Açılış Duâsı ve Selâm — «Hakkı Hak, Bâtılı Bâtıl Bilenlerden Eyle» Niyâzı
Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Hayırınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i hakkı, hak, bâtılı, bâtıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip hak yolunda mücadele eden, bâtılı, bâtıl bilip bâtıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i kurtuluşa erenlerden eylesin. Selâmün aleyküm.
Ramazan Sonrası Gafletten Uyanma Serisi — Perşembe Nasîhat Halkasının Başlayışı
Malum Ramazan oruç ayı geçti. Ardından bayram. Rabbim cümlemizin oruçlarını kabul eylesin inşâallâh. Cenâb-ı Hak inşâallâh tekrar tekrar Ramazan-ı Şerifleri yaşayanlardan eylesin. İnşâallâh bundan sonra tekrar hiç ara vermedik ama kaldığımız yerden devam edeceğiz inşâallâh. Bugün gafletten uyanmayla alakalı bir kısa bir sohbet hazırladık. İnşâallâh o gafletten uyanmayla alakalı böyle kısa kısa sohbetler olarak yine Perşembeleri Cenâb-ı Hak sağlık âfiyet verirse inşâallâh devam edeceğiz.
Haşr 18-19 Tilâveti ve Meâli — «Herkes Yarın İçin Ne Hazırladığına Bir Baksın»
Bugün Haşr Sûresi âyet 18 ve 19. Bismillah. Eğz billâhi min şeytâni’r-racîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ya eyyuhal zin aamanu, ettuqullaha ve lutanzur. Ve lutanzur nefsün ma qattamet ligad. Ve ettuqullaha, inna Allâh’a habirun bima ta’amalun. Ve la tekunuka allazina nasullah fansa’hum manfusa’hum. La ikahumul fâsiqûn. Sadakallâhu’l-azîm. Allâh razı olsun. Haşr âyet 18. Ey îmân edenler! Allâh’tan korkun ve herkes yarın için ne hazırladığına bir baksın. Allâh’tan korkun, şüphesiz ki Allâh işlediklerinizden haberdardır. Haşr âyet 19. Allâh’ı unutan. Allâh’ın da kendilerini kendilerine unutturdu. Kimseler gibi olmayayım. doğru yoldan çıkanlar bunlardır. Ey îmân edenler! İmanın şartları belli.
Bunu Ehl-i Sünnet ve Hanefîler Allâh’a, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, din gününe, hayrın ve şerrin Allâh’tan olduğuna, hesap gününe, cennete, cehenneme, kadere, îmân olarak nitelendirmişler.
İman Şartlarını İnkâr Eden İlahiyat Profesörlerine Reddiye — Kader, Âhiret ve Mahşer
Bunu özellikle söylüyorum ki, çünkü insanlar şimdi bazı bu îmân kaidelerinin herhangi birisini kabul etmeme gibi. Çünkü var biz, kaderin var olduğuna îmân ederiz. İmanın şartlarından birisidir. Örneğin bir kısım ilahiyat profesörleri kaderin imandan olmadığını iddia ediyorlar. Böyle söylüyorlar. Veyahut da ahiret gününe, hesaba çıkacağına inanmak, mahşere inanmak, cennetin ve cehennemin var olduğuna inanmak. Bunlar normalde gelecekle gaybi olan şeyler olduğundan bir kısım böyle ama onlar da kendilerince Müslüman olduklarını söylüyorlar. Ama bunlara ne yazık ki inanmayanlar var. bunlar îmân edenler sınıfından olmuyor. bir kimseye biz îmân edenler sınıfından görebilmemiz için imanın şartlarını kabul ettiği gibi bütün Kur’ân’ın herhangi bir harfi dahil hepsini de kabul edip îmân etmesi gerekiyor.
Onlar ancak îmân etmişler sınıfına giriyor ve Cenâb-ı Hak ardından imandan Allâh’tan korkun diyor. Buradaki korkma insanları takvaya davet etme.
«Allah’tan Korkun»: Takva Korkusunun Mahiyeti, Tefekkür ve İhsan Mertebesi — «O Seni Her Dâim Görüyor»
Allâh’ın normalde burada korku bir kimsenin böyle zâlim bir kimseden korkması gibi değil. Veyahut da bir imparatordan korkması gibi değil. Veyahut da bir devlet başkanından korkması gibi değil. Buradaki korku Allâh’a yaklaşmayla alakalı, takvayla alakalı ve herkes yarın için ne hazırladığına bir baksın. Ve tefekküre sevk ediyor. Cenâb-ı Hak. Diyor ki o yarın için dediği mahşer günü, o hesap gününe ne hazırladığına bir bak. Kendini tefekkür et, düşün, analiz et. Sen o mahşer gününe ne hazırladın? Devam ediyor. Yine Allâh’tan korkun, şüphesiz ki Allâh işlediklerinizden haberdardır. senin yaptığın her şeyden Allâh haberdardır. Allâh görür, işitir. Allâh gördüğünü, işittiğini melekleri vasıtasıyla yazdırır.
Allâh’ın gözünden kaçan bir şey yoktur. Allâh’ın görmesini engelleyecek herhangi bir şey yoktur. Allâh’ın duymasını herhangi bir şekilde engelleyecek herhangi bir şey yoktur. Sizin işlediklerinizden Allâh’a habersiz değildir. Her ne yaptıysan saklı, gizli meydanda her şeyden Cenâb-ı Hak’ın haberi vardır. Ve o ihsan mertebesini anlatırken, sen Allâh’ı görüyormuşcasına ibadet et, amel et. Sen onu görmesen de o seni her dâim görüyor diyor ya. Her dâim görüyor, hükmüne durup o şekilde ibadet etme, o şekilde davranma, o şekilde Allâh’la olan irtibatini kurma.
«Allah’ı Unutan» — Kâfir Gafleti ile Mü’min Gafleti Arasındaki Kritik Fark
Tabi Âyet-i Kerîme’nin ikinci faslı, 19, Allâh’ı unutan. Gaflet bu. Bugünkü sohbetin ana konusu gaflet, unutmak. Tabi mü’minler için bu Âyet-i Kerîme’nin hemen ardından gelince bu mü’minler için öyle gafletler var, kafirler için, münâfıklar için. Mesela başka Âyet-i Kerimelerde o kafirlerin gaflete düştüğünü, Âyet-i Kerimeleri inkâr ettiğini. Demek ki Âyet-i Kerimeleri inkâr etmekte kafirlik ve gaflet, daha büyük gaflet. Veyahut da hesap vermeyeceğini düşünenlerle de alakalı gaflet var Âyet-i Kerimelerde. bunlar hep kafirler için. Bir kafirlerin gafleti var, bir de mü’minlerin gafleti var. Müslümanların gafleti ne? O zaman o Müslümanların gafletiyle kafirlerin gafleti aynı değil. Müslümanlar Allâh’ın herhangi bir ayetini inkâr etmiyorlar.
Müslümanlar din gününe inkâr etmiyorlar, hesabı inkâr etmiyorlar, cenneti cehennemi inkâr etmiyorlar. Ama Müslümanlar ne yapıyorlar? Unutuyorlar. Veyahut da gaflete düşüyorlar. Tabi buradaki gaflet karşılık olarak, sadece unutmak olarak biz bunun karşılığını koysak da bu böyle gevşeklikte bunun içerisine girebilir. O zaman o kimse ne yaptı? Allâh’ın emir ve yasaklarına uymadı. Allâh’ın emir ve yasaklarını unuttu. Es geçti. Cenâb-ı Hak’ın haramlarına dikkat etmedi. Unuttu. Es geçti. Ve normalde Allâh’ın rızasını kazanmak için bir çaba sarf etmedi. Tembellik yaptı. Gaflete düştü. Rıza-i lillah için herhangi bir harekette bulunmadı. Herhangi bir davranışta bulunmadı. Allâh yolunda yürümedi, hareket etmedi, tembellik yaptı, oturdu.
Herhangi bir şeyle ilgilenmedi. Allâh’ın işiyle işlenmedi. Ve hayatında, günlük hayatında Allâh’a tabir-i caize yer vermedi. beş vakit namazı kılmadı. Namazları geciktirdi. Es geçti. Hepsini akşama kılırım dedi. Akşamını onda kılmadı. Es geçti. Allâh’ın yasaklarını es geçti. Bu yasak denildi. Ya yasak ama yaptı. Es geçti. Gaflet unuttu. buradaki unutmaktan kasıt, unuttuğunuzdan sorumlu değilsiniz. Hadîs-i Şerîfin karşılığı olan unutmak değil. Buradaki unutmak kasti, gevşetmek, bırakmak. Onu böyle bile bile, kasıtlı bir şekilde Allâh’ın hoşuna gitmeyecek eylemlerin içerisinde bulunmak. Allâh’ın hoşuna gitmeyecek sözler, kelimeler kullanmak. Allâh’ın hoşuna gitmeyecek fiil ve davranışları fitursuz bir şekilde yapmak.
Allâh muhâfaza eylesin. Ve normalde o vereceği hesap gününü düşünmemek.
«İnsanlar Uykudadır, Öldükleri Zaman Uyanırlar» — Şerîaten, Tarîkaten ve Hakikaten Gaflet Üç Yakîn Mertebesinde
Ben o hesabı nasıl çıkarım? Ben o hesabı nasıl veririm? Bunu düşünmemesi, aklına getirmemesi ve günlük hayatında Allâh’ı hatırlamadığından, Allâh’ı unuttuğundan, Allâh’ı hatırlamadığından, Allâh’ı unuttuğundan, gevşekliğe, boşluğe, yanlışlığa düşmesi. Allâh muhâfaza eylesin. Ve o gaflet uykusunda hayatına devam ettiriyor. hadîs-i şerte de var ya, insanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar. Bu uyku nedir? Gaflettir. Şeriatan baktığımızda. Bu uyku nedir? Bir ilmel yakın uyku nedir? O kimsenin şeriatan gaflete düşmesidir. Namazdan, abdestten, oruçtan, zikirden, fikirden uzak durması, Allâh yolundan uzak durması. Bu şeriatan gaflete düşmesi, tarikaten, hakkel yakın gaflete düşmesi var. Hakkel yakın gaflete düşmesine, o kimsenin normalde Allâh için uyanıklığını, Allâh için diriliğini kaybetmesi.
Bu da hakkel yakın olayları, hadiseleri incelememesi. Fiyiliyata, tecelliyate baktığında, o tecelliyatta Allâh’ın sıfatlarına mazhar olmaması, görmemesi, bazı şeyleri hâlâ da Ahmet’ten, Mehmet’ten görmesi, meselenin arkasında Allâh’ın, Allâh’ın bir kader çizgisinin ve örgüsünün olduğunu görmemesi. O kimse o gafletle, o gafletle hâlâ da Ahmet’i, Mehmet’i suçlayacağım diye uğraşması. Bu da nedir? Bu tarikaten gaflettir. bu kimse aynel yakın gaflet yaşıyor. Bu genelde şeyhi olup da şeyhi dinlemeyen, çizgisinde gitmeyen insanlar da vardır bu. Şeyhe tabidir. O şeyhe tabi dersini aldı ama dinlemiyor. Şeyhine tabi, şeyhe tabi olmuyor. Kendi heva ve hevesine tabi yine. Üstadı diyor ki sağdan git o sola gidiyor.
Üstadı diyor ki bu tarafa yönel o başka tarafa yöneliyor. Kendince kendi aklının emrettiği noktaya gidiyor. Okuyor ya, biliyor. Hayat yaşıyor ya, çok tecrübeli. Kafası çalışıyor ya. O zengin oldu, o üniversite bitirdi, o doktora yaptı. O bir sürü etrafında insanlar çalışıyor. Onun kafası daha iyi basıyor. O zaman şeyhi görmez bilmez, şeyhi anlamaz zaten bir şeyden. O zaman o büyük insan kendi heva ve hevesine doğru gidecek. O da ne olmuş oldu? O da gaflete düştü. O da tarikaten, tarikaten onun gafleti. Hakk’el yakîn, ilmel yakîn, aynel yakîn. Hakk’el yakîn gaflet ki o kimsenin artık gözlerindeki perde kalkmamış. Allâh muhâfaza eylesin. Ne zaman ki o gözündeki perde kalktı, o zaman bütün sıfatsal tecelliyatları aynı ile gördü, yaşadı.
Bu ne? Hakk’el yakîn olmak. o gaflete düşerse çok sıkıntılı. Allâh muhâfaza eylesin. Onun bakın, biçit altı neydi? Her an o seni görüyormuşçasına yaşaman. Biçit üstü neydi? Biçit üstü görüyormuş gibi yaşaman. O zaman o kimse gaflete düşmesi görüyormuşçasına görerek yaşamamak. Ne dedi. Hazret-i Ali radıyallâhu anz Hazretleri? Dedi ki gözümden perde kalkmış olsa, yakınlığımdan bir şey değişmezdi dedi. öylesine yakın ki gözünden perde kalksa dahi onun dostluğunda, onun yakınlığında bir şey değişmeyecek. insanların büyük bir çoğunluğu gaflet uykusundadır. İnsanların büyük bir çoğunluğu. Bakın, bu sözüme iyi dikkat edin.
Dünya, Borc, Makam, Zenginlik, Güzellik Sarhoşlukları — Ehl-i Tarîkatın Özel Tehlikesi: Zikrullah’ı Terk
İnsanların büyük bir çoğunluğu gaflet uykusundadır ve bu gaflet uykusundan uyanamazlar. Bu gaflet uykusundan sarhoşturlar. Onlar dünya sarhoşudur, onlar borç sarhoşu, onlar sıkıntı sarhoşu, onlar ne bileyim zenginlik sarhoşu, makam sarhoşu, güzellik sarhoşu, yakışıklılık sarhoşu, kalabalık sarhoşu, makam sarhoşu. Bakın sarhoştur bunların hepsi de. Ehli tarikatın içinde de sarhoş vardır. Makam sevgisi girer sarhoştur. Mevki servisi sevgisi girer sarhoştur. Beni sevsinler diye uğraşır sarhoştur. Etrafında beş kişi toplanır kendine bir şey zanneder sarhoştur. Bakın bu her sarhoşluk o kimseye gaflet verir. Ancak Hakk’ın sarhoşu her şeyden gaflet eder, ona uyanıktır. Bir kimse Hak’tan gaflete düşer, her şeyin sarhoş olur.
O Hak’tan gaflete düşmüştür. O Hak’tan gaflete düştüğünden önüne gelen her şeyden sarhoş olur o. Bu yolunu bulamaz. Bu kah fâsık olur. Allâh muhâfaza eylesin. Biraz daha ileri giderse kâfir olur. Bu kendi kendini Allâh’tan perdel etmiş. Böyle olunca o Allâh’ı unuttu, o Allâh’ı unutunca o kendisini de unuttu. Allâh’ı unuttu, Allâh’ı unutunca o kendisini de unuttu. Kendisini unutmak niçin yaratıldığını unuttu. Niçin yaratıldığını unuttu. Vazifesinin ne olduğunu unuttu. Kim olduğunu unuttu. Allâh onu halife olarak yeryüzüne göndermişti. Bunu unuttu. Kendisini unuttu çünkü. Kendisini ne olduğunu unuttu. Dervişti, derviştiğini unuttu. Sufiydi, sufilini unuttu. O kendisiyle alakalı her şeyi unuttu.
Gaflete düştü. Gaflete düşünce derviştiğini unuttu, zakirliğini unuttu, çavuştuğunu unuttu. Unuttu. Zikrini unuttu. Allâh’ın zikrini unuttu. Zaten sûfîler için tehlike o. Zikrullâh ile alakalı. O sûfîlerin tehlikesi zikrullâh ile alakalı. O zikrullâhı bıraktı. Zikri terk etti. Zikri terk edince asıl gaflet sûfîler için orada başladı. Allâh muhâfaza eylesin. O kimse böyle artık kendi hatasını kusurunda görmüyor. Örtüldü. Onunla konuşmaya başladığında o hata yapmıyor.
Kendini Unutmak ve Firavunlaşma — Cemaat, Tarîkat ve Toplulukta Güç Sarhoşluğu; Sünepe Müslümanlık Tersine Firavunluk
Onun hiç kusuru yok. Onun hiç yanlışı yok. O ne oldu? O örtüldü. Kendi hakikatini unuttu. Kendisini unuttu. Tabiri caizse firavunlaştı. Firavunlaşınca dedi ki kendince, evet bakın firavunlaşmak. Cemaatlerde firavunlaşmak, tarikatlerde firavunlaşmak, topluluklarda firavunlaşmak. Bunlar tarikatların, cemaatlerin, İslami toplulukların görmediği firavunluklardır. Biz çok kalabalıkız artık. Biz bu kalabalığın önünde duracak hiç kimse yoktur. Firavunlaşmaktır bu. Bu Allâh’ı görmemektir. Allâh’tan örtülmektir. Güç elinde bulundurmak. O güç onu firavunlaştırır. Eline güç geçince firavun gibi yapar. Der ki biz kalabalığız. Bunları ezeriz. Firavun kalabalıklığıyla övünüyordu. Ve firavun kalabalıklığıyla Mûsâ ve kavmine karşı ezmek için, öldürmek için, katletmek için yola çıkmıştı.
Ve Âyet-i Kerîme’de de diyor ki firavunun ağzından, bizler çok kalabalığız. Bizler çok kalabalığız. Onları hemen katlederiz. Onları hemen yok ederiz. Asker topluyordu çünkü. Bütün askerleri Mısır’da ayağa kaldırdı. Sebep, Mûsâ ve inananlarını katletmek için. Bakın kalabalık, onu da firavunluk haline getirdi. Güç eğer yerli yerinde olmazsa o kimse firavunlaşır. Eğer normalde makam yerli yerinde olmazsa o kimse firavunlaşır. Güzellik, yakışıklılık, zenginlik, fakirlik, acziyet. Bakın acziyet de insanı firavunlaştırır. Sebep kendisini öyle aciz gösterir, öyle aciz gösterir ki. Tevazu ettiğini düşünür kendince. Firavunlaştırır. O da tersinedir. Yok öyle sünepe bir Müslümanlık. Sünepe bir Müslümanlık.
Sünepe bir Müslümanlık yok. Kendini ne öyle gösteriyorsun? Sen o değilsin. Yolda boynunu büküp Allâh’ı zikrederekten yürümek. Yok öyle bir Müslümanlık. Sünepelik yapma. Vakarını koru. Vakarını muhafaza eyle. Müslüman yolda yürürken vakarlı yürür. Müslüman sünepe bir şekilde yolda yürümez. Müslüman dilenci bir şekilde yolda yürümez. Müslüman dilenci değildir. Bu da tersine firavunluktur. Allâh muhâfaza eylesin.
Gafletin Sebebi: Zikrullah’ı Terk, Ders Halkasını Bırakmak, Üstadın Çizgisinden Ödün — «Allah Bir Kula İyilik Murâd Ederse Kusurunu Gösterir»
Asıl gaflet budur. Bir kimsenin kendisini unutması. Bunlar Allâh’ı zikretmediklerinden kaynaklanır. Bir kimse Allâh’ı zikretmezse, Allâh’ı zikirden kesilirse onda gaflet başlar. Bir kimse haftalık derslerini takip etmezse, Halak-ı Zikrullâh’ını terk ederse onda gaflet başlar. Bir kimse üstadının çizgisinde yürümezse onda gaflet başlar. Bir kimse Kur’ân ve Sünnetin kaidelerinden ödün vermeye başladığında onda gaflet başlar. Onda gaflet başlar. O yüzden gaflet ehli sûfî için çok büyük hastalıktır. Çok büyük hastalık. Bir kimse kendince iyi bir amel işler, onunla övünür. O kendisini böyle onu gaflete götürür. Gavşekliğe götürür. o tehlikedir. Eğer bu tehlikeyi görmezse o kimse Allâh muhâfaza eylesin.
Perişan olur gider. Rabbim muhafaza eylesin. O yüzden mü’min bilhassa sûfî her an uyanık olmanın yolunu arar ve o uyanık olmak zorundadır. Uyanık olacak. Onun uyanıklığı nedir? Her dâim hakkı zikretmektir. Onun uyanıklığı nedir? Harama düşmemektir. Onun uyanıklığı nedir? Yanlışlığın içine girmemektir. Allâh muhâfaza eylesin. Hadîs-i Şerîfi muhteşem. Allâh bir kuluna iyilik murat ederse, ona kendi kusurlarını gösterir. Allâh sana bir iyilik murat ettiyse, sen kendi kusurunu görürsün. Kendi kusurunu görmüyorsan, sen kendi kendini unutmuşsun demektir. Sen Allâh’ı unuttuğundan dolayı sen de kendi kendini ne yaptın? Unuttun. Kim Allâh’a sırtını dönerse, Allâh da ona sırtını döner. Sen Allâh’ı zikredebilirsin, O da seni zikretmez hususi manada.
Kim Allâh’ı zikrederse, Allâh da onu zikreder. O zaman Allâh’ı zikret ki gaflete düşmeyesin. Allâh’ı zikret ki her dâim Allâh’ı hatırda tutmuş olasın. Eğer gaflete düşersen, hastalık bahane, soğuk bahane, yağmur bahane, sıcak bahane, yol bahane, gelmek bahane, gitmek bahane, her şey bahane. Bu sebep, sebep gaflet. Ey îmân edenler!
Münâfîkûn 9 — Mal ve Evâd Sevgisinin Allah’ı Zikre Perde Olması, Cihâdı Terk Ettirmesi
Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allâh’ı zikretmek tanalı koymasın. Kim böyle yaparsa, onlar, hüsrana uğrayanların kendileridir. kim öyle yaparsa, hüsrana uğrar. Kim Allâh’ı zikretmez, Allâh’ın zikrini bırakırsa, o hüsrana uğrar. Allâh’ın zikrini bırakması malları, çocukları. Bakın, insanın bir gözü malıysa, bir gözü çocuğudur ya. Örneğin, Cenâb-ı Hak iki gözü de koyuyor orta yere. Mallarınız ve çocuklarınız. Bunların ikisi, sizi Allâh’ı zikreden uzaklaştırmasın. Mal sevgisi, seni Allâh’tan uzaklaştırmasın. Mal sevgisi, senin önünde perde olmasın. Mal sevgisi, senin Allâh yolunda hizmetine, Allâh yolunda koşmana, Allâh’ı zikretmene, zikirle hemhal olmana engel olmasın. Çocuk, çocuk senin Allâh’ı zikrini, Allâh yolunda koşmanı, Allâh yolunda cihâd etmeni engellemesin.
Sen Allâh yolunda cihatı terk edersen, malın ve çocukların yüzünden, sen hüsrana uğrayanlardan olursun. O zaman ne yapacak o kimse? Allâh yoluna katılacak. Allâh yolunda yürüyecek. Allâh’a yaklaşacak. Bizim işimiz Allâh’a yaklaşmak. Ve insanları Allâh’a davet etmek, Allâh’a yaklaştırmak. Bizim işimiz bu. Biz sadece kendimiz Allâh’a yaklaşmakla kendimizi kurtaramayız. Bismillah. وَالَاسْرِيْنَا الْاِنْسَانِ الْفِيْهُسْرِينَ Bütün insanlar hüsrandadır.
Asr Sûresi — Kurtuluş Hakka Davette ve Sabırda; Önce Kendi Nefsimize, Sonra İnsanlara Tebliğ
İman eden, iyi amel işleyen, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna. O zaman o hüsrandan kurtuluş ne? İnsanları Hak’ka davet etmek, insanları Kur’ân ve Sünnet çizgisine davet etmek, insanlara doğru yolu göstermek, insanları sıratı mustakimi tebliğ etmek. Önce kendi nefsimize tebliğ etmek, sonra insanlara tebliğ etmek. Bugünün en büyük cihadı. Bugünün en büyük cihadı. Bir insanın hem kendi nefsine nasîhat etmesi hem de insanlara nasîhat etmesi. Çünkü insanlar Allâh sözü duymak da istemiyorlar. Bıktılar cemaatten, tarikatten, topluluktan. Evet acı şey bunlar.
Ahir Zaman Fitnesi — Din İstismarcıları, Siyasetin Dinîn Önüne Geçmesi, Müslümanların Darmağan Tarafta Kalması
Bugün bizim İslâm toplumu din duymak istemiyor. Hele Anadolu’daki insanlar din duymak istemiyor. Aldatıldılar, kandırıldılar. Ne yazık ki istismar edildiler. Paraları gitti, pulları gitti, zamanları gitti. Peşlerine düştü. Din büyüğü gibi gördü, kurtarıcı gibi gördü kimseler. Ne yazık ki kendilerini dahi kurtaramadılar ve arkalarından gelen cemaatleri de, tarikatları da, müritleri de batırdılar. Bunlar tabi ahir zamanla alakalı hadîs-i şeriflerinin içerisinde var. Bunlar öyle insanlar çıkacaklar, sizdenmiş gibi konuşacaklar. Sizin dilinizden konuşacaklar ama sizi ne yazık ki cehenneme götürecekler. Ne yazık ki sapıklığa götürecekler. Ne yazık ki hüsrana uğratacaklar. Bunlar hadîs-i şeriflerden çıkan sonuçlar.
Müslümanların paralarını alacaklar. Müslümanların paralarını yiyecekler. Müslümanların zamanlarını harcayacaklar. Müslümanların duygularını harcayacaklar. Müslümanların duygularını istismar edecekler. Allâh’ı sevme duygusunu istismar edecekler. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine sevme duygusunu istismar edecekler. Bir üstadı, bir mürşidi, bir veli sevme duygusunu istismar edecekler. Bir mümini sevme, bir dervîş kardeşini sevmeyi istismar edecekler. Bu istismarcılar yüzünden artık Müslümanlar din ve dînânet duymak istemiyor. Ne yazık ki bu hâle geldi. Allâh bu hâle getirenlerden muhakkak hesabını soracak. Sorsun zaten. İnşâallâh Cenâb-ı Hak bu Müslümanların bu manada ahını intikamını yerde bırakmasın.
Rabbim. Çünkü her böyle bir 10 yılda bir darbe olurdu. Şimdi Müslümanların içerisinde darbeler çıkıyor. bir bakıyorsunuz bir Şeyh Efendi denilen bir kimse olmayacak işler yapıyor. Bir cemâat olmayacak işler yapıyor. Bir tarîkat olmayacak işler yapıyor. Ve olmayacak işler yapınca da insanlar İslâm’a laf söylüyor. Tarikatlara laf söylüyor. Cemaatlere laf söylüyor. Ve bunu temizlemek, bunu normalde belli bir şeylerini anlatmak yine doğru düzgün dürüst yaşayanların derdi oluyor. Yine onların derdi oluyor. Allâh muhâfaza eylesin. Bakın kurtuluş bu manada hem hakkı kendi nefsimize tebliğ etmek hem de etrafımıza tebliğ etmek. En zor zamanlardayız. Bakın en zor zamanlardayız. Müslümanlar kime inanacağını şaşırmış, kimi destekleyeceğini şaşırmış, ne tarafa yöneleceğini şaşırmış.
Dün kol kola gezdiğiniz kimse HDP’nin peşine takılmış. Dün kol kola gezdiğiniz kimse PKK’nın peşine takılmış. Dün kol kola gezdiğiniz kimse Mehmetçik katillerinin etrafında döner olmuş. Dün kol kola dolaştığınız kimse bir bakmışsınız siz YPG’yle oturup kalkıyor. Onunla hışır neşir oluyor. Mehmetçik’i şehit eden, çoluğu çocuğu şehit eden, katleden, çoluğu çocuk dinlemeden, memleketin mal varlığını, ne bileyim öz varlığını dinlemeden zarar veren kimselerle kol kola oluyor. Ahir zaman elameti. Müslümanlar kimi destekleyeceklerini bilemiyorlar. Ne tarafa yöneleceklerini bilemiyorlar. Siyaset, menfaat ne azı ki insanların dininin önüne geçmiş. Bu dinin önüne geçirilenlerle alakalı sözüm. Geri kalan beni ilgilendirmez.
Sebe 46-47 — «Teker Teker, İkişer İkişer Allah’a Yönelin» ve «Sizden Ücret İstemeyenlere Uyunuz»
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden gidiyorsa ona söyleyecek bir sözümüz yok. Sebe âyet 46. Ey Muhammed! Sen onlara şöyle de, size bir tek öğüdüm var. İkişer ikişer ve teker teker Allâh’a yönelin. Sonra düşünün. Allâh’a yönelin, sonra düşünün. Arkadaşınızda delilikten hiçbir eser yoktur. O şiddetli bir azabın gelip çatmasından önce sizi uyaran bir peygamberden başka bir şey değildir. Ve Cenâb-ı Hak Peygamberinin dilinden söylüyor. Siz teker teker, ikişer ikişer, gruplar halinde Allâh’a yönelin. Siz işiniz bu. Bizim işimiz Allâh’a yönelmek. Ve insanları Allâh’a davet etmek. İnsanlara bu şekilde öğüt vermek. Bizim işimiz bu. Bizim işimiz başka bir şey değil. Bakın bizim işimiz ne değilmiş ardındaki âyet-i kerameh.
Sebe 47. Bizim işimiz ne değilmiş? Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin dilinden. Ey Muhammed! Şöyle de, sizden herhangi bir ücret istemişsem sizin olsun. Benim ücret ve mükafatım yalnız Allâh’a aittir. O her şeye şahittir. O zaman bizim yapmayacağımız şey neymiş? Yaptığımız İslami dini hizmetlerden insanlardan ücret istememek. İnsanlardan ücret beklememek ve ücrete mütalik bir dini hizmet yapmamak. Ücrete mütalik bir, ücrete mütalik bir sûfîlik yolu ve hizmeti yapmamak. O zaman biz birinci derecede kendi nefsimizden sorumluyuz. Evet, önce kendimizi Allâh yoluna koyalım, Allâh’a yaklaştıralım. Bu âyet-i keramedeki teker teker dedi. Sonra ikişer ikişer diyor. O zaman etrafımızdaki insanları Allâh’a yaklaştıralım, Allâh’ı anlatalım.
Allâh’a yaklaşması için sebep ve vesile olalım ve gafletten kurtulalım. Allâh’ı çokça zikredelim, Allâh’ı çokça zikrederekten o gaflet uykusundan uyanalım. Allâh’ı unutmayalım. Bizim Allâh’la olan irtibatimiz saatlere bağlı, böyle mübarek günlere bağlı olmasın. Biz beş vakit namazı kıldığımız gibi aralarda da ne yapalım? Allâh’ı zikredelim, haramlardan uzak duralım. Biz kandillik Müslüman olmayalım. Biz sadece Ramazanlık Müslüman olmayalım.
İlmel Yakîn — Aynel Yakîn — Hakkel Yakîn; Fenâ fi’llâh/Bekâ bi’llâh’a Gelinceye Kadar Gafletin Pekişi Birakmadığı; Hitâm Duâsı
Yıl 365 gün, 24 saat Allâh’la irtibatimiz kesilmesin. İnşâallâh. Ancak böyle olursa gafletten kurtularız ve ancak o istikametimiz düzgün olursa o zaman ilmen yakin, aynel yakin, hakkel yakin olan o yakinliği yakalarız. Ancak gafletle alakalı, gafletle alakalı fena fillah bekabillah noktasına varıncaya kadar gaflet bizim yakamızı bırakmaz. Ancak fena fillah bekabillah’a gelen bir kimsenin gafleti de ibadettir. Bu ayrı. Bakın bu ayrı. Neden? O esnada kalbi hiçbir zaman perdelenmez. Oraya kadar perdelenir. Oraya kadar perdelenir. Ancak fena fillah bekabillah’a gelen bir kimsenin artık kalbi her dâim uyanık. O gerçek uyanıklığı yakalamıştır. O yüzden o böyle yakaza da olsa böyle uyutluyor da olsa o gaflette değildir.
Onun kalbi uyanıktır. Allâh kalbi uyanıklıdır. Allâh kalbi uyanık olanlardan eylesin. Cenâb-ı Hak her dâim uyanık olanlardan eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i kendisini unutan, Allâh’ı unutan kullarından eylesin. Rabbim kendimizi unutturduğu kullardan da eylemesin. Kendimizi unutursak ne olduğumuzu unutursak gaflet çukuruna düşeriz. Rabbim bizleri de ondan muhafaza eylesin. Rabbim kendimizi unutturduğu kullardan da eylemesin. Kendimizi unutursak ne olduğumuzu unutursak gaflet çukuruna düşeriz. Rabbim bizleri de ondan muhafaza eylesin. Her dâim zikredenlerden eylesin. Kur’ân ve Sünnet seni sık sık yapışanlardan eylesin. Kur’ân ve Sünnet seni hizmet edenlerden eylesin. Rabbim kendi dairesindeki dostlarınla bizleri dost eylesin.
Rabbim kendisine düşmanlık edenlere bizi de onlara düşman eylesin. Rabbim dostuna dost düşmanına düşman eylesin. Dostuna dost düşmanına düşman eylesin. Dostuna dost düşmanına düşman eylesin. Ecmayın. Allâh hepinizden razı olsun. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşâallâh.
Soru-Cevap — Tapduk Emre/Yunus Emre; «Bu Zamanda Bir Üstada Bağlı Olmak Geçmişin On Yunus’una Bedel»
Birkaç soru var onlara da bakalım. Sonra zikrullâh’a başlayalım inşâallâh. Bir sorum olacak size. Tapduk Emre Hazretleri misali sizin de bir Yunus Emre’niz var mı? Aklınızda, fikrinizde, gönlünüzde. Biz bütün dervîş kardeşlerimizi severiz. Bütün dervîş kardeşlerimiz birer Yunus gibidir. Bu zamanda bir üstada intisâb edip o üstadın halakasında durmak bu biraz böyle şatahat gibi olacak ama beş on tane Yunus’a bedeldir. Tekrar söyleyeyim mi bunu? Bu zamanda bir üstada, bir veliye, bir mürşidi Kamil’e bağlı olup onun yörüngesinde durup o yolda yürümek geçmişin beş on tane Yunus’una bedeldir. Siz kendinizin farkında değilsiniz. Nasıl bir zamanda yaşadığınızın da farkında değilsiniz. Evet. Kolay bir zamanda yaşamıyoruz.
Soru-Cevap — Hemşire Eş, Kayınvalidenin Evi, Kocanın Çobanlığa Dönüşü: Hayat Standardını Düşürmek Hanefîde Aldatmadır; Tesettürsüz/Alkollü Eşi Bilerek Alan İçin Tazmînat Hukuku
Sizi online olarak buldum, dinliyorum ben iki yıllık evliyim, hemşirelik mezunuyum. Eşim nişanlıyken çalışmamı istemedi. Ben de mesleğimi yapmıyorsam başka çalışmayacağımı söyledim. Kayınvalidemler bize merkezden ev aldılar, orada yaşıyoruz. Eşim işinden memnun değil, köyde çobanlık yapmak istiyor. Ben köyde mutsuz olacağımı biliyorum. Bir de ona çobanlık yaparken yardım etmemi istiyor. Ben köyde yaşamayı istememem hakkına sahip miyim? Evet. Çobanlık yaparken yardım etmeme hakkım var mı? Evet. Nasıl davranabilirim? Hanefîler yaşam standartını önemsemişler. bugün hayat standartı diyoruz ya, onu önemsemişler. O yüzden bir erkek vaat ettiği hayat standartını eşine yaşatmakla mükellef. Aldatan bizden değildir.
O kimse, eşi ona bir hayat standartı koymuş, o hayat standartını da hayatına devam ettirmesi gerekir. Sonradan evlendikten sonra hayat standartını değiştirmeye kalkmak, değiştirmek kadını aldatmaya girer. Direkt. Eşine yardımcı olmaması mı gerekir? Canı istiyorsa olmayacak, istemiyorsa olmayacak. Eşine yardım etmekle mükellef değil kadın. Bunda bir mükellefiyetliği yok. Bunları böyle söylüyorum, altüst oluyor herkes. Nasıl basmaya? Kadın evini geçindirmekle mükellef değil. Erkek evi geçindirmekle mükellef. Bir erkek kadına şunu diyemez. bu mevzuyla alakalı. önceden kadın hemşirelik mezunu, diyor ki ben hemşirelik yapayım. O da diyor ki çalışmayacaksın. Ben senin çalışmanı istemiyorum. Tamam.
Şimdi neden çalıştırmaya kalkıyorsun? Hiç çalıştırmayacaksın. Bitti. Şimdi evlilikte insanların sözleri önemli. Bir akit yapıyorsun, evlilik yapıyorsun. Ben sana böyle bir hayat standartı sunabilirim. Bunun üstünü sunamam. Bitti. Kadın kabul etti mi? Etti. Kadın o hayat standartının üstünde bir hayat standartı erkekten isteyemez. Kadın evleniyorlar. Erkek diyor ki kirada oturacağız. Kadın kabul ediyor bunu. Kirada oturuyorlar. Kadının evlendikten sonra ben kirada oturmak istemiyorum deme hakkına sahip değil. İstersen adam bir ömür boyu kirada oturur. Bir ömür boyu. Nereye evlendi? Babası üst katta, oğlan alt katta. Oraya evlendi. Kadın onu kabul etti mi evlenirken? Kabul etti. Bir ömür boyu orada oturacak o kadın.
Başka bir şeyini istemeye hakkı yok. Anlaşmalarınızı, anlaşmalarınıza tabi olacaksınız. Anlaşmaya uyucaksınız. Yetersiz kaldın, kadının boşanma hakkı doğdu. Sen evlenirken eşine araba almadın, böyle bir zorunluluğun yok, böyle bir şey de konuşulmadı. Çok zengin oldun. Eşin araba istedi, alamam dedin. Kadının o arabaya aldırmaya hakkı yok sana. Sebep o hayat standardını konuşmamışsınız. O hayat standardı konuşulmamış. Ama şimdi ne yazık ki toplumda bunlar uygulanmıyor. Çünkü dini bilmiyor insanlar. Dini bilmeyince hevâ-hevs giriyor işin içerisinde. Gaflet giriyor. Her şey giriyor. Dini bilmiyorlar çünkü. Ve hatta zaman zaman soruyorlar. Çok özür dilerim ben ayrımı yapmak istemiyorum ama sorular böyle geldiği için.
Evleniyor erkek. Kadın tesettürer, hiayet etmeyen bir kimse. Değil mi? Onu bile bile aldın mı? Aldın. Senin onu zorlamaya hakkın yok. Sebep sen zorlayamazsın bile bile aldın zorlamayacaksın onu. Allâh’ın farzı. Evlenirken Allâh’ın farzı senin aklında değil miydi? Sen daha başından kafadan Allâh’ın farzını neden terk ettin o zaman? Sen evlenirken Allâh’ın farzı neredeydi? Yeni mi farz oldu? Kadın evleniyor. Adam saklamamış kendini. Ben alkol alıyorum diyor. Ondan sonra diyor ki hocam eşim alkol alıyor. Ben alkolla adamla geçinmek zorunda mıyım? Evlenirken alkol alıyor muydu? E alıyordu dedi. Ben gayri ihtiyar derim beraber de gidip bazen birkaç de sen de içiyordun dedi. Ben içiyordum dedi. Senin kalkıp şimdi ona dedim sen alkol kullanıyorsun deyip alkolü bahane edip boşanmaya hakkı yok senin derim.
Var. Tazminatını öleceğim boşayacağım. Ben hidayete erdim. Ben haram olduğunu iyice idrak ettim. Ben haram bir hayat yaşamayacağım. Bundan sonra hanım otur veya bey otur. Ben bundan sonra evet hiçbir bu konuda hak hukuk gözetmiyorum. Ben haram yaşamak istemediğimden dolayı evlilik tazminatlarını senin ödeyeceğim ve boşanacağım. Âlâ. Çünkü adam düğün yaptı, ev tuttu, çeyiz düzdü, koltuk düzdü, şunu yaptı, bunu yaptı, altın taktı. Ödeyecek o zaman kadın tazminatı, boşanacak. Dedim kadına tazminat ödeyeceksin. Böyle böyle bütün düğün masraflarını çekeceksin dedim ben. Kaldı. Hocam deyim böyle mi dedi. Valla benim bildiğim bu dedim. Sen boşanma talep ediyorsan, haksızsan tazminatları ödeyeceksin, yürüyeceksin, gideceksin.
Hanefiyeye göre. O yüzden evlenirken de dikkat edin. Evlendiniz, âlâ. O zaman herkes taahhüdüne sahip çıkacak. Taahhüdünü yerine getirecek. Böyle bir şey yok. Allâh muhâfaza eylesin.
Soru-Cevap — Saadet-i Ebediye Hakkında Görüş; Klasik Hanefî Kütüphanesi (Kudûrî, el-Hidâye, İbn Âbidîn, Dürer-Gürer, el-İhtiyâr, Feteva-yı Hindiyye, Serahsî Mebsût, Taberî Tefsîri, Riyâzü’s-Sâlihîn) ve Kur’ân-Sünnet’i Haykiranların İslâm Devletleriyle Çatışması
Saadet-i ebediye kitabı ile ilgili görüşleriniz nelerdir? Ben incelediğim bir kitap değil, bildiğim bir kitap da değil, tavsiye ettiğim bir kitap da değil. Bilmediğimden, incelemedimden tavsiye de etmiyorum. O yüzden normalde bu tip şeyler söylendiğinde ben o kadar çok kitap okuyan bir kimsede değilim. Hakkınızı helal edin. Ben de klasik eserler var. Klasik. Hanefi fıkı ile alakalı İbn-i Âbidîn var. Fetavayı Hindiye var. Ondan sonra El-Hidaye var. Dürer Gürer var. Genelde bu tip hanefi fıkı ile alakalı klasik eserler var. Ben o klasiklerin dışına çıkmak istemiyorum. Çıkmıyorum da başka bir kitapta okumuyorum. Serahsin mepsutu var örneğin. Böyle hanefilerce çok meşhur olmuş, kabul görmüş. Bütün herkesin bu konuda, o otoritesinin ortak noktada kabullendiği eserler var bende.
O yüzden ben bir şeye bakmak zorunda kalırsam böyle bir işin içinden çıkılmazsa çünkü bu İslâm hukukunun olmadığı yerlerde İslâm’ı yaşamak zor. Hukuk yok çünkü. Hukuk olmayınca bazı şeylerin içinden çıkılmıyor. Çıkılmayınca bazı meseleler bilhassa kadın-erkek ilişkilerinde, devlet ve insanların ilişkileri arasında sıkıntılar çıkıyor. Onları çözebilmek maksadıyla bu eserlere bakıyorum zaman zaman böyle işin içinden çıkamadığım zamanlar olursa. Bu geri kalan bu yeni fıkıhçıları tanımıyorum. Eskilerden herhangi bir kimseyi tanımıyorum. Saadet-i Ebediyenin ismini biliyorum. Bu Türkiye gazetesinin müntesiplerinin eseri değil mi? Evet. Onu tanımıyorum, bilmiyorum. O yüzden hiç böyle okumadığım için de şurasında bu var, burasında bu var diyebileceğim bir eser değil.
Kardeşlere de tavsiye ettiğimiz eserlerin içinde değil bu. Ben genel bildiklerimi tavsiye ediyorum. Diyorum ki gidin dört ciltlik El-Hidaye’ye alın, okuyun ondan sonra gidin Ömer Nasuh’u bilmenin ilmi halini alın. Ve hatta gidin iki ciltlik şey vardı, emanet ve ehliyet vardı. Onu alın bakın klasik bunlar. Yusuf Kerim oyunu muydu onun adı? Evet, o var. Ama ben genelde El-Hidaye’ye bakarım dört ciltlik. Ben kendi tarzımı söyleyeyim. Sonra çatışmasın. dervişlerle biz çatışmayalım şurada şu var, burada bu var diye. El-Hidaye’de güzel böyle. Şafiler böyle der, biz böyle deriz. Bizim böyle dememizin sebebi de budur diye. Normalde açıklamalıdır o. Güzel, insan bilgi sahip olur, ilim sahip olur. El-Hidaye’yi okuyan o konuda, onu böyle kendince kendine böyle başvucu eser yapan bir kimsenin fıkıhı düzgün olur.
Kuduri var tek ciltlik mesela. Kuduriyi okuyabilirsiniz. Böyle tabirciyorsa böyle baş, ne o? Başvucu kitaplardan bir şey, başvucu kitaplardan birisi Kudûrî, tek ciltlik. Benim böyle bütün dervîşlik hayatımda koltuğumun altındadır benim. Şeyh Efendi beni tarif ederken öyle demiş bir arkadaşa. Kuduri koltuğunun altından düşmez demiş. bir mevzu olmuş fıkıhı sağlamdır demiş. Kuduri koltuğunun altından düşmez demiş. Evet ben o tek ciltlik Kudûrî’yi seyahate çıkarken, bir yere giderken, ömreye hacca giderken, ömre hacca yaptığımızı arkadaşlar bilir. Hemen oradan açar, fıkıhı meseleye bakar, arkadaşlara yardımcı olurduk. Benim baktığım eserler bunlar. Tek ciltlik bir eser istiyorsanız Kudûrî alın, tek ciltliği var olun, kuduriye göre amel edin.
Bir çift daha ileri. Çavuşların, zakirlerin evinde olması lazım. El hidaye. Dört çift. Bütün çavuşlar, bütün zakirler el hidaye evinde bulundurmaları lazım. Ellerinin altında bulundurmaları lazım. Birisi ona bir mesele sorduğunda o meseleye cevap verebilmeli. O esnada veremezse dahi kardeş, inşâallâh ben bu akşam bakayım, baktımda sana cevap vereyim diyebilmeli. Bütün bayanlar da, erkekler de. El hidaye. Bütün dervîşlerin mümkünse elinin altında olacak olan kitaplardan birisi. Ama yeni okumaya başlamış. Ona şafi ne demiş bu konuda lazım değil. Hanbeliler ne demiş bu konuda ona lazım değil. Malikiler ne demiş ona bu konuda ona lazım değil. O önce kendi günlük dini hayatını idam ettirecek. Tek çiftlik kudri ona yeter mi?
El cevap yeter. Bir çift üstü dört çiftlik el hidaye ona yeter mi? El hidaye uygularsa o evliyadan olur. Yeter. Herkesin evinde olacak bu. Koltuğunun altında duracak. Riyayüssalînü, üç çift. Muhakkak. Muhakkak. Bir tefsir muhakkak olacak. Ben genelde şeyi söylüyorum ya. Elmalı da olabilir ama taberi tefsiri. Benim favorim taberi tefsirdir. Elmalıyı da okuyabilirsiniz ama ben kendimce taberi tefsirine bakarım genelde. Elmalıya da bakılır mı? El cevap bakılır. Ama benim favorim taberi tefsirdir. Herkesin evinde bunlar da olursa âlâ olur. O yüzden genel olarak ben böyle bir cemaatin, bir tarikatın, bir klin, böyle bir kitabın bir eserine bağlı kalmayı çok sevmiyorum. Genel klasik şeylerden hürmek istiyorum. o böyle bir bakıyorsun enfesyon miktarı kadar faizle caizdir demiş.
Zorlamış bir taraflardan. Bir bakmışım bir başkası dini hizmetler edildiği için para toplamayı caiz görmüş. Zorlamış bir taraflardan. Bilmem kim bilmem böyle demiş filan. Ahiyetle sahabet sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Yasin suresinde var. Bir bakmışım bir profesörün birisi çıkmış kaderi inkar ediyor. Kadere îmân yoktur diyor. Bir bakıyorsun başka bir profesör ahiyet inkar ediyor. Bu yeniler Allâh bizi affetsin. İnsanların dinlerini ifsat ediyorlar. Böyle bunları görünce yakalayınca diyorum ki Mustafâ Özbör bunlardan uzak dur. Kardeşleri de bunlardan uzak tut. Klasik. El Hidaye bugün tartışılmaz bile. İbn-i Âbidîn tartışılmaz. Fetavay Hindiye tartışılmaz. Dört cittir Osmanlının ilk mühdüsüdür. öyle diyelim.
Dürer gürer onun yazdığı eserdir. Dürer gürer tartışılmaz. El ihtiyar dört cittir tartışılmaz. Hanefi fıkhının ilk kitabı el ihtiyardır. Tartışılmaz. İmâm-ı A’zam’ın talebeleri derlemiştir onu. o hanefilerin ilk eserlerinden birisidir el ihtiyar. Tartışılmaz. Bakın bunlar hanefi fıkhının tabiri caizse zirve eserleridir. Aradığınız her şeyi bulursunuz bunlarda. Aradığınız her şeyi bulursunuz bunlarda. Aradığınız her şeyi bulursunuz. Allâh’ın izniyle. El Hidayede bulamazsınız. İbn-i Âbidîn’de bulursunuz. Daha geniş. Serahsî’de bulursunuz. Daha geniş. Mebsut’ta. Mebsut’un da Türkçesi yayınlandı. Akşit Hoca onu çevirdi. Allâh razı olsun bizim Erkan demiş. Sana Erkan dedim. İyi mi? Ertan İstanbul’dan buldu onu bana Allâh razı olsun aldı getirdi.
Mebsut’u. Bir kaç sefer bakabildim. Ansiklopedik bir eser çünkü. Büyük bir hizmet bence. Akşit Hoca onu böyle gerçekten iyi bir Arapçası, iyi bir fıkı, iyi bir tefsirci olması lazım. Onu çevirebilmek için gerçekten baktığımda muhteşem ve serahsi. Düşünebiliyor musunuz? Onu kuyunun içinde yazdırıyor. Mebsut’u. Sen gerçekten Kur’ân ve Sünnet’i haykırıyorsan, Kur’ân ve Sünnet’i sen tebliğ ediyorsan, söylüyorsan bu size acı gelir şimdi. Bu size acı gelir. Hazreti Ali radıyallâhu an hazretlerinden sonra bütün devletlerle çatışırsınız. Tekrar söyleyeyim mi bunu? Siz gerçekten Kur’ân ve Sünnet’i tebliğ eder, anlatır, yaşarmaya çalışırsanız, Hazreti Ali radıyallâhu an hazretlerinden sonra kurulmuş olan bütün devletlerle çatışırsınız.
Serahside çatışmıyorlar, çatışıyorlar. Serahside sonuçta kuyuya hapsediyorlar. Suçu yok. İslâm devletlerinden sonra, Kuyruğu’nun bir kutu var. Kuyruğu’nun bir kutu var. Kuyruğu’nun bir kutu var. Kuyruğu’nun bir kutu var. Kuyruğu’nun bir kutu var. İslâm devleti hapseden, İmâm-ı A’zam’ı şehit eden de İslâm devleti. Hazreti Hüseyin efendimiz de şehit eden İslâm devleti. Onu da din adına şehit ettiler. İmâm-ı A’zam’ı din adına şehit ettiler. Serahsî din adına şehit ettiler. İslâm devletleri yaptı bunu. Bakın İslâm devletleri yaptı. Bakın İslâm devletleri yaptı. O yüzden normalde bu, Ben net bir şey söyleyeyim, Koyarım ortaya, çıkarım. Dört halife, hatta beş diyelim biz onu. İmam-ı Hasan radıyallâhu anh hazretlerini koyalım.
Altı aylık çünkü onun da halifeli var. Hep İslâm tarihinde dört halife denir. Aslında beş halife. Hazreti Hasan efendimizin de altı aylık bir halifelik zamanı var. böylece beş halife. Beş halife, altı ay kısa sürdüğünden onu saymıyorlar. Beş halifenin sonrası, Kim Kur’ân-ı Sünnet dediyse, Doğuş soru onu analiz edip, haykırdıysa, Tebaası olduğu devletlerle hep çatışır. Bunlar da tarihi örnekler. Evet. O yüzden mevsut da geniş bir eser okunabilir mi? El cevap okunabilir ama, Bunun ilmini yapmak isteyenler bunları alabilirler. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Ben böyle buna nasîhat bir diye bir isim koydum. Şey olarak başlığı da okudum. Youtube’da filan yayınlanırlarken öyle bir başlıkla yayınlanırsa, Hem böyle arayıp bulmak da kolay olur.
Tamam? İnşâallâh. Haklarınızı helal edin. Önce billâhi min ash-şeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftaniz zikir fa’lem ennehu. La ilâhe illallah. El Fâtihâ. Âmîn. Destûr.
KAYNAKÇA
- Haşr 59/18-19 — «Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarın için ne hazırladığına bir baksın… Allah’ı unutanlar gibi olmayın; Allah da onlara kendilerini unutturmuştur». Taberî Câmi’u’l-Beyân, İbn Kesîr Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Elmalılı Hamdi Yazır Hak Dîni Kur’ân Dili.
- İhsan Mertebesi — Cibrîl hadîsi: «Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmen; sen O’nu görmüyorsan da O seni görüyor». Buhârî İmân 37; Müslim İmân 1, 5.
- «Unuttuğunuzdan Sorumlu Değilsiniz» Hadîsi — Bakara 2/286 karşılığı; İbn Mâce Talâk 16; Beyhakî Sunenu’l-Kübrâ. Sohbetteki gaflet, bu tuıru unutma değil, kâsıtlı gevşeme ve bile bile terk etmektir.
- İmanın Şartları — «Amentu» çerçevesi: Allah, melekler, kitaplar, peygamberler, âhiret, kader (hayr ve şerri Allah’tan bilmek). Nesefî Akâidu’n-Nesefî; Teftâzânî şerhi; Ömer Nasûhî Bilmen Büyük İslam İlmihâli. Kaderin imân ruknü olmadığını iddia eden modern ilahîyatçılara reddiye.
- «İnsanlar Uykudadır, Öldükleri Zaman Uyanırlar» — Hz. Ali’ye nispet edilen meşhûr söz; Aclûnî Keşfu’l-Hafâ II/414. Sohbette gaflet ile şerh edilmiştir.
- Üç Yakîn Mertebesi — İlmel Yakîn, Aynel Yakîn, Hakkel Yakîn: Tekâsür 102/5 ve 7; Vâkıa 56/95. Kuşayrî er-Risâle (Yakîn Bâbı); İbn Arabî Futûhât II/132. Şerîaten gaflet (ilmel yakîn), tarîkaten gaflet (aynel yakîn), hakîkaten gaflet (hakkel yakîn) tefrîki.
- Hz. Ali’nin «Gözümden Perde Kalksa Yakînım Artmazdı» Sözü — Kuşayrî er-Risâle (Yakîn); İbn Ebi’l-Hadid Şerhu Nehci’l-Belâğa; Aclunî Keşfu’l-Hafâ.
- «Allah Bir Kula İyilik Murâd Ederse Kusurunu Gösterir» — Beyhakî Şuabu’l-İmân VII/345; Suyûtî el-Câmiu’s-Sağîr; Deylemî Müsnedu’l-Firdevs.
- Firavunlaşma ve Kalabalık Kıssası — Şuarâ 26/54-56 («İnne hâûàle şerzımetun kalîlûn»); Kasas 28/6. Firavun’un kendi kalabalığıyla övünüp Mûsâ (as) kavmini yok etme iddiası. İbn Kesîr el-Bidâye ve’n-Nihâye I/278.
- Münâfîkûn 63/9 — «Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tulhikum emvâluküm ve lâ evlâduküm an zikrillâh…». Mal ve evâd sevgisinin zikrın önüne geçmemesi. Ayrıca Teğâbün 64/14-15 («mallarınız ve evlâtlarınız ancak bir imtihândır»).
- Asr Sûresi (103) — «Ve’l-asri inne’l-insâne lefî husrin illellezîne âmenû ve amilûs-sâlihâti ve tevâsavbi’l-hakki ve tevâsavbi’s-sabr». İmâm Şâfiî: «Eğer insanlar yalnızca bu sûreyi tefekkür etseydi yeterdi» (Beyhakî, Şuab).
- Sebe 34/46-47 — «De ki: Size tek bir öğüdüm var; ikişer ikişer ve teker teker Allah için kalkın, sonra düşünün… Ben sizden herhangi bir ücret istemedim». Tebliğ vazifesinin ücretsizliği. Taberî Câmiu’l-Beyân; Râzî Mefâtîhu’l-Gayb.
- Yâsîn 36/21 — «Uyun sizden ücret istemeyenlere; onlar hidâyete ermişlerdir». Kitle hareketlerinde ücret/para toplayanların aleyhine en güçlü âyet.
- Fenâ fi’llâh — Bekâ bi’llâh — Sülemî Tabakâtu’s-Sûfiyye; Kuşayrî er-Risâle (Fenâ Bâbı); Sühreverdî Avârifu’l-Ma’ârif; İbn Arabî Fusus. Bu mertebeye gelen kâmil velîlerin «kâlb-i dâim uyanık» olması.
- Hanefî Hukukunda Kadının Hayat Standardı Hakkı — İbn Âbidîn Reddu’l-Muhtâr (Nefaka/Mehir bâbları); Fetâvâ-yı Hindiyye; Kâsânî Bedâi’u’s-Sanâi’. Erkeğin vâad ettiği hayat seviyesini düşürmesi aldatma hükmündedır; kadının boşanma hakkı doğur. Tesettürsüz/alkollü eşi bilerek alanın tek taraflı işbahü boşanması tazmînatlara bağlıdır.
- Klasik Hanefî Kütüphanesi — Kudûrî el-Muhtasar (tek cilt, taşınabilir başvuru); Merğinânî el-Hidâye (dört cilt); Mûsulî el-İhtiyâr li-Ta’lîli’l-Muhtâr; Molla Hüsrev Dürer ve Gurer; Fetâvâ-yı Hindiyye (Alemlîriyye); Serahsî el-Mebsût (30 cilt ansıklopedik eser); İbn Âbidîn Reddu’l-Muhtâr (altı cilt). Müfessîr olarak Taberî Câmiu’l-Beyân ve Elmalılı Hak Dîni; hadîs olarak Nevevî Riyâzü’s-Sâlihîn.
- Serahsî’nin Kuyuda Mebsût’u Yazdırması — Karahanlı hükümdarı tarafından Özkend kuyusunda hapsedilen İmam Muhammed b. Ahmed es-Serahsî (ö. 483/1090), talebelerine kuyu ağzından el-Mebsût‘u imla etmiştir. Ahmed b. Mustafa Taşköprüzade Miftâhu’s-Saade; İbn Kutluđbûğa Tâcu’t-Terâcim.
- Kur’ân-Sünnet’i Haykiranların İslâm Devletleriyle Çatışması — Hz. Hüseyin’in Kerbelâ şehadet (61/680, Emevî); İmam-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin Abbasî halifesi Mansûr tarafından zindanda şehid edilmesi (150/767); İmam Ahmed b. Hanbel’in Mihnesı (218/833, Me’mûn); Serahsî’nin Özkend hapsi; Tabakat eserlerindeki bu trajedi silsilesi. Bu çatışmalar 4 (Hulefâ-yı Râşidîn) + 1 (Hz. Hasan’ın altı aylık hilâfeti) = 5 halife sonrasındaki yapıya ait bir tarîhî örgüdür.
İlgili Sözlük Terimleri: Fenâ, Bekā, Mürşid, Tarîkat, Zikir, İhsân, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı