Mesnevî 1705. Beyit — Tüccarın Dil ile Hesaplaşması ve Kusurun İtirâfı
Yani tüccar diliyle hesaplaşıyor Diline diyordu ki sen aman vermiyorsun. Bu konuda hiç bana da müsaade etmiyorsun. Sen beni öldürmek için bütün tezgahını kurmuşsun diyordu Devam ediyor tüccar benim kuşumu uçurdun Zulüm ve sitem otlarında az otla Ya bana cevap ver ya da insafa gel Yahut da bana neşe ve sevinç sebeplerinden birini an Tüccar diyor ki ey dil ya kusurunu itiraf et Otur de ki ben hata yaptım kusur ettim yanlışlık yaptım E özür dile helallık al. Çünkü o kusurunu söylemez kusurunu itiraf etmezsen o da kibirliliğe giriyor. Çünkü hadîs-i şerifte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ki Müslüman insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimseder diye buyurdu. Başka bir hadîs-i şerifte de der ki bütün insanların elinden ve dilinden İnsanların mümin mümine hayır müslüman diğer insanların elinden dilinden emin olduğu kimse Mümin ise canından da emin olduğu kimse ona can koyar o ya sen dilsin senden bir eminlik olsun ya benden özür dile af dile hatanın kusurunu kendince itiraf et Ya da eskilerden beni mutlu edecek beni mesut edecek beni mesrur edecek bir şey söyle Eyvah benim karanlığı yakıp mahveden nurum Eyvah benim gündüzü aydınlatan sabahım Vah benim güzel uçan taa sondan başlangıca kadar uçup gelen kuşum Burada şey tüccar artık kendisinden uçup giden kuşa yanıyor Eyvah beni karanlıklardan aydınlığa çıkaralım Eyvah beni nurlu sabahlara çıkaralım Vah benim varoluşun başlangıcından ebediyete koşalım.
Mücadele Hakkında
Çünkü bu şeyin turçesinde başlangıç ve sonuç ama kendi dilinde mebde ve miad olarak geçiyor bu ister varlığım başlangıcı olarak alın İster ruhların yaratılması başlangıcı olarak alın Ve o yüzden diyor vah benim güzel uçanım taa sondan başlangıca uçalım sondan dediği bir şeyin sonu var hayatın sonu var sondan başlangıca uçalım diyor. Böylece öyle olunca şey yapıyor başlangıçtan sona dönüş yapıyor Daireyi tamamlıyor normalde Onu sufiler şöyle tarif ederler Bir elinize bir ışık alsanız fener alsanız ve hatta bir ateş alsanız Onu hızla çevirmiş olsanız 360 derece O 360 derece sanki komple bir daire olmuş gibi yanıyormuş gibi görünür bize. Ama o değil o bir ateş parçasıdır o daireyi yoktur O zaman o ateş parçasını hızla döndürdüğünüzde o dairenin sonu ve başı belli olmaz Hazreti Pir de bunu normalde ben Dûdû’yu ruha atfettiydim ya Tabi o Dûdû öldü ölünce normalde tüccar onun arkasından feryat ediyor artık Diyor ki vah ey vah çekiyor Diyor ki benim güzel uçanım sondan başa uçanım diye onun arkasından tabiri cahilse avut yakıyor.
Çünkü evinden çıktı gitti artık o öyle olunca avut yakıyor Cahil insan ilelebet mihnete aşıktır Cahil insan mihnete aşık olur hep mihnet duyar herkese ve her şeye. Çünkü cahildir o kendince karnını aç görür açlığını geçirmek için lokantacıya mihnet Ekmeği elinde tutana mihnet maaşı elinde tutana mihnet hayatını mihnetin üzerinde geçer Hiçbir zaman özgürlüğünü elde edemez hiçbir zaman hür bir şekilde hareket edemez. Çünkü o cahildir cahil olunca o kimse özgürlüğünü yitirir Kalk fi kebete kadar la uksumi oku La uksumi malum belet suresi olması lazım O belet suresini diyor la uksumi’den şeye kadar oku şüphesiz biz insana zorluk ve sıkıntılar çeken bir varlık olarak yarattık diyor ya Senin içinde bu anca yemin ediyor senin içinde bulunduğun şehre babaya ve ondan doğana yemin ederim ki Biz insanı güçlüklere katlanacak şekilde yarattık normalde cahil insansın sen kalkıp da etrafa minnet etme Sen güçlüklere dayanabilecek bir şekilde yaratıldın Başına nasıl bir güçlük gelirse gelsin senin yaratılışın fethatın güçlüklere dayanabilecek şekilde Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de de o belet suresi birden dörde kadar diyor ki En sonunda güçlüklükler biz insanın güçlüklere katlanacak şekilde yarattık İnsanoğlu güçlüklere katlanabilir minnet etmeye minnete düşmeye mihnet e düşmeye gerek yok Sen o güçlüklere mücadele edebilirsin onlara dayanıklı bir şekilde yaratıldın Açlıktır tokluktur sıcaktır soğuktur ormanda karda kışta ova da denizde Bir insan hangi şartlarda olursa olsun ne
Belîd Sûresi ve Ahsen-i Takvîm: İnsan Güçlüklere Katlanabilecek Fıtratta Yaratıldı
durumda olursa olsun. O zorluklara dayanabilecek zorluklara katlanabilecek bir fıtratta yaratıldı insan Âyet-i Kerîme’de Tîn suresinde olması lazım biz insanı ahsen-i takvim üzerine yarattık diyor ya Sonra başka bir Âyet-i Kerîme’de de onu aşağılardan aşağıya aldık diyor. Şimdi o zaman insan ahsen-i takvim üzerine yaratıldı Ahsen-i takvim üzerine yaratılınca güçlüklere zorluklara katlanabilecek bir fıtratta yaratıldı. Ama insanlar ne yazık ki minnete düştüklerinden minnete düştüğü için ufacık bir güçlükten kendisini dağıtıyorlar Ufacık bir sıkıntıdan kendisini dağıtıyorlar böylece yaratılış fıtratlarının dışlarının dışına çıkıyorlar Oysa insan bütün zorluklara katlanabilecek bir şekilde yaratıldı Hiçbir zorluk kolay kolay insanı yenmez Hiçbir zorluk Cenâb-ı Hak zaten kaldıramayacağınız yükle yük yüklemeyiz dedi.
Öyle olunca herhangi bir zorluk seni yenmez Herhangi bir sıkıntı seni yenmez Herhangi bir problem seni yenmez Sen o sıkıntıyla o problemle nasıl baş edebileceğinin matematiğini bulamamışsındır. Onun matematiğini bulamadığından dolayı bir sıkıntı seni sahip eder Bir sıkıntı sana sahip olur Senin kralın olur bir hastalık senin kralın olur Varlık senin kralın olur yokluk senin kralın olur Bir dert bir gam bir kasevet senin kralın olur. Bakın bu senin zorluklara katlanma mücadelenin senin kendinde fıtratını meydana çıkarmaya işindandır Bu fıtrat sende var Allâh seni halife olarak yarattı Sen zorluklarla mücadele edebilirsin. Zorluklarla mücadele etmelisin ki imtihanı geçebilirsin. Zorluklarla mücadele etmelisin ki sen mihne te düşmemelisin.
Bakın mihne te düşmemelisin. O zaman yiyeceğini içeceğini alacağına borçlanacağına evleneceğine boşanacağına her şeyine dikkatli davran Boşluya düşme Nefsine uyma Heva hevesine uyma Ne zorluk olursa olsun sen o zorluğun altından kalkabilecek kapasitedesin. Sen o sıkıntının üstesinden gelebilecek kapasitedesin. Ama ne yazık ki insanlar kendi fıtratlarında var olan bu gücü görmüyorlar Kendi fıtratlarında var olan bu istidadı görmüyorlar Küçücük bir zorlukta dağılıyorlar borçtur, sıkıntıdır, gamdır, kasavettir, eştir, çocuktur, annedir, babadır, varlıktır, yokluktur Anında dağılıyor insanlar Hele bugünün insanı hiç zorluklara gelemiyor Oysa zorluk insanı kemalâ erdirir İnsanın manevi kuvvetini arttırır, mücadele gücünü arttırır Zorluk görmezse bir kimse hayatı bilmez Hayatın tadını da almaz O kimseyi pişiren zorluktur Sıkıntıdır, gamdır, kasavettir Neden çocuklarımız şimdi bizim biraz daha böyle şey rahatlar zorluk görmediler Ben yaşta kınlar büyük bir çoğunluğu zorluk gördü Ailesi zengin değilse zorluk gördü, sıkıntı çekti, problem yaşadı, yokluk gördü Hâlâ daha vardır, benden küçüklerde de vardır.
Ama bu zorluk o kimsenin direncini arttırır Herkes dağılırken o zorlukla mücadele eden kimse dağılmaz Herkes yenilirken o zorluklara dayanan kimse yenilmez Bu sefer karşıdaki kimseler patinaj ederler Seni gözlerinde daha da büyütürler, daha da büyütürler Yenilgiyi baştan kabul ederler. Bakın yenilgiyi baştan kabul ederler Bu isterse eş, anne, baba, çocuk, arkadaş, kardeş, dost kim olursa olsun bu Sistem. Evet bu ne olursa olsun. Hastalık, borç, harç alamadım, veremedim hepsi de dahil bunun içine Sen zorluğa katlandıkça büyürsün. Zorluğa katlandıkça, yürüdükçe, zorlukla mücadele ettikçe kemale erersin. Zorlukla mücadele ettikçe sen kendi kendine güçlenir Büyür, etrafındaki insanlar da. Çünkü insanın fıtratında gücün peşine gitmek vardır İnsanlar etrafında toplanmaya başlar Neden?
O kimse güçlü bir karakter oluşturdu Allâh insanı asrini takvim üzerine yarattı O zaman bu eksiklik bizim nefsimizden Eğer ki biz mihne te düşmez de zorluklarla mücadele edersek O zaman durumumuz bizim farklı olacak Allâh bizi onlardan eylesin. İnsan normalde meşakalara maruz kaldığında mücadele edecek Sıkıntılara maruz kaldığında mücadele edecek İnsan bu tip şeylerle yaşadıkça ne yapacak? Bunlarla mücadele edecek Ve bunlarla mücadele ederekten ne yapacak?
«Senin Yüzünü Gördüm Mihnetten Kurtuldum» — Rûhun Elestte Gördüğü Cemâl ve Aşûre Hazneâri
Kendini kemale erdirecek Ve kemale erdirdikten sonra o insan insan olacak Ve baktığımız zaman da âyet-i kerimenin sonunda diyor ki Biz insanı güçlüklere katlanacak şekilde yarattık O zaman biz ne yapacağız? O güçlüklere katlanacağız Tabi burada o tüccar hayıflanıyor Hayıflanırken de diyor ki Cahil insan ilelebet mihne te aşıktır Sen diyor laik su mu yoku Hazreti Pir insan zorluklara katlanacak şekilde yaratıldı O zaman sen gel otur mücadele et O mücadele ile ne yap? Sen kendi zorluklarını aşmasını bil Allâh bizi onlardan eylesin. Senin yüzünü gördüm de mihnetten kurtuldum Senin ırmağında köpükten tortudan arındım o yine Hazreti Pir tuğtinin üzerinden yürüyor O zorluklara katlandı ya Zorluklara katlanınca nefis mücadelesi yaptı Nefs ile aldı verdi O zorluklara katlandı Sıkıntılara katlandı Tabiri caizse seyri sülük çıkardı Seyri sülük çıkarınca artık o gücü kuvveti yerinde oldu Manöviyatı yerinde oldu.
Hatta ve hatta o ölmeden önce ölünüzün yolunu buldu O şiara mazhar oldu O sırra mazhar oldu Artık onun dünya ile işi bağlantısı kalmadı. Çünkü o zorluklar o sıkıntılar onu o hale getirdi Devam ediyor. Senin yüzünü gördüm de mihnetten kurtuldum Senin ırmağında köpükten tortudan arındım diyor ki senin yüzünü gördüm Kim yüzünü gördü? Ruh gördü Kimin yüzünü gördü? Onun yüzünü gördü Bir kez yüzünü gören sözünü duyan Senin ben sizin Rabbiniz değil miyim hitabına erişen Nasıl da senin sözünü yüzünü unutur Bütün aşıklar meclis kurmuşlar Senin yüzünün güzelliği için Tarifler tarifler üzerine sözler söylerler Sevgilinin zülfünün arasından yüzünü gördüm diye Kafası koparılmış kuşlar gibi çırpınıp dururlar Senin cemalinden ayrı düşen bübbül gibi feryadına feryat eklemekte Sevgili senin sevginle benim gibiler harabat olmuş perişan bir hale gelmişler Yüzünün hayali gönlümü gözümü kanlara gark etmede Zülfünün rüzgarı ömrümü yellere savurmada Yüzünün güzelliği bütün varlığı tecelli etmiş Ne tarafa dönsem cemalin neyim Her nereye dönerseniz Allâh’ın yüzü oradadır sırrının sahibi Ne gözüme görünürsün ne de gözümden uzaksın.
Senin yüzünün güzelliğini görmek aşıklara vaciptir haktır Aşıkların senin yüzünü görebilmek için bu dünyaya gözlerini yumup ahirete gözlerini açanlardır o yüzü görünce o kimse mihnetten kurtuldu. Onun ırmana daldı tortulardan köpüklerden kurtuldu. Onun rahmet ırmana daldı Rahmet ırmana dalınca günahlardan kusurlardan karanlıklardan kurtuldu Allâh biz onlardan eylesin. Bu eyvah demeler bu acınmalar onu görmek peşin ve elde olan kendi varlığından kesilmek hayaliyle dir Benim eyvahlarım bu ihtiyar başıma bir genç sevdasıdır düştü ondandır Gönlümde gizlediğim sır açığa çıktı bu eyvahlar bu acınmalar ondandır Eyvah ki o kara gözlü Kabe kokulu Medîne gülü yüzünden ciğerime nice gönül kanları damladı Bu hayal ile ömrümün gençti sona erdi Hala gözüm zülfünü gözetlemekte an be an hasreti sona ermedi Dedik bu gecelik bitirdik Hakkınızı helal edin bizden da helal olsun inşallah Tabi bu Bu zorluklarla katlanmayla alakalı daha geniş tutabilirdim Daha geniş yazmışım buraya bakmışım baktım şimdi buraya yazdığımı bağlı kalmayınca kısa oldu Herkesin yanıldığı yenildiği tuşa geldiği yer zorluklara katlanmak Ve zorluklarla nasıl mücadele edilir bunun matematiğini bulamamak uğraşmamak Rabbim cümlemizi iyi eylesin cümlemizi affeylesin.
Allâh’tan bir şey gelmezse önümüzdeki Cumartesi bahçede aşure yapacağız inşallah Son dakika golü olmazsa inşallah olmaz önümüzdeki hafta Cumartesi gün inşallah aşurede olacağız Tabi orada küçük bir aşure sohbeti belki de yaparız inşallah Ondan sonra aşureyi da öteceğiz Orada Sema’ya izin verirler mi vermezler mi bilmiyoruz son noktada ne olacak İzin verirlerse inşallah Sema’de deriz izin vermezlerse biz devletle emniyetle karşı karşıya gelmeyiz Yürür geçeriz inşallah o zaman sadece aşuremizi dökeriz Allâh yardımcımız olsun Âmîn Bu da bir zorluk bununla mücadele etmek sabretmek bununla hukuk tarihinde kalarak hukuk içerisinde gayret göstermek mücadele etmek bu da bu zorluk Kolay değil Türkiye’de öyle bizim gibilerin bir şeyi kolayca yapması İnşallah Rabbim kolaylaştırsın Âmîn Hakkınızı helal edin Bizden yana da
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî 1705. Beyit — Tüccar ve Dûdû Kıssası: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî 1. Defter 1700-1720 beyitler; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi 1/348-352; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerif Şerhi 1/482-498; «zulmü sitem otları» ve «bana cevâb ver ya insâfa gel» mısraları; tüccarın dûdû arkasından feryadı — nefs ile ruh arasındaki muhâsebenin sembolü; Mustafa Kara, Mesnevî Okumaları.
- Kusurun İtirâfı ve Kibir: «El-Müslim men selime’l-müslimûne min lisânihî ve yedihî» — Buhârî, Îmân 4-5; Müslim, Îmân 64-65; Tirmizî, Îmân 12; Nesâ’î, Îmân 9; «el-mü’minu men eminehu’n-nâsû alâ dimâihim ve emvâlihim» — Tirmizî, Îmân 12; Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/379; kibir — «innellâhe lâ yuhibbu kulle muhtâlin fahûr» Lokmân 31/18; «el-kibru batru’l-hakki ve gamtu’n-nâs» Müslim, Îmân 147; Gazzâlî, İhyâ 3. cilt Kitâbu’l-Kibr; İbn Atâullâh, el-Hikem, kusurun müşâhedesi bâbı.
- İnsanın Güçlüklere Katlanma Fıtratı — Beled Sûresi: «Lâ uksimu bi-hâze’l-beled — ve ente hıllun bi-hâze’l-beled — ve vâlidin ve mâ veled — lekad halakne’l-insâne fî kebed» Beled 90/1-4; Taberî, Câmiu’l-Beyân; Kurtubî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm; Zemahşerî, el-Keşşâf; Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; «lâ yükellifullâhu nefsen illâ vus’ahâ» Bakara 2/286; «fe-inne me’a’l-‘usri yüsrâ» İnşirâh 94/5-6.
- Ahsen-i Takvîm ve Esfel-i Sâfilîn: «Lekad halakne’l-insâne fî ahseni takvîm — sümme redednâhü esfele sâfilîn» Tîn 95/4-5; Taberî, Tefsîr; İbn Kesîr, Tefsîr; İnsanın halîfelik vasfı — Bakara 2/30; «ve lekad kerremnâ benî âdeme» İsrâ 17/70; Gazzâlî, Kîmyâ-yı Sa’âdet, insânın meleke-hayvân arasındaki makamı; İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, insân-ı kâmil bâbı; Azizüddîn Nesefî, el-İnsânu’l-Kâmil.
- Nefse Minnet Etmemek ve Mihü Karşısında Sabır: «Ve le-neblüvenneküm bi-şey’in mine’l-havfi ve’l-cû‘i» Bakara 2/155-157; «inne’n-nefse le-emmâretun bi’s-sû’» Yûsuf 12/53; «fe-elhemehâ fücûrehâ ve takvâhâ» Şems 91/8; Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukukillâh, bâbu’l-mihü ve sabr; Gazzâlî, İhyâ 4. cilt Kitâbu’s-Sabr ve’ş-Şükr; Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-mihü; Herevî, Menâzilü’s-Sâirîn, menzil-i sabır; İbn Kayyim, Uddetü’s-Sâbirîn.
- «Senin Yüzünü Gördüm» — Bezm-i Elest ve Cemâlullah: «Elestu bi-Rabbikum kâlû belâ şehidnâ» A’râf 7/172; «fe-eynemâ tuvellû fe-semme vechullâh» Bakara 2/115; «kullu men aleyhâ fân — ve yebkâ vechu Rabbike zü’l-celâli ve’l-ikrâm» Rahmân 55/26-27; «vucûhun yevmeiðin nâdıratun — ilâ Rabbihâ nâzıratun» Kıyâme 75/22-23 (rü’yetullâh müjdesi); Buhârî, Mevâkıtü’s-Salât 16 («setersünüz Rabbinizi ayyı gördüğünüz gibi»); Müslim, Îmân 297; «ey ten uğruna canını yakan» — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; Ahmed-i Gazâlî, Sevânihu’l-Uşşâk; Aynû’l-Kudât Hemedânî, Temhîdât.
- Aşıkın Zülf-Yüz Edebiyatı ve Hadîka Muhtâsı: «Zülfün rüzgârı ömrümü yellere savurır» mazmûnu — Fuzûlî, Dîvân; Niyâzî Mısrî, Dîvân; Üftâde, Dîvân; Aşık Yunus Emre, Dîvân; «fâsl edilmiş kuşlar gibi çırpınma» — Şems-i Tebrîzî, Makâlât; «kaş u yüzünü görmek âşıkı vâcibdir» — Hanîf Yusuf, Muhabbet-nâme; hayal ve hasret — Ahmed-i Gazâlî, Sevânih; Nûruddîn Abdurrahmân-ı Câmî, Levayıh; Ferîdüddîn-i Attâr, Mantıku’t-Tayr, hayret vâdisî.
- Zorlukların Kemâle Erdirici Fonksiyonu: «Ele’s-sabru mifthâu’l-ferec» — Şuabû’l-Îman; «mâ ya’şî ehadun neamete’llahi ilâ bi’l-belâi’n» — Beyhakî; «eşeddü’n-nâsû belâen el-enbiyâ’ sümme’l-emselû fe’l-emselû» — Tirmizî, Zühd 57; İbn Mâce, Fiten 23; Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-belâ; İbn Atâullâh, el-Hikem, «aşkın çilesi kîmya-yı nûbuvvet»; Süleymân Çelebi, Vesiletu’n-Necât (Mevlid); Mevlânâ, Fîhi Mâ Fîh — «sabır fâtıha-i necat» bâbı; Hacı Bayrâm-ı Velî, Risâle-i İtıkâdiyye.
- Devletle Didişmemek ve Ahir Zaman Sabırları: «Stekinû bi’s-sabri ve’s-salât» Bakara 2/45; «mü’min güneşle yarışan bir atmaca gibi her belâ ile daha güzel olur» — Buhârî, Merdâ 1; Müslim, Birr 52; Ahir zaman hadîsi — İbn Mâce, Fiten 10; Tirmizî, Fiten 13 («fitne zamanında evinde otur, kapını üzerine kapat»); «kun fîhâ hayran min ibni Âdem el-maktûl» — Ebû Dâvûd, Fiten 2; Hâbil-Kâbil kıssası — Mâide 5/27-31 ve Taberî Tefsîr; Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Emri bi’l-Ma’ruf, «sulta ile çatışma» bâbı.
- Aşûre Gününün Kökeni ve Kerbelâ Ađımü: «sıyâmü yevmi aşûra ukeffiru’s-senete’l-lâtî kablehu» — Müslim, Savım 196; Ebû Dâvûd, Savım 65; Tirmizî, Savım 48; aşûrenün Hý. Âdem’den bu yana anlamları — Taberî, Târîhu’l-Ümem 1/110; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye; Kerbelâ Şehâdeti — Taberî, Târîh 5/389-460; Ebû Mihnef, Maktelu’l-Hüseyn; Mevlâ Hüseyn Vâiz-i Kâşifî, Ravzatu’ş-Şühedâ; Fuzûlî, Hadîka-i Süedâ; Mustafa Özbağ Efendi silsilesinde aşûre ritmi — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Nefs, Muhabbet, Aşk, Sabır, Hayret, Kâbe. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı