. Ne an bu? Nereden çıkardın bunu? Gitti Hindistan’dan geldi. Gitti Hindistan’dan geldi. o kimse diyorum ki iman etmeniz lazım. İngiltere’den arıyorlar seni. Arabi sohbetlerinizi burada dinlemişler. böyle siz bunlara özel sohbet eder misiniz? Buradaki kardeşler dünya kardeşliği. Hristiyan, Yahudi, Budist, Putperest. Mevlânâ okuyorlar. Arabi okuyorlar. sizin de sohbetleriniz manevi derinlikli. böyle bunlar hep beraber gelin ondan sonra Hristiyan, Yahudi, Putperest. Dinsiz, imansız ne oldu? Karmakarma, orta yere bir çorba yapalım, bir salata yapalım. Hep beraber cennete gidelim.

Yok böyle bir şey. Ben diyorum yok âyet de sabit. Bugün dininizi tamam ettim. Size din olarak İslam’ı seçtim. Eşhedü enne ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu demezsen cehennemliksin ebedi. İman edeceksin. İman edeceksin. Yok nefis terbiyesi yapıyorlarmış. Hindistan’a gidiyorlarmış, ot yiyorlarmış, çöp yiyorlarmış. Günlüğü 500 bin dolar veriyorlarmış. Nefis terbiyesi yapıyorlarmış, riyazat yapıyorlarmış. Dedim ya gelin günlüğü bin dolar değil hiç para vermeye nefis terbiyesi yaptırayım. Yiğin için siz de. İsraf etmeyin. İslam güzellik dini dedim yedirir içirir. İsraf ettirmez dedim ya. Siz nereden buldunuz bu dini böyle? ben de paraya kanacağım ya. bir gideceğim orada konferans vereceğim.

Onlarla oturacağım A, O, U yapacağım. hocam yanlış anlamazsınız neyse ücretinizi vereceğiz. Dedim yok bizde ücretli bir şey yok.


Ücretsiz Tekke ve Profesör Hanım Kıssası — Tedavi Adı Altında Para Hesabı Yapan Terapist

Nasıl basmaya. O bizim tekke buradayken o zaman bir ara bir profesör bayan geliyordu. Yanında 6-7 kişi birden geliyorlar gidiyorlar filan. Cafer ile görüşüyorlar boyuna. En son noktaya geldi konuşuyoruz biz şeyde. Oradaki misafir odasına o da gelecek böyle değişik bir tedavi usulü uygulayacakmış herkese. Ben de gazı veriyorum biz hepimiz diyorum rahatsızız hastayız. Biz hep beraber değiliz cemaat olarak diyorum ben. Sen gel asıl terapi bize ver. Normal değiliz diyorum ben. Hocam ben şimdi o bakıyor şimdi kalabalık ya. Yok ki menbayı buldum. kişi başına şu kadar para alsam bu kadar para götürürüm buradan. Ama bir havalar çantasını birisi taşıyor. torbasını birisi taşıyor. Sizde hiç iş yok. Biz çanta sırtımızda geliyoruz çanta sırtımızda gidiyoruz.

Ne kapıda karşılayan var ne peşimizde koşan var. Bunun arkasından ordu geliyor ordu gidiyor. Herkes hocam maşallah subhanallah. Son nokta dedim ki harikat çok güzel. Ne zaman başlayalım? Hemen başlayın dedim. Biz dedim ilk terapi bizce olsun ilk müşteri biz olalım. Başlayın hemen. Harika. Ama dedim hocam burada ücret olmuyor. Nasıl yani? Basmaya. Biz dedim burada tekkenin kapısından içeri girilince burada her şey ücretsiz dedim. Ücret yok. Burada dedi hiç ücret alınmıyor mu? Hiçbir şeye ücret almıyoruz biz dedim. Hatta neredeyse dağıtacağız millete dedim. para dağıtacağız o kadar paramız yok dağıtamıyoruz. Yoksa desek ki tekkenin kapısına buraya kapıya koysak. Desek ki her sohbete gelene 100 lira vereceğiz.

Burada oturacak yer bulamazsınız kıymetini bilin. Dışarı çıkana 100 lira vereceğim içeri girene deyim. Size yer kalır mı burada? Vallahi kalmaz. Herkes dolar buraya. Dedim neredeyse biz veririz dedim. Ama dedim o kadar yok o yüzden veremiyoruz dedim ben. Biz dedim ücret almıyoruz. Böyle bir canı sıkıldı, bir morali bozuldu, bir asabı bozuldu. Rengi mengi değişti. O naifli, kibarlığı, yumuşaklığı bir anda gitti. Kalkın dedi gidiyoruz. Hava nezine. Neden? E para yok. Şimdi insanlar paralı olan şeyleri seviyorlar. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Batıla dalanalla batıla dalardık. Din gününe inanmazdık. Bu din gününe inanmazsa ne yapıyor? Namazı terk ediyor, orucu terk ediyor. Haram-ı helal’a dikkat etmiyor.

Hesaba çekileceğini, hesaba çekileceğini inanmıyor. Unutuyor veya inanmıyor, hafif alıyor. Haramı güp güp yutuyor. Hürüşvetmiş güp güp yutuyor. Harammış güp güp yutuyor. Haksızlıkmış güp güp yutuyor. Hesap gününe tam olarak imanı kemal bir şekilde inanmıyor çünkü. İnansa hesap vereceğini haksızlık yapmayacak. Arsızlık yapmayacak. Uğursuzluk yapmayacak. İnansa o zaman kendini derleyip toparlayacak. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. O zaman ölüm gelince tövbe kapısı da kapanıyor. Ebedi cehennemlik oluyor. Rabbim ümmeti Muhammed’i muhafaza eylesin. Âmîn.


Kâmil’in Küfrü Din ve Şeriat Olur — Sahâbenin İkrâh-ı Mülcî Altında Atalar Dinine Dönüş Beyanı

Kamil kafir bile olsa o küfür din ve şeriat haline gelir. normalde kamil bir insanın küfrü din ve şeriat haline gelir. Normalde şimdi buna örnek bul bize. Evet. Kamil küfür bile etse onunki din ve şeriat olur. Kimin oldu? Sahabeden bir kimse vardı. Ona çok eziyet ettiler. Ona çok çile çektirdiler müşrikler. Ey sonunda o ne dedi? Evet ben atalarımızın dinine dönmüş oldum dedi onlara. Küfür oldu mu? Oldu. Sonra gitti peygamberin yanına salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yanına. Üzüldü. Dedi ki pişmanım ben dedi böyle böyle yaptım. Allâh Resûlü ne dedi ona? Sen bunu dedi kalben söylemedin. O yüzden dedi bu küfür yerine geçmez. Ne oldu? Din ve şeriat oldu. Bir kimsenin bu sefer ondan şeriat çıktı.

Neydi çıkan şeriat? Eğer bir kafir zalim bir kimse senin dininden dolayı sana eziyet etmeye kalkar, zulmetmeye kalkar, işkence etmeye kalkar, uzuvlarından birisine zarar verecekse sen onların önünde dinden döndüğünü beyan edebilirsin. Şeriat çıktı buradan. İslam hukuku çıktı. Hazreti Pir diyor ki o kimsenin yapmış olduğu şey diyor din olur şeriat olur. Tamil bir insanın küfrü. Burada göz göre göre küfre düşmek değil zorlandı diyelim ki zehir içiriyorlar. Geçmiş ümmetlere ne attılar? Ateşlere attılar. Çukurları normalde ateş yaktılar. İnananlara ateşlere attılar. Bir kısmı dedi ki biz dinimizden vazgeçtik. Ama kalbinden onlar vazgeçmiş miydi? Hayır. Kimisi de atıldı ateşe onlar onu da söylemediler.

Bunun gibi ama o kimse kafir de olsa o noktada küfre de düşse onunki din ve şeriat oldu. O kalbi çünkü la palek iman. Ama öbürkü illetli olan kimse o zehirli yılan gibi, o zehir saçan bir mahluk gibi o etrafına zehir saçtı. Allâh muhâfaza eylesin. Ama kamil bir insan panzehir gibidir. Mürşidi kamiller panzehir gibidir. Sağlam müminler panzehir gibidir. Birileri zehir saçar o panzehir verir. Zehre karşı panzehir verir. Sen kendine panzehir vururum verecek bir kamil ara bul.


Yayanın Süvâri ile Yarışı — Murîd-Mürşîd Edebi, 70.000 Zikir Kıyası ve «Bildiğin Her Şeyi Unut»

Zehir saçandan uzaklaş. Ey yayan olduğu halde süvari ile yarışa girişen. Sen bu müsabakada kazanmayacak onu geçemeyeceksin. İyisi mi? Dur. Kemal’i ermemiş sufi adayı cahil. Sen nereye üstadla yarışacaksın? Sen üstadla nereye boyun uçuşmaya kalktın? Sen cahillik edip kendini onunla aynı mı gördün? Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Hiç cahillerle alimler bir olur mu? Daha dur bakalım. Sen dün bir bugün iki. Sen ne gördün de ne yaşadın da üstadınla yarışmaya kalktın ona kafa tuttun. Sen sabahları ne içiyorsun kardeş? O halde sen kalkmışında kendi günahı kebaline bakmadan üstadla maddi manevi yarışacağım diye uğraşıyorsun. Ona laf yetiştireceğim diye uğraşıyorsun. Onunla cedelleşeceğim diye uğraşıyorsun.

Sen 70.000 tevhid çeksen o bir sefer tevhid çekse senin 70.000 tevhidine bedel olur bunun bir tevhidi. Sen ne yapıyorsun? geldi ya Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri eşlerinden birisi elinde tezhubi sabahtan akşama kadar tezhubi çekiyor dedi. Ne yapıyorsun? Allâh’ı zikrediyorum. Ona dedi ki sen bu kadar çok zikrediyorsun ben şunu diyorum dedi senden fazla sevap alıyorum dedi. Bunu de dedi. Evet. O bir sefer la ilâhe illallah dese senin 70.000 tevhidine bedel olur onun bir tek tevhid çekmesi. Sen nereye cedelleşiyorsun? Sen günde 70.000 salatu selam getirirsin o bir tane salatu selam getirir senin 70.000’ine bedel olur. Sen 70.000 fatia okursun o bir fatia okur senin 70.000’ine bedel olur.

Sen kimle yarışıyorsun? Sen okuyacağım diye uğraşırsın o aklına getirir kalbine getirir nazar eder yeter ona. Sen nereye? Üstatla yarışılmaz, cedelleşilmez. Onun önünde bilgislik taslanmaz. Bir alimin önünde talebe bilgislik taslamaz. Bu zaten edepsizlik olur, cehalet olur, yanlışlık olur. Olmaz. Bir sahabenin Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bilgislik taslaması mümkün mü? Bir müridin mürşidine bilgislik taslaması mümkün mü? Değil. O yüzden sen daha heva hevesinden konuşuyorsun. Senin ilmi ledinin yok. Senin kalbine daha henüz ilmi ledinden bir damla damlamamış. Sen ilmel yakin, aynel yakin, hakkal yakin merhalelerini geçmemişsin. Sen Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde fâni olmadın.

Sen daha üstadında fâni olmadın. Dur bakalım. Sen bir üstadda fâni ol. Sen bir çileye ram ol. Bir sıkıntı yaşa. Bir hesaba çekil. Sen daha ne gördün ki üstadla yarışacağım diye uğraşıyorsun. Gidilecek çok yolun var. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden sen bu halinle manevi tokadı yersin. Üstadın sözüne söz koyar, üstadın sözünün üzerine söz koyup da inadına inadına konuşursan, manevi tokadı yersin. Üstadının adabına, erkanına tabi olmazsan manevi tokadı yersin. Sözünü dinlemezsen manevi tokadı yersin. Yapma dediğini yaparsan manevi tokadı yersin. Yapma dediğini yapmak üstadla cederleşmektir. Yapma. Cederleşmektir. Bunu yap dedi, güç yetiremedi. Hadi. Üstad senin güç yetiremeyeceğin bir şey söylemez.

Hadi yapamadın eyvallâh. Ama yapma dediğini yapıyorsan cederleşiyorsun. Sen bu halinle bu müsabakayı kazanamazsın. Sen bu halinle ancak manevi tokadı yer, perişan olur gidersin. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden yolda dökülenler çoktur. Yol Kur’ân ve Sünnet’e tabi bir yol ise, yolda dökülenler çok olur. Neden dökülür? Küstahlığından o kimsenin. Neden dökülür? Kendince kendi kendine bir şey zannettiğinden. Neden dökülür? Ya her ne kadar Şeyh Efendi böyle dediyse de, ya bu iş böyle olmaz ya böyle olması lazım. Küstah. Senin ne işin var sufilik yolunda? Sen git aklını ilahlaştıranların yanında otur.


Mustafa Efendi’nin Dervişlik Yolculuğu — 15 Yaşında Ülkücü, 16 Yaşında Ev Bakma, Pavyoncular ve «Uçuk Yaşamak»

Bazen zaman zaman örnekliyorum ya, ben derviş olduğumda 7 Bahar’ın otunu yediydim. baktım onların alemini okuyorum, aaa benim kendimce ben hayat tecrübesi, tecrübem var. 15 yaşında ülkücü cehennemle ondan sonra tanışmışım daha önce de hadi 15 diyelim. Lise çağında, okulda haşır naşır olmuşuz. 12 Eylülün en caf caflı zamanda etrafımızda bir sürü insan var. Onları sevgi dar ediyoruz. 16 yaşında babasız kalmışız, hayat mücadelesine girmişiz. Alıyoruz, satıyoruz, ev bakıyoruz. Şimdi hala da ben bakarım böyle, ev bakmakta acısız. Allâh’ım derim ya, ulan 16 yaşındayken ev bakıyordum, şu gençliğe bak diyorum. Ben bazen şimdi 17-18 yaşındaki çocuklara bakıyorum. Allâh’ım çocuk bu nereden ya diyorum.

Ben 18 yaşındayken ev bakıyordum diyorum. Allâh’ım diyorum ya. Bir de 19-20 yaşına geldiğimde ben bir tane de ev bakmıyordum. Bizim racon uzman kuvvetli, bizde yanındaki bayanın parasını yemek, onun yemek parasını o verecek bize hakarettir. Yanımızda birisi para çıkaracak kim olursa olsun bize hakarettir. Meyhanede, pavyonda, barda öyle birisi bizim yanımızda para çıkaracak, hakarettir o. Mustafa Özmah’a hakaret o. Mustafa Özmah’a bakacak bir sandviç parası yanındaki kız arkadaşı verecek. Hakaret bunlar bizim için. Biz o kültürde büyüdük, yetiştik. Biz birkaç baharatı değil, bir hayli baharatı yedik, ele astık, onu ehledik, genç yaşta. Onu ehledik, dedik ki tamam, derviş olacağız. İyi ama ben dükkan çalıştırmış, batmışım, meyhane çalıştırmışım, batmışım.

Evet. Şimdi bazen insanlar bakıyorlar beyaz sakallı, bir şeyden anlamaz. hocam ben çok uçuk yaşıyorum, yavrum gel bakayım ne yapıyorsun diyor mu uçuk yaşayıp da sen? Sen ne yapıyorsun? Kendince hayatını uçuk yaşadığını zannediyor. Bir gün bir vesileyle böyle büroya Bursa’nın tanınmış pavyoncuları geldiler. Ben şimdi bir şey bilmiyormuş gibi oturuyorum böyle konuşuyorlar. Birine dedim sayan orada hala daha sahnesi döner mi dedim. Hocam sen nereden biliyorsun dedi ya. E dedim orası döner sahneydi dedim. Bizim gençliğimizde ilk orası olduydı dedim. kendi kendinizi atıp tutmayın, yavaş olun, sakin olun. Siz daha kısa da ondan dolaşırken biz oraları kapatıyorduk. Orada kavga çıkarıyorduk, dövüyorduk, dövülüyorduk.

Sakin olun. Böyle kalıyorlar şimdi neymiş arkadaş uçuk yaşıyormuş. Otur lan oturduğun yere. Orada dedepsizlik etme. Sebep senin daha bırak tüysüzdün sen biz oraları bıraktık. Tüysüzdün sen. Sen tüysüzdün. Daha tüyün bitmemişti senin. Biz bıraktık oraları. Bize uçuk yaşamaktan bahsetme. Veyahut da böyle argo konuşup da böyle ağır ağa bir rolleri çizme çizeriz seni. Sakalımızın beyazı seni aldatmasın. Bakma sen biz böyle dervişlik yapıyoruz şimdi. böyle bağrına vuruyordu birisi. Bu dervişlik yaktı beni diyordu. Diyordum beni de dervişlik yaktı. Sakin olun. Dervişlik böyle bir şey. E şimdi sen nereye boy uçuşçemde uğraşıyorsun? Biz bütün her şeyi eldik geldik şeyhimizin dibine oturduk dizinin dibine.


Şeyh Efendi ile İzmir Ayakkabıcılık Hizmeti — Rüyâda Haber, Kasa Ayakkabı ve Fethullah Gülen Cemaati Fonu

Dedin ki Mustafa Özbağ, bildiğin her şeyi unut. Bildiğin her şeyi unut. Hiçbir şey bilmiyormuş gibi duruyordum şeyh efendinin yanında. Hiçbir şey. Bunu böyle yapacağım Mustafa Efendi. Emredersiniz efendim. Bunu şöyle edeceğim Mustafa Efendi. Emredersiniz efendim. Şu şöyle olsun. Mustafa Efendi. Bildiğin her şeyi unut. Küstahlık yapma. Biz ikinci, üçüncü sefer ayakkabı almaya gidiyoruz. Bakıyorum şimdi ben. Tanıyorum benim yaptığım iş. Ben bayağının ayağına bakayım 37 mi 38 mi bilirim. Hala daha bilirim. Ben bayağının ayağına bakıyorum. 37 mi 38 mi bilirim. Hala daha bilirim. Bir gittik iki gittik. Ben tabi birkaç esnafı orada söyledim. Mustafa Efendi sen bu işi biliyorsun dedi. Biraz efendim dedim. böyle hep şey efendiyi böyle modeli geçmiş olanları satıyorlar.

İzmir’de. İzmir esnafı yanık. O ayakkabıcılar o zaman iki çeşmelik, agora. Orası sırf ayakkabıcı. Oğlum senin yaşın yetmez. Hala da varmış ama orada. Değil mi? Evet. Orayı sokaç sokak bilirim. Han han bilirim. Dedim efendim müsaade ederseniz ben dedim bir kasa ayakkabı yapayım dedim. Nefşehir’de dedim çocuklar satarlar. Olur hala yap Mustafa Efendi dedi. Ben şimdi gidiyorum yeni modelleri yatırıyorum boyuna ben şimdi. Öyle bakıyorum Mustafa Efendi. Oğlum bunlar dedi. Nefşehir’de gider mi dedi. Gitmezse iade ederiz dedim. Bunlar gitmezse iade gelecek haberin olsun dedim. Böyle baktı hiç şey efendiden iade de almıyorlar. Alıştırmışlar onu böyle. Şey efendiler bir şey demiyor hakikaten istedim.

Allâh’ın sana ben ayırdım onları hemen onları bir güzel kendim kasalattım orada. Siz bilmezsiniz önceden tahta kasalar var. Hemen o kasalattım üzerine de yazdırdım. Gönderdim ilk önce onlar satamış. Oğlanlar demişler ki baba bunları kim ayırdı oğlum Mustafa Efendi ayırdı demiş. Baba ilk önce onlar satıldı demiş. Müşteri de değişti demiş. O memur kadınlar bir duymuşlar burada güzel model ayakkabılar geldi diye bir haftada bitirmişler. Zaten kadınlar bir şey duymaya görsün. Böyle. kadın duysun filanca yerde güzel model ayakkabı gelmiş hem de ucuz de tamam. Bitti ya. Vallahi alırlar çekirge süresi gibi gelirler bittiğini görsün falan. Şey efendi iki hafta sonra geldi. Biz o zaman böyle telefon melefon yok.

Gelecekmiş gidecekmiş. Rüyanda gör derviş sen. Rüyanda gör rüyanda. Rüyanda. Bu fakir rüyasında görüyor gidiyor. Sabah altı otobüsü var bizim Bayındır’dan belediye otobüsü. Alıyorum bileti ben yedi buçukta İzmir garajına iniyor. Sekizde de o iniyor. Ben Nevşehir otobüs karının Nevşehir peronunda bekliyorum. Şey efendi şoförün değil yan tarafın cam dibi de değil koridordan biletini alır. Ezber bu bizde. Şey efendi başka bir yerden bile talınmaz. Önde üç numara. Cam kenarı değil koridordan. Şey efendi filorozan lambası gibi pırıl pırıl yanıyor otobüsün en önünde. Hemen karşılıyorum. Mustafa efendi rüyanda mı gördün oğlum? Evet efendim. Maşallah. Allâh mübarek etsin. Kimsenin haberi yok. Tirede dervişler var.

Eski dervişler Çorumun Hacı Mustafa Efendi’den kalma. Hiç kimse yok. Bir ben varım orada. Ne mutlu günlermiş, ne güzel günlermiş. Dervişlik o zaman güzelmiş. Gidiyoruz o garajın karşısında ne orası gıdacılar çarşısı. Gıdacılar çarşısında çorbacımız var. Dükkanı biz açıyoruz. Orada bir çorbacımız var gidiyoruz. Ondan sonra orada bir karışık kelle paça bize. Halis kelle paça böyle. Fokur fokur kaynıyor o da kazanda. Kelle paçayı içiyoruz. Ondan sonra ayakkabıcılar çağırsın ha. Dedi Mustafa Efendi oğlum senin ayırdığın o ayakkabıların hepsi satıldı dedi. Oğlanlar gönderdi dedi. Mustafa abi yine bir ayakkabı ayırsın dediler dedi. Ben bu sefer komple malı ayırdım ona. Bak baştan ben biliyorum demek yok.

Ben hala daha bilmiyorum. Sonra o bölgede olduğum müddetçe ben her ayakkabı almakta beraber aldık. Hep malları ben ayırıyorum. Sonra yavaş yavaş hesaba da karışmaya başladım. Topla bakalım şu hesap nasıl dedi. Bu malı bir topladık çıkardık. Adamlar o zaman Fethullah Gülen cemaatinden bir ayakkabıcının birisi her ayakkabı başına bir para yazmış cemaata yardım diye. Onu çıkardık o zaman için bakın. Onu çıkardım ben. Dedim nasıl böyle bir şey yaparsınız? Bu hak değil. Yahu Şeyh Efendi’ye dönüyorlar. Hocam paranın gittiği yer belli değil. Şeyh Efendi beni işaret ediyor. Onunla konuşun diye. Oğlanla konuşun diyor. Dedim bu haram. Bunu nasıl yaparsınız cemaat adına? Bu paranın cemaata gidip gitmediğini nereden bileceğiz?

Bir siz bunu bu adamdan izinsiz nasıl yaparsınız? Hesaba kitaba bakmadığından bütün hesabı çıkarın. Ben hadi ortalık karıştı. Bütün hesabı çıkarın indirin bütün hesabı. Bütün hesabı indirdik alınan bütün ayakkabılarının her tanesine o gün için belli bir para yazmışlar. Evet. Bunun bir zati yaşayan insanı mı? Dedim ya bu mu yaptınız? Ama şeyhin önünde bilgisilik taslamak yok. O müsaade edecek. Bana müsaade edecek. Mustafa Efendi sen ayır evladım. Emredersiniz efendim. Ben ayırırdım. Bildiğim kadarıyla. Üç ihlas bir fatia okurdum. Yarabbi bana isabet ettir. Beni utandırma. Bana isabet ettir. İnşallah diyorum bu mallar satılsın. Mallara da üç ihlas bir fatia okuyordum. Makamlara bağışlıyordum. Beni utandırma Yarabbi diye gidiyordu.

O zaman şeyhinle cedelleşme. Ona bilgisilik taslama. Onunla yarışacağım diye uğraşma. Sen dervişliğini yaşa. Allâh muhâfaza eylesin. Yoksa ayağın burkulur düşersin. Ayağın kayar gidersin. Allâh muhâfaza eylesin. Evet.


1615. Beyit Konu Başlığı — «Sen mi Atarsın, Yoksa Biz mi Atalım?» Sihirbazların Edebi

Sihirbazların ne buyurursun? Asayı önce sen mi atarsın yoksa biz mi atalım diyerek Musa aleyhisselama hürmet edip onu ağırlamaları Musa’nın da siz atın demesi. Konu başlığı bu. Önümüzdeki hafta Allâh izin verirse inşallah sağlık afiyet verirse buradan bu konu başlığından inşallah devam edeceğiz. Şurada birkaç soru var inşallah onlara da bakalım. Ondan sonra inşallah Sema başlasın.


Soru-Cevap: Kadının Mezar Vasiyeti, Efe Dedenin Şiddet Terbiyesi ve Oruç Kazâsı/Kefâreti

Bir bayanın vasiyet ettiği bir yer varken eşinin karar verip benim köyüme gömüleceksin deme hakkı var mı İslam’a göre? Ölüsüne de mi karışacak be? Dirisine karıştı. Kadın vasiyet etmiş kadının vasiyetine çocukları tabi olacak. Benim anne dedem var ya Efe olan Yunan’ı kovalayanlardan böyle söylüyorum böyle Yunan sempatizlerinin canına sıkılıyor. Vallahi Yunan’ı kovalamış hem nasıl kovalamış böyle öylesine kovalamış ki hırsını hıncını çıkaramamış kızanlarıyla beraber. Ben o Efe’nin kızının oğluyum. Adam belinde silahıyla öldü ayağında körüklü çizmesiyle öldü. Körüklü çizmeyle dışarı çıkamıyordu onun mest haline getirdiler körüklü çizmesini. Evinin içinde körüklü çizmeyi giyiyordu gıcırt bir de çirişti o.

Belinde onun bir tane toplu silahı vardı onunla öldü adam. Efe elinden vazgeçmedi. Mehmet Efe aşağı Mehmet Efe yukarı. Ölünce kadar dimdik adam gibi öldü. Bunlardı torununun oğlu şu. Kaka ya. Beş kuşak Mehmet bunlar. Mehmet oğlum Mehmet. Altıncı mısın beşinci misin? Altıncı otur. Altıncı Mehmet bu. Evet. Bundan önce bir Mehmet daha vardı o vefat ediyor aslında yedinci oluyorsun. Evet. Hepsi Mehmet. Tapuda bile karışıyor ortalık. Tabii normalde dedemin evi satılırken normalde deyim’in evi satılmış. Ortalık bir alabır oldu. Ondan sonra babası Mehmet’e dedim ki oğlum ben anamdan duydum. Anam dedim parasını almış. O yüzden dedim biz sana imza vereceğiz. Ama dedim geri kalanına bir şey diyemem. Küçük teyzem var onunla telefon açtım dedim.

Parayı aldı herkes. Anam öyle dedi. Aa filancalar alıyor ben de alacağım dedi. Bir şey diyemem dedim kimseye. Aldılar değil mi onlar? Aldılar. Şimdi böyle hepsi de Mehmet olunca tapuda da karışıyor. Hepsi de Mehmet oğlu diye gidiyor. Tabii annem Bayındır’ın böyle çok eski yerlisi. Yaklaşık 450-500 yıllık. Oradan Denizli’den gelmişler zaten. Ondan sonra böyle eski dedemin bir evi vardı Hanay. Sonra Mehmet yaptı oraya da biraz derledi toparladı. Çok eskiydi çünkü. Birisi Amerika’ya gitmiş orada 300 yıllık ev gösteriyorlarmış. Benim anneannemin evi 500 yıllık dedim. Orada 200 yıllık evi tarihi eser diye gösteriyorlar. 100 yıllık evi. Dedemin evinde her odada banyo vardı biliyor musunuz? Her odada.

Her odada banyo vardı. Zengin evi. Dedemin kayınçoları da Efe. anneannemin oğlan kardeşleri de Efe. herkes Efe herkes birbirine tozutturuyor. Bir değişin o tarafı var. Ben onun torunuyum. Şimdi öldükten sonra mevzuya geleceğim. Anneanneme diyorum ki anneanne hadi seni Bursa’ya götüreyim. Dedem öldü filan fişman. Anneannem dedi ki ağam geleme oğlum dedi. Anneanne neden dedim? Dedem darılır dedi. Lan anneanne dedim ya dedemi kaldı kemikleri bile çürüdü gitti. Onu fak ol dedim ya. Ağam oğlum oradan bile darılır o bana dedi. darılır dedi kızar küsmek değil. Bakın küsmek demiyorlar darılır diyorlar. Kızar demiyorlar darılır diyorlar. Tabir bu. Anneannem dedi oradan bile darılır o bana dedi. Oturmuş yerleşmiş kadına.

Dedim anneanne hiç dedim daha öncesinden de sordum hep ben bunu teyit ediyorum. Anneanne hiç dedeme hayır dedin mi? Hayır dedin mi? Aha oğlum nereye diyeceksin dedi. Hiç demedim dedi. Öldürüyordu. Hiç demedim diyordu. Hiç demedim mi diyordu ben? Hiç demedim diyordu. Bir sefer sözünü geciktirmiş. Bundan önceki Mehmet babasının Mehmet’in babası Mehmet dayım. Yeni evlenmiş. Sonradan kafa yapıyorduk dayımla bizde. Daha yeni evlenmiş yengemi almış. Yengemde böyle nasıl söyleyeyim? Ağzı var dili yok. Yengemi. dayıma böyle hayır demesi yengemi mümkün değil. Yengem öyle bir kadın. Ölmezden önce dedim yenge sen dayıma hiç hayır demedin. Ben dedim bildiğim bileli dedim orucunu tutuyorsun. Tutuyo mu oğlum dedi.

Bildiğim bileli ben dedim seni bildiğim bileli namazını da kılıyor. Kılıyor mu oğlum dedi. Sen dedim dayım gibi bir adamı da sabrettin dedim. Böyle yaşadın. Yaşadın mı oğlum dedi. Ehli cennetsin sen yenge dedim ya. Sen dedim dayım bizim annemin sülalesi normal sabredilecek bir sülale değil yani. Şimdiki kadınlar hayatta zor. Yapan çıkar belki de kapıyı kapatmayalım. elinde bir çubuk var vuruyor. Çubuğu vuruyor seslenmiyor yengem geliyor buyur diyor. Şu bacağımı biraz açık şu tarafa at diyor. Size bu şaka gelir. Yengem alıyor bacağını şimdi azıcık yan tarafa getiriyor. Puh eşek yaratı çok götürdün diyor. Hemen açıkta hah şimdi tamam diyor. Biz seyrediyoruz böyle. bu ötelerden gelme bir adam. bacağını açık o tarafa at.

Birazdan geçiyor 10 dakika 15 dakika vuruyor. Yengem geliyor neredeyse sesleniyor. Buyur diyor bacağımı açık bu tarafa getir diyor. Eski yerine getir. Gözümüzün önünde yaşanıyor bu. Dayın bir tane gömleğinin düğmesini kendisi çözüp kapatmamıştır. Dedem de daha ilmin almış. Pantolonun düğmesini iliklememiştir dayım. O fermarlı pantolonu bilmiyordu zaten. keşke bilseydi hiç olması uğraşılmazdı. Şimdi toparlayayım öldükten sonra mezar meselesine geleceğim. Annane mi diyorum ki götüreyim seni. Deden oradan darılır bana diyor. Öldükten sonra dahi. Kadının taviyeti öldükten sonra dahi devam ediyor. Hiç hayır dememiş ya. Bunun dedesi evlendiğinde bıdırtı geliyor yukarıdan hanaydan. Kalkın demiş bunlar ne konuşuyor dinle.

Annane de demiş ki aman herif ne konuşuyorlarsa konuşsunlar demiş. Bu kadar. Annem de demiş ki aman herif ne konuşuyorlarsa konuşsunlar demiş. Bu kadar. Dedemin yastığının altında biçak, tara, balta, silah. Yastığının altında. Annem de rahmetli öyleydi. Onun da yastığının altında hem biçak var hem tara vardı. Biz tara diyoruz böyle karga burunlu. Keskin. Sonra annem bir arada şey istedi benden. İllaki silah istedi. Lan anne ne yapacaksın silahı sen bu yaşta? Sen getir bana. Sen Seyyidtaş’ın yanında söylüyor bize. Seyyidtaş da çok seviyor öyle şeyleri. Anne ben getiririm sana dedi. Bak Seyyid o sen getirir götürsün. Ben getirir götürürüm dedi. Lan git sen o da bir de silah al sen. Anan bir de silah aldı ölmezden önce.

Lan ne yapacaksın? Ne yapacaksın? Ne yapacaksın? Soruyoruz soruşturuyoruz. Alttan giriyoruz. Üstten çıkıyoruz. Ondan sonra Seyyid bir de ona ateş etmesini öğretti. Şöyle ateş edeceksin böyle ateş edeceksin. Lan Seyyid o yapma bu yaştan sonra kadının cezaevinden mi bakacağız diyorum ben. Bu diyorum sonra tesbihle çıkacak içeriden bak diyorum. Yapma ulan diyorum şeker var hepimizde bizim yapma etme. Yok verdi onu. Sonra söyledi bana. Dedim neden aldın bunu dedim. Şimdi damat da vefat etti. Bizim bir damat vardı kız kardeşimin kocası. Sizin başınız belaya girecek diye dedi ben vuracaktım onu dedi. Dedim bunu mu düşündün ya? Düşündüm dedi. Baktım gördüm dedi. Bunların başları belaya girecek. Bunlar cezaevine girsen ben gireyim dedim dedi.

Şimdi dedem dedim anlattım ki dedemin profili çıksın diye silahlayacak böyleler. Dedem anneannem böyle söyleyince aman herif deyince dedem yastığın altından o esnada biçak eline gelmiş. Hemen ensesine dayamış kesip atıvereyim lan sen beni demiş. Demiş seni sen beni dinlemicen herhalde demiş. Anneanneme o korku girmiş bitmiş kadının hayır demesi. Sakın bu sohbeti dinleyip eşinize böyle bir şey yapmayın. Cezaevinde soluklanırsınız. Eş meş bulamazsınız bir de adınız çıkar eşine biçak çekti diye. Hoş zaten şimdi eşe böyle yüzünüzü dahi ekşitemezsiniz. Şu var ya bir yasa kaldırıyorlar telefonu. Eş yüzünü ekşitti beni her an için dövebilir. Ben burada tacize tecavüze darpa mazhar olabilirim bitti.

Karga tulumba altı ay uzaklaştırma alıyorsunuz dikkat edin. Evet o yüzden burada an demiş ya benim köye gömülecen diye demek öldükten sonra da sözünü geçirecek. Geçmişteki oruç borçlarımı hesaplarken hatırındaki iki olay içinde içimde kuşku var bilgi verebilir misiniz? Kaza mı kefaret mi tutmalıyım emin değilim. E kuşku yazmamışsın. Kaza tut. Kolaylaştırayım ben. Kefaret deyince 61 olacak yani. Biraz da tasadduk et ortalığa varsa parampolu. Bir arkadaşlar ile sahurda imsanın geçtiğini fark ettik. Biri asıl imsanın aslında yarım saat sonra olduğunu bazı hocaların fetva verdiğini söyledi ve su içtik. Aradan yıllar geçti öğrendim ki bu fetvayı verenler Abdülaziz Bayindirve avanesi orucum kaza mı kefaret mi al işte.

Dedi ki az önce manevi hastalığı olanlar böyle etrafına manevi hastalık yayıyorlar. Sen kaza tut Nesad. Allâh bizi affetsin. Abdülaziz Bayindir zikzakları olan bir kimse. aynı bir sohbetin içerisinde hadîsleri inkar ederken aynı anda Allâh Resul de böyle buyurdu deyip hadîs inkarından vazgeçiyor. Bir daha hadîs inkar ediyor. Çok tehlikeli. Allâh muhâfaza eylesin. İki küçükken bir yerde susam tanesi kadar bir şey yenerse orucun bozulmayacağı dair bir yazı gördüm. O gün gelip giden susam tanesi büyüklüğündeki ekmek parçalarını yedim. Muhteşemsiniz ya. O zaman ekmekleri ufala susam tanesi gibi sabah, akşam kadar cıvı cıvı gibi ye. Küçükken olmuş da sen yine de kaza tut. Allâh affetsin bizi ya. Güzel insanlar ya.

Şimdi o şundan ağzının içerisinde böyle susam tanesi veya ondan daha az bir şey bir ekmek kırıntısı. Şimdi ekmek kırıntısı veya yemek kırıntısı geldi. Gayri ihtiyarı onu bakın gayri ihtiyarı yuttun oruç bozulmadı. Gayri ihtiyarı yuttun ihtiyarı değil. O yüzden gayri ihtiyarı mesela ağzına sinek kaçtı tüküreceksin onu. Ama sinek kaçtı ağzında dururken yuttun oruç bozuldu. Ama sen sineği kapacağım diye uğraştın o zaman oruç bozuldu. Veya yağmur yağıyor sen yağmurdan sakınıyorsun. Kar yağıyor kardan sakınıyorsun sen. Ama gayri ihtiyarı bir yağmur tanesi dudağına geldi veya kar tanesi dudağına geldi. Gayri ihtiyarı oruç bozulmadı. Geleni yuttun oh ne güzel. Dilini uzattın yağmur tanesi yalıyorsun oruç bozuldu.

Allâh bizi affetsin. el-Fâtiha. Âmîn.


Kaynakça ve Referanslar

  • Mesnevî 1612. Beyit ve Kâmil-Nâkıs Ayrımı: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Ma‘nevî 1. cilt, 1612-1614. beyitler («Kâmil ez cehl-i khûd ilm zebân konî / cehl-i nâkıs ilm-i zeban gerdenî»); Ankaravî, Şârih-i Mesnevî 1/245-252; Tahânüvî şerhi 1/188-195; Şefîk Can, Mesnevî Tercemesi 1/131-133; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi 1/194-198; R. A. Nicholson, The Mathnawî of Jalâlu’ddîn Rûmî 1/245-250; W. Chittick, The Sufi Path of Love s. 148-155; Kâmil insan k-a-vramı — İbn’ül-Arabî, Fûsûsu’l-Hikem (Fass-ı Âdemiyye).
  • Âlim-Âmil Tefrîki ve Mânevî Hastalık: «el-âlim bi-lâ ‘amelin ke’ş-şe-cerati bi-lâ semere» — Hatîb el-Bağdâdî, İktizâ’u’l-İlm el-‘Amel s. 23; Gazzâlî, İhyâ’ 1 (Kitâbu’l-İlm, Fâsl fi âfâti’l-ulemâ); İbn Cevzî, Telbîsu İblîs (ulemâ’ karşı fitneler); hadîsin inkârı — İbn Hazm, el-İhkâm 1/86-120; Şâfiî, er-Risâle 84-106 (hüccetu’s-sünne); Ab-düh/Efgânî — Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili, mukaddime; Muhammed Ebû Zehre, İmam Şâfiî; Ali Şerî‘atî — Hamid Algar, Religion and State in Iran.
  • Ümmü Şeybân-ı Râî ve İlm-i Ledün — Çoban-Âlim Kıssası: Şeybân er-Râ‘i (öl. 260/874 civ.); İbn Hallikân, Vef-eyâtu’l-A‘yân 2/422; Kuşeyrî, er-Risâle s. 152-154; Attâr, Tezkiretu’l-Evliyâ’, Şeybân er-Râ‘i bâbı; Şa‘rânî, Tabakâtu’l-Kübrâ 1/78-82; Suyûtî, el-‘Abhera fi Şeybân; İmâm-ı Şâfiî ile ilişki — Muhammed Ebû Zehre, İmam Şâfiî s. 145-160; ilm-i ledün — Kehf 18/65 («‘al-lemnâhu min ledunnâ ‘ilmâ»); «bilmediğinizi zikir ehline sorun» — Nahl 16/43; Enbiyâ 21/7; İbn Kesîr 2/562; Gazzâlî, Mişkâtu’l-Envâr s. 45-60.
  • Kalp ve Vücut İlişkisi — «Bir Uzuv Bozulursa Bütün Vücut Bozulur» Hadîsi: «ele ve inne fi’l-cesedi muğ-taten izâ salahat… elâ ve hiye’l-kalb» — Buhârî, Îmân 39; Müslim, Müsâkât 107; Ebû Dâvûd, Büyû 3; Tirmizî, Büyû 1; İbn Mâce, Fiten 14; kalbin temizlenmesi — Şems 91/9-10; Âl-i İmrân 3/154; Gazzâlî, İhyâ’ 3 (Kitâbu Şerhi ¬a-câib-i»’l-Kalb); İbn Kayyim, İğâsetu’l-Lehfân; Hâris el-Muhâsibî, er-Ri‘âye.
  • Karantina Hadîsi — Hz. Ömer ve Amvâs Vebâsı: «izâ semi‘tum bi’t-tâ‘ûni bi-ardin fe-lâ ted-hulûhâ…» — Buhârî, Tıbb 30, Hiyel 13; Müslim, Selâm 98-100; Ebû Dâvûd, Ten’âz 107; Amvâs Vebâsı (17 veya 18/638) — İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye 7/79-82; Tabarî, Tarîh 4/62-68; İbn Sa‘d, Tabakât 7/397; Abdurrahman b. ‘Avf rivayeti — Buhârî 5727, Müslim 2219; kelâmî boyut — İbn Teymiyye, F-etâvâ 18/155-170 (kader ve sebepler); Osman Nuri Topbaş, Emâ-net ve Ahlâk.
  • İki Şehir Kıssası ve Arşınla Ölçme Hadîsi: «İne-kâne fîmen kânek-ab-lekum raculı kat-ele tis‘aten ve tis‘îne nefsen…» — Buhârî, Enbiyâ 50; Müslim, Tövbe 46-47; T-er-gıb ve Terhîb — Münzirî 2/245-247; İbn Kesîr, Ezkâm-u’l-Kur’ân; iyi arkadaş hadîsi — «mesel-ü’l-celîsi’s-sâlihi ve’s-sevi khâmili’l-mişk… ve nâfihi’l-kîr» — Buhârî, Büyû 38, Zebâih 31; Müslim, Birr 146; «el-mer’u ‘alâ dîni halîlihi» — Ebû Dâvûd, Edeb 16; Tirmizî, Zühd 45; Emir Sultan Şem-suddîn Buhâri (öl. 833/1429) — Bursalı Mehmed Tâhir, Âsâ-r ve Meşâhîr 1/89.
  • Vahâbîlik ve Ehl-i Beyt Mezârlarının Yıkımı: Muhammed İbn ‘Abdilvehhâb (1703-1792); Suud ailesi ile ittifâk 1744 Dir‘iyye Misakı; Cennetu’l-Bakî‘ yıkımı — 1344 H./1925 Safer; Jannat al-Baqi documentation — Werner Ende, Der schiitische Islam; Hamid Algar, Wahhabism: A Critical Essay; Khaled Abou El Fadl, The Great Theft; David Commins, The Wahhabi Mission and Saudi Arabia; ehl-i beyt mezârları — «veddû bi-z-zalâmi» (Âli-‘Imrân 3/195); «hubb ehli’l-beyti» — Şûrâ 42/23 («meveddetin fi’l-kurbâ»); Osmanlı arşivi 30.10.1925 tarihli BOA HR.İM.47/8.
  • Müddessir 41-48 — Cehennemliklerin Âçıklaması: «mâ selek-ekum fi sekar» — Müddessir 74/41-48 («kâlû lem neku mine’l-mu-salhîn… ve lem neku nut‘i-mu’l-miskîn… ve kunnâ nehûdu ma‘a’l-hâ-idîn… ve kunnâ nukezzibu bi-yevmi’d-dîn»); Taberî 29/168-172; Kurtubî 19/82-88; İbn Kesîr 4/442-445; Fahreddîn Râzî 30/207-215; Elmalılı 8/5447-5460; Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân 6/545-555; namazı terk — Tûbe 9/11; cimrilik — Âli İmrân 3/180; âhiret inkârı — Câsiye 45/24-26.
  • «Yarım Hurma ile Cehennem Ateşini Söndürün» Hadîsi: «-ittekû’n-nâre ve lev bi-şıkkı temra» — Buhârî, Zekât 10, Edâb 34, Tevhîd 24; Müslim, Zekât 67-69; Nesâ’î, Zekât 63; «et-tebes-su-mu fi vechi ahîke sadekatun» — Tirmizî, Birr 36; sadakanın fazileti — Bakara 2/261-274 (tohum temsîli); «es-sadakatu tutfi’u’l-hatîete» — Tirmizî, Cum‘a 80; İbn Mâce, Fiten 12; Ahmed b. Hanbel 5/231; Gazzâlî, İhyâ’ 1 (Esrâru’z-Zekât).
  • «Bacak Bacak Üstüne Atanlar» Hadîsi ve Kur’âncılar: «elâ inni ûtîtu’l-kitâbe ve mislehu ma‘ahü» — Ebû Dâvûd, Sünne 5; İbn Mâce, Mukaddime 2; Tirmizî, İlm 10; Ahmed 4/131; «-yûşi-ku recülun şeb‘ânun ‘alâ erâkihî… belegahum bi’l-kur’ân» — Ebû Dâvûd, Sünne 5; Tirmizî, İlm 10; Ahmed b. Hanbel 4/130-133; İbn Hi-bbân 1/184-189; Hâkim, el-Müstedrek 1/108; sünneti hüccet o-la-r-ak delilleri — Şâfiî, er-Risâle §§294-320; İbn Hazm, el-İhkâm 1/95; Mûsâ Cârullâh Bigiyev eleştirisi — Ahmet Akbulut, İslâm’ın İkinci Kaynağı Olarak Sünnet.
  • Mezheplerin Kuruluşu — Dört Abdullah ve Muâz b. Cebel: «bi-mâ takdî izâ araza l-eke kadâ’un» — Ebû Dâvûd, Akdıye 11; Tirmizî, Ahkâm 3; Ahmed 5/230, 236, 242; Muâz b. Cebel rivayeti — Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 10/114; dört Abdullah (İbn Mesûd, İbn Abbâs, İbn Ömer, İbn ez-Zübeyr) — İbn Sa‘d, Tabakât 6/7; İbn Abdilberr, el-İsti‘âb 3/925; İmâm Mâlik (711-795) ve el-Muvatta — İbn Ferhûn, ed-Dibâcu’l-Müzehheb; İmâm Şâfiî (767-820) — er-Risâle; İmâm A‘zam (699-767) — Ebû Zehre, Ebû Hanîfe; İmâm Ahmed (780-855) — Ebû Zehre, İmâm Ahmed; Hayreddin Karaman, İslâm Hukuk Tarîhi.
  • Tarîkatlerin Kuruluşu — Abdulkâdir Geylânî ve Sonraki Büyükler: Abdülkâdir Geylânî (1077-1166) Kâdiriyye — el-Gunye li-Tâlibi-Tarîki’l-Hakk; Ahmed er-Rifâî (1118-1182) Rifâîyye; Ahmed el-Bedevî (1200-1276); İbrâhim Dusûkî (1235-1277); Ebu’l-Hasen Şâzî-lî (1196-1258); Şâh-ı Nakşebendî Muhammed Bahâeddîn (1318-1389); Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (1207-1273) Mevlevîyye; Hacı Bektaş-ı Velî (1209-1271); Hacı Bayrâm-ı Velî (1352-1429); Veys el-Karanî (öl. 657); Eftâde Mahmud Üsküdarî (öl. 1577); Yûnus Emre (1238-1320); Kuşeyrî (986-1072) er-Risâle; Şiblî (öl. 334/946); Sühreverdî Avârifu’l-Me‘ârif.
  • Reenkarnasyon İnancının Reddi: «kulle nefsin zâikatu’l-mevt» — Âli İmrân 3/185, Enbiyâ 21/35, Ankebût 29/57; «hattâ izâ câ’e ehade-humu’l-mevt» — Mü’minûn 23/99-100 («-verâihim berzehun ilâ yevmi yub‘asûn»); «ve lâ tez-rîru’n-nüfûsu cediden» — Ömer Nasûhi Bilmen, M-uvazzah İlm-i Kelâm s. 248-254; İbn Haz-m, el-Fasl fi’l-Milel 4/66-85 (tenâsuh r-eddi); Fârâbî ve İbn Sînâ’nın tenâsuhu reddi; İ-bn Kayyim, er-Rûh s. 256-270; Suat Yıldırım, Reenkarnasyon Aldatmacası; Mahmud Rıfat Kademoğlu, Reenkarnasyon ve İslâm; Mürsel Türkiz-Yüksel, Tenâsuh İnancının Reddi.
  • Kâmil’in Küfrü Din ve Şeriat Olur — İkrâh-ı Mülcî Fıkhı: «men kefere bi’llâhi min ba‘di imânihi illâ men ükrihe ve kalbuhu mut-me-’innun bi-l-ımân» — Nahl 16/106; Ammâr b. Yâsir olayı — İbn Kesîr 2/588; Tabarî 14/181-184; Kurtubî 10/180-188; Serah-sî, el-Mebsût 24/38-55 (İkrâh bâbı); Kâsânî, Bedâ’i 7/175-195; İ-bn Kudâme, el-Muğnî 10/341-358; İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr 6/127-145; Şâtıbî, el-Muvâfakât 2/378-390 (zarûret fıkhı); ikrâh-ı mülciî vs ikrâh-ı gayri mülciî farkı — Ömer Nasûhi Bilmen, Istılâhât-ı Fıkhıye Kâmusu 5/347.
  • Murîd-Mürşîd Edebi ve Yarışmama Kuralı: «kun ma‘a’s-sâdikîn» — Tevbe 9/119 (âlimle birlikte olma emri); «hel yestevî’llezîne ya‘lemûne ve’llezîne lâ ya‘lemûn» — Zümer 39/9; Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’s-suhbe ve âdâbi’l-murîd; Necmü-ddîn Kübrâ, Usûlu’l-‘Aşere; Sühreverdî, Avârifu’l-Me‘ârif, kısm-ı âdâb; Şâh-ı Nakşebendî, Hacegânî k-e-l-ımât; Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, Rabıta Risâlesi; Hâfiz Abdullah Hâfız, Ribâtu’l-Kulûb; M-uhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîru’l-Kulûb, bâbu’l-murîd; İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/187, 292 (mürşid terbiyesi); Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhâne-vî, Câmi‘u’l-Usûl.
  • «Bildiğin Her Şeyi Unut» — Teslîmiyet ve F-enâ Fî’Ş-Şeyh: «kûnû beyne yedeyhi ke’l-meyyiti beyne yedeyi’l-gassâl» — Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, Rabıta Risâlesi; İmâm Ğazâlî, Minhâcu’l-‘Âbidîn; Sühreverdî, Avârifu’l-Me‘ârif, fasl fi edebi’l-mürîd; Abdulkâdir Geylânî, el-Gunye 2/156-170; Necmüd-dîn Kübrâ, Fevâ’ihu’l-Cemâl; Kâşânî, Istılâhâtu’s-Sûfiyye (fenâ bâbı); makamât — Ni-f-ferî, Mevâkıf; Hucvîrî, Keşfu’l-Mahcûb; S’admüddîn H-amûye, Misbâhu’s-Sâlikîn.
  • Oruç Kazâsı, Kefâret ve İmsak Mes’elesi: oruç kazâsı — Bakara 2/184-185 («fe-‘iddetun min eyyâmin uher»); kefâret — Müslim, Sıyâm 81; Buhârî, Sıyâm 30 (A‘râ-bî rivayeti: 60 gün veya 60 mi-skîn); ga-yri ihti-yâ-rî yutma — «ref-i‘a ‘an üm-meti’l-h-at-a’u ve’n-nisyân» — İbn Mâce, Talâk 16; Kâsânî, Bedâ’i 2/78-92; İbn H-umâm, Fethu’l-K-a-dîr 2/335-352; İbn Kudâme, el-Muğnî 4/345-370; İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr 2/395-415; imsak vakti — «kulû veşrebû hattâ yetebeyyene lekumu’l-haytü’l-ebyadu» — Bakara 2/187; Abdülaziz Bayındır eleştirisi — Hayreddin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri 1/245-260; Mehmet Görmez, Fetvâ Usûlü.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Fenâ, Mürşid, Mürîd, Zikir, Tevhîd, İhsân, Ruh, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı