Açılış Tevhîdi ve Tavşan-Aslan Özeti
Lâ ilâhe illallâh Lâ ilâhe illallâh Lâ ilâhe illallâh Lâ ilâhe illallâh Hak Muhammeden Resûlullâh, cemî’an enbiyâ-i ve’l-mürselîn ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn Selâmun aleyküm Allâh gecenizi hayırlı eylesin inşâallâh Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemize Hakk’ı Hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakk’ı Hak bilip Hak yolunda mücâdele eden, gayret eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin inşâallâh Cenâb-ı Hak son nefesimize kadar buyrun Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûluhû diyerek son nefesimizi vermeyi nasîb eylesin son nefese kadar da bu kelime-i tevhîd üzerinde yaşayanlardan ve kelime-i tevhidi yaşatma mücadelesi veren kullarından eylesin inşâallâh Değerli kardeşler inşâallâh bugün Allâh izin verirse inşâallâh kaldığımız yerden devam edeceğiz 1340. beyitten konu başlığı Tavşan’ın av hayvanlarına aslan kuyuya düştü diye müjde götürmesi Bölüm bu, başlığımız bu.
Tavşanın Müjdesi ve Kurtuluş Bayramı
Tavşan kurtulduğunda sevinerek ovaya av hayvanlarına koştu. Aslanın kuyuda öldüğünü görünce çayıra doğru döne oynaya gitmekteydi. Ölümün pençesinden kurtulduğundan ayağı yerden kesilmiş, sevinmiş, el çöpmakta dallar yapraklar gibi yeşermiş, neşelenmiş, oynamaktaydı. Malum Tavşan bir hile yaptı. Hileyle aslanı bir kuyunun başına kadar getirdi. Ve aslanın kuyunun içerisinde kendisinden daha vahşî, daha şedîd bir aslanın olduğunu söyledi. Bu yolu açık tutun. Kendisinden normalde daha da vahşî bir aslan olduğunu söyledi ve kuyunun başına getirdi. Kuyudan aşağıya bakınca, aslan kendi suretini, kendi suretinin aksini görünce kuyunun içerisinde hırsla, hınçla onu parçalamak için kuyunun içerisinde kendini attı.
Ve böylece Tavşan aslanı oyuna getirdi, tezgaha getirdi, aslanı öldürdü. Burada hikayedeki Tavşan’ı kâmil bir akla, bir mürşide terbiye görmüş, bu konuda kendince eğitim görmüş, sûfî bir kâmil bir aklı Tavşan’ı, aslanı da nefseye mariye benzetmiştik. Dedik ki bu bir kimsenin nefseye maresidir. Çünkü hırs, hınç, bu konuda tama’ ve vahşîlik nefseye mariye aittir.
Nefs-i Emmâreye Galebe ve Bayramın Hakkı
Tavşan tabi aslanı oyuna getirince diğer av hayvanlarına güle oynaya, müjdeyi vermeye koştu. bir kimse büyük bir sıkıntıdan, büyük bir dertten kurtulur ya büyük bir sıkıntıdan dertten kurtulunca güle oynaya ne yapar? O sıkıntıdan, o dertten kurtulduğuna dair insanlara müjde vermek için koşar. Çünkü büyük bir problem hallolmuştur, büyük bir sıkıntı def edilmiştir, def olmuştur. Bunun gibi veyahut da bir kimse özgürlüğüne kavuşur, özgürlüğüne kavuşunca düşünün bir köle veyahut da bir haksız yere bir ceza etmiş, bir mahpus. Böyle bir ızdırâb içerisindeki bir kimseyi düşünün, o eğer kurtuluşa erince ne yapar? Güle oynaya başlar kendince o özgürlüğünün veya o kurtuluşun sevincini yapmaya. Ne yapıyorlar mesela bazı ülkeler bir devlet kuruyorlar, devlet kurunca oranın kuruluşla alakalı bayram ilan ediyorlar.
Ramazân bayramı ne oluyor? Bayram ilan ediliyor. Çünkü 30 gün oruç tuttu, nefisleriyle insanlar mücâdele etti. Nefisleriyle mücâdele ettikten sonra bayram gülüp, oynamak, eğlenmek, yiyip içmek onların hakkı olmuş oluyor. Veyahut da haçta, zilhiccede Arafât’a çıkıyor, Arafât’a ızdırâb çekiyor, ardından müzdelifeye gidiyor, Müzdelife de sıkıntı çekiyor, ardından şeytân taşlamaya gidiyor, şeytân taşlamak da ayrı sıkıntı çekiyor. Şeytanı taşladıktan sonra artık bayram onun hakkı oluyor. Bayram onun hakkı oluyor. Ne yapıyor? Dönüyor, tıraşını oluyor, kurbanını kesiyor. Çünkü büyük bir kurtuluş oldu, büyük bir, onun için muhteşem bir final oldu. Onun bayramını yapıyor. Bayram onun hakkı artık. Bakın bayram onun hakkı.
Tavşan da ne yaptı? Nefse, emmâreyi kâmil olan akıl tuzağa düşürdü. Onu öldürdü, onu yerle yeksân etti, onun nefesini kesti. Ve böylece insan ne olmuş oldu? Aslında nefse, emmâreden kurtulan insan özgürlüğe adım atmıştır. Emmâre, levvâme, mülhemeye, mutmainneye gelen bir kimse artık Cenâb-ı Hak’ın hitabına mazhar oldu. Hitabına mazhar olunca, ey nefis sen Rabbine mutmainne olarak dön hitabını aldı. O hitabı alan nefis ne yaptı? Artık gülüp oynuyor. Onun için bayram o. Veyahut da müminler için bayram ne zaman? Hesaba kitaba çekildi maşerde, girin cennetime dediğinde müminler için en büyük bayramlardan birisi. ne yapıyordu? Bu tavşan da güle oynaya, hoplaya zıplaya diğerlerini bunu ilan etmeye gidiyordu.
Tohum Ekmek ve Baba Terbiyesi
Dallar, yapraklar toprak kapsinden kurtulunca başlarını yükseltir. Rüzgarın eşi arkadaşı olurlar. Bakarsınız siz şimdi dallara, yapraklara hepsinde bir tohum düşünün. Tohumu attığınız yere, hiç tohumu eken var mı aranızda elini kaldırın. Demirtaşlar zaten önde. Kaldırın, kaldırın ellerinizi. Evet, hiç tohum ekmeyenler tohum ekin. Evet, isterseniz bir çiçek olsun, ister domates fidan olsun, ister biber fidan olsun, isterseniz bir meyve fidan olsun, bir boşluk bulun. Gidin bir tohum ekin. O orada yaşarsın, onu büyütün. Evet, onun o zorluğunu, o sıkıntısını, onun o ihtimamını görün. Anneler çocuk yetiştiriyorlar, mükemmel, muhteşem bir şey. Veya çocuğu olan babalar, eğer biraz ilgililerse, muhteşem çocuk yetiştiriyorlar, ilgili olunca.
Benim gibi ilgisiz oldu mu umrunda değil hiçbir şey. Ama ilgili bir babaysa, yapacak bir şey yok. Çocuk ateşlenmiş, alacak sallayacak ayağında. Ayağında çocuk sallayan babalar elini kaldırsın. Baya baya kılıbıksınız ya, mâşâallâh. Helaliniz var, böyle olun. Harika. Kadınlar da diyecek ki ben çocuk baktım. Ama burada bakanlar. Bir daha kaldırın ellerinizi. Allâh Allâh Allâh Allâh, mâşâallâh sübhânallâh. Vallahi bak. Aaa sen hiç mi bakmadın? İsmail, senin izinden gelmemiş mi bu? Ha Arnavut o. Hacı Erkan da mı o yüzden kaldırmadı elini? O da Arnavut değil mi? Allâh iyilesin inşallah. O yüzden normalde o çocuk bakan kimse çocuğun kıymetini bilir. Bunun gibi tohum ekin. Ciddi mi bu konuda? Bahçelerinizde boş yer olmasın, küçücük bir bahçeniz var, ekin oraya.
Saksıya ekin, ekin. Bir şeyler ekin. Bir şeyler yetiştirin. Bunu yaşayın. Bakın bunu yaşayın. Vela asıl o dallar, yapraklar, ağaçlar normalde ekilince onlar tabi neşv ü nemâ bulacak. Onlar neşv ü nemâ bulması için onlara gerekli bakım olacak. Gerekli bakımları yapılacak. İlacı var, göbresi var, sürülmesi var, sulanması var, budanması var. Mevsim gelince tohum tutunca bir daha ilaçlanması var. Meyveye dönünce ilaçlanması var. O var da Allâh var. Topluyorsun meyveyi, meyvadan sonra bir daha bakımı var. Bitmiyor. Şimdi buradan başka yere geleceğim. Bir dervîş de aynıdır. Öyle sûfî hemen yetişmez, dervîş hemen yetişmez. Her meyve, bak yapraklar daldaki tomurcukları yarıp çıkınca ağacın ta üstüne çıkarlar. o dervîş hemen anında yetişmez.
Nefsi emmarede gelir insan. Bizim topluluğumuz öyledir. Bizde medreseden gelmek kimse yok. Hepimiz hamdolsun, sokaktan gelmeyiz. Öyle olunca o tip insanlarla uğraşmak daha zordur. Medreseden gelen bir kimseyle uğraşmak kolaydır. Otur dersin otur, kalk dersin kalkar. Sokaktan gelen adama otur dediğinde neden bu bana otur dedi? Birader ne iş? Bu kim ya? Kendini ne zannediyor bize otur dedi? Bir dakika ya. Ne yani? Biz buraya geldiğimizde o otur dediğinde mi oturacağız? Başlar sarmaya. Haklı. Sebep o güne kadar mahallenin bıçkın delikanlısı. Kimse ona otur dememiş. Kimse ona buradan yol açın dememiş. İzmir’in bıçkın delikanlısı. Değil mi? Neresi? Yeşildere miydi neresiydi? Tepecikte. Yeşildere’ye yakın değil mi?
Bitişik. Tabi bıçkın delikanlı. Ona birisi diyecek ki kalk biraz öteye git. Kana kalk. Böyle. Böyle ama sûfîlik hepsi de nefse emmarede gelir.
Sûfînin Balçıktan Fidana Dönüşmesi
Nefse emmâre bataklıktır. Karanlıktır. Balçık çamurdur. Nefse emmâre. Orada tohumun yetişmesi mucizedir. Balçığın içinde tohum yetişmez. Balçığın içinde ağaç yetişmez. Balçığın içinde fidan yetişmez. Onu oradan söküp götürmek, orada tohumu yeşettirmek büyük keramettir. Asıl kerâmet odur. Sufiliğin özü budur. Onu balçıktan kurtarmaktır. Onu karanlıktan kurtarmaktır. Onu nefse emmâreden kurtulmasına vesile olmaktır. O balçığın içerisinden onu alıp, üstünü yıkayıp, temizleyip, onu güzelce parlatıp, onu vitrine koymaktır. Sûfîlik budur. Asıl sûfî dergâhların tekkelerinin işi budur. Sûfî dergâhlar temizlerle uğraşmazlar. Onlar zaten temiz. Veya o zaten kendini temiz görüyor. Sûfî dergâhlar işi balçıktan adam kurtarmaktır.
Karanlıktan insan almaktır. Şeytanın ağzından değil, midesinden söküp çıkarmaktır onu. Onu söker, çıkarır, temizler, bir güzel budar, bir güzel onu tımarlarsanız, onun dalları, yaprakları muhteşem bir şekilde ağaç olur, yürür, çıkar. Çünkü o böyle o balçığın içerisinde, o bataklığın içerisinde balçıktan, bataklıktan almış alacağını. O görüyor o pisliği, o necaseti görüyor, o karanlığı görüyor. O birden özgürleşince, balçıktan kurtulunca ağaç olur. Yaprak verir, tomurcuk verir, meyve verir, gölgesi muhteşem olur. Kök salar o her yere. Dallarını, budaklarını gerer her tarafa. Dallarını, budaklarını yükseltir, büyütür. Ve etrafındakinlere faydalı olmaya başlar. Sûfîlik budur işte. O yüzden dal budak sarar her tarafa.
Onun ışığından, onun nurundan, onun feyzinden, onun bereketinden etraf faydalanır. Önceden balçığın içindeydi. Hiç kimseye faydası yoktu. Ama onun tabiri caizse damarı sağlandı. Onun damarı bozuk değildi. Balçığın içinde dahi yaşadı, mücâdele etti. Balçık olmadı, özünü kaybetmedi. Tohum ise tohum özünü kaybetmedi. Genetini bozmadı. Ağaç ise, ağaç genetini bozmadı. Kendini bozdurmadı. Kendi balçığın içerisinde durdu. O bir ilahi el bekliyordu. O ilahi el geldi, onu balçıktan kurtardı. Onu ne yaptı? Hür bıraktı. Onu özgürleştirdi. Özgürleşince o kök saldı. Hem toprağa kök saldı, hem de semaya kök saldı. Semada dallarıyla kök saldı, yerde de kökleriyle kök saldı. O dalları budakları yeşerdi. Dikkat edin.
Bir kimse balçığın içerisinde durabilir. Balçık olmadıysa ümit varsınız. Balçık olmadıysa, balçığın içerisinde hala da iyi duruyorsa, balçığın içerisinde hala da kendine ait karakteri var ise, balçığın içinde dahi kendine ait özü sağlam ise onda ümit vardır. O muhteşem bir dervîş olur. Hazret-i Ömer misali, Hazret-i Ebû Bekir misali, Hazret-i Ali misali, Ebû Zer el-Gıfârî misali. Bunların özleri sağlamdı. Özü sağlamsa bir kimsenin meyhanede de olsa, barda da olsa, pavyonda da olsa, gayrimeşri yolda da olsa, İslâm’ı yaşamasa da, dini yaşamasa da, özü sağlamsa, siz ondan muhteşem bir sûfî çıkarırsınız orta yere. Ama özü bozuksa, balçığın içinde de bozuktur o, dinin içinde de bozuktur. Dinin içerisinde gıybetçi, oynak, her tarafı böyle oynayan, böyle her tarafından her türlü ses çıkan bir Müslüman tipi olur.
Yok, yok az, hiçbir işe yaramaz, hiçbir yola gidilmez, hiçbir şey, bir işe yaramaz bir kimse olur o. Neden? Onun özü sağlam değil çünkü. Onun südü sağlam değil, onun kanı sağlam değil. O kendini her an için bozmaya hazır. Her an için teyyânsın, geri dönmeye hazır. Her an için seni satmaya, beni satmaya, herkesi satmaya hazır o. Sebeb, özü bozuk onun. Onu nereye götürürsen götür, değişmeyecek bir şey. Onu altın kuyusuna atsan, içi altın olmayacak onun gene. Dışı seni yakacak, içi beni yakacak. Onu nereye götürürsen götür, hiçbir şey olmayacak. Ama özü sağlam. Özü sağlam. Kurbân olayım onlara ben. Özü sağlam, velev ki namaz kılmasın. Özü sağlam, velev koruş tutmasın. Özü sağlam, insan gibi insan, karakteri sağlam.
Hiç umurumda değil. Ben onun başıma tac ederim. Onunla yol giderim. Onunla ölümüne yürürüm. Sebeb, özü sağlam çünkü. Özü sağlam. Seni yolda satmaz. Tiyansın demez. Ya acaba doğru mu yoldayız ya? Aa böyle mi acaba ya? Ya bunlar da böyle biraz ağırlığı o ya. Değip geri dönmez o. Evet, o düp düzgün durur. Böyle bir kimse varsa arkadaşınız, tutun elinden. Dost ondan olur, arkadaş ondan olur. Ölümse ölüm, kalımsa kalım. Yürür seninle beraber. Başına ne gelecekse gelir, yürür seninle beraber. Kadın erkek değişmez bunda. Er erdir. Erin kadına erkeği olmaz. Bakın erin kadına erkeği olmaz. Böyle bir kadın olmuş olsa bin tane adamın içerisine salsanız, bin tane adam dokunamaz ona. Bakın bin tane adam olacak, on bin tane adam olacak.
O kadını o adamların içerisine salacaksınız. Vallahi on bin kişiyi dize getirir o. Bozmaz kendini. Bak kendini bozmaz. Ona para vereceksin, önüne altın vereceksin, önüne makam vereceksin, mevki vereceksin, ne istersen ver. O kadın bozmaz kendini. Kadının ası, kadının özü, kadının eridir o. İsterse bataklığın içinde olsun. O kadın o adamın önünde bir şey yapamaz. O kadın o adamın önünde bir şey yapamaz. O kadın o adamın önünde bir şey yapamaz. İsterse bataklığın içinde olsun. Bakın isterse bataklığın içinde olsun. Onu al koluna tak, hatun diye gezdir yedi alem tanısın onu. Bak koluna tak hatun diye yedi alem tanısın onu. Hiçbir şey olmaz. Özü sağlam çünkü. Karakteri sağlam. Kimliği kişiliği sağlam.
O kadın bozulmaz. Makama bozulmaz, mevkiye bozulmaz, adama bozulmaz, çocuğa bozulmaz. Hiçbir şeye bozulmaz o. Kata, yata, arabaya bozulmaz. Ser önüne ne serersen. Varlığa bozulmaz, yokluğa bozulmaz. Sıkıntıya bozulmaz, darlığa bozulmaz, hastalığa bozulmaz. Şana bozulmaz, şöhrete bozulmaz. Bozulmaz da bozulmaz. O kadının eridir. Vay bana mantı almadın teyyânsın dönüyor. Vay ellere bilezik taktılar da bana takmadın teyyânsın dönüyor. Vay ben bugün aç kaldım teyyânsın dönüyor. Vay ben tok kaldım teyyânsın dönüyor. Vay senin teyzen şöyle dedi teyyânsın dönüyor. Allâh muhafaza eylesin. Ömür boyu çile çektirir adama. Özü sağlam değil çünkü. Özü sağlam erkek. Varlıkmış, yoklukmuş, sıkıntıymış, darlıkmış.
Hiç umrunda değil adam. Yürüyor. Hanımına sahip çıkıyor. Çocuklarına sahip çıkıyor. Çocuklarına sahip çıkıyor. Hanımına sahip çıkıyor. Çocuklarına sahip çıkıyor. Her şeyine sahip çıkıyor. Adam gibi adam. Yiğit. Hiç gözünü kırpma. Al arkadaşına dost diye yürü. Ordunun üstüne yürü. Aklına dahi getirme bu adam geri döner mi diye. O da adamın eri. sûfîlik bataklığın içinden alıp onu köklendirip yeşertmektir.
Özü Sağlam Kimse: Er Erdir
Hazret-i Pîr burada neyi demek istedi bilemedim ama benim gönlüme gelen bu oldu. onlar ne yapıyor? Onlar yaprak açıyor. Çiçek açıyor. Dal budak sarıyor. Onlar ne yapıyor? Çevreye ve etrafa iyilik yapıyor. Meyve veriyor. Ve düzgün bir insan karakteri oluşuyor. Bu karakteri bir insan karakteri oluşuyor. Sûfîlik bu. tavşan madem ki bizim için sûfî bir aklı simgeliyorsa MRE’yi yendi. MRE’yi yenince diğerlerine müjde vermeye koşturdu. Her meyve ve her yaprak tomurcunun diliyle Allâh’ın şükrünü terennüm eder. Ve o yetişmiş olan sûfîler her şeyle ne yaparlar? Allâh’a hamd ederler. Ve Allâh’a olan Allâh’a olan hüsnü niyetlerini şükürlerini hamdlerini yerine getirirler. Allâh yolunda mücâdele ederler.
Koşuştururlar. Onlara makam, mevki, şan, şöhret, hal, rü’yâ hiçbir şey onların önüne engel olmaz. Bizim aslımızı ihsan sahibi Allâh yetiştirdi. Nihayet ağaç kalınlaştı doğrulup yükseldi de. bu sufileri, bu topluluğu yetiştiren kim? Allâh. Bizim aslımızı, özümüzü yetiştiren O. Bize ruhlar aleminde üfleyen O. Bize ayağını sabit ede kendi sevgisini Muhammed Mustafa’nın sevgisini bahşeden O. Nefsinizden kötülükleri nefsinizden bilin. Âyet-i Kerime. O zaman bu iyilik, bu güzellik, bu tatlılık, bu özün sağlamlı, bu kanın sağlamlı, bu sütün sağlamlı Cenâb-ı Hak’ın ilmi ilahisinden bir lütuf, bir ikram, bir ihsan, bunun hamdini yapmak gerek. Bunun teşekkürünü yerine getirmek gerek. Sen bir sûfî dergâhla karşılaştın, oraya sûfî olduysan, sağlam bir yerde bunun hamdini yerine getir, bunun şükrünü yerine getir.
Nankörlerden olma, geri dönenlerden olma, gevşeyenlerden olma, bozulanlardan olma, yıkılanlardan olma, olma! Dos doğru ol, ip gibi ol, ip gibi ol! Kendini bozma, paraya, pula, makama, mevkiye bozma! Kendini bozma, parasızlığa, yokluğa, sıkıntıya bozma! Sen helalından iste her şeyi! Çalış, mücâdele et, gayret et! Merak etme! Allâh kendi yolunda mücâdele edenlerin yollarını açar! Allâh yolunu açar! Allâh’a îmân et ve inan! Allâh’ın üzerine hüsn-i zan besle! Kendi kendine şöyle düşünme! Bana yardım etmez diye düşünme! Benim işim ne olacak diye düşünme! Hüsn-i zan besle! O sana yardım edecek! Hüsn-i zan besle! Senin sıkıntını gidecek! Hüsn-i zan besle! Kimin meydanda bırakmış ki? Seni de bırakmayacak!
Sen yeter ki tevhide devam et! La ilahe la’l! Devam et! Namazına devam et! Orucuna devam et! Geceleri ağlamaya devam et! Duaya devam et! O hiçbir şeyi hesapsız kitapsız bırakmaz! Meydanda da bırakmaz! Sen yeter ki dos doğru onun ipine dos doğru sarıl! Allâh bizi onlardan eylesin! Ve iyilikleri de Rabbinden gör! Güzellikleri Rabbinden gör! Kendi nefsini kabartma! Ben yaptım deme! Kendi nefsini öne çıkarma! Allâh muhafaza eylesin! Nihayet ağaç kalınlaştı doğrulup yükseldi de o zaman sen tabiri caizse, ham ben bazen derim ya liman babası gibi ol herkes kemendini sana atsın! O ağaç gibi ol! Kökün yerlerde kök salsın! Rüzgardan devrilmesin! Fırtınadan kopup gitmesin! Hastalıktan çürümesin! İçinde kurt dolaşmasın!
Kökün sağlam bassın yere! Nice fırtınalar göreceksin daha! Nice nice nice nice fırtınalara maruz kalacaksın! Soğuya maruz kalacaksın! Sicağa maruz kalacaksın! Gelecek gerizekalının birisi senin dalını bu danı kesmeye çalışacak! Gerizekalının birisi gelecek seni zehirlemeye çalışacak! Gerizekalının birisi gelecek senin meyveni taşlayacak! Olgunlaşmadan düşürmeye çalışacak! Yolmaya çalışacak yaprağını! Senin kökün sağlam olsun! Sen onun bunun gıybetinden yıkılma! Onun bunun sözünden yıkılma! Onun bunun dedikodusuyla yıkılma! Sağlam dur! Kökünü sağlam laştır! Hiçbir şey seni sallayamasın dahi! Irgılayamasın dahi! Senin dalların budakların da harşa layıya değilsin! Sen öyle iyi insan ol! Sen öyle sûfî ol!
Dalın budan harşa layıya değilsin! Harşa layıya çıkan senin meyveni yesin orada! Bu kimin meyvesi dediklerinde bu ilk sufinin meyvesidir desinler! Cennete gittiklerinde senin meyveni yesin herkes! Allâh senin zikrinden oraya bir ağaç dikmiş, o ağacın meyvesinden cennet halkı nimetlensin! Sen öyle zikret! Sen öyle zikret cennet halkı! Allâh’ı çok zikretmeyen, az zikredip de cennete giden o cennet halkı senin zikrinden Cenâb-ı Hak’ın oluşturduğu meyvalardan yesin! Sen öyle zikret! Senin kökün dünyada meyvaların cennette olsun! Senin kökün dünyada meyven harşa layıda olsun! Senin kökün cennette senin meyven öte alemde olsun! Sen öyle ol! Öyle sağlam bas! Senin bir dalın dünyada olsun, dünyadakini iyisin içsin, bir dalın öbür perdelerde olsun, oradakini iyisin içsin!
Sen öyle ol! Sen Muhammed ümmetisin çünkü! Sen alemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmetisin! Sen de alemlere rahmet olma yolunda koş! Kökünü sağlamlaştır, meyveni uğrunlaştır! Dallarını çoğalt, meyvelerini sarkıt! Allâh cümlemizi onlardan eylesin inşallah!
Kök Dünyâda Meyve Cennette
Su ve çamur içinde olan canlar da, bataklıklardan, su ve çamurdan kurtulunca gönülleri sevinç dolu bir halde Allâh aşkının havasında raks ederler! Ayın 14’ü gibi noksansız ve tam bir hale gelirler! Sen o hale gelince artık sen aşkın perdelerinde dolaş! Sen sudan çamurdan kurtuldun! Dört anasır erba sende gitti! ateş, hava, su gitti sende! Ya! Hiçbir şey kalmadı! Yürü! Sen olgunlaştın! Sen kemâle erdin! Artık sen velilerdensin! O yüzden sudan çamurdan kurtuldun! Artık ötelere doğru yürüyeceksin! Artık ötelere doğru yürüyeceksin! Artık ötelere doğru yürüyeceksin! Ötelere doğru yürürken aşkın neşesinden, aşkın zevkinden ayağını vuracaksın, kolunu çırpacaksın! Allâh cümlemizi onlardan eylesin inşallah!
Allâh cümlemizi onlardan eylesin inşallah! Tenleri oynayıp durur! Ya canları ne haldedir? Sorma! Tamamıyla can olanlara gelince onları hiç sorma! burada da Hazret-i Pir, Allâh-u Alem birkaç sûfî örneği gösteriyor bize. Ya tam canda can olanlar? Ya tam canda can olanlar? Onları sorma! Onları anlatmak Pir makamına gelenler, onları anlatmak dil yetmez! Ama bir de var, onlardan bir çet haltları var. Evet, onlar da ne yapıyorlar? Oynayıp duruyorlar. Sevgiliyle dost olmuşlar. Sevgiliyle dost olmuşlar. Sevgilinin sofrasındalar. Evet, sevgilinin sofrasında olmanın neşesinde, zevkindeler. Evet, sevgilinin sofrasında olmanın neşesinde, zevkindeler. Allâh cümlemizi onlardan eylesin! Allâh cümlemizi onlardan eylesin!
Aslan Zindânda ve Fahreddîn-i Râzî
Tavşan aslanı zindâna soktu! Tavşan aslanı zindâna soktu! Aslan için ne ayıp şey! Bir tavsanciktan geri kaldı! Nefse-i emmari için ne ayıp bir şey değil mi? Nefse-i emmari için ne ayıp bir şey değil mi? devasa bir aslanı düşün! devasa bir aslanı düşün! O devasa aslan küçücük bir tavşanın oyununa geldi. Küçücük bir tavşanın oyununa geldi. Bu büyük bir zül, öyle değil mi? kibirlenenler, nefse-i emmariye tabi olanlar, nefse-i emmariye peşinde koşanlar, câhil kibirliler. Câhil kibirliler. Çünkü her kibirli cahildir. Her câhil kibirlidir, her kibirli de cahildir. bunlar ne yaptı? Kibirlerinden dolayı tavşanın oyununa düştü. kâmil bir akıl, kâmil bir akıl, kâmil bir akıl onları oyuna düşürdü. kâmil bir akıl, onları oyuna düşürdü.
Allâh muhafaza eylesin inşallah. Böyle bir ayıba sahip olduğu halde şaşılacak şey, Böyle bir ayıba sahip olduğu halde şaşılacak şey, şurasıdır ki, bir de kendisine Fahreddîn lakabının takmalarını ister. bir de kendisine Fahreddîn lakabının takmalarını ister. Fahreddîn neydi? Fahreddîn neydi? Dinde ihtiyâr sahibi olan. Dinde ihtiyâr sahibi olan. Senin ismin değil mi? Evet. Buraya şakalarúa geldi. Burada tabi böyle Fahreddîn lakabının takmalarını ister deyince Ten sor~~~~ Hazreti Pirin Babasının üstadihasret batı Fahreddîn razı ile Aynı döneminde insanlara. Hazret-i Pîr Fahreddîn’in razıdan sonra, bir böyle hatırladığım kadarıyla Fahreddîn’in razı biraz sufirlere ters bakarmış. Böyle bir sıkıntı yaşamışlar birbirleriyle aralarında.
Bu evliyâ menkübelerinde geçer. Ve tabi Fahreddîn’in razı, malum tabi işin sonunda yenilmiş. Hazret-i Pîr Allâh-u Alem buna atıfta bulunuyor. Çünkü Fahreddîn’in razı, Fahreddîn ismini takarlar, lakabını takmak isterler dediğinde ona atıfta bulunuyor herhalde. Biz büyüklerin işine karışmayalım. Onlar birbirlerine atıfta bulunurlar, birbirlerine bir şeyler derler, birbirlerine bir şey söylerler. Biz aralarında çiğnenip kalırız sonra. Allâh muhafaza eylesin. Ama Allâh-u Alem bununla alakalı bir şey tahmin ediyorum sadece başka bir şey yok. Çünkü buraya bir not da almamışım. Aklıma gelen o oldu şimdi. Notsuz burası. Allâh-u Alem öyle. Allâh’ım iyi etsin inşallah. Âmîn.
Dünyâ Kuyusunda Mahpus Olan Aslan
Ey kişi! Sen bu dünya kuyusunun dibinde mahpus kalan bir aslansın. Tavşan gibi olan nefsin seni nasıl kahretti? Hazret-i Pîr şimdi sufilere döndü. Dedi ki, sen bu dünya kuyusunun dibinde mahpus kalan bir aslansın. sen bu dünyanın çıfıtlığına gittin. Sen bu dünyanın bozukluğuna aldandın. Sen bu dünyanın süsüne aldandın. Ve kendini kuyuya hapsettin. Ne kuyusuna? Dünya kuyusuna. Sen dünya kuyusuna kendisini hapsettin. Emarede durduğun müddetçe, nefsinin isteklerini yerine getirmeye devam ettiğin müddetçe, sen bu dünya kuyusunda hapis olarak kalacaksın. Ve tavşan gibi bir kimse ne yaptı? Seni kahretti. burada tavşan zahiren küçücük bir şey, aklı çalışmayan bir kimse ama nefsi emmariyi yendi. Nefsi emmariyi onu ne yaptı?
Onu kuyunun içerisine hapsetti, nefsi emmari seni. Ve nefsi emmariye durduğu müddetçe böyle küçücük şeyler seni aldatacak, seni kandıracak. Sen heva hevesine kurbân olup o ömrün boyunca kuyunun dibinden kurtulamayacaksın. Ne zaman ki sen emmâreden, levvameden, mülhümeden kurtuldun, ondan sonra sen kuyudan kurtulacaksın. Yoksa o kuyunun içerisinde kalmaya devam edeceksin. Nefsin neyi emrediyorsa sen onu yerine getireceksin. Harâm tanımayacaksın, helâl tanımayacaksın, farz tanımayacaksın, nâfile tanımayacaksın, sünnet tanımayacaksın, Kur’ân tanımayacaksın, peygamber tanımayacaksın, din tanımayacaksın, akâid tanımayacaksın, fıkh tanımayacaksın. Ya ne nefsin sana emrediyorsa sen onu yerine getireceksin, icra edeceksin.
Sebep, çünkü sen emmarenin kulusun o esnada. Emmâre ne diyorsa onu yapıyorsun. Emmâre sana diyor ki git filanca restoranda harika bir yemek ye, sen gidiyorsun orada yiyorsun. Orada yemek yiyenlere gıptayla bakıyorsun, özeniyorsun. Şat’at yapan, şatafat yapan, Kur’ân ve sünnetin dışında yaşayanlara özeniyorsun. Kur’ân ve sünnetin dışındaki hal ve hareketlere özeniyorsun. Yapamasan dahi o özentiden günaha kebâire giriyorsun. Çünkü elinden fırsat geçmiş olsa yapacaksın. Elinden fırsat geçse yapacaksın. Asıl nefisle mücâdele elinde fırsat varken yapmamaktır. diyor ya onlar Arş-ı Âlâ’nın gölgesinde gölgelenecek kim? Gecenin yarısında çok şanı, şöhreti, güzelliği yerinde bir kadın sana gel dedi de, ben Allâh’tan korkarım, gelemem dediğinde diyor, dediğinde diyor, Arş-ı Âlâ’nın gölgesinde gölgeleneceksin.
Bunu yapmaya muktedir misin? Evet. Bunu yapabilir misin? Evet. Ama yapmıyorsun.
Muktedir Olup Yapmamak Nefis Mücâdelesi
Asıl nefis mücadelesi bu. Birinin boğazını sıkıp yere vurmaya muktedir misin? Muktedirsin. Adam gelmiş sana hakaret etmiş. Sen boğazını sıkıp kolunu kıvırıp yere indirebilir misin? Onu indirebilirsin. Yapmıyorsan nefis mücadelesi bu. Bir tokatta onu yere serer misin? Serersin. Sermiyorsan nefis mücadelesi bu. Bunu içmeye muktedir misin? Muktedirsin. İçmiyorsan nefis mücadelesi bu. Cebinde para var, meyhâneye gidebilir misin? Gidebilirsin. Gitmiyorsan nefis mücadelesi bu. Gitmediğinden dolayı sevap alıyorsun. İçmediğinden dolayı sevap alıyorsun. Tatil yapmaya muktedir misin? Evet. Antalya’da, deniz kenarında her tarafını meydana açıp güneşlenmeye paran var mı? Var. Ama gitmiyorsun ya, gitmemekten dolayı sevap alıyorsun.
Bakın, yapmamaktan dolayı sevap alıyorsun. Sebeb, nefsinle mücâdele ettin. Kadını dövmeye gücün var mı? Var. Sövmeye gücün var mı? Var. İteklemeye, kakıklemeye gücün var mı? Var. Bir hatasından dolayı bunu yapmıyorsan sevap alıyorsun. Nefsle mücâdele bu. Kadın isterse yemek yapar mı? Yapmaz. İsterse bulaşıyı yıkamaz mı? Yıkamaz. İsterse çocuğa bakmaz mı? Bakmaz. Sen gücanda çocuk dolaşır mısın? Evet. Kadın bunu yapmak zorunda olmadığı halde yapıyorsa nefsiyle mücâdele diyor. Alkışlıyoruz kadınları. İsterseniz alkışlamayın hadi. Salim sen ne alkışlamıyorsun? Allâh iyiliğini versin senin ya. Ne yapayım? Sen alkışlamadın gibi geldi. Alkışladın, görmedim elini de o yüzden. Ay mâşâallâh sübhânallâh.
Tamam.
Eşe Değer, Erlik ve Harâm Çizgisi
Biz kadınlarımıza kıymet veririz, değer veririz. Biz alkışlarız eşlerimize. Sûfî demek eşine değer veren, çocuklarına değer veren, evine değer veren, kıymet veren kimsedir. Sen değer verirsen kıymetlenir. Sen değer vermezsen kıymetlenmez. Baba çocuğuna değer katar. Adam kadınına değer katar. Adam. Adam. Evet. Kadına değer katan adamdır. Adam kıymet verirse kimse onun gözünün üstünde kaşın var diyemez. Babamdan öğrendim bunu. Anneme bir Allâh’ın kulu, babamın sağlığında öldükten sonra da benden dolayı diyemediler. Bir Allâh’ın kulu anneme gözünün üstünde kaşın var diyememiştir. Kendi ağabeyleri dahil. Babam mâşâallâh küfür noktasında edebiyatı çok genişti. Şeytân düğmeyi eklemiştir önünde. Böyle edebiyatı genişti.
Arkasından ne gelecek diye bekliyorduk biz. Böyle repete yok. Hep yeniler var böyle. Kişinin şahsına münhasır küfür üretiyordu. o küfürleri yemektense hemen çıkar ver ağzına güm, küt git. Yoksa ona vuracaksın çünkü. O yüzden anneme kimse dokunamazdı. Eşlerinize sahip çıkacaksınız. Eşinize sahip çıkınız. Eşinize sizden başka laf söyleyen olmayacak. Evet. Eşiniz de bunun farkına varıp herkese hakem kesmeyecek. O da terbiyesiyle, vakarıyla hareket edecek. Ama bilecek ki eşi onun hakkını korur. Bilecek ki eşi onu muhafaza eder. Bilecek ki eş onun arkasında Uhud sıradağları gibi duruyor. Çocuk bilecek bir baba var arkada. Uludağ gibi duruyor. Çocuk onu bilecek. Kadın erkek, kız, erkek çocuk hiç önemli değil.
Bilecek ki babam var arkamda Uludağ gibi. Bu sûfîlik terbiyesidir. Biz o yüzden eşlerimizi alkışlarız. Çocuklarımızın arkasında dururuz. Terbiyesinin de arkasında dururuz. Sakın ha harâm işlemeyeceksiniz. Harâm davranmayacaksınız. Haramla iştigal etmeyeceksiniz. Sakın ha. Bizim kırmızı çizgimizdir harâm. Harâm bizim kırmızı çizgimizdir. Bunu yerleştireceğiz. diyor ki, sen emmâre kuyusunda durursan aldanırsın. Emmâre kuyusunda durma. Emmâre kuyusunda oyalanma. Emmareden çık. Kendine bir üstâd ara. Bir üstâd bul. Git onun elinden tut. Allâh yolunda yürü. O üstadın elinden tut. Bırakmamacasına tut. Hele hele böyle yalım yalpak değil. Döp düzgün tut. Döp düzgün tutacağım bir üstâd bul. Kim olursa olsun.
Tuttun mu bir hal? Bırakma. Onun da sözlerini dinle. Bu kim olursa olsun. İsterse ağaç olsun bağlandın. Sözünü dinle Kur’ân ve Sünnet tarihisinde. Yap dediğini yap, yürü dediğinde yürü. Otur dediğinde otur, kalk dediğinde kalk. Sözünü dinle. Nefsine uymak. Nefsini şeh edinme. Nefsini şeh edindiği müddetçe o emmâre kuyusunda duracaksın. Yüz bin tane şeyhe bağlan. Önemli değil. Sen nefsine uyduğu müddetçe, nefsini şeh ettiğin müddetçe emmâre kuyusunda duracaksın. Kime intisâb edersen et. Kime intisâb edersen et. Sen nefsine uyduğu müddetçe emmâre kuyusunda durursun. Allâh muhafaza eylesin inşallah.
Emmâre Kuyusundan Çıkış ve Müjde
Sen nefsini şehada yiyip içmekte zevk ve sefa etmekte. Sen ise şu dedikodu bahis ve münâkaşa kuyusunun dibindesin. Sen nefsine uymuşsun ya. Nefsine uyduğundan dolayı yiyip içiyorsun boyuna. Zevki sefa ediyorsun. O emmâre kuyusundaki o senin zevki sefa. Nefsini sefa et. Nefsini sefa et. Nefsini sefa et. O senin zevki sefa sana gerçekmiş gibi geliyor. Sanki kalıcıymış gibi geliyor değil. Sen dedikodu ve bahis ve münâkaşa kuyusunun dibindesin diyor. Sen o münâkaşa, o nefsin oyunlarının içine düşmüşsün. Sen o öyle miydi, bu böyle miydi? Bu hadîs böyle miydi?, Bu âyet böyle miydi, şu şöyle miydi, bu böyle miydi? Bu aynı münâfaka şey. En mağariden kurtul. En mağariden kurtulmadığın müddetçe kurtuluşu bulamayacaksın.
Allâh muhafaza eylesin. O aslan avcısı tavşan av hayvanlarının bulunduğu yere koşup birbirinizi muştulayın. Size müjdeci geldi. Müjde ey zevki sefaya dalmış olanlar. Müjde ki o cehennem köpeği geldi, cehenneme gitti dedi. Evet, 1355’ten devam edeceğiz inşallah. Şuraya bir not düşelim. Sorulara da bakacağım inşallah. Şuraya bir not düşelim. Sorulara da bakacağım inşallah.
Soru-Cevap: Dervîş Eşi, Niyet ve Kapanış
Ben dergaha yeni katılan bir bayan kardeşinizim. Eşim gelip ders almamı çok istedi. Ama şimdi de çocuklarımızı bahane ederek gelmek ve bizi getirmek istemiyor. İki erkek çocuğum var, burada yetişsin istiyorum. Eşim rahat gelip gitmek istiyor. Hussisi bu günlerde arkadaşlarını alıyor. Bizi almamak için misafir davet ediyor. Ben ne yapabilirim? Bizim en büyük handikaplarımızdan birisi bu erkek kardeşler. Hem eşlerine ders aldırıyorlar hem getirip götürmek onların nefislerine zor geliyor. Hem ders alsınlar diye uğraşıyorlar doğru. Ders aldıktan sonra da onları getirip götürmek onlara zul geliyor. Bir böylesi var. Bir daha var. Dervişle evleniyor. Dervişle evlenmezden önce o kızcağız her derse gidiyor.
Bunu biliyorlar. Bunu bile bile bir dervîş kızla evleniyor. Dervişle evlendikten sonra yok bugün hava soğuk, yok hava bugün yağıştı. Yok çocuk hasta olur. Yok çocuk üşütür. Bu sefer de onlar da öyle bırakıyor. Hepsi de yanlış. Allâh muhafaza eylesin. Doğru değil yaptığı arkadaşların. Doğru değil. O yüzden bir erkek eşi derse gelmek istediği halde getirmiyorsa, çocukları derse gelmek istediği halde getirmiyorsa sorumlu. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. İnsanlar hayır yapar, mükafatları akıllarına göre verirler. Râmûzü’l-Ehâdîs. Akılları mı, niyetleri mi ya? Bu hadîse bir daha baksın bu kardeş. Bu böyle şey gibi gelmedi bana. Niyeti se eyvallah. Bu ne? Bu ne? Bu ne? Bu ne? Bu ne? Bu ne? Bu ne? Bu ne?
Bu ne? Bu ne? Bu ne? Bu ne? Bu ne? Bu ne? Bu ne? Bu ne? Bu ne? internetten bakmışsınız bu hadîs-i şerife. Râmûzü’l-Ehâdîs, evet. Evet. Buradaki akıldan kasıt büyük bir ihtimalle niyeti o kimsenin. akıllarına göre mikafatını alacak aklı, aklı ilgilendiren şey niyet çünkü niyetine göre mikafatını alacak. Eğer aklı ne kadar olgunlaştıysa kemâlâtına değilse niyeti de o kadar olgunlaşacak ve kemalerecek. Böylece mikafatı daha artmış olacak. Allâh-u Alem. Evet. Bu Râmûzü’l-Ehâdîs’i ben çok okumadığımdan dolayı benim ilgimi çekti bu. El-Fâtihâ, maa salavât. Âmîn. Eyvallâh. Haklarınıza helâl edin. Bizden yanında helâl olsun inşallah. Geceniz hayır olsun.
Kaynakça ve Referanslar
- Açılış Tevhîdi ve Tavşan-Aslan Özeti: “Lâ ilâhe illallâh Muhammeden Resûlullâh” kelime-i şehâdeti — Buhârî, Îmân 1; Müslim, Îmân 43; cemî’an enbiyâ-i ve’l-mürselîn üzerine salât ü selâm — Ahzâb 33/56; “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûluhû” ile son nefese kadar kelime-i tevhîd üzere yaşama niyâzı — Müslim, Îmân 43 (“Lâ ilâhe illallâh diyerek ölen kimse cennete girer”); Mesnevî 1340. beytten devam ve “Tavşan’ın av hayvanlarına aslan kuyuya düştü diye müjde götürmesi” başlığı — Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf I. cilt; tavşanın aksinden ürkmüş aslan temsîli ve kuyunun dibine kendini atan Nefs-i Emmâre — Yûsuf 12/53 (“Nefs kötülüğü ister”); tavşan’ı kâmil akla, aslanı Nefs-i Emmâreye teşbîh ile hırs-hınç-tama’-vahşîlik sembolüzmi — Mevlânâ, Mesnevî I. cilt (avcı-aslan kıssası silsilesi)
- Tavşanın Müjde Koşusu ve Kurtuluş Bayramı: Tavşan’ın ölümden kurtulup çayıra döne-oynaya gitmesi mısrasıyla selâmet neşesi — Mevlânâ, Mesnevî I. cilt; büyük sıkıntıdan kurtulan kimsenin müjdeyi yayma refleksi ile peygamberâne tebşîr geleneği — Sebe 34/28 (“Biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik”); özgürlüğüne kavuşan kölenin/mahpusun sevinci ile Yûsuf aleyhisselâm’ın zindândan çıkışı — Yûsuf 12/54; devlet bayramı istiâresi ve Ramazân orucunun ardından bayram şenliği — Buhârî, Savm 13 (“Oruçlunun iki sevinci vardır: iftar ve Rabbine kavuşma sevinci”); Hac menâsikinde Arafât-Müzdelife-Şeytân taşlama ardından kurbân-tıraş bayramı — Bakara 2/196-200, Hac 22/26-29; mü’minin en büyük bayramı “haseb ve kitaba çekilince ‘girin cennetime’ hitâbını almak” — Fecr 89/27-30 (“Ey huzûra ermiş nefs, Rabbine dön… gir kullarımın arasına, gir cennetime”)
- Nefs-i Emmâreye Galebe ve Bayramın Hakkı: Nefs-i Emmâreyi öldüren kâmil aklın özgürlüğe adım atması — Fecr 89/27-30 (nefs-i mutmainne mertebesi); Emmâre-Levvâme-Mülheme-Mutmainne mertebeleri — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Riyâzati’n-Nefs; Yûsuf 12/53 (Emmâre), Kıyâme 75/2 (Levvâme), Şems 91/8 (Mülheme), Fecr 89/27 (Mutmainne); “Ey nefs Rabbine râzî olarak dön” hitâbına mazhariyet — Fecr 89/28; “dallar ve yapraklar toprak hapsinden kurtulunca başlarını yükseltir, rüzgârın eşi olurlar” mısrasıyla fenâdan bekâya yükseliş — Mevlânâ, Mesnevî I. cilt; Hazret-i Peygamber’in “Büyük cihâd nefs ile cihâddır” sözü — Beyhakî, ez-Zühdü’l-Kebîr; meşerde hesaptan sonra müjde alan mü’minin bayramı — Âl-i İmrân 3/185, İnşikâk 84/7-9
- Tohum Ekmek, Ağaç Yetiştirmek ve Baba Terbiyesi: Tohum ekme tavsiyesi ve küçücük bahçede saksıda çiçek-domates-biber-meyve fidanı yetiştirme sünneti — Buhârî, Hars ve Müzâra’a 1 (“Bir Müslüman bir ağaç diker veya bir tohum eker de ondan insan, hayvan veya kuş yerse bu onun için sadaka olur”); çocuk terbiyesinin ihtimâm isteyişi ve ilgili baba tipi ile ilgisiz “kılıbık” mukâyesesi — Tahrîm 66/6 (“Kendinizi ve ehlinizi ateşten koruyun”); Nisâ 4/9 (zayıf çocuklar bırakmaktan korkma); baba-çocuk uyumunun İslâm’daki yeri — Buhârî, Edeb 19 (“Her biriniz çoban… erkek ehline çobandır”); Ahmed Özbağ (baba) hâtırası ve annesinin hakkını koruyuşu (menkıbe); İsmail, Hacı Erkan gibi isimlerle çocuk bakmanın kıymeti — Tirmizî, Birr 7 (“Cennet anaların ayakları altındadır” atfı); ağacın neşv ü nemâsı ile dervîşin yetişmesinin istiâresi — Mevlânâ, Mesnevî I. cilt; ilaç, gübre, sürme, sulama, budama, tohum tutma merhaleleri ile sûfî terbiyesinin merhalelendirilişi — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, âdâbu’r-riyâza
- Sûfînin Balçıktan Fidana Dönüşmesi: “Bizde medreseden gelen yok, hepimiz sokaktan geliriz” kabûlü ile balçık içinden adam kurtarma hizmeti — Mevlânâ, Mesnevî I. cilt; Nefs-i Emmâre bataklığı ve karanlığı ile tohumun orada yeşermesinin kerâmet sayılması — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, âdâbu’l-ictibâ; “Şeytân’ın ağzından değil midesinden söküp çıkarmak” mısrasıyla istihlâs-ı nefs — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; temizlerle uğraşmayan, kendini temiz görene hizmet vermeyen sûfî dergâhı âdâbı — Bakara 2/216 (hoşunuza gitmeyen şey sizin için hayırlı olabilir); Tepecik-Yeşildere bıçkın delikanlı örneğiyle sokaktan gelenin terbiyesi (hâtıra); “otur dediğinde otur, kalk dediğinde kalk” sûfî âdâbı — Küşeyrî, Risâle, bâbu’l-edeb; Halvetî-Şa’bânî-Karabaşî dergâhı âdâbında sâlikin ham topraktan meyve veren ağaca dönüştürülmesi — Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri silsilesi; ağacın dallarını budaklarını geren, her tarafa feyz-bereket-nur saçan dervîş temsîli — Mevlânâ, Mesnevî I. cilt; damarı sağlam-özü sağlam tohumun balçığın içinde genetini bozdurmayışı — Şems 91/7-10; Hazret-i Ömer, Hazret-i Ebû Bekir, Hazret-i Ali, Ebû Zer el-Gıfârî örneklerinde özü sağlam sahâbî tipi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Fakr ve’z-Zühd
- Özü Sağlam Kimse: Er Erdir: “Özü sağlamsa meyhânede de, barda da, pavyonda da olsa muhteşem sûfî çıkarılır” mısrasıyla isti’dâd-ı fıtrat — Bakara 2/256; “Dînin içinde gıybetçi, oynak, her türlü ses çıkaran Müslüman tipi” tenkîdi — Hucurât 49/11-12; kan-süt sağlamlığı ile hîleye-tiyansına-dönmeye hazır olmayan insan — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Âfâti’l-Lisân (yalan ve vefâsızlık); “Velev ki namâz kılmasın, velev koruş tutmasın, özü sağlam, insan gibi insan” nidâsıyla karaktere îtimâd — Hadîd 57/25 (insanın adâletle kıyâm yüklenmesi); “Tiyansın demez, ‘ya acaba doğru mu yoldayız’ demez” mısrasıyla sebât-ı kalb — Âl-i İmrân 3/146; “Er erdir, erin kadına erkeği olmaz” ile cinsiyet üstü karakter sabitesi; bin/on bin adamın ortasına salsanız bozulmayan kadın tipi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, nisâ edebi; Mâide 5/8 (adâlette sebât); “özü sağlam kadın koluna tak yedi âlem tanısın” mısrasıyla iffet ve kendine sâhib çıkma — Ahzâb 33/33; mantı-bilezik-aç-tok teyze imtihânlarında tiyansın dönmeme ideali; Ahmed Özbağ (baba) hâtırası: annesine kimse “gözünün üstünde kaşın var” diyememiş, küfür noktasında edebiyat geniş, eşini-çocuğunu koruyan adam tipi (menkıbe); “eşiniz Uhud sıradağları gibi arkada durur, çocuk babasını Uludağ gibi bilir” — Tahrîm 66/6, Nisâ 4/34 (erkeğin kavvâmlığı); sûfîlik terbiyesi: eşlere alkış, çocukların arkasında duruş, harâmı kırmızı çizgi ilan etme — Buhârî, Nikâh 80 (“Sizden en hayırlınız ehline en hayırlı olanınızdır”)
- Kök Dünyâda Meyve Cennette: İnsân-ı Kâmil: “Liman babası gibi ol, herkes kemendini sana atsın” istiâresiyle sûfînin râci’-ıhtıyâc-mercei olması — Kehf 18/28; kökün toprağa-semâya kök salması ile insân-ı kâmil’in kevn ü fesâd-âlem-i mülk âlem-i melekût arasındaki berzâhı — İbn Arabî, Füsûsu’l-Hikem; “Rüzgârdan devrilmesin, fırtınadan kopmasın, hastalıktan çürümesin, içinde kurt dolaşmasın” nidâsıyla sebât-ı kalb — İbrâhîm 14/24-25 (“Güzel söz, kökü sabit dalları gökte olan güzel ağaca benzer”); “nice nice fırtınalara maruz kalacaksın, gerizekâlının biri senin meyveni taşlayacak, yolmaya çalışacak” — Ahzâb 33/48, Furkân 25/63 (ezâya sabır); “Senin meyveni arş-ı âlâda yesin, cennet halkı zikrinden dikilmiş ağacın meyvesiyle nimetlensin” mısrasıyla zikrin cennette ağaç olarak zuhûru — Tirmizî, Daavât 59 (“Lâ ilâhe illallâh’ı ne kadar çok zikrederseniz cennete o kadar çok ağaç dikilir”); İbn Mâce, Edeb 56; Muhammed ümmeti’nin âlemlere rahmet olma vazifesi — Enbiyâ 21/107 (“Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik”); Âl-i İmrân 3/110 (ümmet-i vasat); “Su ve çamurdan kurtulup dört anâsır-ı erba’a (ateş-hava-su-toprak) gittikten sonra aşkın perdelerinde dolaşma” ile fenâ-i sûret ve velâyet — İbn Arabî, Füsûs, Fass-ı İbrâhîmî; ayın 14’ü gibi noksansız-tam hâle gelme istiâresi — Necm 53/17-18 (bedir temsîli); Hadîd 57/28 (iki kat rahmet ve aydınlıkta yürünen nûr)
- Tavşan Aslanı Zindâna Sokunca: Fahreddîn-i Râzî: “Tamamıyla can olanları sorma, onlar oynayıp duruyor, sevgiliyle dost olmuşlar, sevgilinin sofrasındalar” mısrasıyla fenâfillâh makâmı — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Mahabbe; “Tavşan aslanı zindâna soktu, aslan için ne ayıp, tavşanciktan geri kaldı” mısrasıyla Nefs-i Emmâre’nin küçücük akla mağlûbiyeti — Mevlânâ, Mesnevî I. cilt; cahil kibirli, kibirli câhil mukâyesesi — Lukmân 31/18 (“İnsanlara yanağını büküp büyüklenme”); Furkân 25/63 (“Rahmânın kulları yeryüzünde tevâzu ile yürürler”); “Kendisine Fahreddîn lakabının takılmasını ister” nidâsında Fahreddîn-i Râzî’ye atıf ve Mevlânâ-Fahreddîn arasındaki menâkıb-ı târihî (Hazret-i Pîr Mevlânâ’nın babası Bahâeddin Veled ile Fahreddîn-i Râzî’nin ihtilâfı) — Ahmed Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn; Fahreddîn-i Râzî’nin sûfîlere zaman zaman ters bakışı ve sonunda yenilmesi — Sehâvî, ed-Dav’u’l-Lâmi’; “Büyüklerin işine karışmayalım, aralarında çiğneniriz” tevâzu âdâbı — Hucurât 49/1-5; Rahmetu’l-Kebîr için “lakab” mevzûu ve isim meşrûbiyeti — Tirmizî, Edeb 68
- Dünyâ Kuyusunda Mahpus Olan Aslan: “Ey kişi, sen bu dünyâ kuyusunun dibinde mahpus kalan bir aslansın, tavşan gibi olan nefsin seni nasıl kahretti” nidâsıyla Hazret-i Pîr’in sûfîlere hitâbı — Mevlânâ, Mesnevî I. cilt; dünyânın çıfıtlığı-bozukluğu-süsüne aldanarak kendini kuyuya hapsetme — Hadîd 57/20 (“Dünyâ hayâtı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir”); Ankebût 29/64 (“Âhiret yurdu asıl hayâttır”); Emmâre’de duran kimsenin küçücük şeylerle kandırılıp ömür boyu kuyudan kurtulamayışı — Yûsuf 12/53; nefsin emirlerini yerine getiren kimsenin harâm-helâl-farz-nâfile-sünnet-Kur’ân-peygamber-dîn-akâid-fıkıh tanımaması — Câsiye 45/23 (“Hevâsını ilâh edineni gördün mü”); Furkân 25/43-44; emmâre-levvâme-mülheme merhalelerinden kurtuluşun zorunluluğu — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Riyâzati’n-Nefs; şatafatlı restorâna, yasak yiyen-içene gıpta-özenti ile kebâir işleme — Enfâl 8/25 (fitneden sakınma); İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Âfâti’l-Lisân (hased ve özenti)
- Muktedir Olup Yapmamak: Asıl Nefis Mücâdelesi: “Arş-ı Âlâ’nın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıf” hadîsinden “Makâm-sâhibe bir kadın kendisini çağırsa ‘Ben Allâh’tan korkarım’ diyen delikanlı” — Buhârî, Ezân 36; Müslim, Zekât 91 (seb’atün yuzıllühumüllâhü fî zıllihî); yûsufâne iffet — Yûsuf 12/23-24, 33 (“Rabbim zindân bana daha sevimlidir”); “Muktedir misin? Evet, ama yapmıyorsan nefis mücâdelesi bu” düstûruyla irâde-i tekvîniye ve teşrî’iye arasındaki imtihân — Mülk 67/2 (hanginizin daha güzel amelde bulunacağını); boğazını sıkıp yere vurmaya, tokatla serer, meyhâneye gitmeye, Antalya’da deniz kenarında güneşlenmeye muktedir olup yapmamak — Âl-i İmrân 3/134 (“Öfkesini yutanlar, insanları affedenler”); “Yapmamaktan sevâb alıyorsun” ile terkin fazîleti — Buhârî, Îmân 6; kadını dövmeye-sövmeye güç yetirip yapmayan adamın ecri — Nisâ 4/19 (“Onlarla iyi geçinin”); kadının mecbûr olmadığı hâlde yemek yapıp bulaşık yıkaması-çocuğa bakması ile nefs ile mücâdele — Tirmizî, Radâ’ 11 (“Kadın ev işlerinden sorumlu değildir, fakat yaparsa sadaka olur”); Buhârî, Edeb 42
- Eşe-Çocuğa Değer, Adamın Erliği ve Harâm Çizgisi: “Sûfî demek eşine değer veren, çocuklarına değer veren, evine değer veren kimsedir” mısrasıyla aile nizâmı — Tahrîm 66/6, Nisâ 4/19, Rûm 30/21; “Sen değer verirsen kıymetlenir, sen değer vermezsen kıymetlenmez” ile irâde-i tekvîniyenin âile içindeki yansıması — Mülk 67/2; “Kadına değer katan adamdır, adam kıymet verirse kimse onun gözünün üstünde kaşın var diyemez” ile kavvâmlık — Nisâ 4/34; Ahmed Özbağ (baba) hâtırası: annesine hiç kimsenin laf edememesi, küfür noktasında edebiyatı geniş, tekrâr edilmeyen kişiye-mahsûs küfür üretme (menkıbe); eşe sâhip çıkma, hakemliği reddetme, eşin vakâr-terbiyesiyle hareket etmesi — Buhârî, Nikâh 80; “Eşiniz arkanızda Uhud sıradağları gibi duruyor, çocuk babanızın Uludağ gibi olduğunu bilecek” mısrasıyla kavvâmlığın hissettirilmesi — Nisâ 4/34, Tahrîm 66/6; “kadın-erkek, kız-erkek çocuk fark etmez, babam var arkamda Uludağ gibi” tasavvufî terbiye — Ahmed b. Hanbel, Müsned; “Harâmı kırmızı çizgi edinmek, harâmla iştigâl etmemek” düstûruyla takvâ-i amelî — Hucurât 49/13, Bakara 2/183 (takvâ); Tirmizî, Zühd 11 (“Harâmın azı da çoğu da harâmdır”)
- Emmâre Kuyusundan Çıkış ve 1355. Beyte Geçiş: “Sen emmâre kuyusunda durma, bir üstâd ara, bul, elinden tut, bırakmamacasına tut” nidâsıyla mürşid-i kâmile intisâb âdâbı — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif; Âl-i İmrân 3/103 (“Allâh’ın ipine hep birlikte sarılın”); “Kim olursa olsun, isterse ağaç olsun bağlandın, sözünü Kur’ân ve Sünnet tarîhisinde dinle” ile âdâbu’l-mürîd — Küşeyrî, Risâle; nefsini şeh edinen kimsenin yüzbin şeyhe bağlansa dahî emmâre kuyusunda kalacağı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, nefs-i emmâre bâbı; “Şu dedikodu-bahis-münâkaşa kuyusunun dibinde zevk ü sefâ” tenkîdi — Hucurât 49/12 (gıybet ve tecessüs); Münâfikûn 63/4; “Sen emmâreden kurtul, kurtulmadıkça kurtuluşu bulamazsın” kaidesi — Fecr 89/27-30; “O aslan avcısı tavşan, av hayvanlarına koşup ‘ey zevk ü sefâya dalmış olanlar müjde, cehennem köpeği cehenneme gitti’ dedi” mısrası — Mevlânâ, Mesnevî I. cilt; 1355. beyte geçiş notu ve dersin devamı niyâzı — Mevlânâ, Mesnevî I. cilt, tavşan-aslan bölümü kapanışı
- Soru-Cevap: Dervîş Eşi, Niyet ve Kapanış: Dergâha yeni katılan hanım mürîdin eşi tarafından çocuklar-arkadaşlar-misâfir bahânesiyle derse getirilmemesi suâli — Nisâ 4/19 (“Onlarla iyi geçinin”); Tahrîm 66/6 (aile sorumluluğu); “Erkek kardeşlerin en büyük handikâplarından: eşine ders aldırıp getirip götürmeyi nefsine zül sayma” tenkîdi — Buhârî, Nikâh 80 (“En hayırlınız ehline en hayırlı olandır”); dervîş kızla evlendikten sonra “hava soğuk-çocuk üşütür” bahâneleri ile derse mâni olan kocanın sorumluluğu — Tirmizî, Birr 11; “Eşi ve çocukları derse gelmek istediği hâlde getirmiyorsa mes’ûldür” düstûrun — Tirmizî, Radâ’ 11; “İnsanlar hayır yapar, mükâfâtları akıllarına göre verirler” rivâyeti — Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs ve Ahmed Ziyâuddîn Gümüşhânevî, Râmûzü’l-Ehâdîs (bu rivâyet için tahkîk notu: asıl metinde “niyetlerine göre” mânâsı akıl ile tefsîr edilebilir çünkü akıl niyeti belirler); “Niyet” ile “akıl” arasındaki irtibât — Buhârî, Bed’u’l-vahy 1 (“İnnemâ’l-a’mâlü bi’n-niyyât”); aklın kemâli niyetin kemâli ile birleşince mükâfâtın artması — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’n-Niyye ve’l-İhlâs; kapanış: El-Fâtihâ maa salavât, “haklarınıza helâl edin, bizden yanında helâl olsun, geceniz hayır olsun” duâsı — Sâffât 37/180-182 (“Sübhâne Rabbike Rabbi’l-izzeti ammâ yasifûn ve selâmun ale’l-mürselîn ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn”)
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Makâm, Fenâ, Mürşid, Mürîd, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı