Kerbela Sehadeti ve Tarihsel Arka Plan
Ondan sonra, 10. günden sonra, 11. günden sonra, eştahya aşure davetmişler. Tabiri caizse sevinçlerini yaşamışlar. Ama ilk 10 gün bir sevinç yaşamamayı yeylemişler. Hazreti Hüseyin Efendimiz’in, Hazreti Hasan Efendimiz’in, Ehli Beyt’in o şehadetini bir hüzünlü, bir üzüntülü bir şekilde yaşamışlar. 10. günüm. Biz de öyle planlamıştık kendi dairemizde. Dedik ki 10. gün bugün bir Ehli Beyt sohbeti ederiz. Daha öncesinde Salı günü de zaten bu hem Kerbele ile alakalı hem de Ehli Beyt ile alakalı Mersiyelerden, kasidelerden, şiirlerden bir derleme yapıp burada inşallah okumaya çalışmıştık. Bugün 10. gün burada da bir Kerbele sohbeti yapıp, yarın 11. gün aşure ile bu günleri taçlandırırız. Böylece planımızı, programımızı icra ederiz diye düşünüyorduk.
Ama vela ki yarınki program iptal oldu. İptal olacak bir sebep yok. Sebep var. Bir de geri dönülmesin diye Cuma günü saat 4.00’de teble ediliyor. Normal şartlarda pozitif düşünseler 2 gün sonra, 3 gün sonra bakıp bu eksiklikler var, bu eksikliklerinizi tamamlayın diyebilirlerdi. Ama demek ki bizde o Hazret-i Hüseyin Efendimizin ve Ehli Beyt’in onların çektiği çilenin yanında bizimki atın üstündeki, atın burnundaki terin üstündeki toz dahi olmaz. Ama bize de hafiften demek ki bulaşıyorlar. O yüzden hafiften bulaştı. Biz de programı iptal ettik şimdilik. Allâh’ın izniyle. Devletle biz savaşmayız, karşı karşıya gelmeyiz, mücadele etmeyiz. Ama hakkımızdan, hukukumuzdan da vazgeçmeyiz. Hakkımız, hukukumuz neyse, mahkeme ise mahkeme, adliye ise adliye, mahkeme veririz, adliyede uğraşırız.
Hukuki süreçte hakkımızı alırız. Bugüne kadar da öyle yaptık. Orayı kapattı, mahkemeye verdik, kazandık, bir daha kapattı, bir daha kazandık. Sonuç itibariyle hukuk yolu açık. Bir kimse kanunsuzluk yapıyorsa kanunsuzluğun karşısında hukuk var. Biz mevcut anayasaya, mevcut hukuka uyuyoruz. Uymeyenler de mahkemeye veriyoruz. Malum Karabaş veli tekkesini belediye boşaltın dedi. Boşalttık biz, itiraz etmedik. Sonra dedi ki, kiralayacaksanız hazırız kiralamaya, satacaksanız almaya hazırız. Onlar kendi aralarında uydur kaydır, kaydır gupak bir iş yapmışlar. Ondan sonra kendi kendilerine usulsüz bir şekilde ihale etmişler. O da mahkemeden geri döndü, hatta danıştaydan geri döndü. Allâh’ını seversen.
İhaleye fesat karıştırdıkları, usulsüz bir ihale ettikleri, danıştay bozdur ihaleyi. Kesin kararını verdi. İhaleye fesat karıştırmışlar yapanlar. E tabii ihaleye fesat karıştırılınca, onları da emredenler var ya onlar böyle fitursuz hareket ediyorlar. Nasıl olsa arkamızda şu var, bu var diye ama mahkeme basıyor tokadı bunları. Biraz böyle fitursuz olan, o fitursuz olmasa insan biraz böyle arkil düşünse, bir daha ikinci bir fitursuzluk yapmazsa ama bunlar böyle bazı insan edeb terbiye görmeyince arsızlaşır. Arsız insanı terbiye etmek kadar zor bir şey yoktur. İslam ceza sistemi arsız insanlar içindir. Allâh yoksa cezalandırmaktan hoşnut olmaz. Ama arsızı, uğursuzu, hırsızı, usulsüzlüğü yapanı neyle durduracaksın?
Cezabıya durduracaksın. Allâh da o yüzden İslam hukukundan koymuş. Demiş arsızı, uğursuzu bunu nasıl cezalandırır? E bizde normal Türkiye Cumhuriyeti devletinde kanunda nizam var. Uygulanabildiği yere kadar. E bizde çatır çatır mahkemeleri kazanıyoruz. Mahkemeleri kazandıkça da canları sıkılıyor, moralleri bozuluyor. Biz böyle hukuksuz, onun olsana ne bileyim kanunsuz bir şey yapmamızı bekliyorlar. Bilmiyorlar Mustafa Özba üç tane darbe görmüş. Neyi nasıl mücadele edeceğinde hamdolsun. Hamdolsun. Cenâb-ı Hak öğretiyor. Geri adımda atmıyoruz. Onlar geri adım attığımızı zannediyorlar. Sonra biz tekrar daha fazlasıyla geri dönüyoruz. sen doğruysan yanlışların üfürmesi senin ateşini arttırır daha.
Ateşimiz artıyor hamdolsun. Şey değil normalde tehir ettik, tehir ettik vazgeçmedik. Aşureyi kaynatacağız yine yiyeceğiz. Geri adım attığımız falan yok. Bu sefer ilan ettiğin tarihte yer gök gelmeye çalışsın demeyeceğiz. Ferman yayınlayacağız. Yerdi gökte gelsin diyeceğiz. Mecbur kılacağız inşallah. Onu böyle bir bayram haline getireceğiz. Allâh’ın izniyle kaynatacağız aşureleri. Yiyeceğiz aşureyi, vuracağız semayı. Allâh Allâh nidahlarıyla yürüyeceğiz. Öyle geri adım atmak yok. Öyle biz 28 Şubat’a daha geri adım atmamışız. Basılacağımızı bile bile zikrullâh’a devam etmişiz. Basılacağımızı bile bile. Ben biliyordum bana telefon açıyorlardı. mesela kime telefon açtırıyorlar? İkisi kimseye. Diyor ki abi bu gece basılacakmışsınız.
Sen nereden duydun? Ben. Basılacağımızı sen nereden biliyorsun? arkadaşlar var diyor şuradan buradan. Onlar burada konuşurlarken bak sen bu akşam gitme bu akşam basılacağınız derler.
Ehl-i Beyt Sevgisi ve Ummet
Oğlum seninden diyorum ben. Haber uçuruyorlar bana. Sen olsun bassınlar. Biz zikrullâh’a devam edeceğiz diyordum ben. Biz onlardan gelmeyiz. O yüzden böyle birkaç üfüntüye pabuç bırakacak noktada değiliz hamdolsun. Yapacağız aşureyi. Bu konuda şey yok. Hem de orada meydanda yapacağız yine. Buradan ilan ediyorum beni çok iyi takip ediyorlar. Çok dinliyorlar beni. En büyük takipçim onlar benim. Ben de bildiğimden onlara uygun yazıyorum. Çatlayın diyorum böyle. Şimdi bu sohbeti de dinliyorlar. Tabii en büyük dinleyicim takipçim onlar benim. Takip etsinler. Din öğreniyorlar. Aslında bir taraftan de iyi ne doğru ne yanlış ne eksik ne fazla onu da öğreniyorlar. İyi oluyor. Mahkemelerde de iyi oluyor.
Ben orada restel çekiyorum bazen. böyle Diyanet falan mahkemeye veriyor beni. Yok şunu yaptı, yok bunu yaptı diye. Ondan sonra ben ifadeye giderken böyle kocaman bir risale yazıyorum. 9-10 sayfa. Gidiyorum ben şimdi emniyete. Daha onlar ne soracağı belli değil ama. Ben yazıyorum şimdi bütün her şeyi. Gidiyorum şimdi emniyete. Diyorum ne konu? Diyor ki Allâh’lık iddia etmişsin. Ha iyi diyorum. Bir başlıyorum. Ben bunu bir şey yapmadım. Risaleden oradan yazmışım ya. Diyorum alın bak bunun komple cevabı burada. Risale alin. 9 sayfa 10 sayfa. Bakıyor şimdi memur. Ya bunu diyor hepsini diyor yazmayalım. Diyorum yaz. Hâkim savcı okusunlar. Onlar da bilgi sahibi olsunlar diyorum ben. Diyor bölüm bölüm yazalım.
E o zaman sen buradan kes kopyalar yapıştır yap o zaman diyorum ben. Öyle gidiyor. İyi oluyor. Takip etsinler, öğrensinler neyin ne olduğunu, neyin ne olmadığını. Bir de cehri zikrullâh erbabı saklı gizli bir iş yapmaz. Böyle saman altından su yürütmez. Böyle ben arkadan dolaşayım puan alayım. Öyle bir cehri zikr erbabının öyle bir hali yoktur. Bunu ırçılık olarak algılamayın. Türklerin de öyle bir hali yoktur. Onlar haber gönderiyorlar ya. Diyorlar ki baharda biz sizinle savaşmaya geleceğiz hazırlığınızı yapın. He böyle aniden baskın yapmak yok yani. Geleceğim ben seninle savaşacağım haberin olsun. Sen hazırlığını yap. Öyle yiğitçe dövüşüyorlar. Şimdi cehri zikr erbabı da böyle yürür. Neyle yürüyecekse.
Cehri zaten ya. Sesimiz de duyuluyor zaten. Biz böyle kıyıda köşede mesela oturalım orada Allâh diye. O bizim tarzımız değil ya. Biz böyle yürüyeceğiz gümbür cemaat böyle bağırarak çağırarak gideceğiz biz. Ondan sonra saklımız gizlimiz yok. Ben seni mahkemeye veririm. Bil. Ben seninle hukuku mücadelemi yaparım. Bil. Sen kim olduğun önemli değil. Ben haklıysam ben sesimi de yükseltiririm. Seni mahkemeye de veririm. Bundan da korkmam çekinmem. Böyle saklıdan da gizliden de bir iş yapmayız Allâh’ın izniyle. O yüzden aşureyi yapacağız. Duyanlar duymayanlara haber versinler. O yüzden aşure yapmaktan vazgeçtik diye düşünmesinler. Biz aşureyi apırsalardı, köpürselerdi, hoplasalardı, zıplasalardı, yan da yatsalar, çamura da batsalar biz aşureyi yapacağız.
İki araba yetmez üç otobüs de polis getirseler gene aşureyi yapacağız biz. Biz kanunsuz, hukuksuz bir şey yapmıyoruz. O yüzden size müjde vereyim. Aşureyi yapacağız. Evet bugün Kerbela günü ya. Kerbela gününde de biz de küçük bir sıkıntı yaşayalım yani. Bunda bir sıkıntı yok. Herkes üzüldüğümü zannetti. Ben üzülmedim dedim. Kerbela gününü yaşayacaksın, onu sohbet edeceksin. Senin başına hiçbir şey gelmeyecek. Hüseyin’i değilsin o zaman. Hüseyin’iysen başına bir sıkıntı gelmesi lazım. Sen Hüseyin’i yolundan yürüyorsan biraz sana bulaşsın ya bunda bir sıkıntı yok. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Evet bu İslam tarihinde bir taraftan çok acı ama bir taraftan da şehit olanlar Allâh’a vuslat oldu. Oradan çok tatlı.
Bir an önce dedelerine kavuştular. Bu taraftan çok tatlı ama velakin öbür taraftan ehlibeyti sevenler, ehlibeyti olanlar için de acı bir gün. Hem onlar adına biz kendi iç dünyamızda sevinirken evet biz de bir taraftan evet hüzünleniyoruz. Hazret-i Peygamber’i sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Hz.’nin ehlibeyti sevmek imandandır derken o ehlibeyti haince ve hunarca şehit etmek bu İslam dünyası açısından kolay bir şey değil. Ve bu acıyı bu hüznü İslam dünyası 1400 yıldan beri yaşıyor. Kimler yaşıyor? Ehlibeyti sevenler yaşıyor. Kimler yaşıyor? Ehlibeyt’e kıymet verenler bunu yaşıyor. Yoksa İslam dünyasının içerisinde bir kısmı mesela haşa Hazret-i Hüseyin efendimizi hatalı görüp, ehlibeyti hatalı görüp bu defteri öyle kapatanlardan var. diyorlar ki Hazret-i Hüseyin efendimiz bu konuda hatalıydı, bu konuda yanlış yaptı.
Yezide baş kaldırmamalıydı diyorlar. Oysa Hazret-i Hüseyin efendimiz Yezide baş kaldırmadı. Oradaki hukuksuzluğa baş kaldırdı. onun tezi şuydu, devlet başkanı böyle atamayla gelmemesi gerekir.
Hazret-i Huseyin’in Teslimiyeti
Devlet başkanı yeniden seçimle gelmesi gerekir tezini savunuyordu ama ona rağmen bir kısmı harici zihniyettir, hafızı zihniyetliler bunu anlamak istemediler. Bu hâlâ da İslam dünyasının içerisinde bilhassa Arapların içerisinde böyle düşünenler var. Bunu savunanlar da var. Hazret-i Ali efendimiz’i hatalı görüp, kusurlu görüp bu konuda yanlış yaptı deyip, onu ele istirahat gözle bakanlar da mevcut değil, değil. Onlar da bu konuda kendilerince kendi dairesinde Hazret-i Hüseyin efendimiz’i ve yetmiş iki şühedayı hatalı görüyorlar. Şimdi de bu acı tarafı var. Tabii normalde böyle söylenirken, Yezid’in devlet başkanını kabul edip ondan sonra o devlet başkanına o kimsenin başkaldırmaması gerekir diyenler de var.
Oysa Hazret-i Hüseyin efendimiz’in hareketi, Yezid’in devlet başkanlığından mana, maa da seçimle alakalıdır, başkaldır işte. Tabii bu genelde mürciye dediğimiz bir fırka var. Bu fırka bu mürciyeye, Yezid’i destekleyen, Yezid’in haklılığını söyleyen fırkalardan birisi ümmetim 73 fırkaya bölünecek 72 derhalettir. Bir derhalettir dediği, mürciye dediğimiz o derhalet fırka. Tabii bunların içerisinde bir de şiiler, şiir var, şia var. Şia da bu noktada farklı açıdan bakıp Hz. Ebu Bekür, Ömer, Osman radıllahu anh hazretlerinin bir kısmı şia küfür nazarından bakıp, muaviyeye de küfür nazarından bakıp, onlar da farklı cihette duruyorlar. Bunun içerisinde ehli sünnet olarak görebileceğimiz orta yol bulanlar diye nitelendirelim.
Bunlar Hazret-i Hüseyin efendimizin hem şehit ediliş biçimi hem şehit olması, 72 şühedanın da bu konuda şehitliği, hareket tarzını benimsiyor. Ama muaviyeyi küfür ehli görmüyor, yezidi küfür ehli görmüyor, onlara lanetlemiyor ama Hazret-i Hüseyin efendimiz ve 72 şühedanın sevgisi, muhabbeti, ehli beyt muhabbeti bunda muhkim duruyor. Genel olarak yukarı mezopotamya Müslümanları bu noktada durmuşlar. biz bunlara dense dense bu konuda orta yolu takip edenler diyebiliriz. Biz bu konuda kendi duruşumuz olarak da biz ehli beyti severiz, ehli beytin yolundan gitmeye gayret ederiz. Ne muaviyeye lanet okuruz ne de yezide lanet okuruz. Biz deriz ki onlar hesaplarını Allâh’a verecek de bir sahabeye lanet okumak, bir sahabeye bu konuda dil uzatmak ehli sünnet düşüncesinin içerisinde ehli sünnet akaydinin içerisinde olmaması gereken bir şey.
O yüzden biz lanet okumayız ama ehli beyti de üzülürüz. Ehli beyti de bu noktada sevgimizi, muhabbetimizi koruruz. Bizim için hadîs-i şerifte ehli beyti sevmek imandandır demiş Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. Biz ehli beyti severiz. İslam dünyasında bir tartışma daha var. Kim ehli beyt diye. Biz ehli beytin bu noktada birinci olarak Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine, ondan sonra Fatıma annemize, ondan sonra Hazret-i Ali radıyallahu an Hazretlerine, sonra Hazret-i Hasan, sonra Hazret-i Hüseyin, sonra onların çocukları bu ehli beyti sülalim olarak kan olarak onları ehli beyti olarak görürüz. Ama asıl ehli beyt bu manada kim Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışıyorsa o benim ehli beytimdir.
Hadis-i şerifi mucibince Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsık yapışan yaşama ve yaşatma mücadelesi veren kimseyle biz bu umumi olarak ehli beyt olarak görürüz. Tabii bunların tartışmaları İslam dünyasında hep olmuş. Bu teknik tartışmalara ben girme noktasında değilim. Kim ne demiş, kim nasıl, nerede ne söylemiş. Bu zaten biraz da benim konumun dışında öyle konuşayım. Beni ilgilendiren şey şu, biz Kur’ân Sünnet tarihisinde nerede durduğumuz önemli. Bizim ben bireyi olarak, bir Müslüman olarak nerede durduğum önemli ve arkadaşlara ne anlatacağım önemli. Burada ne Şia’nın durduğu noktadayım ne Mürciyenin durduğu noktadayım. Ben ehli Sünnet bu noktada nerede durduysa kendimi de orada sabit tutmaya gayret ediyorum.
Bunun orta yolu ne? Bunun orta yolu benim dediğim gibi ne muaviyeye lanet okumak ne de ehli beyti hatalı kusurlu görmek. Biz, ben ehli beyti hatalı kusurlu görmüyorum, muaviyeye de lanet okumuyorum. Şimdi böyle sıralamadım ama Ruhudani’de geçen birkaç hadîs okuyup bu konudaki duruşumuzu beyan etmek için birkaç hadîs okuyup onların üzerinde küçük bir analiz yapıp sohbeti bitirmeye gayret edeceğim. Evet. Sa’d radıyallahu an naklediyor. Muaviye ona dedi ki Ali’ye hakaret etmene engelleyen nedir? Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellemin ona söylemiş olduğu üç şeyi hatırladığım sürece ona hakaret edemem. O üç hasretlerine sahip olmam benim için kızıl devrelere sahip olmamdan daha iyidir. Çıktığı harplerin birinde Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem onu kendi yerine bırakmıştı.
Ali’ye sana ey Allâh’ın Resulü beni kadın ve çocuklarla geride bıraktın demişti. Bunun üzerine o şöyle buyurdu. Harun, Musa’yı göre neyse sen de bana göre öyle olmaktan hoşnut olmaz mısın? Yalnız benden sonra peygamberlik yoktur. Hayber günü onun şöyle buyurduğunu duydum.
Imam Zeynelabidin’in Yolu
Bugün sancağı Allâh ve Resulünü seven, Allâh ve Resulü tarafında sevilen bir adama vereceğim. Biz hepimiz o sancağını almak istedik. Ondan sonra haydi bana Ali’yi çağırın dedi. Gözü ağır yarak geldi. Gözüne tükürünü sürdü ve sancağı ona verdi. Allâh fethi onun elinde müyesser kıldı. Bizim ve çocuklarımızı çağıralım mealindeki âyet, Âl-i İmrân 61 indiği zaman Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Ali, Fatma, Hasan ve Hüseyin’i çağırdı ve şöyle dedi. Allâh’ım bunlar benim ehlimdir, ahiremdir, Müslüm ve tirmizi. Malum Sâd radıllahu anh Muaviyye’nin yanında duran sahabelerden birisi tabi Muaviyye ile Hazreti Ali Efendimiz’in arasında devam eden bir husumet var. Bunu geriye doğru gitmek gerekirse aslında Muaviyye kendi kızıydı galiba.
Hazreti Ali Efendimiz’e teklif ediyorlar evlen diye. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Fatıma’nın sağlığında olmaz diyor. Ama Muaviyye ile Hazreti Ali Efendimiz’in arası hep böyle şey, sıkıntılı. Zaman içerisinde Muaviyye Hazreti Osman Efendimiz’in valiliği döneminde Hazreti Osman Efendimiz’in hilafeti döneminde Şam valisi oluyor. Şam valisi olunca kuvvetleniyor orada. Hazreti Ali Efendimiz’e karşı sahabeleri de cepheleşmeye çağırıyor. Ama sahabeler Hazreti Ali Efendimiz’e cephe açmıyorlar hiç. Ve sahada soruyor, niçin cephe açmıyorsun diye Hazreti Ali ve Hazreti Fatma ve Hazreti Hasan ile Hüseyin’in ehlibeyt olduğuna dair Âyet-i Kerîme’ye söylüyor. Bu Âyet-i Kerîme de ne? Habe eşliler geliyorlar, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin Peygamberliğininle alakalı tartışma çıkarınca, Âyet-i Kerîme sizin çocuklarınız, hadi senin çocukların, bizim çocuklarımız, senin ehlibeytin, benim ehlibeytim lanetleşmeye Âyet-i Kerîme çağırınca, o zaman Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Hazreti Ali Efendimiz’e, Hazreti Fatma’yı, Hasan ile Hüseyin’i alıp bir rivayette örtüsünün ablasının altına alıp, bunlar ehlibeytimdir dediği rivayet ediliyor.
Hatta ertesi gün lanetleşmek için Medîne-i Münevver’in meydanına çıkıyorlar. Soğuk bir gün, rüzgarlı bir gün. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri rahatsız, hasta ama o kalın yün ablasını giyiyor, cübesini giyiyor, çıkıyor meydana. O sıralanış çok şey, önemli. Tam kendi arkasına Hazreti Fatma annemizi alıyor, sağına Hazreti Hasan’ın, soluna Hazreti Hüseyin efendimizini alıyor, Fatma annemizin. Arkaya da, tam Fatma annemizin arkasına da Hazreti Ali efendimizi koyuyor. Diyor ki biz hazırız. Bu sefer karşı o tabiri caizse papaz diyor ki davasında samimi olmayan bir kimse böyle çıkmaz diyor. Eğer biz lanetleşmeye çıkarsak helak oluruz diyor. Eğer bizim davamız hak değilse diye. Onlar lanetleşmekten geri dönüyorlar.
Bu onunla alakalı. bunlar benim ehlimdir dediği, ehlibeyt olarak gördüğü Hasan ile Hüseyin. Neden bu hadîs-i şerifleri okuyorum şimdi? Yezid kime düşmanlık yaptı? Bunun iyi anlaşılması için. Bir de son dönem, yaklaşık 150-200 yıldır ehli sünnetin içerisinde ehlibeyti savunma, ehlibeyti sevme. Ehlibeyt ile alakalı meselelerde konuşma özürlülüğü var. Sanki ehlibeyt ile alakalı sevgisini ortaya koyunursa, kınanmaktan korkuyorlar. Yok kardeş, biz ehlibeyti seviyoruz. Ehlibeyti sevmenin imandan olduğunu da biliyoruz. O yüzden ister bize Kızılbaş deyin, ister Alevi deyin, ister Şia deyin, ister Mürciye deyin. Siz ne ile yaftalarsanız yaftalayın bizi. Yaftaladığınızın sebebi bizim ehlibeyti olan muhabbetimiz olsun.
Ama bizim bu muhabbetimiz hem Ahzap Suresi âyet 33 ile sabit hem de az önce okuduğumuz Âl-i İmrân 61 ile sabit. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin Kur’ân’da ehlibeyt olarak geçiyor Ahzap Suresi’ne. Ehlibeyt diyor ya Allâh senin ehlibeytini temizlemek ister. Orta, bu var. Bu Allâh senin Ahzap 33’teki Allâh ehlibeytini temizlemek ister dediğinde de Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hemen Hazreti Ali efendimiz’e, Fatma annemize, Hasan ile Hüseyin efendilerimize haber veriyor. Onları kendi ablasının içerisine koyuyor. Ablasının içerisine koyunca hangi annemizdi o şimdi ismi aklıma gelmedi. O diyor ki biz neyiz ya Resulallah. Sen diyor dışarıda değilsin ama sen de diyor.
Allâh’ın şey yaptığı yerdesin ne o sevdiği yerdesin. Ümmü Seleme ey Allâh’ın Resulü ben de onlarla beraber miyim deyince sen yerindesin, sen hayır üzeresin diyor ona. Ama normalde Ümmü Seleme’nin evinde oluyor bu. Ümmü Seleme’nin evinde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hepsini topluyor ve ablasının altına topluyor. Bu normalde Ahzap 33 ayetleriyle alakalı. Az önce söylediğim Ahri İmran 61 Necran’ın Hristiyanlarla olan tartışma ile alakalıydı. Ve onlara diyor ki böyle böyle siz benim ehli beytimsiniz.
Yezid Zulmu ve Kufe Fitnesi
O Âl-i İmrân 61’de de âyet-i kerimeyi aldım buraya kim sana ilim geldikten sonra seninle onun hakkında mücadele ederse ona şöyle de gelin çocuklarımızı ve çocuklarımızı, kadınlarımızı ve kadınlarımızı kendimizi ve kendinizi çağıralım. Sonra yalvarırım da yalancıların üzerine Allâh’ın lanetini dileyelim. Ayet-i kerime bu. Ve bunu Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Necran’ın Müslümanları bu âyet-i kerimeyi söylüyor. Gelin lanetleşelim. Ve bu âyet-i kerîme de bu şeyin Ümmü Selemen’in pardon Ahzap 33 Ümmü Selemen’in evinde geliyor. Bu âyet-i kerîme gelince de onlar tabi ertesi gün sabah bütün sahabe bunu biliyor herkes toplanıyor o meydana. Ehli beyt olarak kim çıkacak çünkü?
Herkes onu bekliyor kendince. ehli beyt kim olacak? Çünkü böyle soydan değil bu işin bir de sahabe içerisinde soyun bu kadar çok önde olmadığını ama velakin kendilerinde ehli beyt olabileceğin dair ümitleri var. Böyle olunca sabaha kadar bazı sahabeler dua ediyorlar ben ehli beyt olayım diye. Ama sabahleyin dediğim gibi bu sıralamayla Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri meydana çıkıyor. Ve onlar da ehli beytim diyor. Buradan hareket ederekten bazı ehli sünnet alimleri ehli beytim bunlarla sınırlı olduğunu iddia edenler var. Ama bazıları malum Cafer-i Tayyar’ı çocukları Hz. Abbas’ın onun sonra oğlu ve onun çocuklarını bunları da ehli beytin içerisinde koyuyorlar ki 72 şehidanın içerisinde Hz.
Abbas efendimizin torunları da var çünkü. oğlu Abdullah’ın çocukları da var. Cafer’in çocukları da var şeyde 72 şehidanın içerisinde. O yüzden onları da ehli beytin içerisinde koyanlar daha fazla. Ve Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri çok defasında böyle bir hadîs-i şerîf var. size iki şey bırakıyorum birisi Kur’ân Allâh’ın kitabı, diğeri de ehli beytim dediği hadîs-i şerîfler var. ehli beytim dediği burada Kur’ân ve sünneti en yakın dairede yaşayan Hazret-i Hasan efendimiz, Hazret-i Hüseyin efendimiz, Hazret-i Ali efendimiz, Hazret-i Ali efendimizin diğer çocukları var daha. Mesela biz Hz. Fatıma’nın 5 tane çocuğu var, bir tane daha erkek var, o çocukken ölüyor, onun sonucu kızları var.
Bunların da normalde ehli beyti olarak nitelendiriyorlar ki ehli beyti mesela Selman’ın farisi idi ehli beyti olarak nitelendiriyorlar. Çünkü Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu konuda da hadîs-i şerifleri var. O yüzden biz böyle kesinlikle ve kesinlikle Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ehli beytim dediği Hasan ile Hüseyin efendimizin çocuklarını da biz ehli beytten görüyoruz. Ve Hz. Fatıma annemizin kızlarını da ehli beytten görüyoruz. Onların çocuklarını da ehli beytten görüyoruz. Biz Hazret-i Ali efendimizin kardeşi Cafer-i Tayyar’ın çocuklarını da ehli beytten görüyoruz. Hz. Abbas efendimizin oğlu Abdullah’tan gelen o sulbi de biz ehli beytten görüyoruz.
Bu konuda bizim ehlibet duruşumuz bu. Rabbim onları sevenlerden eylesin. Âmîn. Ve yine Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Hazret-i Hasan ile Hazret-i Hüseyin efendimizin ellerinden tutuyor. Kim beni sever? Bu iki çocuğu bunların babalarını ve annelerini severse kıyamet günü yüksek derecelerde benimle birlikte olacaktır diyor. İmam Malik ve İmam Tirmizi naklediyor bunu. O yüzden ne olmadı bizim sevgimizin temeli hem bu ayeti kerimeler hem de Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu hadîs-i şerifleri veya Hasan ile Hüseyin cennet delikanlıların efendileridir. Hüseyin ve İmam Tirmizi de geçiyor. Veyahut da Allâh’ım ben bu ikisini seviyorum sen de onları sev.
Buhari Müslüm Tirmizi de geçiyor. Yine Hüseyin benden dir ben de Hüseyin’denim. Allâh Hüseyin’i seveni sevsin. Hüseyin torunlardan bir torundur. İbn-i Maci Tirmizi de geçiyor bu. Bakın bizim Ehlibeyt sevgimiz havai bir sevgi değil. Bizim Ehlibeyt sevgimiz ayetle, hadisle sabitlenmiş bir sevgi. Ve Ehlibeyt’i sevmeyen sonuçta Allâh ve Resul’ü de sevmiyordur. Bakın direk Ehlibeyt’e düşman olan Allâh ve Resul’üne de düşmandır. Buradan çıkarmış olduğumuz sonuç bu. O yüzden biz Ehlibeyt’i bu noktada sevenleri de severiz. Ehlibeyt’e düşman olanlara da biz düşman oluruz. Yine Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Hüseyin Efendimize umuzunu alıyor. Diyor ki, ey çocuk, bindiğin binek ne güzeldir.
Hazret-i Hüseyin Efendimize söylüyor bunu. Bir de diyor ki, sen ne güzel bir binincisin diyor bir de ona. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri böylesine severken birileri gözünü kırpmadan onu şehit ediyor. 33 tane ok yarası, 33’den fazla kılıç yarası yetmiyor. Yetmiyor. Başını gövdesinden ayırıyor. Var. Yetmiyor. Bakın bu artık böyle zulmün sınırı yok. Yetmiyor. Başını bir çok affedersiniz çuvala koyuyorlar. Alıyorlar götürüyorlar Şam’a ve mübarek başını orada bir masaya koyuyorlar. Yetmiyor. Bütün saray halkına ibretlik olsun diye alay edilsin diye saray halkına gösteriyorlar.
Kerbela’nin Hikmet Dersleri
Yani bu Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri böylesine severken onun sevgisine hürmet de edilmiyor. Ve böylesine acımasız, böylesine vahşi bir şekilde davranılıyor. Bunun bir Müslümanın kalbinin gönlünün dayanması mümkün değil. Buna bir Müslümanın üzülmemesi mümkün değil. Bir Müslümanın Hazret-i Hüseyin Efendimiz haksızdı demesi mümkün değil. Böyle bir zulüm var ortaya. Bir de bütün sahabe biliyor ki Hazret-i Hüseyin Efendimiz ile alakalı hadisler hepsinin ezberinde. Mesela bir ne bir enteresan estantene Hazret-i Hüseyin Efendimiz etrafı sarılınca diyor ki ben kalayım kadınları ve çocukların diğerlerini diyor serbest bırakın. Ben kalayım sizin evinizde esir olarak ama o vahşet öyle gözlerini bürmüş ki beşikteki çocukları dahi şehit ediyorlar.
Hazret-i Hüseyin Efendimizin oğlu var mı? Bebek gıda. Bildiğiniz bebek. bazı rivayetler var. Böyle insan okurken böyle çok yıllar yıllar önce okumuştum. Okuyamaz yani. Bizim evin ilk dini kitabı babamın Hazret-i Ali, Hz. Ehlibet ve Kerbela kitabıydı. Babamın da bu kitabı. Bizim evin ilk dini kitabıydı bu bizim gördüğümüz. Şimdi bazı rivayetler var abartı değil. Hazret-i Hüseyin Efendimizin o kundaktaki gibi sayılan küçücük o çocuğu öldürdükten sonra mızrağın ucuna saplayıp savaş meydanında dolaştırıyorlar. bu böyle mesela Ehlibet’in kadınlarını eşir hükmüne alıyorlar, cariye hükmüne getiriyorlar, köle olarak satılıyor. Bir tanesini de Bizansa satıyorlar. O gün için. bu böyle şuradan hüküm çıkarıyorlar.
Siz Ezzet Devlet Başkanı, ona başkaldıranların yanında durdunuz bayi hükmündesiniz. Bayi hükmünde olduğunuz için sizi katlediyoruz veyahut da esir ediyoruz veyahut da köle olarak satıyoruz. Mesela Hazret-i Hasan Efendimizin bir daha orada söylemi var. Diyor ki bizi bırakın. Biz diyor küfeye de gitmeyelim. Biz diyor. Türklere gidelim, Türklere sığınalım. Şimdi bir de bu tarafı var. Bizi diyor. Türk sınırlarını gönderin, oraya bizi sürün. Çünkü Türkleri kendi ceddli olarak görüyor. Türkler bizim akrabamız, bizim ceddimiz. Bizi oraya sürün diyor. Değişik bu tip böyle şeyler yapıyor. Yeter ki etrafındaki kimseler öldürülmesin. Diyor ki hepimizi diyor verin etrafımıza asker, sizden bir şey istemiyoruz.
Bizi diyor. Türklerin oraya sürün. Biz bu İslam topraklarında durmayalım. Çünkü ceddli Türkler onların. Böyle söylüyorum ırkçılıktan dolayı değil. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin ilk korumaları da Türk çünkü. Kılıç ustası her biri. Her neyse bu ayrı bir şey. Ama ne yazık ki Yezid’in komutanı ve oradaki komutanların büyük bir kısmı o Hazret-i Hüseyin efendimizin ve etrafındakilerin kanını dökecekler. Bu Arapların içerisindeki Ümeyye oyunları ile Kureyş arasındaki siyasi rekabetten de kaynaklanıyor. Ümeyye oyunları Arapların içerisinde hiç bir zaman devlet başkanı olmamış da. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Halife Kureyş’tendir diyerekten onların yolunu da kapatmış.
Halife Kureyş’tendir hadîs-i şerîf var. Halife Kureyş’tendir hadîs-i şerîfi olunca Kureyş’in dışında bir kimsenin halif olarak seçilmesi veya atanması mümkün değil. Çünkü hilafet Kureyş’tendir. Öyle olunca Ümeyye oyunları bunu kaldırması mümkün değil, kaldırmıyorlar. Ve makam hırsı, devlete ele geçirme hırsı ve devlet başkanı olma hırsı onları Hazret-i Hüseyin efendimizin katili yapıyor. Sadece Hazret-i Hüseyin efendimizin değil, orada ehlibeytin kundaktaki çocuklarına varıncaya kadar, çocuk hükmünde olan şahıslara varıncaya kadar böyle enteresan bir İslam tarihinde yaşanması mümkün olmayan bir vahşet yaşanıyor. Ama tabi bir de Hazret-i Hasan efendimizin zehirlenmesi de var. Zehirlen kim? Muaviye’nin hediye ettiği cariye.
Muaviye’nin hediye ettiği cariye Hazret-i Hasan efendimizin ne yapıyor? O da onu zehirliyor. Ve enteresan bir şey Muaviye’nin oğlu Yezid de Hazret-i Hüseyin efendimizin ve etrafındaki bütün hepsini de ne yapıyor? Şehit ediyor. Tabi ondan önce giden Akil var. Hazret-i Hüseyin efendimizin Cafer’in çocukları Akil küfeye gidiyor. Akil ile beraber yanında gidenleri de Hazret-i Hüseyin efendimizin yola çıktıktan sonra onları küfede şehit ediyorlar. Ve onları küfe de şehit ederlerken de küfeliler Hz. Akil’i ve yanındakileri Yezid’in komutanına valiye satıyorlar tabiri caizse. Ve malum ya Hazret-i Ömer efendimizin oğlu Abdullah Haş’tayken bu küfeliler Basralılardan birisi geliyor. Sineğin kanını soruyor abdesti bozar mı bozmaz mı diye.
Diyor ki sorduğun soruya bak. Sizi diyor. Hazret-i Hüseyin’i ve yanındaki diyor 72 kişiyi şehit ettiniz ellerinizde o kan varken diyor sineğin kanını mı bana soruyorsunuz diyor fetva olarak. Ve bu Ehlibeyt’in büyük bir drama. İslam dünyasının büyük bir drama. Ama İslam dünyası ne yazık ki bundan tam olarak kendisine hisse çıkarmış.
Ehl-i Beyt Muhabbeti ve Kurtulus
Bundan tam olarak kendisine ne yapması gerek değil alakalı bir hikmet almış değil. Ve İslam dünyası ne yazık ki Müslümanın Müslümana yaptığını gavurlar yapmıyor. Ve İslam dünyasının içerisinde bu mezhep meşrep bunların kavgası bunların birbirine acımasız bir şekilde yüklenmeleri hala da devam ediyor. Ve bu böyle derinleşerekten devam ediyor. Bu acı bir şey. Ve İslam dünyası Şia bir tarafta, vahabiler bir tarafta, Ehli Sünnet bir tarafta. Ehli Sünnet’in içerisinde o cemaattir, o tarikattir, o topluluktur, oydu. Onlar herkes bir tarafta. Ve ne yazık ki bu fitne alabildiğince alıp götürüyor. Ve yakın tarihimizde görüldü ki daiş diye bir şey çıktı. Müslümanları küfürle yaftalayıp çok rahat bir şekilde şehit ettiler. değişik İslami gruplar, değişik İslami topluluklar çıkıyor.
Adı İslam. O ona kafirsin diyor. Onu tekfir ediyor. Birileri çıkıyor, Ehli Sufi tekfir ediyor. Siz hepiniz de küfür ehlisiniz deyip çıkıyor işin içinden. Veyahut da İslam dünyasında böyle yeni yeni oluşumlar oluşturuluyor. Bu oluşumlarla İslam dünyasında insanlar birbirlerini tekfir edip birbirleriyle savaşıyorlar. Ve Hazret-i Hüseyin Efendimizi şehit eden zihniyet İslam dünyasının içerisinde devam ediyor. biz bunu Yezid ile bitti zannediyoruz. Bitmedi. Hangi Müslümanım diyen bir kimse, hangi Müslümanım diyen bir kimseyi tekfir ediyorsa o Yezid’in soyundan devam ediyor demektir. Hangi Müslüman hangi Müslümana zulmediyorsa o Yezid’in soyudur. Değişen bir şey yoktur. Annesinin babasının kim olduğu önemli değildir.
Burada üç beş derstir. Manevi soyu söylüyorum ya. biz zannediyoruz ki Utbesi, Şeybesi vefat etti bitti. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Bedir’de onları kuyulara gömdü bitti diye düşünüyoruz. Bitmedi. Utbeler, Şeybeler aramızda dolaşıyor. E bu cehiller aramızda dolaşıyor. Yezidiler aramızda dolaşıyor. Ve bir Müslüman bir Müslümana iftira ataraktan onun küfrüne fetva veriyorsa bunlar bizim aramızda dolaşıyor. Veyahtta bir Müslüman bir Müslümanın herhangi bir dini ibadetini herhangi bir dini bir şeyini engelliyorsa Yezidiler aramızda dolaşıyor bizim. Değişen bir şey yok demektir. O yüzden Ümmeti Muhammed ne çekiyorsa Müslüman görünümündeki zalimlerden, Müslüman görünümündeki fasıklardan, Müslüman görünümlü münafıklardan, Müslüman görünümlü kafirlerden çekiyor.
Diyeceksiniz ki Müslüman görünümlü kafirler var mı? Var. Bizim içimizdeler bunlar. Müslüman görünümlü münafıklar olduğu gibi Müslüman görünümlü kafirler de var. Adı önemli değil. Adı Yakupmuş, Yakup olmuş şimdi önemli değil. Adı Yasafmuş, Yusuf olmuş şimdi önemli değil. Bunlar bizim içimizde dolaşıyor. Hatta ahir zaman onlar sizin gibi Kur’ân okuyacaklar. Okudukları Kur’ân bu ağızlarından aşağı geçmeyecek diyor. Onlar sizin gibi namaz kılacaklar. Ama kıldıkları namaz boylarını geçmeyecek. Onlar sizin dilinizden konuşurlar. Hadis-i şerifte böyle tarif ediyor onları. Ve Müslümanlar ne yazık ki aldanmaya devam ediyorlar. Zaten tarih boyunca Müslümanların aldandığı yer hep bizdenmiş gibi görünenlerden.
Şeyh Şamil’i yanındaki halifesi sattı Ruslara. Başka bir kimse satmadı. Bakın Şeyh Şamil’i yanındaki halifesi sattı. Hazret-i Osman’ı Müslümanlar şehit etti. Hazret-i Ali efendimizi Müslümanım diyenler şehit etti. Namaz kılarken şehit etti. Hazret-i Hasan efendimizi Müslüman zehirledi. Hazret-i Hüseyin efendimizi Müslümanlar şehit etti. Dikkat edin buna. Osmanlıyı Müslümanım diyenlerle dönmeler beraber yıktılar. Şeriat istiyoruz diye Abdülhamid’i devirdeler. Şeriat istiyoruz diye. Dikkat edin. Sonra eski sayit oldu eski sayit tövbe diyor dedi kenara çekildi ama Osmanlı yıkıldı. Bunlar günün alimleriydi namık Kemal günün alimiydi hatta daha ilerisine söyleyeyim kim milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy.
Bakın bunlar bizdenmiş gibi görünüp kendilerince ictihâd edip Osmanlının yıkılmasına sebep olan iç unsurlar. İç unsur dediğim ne? Bizden. Bizden görünüyor. Bu tarih boyunca değişmedi. Lut aleyhisselamın hanımı gitti müşriklere dedi ki Lut’un yanında 3 tane çok güzel oğlan geldi dedi. Kim söyledi? Lut’un hanımı söyledi. Bakın dışarıdan değil. Nuh aleyhisselamla kim dalga geçti baştan oğlu dalga geçti. Bakın dışarıdan değil. İlk katil kim? Adem’in oğlu. Kabir. İlk katil dışarıdan değil. Bakın dışarıdan değil. Yusuf aleyhisselamı kim kuyuya attı? Kardeşleri kuyuya attı dışarıdan değil. Ve hadîs-i şerîf bize diyor ki ahir zamanda sizinle beraber namaz kılarlar. Sizinle beraber Kur’ân okurlar. Evet.
Müslümanı Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri uyarıyor. Diyor ki ey iman edenler ey Müslümanlar ahir zamanda öyle zamanlar gelecek ki hatta bunu böyle devlet başkanı siyasiler olarak nitelendiriyor. Valiler olarak nitelendiriyor. Devlet görevlileri olarak nitelendiriyor. Başka bir hadîs-i şerifte cemaat olarak nitelendiriyor.
Tarikat Silsilelerinde Ehl-i Beyt
Bir de öyle diyor öyle bir cemaat çıkar onlar sakalsızdır. Bakın tarife bakın onlar sakalsızdır diyor parlak yüzlülerdir. Onlar yumuşak konuşurlar. Kuzu postuna sürülmüş kurt gibilerdir. Enteresan tarif bunlar. Ne olacakmış sakalsız olacakmış. Nasıl olacaklarmış kuzu postuna bürünceklermiş yumuşak yumuşak konuşacaklarmış. Ve bir rivayet ediyor ki onlar ümmetimin parasını yerler. Pes diyorsun ya. Tabi biz bunları ben İslam olduktan sonra bu hadîsleri okudukça hep aktardım bunları size öyle değil mi? Ben İslam olduğumdan beri iyi ki dinimi âyet ve hadislerden öğrenmişim. Ben bu hadîsleri okudukça Babul Fiten’de geçer bunlar. Bu harb-i mislüm’de, Tirmiz’de, Ebu Davud’da, İbn-i Macede, Kütübisi’de de.
Bütün hadîs kitaplarında bir bab dediği bölüm. Babul Fiten vardır. Babul Fiten’de geçer bu hadisler. Ve Babul Fiten’den kimse ders yapmaz. Bu hadîsleri kimse anlatmaz Türkiye’de. Bu hadislerden ders yaparsanız başınıza iş alırsınız çünkü. Tarif ediyor. sakalsız olacak bunlar diyor. Adem’den itibaren sakal sünneti seniye. Bütün peygamberlerin sünneti sakal bırakmak. Hiçbir peygamber yoktur ki sakalsız olsun. Hiçbir peygamber yoktur. Sakalı kasiden kesmek, Darül Harp hariç, sakalı kasıtlı olarak kesmek, sünnet olduğunu bile bile kesmek, bazı alimlere göre günah-ı kebayr, bazı alimlere göre küfürdür. Bir kimse Darül İslam hariç, Darül Harp hariç, Darül İslam’da sünnet miktarından sakalı kısa keserse kazandığı para haramdır.
Bir tek burada Darül Harp olduğundan kurtuluyoruz. Yoksa kurtulmak mümkün değil. Ve hadîs-i şerifte tarif ediyor. Onlar diyor sakalsızdır, yumuşak konuşurlar, ümmetin parasını üterler. Siyasiler, onlar diyor çok büyük böyle kalabalıklara hitap ederler. Ne hitap ederler? Çağırdıkları yer cehennemdir diyor. Bakın çağırdıkları yer cehennemdir. Bakıyorsunuz, evet cehenneme çağırıyorlar. Kahrolsun şeriat deyip yürünmedin mi bu ülkede? Nereye çağırmış oldular insanları? Cehenneme. Kalabalıklar halinde şimdi eşcinsellik savunulmuyor mu? Savunuluyor. Yürüyüş yapmıyorlar mı? Nereye çağırıyorlar? Cehenneme. Mevcut hükümet dahi böyle söyleyince sen malifsin o yüzden başına geliyor. Ne yapayım? Allâh’ın lanetlik işi alkışlayanları ben de mi alkışlayayım?
Eşcinselliği meşru hale getirmediler mi? Getirdiler. Allâh’ın lanetlediği bir şeyi meşru hale getirdiler. Kanunla korunur hale getirdiler. Eee nereye çağırdı insanları? Cehenneme çağırdı. Bakın biz ümmet olarak Hazreti Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinden sonra olan hadiseleri yorumlamakta zorluk çekiyoruz. Yorumlayamıyoruz. Ve bunlardan gerekli olan dersi almaktan uzağız. Ve edebiyatımız harika. Nedir? Şehid-i kerbelağ, ağıt yakalım, hüzünlenelim, üzülelim. Eyvallâh. Orada kalsın ama. Kardeş, Hazreti Hüseyin Efendimiz Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin devletle alakalı bir sünneti üzerine yürüdü. Neydi sünnet? Seçimle gelmesi gerekiyordu. Hazreti Ebubekir Efendimiz seçimle geldi.
Kim seçti? Cennette müjdelenen aşer-i mübeşşere seçti. Hazreti Ömer Efendimiz kim seçti? Aşer-i mübeşşere seçti. Hazreti Osman’ı kim seçti? Aşer-i mübeşşere seçti. Hazreti Ali Efendimiz’i kim seçti? Aşer-i mübeşşere seçti. Peki, Yezid’i kim seçti? Muaviye atadı onu. Benden sonra o devlet başkanı olacak dedi. Ölünce dedi. Atama yaptı. Hazreti Hüseyin Efendimiz hayır, devlet başkanı Kur’ân ve sünnete göre böyle tayin edilemez. Muhakkak seçimle olması gerekir deyip yürüdü. Peki, şimdi o bir sünneti seniye uğruna yürüdü. Kıymetli dostlar, kıymetli Müslümanlar. Bir seçimle alakalı hüküm doğru uygulanmadı diye Hazreti Ali Efendimiz yürürken Ümmet-i Muhammed, Ümmet-i Muhammed manevi katliamlara uğruyor ve Ümmet-i Muhammed’de ses çıkmıyor.
Bu yeni değil. Bu tarih boyunca ses çıkmıyor. Bu yeni değil. Bu böyle elliyelik, yüz yıllık bir mesele değil. Ümmet-i Muhammed bu konuda sünneti seniye sımsıkı sarılma noktasını kaybetmiş. Ümmet-i Muhammed Kur’ân-ı Kerîm’e sımsıkı sarılma noktasını kaybetmiş ve kendi içerisinde teker teker Allâh’ın lanetlediği, Allâh’ın haram kıldığı her şey yavaş meşru hale getirilirken ümmet sessiz, ümmet duyarsız. Biz şimdi konuşuruz Fatih, İstanbul’u fethedecek zaman Bizans’taki tartışma neydi biliyor musunuz? Neydi? Bizans’taki tartışma melekler erkek miydi, kadın mıydı? Bunu tartışıyorlardı Bizanslar. Ne büyük gaflet. Hayır. Sende ki gaflet ne? Onlar melekleri tartışıyorlardı kadın mı erkek mi diye. Sen tartışmıyorsun bile.
Haramlar teker teker senin içine giriyor, oturuyor. Allâh’ın lanetlediği her şey senin içine giriyor, oturuyor. Sen seyrediyorsun tartışmıyorsun bile. Sen sesini bile çıkarmıyorsun. Sen Bizans’ı küçümseyeceğim diye uğraşıyorsun. Ya kendi içine baksana. Bana söyler misiniz İslam dünyasında şu haram yasak diye? Hiç kimse söyleyemez.
Zikir, Agit ve Sabir
Şu Anadolu toprakları 1071’den itibaren İslam’la yorulmuş. Aşıkhanıyla, velisiyle, mürşidiyle, şeyhiyle, dervişiyle, alimiyle, mollasıyla, medresesiyle 1071’den itibaren 1071’den itibaren bin yıldır bu topraklar İslam’la yorulmuş. Bana birisi gelsin desin ki İslam’ın haram kıldığı şu devlet hukukunda da haram desin. Toplumsal hayatı ilgilendiren, devleti ilgilendiren bir tane bir şey söylesin bana ya. Yok. İçki devlet üretmiş önce. Devlet üretmiş, devlet satmış. Kumar devlet oynatıyor şu anda. Zina devlet yaptırıyor şu anda. Rejenizya devlet mi yaptırıyor? Evet. Vergi alıyor, devlet yaptırıyor. Evet. Mühtüsü, haccası, hocası hepsi de zina parası yiyor. Faiz parası yiyor. Faiz, devlet yapıyor.
Hiç siz faiz olmasın diye yürüyeni gördünüz mü? Hiç zina yasaklansın diye yürüyeni gördünüz mü? Hiç kumar yasaklansın diye yürüyeni gördünüz mü? Siz hiç eşcinsellik yürüsün diye yürüyeni gördünüz mü? Hristiyan dediğimiz, Sırplar yürüyüş yapıyor eşcinsel yasaklansın diye. Macarlar yürüyüş yapıyor eşcinsellik yasaklansın diye. Rusya eşcinselliği terör faaliyetlerinin içerisine koyduğu bir eşcinseli terörist olarak görecek. Biz neyiz? Konuşurken diyoruz ki halkı yüzde 99 Müslüman değil mi? Evet. Bakın çok basit bir şey söylüyorum. Devlet dese ki emekli maaşlarını yatıramıyoruz biz valla tencereyi tavaya alan pankartları yazan sokağa çıkar mı? Çıkar ya. Çıkar ya. Çıkar günlerce sokaktan ya gezi ya iki tane ağaç için çıktı mı bütün herkes ağacı bahan edip memleketi kaosa sürüklediler mi?
Günlerce orada durup günlerce çatışmalar oldu mu? Oldu. Oldu. Bursa’da bile yürüyüş oldu mu? Oldu. Evet. Müslümanlar neden hiçbir şeyde yürümüyorlar acaba? Çok basit. Neden yürümüyorlar? Evet. Şimdi beni kelepçe ne o halkı ne o isyana teşvik etmekten. Tabii. Gel bakalım Mustafa Özban ne oldu sen halkı isyana teşvik etmişsin. Yürüyüş yapın demişsin. Tabii. Çok basit. Çok rahat oradan da cezayı verirler ha öyle derdini anlatamazsın. Hiç. Bu gerçekten anlatamazsın. Neden yattığını da bilemezsin. Ceza bilemezsin. Ceza önden bakarsın dışarıya ben ne yapıyorum burada dersin. Benim ne işim var şimdi burada dersin. Evet. Bundan da korkarsın. Korkar herkes. Konuşmaz. Yıllar önce benim bir devlet şeyde orman işletmesi çalıştıkça müdürüm vardı benim dedi ki bana oğlum memleketi sen mi kurtaracaksın dedi bana.
Dedim bize düşmüş dedim başka çare ben böyle İslam olarak bir şeyler yapınca beni odaya çekti yavaş git ne yapıyorsun memleketi sen mi kurtaracaksın dedi bana kalmış dedim ben de. Ne yapalım bize de o kalmış. Ülkücülükten kaldı. Müslüman olduk dedik İslam olduk gene terörist olduk gene kaldık. Bize kalıyor ya bir şey ihale bir insan başına kalıyor. Bunu normalde sen istesen de istemesen de geliyor. Kelitri kafandan aşağı geçiriyorlar. Ondan sonra bir gece beni çevirdi polis. Dersden geliyorum. Altı parmak o zaman böyle tanzim olmadı. Ahmet Kaya çalıyor şeyde. Siydi de böyle polis bir bana baktı bir böyle çalan siydiye baktı şeye sakallı dedi. Hacı abi hayırdır dedim. Ülkücü oldum vatan haini oldum.
Müslüman oldum gene vatan haini oldum. Şimdi komünist oldum dedim ya. Bağırıyor komiserim diyor. Mustafa Özbağ diyor adımı filan sorma daha bekliyorlar ya. Diyor Mustafa Özbağ komünist olmuş diyor. Komünist olsak dedi bir şey değişmiyor ki. Bizi mimniyorlar zaten ama Müslümanlar sonuç itibariyle. Ne yazık ki ümmeti Muhammed’in başına gelenlerden gerekli olan dersini almıyor. Böyle ben konuştuğum zaman da ben normal bir Müslümana radikal geliyorum. Ya sufi böyle mi konuşur? Ya böyle konuştuğu için sürmüşünüz zaten Niyazi Mısri’yi. Böyle konuştuğu için zaten yapmışsınız yapacağınız Allâh’ı cümansuru. Böyle konuştuğu için Hazreti Hüseyin Efendimize de yapmışsınız yapacağınızı. Böyle konuşanlara hep yapmışınız yapacağınızı.
Ümmet yapıyor Müslümanlar yapıyor. Ondan sonra Bursa’ya adam cami yapıyor şey yapıyor çeşme yapıyor buradan Müslümanlar içemez diyor. Bundan da ders almıyor kimse. Bakın bundan da ders almıyor. Soruyorlar neden böyle? E diyor bir tane hadi diyor papazı al diyor haşmetli nereye? Diyor saraya al tutuklanmış gibi yap iki asker gönder. Papazı alıyorlar tutuklanır gibi bütün Hristiyanlar yığılıyorlar. Diyorlar ki yapmayın nikahımız onda, boşanmamız onda, çocukları vaftiz eden onda, her şey onda biz onsuz yaşayamayız. Ne olduysa ne gittiyse söyleyin biz diyor halledelim bu meseleyi ama bizim papazımızı verin. Yazan diyor görüyor musun diyor. Bir papazı aldın bütün Hristiyan ahali ayaklandı papazı kurtarmak için.
Sal diyor salıyor şimdi diyor. Yahudi hahamı al. Bu sefer Yahudi hahamı alıyorlar. Haydi Yahudiler ayaklanıyor. Bizim hahamımızı geri ver. Tamam bunu da bırak diyor bunu da bırakıyor. Şimdi diyor müftüyü al. Zamanın bursa müftüsünü.
Kapanis Dua ve Tavsiyeler
Zamanın bursa müftüsünü alıyorlar ne arkasından gelen var ne arayan var ne soran var. Hatta muhabbet şu belliydi canım. Çok değilleri geri konuşuyordu. Böyle olacağı da belliydi onun. Müftü bir gün iki gün üç gün dört gün müftüyü arayan soran yok. Diyor ki bu yüzden ben dedim ki buradan Müslümanlar su içemez. Bakın bu yüzden dedim diyor. Müslümanlar buradan su içemez. Kardeşler bir acı bir şey daha söyleyeyim. Memzuyu bitireyim. Hazreti Hüseyin Efendimiz Kerbelada şehit olurken hem şehit eden askerlerin içerisinde hem de Şam’da Yezid’in etrafında sarayda sahabeler var. Hem şehit eden askerlerin içerisinde hem Yezid’in sarayında etrafında sahabeler var. Ashabım yıldızlar gibidir hangisine sarılırsanız bana ulaşırsınız sözünden dolayı susuyorum.
Mustafa Üzbah dilini koru diyorum. Sahabelere söz söyleme diyorum. Bunu yıllar önce okuyan bir insanım. Bunu İslami hayatımın başında okuyan bir insanım. Bunu İslami hayatımın başında okuduğumdan kendime ders çıkardım. Dedim bir ölçüyü konuş Müslümanların aleyhine beşe konuşma. Ama bu gerçek benim ciğerimi yırtıyor. Benim içimi yakıyor. Ve o yüzden diyorum Müslümanın Müslümana yaptığını gavur yapmıyor. Bu acı bir şey. Bakın bu çok acı bir şey. Bunu Sufi hayatım boyunca da birebir yaşamış insanım. Kardeşim dediğin yapıyor ne yapıyorsa. Arkadaşım dediğin yapıyor ne yapıyorsa. Kol kola yol yürüyorum dediğin kimse yapıyor ne yapıyorsa. Evet. Önce o satıyor seni. Önce o hançerliyor seni. Çünkü dışarıdakine karşı bir sen tavır takınıyorsun.
Dışarıdakini biliyorsun. Ona karşı bir cephe oluşturuyorsun. Yanındakini oluşturmuyorsun ya. O hiç düşünmüyor. Sol yanından seni kancıklıyor. O hiç düşünmüyor. Sağ yanından seni kancıklıyor. O hiç düşünmüyor. Hiç düşünmüyor seni arkadan kancıklıyor. İslam dünyasında bu büyük bir hastalık. Bakın bu büyük bir hastalık. Ve olan hadiselerden Müslümanlar ders alıp ben böyle olmayacağım böyle olmamalıyım diyemiyor. Ama Hallâc-ı Mansûr’un katilini olan fermanın altında Cüneyd-i Bağdadi’nin imzasının olduğu gibi. Kim Cüneyd-i Bağdadi? Teyzesinin oğlu. Hallâc-ı Mansûr’un katil fetvasının altında Cüneyd-i Bağdadi’nin imzası var. Kim Cüneyd-i Bağdadi? Hallâc-ı Mansûr’un teyzesinin oğlu. Hazret-i Hüseyin Efendimiz’i düşünürken böyle okuduklarımı, rüyamda gördüklerimi, halimde gördüklerimi bazen hatırlamak istemiyorum.
Kalbim birilerine buğz etmesin diye. Ben de benim içim kayabilir, kaydığı zaman o Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzuruna çıktığında onun ashabıyla alakalı olumsuz bir şey düşünmeyeyim diye savaş veriyorum. Empati yapamıyorum. Hazret-i Hüseyin Efendimiz şehit olurken orada susuz, aç, günlerce uykusuz çocuklar var. Ve onu şehit eden askerlerin içerisinde sahabeler var. Bunu böyle isimlerini dahi hatırlamak istemiyorum kim olduklarıyla alakalı. Yizid’in etrafında askerler, sahabeler var. Bunların da isimlerini hatırlamak istemiyorum. Bundan ümmet dersi çıkarmıyor kendisine. En acı olan da bu. Sonra başlıyorum sıralamaya artık. Tabiin, tebaet tabiin, ondan sonraki, sonra gelenler.
Bu damarı bozuklar, bunu böyle söylüyorum artık böyle. Bu damarı bozukluk bu ümmetin içerisinde devam ediyor. Bunlar böyle Kabil’in damarı. Bu damar bütün inananların kendi zamanlarında kendi içlerinde olan şeyler. Hz. İsa Aleyhisselâm’ı o zalim Yahudilere satan yanındaki havarisi ya. ondan havarisi var ya, onun bir tanesi ya. Havarisi. Neye? Altına sattı ya, paraya sattı. Havarisi, havarisi. 10 taneden bir tanesi. Bu demek ki ümmet-i Muhammed’in içerisinde de bu devam ediyor. 73 fırka, 73’e bölünmüş birisi kurtuluşta, 72 dalide. Biz bunu bir de şey olarak algılıyoruz. Hafizi, Rafizi, ne bileyim Mürci, Şu, Bu filan bunları sıralıyoruz. Ben mesele o gözle bakmıyorum sadece. Senin adın Ehli Sünnet olabilir.
Sen kimi sattın ona bak. Senin adın Ehli Sünnet olabilir. Sen ne yaptın ona bak. Hangi Müslümana zarar verdin ona bak sen. Hangi topluluğa zarar verdin ona bak sen. O yüzden şimdi kendi kendimize o 72 fırkayı anlatırız ya. işte bunlar delalette diye kardeş, adın Ehli Sünnet olabilir. Kur’ân ve sünnet uymuyorsan, ölçülerine uymuyorsan sen de delalettesin. Bir şey daha söyleyin kapatayım mı? bizi delalette eğleme diye Fatiha’da okuduğumuz yer var ya, bir kısmı demiş ki Ehli Sünnet’e, Ehli Bey’te karşı gelenler delalette olanlardır demiş konuyu kapatmış. Ehli Bey’te ve öğretisine karşı gelenler bu delalette olanlar bunlar demişler konuyu kapatmışlar. Bugün hazırladığım hiçbir şey okuyamadım. Hakkınızı helal edin.
Böyle bir gün yaşandı bizim de. Böyle bir şey yaşanacakmış. Yaşanacak olan yaşanıyor. Gelecek olan geliyor. Biz de bundan ölçümüzü nasibimizi alacağız. Hayatımıza, yolumuza devam edeceğiz.
Kaynakca ve Referanslar
- Mevlana ve Mesnevi: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jalaluddin Rumi; William Chittick, The Sufi Path of Love; Annemarie Schimmel, The Triumphal Sun; Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn.
- Ümmet ve Tevhid: Âl-i İmrân 3/102-103; Mâide 5/54-56; Bakara 2/163-165; İhlâs 112/1-4; Buhârî, Îmân 17; Müslim, Îmân 153.
- Sûfîlikte Usûl: Kuşey-rî, er-Risâle; İmâm Gazâlî, İhyâ ’Ulûmi’d-Dîn; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ; İmâm Rabbânî, Mektûbât.
- Nefs Terbiyesi: Yûsuf 12/53; Şems 91/7-10; Ahzâb 33/72; Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukukillâh; İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn.
- Kur’ân ve Sünnet Sadakati: Haşr 59/7; Nahl 16/44; Âl-i İmrân 3/31; Muvatta, Kader 3; Tirmizî, İlim 16.
- Tekfir Yasaklığı ve Hüsnü Zan: Hucurât 49/11-12; Buhârî, Edeb 73; Müslim, Îmân 111; İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 12/466.
- Zikir ve Mürâkabe: A’râf 7/205; Ra’d 13/28; Ahzâb 33/41-42; Buhârî, De’avât 66; Tirmizî, Da’avât 9.
- Hevâ-Heves Yasağı: Sâd 38/26; Câsiye 45/23; Mâide 5/77; Furkân 25/43.
- Âile, Komşuluk ve Âdâb: Nisâ 4/34-36; Rûm 30/21; Tahrîm 66/6; Nûr 24/27-31; Hucurât 49/13.
- Kerbelâ ve Ehl-i Beyt: Şûrâ 42/23; Ahzâb 33/33; Taberî, Târîh 5/389; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye; Ebu Mihnef, Maktelu’l-Hüseyn; Mevlânâ Fuzûlî, Hadîkatü’s-Süedâ.
- Siyonizm-Mason Perspektif: Theodor Herzl, Der Judenstaat; John Robison, Proofs of a Conspiracy; Noam Chomsky, The Fateful Triangle; Mustafa İslâmoğlu, Yaşayan Kur’ân.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Nefs, Sünnet, Şeyh, Halife, Muhabbet, Sabır. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı