Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #025 — Tasavvuf Sohbeti (05.10.2023)

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #025 — Tasavvuf Sohbeti. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Alem ve Insanin Konumu

Birincisi bu ikincisi de… Adım adım gidelim. Eyvallâh. Gözünün gördüğünü gönlün yalanlamadı. Gözünün gördüğü dediği normalde bildiğimiz göz. geçen derslerde anlattım ya bir de gönlün aklı vardır, gönlün gözü vardır, gönlün kulağı vardır. Bu önemlidir diye söyledim. Demek ki bir çıplak gözle gördü ama çıplak gözle gördüğü şeyi gönlü yalanlamadı. Çünkü daha önce gönlüne tecelletli defalarca. Şimdi Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin üç değişik miracı var. Çünkü üç sefer Cebralâ aleyhisselâm kalbini yardı ameliyat etti. Üç değişik miracı var. Mesela bir miracı anlatırken bir hadîs-i şerifte, Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Mekke’de bir şeyde Beytullah’ta bir sütuna yaslanmışken miracı var.

Hadis-i şerifte diyor ki bir sütuna yaslanmıştım bir sütuna. O esnada onun bir miracı var. Normalde o miracını da anlatırken biz onu mirac olarak değil de bazılar uruç yükselme olarak görüyor. tam bir mirac demiyorlar. Oysa o manevi olan vücudun olmadan, vücut olmadan manevi olan mirac. o manevi miracla da Hazreti Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri yine Cenâb-ı Hak’a tabiri caizse âşinâ oluyor. o normalde gönül olarak Cenâb-ı Hak’ın zâtı ve sıfatı tecelliyatlarına mahzar olmuş vaziyette ve gönlün aklı onu tanıyor. Şimdi onu tanıyınca normalde mesela bir kimse rüyasında birisini görmüş olsa, zahirende gözü gördüğünde, aa bu filanca der. Neden? Rüyasında gördü. Rüyada gören neydi?

Kalpti. Kalben olduğunu gördüğünden tanıdığından, onu zahiren gördüğünde evet bu filancaydı der. Normalde neden? Çünkü o kalbe gelen o görüntü, o kalbe gelen o ilham normalde akıl da onu hafızaya alır. Akıl onu hafızaya aldığı için kalbin de hafızası vardır. Kalbin hafızası yok zannetmeyin. Kalp de manevi tecelliyatları manevi halleri hafızaya alır ve aynı hafıza akla da gider. Normalde beyne de gider. Kalbin gördüğünü gözü yalanlamadı. Kalp daha önce zâtı ve sıfatı tecelliyatlara mahzar oldu tanıyor, biliyor. Göz görünce evet tanıdığı, bildiği kimse. Şimdi Allâh’ı bu dünyada görenler tanıyanlar âmâ olmayanlar öbür tarafta da tanıyacaklar. Burada âmâ olanlar öbür tarafta tanımayacaklar. Allâh cennet ehline tecelli eder.

Allâh cennet ehline tecelli edince bir kısım cennet ehli evet bu bizim Rabbimiz der hemen secdeye gider. Bir kısım cennet ehli ise hayır bu bizim Rabbimiz değil der secdeye gitmez. Allâh ikinci sefer tecelli eder. İkinci sefer tecelli edince herkesin zannına göre tecelli eder. Herkesin zannına göre tecelli edince bütün cennet halkı secdeye gider derler ki bu bizim Rabbimizdir. Şimdi bu dünyada tanıyanlar, bilenler, görenler cennete girmiş olduklarında Cenab-ı Hakk’ın tecelliyatını hemen tanıyıp secdeye gidecekler. Bu bizim Rabbimiz diyecekler. Bu dünyada tanımayanlar, bu dünyada onu bilme noktasında uzak duranlar yine cennetlik oldular ama onlar tanımayacaklar. Neden? Görmediler. Kalbî akılları, kalbî gözleri onu tanımadı.

Onu tanımadığından dolayı o tecelletinde bu bizim Rabbimiz değil diyecekler. İnkar edecekler. Şimdi böyle olunca aynı şey, aynı şey Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ve diğer peygamberler için de geçerli. O eğer onlar gönül aklıyla, gönlüne tecelli etti, bildi. Tanıyor onu. Gönlüne tecelli etti, tanıyor. Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin gönlü her daim hem zati hem de sıfatsal tecelliyatlara açık.


Fitne Gundemi ve Ummet

Her daim. Bakın her daim diyorum. Göz açıp kapatıncaya kadar zaman biriminde dahi Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin kalbi zati ve sıfati tecelliyatlara açık. Çünkü o nefsinden heva hevesinden hiç konuşmadı. Ayet-i kerimesi bunun delili. Allâh ona sarttı. Bu onun delili. Öyle olunca Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri mîraçta, mîraçta görünce normal gözü ile gönlü de kalbi de onu yalanlamadı. Çünkü o gönül, o kalp haşa tabiri caizse Allâh’ın yerleştiği, oturduğu kalp orada Allâh’tan başka bir şey yok çünkü. Çünkü Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin gönlünde Allâh’tan başka küçücük bir leke dahi yok. Öyle olunca gönlü her daim zati ve sıfati tecelliyatlara mazhar görünce de normal gözü ile gönül yalanlamadı.

Şimdi ikinci safhaya geç. Efendim kalbi akıldaki cevherle Cenab-ı Hakk’ın zatının cevheri o zaman aynı. bu arifler veliler, mürşid-i kamiller bu tarafta da tanıyıp öbür tarafta da tanıyacaklar ya. Şimdi nasıl soracağımı bilemiyorum ama… Buradaki gönül fena fillah, bekabillaha, fena fillaha gelince bütün gönlün içerisindeki sıfatsal tecelliyatlar onun sıfatsal tecelliyatlarına ram oldu. Gönül Allâh’ın sıfatsal tecelliyatlarıyla dönüştü. Bir döngüye girdi ve komple gönül temizlendi. Artık orada direkt sıfatsal tecelliyatlarının yansıması var. O sıfatsal tecelliyatlarının yansımasıyla artık gönülde perde kalmadı. Perde kalktı. Nereden perde vardı? O kimsenin kendi heva ve hevesinden vardı. O kimsenin kendisinin şeytana uymasından vardı.

Tevbe ile, zikir ile, Allâh’ı şedid bir sevgi ile o perdelenme kalktı. O perdelenme kalkınca gönül aynaya büründü. Aynaya olunca komple sıfatsal tecelliyatlar oraya tecelli edince gönül sahibi o kimse olmadı. O oldu. O oldu. Çünkü o sıfatsal tecelliyatı olan yerde gönül sahibinin kendi tecelliyatı, kendi nefsi kalmaz. Kendi nefsi kalmadı zaman fena fillaha erişir. Kendi nefsi kalıyorsa o zaman fena fillah oluşmaz. Fena fillah oluştuktan sonra artık o arifin gönlü bekabillah’ta oturdu. Gönül fena fillah’tan çıktı, bekâ perdesine geçti. Bekâ perdesine geçince artık o bir mürşid-i kâmil oldu. O mürşid-i kâmil olunca onun kalibi perdesinde bekâ tecelli edince onun sıfatlarından başka bir şey kalmadı.

O yüzden bu hale gelenler zaten her harika tanır da ama öbür türlü ey nefis Rabbine mutmain olarak dön. O hale gelen kimse de tanır cennete girdiğinde direkt. O da tereddüt etmez. Çünkü dördüncü makam bu manada önemli bir şeydir. Perdedir, önemli bir eşiktir. Oraya gelen bir kimse orayı açtığı anda mesela tasavvufi olarak, sufilikte teknik olarak beşinci esmaya alan bir kimse şeyhlik yapar demelerinin sebebi odur. Artık o dördüncü esmaya almış, artık kalp mutmain olmuş. Kalbin mutmain olması demek inançsal zafiyetler yok. Onun kalbi ilham almaya başlıyor. Onun kalbi harekete geçmiş artık. Onun kalbi harekete geçince kalp ilham alıyor. Kalp ilham alınca artık o kalp yanılmıyor. Yanılmaktan uzak.

Onun başlıyor sıfatsal tecelliyatta. Bir mesele oluyor, o meselede Rezzak ismi şerifinin sıfatsal tecelliyatını görüyor. Kadir ismi şerifinin sıfatsal tecelliyatını görüyor. Dördün sonlarında başlıyor bu. Bu öyle başlayınca onun kalbi mutmain oldu. Kalp mutmain olunca cennette tecelli ettiğinde de o kalp sahibi ne oldu? Onu tanıdı. O bekabillaha gelen bir kimse ise bu konuda artık geri dönüşü olmayan bir noktada. Efendim bir de gören gözü tutan eli yürüyen ayağı olurum.


Nefs-i Emmare ile Mucadele

Sonra diyor ki benimle görür, benimle yürür, benimle duyar. Bu ikisi arasındaki çizgi nedir? İkisinin arasında bir çizgi yok. Salih İzmit de bu mevzuyu sordu. Ben de biraz kinaya yaptım ona. Dedim ki Allâh’ın sıfatları sonradan olgunlaşmaz, ermez. Bu meseleyi sen bir daha bir bak manasında. Tabi sonra incelemiş sayfada yayınladım, güzel onu analiz etmiş. Aslında oradaki söylemiş ya orada da burada gözüyle gördü demiyor diyor. Burada bir fiiliyatı tarif ediyor diyor. Çünkü Cenab-ı Hakk’ın sıfatları görmediğini sonradan görmez Allâh. Özür dilerim efendim. Kulun üzerinde yansıması. Kul görmüyordu önceden. Kul görmüyordu. Kulun görmemesinin sebebi kendi kendisini perdelemesi idi. Kalpte Allâh’ın nuru var.

Biz öyle bunu tarif ederken ben diyorum ya kalbinizde Cenâb-ı Hak’ın bir lambası var. Öyle diyelim. Bir lamba var kalpte. Siz günahla, kusurla, hatayla lambanın üzerini örtmüşsünüz. Biz kendimiz örtmüşüz. Örtünce o lamba dışarı ışık vermiyor. O lamba yok hükmünde mi? Var. Hazreti Mevlânâ diyor ya, Sen diyor gözünü kapatırsan güneşe yok dersin. Beytinde diyor ki, Sen gözünü kapatırsan gözünün önüne bir perde çekersen, Sen güneşi görmediğinden dolayı yok zannedersin diyor. Aynı şekilde, bizim Cenâb-ı Hak bütün herkesin kalbine o güneşi koymuş. Ama biz onun üzerine perdelemişiz. Biz onu perdeleyince, biz onu yok hükmünde görüyoruz. Ama perdeleyen biziz. Perdeyi çeken biziz. Kalpte 70.000 perde vardır.

Hicap perdesi, örtü. Hicap perdesi. Her iyi bir hadisi kutside, her iyi bir amelde bir perde açılır. 70.000 Hicap perdesi. Bakın bu 70.000 Hicap perdesi senin kalbinin üzerinde yerleşmiş. Sen iyilik yaparaktan, hayra girerekten, zikrederekten, farzları yerine getirerekten, o Hicap perdelerini açacaksın. O Hicap perdelerini açınca, kalpte bulunan o nur, o nur başladı kalbe ışık saçmaya başladı. Kalbi aydınlatmaya başladı. Bir baktık ki kalbinde gözü varmış. Bir baktık ki kalbinde kulağı varmış. Bir baktık ki kalbin de dili varmış. Bir baktık ki kalbin de kendine göre aklı varmış. Bir baktık ki kalbin de kendine göre bir ayağı, kendine göre bir eli varmış. Kalbin de kendine göre bir fikri varmış.

Kalbin de kendine göre bir ilmi varmış. diyor ya müftüler size fetva verse de siz kalbinize danışın. Allâh Allâh. Kalpte ne var? Kalpte ilmin alası var. Kalpte ilmin ledün var. Sen kalbine danış dedin de senin kalbindeki ilmin ledün harekete girecek. Biz ilmin ledün denilince böyle gökten bizim kalbimize kitap halinde bir şey incek diyor. Değil. Değil. Sen Allâh’ı zikrediyorsan, Allâh’a güzel kul olmaya başladıysan, sana lazım olan oradaki kalbindeki defterden kitaptan neyse, oradan aç aç oku. Aç oku. Açıp okuyacak. Neden dedi bilmediklerinizi Allâh’ın ehli zikre sorunu dedi. Ehli zikrin kalbi günün sıfatsal tecelliyatlarına rahım olmuş çünkü. Günün sıfatsal tecelliyatlarına, günün sıfatsal tecelliyatlarına rahım olduğundan, günün sorusuna da cevap verebilecek o kalp.

Böyle olunca aslında sonradan oluşan bir şey yok. Tabiri caizse kalbinizde bugünkü teknolojik dille anlatırsak, bizim Cevdet Usta bir şey anlatırken arabanın üzerinden anlatıyor. Diyor ki, jontayakmış o. O şanzıman dağıtmış, o motor dağıtmış. O adam dağıldıysa o piston çıkarmış diyor. Mesleği o mesleğinin üzerinden söylüyor. Teknolojik olarak biz ne diyeceğiz şimdi? Örnekliyorum. sizin kalbinizde bir çip var. O çipin tuşu tevhidle, onunla o sonuna, bir sürü bir şey kuruyorsunuz.


Kuran ve Sunnete Sadakat

Sen bilgisayarcısın, bir şey kuruyorsun diyor ki bu programın çalışması için bu da lazım. Öyle değil mi? Bunun çalışması için bu da lazım. Başlıyorsun, bir sürü yan program kuruyorsun daha değil mi? Aynı onun gibi kalp başlayınca çalışmaya diyor ki şu da lazım, diyor ki bu da lazım. Diyor ki, cömertlik de lazım. Kalbine ilham geliyor. Cömertlik lazım. Hadi cebindekini dağıt diyor. Sen dağıtıyorsun cebindekini. Hadi diyor ki cesaret lazım. Hadi kalk bunu, şunu şöyle söyle diyor. Onu öyle söylüyorsun. Düşünmüyorsun başıma iş mi gelecek, mahkemelerde mi sürüncem diye. Bu iş çünkü öyle sizin bildiğiniz gibi zahiri yürümüyor. gece saat üçte rüya görüyor. Falan ciğerde aç açık var, kalk doyur onu diyor.

Sen kalkacaksın doyuracaksın onu. Çünkü nasıl programın çalışması için şu yan uygulama lazım, şu yan uygulama lazımsa o kalp çalışırken de seni rahat bırakmıyor. Sen diyor ki ona şunu şöyle yap, bunu böyle yap, bunu şöyle, şunu şöyle. Etrafındaki herkes patinaj çekiyor. Sen öyle yaparken ama sen patinaj çekmiyor. Neden? Orada kalbi ilham almaya başladı. O program çalışacak. Artık sen kendini yönetmiyorsun. Söyle. Efendim, size diyor cömertlik yap, garibi gözet. Bunu diyen ses neyin sesi? Onun sesi. Şeyh Efendi üzerinden mi tecelli eder? Hiç önemli değil. Bu dervişin üzerinde, şeyhin üzerinden de tecelli eder, pirin üzerinden de tecelli eder. O ses tanımlandıktan sonra kimin üzerinden tecelli eder sesi?

O zaman ilmin ledin dediğimiz şey bir mekanizmanın çalışması. Bunu mekanizmaya benzetmek de böyle abes biraz ama meselenin anlaşılması bu konuda olacaksa eyvallâh. Bu öyle değil tabii ama anlaşılması için bu doğru mantık. Öyle diyelim. Efendim bir de bir zaman sohbetinizle demiştiniz ki gerçek manada seheri sülukun başlaması için bir dervişin dördücü makamda ve fena fişşehde olması gerekir demiştiniz. Burada şimdi bazı nefis meratiplerinde geliyorlar, beşe de geliyorlar diyelim. Kalıyor ama kalp ayağı çalışmıyor bunun. Şimdi seheri sülükte benim inancım şudur. Bir kimse bir mürşidi Kamil’den bir veliden ders aldığında seheri sülükü baştan. O emmarede değildir. O bu zamanda levamede de değildir.

O öyle bir kötü bir zamandayız ki biz ahir zamanın artık en kötü bir dönemindeyiz. bunu böyle dervişler şimdi o belli bir dairede yaşadıklarında bunun vahşetinin farkına varamayabilirler. şu anda bir kimse iyi bir dervişse bir dergahda bir mürşidi Kamil’in bir velinin dergahındaysa o kimsede levamede de değildir o. O mülhümeye geçmiştir. Mülhümededir o. bunu böyle kendime atfederekten söylemiyorum. Allâh beni muhafaza eylesin. Nefsime uydurmasın. Gerçekten bu zamanda bir velinin bir mürşidi Kamil’in dergahına gitse o kimse böyle sağlam bir şekilde oraya tutunsa o emmarede durmaz. O emmare levame mülhümeye oturur anında. Şimdi mülhümeye oturur o kimse bunu böyle de anlatmıyoruz ki millet şımarmasın.

Nefisiyle nefislerle bir şey yapar. Çünkü o kimse bunu böyle de anlatmıyoruz ki millet şımarmasın. Nefisiyle mücadele etsin diye. Çünkü o kimse örneğin kolay kolay içki içmez kolay kolay zina etmez kolay kolay haram yememeye gayret eder. Kolay kolay böyle Allâh’ın lanetlediği işlerden uzak durur. Kolay kolay bunlara düşmez. Düştü velev ki öyle ya. İnsanlar hepimizde nefis taşıyoruz velev düştü o çabuk toparlar kendini. der ki ya ben yanlış yaptım. Çünkü dini öğreniyor. Burada içki içmenin haram olmadığını bilmeyen yok.


Derviasik Adabi

Kumar oynamanın haram olmadığını bilmeyen yok. Zinanın haram olmadığını bilmeyen yok. Bilmeyen bilmeyen yok. Veyahut da eşcinselliğinin ne kadar kötü bir haram olduğunu bilmeyen yok. Herkes biliyor bunu. Bu noktada bilmeyen kimse yok veya namazı kılmamanın günah kebahirelini bilmeyen yok. Hatta âyet-i kerimeye göre namaz Allâh affesin münafıklara ağır gelir. Ayet-i kerime de öyle diyor. Münafıklara, mürtetlere, kafirlere ağır gelir. Mümine namaz hafif gelir. E şimdi burada namazın ehemmiyetini bir derviş bilmemezlik etmez ki. Bilir. Bildiğinden belki de vakti kaçırır. bir gün iki gün serkeçlik edebilir ama namaza devam eder o. Öyle olunca o kimse mülhümede oturur. Ha zaman zaman levvameye düşer mi?

Düşer. düşüyor mu arkadaşlar kardeşler? Düşüyorlar. Ama dergahı terk etmedi müddetçe. Ben derim ki zikrullahı terk etmeyin. mahallelerinizdeki veya hatta şehrinizdeki zikri terk etmeyin. Bakın bunu terk etmeyin. Dersinizi terk etmeyin. Ben söylerim ya namazlarınızı terk etmeyin. Ne olursa olsun farz namazlarınızı kılın. bunlar böyle söylememin sebebi. sen farz namazı kılarsan namazına dosdoğru sımsık yapışır. Dersini çeker. Ondan sonra dergaha gelmeni gitmeni eksiltmez. Oradaki zikrullahlara katılırsan sen levvamede durmazsın. mülhümeye hatta böyle bir çıt mutmainiye bir çıt mülhümeye böyle gitgeller yaşarsın. Yaşarsın. Ama orada durursun. Bu kimse kafir olarak bu dünyadan göçmez. Münafık olarak bu dünyadan göçmez.

Göçmez. Bugün kısa bir sohbet oldu telefonda. Abimle Ahmet Özbahar’la Risale-i Nur’dan bir mevzu açıldı da namazı terk etmek. Veyahut da böyle bir kimsenin kaymasıyla alakalı. Bediüzzaman Sayyidin Ursa Hazretleri muhteşem bir şey söylüyor. Diyor ki Tasavvuf Tarikat hakikat namlar altında dediği bölümde 29. Mektup 9. Kısım 8. Telvi. Öyleydi değil mi? Risaleciler neredesiniz siz? Vahit. Nerede Vahit? Kendisi gelemedi. O risale okuyordu gidiyorlar değil mi? Evet. Mesela orada diyor ya bir kimse kalbi harekete geçmemiş olsa, bakın burası çok önemli. Kalbi harekete geçmemişse bir sisiyle meşahitten bir intisabı da yoksa bugünkü zındıkanın karşısında kendisini koruması müşkürleşmiştir. Kendisini koruyamaz diyor.

Alim bir zat olsa da, bakın alim bir zat olsa da ama adi samimi, bakın adi samimi bir ehli tarikat. Sisiyle meşahiye duyduğu muhabbet cihetiyle ümidini kesmez, ümidini kesmezse de zındıkaya düşmez diyor. Şimdi bir mürid o adi samimi ehli tarikat ben olayım siz benden daha iyi olun hepiniz de. O nedir? farz namazlarını yerine getiriyor, dersini çekiyor, üstadını seviyor. Muhabbet cihetiyle diyor çünkü. Bir de o üstadın üstadın üstadı bir sisiyle olacak yani. Birisini sabah ile kalkıp da ben şeyh oldum deyip çıkmayacak. Senin şeyhin kim diyecekler ona? O benim şeyhim filancaydı diyecek. Onun şeyhi filancaydı, onun şeyhi filancaydı. eskiler muhakkak icazet sorarlarmış ya. Senin icazetini kim verdi filanca.

Onun icazeti, onun icazeti, onun icazeti, onun icazeti icazet sorarmış eskiler. Sebep o icazeti yoksa sisiyle de bir bir kesiklik var. Bir sisiyle de sıkıntı var diye sorarlarmış. Ha şimdi ayrı bir mesele. Bugün karıştırmayalım. Şimdi böyle olunca o derviş mülhümeden aşağı düşmez. Mutmainle mülhüme arasında gelir gider ve kalbi de harekete geçer onun. Ha o yürürse burada Seyri Sülük ile alakalı dördüncü makama geldi oturdu. O Seyri Sülük başladı zaten onun.


Mursid-i Kamilin Hizmeti

Ama dördüncü makamda kalbi harekete geçmeye başladı. Asıl Seyri Sülük o zaman başladı. Bu ne cihetle kalbin üzerindeki tecelliyatlar. Artık o böyle onun kalbinde şeyhine karşı muhabbetin fazlalıklaşacak o. Artık bundan sonra kalbi tecelliyatlar olacak. Kalbi tecelliyatlar olunca kalp ayağıyla yürücek. Seyri Sülük o kalp ayağıyla yürümek. Artık o normalde din belli, haramlar belli, helallar belli, ibadetler belli. Bu dünyanın neresine gidersen git. Ondan sonra farzlarda bir değişiklik olmaz. Yapılış şeklinde belki de ufak tefek, nüans farklılığı vardır. Dünyanın neresine gidersen git. İslam’a göre büyük günah-ı kebâiller bellidir. Allâh’a şirk koşmak, annen babaya âsi olmak gibi. insanların namusuna iftira atmak, savaş meydanından geri dönmek meşhurdur. 7 tanedir, 9 tanedir, 10 tanedir.

Mekke’ye göre 24 tanedir büyük günah-ı kebâir veya 54 tane olsun. Veya 104 tane olsun. Neyse. Her âlim bu konuda âyet-i kerimelerden ve hadislerden günah-ı kebâilleri çıkarmış. Nereye gidersen git. Günah-ı kebâir, günah-ı kebâridir. Artık onlardan uzak o. O kalbi ayakla gidecek. Onun artık günah-ı kebâlle muhakkak, bakın bunu hiçbir zaman unutmayın. Hiçbir kimseyi tertemiz görmeyin. Bu da yanlış. Tertemiz olan Hz. Muhammed Mustafa’a sallallâhu aleyhi ve sellem. Sen zamanın kutbu da olsan hadîs-i şerîf var. Bir günah onun perçeminden tutar diyor. Ayırmıyor burada. Şimdi insanlar şeyhlerini haşa peygamberle yarıştırıyorlar sallallâhu aleyhi ve sellemle. Bunun şunu diyebilirsin. Ben üstadımın bir günahını görmedim benim yanımda.

Eyvallâh. Buna kimsenin söyleyecek bir lafı olmaz. Ama benim şeyhim hiç günah işlemedi. Yapma kardeş ya. Allâh Allâh. Hadis-i şerifle zıtlaşma. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözünü yere düşürme. Küfür. Hazret-i Peygamber diyor ki hiç kimse yoktur ki bir günah onun perçeminden tutmamış olsun. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri böyle derken bir herhangi bir kim olursa olsun, nerenin dervişi olursa olsun, kimin dervişi olursa olsun, isim yok. Ölçü bu. Sen kalkar benim şeyhim günahsız, kusursuz, hatasız, bembeyaz, pırıl pırıl dersen Allâh muhâfaza eylesin. Seni küfre götürür bu. Bu seni büyük bir yanlışlığa götürür. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözü var kardeşim.

Şimdi böyle olunca o kimse zamanın kutbu da olsa bir peygamber değil sonuçta sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri gibi mahfuz olsun. Böyle bir şey yok. Peygamberle mi yarışıyor sallallâhu aleyhi ve sellemle? geçmiş Peygamberler dahi yarışamaz onunla. Böyle olunca onu böyle görmek istiyorlar parantez içerisinde. Öyle değil o da hata yapar, o da yanlışlık yapar, o da eksiklik yapar ama orada durmaz. Hatta yaparken kalbi acır onun. Kalbi acır, kalbi tırmalanır onun. O oradan hızla çıkar. Hızla çıkar bakın. Evet, tövbe eder. Burada o adi ama samimi, dini samimiyettir demiş hadîs-i şerifte. Samimi o kimse, sen bir şey yapamaz. Samimi o kimse, silsile-i meşahitten duyduğu muhabbet cihetiyle zığındıklığa düşmez.

Kalbi harekete geçer, kalbi harekete geçince onun kalbi olarak seyre sülükü başlamış olur. O zaman o tefekkür kalbin işi, rabuta kalbin işi, Allâh’ın sıfatsal tecelliyatlarına rağm olma kalbin işi. Efendim Allâh’ın sıfatsal tecelliyatlarına rağm olma ya da sıfatsal tecelliyatlarına yaşama bakışınız nasıl olmalı? örneklemek gerekirse buraya gelirken araba kaza yaptı, perde önünde çözüm arıyorsunuz ama perde gerisinde diyorsunuz ki Allâh’ın mani isminin tecelliyatı ve ses çıkarmıyorsunuz.


Hayatin Hikmeti ve Tevekkul

Bu bakış açısı nasıl bir bakış açısı? Olaya göre, duruma göre değişir hepsi. sıfatsal tecelliyat dediğimiz şey nedir efendim? Bütün her şey sıfatsal tecelliyat, bakın bütün her şey sıfatsal tecelliyat. bir kaza olur Allâh’ın mani sıfatıdır, sen onunla mücadele edersin. Dar sıfatından geniş sıfatına gidersin. Sıfattan sıfata geçersin, mücadele edersin. Onun normalde her şeyin burada kalbin durduğu nokta şu olmalı. Bütün her ne yaşanıyorsa hepsi de onun fiiliyatıdır. Hepsi de onun sıfatsal tecelliyatıdır. Güneşin ışın vermesi de sıfatsal tecelliyatıdır. Bulutun yağmur indirmesi de sıfatsal tecelliyatıdır. Burada yağmur yağar, burada güneş açar. Sen kendince kalbin çalışıyorsa sana der ki yağmurdan yürü, sen yağmurdan yürürsün herkes sana der ki aptal bu güneşten ne yürmüyor ki der.

Ama kalbi tecelliyat senin ıslanmanı gerektiriyordur. Bu aklının işi değil. Anlatabildim mi? Orada sen aklına uyarsan kalbin üzerine perde oradan geliyor. Sen o esnanda yok ya ne alakası var ben şimdi filancı yere gidiyorum ıslanmayayım. Güneşten gideyim dediğinde kaybedersin. Buraya dayanmak zordur. ben bazen böyle söylüyorum şaka gibi geliyor edebiyat gibi. bir tüccar düşünün. Adamın birisi geldi mal istiyor senden. sen aklına göre ona baksan seni dolandıracak. İyi. Geldi Geylana Hazretleri tebessüm ediyor. Ver buna mal dedi ne yapacaksın? Zikrullâh da oh Geylana Hazretleri geldi ne kadar güzel. Allâh. Ben bazen diyorum bizim dervişler için bu tarafında. Ne güzel geldi Allâh iyi. Geldi. Sen saat üç dört yatıyorsun.

Heyup dedi. Hadi bakalım. Efendim o zaman bu kalbi sesi ne kadar çok dinlersek. Kemaliyet derecesi o kadar yüksek. O zaman Allâh’ın ipine sımsıkı sarılın dediği şey de perde gerisinde. Perdenin önüne arkası yok artık o zaman. Ne perde gerisinden bahsediyorsun ki herkes her şey çıplak önünde. Al alacaksın sat satacaksın ver vereceksin. Bunu ister şeyhin söylesin ister ses geldi de. İster normalde kağıt geldi de. İster rüyada gördün de. Biz de ayırıyoruz biz onları. Biz ayırıyoruz onu. O bekliyor şeyhim ona bir şey söyleyecek. Geldi rüyanda gördün mü? Hadi yürü git hadi. Ben bazen diyorum ya sana şunu buradan at dedi. At hadi. Bir ne bir şey diyorsun yap hadi. O normalde herkes onu mesela. Şimdi büyükler demiş ya Allâh affetsin gene bir cücüğüne kopar şimdi. şeyhinin önünde ne diyor meyyit gibi ol ölü gibi ol.

Şimdi herkes bunu eleştiriyor ya söylüyor ya sizler böylesiniz. O meyyiti getir göreyim ben. Şeyhinin önünde meyyit olanı getir göreyim ben ona halifelik vereceğim. O meyyiti göreyim ben onun şeyhlik icazetini yazacağım. Sebep ya kardeş ya o kolay mı ya? O kolay değil. O kimsenin böyle şeyhini matematiğine göre. O şeyhini maddi manevi her şeyden fazla sevmesi lazım onun. Eşmiş çocukmuş malmış mülkmüş canıymış kardeşiymiş annesiymiş babasıymış. Ben şimdi bir şey söylesem kafanız oynar. Medîne’yi münevvere de ben şeyh efendi dedim ki efendim hakkınızı helal edin bir şey size söylemem lazım. Söyle Mustafa efendi dedi. Efendim hiç aklıma gelmeyen aklıma geldi dedim hiç tartmadığım şeyi tarttım dedim.

Böyle hafiften tefessüm etti ne tarttın dedi. Dedim efendim size olan muhabbetim dedim peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine olan muhabbetten fazla dedim. Şey efendi de yatıyor yatakta hasta. Böyle gözleri yarım açık tak açtı gözlerini böyle.


Aile, Cocuk ve Komsuluk

Ne zamandan beri dedim uzun zamandan beri dedim. Çünkü kendi içimde o kadar çok sevmenin Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine karşı bir perde olduğunu düşündüm kalbime gelen oydu. normalde en fazla Allâh bir çıt altı peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri onun altında şeyhini sevecek bir kimse bakın onun altında. Dedim efendim dedim kendi kendime böyle bir baktım böyle dedim ben açtı gözünü. Mustafa efendi olur böyle dedi. Bunda dedi bir korkulacak bir şey yok dedi iyi oldu söylediğin dedi. söylediğin iyi oldu dedi. Rahatsızım çünkü Hz. Muhammed Mustafa’ya karşı kendi kendimi perdelediğim kalbime gelen oydu çünkü. Bir gün sonra mı iki gün sonra mı ne? Medîne-i Münevvere’deyiz yine.

O zamanlar gelen arkadaşlar bilir biz aynı sofraya oturmuyoruz. Ya onu böyle yan sofralardan davet ediyorlar ben arkadaşlar orada toplanmasınlar diye. Arkadaşlara özellikle de söylüyorum bizim bu tarafa bizim oturduğumuz yere gelin diye. Çünkü onu sevenler var böyle ona özel hurma getiriyorlar ikram etmek istiyorlar filan. Böyle bir abeslik olmasın diye arkadaşları ben böyle bizim şeye sofraya oturtturuyor. Bir gün sonra mı olacak iki gün sonra mı ne? Onu yine davet ettiler başka bir sofraya. Mustafa efendi gel sen buraya otur dedi bana. yanına çağırdı şimdi gittim ben tabii yanına oturdum. Ondan sonra böyle içsel olarak şunu diyorum. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine rahat et.

Tam ikimiz de böyle o böyle şeyinde ben onun solundayım. Ondan sonra o benim sağımda ikimiz de böyle Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kıbleye karşı dönüyoruz. Ondan sonra o eline aldı tesbihi meşhur onun tesbihi. Çağat zikrullâh yapıyor. Neyse ben de boynumu bıktım. Aa değişti. Ravuta ve kalbi hareket değişti. gelen şey şuydu. Söylediğin isabetli olmuş söyleyeceksin. Şimdi bunlar kalbi hareketler. Kalbi. Şeyh efendi için herkes bir şey söyler mesela kendilerince. Şeyh değil, şeyh değildi, şöyleydi, böyleydi diye ama bende bu tip nüanslar var şey olarak. Ben yakaladım veyahut da beni tespit ettim. Ve asıl kelam o hal bizim üzerimizde değişti. o böyle öne geçme meselesi değişti. Öne geçme meselesi değişti.

Cenâb-ı Hak hamdü sena olsun. Şimdi bu kalple alakalı ama bu değişmesi demek üstadına olan sevgin azalmıyor. Buraya dikkat edin. Hz. Peygambere salallahu aleyhi ve sellem hazretlerine karşı olan sevgin çoğalıyor. Bakın bir şey azalmıyor. Çoğalıyor. Çoğalıyor. Şimdi bu namaz belli. Bizim bu seyr-i sülük çok ibadetle alakalı değil. Kalbi muhabbetle alakalı. Üç ihlas bir Fatiha şerife. Ya Rabbi okumuş olduğumuz üç ihlas bir Fatiha şerifi. Evvela bi zat, bahri kainat, sebep mevcuda sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’a salallahu aleyhi ve sellem efendimizin mübarek, pahak, ruhu şerifine hidayet edin. Kabur ve haberdar eyle ya Rabbi. Şefaatlerini, ümmetlerini, fevzuatlarını, dualarını üzerimizden eksik etsin.

Ya Rabbi. Onun şeriatı, tarikatı Muhammed anlayıp yaşadığı gibi zerdanlayıp yaşamayı nasip eyle ya Rabbi. Adem aleyhisselamla her ikisi arasına gelmiş geçmiş bütün Peygamberi Zişan efendimizin ruhu şeriflerine. Cihariyarı gözünü, Bubekir Sıddık, Ömer’ül Faruk, Osman’ı Zuniyen, Ali’l-Mutaza Rüyalan Hz. ruhu şeriflerine. Azabı Resûlullâh, Şehadayı Resûlullâh, Zevciatı Resûlullâh, Evladı Resûlullâh, İmam Hasan, İmam Hüseyin ve 70 kişi şohedandır ruhu şeriflerine gidelik.


Iktisadi Fitneler ve Faiz

Kabur ve haberdar eyle ya Rabbi. Şefaatlerini, ümmetlerini, fevzuatlarını, dualarını üzerimizden eksik etsin. Ya Rabbi. Babamın peşinde yaşaya başladığı için, bir şey istiyorsan, bir ahirette yaşayın. Ya Rabbi. ve 70 kişi edandı, ruj şeften hediye edildik. Kabul ve haberdar eyle ya Rabbi. Âmîn. Şefaatlerini, ümmetlerini, feyzuatlarını, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Âmîn. Bütün sahabe-i kiram ve efendilerimizin tabi’in, tabi’in de ruhlarına, imamımız, imam azami, vani, fey, imam şafi, imam hambel, imam malik, imam matur, imam eşeri, bütün imam ve imamimle ruhlarını eyleme, kabul ve haberdar eyle ya Rabbi. Âmîn. Şefaatlerini, ümmetlerini, feyzuatlarını, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi.

Âmîn. Onların şeriatı, tarikatı Muhammed’i anlayıp yaşadığı gibi bizler de anlayıp yaşamayı nasip eyle ya Rabbi. Âmîn. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. Âmîn. Şefaatlerini, ümmetlerini, feyzuatlarını, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Âmîn. Onların şeriatı, tarikatı Muhammed’i anlayıp yaşadığı gibi bizler de anlayıp yaşamayı nasip eyle ya Rabbi. Âmîn. Turu ki aliyemizden, akravay talikatimizden geçerlerinde ruflarına eyleme kabul ve haberdar eyle ya Rabbi. Âmîn. Burada bulunan ve herhangi bir halden dolayı bulunamayan bütün kardeşlerimize ruhaniyetlerini eyleme kabul ve haberdar eyle ya Rabbi. Âmîn. Muhammedin yaşayanların bizden sonra gelecek olan zürriyetlerimizin cümlesini rûhâniyetine delirip kabul ve haberdar eyle ya Rabbi.

Âmîn. Devam. Estağfurullah el azim el kerim el leziyle, el ilâhe illahü, el hayy el kayyûn ve tûb ile. Ve uzübillahimineşşeytanirracîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin nebiyyi ve âlihî ve sahbihî ve sellim. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin nebiyyi ve âlihî ve sahbihî ve sellim. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin nebiyyi ve âlihî ve sahbihî ve sellim. Ve uzübillahimineşşeytanirracîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Estağfurullah el azim. Estağfurullah el azim. Estağfurullah el azim. Estağfurullah el azim. Estağfurullah el azim. Estağfurullah el azim. Ya mal kel mülkül kadim, estağfirullah el azim. Ya mal kel mülkül kadim, estağfirullah el azim.

Ya mal kel mülkül kadim, estağfirullah el azim. Ya mal kel mülkül kadim, estağfirullah el azim. Estağfirullah tübdil Allâh, ve neheytu kalbi anma sivallah. Estağfirullah tübdil Allâh, ve neheytu kalbi anma sivallah. Estağfirullah tübdil Allâh, ve neheytu kalbi anma sivallah. Estağfirullah tübdil Allâh, ve neheytu kalbi anma sivallah. Estağfirullah aman ya Rabbi, min küllü zembin tövbe ya Rabbi. Estağfirullah aman ya Rabbi, min küllü zembin tövbe ya Rabbi. Estağfirullah aman ya Rabbi, min küllü zembin tövbe ya Rabbi. Estağfirullah aman ya Rabbi, min küllü zembin tövbe ya Rabbi. Ya Rabbi tövbe ediyoruz, tövbelerimizi dergi hazretimde kabul eyle. Aynı hata kusur günahları bizlere döndürme ya Rabbi.

Koruduğun, hepsi muhafaza ettiğin kulların size bizleri de dahil eyle ya Rabbi. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.


Kaynakca ve Referanslar

  • Mevlana ve Mesnevi: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jalaluddin Rumi; William Chittick, The Sufi Path of Love; Annemarie Schimmel, The Triumphal Sun; Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn.
  • Ümmet ve Tevhid: Âl-i İmrân 3/102-103; Mâide 5/54-56; Bakara 2/163-165; İhlâs 112/1-4; Buhârî, Îmân 17; Müslim, Îmân 153.
  • Sûfîlikte Usûl: Kuşey-rî, er-Risâle; İmâm Gazâlî, İhyâ ’Ulûmi’d-Dîn; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ; İmâm Rabbânî, Mektûbât.
  • Nefs Terbiyesi: Yûsuf 12/53; Şems 91/7-10; Ahzâb 33/72; Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukukillâh; İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn.
  • Kur’ân ve Sünnet Sadakati: Haşr 59/7; Nahl 16/44; Âl-i İmrân 3/31; Muvatta, Kader 3; Tirmizî, İlim 16.
  • Tekfir Yasaklığı ve Hüsnü Zan: Hucurât 49/11-12; Buhârî, Edeb 73; Müslim, Îmân 111; İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 12/466.
  • Zikir ve Mürâkabe: A’râf 7/205; Ra’d 13/28; Ahzâb 33/41-42; Buhârî, De’avât 66; Tirmizî, Da’avât 9.
  • Hevâ-Heves Yasağı: Sâd 38/26; Câsiye 45/23; Mâide 5/77; Furkân 25/43.
  • Âile, Komşuluk ve Âdâb: Nisâ 4/34-36; Rûm 30/21; Tahrîm 66/6; Nûr 24/27-31; Hucurât 49/13.
  • Siyonizm-Mason Perspektif: Theodor Herzl, Der Judenstaat; John Robison, Proofs of a Conspiracy; Noam Chomsky, The Fateful Triangle; Mustafa İslâmoğlu, Yaşayan Kur’ân.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Bekā, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı