Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2021 Dîvân-ı Kebîr #15 — Bahar, Aşk Delisi ve İkinci Doğum

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2021 Dîvân-ı Kebîr #15 — Bahar, Aşk Delisi ve İkinci Doğum. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Açılış Zikri ve Nefse Abdest Niyâzı

Efdalü’z-zikri fa’lem ennehû la ilahe illallâh. La ilahe illallâh. La ilahe illallâh. Hak Muhammedün Resûlullâh cemî’an enbiyâ-i ve’l mürselîn ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. Destûr. Hû. Eyvallâh. İllallâh. Muhammedün Resûlullâh. Destûr ya hazreti Allâh. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Hû. Ey kötülük etmeyi âdet edilmiş nefis. İbadet etme, iyilik etme zamanı geldi. Pencereden bak, tevbe kapısını aç. Evi tertibe koy, düzelt. Haydi durma, bizim nöbetimiz geldi. Suçtan, kötülüklerden neden temizlenemiyorsun? Günahlardan ellerini yıka, yüzüne su vur. Abdest al, namaza durma zamanı geldi. Seni mezara koydukları, lahitte yüzünü kıbleye döndürdükleri zaman, hayatta şu karşında duran kıbleyi hatırlarsın.

Ama namazını kılamadığın, kazaya bıraktığın için, içinin yanmasından eline ne geçer? Sen şimdi hayattayken bu kıbleden bir nûr, bir ışık ara. Bir ışık elde et de o nûr, o ışık senin kabrini ışıtsın. Aydınlatsın. Allâh’ın nuru gelince kabir, bir gül bahçesi olur. Allâh’ın nuru gelince kabir, bir gül bahçesi olur.


Aşk Delisinin Gece-Gündüz Ayrımı

Uyku senin aklını başından almaya gelir. Fakat aşk delisi nasıl olur da uyur. Onun geceden haberi var mı? Aşk delisinin mezhebinde gece ve gündüz yoktur. Onda olan şeyi ancak o bilir. Bu âlemin gecesi gündüzü dünyânın dönüşünden meydana gelir. Fakat o ilâhî âlemin delisini dünyâ bile döndüremez. Onun baş gözü uyusa bile o başından ayağına kadar gözdür. O ezel evhini can gözüyle görür okur. Delilik istiyorsan kuş gibi balık gibi ol. Madem ki sen uykuya yol arkadaşı oldun, uyuyunca onu nasıl bulabilirsin? Deli dediğin bir başka çeşit adamdır. O cana gebe kalmıştır. Gözünü dosta açmıştır. Onun gebeliği bambaşka bir gebeliktir. Ey güzelliği karşısında ancak hûrî gibi güzellerin gelebildiği eşsiz ve güzel varlık.

Senin hayal evine gamın girmesi doğru mu? Gam oraya yakışır mı? Kainatta görülen her varlık senden, her şeyi sen yarattın. Sen her varlığın başlangıcısın. Bize senin varlığına kudretine karşı yok olmak yaraşır. Ey gam derlen toparlan, Neşe ordusu şuracıkta. Neşelerin padişahı yüzlerce zafer bayraklarıyla gelip ülkeye giriyor. Ey gönül gamlara dalma şimdi. O tatlı hoş pâdişâh’tan içi boş fakat güzel nâmeler çıkaran çeng sesi geliyor. O ilâhî sâkib pâdişâhlık meclisinden çıktı geliyor. O mânâlar çalgıcısı şimdi nâmelere başlayacak. Ey gam ne kadar da aptallaşmışsın. Neden bana kapıma düştüğünü söylemezsin de kapımdan içeri girmeye çalışırsın. Ey gam sonunda senin ateşinden kurtulacağım da cana canlar katan sevgiliye teslim olacağım.

Bunu başına al, düşün.


Neşe Ordusu ve Yepyeni Söz Niyâzı

Yepyeni şimdiye kadar kimsenin söylemediği güzel derin mânâlı bir söz söyle de şu köy ne dünyâ tazelensin yenilensin. Sözün öyle hoş olsun ki dünyânın hududunu açsın. Hududu da ölçüyü de bilmesin. Senin mübarek nefesinle ihtiyarlığı bırakıp gençleşmeyen toprak başına, senin teneffüs ettiğin havayı teneffüs eden, senin nefesini içine çeken, baştan başa hoş bir renge boyanır yahut da ses olur göklere yükselir. Kim senin kapına halka olursa o hemen altın gibi değer kazanır, altın olur. Hele onu elinle tutup kapıyı sen açarsan içeriye mahremi olur. Seninle beraber evin içine bir dost gibi girer. İnsan bedeninin aslı olan balçıktaki su, söz söyleyen bir inci olabileceğini bilir miydi? Düşünür müydü?

Yine balçıktaki toprak sırlar söyleyen bir bakış haline geleceğini nereden bilecekti? Hazret-i Sâlih’in devesi dağdan doğmadı mı? Ben şimdi iyice anladım ki dağ bile senin geleceğinin müjdesini duyunca yürük bir deve olur. Meslek sana selamet mi de? Gizlice haberler yollamadadır. Gönlünü kapıp aldığın kişi canını da sana kul köle etmek istemektedir. Meslek sana selamet mi de? Gizlice haberler yollamadadır. Gönlünü kapıp aldığın kişi canını da sana kul köle etmek istemektedir. Ey varlığı yok eden, mest olmuş, kendinden geçmiş, kişinin de selamını duy. Bu öyle kendinden geçmiş ki iki elini de ayağını da senin tuzağına kaptırmış. Ey gönül, sen mest olmuşsun, kendinden geçmişsin. Ne de hoşsun, pâdişâh gibi olmuşsun.

Padişahsın, bu kadar kudret ve kuvvet sahibi bir pâdişâh olduğun halde aşk nasıl oldu da seni emre altına aldı? Nasıl oldu da seni emre altına aldı?


Bir Avuç Toprağa Can Veren Pâdişâh

Bir avuç toprağa can veren, dumanı Zühâl yıldızı haline getiren. Ey topraktan yaratılmış beden, ey gönül ateşinden çıkan duman, bakın da görün, o sizi ne hale getiriyor? Yerde mi kalıyorsunuz, göğe mi yüksebiyorsunuz? Eline sâkîler padişahının sunduğu kadehı al, ebediliğe ulaşan gibi mest ol. Yarı mest olduğun için hatalısın. O sana tam mest etmek, tamamıyla seni kendinden geçirmek istiyor. Aşk yüzünden meydana gelen feryada figana bak, dökülen gözyaşlarını seyret. O şarâb kadehinin yaptığına bak, gücünü gör. Çiğ insanları nasıl pişirmede, seni nasıl olgunlaştırmada. Ey rengi, kokusu güzel şarâb, onun cömertlik eli bak, seni cana nasıl helal bedene haram etti. Artık ben de beden olmaktan kurtulayım da can olayım.

Bir inci olmaktansa inciler ma’deni haline geleyim. Ey gönül, mest olmakla adının kötüye çıkmasından korkma. O sana iyi bir at vermede, seni üstün bir insan haline getirmededir.


Bahar Geldi, Çiçekler Söyleşiyor

Bahar geldi, bahar geldi. Güzel yüzlü bahar geldi. Dünyâ yeşerdi, güzelleşti. Laleler arasında dolaşma zamanı geldi. Ey reyhân, süslenin yüz tane dili var. Baharın güzelliğini ona söylet, ondan işit. Balçık ovayı seyret. Nasıl da süslendi, güzelliklerle doldu. Ey reyhân, süslenin yüz tane dili var. Baharın güzelliğini ona söylet, ondan işit. Balçık ovayı seyret. Nasıl da süslendi, güzelliklerle doldu. Çok hoş bir hal aldı. Gül nesrine, şu dünyada şu gurbet elde nasıldın? Ne hal dedin diye soruyor. O da ilkbahar ötelerden çıkageldi. Hoşluklar, güzellikler getirdi. Durumdan çok memnunum diyor. Yasemîn de selvî ağacına durmadan sallanıp duruyorsun. Yoksa ilkbahar sana şarâb mı içirdi diye takılıyor.

Selvî de Yasemîn’in kulağına o hilîm sahibi, merhametli, esirgeyici, sevgili geldi diyor. Menekşe, Nilüfer’in yanına geldi de baharınız kutlu olsun dedi. Sararıp solma zamanı geçti, uzun sürecek yeni bir hayat, yeni bir ömür geldi. Nergis güle, keyfin yerinde gülüyorsun değil mi diye gözünü kırpıyor. Gül de evet diyor, ben gülmeyeyim de kim gülsün, sevgili geldi, gönlüme girdi, bana hoş kokular getirdi. Çam ağacı da Allâh’ın inayetiyle çetin yollar aşıldı. Kışın dondurucu soğukları bizi bırakıp gitti. Şimdi her yaprak su verilmiş kılıç gibi baş kaldırdı, yeşerdi. Şu geveze Leylâ’ya bak minbere çıkmış. Ey dostlar ne duruyorsunuz? Hadi çalışma zamanı, iş zamanı geldi. Herkes uykudan uyandı, siz de uyanın diye lak lak edip duruyor.


Ay Yüzlü Sevgili ve Sahte Sabahlar

Ay yüzlü sevgili gelince, canım ne değeri kalırsa, ne kadar da güzel bir hayatı var. Ne kadar da güzel bir hayatı var. Ne kadar da güzel bir hayatı var. Ne kadar da güzel bir hayatı var. Ne kadar da güzel bir hayatı var. Ay yüzlü sevgili gelince, canım ne değeri kalır? Onun yanında can kim oluyor? Gün doğunca artık gece bekçisinin işi bitmiştir, ona gerek yok. Ayın aylık etmesi, ışıklar saçması, gökyüzünde rahatça dolaşıp durması için, Güneş ona lütufta bulunur. Geceleri kendini gizler, görünmez olur. Ey gönül, sen de bu dünyâ evinden kaç git. Bu kirli ev seni rahatsız ediyor, seni sıkıyor. Aslında bu ev bizim evimiz değildir. Bu ev bize yabancıdır. Aklını başına al da döşemesi gökyüzü olan bir gül bahçesine, bir eyvana git.

Bu dünyâ yaşanacak bir yer değildir. Bu dünyada birbirleriyle savaşan insanlar, barıştıkları zaman bile gönülleri kinlerle doludur. Bu dünyânın sabahı bile yalancıdır. Çünkü sabahının arkasında gece gizlenmiştir. Burada sonsuz sabah yoktur. Dünyanın bir çeşit aldatılması, bir çeşit gizlenmesi, bir çeşit gizlenmesi, bu hastacı sabahları hak yolunda yürüyüp giden kervanları helâk ede gelmiştir. Sen varlıklara can bağışlayan, arkasında gece bulunmayan, gerçek sabahı ara. o gerçek sabahtır ki binlerce ermişe Mansûr şarâbı sunar. Binlerce hak aşığına aman verir, kurtuluşa ulaştırır. Ağaç ateşi yanınca gamı, kederi de yakar, yandırır. Fakat onun yanında bir gül fidanı eksen alevleriyle onu besler de o gül fidanı bir gül bahçesi olur.

Gönlü temiz, huyu güzel hak âşığı, insanı her türlü afetten korur. Hassas, ince, asîl, ruhlu bir dostta, bir sevgiliye yüzlerce can feda olsun. Tatlı dilli bir dost tatlı sözleriyle insanı şarâb gibi mest eder. Zaten kendisi ilâhî güzellikler karşısında mest olmuş. Daima hakla vuslat halindedir. Rüyada kendisini gökyüzünde ayla buluşmuş gören bir kişinin bedeni samanlıkta yatar uyursa negam. Allâh insanı can kuşunun kafesinin demirinden olmasından korusun. Ötelerin kuşu olan zümrü de ankanın da şu dünyânın daracık yuvasında kalmasını Allâh göstermesin. Allâh göstermesin. Ağzını kapa artık sus. Sen hakkın ilham ettiği ilâhî sözlere sahipsin. Sen ölümsüz olan sonsuz olan bir kulak bir akıl bul da onlara seslen.


Âşıkın Gönlü Gül Bahçesi

Aşıkların gönlü, gönlün tamamıyla gül bahçesidir. Şu dönen gökyüzü dönmesini durdursa da işsiz güçsüz kalsa, âşıkların gönlü yine iştedir, güçtedir. Bir sevgi alışverişinde sevgiliyi anmakta sevgiliyi düşünmektedir. Herkes kederlere gamlara uğrasa, herkesin başına belalar yağsa, aşığın canı sevinçlidir, neşelidir, latiftir. Çünkü bütün başa gelenler haktan gelmektedir. Âşık kimsesiz tek başına yapayalnız kalsa da o yalnız değildir. Sevgilisiyle gizlice beraberdir. Çünkü o nerede olursa olsun gerçek sevgili olan Allâh ile maen berâberdir. Aşıkların şarâbı üzüm şarâbı gibi küpten coşmaz, gönülden coşar. Âşık sırlar aleminde aşka dost olur, arkadaş olur. Sen bir aşığı hasta görürsen ona negam, onun gizli güzel sevgilisi onun baş 1920 parle geçaha do Smells.

Kasta görürsen ona negam, onun gizli güzel sevgilisi onun başucunda değil midir? Sen aşk atına bin. Hak yolunun uzaklığını, zorluğunu düşünme. Çünkü aşk atı pek rahvândır, pek hızlı gider. Yol düzgün olmasa, zahmetlerle, sıkıntılarla dolu olsa bile, aşk atı bir atılışında seni menzile varaca yere götürür. Sen hem mest kendini kaybetmiş hem de çok akıllı olansın. Gül, bu gece sevgilinin saçları gibi canlar bağışlıyor. Ayın nurlar saçan yüzü de sevgilinin yanağına benziyor. Yıldızlar gökyüzünde başıboş avare âşıklar gibi dönüştürüyor. Yüzünün yanına bakıyor. Yıldızlar gökyüzünde başıboş avare âşıklar gibi dönüp dolaşıyorlar. Onların gönüllerinin yanışından akıl bile işten güçten kaldı, düşünemez oldu.

Can sâkesi gizlilik âleminin kadehini öyle bir şarâb sundu ki yıkılıp kendimden geçtim o kadar. Şarâb sundu ki yıkılıp kendimden geçtim o. Ayık kalan kim belli değil. Sen geceleri hastalardan başkasını ağlayıp inler, uyanık kalır bulamazsın. Ama ben ağlamasam, inlemesem bile hasta gönül ağlar, inler. Ey gönül çırpınıp duran şu denizde Yûnus gibi ağla inler. Çünkü gece timsahı aşk denizinde adam yiyeceğe benziyor. Can da şu yeryüzünden, şu gökyüzünden bambaşka acayip bir gök, acayip bir pazar var fakat kıskançlığından ötürü o pazar gizli kalıyor. Sevgili bizi develer gibi yullarımızdan tutmuş çekiyor. Bakalım kendi sarhoş devesini hangi katara, hangi develer arasına katacak. O canımı da bedenimi de hasta etti, yaraladı, gönül şişemi kırdı, boynumu da bağladı.

Bakalım beni ne işe çekip götürecek.


Oltanın Ucunda, Develer Katarı

Sanki ben onun oltasıyım, ağıyım. Balıklar gibi beni tutuyor, karaya atıyor. Gönül tuzağımı da av beyne doğru çekiyor. O yalnız beni değil göğün altındaki bulutlar katarını da çeker, dağlara mağaralara doğru götürür. Ovaların sâkîsi yapar, susuzlukları giderir. Gök gürleyerek davul çalıyor. Artık tabiatın cüz’ü de külli de dirilmiştir. Ağaçların gönüllerine, güllerin burunlarına hoşbahar kokuları geliyor. O çekirdeğin gönlüne meyve olma isteğini veriyor. Ağaçların sırlarını yapraklar halinde, meyveler halinde dallarına asarak açıklıyor. Gerçi kış mevsiminin dondurucu soğukları, cefası bahçeyi terk edince bahçe sevindi, güzelleşti, mahmûrlaştı ama bu da her şey gibi devamlı olmayacak. Yaz mevsiminin kavurucu sıcakları gelince ilkbaharında bahçenin de güzelliği kalmayacak.

Mahmurlu gidecektir. Hıh, hıh, hıh. Bu ne hoş kokudur, ne hoş kokudur. Acaba o gül yanaklı sevgili gül bahçesinden mi geliyor? İlkbahar gecesi mi? Öt ağacı mı? Yoksa misk mi? Amber mi? Yoksa Yûsuf aleyhisselâm acele acele gıtırlar pazarında mı geliyor? Bu nasıl bir nurdur? Bu nasıl parıldındır? Bu ay mıdır, güneş midir? Yoksa yalnız arayan Hak dostu Muhammed aleyhisselâm dağdan mağara da mı teşrif buyuruyor? Selvî boylu sevgili gezmeye çıkınca dünyâ gül bahçesi olur. Kendini gösterince de kıyamet kopar. Biz bütün insanlar durardaki resimlere benzeriz. Bizi resmederiz, bizi yapanın ışığı vurunca o zaman canlanır, uyanmaya başlarız. Bizi yapanın ışığı vurunca o zaman canlanır, uyanmaya başlarız.


Kayalar Mum, Mum Taş Olur

Ey bir pırıltısı ile umûdlarını paramparça eden Rabbim. Bir avuç toprak senin çaresiz bir aşığın olursa şaşılmaz. Lütfederde bir bakarsan kayalar taşlar mum olur. Fakat kahır ile bakınca da mum taş olur. Sen inlersen feryâd edersen o zaman ölmüş gönlü diriltirsin, ona can verirsin. Bir şeyler edersin senin canının işi gücü budur. Can sefer etmek yolculuğa çıkmak ister. Sen onu sağlam bir bağla bağlarsın. Sonunda can oba kapanır davara olur. Süleymân gidince şeytân padişahlar padişahı olur. Akıl ve sabır gidince nefs-i emmâre başkaldırır. Seni emir kulu yapar sana kötülükler günahlar işledir. Aşk bütün cihanı kaplamıştır ama sen onun rengini bile göremezsin. Fakat onun ışığı bedene vurunca âşık olursun.

Betin benzin solar sararırsın. Bir şehzâde olmalı ki Yâkût’un müşterisi olsun. Eşi az bulunur, değeri bir insan olmalı ki senin aşkamını çeksin. Cenâb-ı Hak yeryüzü size beşiktir diye buyurdu. İnsan çocuk olmasaydı beşiye bağlı kalır mıydı? Benim şu gölge varlığımın dönüp dolaşması hak güneşinin yüzündendir. O müneccim değildir ki gönlü yıldızların emrinde olsun. Haydi, tozmaması için yollara su serpin. Sevgili geliyor. Bahçeye müjde verin. Bahar kokusu geliyor. Ayın on dördü gibi nûrlu yüzlü olan sevgiliye yol açın. Yol verin. O nûrlar saçarak gelin. O nûrlar saçarak gelin. O nûrlar saçarak gelin. O nûrlar saçarak gelin. O nûrlar saçarak gelin. O nûrlar saçarak gelin.


Pâdişâh Havâsı ve Hakîkat Cilâsı

Gözler heyecandan yarıldı. Cihân da bir uğultu var. Etrafa çalgılar yayıldı. Yârin bayrağı geliyor. Buğün bahçenin yüzü gördü. Gören göze hakîkat çelagı geliyor. Kâl bir gönül ara sıkıştı kaldı. Hay sanki bizim kucağımızda doğmada. O Kâbe’ye doğru uçup gidiyor. Pâdişâh hava çıktı. Biz neden oturmuş kalmışız? Haydi gidelim o padişaha. Al olalım. Valla bahçeler ona selâma durmuşlar. Selvîler ayağa kalkmış. Yeşil çemenler. Yol verin. Bahçeler ona selâma durmuşlar. Selvîler ayağa kalkmış. Yeşil çemenler. Bahçeler yaya olarak ona doğru koşuyorlar. Buğday başakları da atlara binmiş geliyorlar. Gökyüzünde sevgiliyle hâdsete girenler nasıl bir şarâb içiyorlar ki canlar mest oldu. Yerlere yıkıldı. Akıl da mahurlaştı.

Benim mest olmuş can düzüm tek bir şekerle ne hale geliyor. Benim şarâbı seven Zühre yıldızım bir ay yüzünden ne oluyor? Onun aşkı yüzünden gönül denizim dalgalanıyor da dalgası 9. kat göğü bile aşıyor. Bir inki yüzünden gönül denizimin böyle dalgalanmasına şaşıp kalıyorum. Can bir mânevî padişahtır. Ben de onun bayrağıyım. Can seher vaktidir. Ben ise karanlık geceyim. Benim şu güneş gibi olan gönlüm her seher vaktinde ne hale geliyor. Gönül paramparça oldu. Görebilemden onu gördüler fakat bütün kâinât ilâhî bir bakışta ne hallere gelmededir. Ağaçın üstün gelişi yüzünden akıl düşünmeyi bırakıyor da coşup köpürüyor. İlâhî nurun parıltılarından karalarda, denizlerde, havalarda yaşayan çeşit çeşit sayısız varlıklar ne hallere geliyorlar ne hünerler gösteriyorlar.

Aklı erenler onun gücünden büyüttüğünden haberleri olanlar ne hünerler gösteriyorlar. Aklı erenler onun yüzünden laymağadene haline gelirler kemale ererler. Ama onun kudretinden haberleri olmayanlar bu bilgisidikleri yüzünden ne hallere düşüyorlar. Nasıl perişan oluyorlar. Neden bu hale geldiklerinden onların kedilerinden haberleri yoktur. Biz gittik kanallara selam olsun hoşça kalsınlar doğan mutlaka ölür. O kadar koşmayın o kadar yorulmayın şu yerin altında çırak ne olmuşsa usta doğulmuşsa Dili rüzgardan olan bu bina ne kadar dayanabilir.


Nûh’un Gemisi ve Fânîlik Dersi

Yaşadığın devir neşsiz parmakla gösterilen tek kişisi bile olsan tek tek gidenler gibi sen de bir gün dünyayı bırakıp gideceksin. Gideceğin yerde yalnız kalmayı istemiyorsan hayırdan iyilikten ibadetten evladın olsun. O geriye kalan iyilikten ibadetler bu geriye kalan haliminin nûrdan ipi ve o dünyaya direk olarak direk olan ruhudur. O sütülmüş seçilmiş aşk cevheri var ya ölümsüz olarak kalacak ancak odur. Şu içinde yaşadığımız hayatın şu akıp giden kum selinin ne durması vardır ne dinlenmesi bir şekil bozulunca başka bir şeklin temelini atarlar. Ben hukuk kurur yerde Nûh’un gemisine benziyorum. Tûfân benim ölümüm va’demin geliş çantasıdır. Nûh’un gemisi de kaybı ölümüm ve yüzyılda yüzyılda yüzyılda yüzyılda yüzyılda Nûh’un gemisi de kaybı ölümünde bu sudaki dalgaları bekliyordu.

Biz de susmuş olanların mezarlıkta uyuyanların arasına girdik, yattık, uyuduk. Çünkü sesimiz feryadımız hak de açmıştır. Yüzlerimizin de kaybı ölümünde ayrılmış olanlar tekafir yüz gösterin görünüp de söyleyin neresiniz. Ten gemimiz şu denizde kırık bir halde kaldı. Ey balıklar gibi ölüm denizine dökülenler bir an için olsun bu sudan çıkın kendinizi gösterin yoksa hayat mücadeleisi vererek gündelin havanında inciler gibi dövülüp toz mu oldunuz? Fakat o toz hakikati arayanların gözlerini sürmesidir. İyi görebilmek için o sürmeyi gözlerinizle sürün, sürün.


İkinci Doğum ve Kapanış Sübhâne Gülbanki

Ey rûh aleminden bu dünyaya doğup gelenler ölüm gelince ürkmeyin, korkmayın bu ölüm değil bu ikinci bir doğumdur. Doğun, doğun, doğun. Doğun, doğun, doğun. Doğun, celle celâluhû doğun, celle celâluhû doğun. Destûr. Destûr. Destûr. Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhirrahmânirrahîm Sübhâne Rabbike Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Sübhâne Rabbi’l-izzeti Âmîn.

Âmîn. Yâ Şekûr. Âmîn. Eyvallâh, illallâh, Muhammedun Resûlullah, destûr Ya Hazret-i Allâh, Hûûûû


Kaynakça ve Referanslar

  • Açılış Zikri ve Nefse Abdest Niyâzı: “Efdalü’z-zikri fa’lem ennehû Lâ ilâhe illallâh” — Nesâî, Sehv 44; Tirmizî, Daavât 9; “Hak Muhammedün Resûlullâh cemî’an enbiyâ-i ve’l mürselîn” salât ü selâmı — Ahzâb 33/56; “Destûr yâ Hazret-i Allâh” nidâsıyla Halvetî-Şa’bânî-Karabaşî silsilesinde açılış âdâbı — Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri; “Ey kötülük etmeyi âdet edilmiş nefis, ibâdet etme, iyilik etme zamanı geldi” mısrasıyla nefse hitâb — Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Dîvân-ı Kebîr; “pencereden bak, tevbe kapısını aç” nidâsıyla bâbu’t-tevbe — Tahrîm 66/8 (“Ey îmân edenler! Allâh’a hâlisane tevbe ile dönün”); “günahlardan ellerini yıka, yüzüne su vur, abdest al, namaza durma zamanı geldi” mısrasıyla abdestin rûhî mahiyeti — Mâide 5/6; Müslim, Tahâre 1 (“Tahâret îmânın yarısıdır”); “seni mezâra koydukları, lahitte yüzünü kıbleye döndürdükleri zaman şu kıbleyi hatırlarsın” mısrasıyla zikr-i mevt — Tirmizî, Zühd 4 (“lezzetleri kesici olan ölümü çokça anın”); “Allâh’ın nûru gelince kabir bir gül bahçesi olur” mısrasıyla kabr ehlinin tecellî mertebeleri — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Zikri’l-Mevt
  • Aşk Delisinin Gece-Gündüz Ayrımı: “Uyku senin aklını başından almaya gelir, fakat aşk delisi nasıl olur da uyur” mısrasıyla aşk ve uyku — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; “aşk delisinin mezhebinde gece ve gündüz yoktur” mısrasıyla dehr-i vâhid — Hadîd 57/3-4; “onun baş gözü uyusa bile o başından ayağına kadar gözdür, o ezel evhini can gözüyle görür” ile basar-basîret ayrımı — Hacc 22/46 (“gönüllerindeki gözler kör olmuş”); “delilik istiyorsan kuş gibi balık gibi ol” nidâsıyla mücerretten fenâ — Attâr, Mantıku’t-Tayr; “deli dediğin bir başka çeşit adamdır, o cana gebe kalmıştır” mısrasıyla iç oluş ve velâdet-i rûhâniye — İbn Arabî, Füsûsu’l-Hikem; “gözünü dosta açmıştır, onun gebeliği bambaşka bir gebeliktir” mısrasıyla tecellîyât — Nûr 24/35; “Ey güzelliği karşısında ancak hûrîler gibi güzellerin gelebildiği eşsiz ve güzel varlık” nidâsıyla Cenâb-ı Hakk’ın cemâl tecellîsi — A’râf 7/143 (rü’yet âyeti); “senin hayâl evine gamın girmesi doğru mu” mısrasıyla kalbin sevgili evine tahsîsi — Kudsî hadîs (“yer de göğe de sığmadım, mü’min kulumun kalbine sığdım”) — Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ
  • Neşe Ordusu ve Yepyeni Söz Niyâzı: “Ey gam, derlen toparlan, işte Neşe ordusu şuracıkta” mısrasıyla kabz-bast ve Neşe pâdişâhı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; “Neşelerin pâdişâhı yüzlerce zafer bayraklarıyla gelip ülkeye giriyor” ile tevhîd-i ef’âl — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; “o tatlı hoş pâdişâhdan içi boş fakat güzel nâmeler çıkaran çeng sesi geliyor” mısrasıyla ilâhî ney ve çengin mânâsı — Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf I. cilt, “Bişnev în ney”; “o mânâlar çalgıcısı şimdi nâmelere başlayacak” ile vâhidiyet-i sıfât — İbn Arabî, Füsûs; “Ey gam, sonunda senin ateşinden kurtulacağım da cana canlar katan sevgiliye teslim olacağım” mısrasıyla teslîmiyet — Bakara 2/156 (“biz Allâh’a âidiz ve O’na dönücüyüz”); “yepyeni şimdiye kadar kimsenin söylemediği güzel derin mânâlı bir söz söyle” nidâsıyla keşf-i kelâm — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; “sözün öyle hoş olsun ki dünyânın hudûdunu açsın, hudûdu da ölçüyü de bilmesin” mısrasıyla ilâhî ilham — Nahl 16/68-69; “senin mübârek nefesinle ihtiyârlığı bırakıp gençleşmeyen toprak başına” ile nefha-i rahmân — Sâd 38/72 (“ona rûhumdan üfledim”)
  • Bir Avuç Toprağa Can Veren Pâdişâh: “Meslek sana selâmet miydi, gizlice haberler yollamadadır” mısrasıyla ilâhî irsâl — Nahl 16/36; “gönlünü kapıp aldığın kişi canını da sana kul köle etmek istemektedir” ile mahabbet-i ilâhiye — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Mahabbe; “bir avuç toprağa can veren, dumânı Zühâl yıldızı haline getiren” mısrasıyla hilkatin sırları — Hicr 15/29; Secde 32/7-9; “ey topraktan yaratılmış beden, ey gönül ateşinden çıkan duman, bakın da görün o sizi ne hâle getiriyor” ile turâbî beden ve nârî cân — Rahmân 55/14-15; “eline sâkîler pâdişâhının sunduğu kadehi al, ebedîliğe ulaşan gibi mest ol” mısrasıyla kâse-i elest — A’râf 7/172; Dehr 76/5 (kâfûrlu kadeh); “yarı mest olduğun için hatâlısın; o sana tam mest etmek, tamâmıyla seni kendinden geçirmek istiyor” ile sekr-i tâm — Küşeyrî, Risâle, sekr-sahv bahsi; “aşk yüzünden meydâna gelen feryâda figâna bak, dökülen gözyaşlarını seyret” mısrasıyla aşkın delili — Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ; “o şarâb kadehinin yaptığına bak, gücünü gör; çiğ insanları nasıl pişirmede” ile tasavvufî pişme — Mevlânâ, Mesnevî III. cilt, “Ham idim, piştim, yandım”
  • Bahar Geldi, Çiçekler Söyleşiyor: “Bahar geldi, bahar geldi, güzel yüzlü bahar geldi” nidâsıyla bahâr-ı ilâhî — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr, bahâriye gazelleri; Ahmed Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn, semâ ve bahâr fasılları; “Ey reyhân, süsleninin yüz tane dili var, baharın güzelliğini ona söylet ondan işit” mısrasıyla tesbîhu’l-a’şâb — İsrâ 17/44 (“hiçbir şey yoktur ki O’nu hamd ile tesbîh etmesin”); Nahl 16/49; “Gül nesrîne şu gurbet elde nasıldın, ne hâldedin diye soruyor” mısrasıyla meclis-i çiçeklerin konuşması — Mevlânâ, Dîvân, “gül ü nesrîn”; “yasemîn selvî ağacına sallanıp duruyorsun, yoksa ilkbahâr sana şarâb mı içirdi diye takılıyor” ile fetretü’l-hüzn-i sâhaf — Rahmân 55/6; “menekşe nilüferin yanına geldi de baharınız kutlu olsun dedi” mısrasıyla müjde-i bahâr — Fussilet 41/39 (yer ölü iken diriltilir); “nergis güle keyfin yerinde gülüyorsun değil mi diye gözünü kırpıyor” ile kâinâtta aşkın tezâhürü — Rûm 30/22; “çam ağacı da Allâh’ın inâyetiyle çetin yollar aşıldı, kışın dondurucu soğukları bizi bırakıp gitti” mısrasıyla kabz-bast devri — Bakara 2/155-157; “şu geveze Leylâ’ya bak minbere çıkmış, ey dostlar ne duruyorsunuz, çalışma zamanı iş zamanı geldi” mısrasıyla papağan-münâdî istiâresi — Ahzâb 33/45-46 (münâdî-i Hak)
  • Ay Yüzlü Sevgili ve Sahte Sabahlar: “Ay yüzlü sevgili gelince, canım ne değeri kalır” mısrasıyla Hazret-i Peygamber’in kamer nisbeti — Kamer 54/1 (şakku’l-kamer); Ahzâb 33/46 (sirâcen münîrâ); “gün doğunca artık gece bekçisinin işi bitmiştir, ona gerek yok” ile nübüvvetin gece-gündüz tasarrufu — Duhâ 93/1-2; “ayın aylık etmesi, ışıklar saçması, gökyüzünde rahatça dolaşması için Güneş ona lütufta bulunur” mısrasıyla nûr-i Muhammedî — Nûr 24/35, Mâide 5/15; “ey gönül, sen de bu dünyâ evinden kaç git, bu kirli ev seni rahatsız ediyor” nidâsıyla zühd — Hadîd 57/20 (dünyâ hayâtının metâ’ı); “aklını başına al da döşemesi gökyüzü olan bir gül bahçesine, bir eyvâna git” mısrasıyla ilâhî cennet-i kalb — Kudsî hadîs (“mü’min kulumun kalbine sığdım”) — Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ; “bu dünyâda birbirleriyle savaşan insanlar, barıştıkları zaman bile gönülleri kinlerle doludur” mısrasıyla dünyânın fitnesi — Haşr 59/14; “bu dünyânın sabahı bile yalancıdır, çünkü sabahının arkasında gece gizlenmiştir” ile sahte fecr — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; “sen varlıklara can bağışlayan, arkasında gece bulunmayan gerçek sabahı ara; binlerce ermişe Mansûr şarâbı sunar” mısrasıyla Hallâc-ı Mansûr ve “ene’l-Hak” — Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ; “ağaç ateşi yanınca gamı kederi de yakar yandırır, fakat onun yanında bir gül fidanı eksen alevleriyle onu besler” ile nâr-nûr dönüşümü — Tâhâ 20/10-12 (mûsâ’nın ateşi); “ötelerin kuşu olan Zümrüd-i Ankâ’nın daracık yuvada kalmasını Allâh göstermesin” nidâsıyla Sîmurg istiâresi — Attâr, Mantıku’t-Tayr; “ağzını kapa artık sus, sen hakkın ilhâm ettiği ilâhî sözlere sahipsin” mısrasıyla ketm-i esrâr — Kehf 18/23-24
  • Âşıkın Gönlü Gül Bahçesi: “Âşıkların gönlü, gönlün tamâmıyla gül bahçesidir” mısrasıyla kalbin cennetleşmesi — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; “şu dönen gökyüzü dönmesini durdursa da işsiz güçsüz kalsa, âşıkların gönlü yine iştedir, güçtedir” ile himmet-i âşıkân — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; “bir sevgi alışverişinde sevgiliyi anmakta, sevgiliyi düşünmektedir” mısrasıyla devâm-ı zikr — Ahzâb 33/41 (“Allâh’ı çokça zikredin”); “herkes kederlere gamlara uğrasa, herkesin başına belâlar yağsa, âşığın canı sevinçlidir” ile rızâ makâmı — Bakara 2/155-157, Âl-i İmrân 3/186; “çünkü bütün başa gelenler Hak’dan gelmektedir” mısrasıyla tevhîd-i ef’âl — İbn Arabî, Füsûs, Fass-ı Nûhî; “âşık kimsesiz tek başına yapayalnız kalsa da o yalnız değildir, sevgilisiyle gizlice berâberdir” ile ma’iyyet-i ilâhiye — Hadîd 57/4 (“nerede olsanız O sizinle berâberdir”); “âşıkların şarâbı üzüm şarâbı gibi küpten coşmaz, gönülden coşar” mısrasıyla mahabbetullâh — Bakara 2/165 (“îmân edenler Allâh’ı çokça severler”); İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Mahabbe; “sen bir âşığı hasta görürsen ona ne gam, onun gizli güzel sevgilisi onun başucunda değil midir” mısrasıyla mefhûm-i sıhhat-i ma’neviye — Hadîd 57/4; “sen aşk atına bin, Hak yolunun uzaklığını zorluğunu düşünme” nidâsıyla seyr-i sülûk — Ankebût 29/69; “âşık sırlar âleminde aşka dost olur, arkadaş olur” mısrasıyla eltâf-ı hafiye — İbn Atâullâh, Hikem; “can sâkîsi gizlilik âleminin kadehini öyle bir şarâb sundu ki yıkılıp kendimden geçtim” mısrasıyla sekr-i bâtın — Küşeyrî, Risâle; “ey gönül çırpınıp duran şu denizde Yûnus gibi ağla inle” nidâsıyla Yûnus aleyhisselâm’ın balığın karnındaki münâcâtı — Enbiyâ 21/87-88 (“Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn”)
  • Oltanın Ucunda, Develer Katarı: “Sevgili bizi develer gibi yıllarımızdan tutmuş çekiyor; bakalım kendi sarhoş devesini hangi katara katacak” mısrasıyla nisbet-i cezb — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr, develi gazeller; “o canımı da bedenimi de hasta etti, yaraladı, gönül şişemi kırdı, boynumu da bağladı” ile kırık kalb — Kudsî hadîs (“ben kırık kalblerin yanındayım”) — Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ; “sanki ben onun oltasıyım ağıyım, balıklar gibi beni tutuyor, karaya atıyor” mısrasıyla sayd-ı ilâhî — Kâf 50/16 (“şahdamarından daha yakınım”); “gönül tuzağımı da avbeyne doğru çekiyor” ile mecâzî ağ-tuzak istiâresi — Attâr, Mantıku’t-Tayr; “o yalnız beni değil göğün altındaki bulutlar katarını da çeker, dağlara mağaralara doğru götürür” mısrasıyla rûzî-i sehâb — Nûr 24/43, Rûm 30/48; “ovaların sâkîsi yapar, susuzlukları giderir” ile rahmet-i semâviye — Fâtır 35/9; “gök gürleyerek davul çalıyor; artık tabîatın cüz’ü de küllî de dirilmiştir” mısrasıyla tesbîh-i ra’d — Ra’d 13/13 (“gök gürültüsü O’nu hamd ile tesbîh eder”); “ağaçların gönüllerine, güllerin burunlarına hoş bahâr kokuları geliyor” ile nefha-i rahmân — Secde 32/9; “o çekirdeğin gönlüne meyve olma isteğini veriyor” mısrasıyla habbetü’l-hardal — En’âm 6/95 (“daneyi ve çekirdeği yaran O’dur”); “gerçi kış mevsiminin dondurucu soğukları cefâsı bahçeyi terk edince bahçe sevindi, güzelleşti, mahmûrlaştı” ile bast-kabz döngüsü — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; “yaz mevsiminin kavurucu sıcakları gelince ilkbaharın da bahçenin de güzelliği kalmayacak” nidâsıyla dâr-ı fenâ — Kasas 28/88
  • Mum ve Taş: Rabbin Lütf u Kahrı: “Hıh hıh bu ne hoş kokudur; acaba o gül yanaklı sevgili gül bahçesinden mi geliyor” mısrasıyla râyiha-i sevgili — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; “ilkbahar gecesi mi, öt ağacı mı, yoksa misk mi amber mi, yoksa Yûsuf aleyhisselâm aceleyle ıtırlar pazarında mı geliyor” ile Hazret-i Yûsuf’un gömleği — Yûsuf 12/93-96 (Yâkûb’a gömlekle kokunun gelişi); “bu nasıl bir nûrdur, bu nasıl parıldındır, bu ay mıdır güneş midir, yoksa yalnız arayan Hak dostu Muhammed aleyhisselâm dağdan mağaradan mı teşrîf buyuruyor” mısrasıyla Hirâ mağarası — Alak 96/1-5 (“ikra bismi Rabbike”); “selvî boylu sevgili gezmeye çıkınca dünyâ gül bahçesi olur” ile Hazret-i Peygamber’in dünyâyı cennete çevirmesi — Enbiyâ 21/107 (“seni âlemlere rahmet olarak gönderdik”); “kendini gösterince de kıyâmet kopar” mısrasıyla cemâl tecellîsinde istiğrak — A’râf 7/143 (Tûr’da dağın parçalanması); “biz bütün insanlar duvardaki resimlere benzeriz; bizi yapanın ışığı vurunca o zaman canlanır uyanmaya başlarız” ile tecellî ve insan sûreti — Bakara 2/30-34 (“sûretten sonra rûh üflenmesi”); “ey bir pırıltısı ile umûdlarını paramparça eden Rabbim; bir avuç toprak senin çaresiz bir âşığın olursa şaşılmaz” mısrasıyla Tûr tecellîsi — A’râf 7/143; “lütfederde bir bakarsan kayalar taşlar mum olur, fakat kahır ile bakınca da mum taş olur” ile celâl-cemâl tecellîsi — İbn Arabî, Füsûs; “sen inlersen feryâd edersen o zaman ölmüş gönlü diriltirsin ona can verirsin” mısrasıyla ihyâ-i kulûb — Fussilet 41/39; “can sefer etmek yolculuğa çıkmak ister; sen onu sağlam bir bağla bağlarsın” ile bağ-ı Hak — Âl-i İmrân 3/103 (“Allâh’ın ipine hep birlikte sarılın”); “Süleymân gidince şeytân pâdişâhlar pâdişâhı olur; akıl ve sabır gidince nefs-i emmâre başkaldırır” mısrasıyla hâkimiyet-i nefs — Sâd 38/34-35; Yûsuf 12/53
  • Pâdişâh Havâsı ve Hakîkat Cilâsı: “Aşk bütün cihânı kaplamıştır ama sen onun rengini bile göremezsin; fakat onun ışığı bedene vurunca âşık olursun, betin benzin solar sararırsın” mısrasıyla aşkın alâmetleri — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; “bir şehzâde olmalı ki Yâkût’un müşterisi olsun; eşi az bulunur değeri bir insan olmalı ki senin aşkını çeksin” ile eltâf-ı has — İbn Atâullâh, Hikem; “Cenâb-ı Hak yeryüzü size beşiktir diye buyurdu; insan çocuk olmasaydı beşiğe bağlı kalır mıydı” nidâsıyla dünyâ-beşik benzetmesi — Tâhâ 20/53 (“yeri size döşek kılan O’dur”), Nebe’ 78/6 (“yeryüzünü döşek”); “benim şu gölge varlığımın dönüp dolaşması Hak güneşinin yüzündendir; o müneccim değildir ki gönlü yıldızların emrinde olsun” ile tecellî-i vech — Furkân 25/45-46 (gölgenin Allâh’ın tecellîsi olması); “haydi tozmaması için yollara su serpin, sevgili geliyor, bahçeye müjde verin, bahar kokusu geliyor” nidâsıyla istikbâl-i sevgili — Ahmed Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn; “ayın on dördü gibi nûrlu yüzlü olan sevgiliye yol açın, yol verin, o nûrlar saçarak gelin” mısrasıyla bedr-i münîr — Kamer 54/1; “gözler heyecandan yarıldı, cihânda bir uğultu var; etrafa çalgılar yayıldı, Yârin bayrağı geliyor” ile teveccüh-i Hak — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; “bugün bahçenin yüzü görüldü, gören göze hakîkat cilâsı geliyor” mısrasıyla ru’yet-i bâtın — A’râf 7/143; “Kâl bir gönül arasında sıkıştı kaldı, hâl sanki bizim kucağımızda doğmada; o Kâbe’ye doğru uçup gidiyor” ile kâl-hâl ayrımı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; “pâdişâh havâsı çıktı, biz neden oturmuş kalmışız; haydi gidelim o pâdişâha âl olalım” nidâsıyla dâvet-i semâvî — Fecr 89/27-30; “vallâ bahçeler ona selâma durmuşlar, selvîler ayağa kalkmış; yeşil çemenler bahçeler yaya olarak koşuyorlar, buğday başakları da atlara binmiş geliyorlar” mısrasıyla kâinâtın sevgiliye hürmeti — İsrâ 17/44; “gökyüzünde sevgiliyle hâdsete girenler nasıl bir şarâb içiyorlar ki canlar mest oldu, yerlere yıkıldı” ile şarâb-ı tahûr — İnsân 76/21; “benim mest olmuş can düzüm tek bir şekerle ne hâle geliyor” mısrasıyla zevk-i ilâhî — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Mahabbe; “onun aşkı yüzünden gönül denizim dalgalanıyor da dalgası 9. kat göğü bile aşıyor” ile seyr-i maânî — Necm 53/13-18
  • Nûh’un Gemisi ve Fânîlik Dersi: “Can bir mânevî pâdişâhtır, ben de onun bayrağıyım; can seher vaktidir, ben ise karanlık geceyim” mısrasıyla cân-ten nispeti — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; “akıl düşünmeyi bırakıyor da coşup köpürüyor; ilâhî nûrun parıltılarından karalarda denizlerde havalarda yaşayan çeşit çeşit sayısız varlıklar ne hâllere geliyorlar” ile kâinâtın zikri — İsrâ 17/44; Nahl 16/49; “aklı erenler O’nun yüzünden lâ’l ma’denî hâline gelirler, kemâle ererler; ama O’nun kudretinden haberleri olmayanlar bu bilgisizlikleri yüzünden ne hâllere düşüyorlar” mısrasıyla ihâta-yı Hak — İhlâs 112/1-4; “biz gittik kanallara selâm olsun hoşça kalsınlar” ile vedâ-i âşıkın — Kasas 28/88; “doğan mutlaka ölür; o kadar koşmayın, o kadar yorulmayın; şu yerin altında çırak ne olmuşsa usta doğulmuşsa” nidâsıyla zikr-i mevt — Tirmizî, Zühd 4; Âl-i İmrân 3/185 (“her nefs ölümü tadıcıdır”); “dili rüzgârdan olan bu binâ ne kadar dayanabilir” mısrasıyla bedenin fânîliği — Kehf 18/45-46; “yaşadığın devir neşsiz parmakla gösterilen tek kişisi bile olsan, tek tek gidenler gibi sen de bir gün dünyâyı bırakıp gideceksin” ile “külli men aleyhâ fân” — Rahmân 55/26-27; “gideceğin yerde yalnız kalmayı istemiyorsan hayırdan iyilikten ibâdetden evlâdın olsun” nidâsıyla sadaka-i câriye — Müslim, Vasiyyet 14 (“insan ölünce üç şeyden başka ameli kesilir”); “o sağlam seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak ancak odur” mısrasıyla bâkî kalan cevher — Rahmân 55/27; “şu içinde yaşadığımız hayâtın şu akıp giden kum selinin ne durması vardır ne dinlenmesi; bir şekil bozulunca başka bir şeklin temelini atarlar” ile tecellî-i müceddet — İbn Arabî, Füsûs; “Ben hukuk kurur yerde Nûh’un gemisine benziyorum; tûfân benim ölümüm, va’demin geliş çantasıdır” mısrasıyla sefîne-i Nûh aleyhisselâm temsili — Hûd 11/40-44; “biz de susmuş olanların, mezarlıkta uyuyanların arasına girdik yattık uyuduk; çünkü sesimiz feryâdımız Hak’da açmıştır” ile fenâfillâh — Kasas 28/88; “ten gemimiz şu denizde kırık bir halde kaldı; ey balıklar gibi ölüm denizine dökülenler, bir an için olsun bu sudan çıkın kendinizi gösterin” nidâsıyla daveti berzah — Mu’minûn 23/99-100; “yoksa hayât mücâdelesi vererek gündelik havanında inciler gibi dövülüp toz mu oldunuz; fakat o toz hakîkati arayanların gözlerini sürmesidir” mısrasıyla türâb-ı âşıkân sürmesi — Kehf 18/45 (hayâtın rüzgârla uçan toz olması)
  • İkinci Doğum ve Kapanış Sübhâne Gülbanki: “Ey rûh âleminden bu dünyâya doğup gelenler, ölüm gelince ürkmeyin korkmayın, bu ölüm değil bu ikinci bir doğumdur; doğun doğun doğun” mısrasıyla velâdet-i sâniye — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr, “bimîrîd bimîrîd” (ölün ölün); Mevlânâ, Mesnevî III. cilt (“bimîr pîş ez mevt tâ nemîrî”); Kudsî hadîs (“mûtû kable en temûtû”) — Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ; Hazret-i Ali Kerremallâhu Vechehû’ya nisbet edilen “ölmeden önce ölünüz” hikmeti — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Zikri’l-Mevt; “Destûr yâ Hazret-i Allâh” nidâsıyla gülbanke intikâl — Mustafa Özbağ Efendi silsilesi; “Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm, Bismillâhirrahmânirrahîm” istiâze ve besmele — Nahl 16/98, Fâtihâ 1/1; “Sübhâne Rabbike Rabbi’l-izzeti ammâ yasifûn” tekrarları ile Sâffât sûresinin hâtimesi — Sâffât 37/180-182; “ve selâmun ale’l-mürselîn ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn” — Sâffât 37/181-182; “Yâ Şekûr, Âmîn, Âmîn” ile esmâ-i hüsnâdan Şekûr ismi — Fâtır 35/30, 35/34, Teğâbün 64/17; “Eyvallâh, illallâh, Muhammedün Resûlullâh, Destûr yâ Hazret-i Allâh, Hûûûû” kapanış gülbanki — Mustafa Özbağ Efendi silsilesi kapanış âdâbı; Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri nezdinde Dîvân-ı Kebîr Okumaları icrâ şekli — silsile-i şeref

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Fenâ, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Ruh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı