Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2021 Soru-Cevap #14 — Rukye, Keşf ve Dergâh Hiyerarşisi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2021 Soru-Cevap #14 — Rukye, Keşf ve Dergâh Hiyerarşisi. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Açılış Duâsı, Rukye ve Muska Mes’elesi

Selâmun aleyküm! Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hakk’ı Hak, bâtılı bâtıl bilenlerden eylesin. Hakk’ı Hak bilip Hak yolunda cihâd edenlerden eylesin. Batılı bâtıl bilip batıla karşı mücadele edenlerden eylesin. Batılı yeryüzünde yok etmek için görevlendirilen Peygamber’in ümmeti olma, şuurunu hepimize de ihsan eylesin. Rabb’im cümlemizin gönüllerine ferâset nûruyla nurlandırsın. Cenâb-ı Hak cümlemizin gönüllerini kendi ilmi ilâhiyesinden ilimlendirsin inşallah. Âmin. Geçimini sağlamak, maksadıyla muska yapmak caiz mi belli bir ücret karşılığında? Değişik hadîs-i şerîfler var. bununla alakalı rukye bahsinde geçer bunlar.

Hem çaylarınız da için. Rûk-ye yapmak. işte bir Fâtihâ-i Şerîfe’yi yazmak. Veya Kur’ân-ı Kerîm’den değişik şifa ayetlerini yazmak. Veya Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin değişik şifa duâlarını yazmak. Veya hatta belada, musîbetten korunma duâlarını yazıp bunu bir kimsenin üzerinde bulundurması, evinde bulundurması caiz görülmüş. Bunu bir kimsenin üzerinde bulundurması, evinde bulundurması caiz görülmüş. Ayrıyeten de bu yazmanın karşılığında veya okumanın karşılığında ücret almayı da caiz gören ulemalar var. O yüzden ama bunu normalde tabi fetvâ verenler kağıt parası, divit parası, mürekkep parası ve bir de ona bir mesai harcıyor, ona bir mesai harcadığından dolayı buradan fetvâ vermişler.

Bunun fetvası var mı? El cevap var. Ama velâkin biz bunu kardeşlere tavsiye etmiyoruz. Bizim arkadaşlarımız, bizim kardeşlerimiz bu tip şeylere girmeyecekler, dalmayacaklar. Böyle bir şey yapacaksa Allah rızası için yazsın bir Fâtihâ-i Şerife’ye bir kimseye, o kimsedir suyun içerisine koysun onu, Allah’ın izniyle içsin. Şifa mıdır? El cevap şifadır. Ama bizim kardeşlerimiz bu işlerle iştigâl etmesinler, mümkünse uzak dursunlar. Evet, bununla alakalı meşhur bir müşrik aklı dengesini bozuyor, aklı dengesini bozunca sahâbe ona Fâtihâ-i Şerife okuyor, düzeliyor, 6 tane de koyun alıyor ondan. Koyunları alınca da kıyamet kopuyor yanındaki sahâbeler de diyorlar ki biz de bundan pay isteriz. Biz de bundan pay isteriz deyince mücadele başlıyor. iş Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine gidiyor ve o koyunları Hazret-i Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri reddetmiyor.

Buradan hareket ederekten fetvâ veriyorlar. böyle rukye caiz midir? El cevap caizdir diye. Allah bizi iyilsin inşallah. Veyahut da buradan fetvâ veriyorlar. okumak caiz midir? Evet. Okumanın karşılığında ücret almak caiz midir? Evet, buradan fetvâ veriyorlar. O yüzden normalde gidiyorlar ya böyle birilerine kendilerine okutuyorlar, üfletiyorlar filan. Bu işin bir de hakîkatinin doğru, gerçek manada yapan da kalmadı. Bu tip işlerle iştigâl eden insanlar genelde sapık insanlar. Gerçekten. Ben her böyle bu mevzu açıldığında derim eşlerinizi, çocuklarınızı, annelerinizi, kız kardeşlerinizi bunlara göndermeyin. bunların büyük bir çoğunluğu sapık ve sapkın. Allah muhafaza eyleyesin. O yüzden biz Allah’a duâ ederiz, Allah’a yalvarız, Allah’a yakarız.

Yapmamız gerekeni yaparız, koştururuz, çalışırız, gayret ederiz. Duâ da ederiz, Allah’ı da zikrederiz ama bu tip şeyler çok tevessül etmeyiz.


Akîka Kurbânı ve Rü’yâ Okuma Soruları

Kız kardeşimin erkek çocuğu oldu, kurbân kestiler iki adet. Yiyebilirler mi yoksa hepsini dağıtması mı gerekiyor? Dağıtacaklar, evde yenildiği kadarını da tasadduk edecekler parasına. yiyebilirler, yedikleri zaman ne kadar yediler? Örneğin iki kilo et dediler, iki kilo etin parasını tasadduk edecekler. Akîk-i kurbanın hükmü bu. Sevdiğim kadın rüyalarımı görüyor, düşüncemi okuyor. Bunu engellemenin bir yolu var mıdır? Elleme yapsın, ne güzel işte. Madem seviyorsun, sevenin sevdiğinden saklısı gizlisi mi olur? Sevenin sevdiğinden saklısı gizlisi olmaz, sevenin sevdiğinin önünde her şey açıktır, meydandadır, eşkaredir. Senin gördüğün rüyayı görüyorsa hangisi seven, hangisi sevilen acaba? Demek ki kadın seni daha fazla seviyor ki senin gördüğün bütün rüyalara nüfuz etmiş.

Allah’ın izniyle. Maşallah. Dervişler böyle zor görür ya bunu. Benim diyen derviş bunu zor görür. O işin içerisinde başka bir şey olmazsa, o işin içerisinde başka bir şey olmazsa, olmasın, dikkat et. Allah iyi etsin inşallah.


Hudeybiye’de İhramdan Çıkma Hadîsi

75. hadîs Hazret-i Âişe Radıyallâhu Anh Hazretleri anlatıyor. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zirhicenin dördüncü veya beşinci günü, öfkeli olduğu halde benim yanıma geldi. Ben seni kızdırdı, seni kim kızdırdı ey Allah’ın Resulü, Allah onu cehenneme atsın dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem duymadın mı? Bu adamlara bir emir verdim, bir de baktım ki tereddüt ediyorlar. Arkamda bıraktığım işimi bildiğim gibi, sonraki işimi bilmiş olsaydım, yanımda hediye kurbanlığı getirmezdim, onu satın alırdım. Sonra onların çıktığı gibi ihrâmdan çıkardım buyurdular. Bu hadise Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleriyle müşriklerin arasında bir anlaşma olmuştu. Bu anlaşmaya göre, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ve ashab Mekke-i Mükerreme’ye gelip haç yapacaklardı.

Ve anlaşma böyleydi, haç yapmak için geldiklerinde müşrikler anlaşmayı bozdular, onları Mekke’ye sokmak istemediler. Böyle olunca sahâbenin içerisinde bununla alakalı uğultular dolaşmaya başladı. Hazret-i Peygamber, Hazret-i Ömer radıyallahu anh hazretleri ve sahâbenin şahin kesimi savaşmayı hemen savaşmayı ve savaşarak Mekke’ye girmeyi önerdiler. Bununla alakalı çok bastırdılar ama bir kısmı da savaşmanın şu anda zamanının olmadığını söylüyorlardı ki Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de onlardan biriydi. Ve sahabeyi oradan meşhur o Hudeybiye antlaşmasının, biatlaşmasının olduğu zaman bu. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri oradan geri dönmeyi düşünüyordu.

Ama sahâbeler bu konuda Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin geri dönme düşüncesini hemen kabullenmemişlerdi. Biraz nefislerine ağır gelmişti. Bu arada da Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri yanında kurbânlık getirenlerin kurbanlarını kesip ihrâmdan çıkmalarını söyledi. Bu fetvayı da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yine eşi Zeyneb annemiz benim hatırıma gelen yanılıyor olabilirim. O ictihâd etmişti. Dedi ki sen bunu böyle yaparsan sahâbe de arkandan bunu yaparlar dedi. Bu kadar çok bu konuda kendini yıpratma gibisinden. Ve Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kurbanını kesti, ihrâmdan çıktı. Bununla alakalı bu hadîs-i şerîf.

Ama buradaki mesele şu. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri arkamda bıraktığım işi bir şey tecellî olmuş. Cenâb-ı Hakk’ın takdiri tecellî etmiş ve neyse kaderi ilahi tecellî etmiş olmuş. Geleceği diyor bu olmuş gibi görmüyorum ben. yarınla alakalı geçmiş gibi görmüyorum. sonraki işimi de bilmiş olsaydım yanımda diyor kurbânlık getirmezdim. bu meselenin böyle olacağını bilseydim ben yanımda kurbânlık getirmezdim. Mekkeli müşriklerin sözlerinden geri döneceğini, Mekkeli müşriklerin anlaşmayı bozacaklarını ve Mekkeli müşriklerin Mekke’ye bizi katacaklarından bir bilgim yoktu. Manevi olarak bu konuda bir uyarı almadım. Manevi olarak bu konuda herhangi bir ikaz almadım. Bunu söylüyor.

Bunu söyleyen peygamber, bunu söyleyen peygamber, Mi’râc’ta Mescid-i Aksâ’yı gözünün önüne gelip adım adım anlayan, adım adım adımlayan, Mi’râc’la alakalı müşrikler Mescid-i Aksâ’yla alakalı soru sorduklarında merdiven basamaklarına kadar söyleyen, hatta yolda kervana kadar söyleyen, hatta kervanın hangi saat dakikada Mekke-i Mükerreme’ye gireceğini söyleyen peygamber. Kisrâ’nın yıkılacağını, Bizans’ın yıkılacağını, Yemen’in fetholacağını, Şâm bölgesinin fetholacağını, İstanbul’un fetholacağını söyleyen peygamber. Aynı peygamber, bu meseleden bir haberim yoktu. Ben burada ne olacağını bilmiyordum diyen peygamber. Şimdi bu hadiselere baktığımızda veyahut da bir baktığımızda Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri elini suyun içerisine daldırıp çeşme gibi parmaklarından su damlatan bir peygamber.

Ve celallendiğinde celal sıfatı tecellî ettiğinde bir avuç toprağı alıp düşmanın üzerine savurup düşmanı halaşmamı gibi atan peygamber. Ama aynı peygamber, Uhud dağının eteklerine kadar çekilip, hatta orada bir kuyu gibi bir yere kadar gelip ve can tehlikesi yaşayan, mübarek yanığı yarılan, kanayan peygamber. Bir tarafta kendi söküğünü diken bir peygamber, kendi yırtığını yamalayan bir peygamber, eşlerine yardımcı olan bir peygamber. Bir tarafta mirajdan bahsedip, hatta bir tarafta ayı eliyle ikiye bölünmesine sebep olan el-Kamer meselesiyle alakalı, mu’cizeyi eşkare açıktan gösteren bir peygamber. Ama bir taraftan da, böyle ondan sonra ben yarın ne olacağını bilmiyorum diyen bir peygamber. Çünkü gayb Allah’a ait, gelecek Allah’a ait.

Onunla alakalı Cenâb-ı Hak bildirirse bilecek, bildirmezse bilmeyecek.


Keşf İddiâsı ve Peygamber Üstünlüğü

Şimdi bir kısım Ehl-i Sûfî, üstâdlarını, şeyhlerini, bu bütün Ehl-i Sûfî için söylüyorum, üstâdlarını, şeyhlerini devamlı keşf üzerine durduğunu, her şeyden haberdar olduğunu ve ondan habersiz bir kuş uçmadığını, muhakkak haberinin olduğunu iddia eden Sûfî gruplar var. Bu mümkün değildir. Peygambere verilmeyen bir hal, hiçbir velîye verilmez. Hiçbir velî, Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretlerinin üstün değildir. O yüzden böyle bir Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretlerine verilmeyen bir şeyi, bir kimse kendi üstadında var olduğunu beyan ediyorsa, o kimse haddi aşmış oluyor. Zaman zaman bunu da duyuyoruz biz. Efendim size malumdur ya, size bir şey söylememe gerek yok. Yok canım kardeşim, Cenâb-ı Hak malum ederse malum olacak, malum etmezse ne yapacağız?

Sabahtan akşama kadar dervişler ne yaptı, ne etti diye onları râbıta edecek, öyle bir durumumuz yok. Ben de bir insanım. Cenâb-ı Hak beni uyarırsa ben uyanacağım, uyarmazsa ben uyanmayacağım. Cenâb-ı Hak bana bir şey bildirirse, keşk noktasında bileceğim, bildirmezse ben de bilmeyeceğim. Ben de bilmeyeceğim, bu herkes için geçerli. Bu hepiniz için geçerli, hepimiz için geçerli. Ama ifrat ve tefrit noktasında duran bir kısım sûfî topluluklar veya sûfîler bu meselenin ehemmiyetini, bu meselenin doğru düzlemini ya bilmediklerinden ya da şatahâtvâri konuşarak, ısrarla şatahâtvâri durarak bu işin ölçüsünü kaçırıyorlar. O yüzden kıymetli kardeşler, istediği kadar bir aşık olsun, istediği kadar büyük bir sûfî olsun, istediği kadar maneviyatı çok büyük ve geniş olsun, derin olsun, yüksek olsun, hiçbir kimse, Hazret-i Muhammed Mustafâ’yı sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine geçemez.

Ne peygamberlikte, nebilikte geçer, ne de velilikte geçer. Bu mümkün değil. Hiç kimse bir peygamberin üstünde değildir. Değildir. Allah muhafaza eylesin. Böyle insanlar kendi şeyhlerini sevmesi hakkıdır. Kendi şeyhlerini ârif-i billâh bilmesi de hakkıdır. Kendi şeyhlerini mükâşif-i ehli olarak görmesi de hakkıdır. Hakkıdır bakın. Ama kendi şeyhlerini, onun gözünden bir şey kaçmaz, o her daim râbıta halindedir. Ve bütün hepimizi izler, bütün hepimizi de gözler, bütün hepimizi de sanki gözetleme evinde, millet gözetleniyormuş gibi böyle bir şey oluşturmak çok hoş değil. Zaman zaman bunu bizim bazı kardeşlerimiz de ağızlarından kaçırıyorlarmış, duyuyorum bunu. filanca kardeş şöyle dedi diye. Veyahut da bazen zaman zaman bir şey anlatacak olan, bir şey soracak olan, bir şey söyleyecek olan kardeşler de benim yüzüme söylüyor.

Efendim size bir şey konuşmama gerek yok. Konuş canım kardeşim. Konuşacaksın, söyleyeceksin, anlatacaksın, rüyanı da anlatacaksın. Rüyam size malumdur o yüzden anlatmıyorum. Sahâbe demedi bunu Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine. Bakın sahâbe demedi, ya Resulallah rüyamız size malumdur, anlatmamıza gerek yok. Din, Kur’ân ve sünnet bakın cezaevinde Yûsuf aleyhisselâm dahi, cezaev arkadaşlarına bu rüyayı yordu mu, firavunun yanına gittiğinde dedi, kralın yanına gittiğinde hatırla. içerde bir peygamber var, rüya yorumlamasını bilir. Bunu dedi, normalde gittiğinde onun yanına hatırla dedi. Orada ona bahset, ona söyle. Yûsuf aleyhisselâm demedi ki, Rabbimin tecelliyâtı neyse o olur söylemene gerek yok.

Sebepler dairesinde ne olması gerektiğini söyledi. Olması gerekeni söyledi. Yoksa Yûsuf aleyhisselâm Rabbine teslim olmayan bir kimse miydi? Değildi. Ama o dahi dedi ki, kralın yanına gittiğinde benim rüya tabircisi olduğumu, rüyaları tabir etti mi, tevil etti mi söyle dedi.


Yûsuf, Süleymân ve Nûh’un Gayb Hâli

Veyahut da Süleymân aleyhisselâm avhanesini topladı, hanginiz bu işi yapabilir dedi. Ben baktım filanca sen bunu yaparsın demedi. Hanginiz bu görevi yerine getirebilir, hanginiz bunu yapabilir dedi. O zaman hemen çıktı. Ondan sonra birisi dedi ki ben Belkıs’ı dedi, tahtıyla beraber getiririm dedi. Bana müsaade et dedi. Süleymân ona müsaade etti. Peki sen bu vazifeyle vazifelen dedi. Bakın o sordu hanginiz bunu yapabilir diye. Demedi ki şu yapabilir diye. Oysa Süleymân aleyhisselâm şeytanları, kafir cinileri bu kağılara bağlayan, zincirleyen ve onları çalıştıran bir peygamber. Ve Süleymân aleyhisselâm kuşlarla konuşan, hayvanların diline vakıf olan, mükavenatta ne kadar yaratık varsa, bütün o yaratıkların diline vakıf olan bir peygamber.

Ve bütün peygamberler meleklerle konuşurlar, meleklerle görüşürler. Ve bütün peygamberlerin peygamberliklerini Cebrâil aleyhisselâm tebliğ eder. Cebrâil aleyhisselâm tebliğ ederken de o peygamberler o melekle görüşürler. Ona rağmen, ona rağmen, Cenâb-ı Hak Nûh’a gemi yap dediğinde Nûh aleyhisselâm bu gemi ne olacak bilmiyordu. Tûfân olacağını da bilmiyordu. Ona gemi yap dendi, o gemi yapıyordu. Bakın gemi yap deniyordu, gemi yapıyordu o. Ve Cenâb-ı Hak ona emretti, tûfân başladığında arkana bakma dedi, arkasına bakmadı. Eşi ve oğlu ona intisâb etmedi çünkü. Eşi ve oğlum ışıklardan oldu. Ve Nûh aleyhisselâm insan evladına üzülmez mi? Evladına üzüldü ve arkasına baktığında, arkasına baktığında suların içerisinde evladının kaybolduğunu gördü bir anda.

O zaman ne kadar büyük ârif-i billâh olursan ol, onu senin kalbine nakşedecek olan, kalbindeki ferâset nurunu çalıştıracak olan, o keşfi açacak olan Allah. Bir derviş kardeş de kendisini devamlı keşifte durduğuna dair süs verirse o da yanılır. Devamlı râbıta halindeymiş o. Kimmiş o devamlı râbıta halinde olanı? Getirin de onun ayağının altından öpelim, derviş olalım biz ona. Ciddiyim. Onun çok hâli açıkmış, devamlı hâl görüyormuş.


Kabir Hâli, Keşif ve Rabıta Hakîkati

Her kimse getirin ayağının altından öpelim, derviş olalım ona. Ciddiyim derviş olalım diyorum. Ciddi ciddi. Vay o çok mübarekmiş de herkesin maneviyatını biliyormuş. Bizim içimizde var bunlar. Vay o çok mübarekmiş de herkesin maneviyatını biliyormuş. Bizim içimizde var bunlar. O her kim ise ciddiyim bu konuda. Meydana çıksın da biz ona sûfî olalım, derviş olalım, elinden öpelim dersimizi alalım. Birbirlerinize böyle de konuşmayın. Sûfî topluluklar nefsi ezme yeridir. Nefsi terbiye etme yeridir. İnsanların birbirlerinin nefislerini havaya uçurma, nefislerini goygoylama, nefislerini hoplatma, zıplatma yeri değildir. Herkes boynunu büker, herkes dervişliğine devam eder. Böyle şatahâtvâri konuşmak dervişin dervişliğini yok eder.

Veyahut da bir zâkir kardeşin bay bayan önemli değil, bir derviş kardeşi bay bayan önemli değil. Bu halde göstermek, bu noktada göstermek o kimsenin zararına. Biz Allah affetsin, nefsimizi terbiye etmek için burada toplanmışız. Allah’ı sevmek için burada toplanmışız. Bizim makamla, mevkiyle işimiz yok. Rütbeyle işimiz yok. Biz derviş olma yolundayız. İnşallah canavar kabul eder de hep beraber derviş oluruz. Bizim derdimiz bu. Yoksa Hazret-i Pîri’nin dediği gibi usta da çırak da toprağın altına giriyor başka bir yere gitmiyor. Üstad da toprağın altına giriyor, zâkir de, çavuş da, nakîb de, nükabba da, sukabâ da, benim gibi hele hele olan derviş de toprağın altına giriyor. Herkes toprağın altında yürüyecek gidecek.

Biz derviş olmanın yoluna bakalım. Biz kerâmet peşinde koşmayalım. Böyle bir zamanda farzları yerine getirmek büyük kerâmet. Böyle bir zamanda haramlardan uzak durmak büyük kerâmet. Sen gününü gıybetsiz geçiriyorsan, gününü sen iftirâsız geçiriyorsan büyük kerâmet. Büyük kerâmet. Sen birisinin kalbinden geçeni okumaya çalışma. Sen kendi kalbini okumaya çalış. Sen kendi kalbini dizayn etmeye çalış. Sen kendi kalbini muhkem tutuyorsan, Kur’ân ve Sünnet dairesinde yemin ediyorum, en büyük evliyâ sensin. Sen bir başkasının maneviyatına bakıncaya kadar kendi maneviyatına bak. Bir başkasının maneviyatının bolluğuna bakıncaya kadar veya çokluğuna bakıncaya kadar sen kendine bak ya. Kabir hali hak mıdır?

Hak’tır. Keşif midir? Evet. Bir kimsenin kalbinden geçeni görmek, kalbinden geçeni duymak hak mıdır? Hak’tır. Keşif midir? Evet. Bir kimsenin düşüncesinden geçeni görmek, bilmek hak mıdır? Hak’tır. Keşif midir? Evet. Ama bu her daim böyle hazır, orada, rafta, ondan sonra raftan çikolata alır gibi al ye tamam hazır bitti. Böyle bir şey değil bu.


Şeyh Efendi İmtihânı ve Avcı Tipi

Kendilerini böyle görenler, Allah bizi affetsin, Şeyh Efendi Hazretleri güzel imtihan ederdi bazen. o ederdi derken gayr-i ihtiyarı oluşurdu. Bir kabrin başında zikrullâh olurdu. Böyle kendisini baba dervişi gibi gösteren, hal dervişi gibi gösteren bir kimse hemen vururdu kolundan. Aa ne gördün derdi ona. Evet. Efendim bir şey göremedim de. Haaa. Ne iş yapıyor diyelim ki o? Örnekliyorum onu. demirci, demir de mi görmedin diyordu? Öyle yok. Hemen anında, anında sorardı kabirde kim var diye. Bazen zaman zaman anlatıyorum ya kaldırırdı telefonu ben neredeyim derdi. Yetmedi odada kaç kişi var derdi. Keşme evet. Var mı var. Hak mı hak. Ama bizim şeyhimiz bunun devamlı bu haldedir. Bu hak değil. Filanca kardeş bu haldedir.

Bu hak değil. Bu hak değil. Filanca kardeşin manuviyatı çok kuvvetli. Canım kardeşim sana mı düştü ona böyle söylemek? Sen onun şeyhi misin? Yoksa sen avcı mısın? Sen avcısın o zaman. Avcı ne? Sen ondan yiyeceksin bir şeyler. Sen ondan bir şey geçineceksin. O sana ihtimam etsin, hürmet etsin diye söyledin o zaman. Sen birisine senin manuviyatın çok yüksek dediğin anda sen ondan geçinmeyi düşünüyorsun. Avcısın sen. Avcılar böyle yapar. Şeyhin avcısı da böyle yapar. Zâkir’in avcısı da böyle yapar. Nâkipiş, Nukabâ’ymış, Halîfe’miş avcısı böyle yapar. Sebeb. Sûfî yetiştirecek olan kimse Sûfî’ye böyle nefsini kabartmaz. Senin manuviyatın çok yüksek demez. Vay kardeş ya dün gece Arş-ı A’lâ’da gördüm seni de.

Ha kendi de Arş-ı A’lâ’da yani. Bu avcı. Bu doğru Sûfî değil. Bu istikamette değil. Birisi bayanlara da erkeklere de hepsini de kapatmaz. Birisi bayanlara da erkeklere de hepsini de söylüyor. Birisi size böyle söylerse, Kardeş bizim rüyamızı anlatacağımız yer Üstadımız. Rüyan varsa anlat Üstadına. O tevil eder etmez. Bakar bakmaz. Bana ne anlattın sen? Ben şeyh miyim? Bu kadar. Bu kadar. Keşfe itirazımız yok. Biz kardeşlerimizin, arkadaşlarımızın yetişmesini istiyoruz. Hem bayanların hem erkeklerin. Böyle seni rüyamda gördüm. Senin manuviyatın geniş, senin manuviyatın yüksek, senin manuviyatın iyi bunlar yol kesici. Bunlar yol kesici. Allah muhafaza eylesin. Böyle konuşulması hoş değil. Bunlar manevi meseleler.

Yok senin yaptığın zikrullâh gibi ya. Sen başka bir zikrullâh yapıyorsun ya. Bunlar yol kesici. Bunlar doğru tavırlar değil. Veya da senin manuviyatın yüksek dersi sen yaptır. Çavuş mu o? Çavuşma o. Çavuşma o. Çavuşma o. Çavuşma o. Çavuşma o. Zâkir mi? Zâkir mi? Zâkir mi? Bu dergâhın hiyaraşisi belli. Zâkir’i belli, çavuşu belli. Ders yaptıranı belli, yaptırmayanı belli. Ders yaptıranı belli, yaptırmayanı belli. Sen kimsin birisine ders yaptır demek diyeceksin? Sen kimsin birisine ders yaptır demek diyeceksin? Şeyh mi oldun?


Gölge Şeyhlik ve Dergâh Hiyerarşisi

Şeyh olduysan gel icazetini yazalım, otur koltuğa. Şeyh mi oldun? Kim ben oldum diyorsa gelsin. Kim ben oldum diyorsa gelsin. İmtihan meydana çık. İmtihan meydana çık. İmtihan meydana çık. Evet yazalım icazetini verelim, Evet yazalım icazetini verelim, Otursun şeyhlik yapsın, sıkıntı yok. Otursun şeyhlik yapsın, sıkıntı yok. Ama kimse Gölge şeyhlik yapmasın. Gölge zakirlik yapmasın. Gölge çavuşluk yapmasın. Gölge çavuşluk yapmasın. Evet bütün kardeşler ders yaptırabilir mi? Yaptırabilir. Ama orada bir çavuş varsa çavuş yaptırır. Bütün kardeşler ders yaptırabilir mi? Yaptırabilir. Orada zâkir varsa zâkir yaptırır. Herkes evini zikrullâh açar mı? Açar. Ey ashâbım İçinde zikredilen evle zikredilmeyen ev arasındaki farkı söyleyeyim mi?

Söyle ya Resûlullah. İçinde zikrullâh yapılan ev eski de olsa ma’mûrdur. Ama içinde zikrullâh yapılmayan ev yeni de olsa harâbedir. Bakın yeni de olsa harâbedir. Bütün kardeşler evlerini zikirhâne yapsınlar. Bütün kardeşler evlerini Kur’ân-ı Kerîm okunan Kur’ân evi yapsınlar. Bütün kardeşler evlerini Kur’ân ve Sünnetin yaşanıldığı öğretildiği evlerden yapsınlar. Ya bir topluluk düşünün, bir dergâh düşünün. Bütün müridlerinin ders yaptırmaya yetkisi var. Çalışın Allah yolunda koşturun. Bunda bir sıkıntı yok. Ama biriniz kalkıp da vay senin manaviyatın geniş yüksek sen ders yaptır. Orada çavuş var. Bu ne? Bizim dergahın disiplini ve hiyerarşisi böyledir canım kardeşlerim. Bir yerde zâkir var mı var orda ders yaptırır.

Zâkir yok, en kıdemli çavuş yaptırır. O yok, ondan sonraki kıdemlisi. O yok, ondan sonraki kıdemlisi. Onlarda yok. Kim var? En önce ders almış X kimse var. O yaptırır dersi. Bitti. Kıdem. Kıdem. Senin ilmin varmış, neyin varsa var kardeşim ya. Senden önce ders almış adam gelmiş, senden önce nefsini vurmuş yere gelmiş, ders almış. Senden önce nefsini yere vurmuş gelmiş, ders almış. Kıdem onun. Döncen sen ki ev sahibi dersi yaptırır mısınız? Abla dersi yaptırır mısınız? O derse ki, sen ev sahibisin sen yaptır. Tamam yaptır. Problem yok. Problem yok. Edebi aşmayacak hiç kimse. Allah muhafaza eylesin. Öyle gizli zakirlik yapmayacak. Yapmayacak. Öyle gizli çavuşluk yapmayacak. Yapmayacak. Öyle kalkıp da minnete bu ne demek biliyor musunuz?

Senin maneviyatın geniş, yüksek demek. Ben ferahsat ehliyim. Ben senden yükseğiyim. Ben senden yüksek olduğum için senin maneviyatını ölçtüm, biçiştim. Yüksek olduğunu gördüm. Onun Türkçesi bu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden canım kardeşlerim inşallah biz bu noktada keşfe kesinlikle karşılığımız olmaz. Cenâb-ı Hak bildirirse herkes bilir. Bildirmezse bildirmez. Ama biz bu konuda ağzımıza dilimize dikkat edelim inşallah.


Ders Süresi, İhtiyâr ve İş Dağılımı

Bazı insanlarla aynı ortamda bulunduğumuzda karşımızdaki kişi bizim midemizi bulandırdı ve üzerimize ağırlık oluştu. Nefsimizdendir dedik ama geçmedi. Nefsinizden? Tövbe edin. Nefsinizden. Hem de bayanı bayanı nefsinizden. Allah muhafaza eylesin. Yeni atana, maliye bakana hakkında düşüncelerinizi bizlere paylaşır mısınız? Atanmış adam ne güzel. Şeyi güzeldi. Hemen fotoğrafı düşmüş. Fethullah Gülen’le aynı pozisyonda. Ona şilt verirlerken. Dedim ki kendi kendime. acaba hangi bakan Fethullah Gülen’le bağlantılı değil diye düşündüm. öyleyse hem FETÖ FETÖ FETÖ diyorlar hâlâ da FETÖ’cüler yönetimde o zaman. Bir türlü temizleyememişler demek ki. Allah bizi affetsin. Bu Türkiye’de artık bu tip şeylere bakılmıyor. maliye bakanına baktım ben de gerçekten. maliye bakanına baktım ben de gerçekten.

Türkiye’de ticaretten ne bileyim dolardır, eurodur, ekonomidir bir hayli böyle darboğazdan geçerken. maliye den ve gerçekten de bu işin uzmanı mı diye baktım. Değilmiş. Adam ne o? Siyasî Bilimler Fakültesi’nden mezun değil mi? Kamu yönetiminden mezun. işte iyi bir vali olabilir değil mi? Kamu Yönetimi ona bakıyor. Bir vali olabilir. Ne bileyim bir önceden vardı başbakanlık müsteşarı olabiliyor değil mi? Onlar bizim Yûsuf Hoca daha iyi bilir değil mi? Hocam onlar genelde bu tip işler yapıyorlar değil mi? Ama normal ben artık deveden berber bekliyorum. Kimse deveden berber olur mu demesin. İtiraz etmesi bir gün deveden berber olacak. Olabilir. Eline koluna da çok güzel yakışır devenin berberlik. söyleyecek laf yok artık yani.

Bunu eleştirmek için böyle konuşmuyorum bunu. dünyanın Türkiye’nin geldiği nokta bu. hazinenin başına kamu yönetiminden mezun bir kimse geliyor. ne bileyim maliyenin başına. Bunun gibi böyle enteresan tuhaf şeyler var. atamallar var. E baktığın zaman şeye adamın geldiğine gittiğine diyorsun ki ya normal. Herhalde güvenilir eleman bulmakta zorlanıyorlar galiba. Güvenilir eleman bulmakta zorlanınca ellerine geçen son güvenilir insanları da bir yerlere koyuyorlar. adam maliye ile haberi yok hazineden haberi yok. Maliye ve hazîne bakanına böyle bir kimse geliyor. Bunun gibi böyle enteresan bir şey. örneğin Millî Savunma Bakanlığı’na böyle hiç askerlikten milli savunmadan, harpten, silahtan, tabancadan, tüfekten anlamayan bir kimsenin gelmesi gibi bir şey bu.


Mâliye Bakanı, FETÖ ve Liyâkatsizlik

Bereket şey gelmedi bir tane vardı ya o yaşlandı artık ama o. Hem Millî Savunma Bakanlığı yaptı hem Başkan Yalancılığı yaptı. Hem Milliyet Müdürlüğü Bakanlığı yaptı. Meşhur bir adam vardı ya. İsmet İsmet İsmet. İsmet sakız gibi adam her tarafa yapışıyordu. Tabii. Şimdi bu bakın çok özür dilerim. İşim siyaset değil. Üzülüyorum ülkeme üzülüyorum. Çünkü bizim ülkemizde ne o bir tane taslama mı vardı neydi onun vazifesi? Sosyaloktu. Sosyolog din âlim oluyor. Geçiyor televizyon televizyon dolaşıyor hadîsleri inkâr ediyor. Hoş bu ara çıkarmıyorlar ne olduysa. milletten çok tepki gidiyor belki de bunlar dini ifsât ediyor bozuyorlar çünkü. böyle bozuk bir nesil çıkıyor. şu anda imam hatiplerde ilâhiyatlarda hadîslerle dalga geçen hadîsleri inkâr eden bir nesil yetişiyor.

Acı bir şey bu. Bu sosyolog din alimi gibi dolaşıyor. Televizyona bakıyorum. Ne o Mehmet bilmem kim güvenlik uzmanı. Ne onun adı? Mete Yarar. Adam ekonomiden anlıyor dinden anlıyor güvenliği bıraktık. Ekonomi din dış siyaset iç siyaset her şeyden anlıyor adam ya. Her şeyden anlayan bir Mete yararımız var. Acaba diyorum ya bunda da mı konuşuyor. Konuşuyor sıkıntı yok. Biliyor adam ya her şeyi biliyor. Bilmek de ayıp değil ya. Bunun gibi şeylere alıştık artık biz. Mete Yarar futboldan da anlıyor. Mete Yarar futboldan da anlıyor. bir şahıs veriyorum ama meydanda şahıs vermeyim. Bir kimse düşünün şahıs versem de önemli değil. Mete Yarar gibi bir daha bir sürü adam var. Adamlar ekonomiden anlıyor müzikten anlıyor futboldan anlıyor dış siyasetten anlıyor.

Savaştan anlıyor. Dolardan anlıyor kurdan anlıyor her şeyden anlıyor. Benim gibi adam ya. Tabi. Biz böyle dinliyoruz adamları koca koca adamlar. Hele bir de futbol programı daha var ondan sonra teyit geçin oraya durmayın. Dövüşüyorlar ya devamlı. Her biri birer teknik direktör yani. Ondan sonra Fatih bunları bir sövüyor ortalık karman çorman oluyor. Ama anlıyorlar hepsi de. Bizim problemimiz bu. Bütün ülkemizin problemi bu. herkes şeyh. Bak ne diyorum az önce gölge şeyhlik yapıyorsunuz diyorum. Gölge zâkirlik yapıyorsunuz diyorum. Anlıyor. Adam diyor ki ben şeyh olsam böyle yaparım diyor. Gel yap. Sıkıntı yok. Şimdi Burhan’ı gördüm şimdi Burhan ne mobilyacı. Adam mobilyadan anlıyor. gitse şimdi bir eve mobilya için evin hanımefendisi Burhan’dan fazla mobilyacıdır.

Herkes anlıyor çünkü. Bana diyorlar nasıl yapıyorum vallaha Burhan’a diyorum ki Burhan gel buraya yap diyorum hiç karışmıyorum diyorum. Bakıyorlar bana karışmıyorum ya ben mobilyacı değilim ki. Bileyim adamın işini. Cafer’e soruyorum Cafer ne olacak burası böyle olacak böyle olacak. Tamam öyle olacak diyorum ben neden işi o adamın. Ben isteğimi söylüyorum ben böyle bir şey istiyorum diyorum.


Profesör, Doktor ve Bilme Hastalığı

Şimdi doktor Abdullah’a gideceğiz. Abdullah doktorlarının en çok kızdığı şey. Ben internetten okudum ama bu ilâcın bu yan tesiri varmış. Tabii. Ya karşındaki kim profesör. Adam dört yıl değil altı yıl okumuş. Üstüne kaç yıl şey yapıyorlar. Uzmanlık beş yıl etti on bir yıl. Doçentte kaç yıl. En az üç dört yıl beş yıl on altı yıl mı öyle mi. On altı yirmi bir yıl. Adam yirmi yıl yirmi yıl. Yirmi yıl diz çürütmüş adam. Yirmi yıl. Yirmi yıl da hadi bunun altı yılını at. On beş yıl. Günde kaç hasta bakıyor normal bir doktor. Türkiye şartlarında 70-80. Türkiye şartlarında günde 70 hasta bakıyor. Yirmi yıla çarptığınız zaman var mı. Bursa’nın nüfusu kadar adam hasta bakmış. Günde 70 hasta. Beş gün çalışsa beş yedi otuz beş üç yüz elli hasta yapıyor haftada.

Dört haftada bin dört yüz. 52 haftada 52 bin yarısı daha 25 bin 50 75 100 bin hasta bakıyor adam. Yılda yüz bin kişiye bakıyor. On beş yılda bir nokta beş milyon hastaya bakmış adam. bir buçuk milyon hastaya bakmış on beş yılda. On beş yılda bir buçuk milyon hastaya bakmış. Profesör. Bizimki gidiyor. İnternetten okumuş ya şu ilâç şu yan tesiri var. Hocam bu ilâcın böyle yan tesiri var. Bunu kullanayım mı kullanmayayım mı internet okudum. Pes dedim ya. Pes dedim ben dedim söyleyecek bir laf yok. Adam bir buçuk milyon hastaya bakmış bilmiyor. Bilmeyen var mı var. Bilmeyen var mı var. Var. Ama bizim ülkemizin problemi bu. profesörün önüne gidiyor bizimki daha profesör. Daha profesör. Şeyhin önüne gidiyor daha fazla şeyh ondan.

Veya öğrenci okula gitmiş bu ne öğretmen. Sen ne öğrenen öğrencisin. Yok ya öğrenci değil o öğreten o. Bu ne mürid ne müridi kardeşim mürşid olana ya şeyh olana. O nasıl yapıyor tabi o küsüyor. O böyle olmaz böyle olsa daha iyi olmaz mı diyor. O söylüyor. Bizim ülke olarak problemimiz bu. Hepimiz her şeyi çok biliyoruz. Her şey ama. Özer özba öyle olmuyor mu? Herkes daha fazla inşaat mühendisi değil mi? Karadenizler özellikle daha fazla değil mi? Her biri biraz inşaat mühendisi tabi. Öyleyiz yani. Veya Fatih nereden bilecek şimdi bahçeci tarımı değil mi Fatih? Ben Fatih ile Murat’ı gösteriyorum terasa çıkarıyorum. Murat’ı demişim Ercan’a gösteriyorum. Terasa bakın diyorum bitkiler geçen Fatih’i çıkardım.

Fatih var mı burada dedim sıkıntılı bir durum. Baktı Fatih öyle ince ince bir sıkıntılı durum yok dedi. E tamam o biliyor. Bakın o biliyor ama yok herkes biliyor her şeyi. Öyle olunca Maliye Bakanı da Maliye kökenli değil. Hazîne kökenli değil. Bu konuda eğitimi olmayan bir kimse. Ama kamu okumuş. Ondan sonra ne diyelim yapacak bir şey yok. İnşallah başarılı olur. Ne diyeyim başka? Sizin yada bir hocanın sohbetini açıp dinleyerek namaz kılınabilir mi? Aklımıza kötü şeyler gelmesin. Allah’ı zikret canım kardeşim.


Ders Âdâbı, Tembellik ve Gülbank

Ders bitip serbestsiniz dediğinizde gitmeliyiz yoksa sizin çıkmanızla birlikte mi bizde çıkmalıyız? Yok herkes serbest. Ders bitti dendi. Serbestsiniz dedim. Herkes serbestdir arkadaşlar. O yüzden herkes. Çünkü otobüsü kaçan olur. Ne bileyim bir yere gidecek olan vardır. Yetişecek olan vardır. Küçük çocuğu olan vardır. Hasta olanı vardır. Örneğin bunlar hep düşünün. Ders yaptırırlarken de düşünün. Toplantılarınızda da düşünün. Yaşlısı vardır, ihtiyarı vardır, emziklisi vardır. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadîs-i şerifleriyle sabit çünkü bunlar. İhtiyâr olanı vardır. Derslerinizi kısa tutacaksınız. Uzun ders yapmak mahâret değildir. Maharet az ama devamlı yapmaktır.

Uzun zikir yaptırmak mahâret değildir. Az ama devamlı yapmaktır mahâret. O yüzden kadınların, erkeklerin işi gücü olur. Yorgun insanlar, çalışıyorlar. Bizim dergamızda boş insan yok. Herkes bir şekilde çalışıyor. Öyle diyorum ama var mı boşta olan işi olmayan elini kaldırsın. Evet, bu arkadaşlar ne iş yapar ne iş yapmazlar bağlı bulundukları çavuşla irtibata geçsinler. Bu arkadaşlara hemen iş bakalım. Hangi mahalle ederse gidiyorsun elini kaldırırsan sen genç. Hangi mahalle ederse gidiyor. Mutlularda gidiyorsun evet. Hüseyin’e adını soyadını yazdır. Öbür arkadaş. Tamam sen de ne iş yapıyorsan Hüseyin’e sen de adını soyadını yazdır. Bir arkadaş daha vardı burada. Sen çekirgede oturuyor musun?

Sen askerden yeni gelmedin mi? Ne kadar oldu gelirli? Tamam. Bir iş bulmadın mı bakmadın mı? İnşallah sen de adını soyadını ne iş yaptın Hüseyin’e yazdır. Âmin. O yüzden arkadaşlar işsiz kalmayacak hiç kimse. Kadınlardan erkeklerden herkes için geçerli. Bir iş yapacak olan bir işe gidecek olan kimse iş yapmak istiyorsa çalışmak istiyorsa isimlerini yazdırsınlar. Ona göre onlara uygun inşallah biz arkadaşlar arasında bakalım mesela sıradan başlayalım. Sen ne iş yapıyorsun? Söyle bakayım herkese. freze operatörlüğü. Tornav tesviyeci misin sen? Kalıp montaj işleri yapıyorsun. Tamam. Var mı bu işle alakalı olan bir arkadaş içinizde? Oğuzhan eleman arıyormuş. Kim? Oğuzhan. Oğuzhan sen eleman arıyormuşsun.

Bu arkadaş işine yarar mı? Oğuzhan. Tamam. Dersden sonra görüşün. Tamam. Peki öbür arkadaş üç evlerden gelin. Senin özel durumun var o zaman. Evet. Senin işin biraz daha şey. İnce sizgide gitmek lazım. Eyvallah. Tamam. Öbür arkadaş. Mekatronik mühendisiydin değil mi sen? Evet doğru. Evet. Mekatronik mühendisi arayan var mı? Mekatronikçi. Bu Fatih’in işine yaramaz mı? Fatih makine mühendisi ama. Kim? Elini kaldıran oradan kim? Aynen. Tamam. Sen de onunla ilgilen. Âmin inşallah. Ha. İşsiz kimse kalmasın. O yüzden tembellik yok dergâhta. Herkesin bir işi olacak. Öğrencisi öğrenciliğini yapacak. Üniversitede okuyan üniversitede okuyacak. Bir iş yaparsa o işini yapacak. Tembellik yok. Çalışmamız yok.

Allah cümlemizi tembel adamdan korusun, muhafaza eylesin. Âmin. Cümlemizin çocuklarını tembel adamdan korusun, muhafaza eylesin. Âmin. Cümle erkek kardeşlerimizi de tembel kadından, evine, çoluğuna, çocuğuna bakmaya böyle imtina eden kadından muhafaza eylesin. Âmin. Bunlar var ya, insanı dünyadayken cesed eder, mezara koyarlar. Tembel adam, dünyadayken mezara katar insanı. Tembel kadın, dünyadayken mezara katar insanı. Tembel kadın. Çocuğunla ilgilenmez, eviyle ilgilenmez. Tembel adam, işiyle ilgilenmez. İşine saatinde gitmez, erkenden gitmez. İşine dikkatli yapmaz. Allah muhafaza eylesin. Âmin. Bunlardan hepsini de Cenâb-ı Hak dergâhımızı uzak eylesin inşallah. Âmin. Efdal zikir. Efdal zikir.

İllâ Allâh. Hak Muhammeden Resûlullah. Cemiyye, enbiyâ ve mürselîn ve’l-hamdü li’llâhi Rabbi’l-âlemîn. El Fâtihâ ve selâmu aleyhi ve selâm. Âmin. Âmin. Destûr.


Kaynakça ve Referanslar

  • Açılış Duâsı, Rukye ve Muska Mes’elesi: Rukye-i şer’iyye ve üfürme hakkında Hazret-i Peygamber’in izni — Buhârî, Tıb 33; Müslim, Selâm 56; muskaya âyet/duâ yazıp suda içirmenin ve üzerinde taşımanın cevâzı — İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, VI/363; ücret karşılığında Fâtihâ okuma kıssası (Ebû Saîd el-Hudrî rivayeti) — Buhârî, Tıb 33, İcâre 16; Müslim, Selâm 66 (“Üzerinde ücret aldığınız şeylerin en hayırlısı Allâh’ın Kitâbı’dır”); Felâk ve Nâs sûreleri ile sabah-akşam korunma — Tirmizî, Fedâilu’l-Kur’ân 12; meseleyi istismar eden sahte şifâcılara karşı ihtâr
  • Akîka Kurbânı ve Rü’yâ Okuma Soruları: Yeni doğan erkek çocuğa iki, kıza bir koyun akîka kurbânı kesme sünneti — Ebû Dâvûd, Edâhî 21; Tirmizî, Edâhî 16 (“Her çocuğun akîkası vardır; yedinci gün kurbân kesilir, saçı tıraş edilir, ismi konur”); etinin bir kısmının yenilebilmesi, kalanının sadaka edilmesi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Velîde; muhabbet-i zevceynde rü’yâ ortaklığı — Bakara 2/187 (zevceynin “libâs” olması); sevenin sevdiğinden saklısı olmaması — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Mahabbe
  • Hudeybiye’de İhrâmdan Çıkma Hadîsi: Hazret-i Âişe rivâyeti (75. hadîs) — Buhârî, Hac 106; Müslim, Hac 141; Hudeybiye antlaşması sırasında Hazret-i Peygamber’in öfkeli hâlde hediye kurbânlığını keserek ihrâmdan çıkması — İbn İshâk, Sîre; Ümmü Seleme (değil Zeyneb) annemizin “Sen yaparsan sahâbe de yapar” ictihâdı — Buhârî, Şurût 15; müşriklerin antlaşmayı bozması ve Bi’at-u Rıdvân’ın bağlamı — Fetih 48/18; Hazret-i Ömer’in savaş eğilimi — Buhârî, Megâzî 35; “Sonraki işimi bilseydim kurbânlık getirmezdim” sözünün Peygamber’in gaybe dair ilmin sınırlı olduğunu gösteren delâleti — En’âm 6/50; A’râf 7/188
  • Keşf İddiâsı ve Peygamber Üstünlüğü: Gayb ilmi Allâh’a âittir — En’âm 6/59 (“Gaybın anahtarları O’nun yanındadır”); Cin 72/26-27 (“Gaybı bilen O’dur; beğendiği elçi hâriç kimseye gaybını açıklamaz”); Peygamber’in Miʻrâc, Mescid-i Aksâ kervanı ve Kisrâ-Bizans fetihleri hakkındaki mu’cizevî ihbarları — Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 41; Müslim, Îmân 276; hiçbir velînin Peygamber’in üstünde olamayacağı ilkesi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, I/260; şatahât ve haddi aşan söylemlerin tehlikesi — Serrâc, el-Lumaʻ, Kitâbu’ş-Şataḥât; şeyhin “her şeyi bilen, her kuşun haberini alan” diye takdîmi — Kuşeyrî, Risâle (edeb bölümü)
  • Yûsuf, Süleymân ve Nûh’un Gayb Hâli: Yûsuf aleyhisselâm’ın cezâevi arkadaşına rü’yâ te’vîli ve krala hatırlatma ricâsı — Yûsuf 12/41-42 (“Fakat şeytân efendisinin yanında anmasını unutturdu, böylece Yûsuf birkaç yıl daha zindanda kaldı”); Süleymân aleyhisselâm’ın divânına Belkıs’ın tahtını kim getirebilir sorusu ve Âsaf b. Berahyâ’nın cevabı — Neml 27/38-40; Süleymân’ın kuş-hayvân diline vukûfu — Neml 27/16-18; Nûh aleyhisselâm’a gemi yapma emri ve tûfân — Hûd 11/37-43 (“Oğlum! Bizimle berâber bin”); Nûh’un oğlunun boğulması — Hûd 11/45-47; peygamberlerin Cebrâil vasıtasıyla vahy alışı — Bakara 2/97; keşfin Cenâb-ı Hak’ça ihsânı olduğu — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât
  • Kabir Hâli, Keşif ve Rabıta Hakîkati: Kalbinden geçeni bilme ve ilham mertebesi — Kehf 18/65 (“Katımızdan bir rahmet verdiğimiz ve kendisine tarafımızdan ilim öğrettiğimiz bir kul”); ölülerle konuşma (Bedr kuyusu) — Buhârî, Megâzî 8; kabir ehlinin ruhânî hayâtı — İbn Kayyım, Kitâbu’r-Rûh; en büyük kerâmetin Kur’ân ve Sünnet dâiresinde istikâmet olduğu — Sehl et-Tüsterî sözü, Kuşeyrî Risâle; “Sen bir başkasının mâneviyâtına bakıncaya kadar kendi mâneviyâtına bak” prensibi — İbn Atâullâh, Hikem 21. hikmet (“Nefsinle meşgûl ol, başkasıyla değil”); rabıta-i şeyh âdâbının Kur’ân-Sünnet dâiresinde temellenmesi — Şâh-ı Nakşibend risâleleri
  • Şeyh Efendi İmtihânı ve Avcı Tipi: Keşf iddiâsındakileri imtihân etmek — Hazret-i Peygamber’in İbnu’s-Sayyâd’ı imtihânı (Buhârî, Cenâiz 79; Müslim, Fiten 85 — “Aklında ne sakladım?”); kabir başında zikrullâh ve “demirci ise demiri mi görmedin” tarzı imtihân âdâbı; “üstâdım her şeyi bilir” söyleminin haddi aşma olduğu — Sehl et-Tüsterî, Ebû Yezîd Bestâmî şatahâtları üzerine uyarılar — Serrâc, el-Lumaʻ; avcı tipi (şeyh avcısı, zâkir avcısı) ve menfaat için mâneviyât iltifâtı — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Zemmi’l-Câh; nefsini kabartmak yerine kırmak — Mecma’ul-Emsâl (Ebû’l-Fadl el-Meydânî) sûfî edebiyâtı; Kehf 18/28 “sabah akşam Rablerine yalvaran kullarla berâber ol”
  • Gölge Şeyhlik ve Dergâh Hiyerarşisi: Halvetî-Şaʻbânî-Karabaşî silsilesinde ders yaptırma âdâbı (kıdem sırası: zâkir → en kıdemli çavuş → kıdemli mürîd); “Şeyh olduysan icâzetini yazalım, koltuğa otur” meydanı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, III/122 (icâzet ve hilâfet âdâbı); ders almak/vermek sırası ve nefis terbiyesi — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif; ev sâhibine ders verme cevâzı ve edebi aşma yasağı; “İçinde zikrullâh yapılan ev eski de olsa ma’mûrdur, yapılmayan yeni de olsa harâbedir” — Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, II/388 (Ebû Mûsâ el-Eş’arî rivâyeti); evi zikir-hâne yapma teşvîki — Ahzâb 33/41; “Arş-ı A’lâ’da gördüm seni” şatahâtının yol kesici oluşu
  • Mide Bulantısı, Ders Süresi ve İş Dağılımı: Mü’minin başkasından etkilenme hâlinin nefsle değil ruhla alâkası — İbn Kayyım, el-Fevâid; emzikli, ihtiyâr ve yorgun cemâate riâyet — Buhârî, Ezân 61-62 (“Peygamber, ağlayan çocuk sesini duyunca namazı kısa keserdi”); Ebû Dâvûd, Salât 124 (kısa ve devâmlı amel); “Amelin en hayırlısı az olanı fakat devâmlı olanıdır” — Buhârî, Îmân 32; Müslim, Müsâfirîn 216; dergâhta boş insan olmaması, istihdâm âdâbı — Tirmizî, Zühd 44; nakîb/çavuş aracılığıyla iş bulma; “Üstün el verendir” — Buhârî, Zekât 18; Müslim, Zekât 94
  • Mâliye Bakanı, FETÖ ve Liyâkatsizlik: “İşi ehline veriniz” emri — Nisâ 4/58 (“Allâh size emânetleri ehline vermenizi… emreder”); emânetin zâyiʻ olması Kıyâmet alâmeti — Buhârî, İlim 2 (“Emânet zâyi edildiği zaman Kıyâmet’i bekle. Nasıl zâyi edilir yâ Resûlallâh? İşler ehli olmayanlara verildiği zaman”); liyâkatsiz atamalar ve bürokrasi fesâdı; FETÖ ile bağlantılı atamaların sürdürülmesi eleştirisi; “emîru’l-mü’minîn” şartları — İbn Teymiyye, es-Siyâsetu’ş-Şer’iyye; Millî Savunma ve Mâliye gibi stratejik makâmlara ehil olmayanın tâyini meselesi; ülkeye duyulan mahzûnluk ve “ifsâd” kavramı — Bakara 2/11-12
  • Profesör, Doktor ve Her Şeyi Bilme Hastalığı: İhtisâsa hürmet ve “işi ehline havâle” — Nahl 16/43 (“Bilmiyorsanız zikir ehline sorun”); bilgi sâhibi olmadan konuşma yasağı — İsrâ 17/36 (“Bilmediğin şeyin ardına düşme”); hadîs inkârcılığına karşı sünnetin hüccıyeti — Haşr 59/7; Nisâ 4/80; sosyoloğun din âlimi kisvesinde televizyonda hadîs inkârı eleştirisi; internetten ilâç yan tesiri öğrenip 20 yıllık profesöre itiraz eden hasta misâli; “her şeyi bilenler” toplumu ve kibir — Müslim, Îmân 147; Mete Yarar misâlinde çok-yönlü uzmanlık iddiâsı; ilmin mes’ûliyeti — Cum’a 62/5 (yüklü merkep benzetmesi)
  • Ders Âdâbı, Tembellik ve Kapanış Gülbanki: “Allâh, işini sağlam yapanı sever” — Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, IV/334; Taberânî, Muʻcemu’l-Evsat; tembellikten ıstiʻâze duâsı — Buhârî, Deʻavât 37 (“Allâhumme innî eʻûzu bike mine’l-aczi ve’l-keseli”); Müslim, Zikr 49; erken kalkıp rızk arama emri — Cum’a 62/10; mü’minin meşgûliyeti — Mü’minûn 23/3; zevce-evlâd sorumluluğu — Tahrîm 66/6; kapanış gülbanki: “Efdal zikir lâ ilâhe illâ Allâh; Hak Muhammeden Resûlullâh; cemî’i enbiyâ ve mürselîn; ve’l-hamdü li’llâhi Rabbi’l-âlemîn; el-Fâtihâ ve’s-selâm”; silsile-i şerîfe ile Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî, Seyyid Ahmed er-Rifâî, Seyyid Ahmed el-Bedevî, Seyyid İbrâhîm-i Düsûkî, Ebû’l-Hasan eş-Şâzelî, Şâh-ı Nakşibend, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Hacı Bektâş-ı Velî, Hacı Bayrâm-ı Velî, Muhyiddîn-i Üftâde ve Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri’nin Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e uzanan nisbetleri

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Mürîd, Hakîkat, Zikir, İhsân, Nefs, Ruh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı