Giriş ve Seyahat Duyurusu
Selamün aleyküm. Geceniz hayırlı olsun inşallah. Gündüzünüz hayırlı olsun. Ayınız, yılınız, ömrünüz hayırlı olsun inşallah. Bir Cumartesi Mesnevî Sohbet’den de yine beraberiz. Cenâb-ı Hakk cümlemizi Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışan, Kur’ân ve Sünnet’i öğrenen ve yaşayanlardan eylesin inşallah. Birkaç sohbet aranızda olamayacağız. Bir yurt dışı seyahatlerimiz olacak. O yüzden zannediyorum birkaç hafta bir boşluk olacak. İnşallah yurt dışı seyahatlerimiz bitince kardeşlerimize, arkadaşlarımıza yeniden sohbetlerin başladığını bildireceğiz. Cenâb-ı Hakk cümlemizi hayırlı yollarda istihdam eylesin inşallah. Bugün Mesnevî 1.
Böyle Hakkında
917. Beyit: Beladan Belaya
Cet 917. Beyt’ten okumaya başlayacağız inşallah. Çokları belâdan belaya, yılandan ejderhaya sıçrarlar. Geçen haftadan inşallah bir hatırlatma yapalım. av hayvanları diyorlardı ki, çalışıp kazanınla bil ki halkın itikaz zayıflığı yüzünden Harislerin boğazları miktarınca bir yağ lokmasıdır. Tevekkülden daha güzel bir kazanç yoktur. Esasen hakka teslim olmadan daha sevgili ne var? Demişlerdi ve devam ediyorlar. Çokları belâdan belaya, yılandan ejderhaya sıçrarlar. Bu insanlar tevekkül etmediklerinden dolayı kendilerince bu hırslarından, bu dünya tamahlarından, dünyalık işlerinden dolayı veyahut da bu sebeplere bakmalarından dolayı bir belâdan başka bir belaya, yılandan kaçarken ejderhaya tutulurlar. bir örneğin kazadan veya eski tabirle kazay ilahiden kurtuluş gördükleri tarafa kaçarlar ama kurtuluş gördükleri taraf daha büyük bir sıkıntı olur.
Ve böylece bir kimse bir belâdan başka bir belaya, hatta daha ağır bir belaya gitmiş olur. bir imtihandan kaçarsınken bir kimse, bir imtihan ona sıkıntı verecek, imtihandan bunaldığında ondan kurtulmak için mücadele ederken daha büyük bir belaya, daha büyük bir sıkıntıya düğçar olur. Bunu tarif ederken de kaçtıkları yılan ise onun normal yılandan kaçarken ejderhaya tutulmak gibi. rüzgardan kaçarken fırtınaya tutulmak gibi. Küçük bir dalgadan kaçarken kocaman devasa bir dalgaya tutulmak gibi. Mesela bir kimse, örnekliyorum fakirdir kendisi, fakirlikten kurtulmak için kendince fakirlikten kurtulacak teşebbüslerde bulunur. Böyle bir teşebbüslerde bulunduğunda harama bulaşmış olur. Ne bileyim dünya sevgisine bulaşmış olur.
Fakirliğe sabrederken, şükrederken, hamdederken o fakirlikten kurtulurken daha büyük belalara ve müsübetlere daha büyük bir sıkıntılara düğçar olabilir. Bir kimse karadır, fakir zaruret içerisinde belki de hayat yaşıyordur ama velakin aç değildir, açıkta değildir. Kendince yetiyordur kendisine ama buna hamdetmez, buna şükretmez, buradan kurtulmak için kendince yanlış yollara tevessül edebilir, sıkıntılı yollara tevessül edebilir. Veyahut da boyunu aşan, gücünü aşan yollara tevessül edebilir. Bu sefer de fakirlik bir yılansa dünyaya dalma, dünyaya aşık olma, dünyanın pisliğine, sıkıntılarına bulaşma bir ejderha gibi olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hazret-i Pîr hayvanların ağzından diyor ki, insanoğlu bu hırsından dolayı bir belâdan başka bir belaya doğru koşturur veyahut da yılandan kaçarken ejderhaya tutulur.
Allah muhafaza eylesin. İnsan hile etti ama hilesi kendisine tuzak oldu. Can sandığı kan içici bir düşman kesildi. İnsan hile etti kapıyı kapadı halbuki düşman evinin içindeydi.
Firavun ve Mûsâ Aleyhisselâm Kıssası
Firavun’un hile ve tedbiri de buna benzer masallardandı. O kin güdücü yüz binlerce çocuk öldürdü, aradıysa evinin içindeydi. Bu insan hile etti Firavun hile etti. müneccimler toplandılar, müneccimler toplanarak dediler ki Firavun’a senin saltanatını yerle bir edecek, senin sarayını yerle bir edecek, bir erkek çocuk gelecek, bu erkek çocuk senin sarayını ve saltanatını yerle bir edecek dedi. Bu sefer Firavun bütün ülkeye emir yayınladı ve bütün ülkeye emir yayınlayarak o sene doğmuş olan bütün erkek çocuklarını katletmeye başladılar. Ve müneccimler her daim buna bakıyorlardı ve her daim baktıklarında o erkek çocuğun hala da sağ olduğu ve erkek çocuğun yaşadığı görünüyordu. Ve Firavun o erkek çocuğu yaşıyor diye bütün hafiyelerini, bütün askerlerini, bütün polislerini, bütün gizli servisini ülkenin içerisine yaydı.
Nerede bir erkek çocuk doğarsa onu katlediyorlardı. Ve Mûsâ aleyhisselamın annesi de çocuğu doğdu. Çocuğu doğunca Cenâb-ı Hakk Allah Mûsâ’nın annesine ilham ettiği ayet-i kerimesi mucibince Cenâb-ı Hakk onun kalbine ilham etti. Kalbine ilham edince o çocuğu bir müddet emzirdi ve çocuğu ne yazık ki bir kutunun bir sandığın içerisine koyup bir sepetin içerisine koyup Nil’e bıraktı. Ve Nil’e bırakınca Firavun da kızıyla beraber Nil kenarındaydı. Ve o sandığı görünce kendi kızıyla Firavun dediler ki sandığın içerisindeki mal ise Firavun’a dedi ki mal ise benim olsun can ise senin olsun. Kızıyla böyle konuştular bir rivayette ve askerler Nil’deki o sandığı getirdiler. Nil’deki sandığı getirince içinden küçük bir bebek çıktı.
Firavun’un kızının da çocuğu olmuyordu. O da bir şehzadeyle veya kralla evliydi ama uzun müddet çocuğu olmuyordu ve çocuk olmadığı için de müzdaripti ve bir erkek çocuk veremediğinden dolayı sıkıntılıydı. O Firavun’un kızı bazı rivayetlerde Firavun’un hanımı olarak geçiyor. onu aldı, onu sanki bir çocuk edindi kendisi doğurmuş gibi ondan sonra onu lanse etti. Kendisi yeni doğumu yapmış gibi ama kızı ama karısı öyle lanse ettiler ve Firavun’un bir oğlu olduğunu söylendi. Ve Firavun’un ve hatta o günkü o kralın Firavun’un kızının oğlunun olduğu söylendi. Bazı rivayetlerde Firavun’un hanımı olarak geçiyor, bazı rivayetlerde Firavun’un kızı olarak geçiyor. Tarihi bir şey çok önemli değil o kadar da.
Ve böyle bir kurbanlar kestiler, hediyeler de attılar, herkes haber verdiler ve aynı zamanda da bir süt anne aramaya başladılar. Çünkü o ana kadar sarayda ne kadar kadın varsa onların memesini emmiyordu. Ve halka ilan ettiler, dediler ki saraya bir süt annesi alınacak, Firavun’un çocuğunu emzirecek diye. Ve Mûsâ Aleyhisselâm’ın annesinin yine Cenâb-ı Hakk gönlüne ilham etti. Gönlüne onu vahyedince o koşa koşa gitti ve Mûsâ Aleyhisselâm kendi annesinin memesini aldı. Ve Firavun’un sarayında Cenâb-ı Hakk Musayı büyüttü. Firavun hile etti. Hazret-i Pîr burada bize bir işaret ediyor. Diyor ki insan hile etti ama hilesi kendisine tuzak oldu. insanoğlu hile ediyor ama hilesi onun kendisine tuzak oluyor.
Can sandığı kan içici bir düşman kesildi. Ve can sandığı, o sandığın içerisindeki can onun için ne oldu? Kan içici oldu. Çünkü Firavun’un bütün sarayını yerle yeksan eden ve Firavun’un ölümüne sebep olan Mûsâ oldu. Kapıyı kapadı halbuki düşman evinin içindeydi. Firavun normalde bütün çocukları katlediyordu ama asıl kat edilecek çocuk, asıl öldürülecek çocuk sarayın içindeydi. Ve Firavun’un hile ve tedbiri de buna benzer masallardandı. O kin gidici yüz binlerce çocuk öldürdü. Aradığıysa evin içindeydi. Rivayet edilir ki Mûsâ Aleyhisselâm 70 bin erkek çocuk öldürdü. Bakın 70 bin, bazı rivayetlerde 700 bin, bazı rivayetlerde 7 milyon olarak geçiyor ama normalde o rivayetlerin hangisi ne kadar doğru bilinmez.
Ama normalde 7 sene boyunca çünkü her müneccimler baktıklarında o kendisinin sarayını yerle yeksan edecek olan çocuğun yaşadığı söyleniyordu. Yaşadığı söylendikçe Firavun bütün ülkesindeki çocukları katletmeye devam ediyordu. Ve o o kin gidici yüz binlerce çocuk öldürdü. Aradığıysa evinin içindeydi. Cenâb-ı Hakk bir şeyi takdir ettiyse senin tedbirin o takdiri bozmuyor. Tedbir takdiri bozacak diye bir kaide yok. Ha biz bu noktada ehl-i sünnet olarak böyle mi düşünürüz? Hayır. Çünkü burada bir şer düşmek lazım.
Kazâ-Kader Değişir mi?
Nasıl şer düşmek lazım? Mesela kazâ ve kaderi değiştirebilecek olan değişmesinin mümkün olduğuna dair rivayetler var. Mesela Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri çok sadaka belayı def eder diyor. sadaka vermek belayı def eder. Çok dua etmek belayı def eder. Hadis-i şerifler var. Anne ve babalığa iyilik etmek özür dilerim. Belayı def ediyor. Sılayı rahim yapmak. İnsanın ömrünü uzatıyor. Böyle olunca kazâ ve kader değişmez inancı ortadan kalkmış oluyor. Aslında bu kazâ ve kader inancının îmân ediyoruz. Ama bunun anlaşılması için bu meselenin yeniden analiz edilmesi lazım. bazı rivayetlere bakaraktan biz bunun kazâ ve kaderin hiç değişmeyeceğini kazanın hiç değişmeyeceğini.
Bu konuda her şey yazıldı bitti bir şeyin değişmesi mümkün değil. Senin başına gelecek olan bir şey gelecek. Böyle bir algı oluyor böyle bir algı insanları cebriyeye götürüyor. Çünkü mesela Cenâb-ı Hakk başka bir ayet-i kerimede de bir yaşatılana ömür verilmesi de ömründen eksitilmesi de mutlaka kitapta yazılıdır diyor. O zaman ömrünün uzayıp kısalacağına dair bir ibara olmuş oluyor. Ömrün kısalıp uzamasının mümkün olduğunu söyleyenler bu ayet-i kerimi kendilerince ölçü olarak kabul ediyorlar. Ve yine Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri kazayı ancak dua önler ve ömrü ancak iyilik arttırır. Hadis-i şerifi de bu ayet-i kerimi de desteklemiş oluyor. Evet biz ecel öne ne bir adım sonra, sonraya dediğimizde yine ecel Allah’ın takdiri ile bu noktada Allah’ın takdirini değişmez olarak görmek biraz cebriyeye giriyor. eğer Cenâb-ı Hakk değiştirirse bütün her şeyi değiştirebilir. bir hadîs-i şerîf daha var şeyle alakalı, mîrâcla alakalı.
Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri miraja çıktığında kalemin cızırtısını duyuyor. Cebrâîl aleyhisselamı diyor ki bu nedir? Cebrâîl aleyhisselâm da bu kalemin cızırtısıdır. Ne yapıyor ki? Ne yapıyor ki? diyor. Ne yapıyor deyince kalem hala da Allah’ın dediklerini yazıyor ve Allah’ın dediklerini siliyor. yazmaya ve silmeye devam ediyor diyor. Böyle olunca demek ki kazanın değişmesi ve hatta bazı şeylerin önlenmesi mümkün oluyor. Yine başka bir hadis-i şerifte de Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri sadaka Rabbin isyan edene karşı öfkesini söndürür ve kötü ölümü önler diye hadîs-i şerîf var. O zaman bir kimse sadaka verince Cenâb-ı Hakk’ın öfkesini söndürüyor. cömertlik yapmak, insanlara iyilik yapmak, insanlara en azı tebessüm etmek ya, tebessüm etmek Allah’ın öfkesini söndürüyor.
Kötü ölümü önlüyor. Kötü ölüm ne? En kötü ölüm Allah muhafaza eylesin. bir kimsenin imansız gitmesi. O zaman sadaka vererekten, insanlara cömertlik yaparakten mesela bir kimsenin ilmini dağıtması bir sadakadır. bir kimse parasını dağıtması sadakadır. Bir kimsenin tebessüm etmesi sadakadır. Bir kimsenin eşine, çoluğuna, çocuğuna yedirmesi, içirmesi sadakadır. Bunun gibi demek ki bir kimse böyle cömertlik yaparsa, o cömertlik onun hem Allah’ın öfkesini sönmesine aynı zamanda da kötü ölümle karşılaşmasını önlüyor. Yine başka bir adişefte kim elinin geniş, rızkının bol olmasını ve ecelinin geç gelmesini arzu ederse, sıla-i rahim yapar bulunsun diyor. O zaman bakın bunlar demek ki Cenab-ı Hakk’ın kazasını, Cenab-ı Hakk’ın bu noktada kaderi ilahisini değişebileceğine dair olan rivayetler.
O yüzden bu kader ve kazâ meselesini analiz ederken insanların dikkatli analiz etmeleri lazım. Dua eğer kazayı değiştirmiyorsa insan şöyle düşünebilir çünkü dua etmenin ne anlamı var? Veyahut da cömertlik, kazayı, kaderi değiştirmiyorsa bir kimsenin o zaman dua etmesi, zikretmesi, ibâdet etmesi, hayırlı ameller işlemesinin bir anlamı kalmıyor düşüncesi olur ki Allah muhafaza eylesin. Bu da sıkıntılı bir şey olur. Yine mesela Hazret-i Ömer Radı’llahu’an hazretlerinin meşhur duası var ya, Cenab-ı Hakk’ın bazı şeyleri yazıp sildiğine dair önemli bir rivayet.
Hazret-i Ömer’in Duâsı
Hani diyor ya, Ey Rabbim! Eğer beni şekâvet ehli ve günahkarlar arasında yazdın ise beni sil. Saadet ve mağfiret ehlinin içinde sabit kıl. Şüphesiz ki sen dilediğini siler, dilediğini sabit kılarsın. Ve ümmül kitap senin katındadır. Bu bize büyük bir ümit kapısı. Demek ki bir kimse dua ile, zikir ile, cömertlik ile, namaz ile başına gelecek olan belâ ve müsibetleri hayırlısıyla defetme, bu belâ ve müsibetlerden kurtulma veya hatta kazâ ve kaderle alakalı meselede üzerine yazılmış olan varsa kendisine ağır gelecek şeyler, bunlardan kurtulabileceğine dair bunlar işaret. Ama biz kendi kendimize kalkar da kaderimiz böyleymiş, değişmeyecek dersek bu cebriyeye giriyor. Allah muhafaza eylesin. Bu fakir o yüzden hep derslerde derim ki, kaderi şöyle anlıyorum.
Benim doğumum ve ölümüm. muhakkak öleceğim ama ölümümün zamanı değil. Doğum benim elimde değildi. Bu benim kaderim. O zaman şöyle bakabiliriz meseleyi. Dağların sıra dağlar gibi sıralanması bir kaderdir. Bir insanın fıtratı erkek veya kadın olması kaderdir. Gözünün üstünde kaşının olması kaderdir. Kirpiğinin büyümemesi bir kaderdir. Saçının büyümesi bir kaderdir. Ağzının, yüzünün önünde olması bir kaderdir. Ensesinde burnunun olmaması bir kaderdir. Kaderi ben böyle değişmez fıtrat olarak görüyorum. hadis-i şerifte de dağların yerinden oynayacağına inanın ama insanın fıtratının değişeceğine inanmayın diye o hadis-i şerifi bir kader olarak algılıyorum. Yoksa insanın başına gelen şeyleri savuşturmaya çalışması veya başına gelen şeylerle alakalı değişikliğe gitmesi veya bir şeyi istemesi, bir şeyde mücadele etmesi kaderle pençeleşmek olarak görmüyorum.
Kaderle pençeleşmek, insanın fıtratıyla pençeleşmesi. bir erkeğin doğurmaya kalkması, bu kaderle pençelesmesi. Bunun fıtratı değil. Hiçbir erkek kadınlar gibi hamile kalıp doğuramaz. O yüzden hiçbir kimse bu noktada fıtratının üzerinde küfre düşüp değişikliğe gitmesin. Kadınlaşmaya çalışmasın. Hiçbir kadın ne yaparsa yapsın erkek olamaz. Bu ne yapacak o zaman? Fıtratın üzerinde değişikliğe gidip de kendi kendine zulmetmesin, küfre düşmesin. Böyle bir değişikliğe gitmesin. Allah muhafaza eylesin. O zaman bizim kadere bakış açımız daha farklı olması lazım. Kadere bakışımız daha farklı noktalarda cereyan etmesi lazım. Çünkü demek ki dua başımıza gelen belâ ve müsibetleri def etmeden, zikir başımıza gelen belâ ve müsibetleri def etmeden, cömertlik başımıza gelen belâ ve müsibetleri def etmeden veya bir hayrı celb etmekte.
Mesela bir kimse bir hayra ulaşmak istiyorsa bu dairede de hadisler var. oruç tutması, onun cömertlik etmesi, sadaka dağıtması, fakirleri doyurması, bir sıkıntıda olan bir kimsenin sıkıntısını ortadan kaldırması, onun başka bir sıkıntıdan kurtulmasına, başka bir problemden kurtulmasına vesile olacak. O yüzden duayı, zikrullahı, namazı, Allah’a yalvarmayı, Allah’a yakarmayı, cömertliği, mesela hacca gitmeyi, ömreye gitmeyi bunları muhakkak muhakkak önemsemememiz gerekiyor. Cenâb-ı Hakk beytullahda yapılan duaları kabul ediyor, zikrullahda yapılan duaları kabul ediyor, farz namazlardan sonra yapılan duaları kabul ediyor, seher vaktinde yapılan duaları kabul ediyor, ezanla kâmet arasındaki duaları kabul ediyor.
Böyle olunca bir kimsenin dualarının kabulü bu meselede insanın başına gelen belâ, müsîbet sıkıntıların defi için bir pencere açmış oluyor. İnsanoğlu belâ ve müsîbet sıkıntının içerisinde inim inim inlerken Allah’ın ona yardım etmemesi, Cenâb-ı Hakk’ın ona kapılarını kapatması ve Rabbim ona bir çıkış yolu göstermemesi, Allah’ın rahmet, merhamet, mağfiret sıfatlarının sanki ortadan kalkması gibi oluyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli dostlar ben her zaman için derim bir ümit kapısı vardır. Sen yeterince dua etmemişsindir. Bir umut kapısı vardır. Sen yeterince Allah’ı zikretmemişsindir. Bir çıkış yolu vardır. Sen secdelere kapanıp yalvarmamışsındır. Sen Rabbini unutmuşsundur. Rabbini sen unuttuğun için Allah seni unutur.
Sen Rabbine sırtını dönmüşsündür. Sen Rabbine sırtını döndüğün için O sana sırtını dönmüştür. Sen bir yerde büyük konuşmuşsundur. Kibirlilik yapmışsındır. Allah senin burnunu sürtmeye kalkmıştır. O yüzden yapmış olduğun kibirliliği bul. Allah’a tövbe et. Allah’a yüz sür. Allah’a secde et. Allah’a yalvar yakar. Ben nerede yanlış yaptım de, ben nerede eksiklik yaptım de. Ya Rabbi beni affeyle. Ya Rabbi beni muhafaza eyle. Ya Rabbi nerede bir şatahat yaptıysam, nerede bir şatafatta bulunduysam, nerede senin hoşuna gitmeyecek bir amelde, bir fiiliyatta bulunduysam beni affeyle. Beni affeyle ki bu başımdaki müsibeti başımdan kaldır. Başımdaki bu sıkıntıyı kaldır diye dua etmeliyiz. Çünkü öbür türlü bütün insanlık veya Müslümanlar bir kabız haline düşecekler.
Hadîs-i Kudsî’de duanız olmasaydı ne işe yarardınız dedi. O zaman madem ki dua bir şeyi değiştirmeyecek, o zaman dua etmek ne işe yarar diye insan olup kalkar bunu söyler. Bu meseleyi toparlamamız gerekirse evet dua etmek kazayı def eder. Bakın kazayı def eder, dua etmek belayı def eder. Dua etmek, zikretmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek, iyi amellerde bulunmak, salihlerle beraber bulunmak, zikir alakalarında bulunmak merhamettir, rahmettir, berekettir, lütuftur, ikramdır. Her türlü belâdan, müsibetten, sıkıntıdan, günahlardan arınma yoludur. Allah bizi onlardan eylesin. Yine özür dilerim.
İbn-i Mes’ûd ve Levh-i Mahfûz
İbn-i Mes’ûd bunu da naklediyor, o da dua ediyor. İbn-i Mes’ûd malum sahabenin fıkhça önde olan alim zatlarından birisi ve İbn-i Mes’ûd dua ediyor. Allah’ım eğer beni Saîdler arasında yazdın ise onların arasında bırak. Saîd kurtuluşa erenler. Fâtiha’nın sonunda dua ediyoruz ya, Ya Rabbi bizi salihlerle beraber eyle. Bakın eğer değişmeyecekse Fâtiha’nın sonunda neden Cenâb-ı Hakk duayı koysun, bizi salihlerle beraber eyle diye. Ve bizleri delalette eyleme. Fâtiha’nın sonunda bu var. O yüzden sakın kaderi değişmez. Cebriyye noktasında, kazayı değişmez. Cebriyye noktasında algılamayalım. bir kısım eski kitaplarda veyahut da bir kısım bu meseleyi tam vakıf olamamış kimselerin veyahut da hiziplerin, yolların içerisinde bulunanlar cebriyeye düşüyor veya kadereye düşüyor.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz kadere îmân ederiz, kazanın Allah’tan olduğuna da îmân ederiz. Ama bunların değişmeyeceğini düşünmeyiz. Ben öyle düşünmem. Ben öyle îmân etmem. Allah muhafaza eylesin. Ben dua ile, zikir ile, yalvarmayla, iyi amellerle, salih amellerle Allah’ın insanların üzerinde ve bizim üzerimizde takdir ettiğinin değişeceğine inanırım. Ha değişmeyeceğine dair hadis-i şerifler var mı? Var. Evet. Onlara da biz bakarken bu minval üzerinde bakacağız. az önce dediğim gibi insanın fıtratının değişmemesi işte erkeğin erkekliğinin değişmemesi ne kadar ameliyat olursa olsun, ne tarafını ne kadar kestirse kestirsin, görüntü olarak ne kadar kadına benzerse benzesin sonuçta o erkek doğuramayacaktır.
Sonuçta o erkek kendi rahim olmayacaktır onda. Kadınlar gibi regil olamayacaktır, yumurtlayamayacaktır. Bir kadın ne kadar erkek olursa olsun, görüntü olarak da ne kadar erkeğe benzerse benzesin, asla onda bir cinsel uzuv olmayacak. Asla bir erkek gibi cinsel uzuv olmadığı gibi bir erkek gibi de işlev göremeyecek. O zaman hadîs-i şerîf tecelli ediyor. kader o zaman fıtratın değişmemesi oluyor. Bir insanın ne yaparsanız yapın, örnekliyorum bunu. gözünün arkasında, beyninin altında, ömür elinin altında gözü olmayacak. Veya ne yaparsanız yapın, gözü tepesinde olmayacak. Ne yaparsanız yapın, burnu ensesinde olmayacak. Olmayacak bakın. Sebeb, Cenâb-ı Hakk onun kader olarak onun fıtratını tespit etti.
Onun fıtratını oluşturdu ve onun kadere bağladı. O yüzden normalde onun fıtratının değişeceğine inanmayın. Değişmeyecek olan bunlar veya bir kimsenin doğumu. O insanın kendi cüz’î iradesinde değil. O zaman bizim doğumumuz kader. Bizim kadın veya erkek olarak doğmamız da kader. O yüzden nereden ben kadın doğdum, nereden ben erkek doğdum gibi söylentiler de ne olmuş oluyor? İsyan oluyor, küfür oluyor. Ve yine İbn-i Mes’ûd’un duasına geliyoruz. Diyor ki beni Saîdler arasında yazdın ise onların arasında bırak. Eğer Şakîler arasında kaydettin ise beni sil, Saîdler arasına yaz. Şüphesiz ki sen dilediğini siler, dilediğini sabit kılarsın. Ümmül kitap senin katındadır. Demek ki bu hadislerden anlıyoruz ki kazayı duanın önleyeceği, iyilik etmenin, sıla-i rahim yapmanın, Rabbinin öfkesini dindireceği açıkça beyan ediliyor.
Ve hem Hazret-i Ömer’in hem de İbn-i Mes’ûd’un dualarından da anlıyoruz ki Levh-i Mahfûz’da bir şey yazılı olmuş olsa dahi Cenâb-ı Hakk’ın kudret ve kuvvetiyle, rahmet ve bereketiyle onun silineceğini, yenisinin de yazılacağını duyuyoruz. Ve aynı zamanda da o sözümün sohbetin başında söylediğim, Mîrâc hadisesinde kalemin cızırtısını duydum ve kalem hala da yazıp siliyordu. Hadisi şerifini asla unutmayacağız. Cenâb-ı Hakk yazdığını sadece kendisi siler, sildiğini de sadece kendisi yazar. O zaman biz böyle bir şey mümkün değil gibi düşünerekten dua etmeyi bırakmayacağız. Böyle bir şey mümkün değil diyerekten iyilik yapmayı bırakmayacağız. Böyle bir şey mümkün değil diyerekten ümit kapımızı kapataraktan ibadetimizi terk etmeyeceğiz.
Kıymetli dostlar, hiçbir zaman ümidinizi kaybetmeyin. Kimler ümitlerini kaybeder, şeytan kalbine oturduysa o kimse ümitsizlik lamına düşer. Allah muhafaza eylesin. Hiçbir hastalık yoktur ki Allah onu yaratmazdan önce devasını yaratmamış olsun. O zaman bize düşen hastalıklara karşı onun devasını araştırmaktır. Onun devasını aramaktır. O yüzden ümitsizlik yok. Muhakkak ve muhakkak bir ümit kapısı var. Sen dua et, sen yalvar, sen Allah’ı zikret, sen Allah’tan istemeye devam et. O muhakkak duyucu, muhakkak görücüdür. Muhakkak ki istenilmek onun hoşuna gider. Muhakkak ki ona yalvarılmak onun hoşuna gider. Hiçbir zaman şunu unutmayın. Biz Fâtiha şerifinin sonunda hep dua ederiz. Bizi inam ettiğin, ihsân ettiğin o peygamberler, o salihler, o veliler, o pir efendiler var ya evet.
Bizleri onun yanında eyle, onların yolunda eyle, onlarla beraber eyle. Amin. Bizleri delalete düşen, sapkınlığa düşen Kur’ân ve Sünnet’ten uzaklaşan, Kur’ân ve Sünnet’e aykırı hareketler edenler, Kur’ân ve Sünnet’in yasakladığı her türlü içki, zina, fuhuş, uyuşturucu, eşcinsellik, Allah’ı nanetlediği hal ve hareketlerden delalete düşürdü. Allah tanımaz, peygamber tanımaz, kitap tanımaz. Hallerden bizleri uzak eyle. Amin. Ve bunun eğer duanın bir kıymeti olmamış olsaydı, ümmül kitap olarak anılan Fâtiha-ı Şerife’de bu dua olmazdı. Ve Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yasrı namazından sonra hiç terk etmediği ve muhakkak yasrı namazından sonra Bakara’nın son ayetlerinde inşallah unutmayalım, devamlı okulan.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu hadis-i şerifler ışığına bakarsak biz kazâ ve kadere farklı bir pencere aralamış, farklı bir pencere koymuş oluruz ki bu da ayetle ve hadis-i şeriflerle ve ashabın davranış biçimiyle bellidir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde biz asla ve asla kazâ ve kaderin bu manada, benim dediğim manada değişmeyeceğine inananlardan değiliz. Ha fıtrat demiyorum bakın. Başına gelecek olan belâ ve müsibetlerin sadakayla cömertlikle, bakın sadaka deyince sadece para aklınıza gelmesin ama zenginler için de tebessüm etmek değil sadaka. senin paran pulun varsa canım kardeşim sen öyle tebessüm ederekten sadaka edeceğim diye uğraşma. Senin paran pulun var, sen para vereceksin.
Senin ilmin var, sen ilmini yayacaksın. Bir hurmayla da olsa cehennem ateşini, yarım hurmayla da olsa cehennem ateşinizi söndürünüz. O yüzden azar çoka bakmayacaksınız, cömertlik yapacaksınız. Etrafınızdaki fakir ve karaya ihtiyacı olanlara ne yapacaksınız? Merhamet edeceksiniz. Merhamet edeceksiniz. Onlara bu manada sadaka vereceksiniz. İlmi olanlar kıyıda köşede kenarda oturmayacaklar. Evlerine kendince, evlerindeki rahat koltuklarını kendilerine yurt edinmeyecekler. İlmi olanlar ama kitap yazarak, sohbet ederek, ev ev dolaşarak, mahalle mahalle dolaşarak ne yapacaklar? İnsanlara ilimlerini yayacaklar, insanlara nasihat edecekler. Devlet başkanının Kur’ân ve Sünnet ile hükmetmesi cihattır.
O da oturacak, Kur’ân ve Sünnet ile hükmetcek, insanlara zulmetmeyecek. Kur’ân ve Sünnetin dışında bir kanun çıkarmayacak, Kur’ân ve Sünnetin içerisinde kanunlar çıkararak insanların Kur’ân ve Sünneti yaşamalarına vesile olacak. Ve onun da bu meselede gayreti böyle olacak. Herkes için ne yapacak? Herkes hasenât defterini doldurmaya bakacak. benim kaderiyyeci, cebriyeciler gibi benim anıma cehennemi yazdı, ben cehenneme gideceğim. Benim anıma cenneti yazdıysa ben cennete gideceğim. Ne cennetlik amel işlemeye, ne de cehennemlik amel işlemeye gerek yok. Düşüncesinde olmayacak. Veyahut da kaderiyye’nin farklı bir fraksiyonu gibi ne başımıza gelecekse gelecek, biz rüzgarın önünde kurumuş yaprak misaliyiz demeyecek.
Cebriyye-Kaderiyye Orta Yolu
Kendisini makine de görmeyecek cebriyye, kendisini rüzgarın önünde kurumuş yaprak gibi de görmeyecek. Bu da ne? Kaderiyye. Biz ikisinin ortasındayız. Biz dua’ımızın, zikrullâh’ımızın, namazımızın, ibadetlerimizin ehemmiyeti olduğunu, önemli olduğunu, cennetlik amellerin önemli olduğunu ve kim cennetlik amel işlerlerse, Cenâb-ı Hakk onları cennete koyacağını, vaat ettiğini bu ümitle biz cennetlik ameller işlemeye gayret ederiz. Kim Allah’a aşık olursa, Allah’ın da ona aşık olacağını ve Allah’ın ona aşık olduğunda Allah’ın her şeyine onun kefil olacağına inanırız. O yüzden biz kendimizce, kendi dairemizde kazâ ve kadere böyle bakar, böyle îmân ederiz. Allah bizi Kur’ân ve Sünnet dairesini iyi anlayan, Kur’ân ve Sünnet dairesini idrak eden, Kur’ân ve Sünnet dairesini yaşayan kullarından eylesin inşallah.
Madem ki bizim gözümüzde birçok illet var, yürü, kendi görüşünü, dostun görüşünü de yok et. bizim zahir gözümüzde pek çok nefsani hastalıklar var. Bu hastalıklar sebebiyle biz her şeyin üç yüzünü göremeyebiliriz. Göremeyiz ve bu zahir gözle biz batını da bilemeyiz. O zaman biz ne bizim Cenâb-ı Hakk’ın bizim üzerimizde takdirini bilebiliriz, ne de Cenâb-ı Hakk’ın bizim üzerimizde herhangi bir şey koyduğunu bilebiliriz. O zaman biz ne yapmamız lazım? O zaman biz kendi görüşümüzü terk edip biz hakkın ve hakikatin yolunda, hakkın ve hakikatin dairesinde duranların görüşlerine bakmalıyız. Birinci derecede Kur’ân bize ne diyor? Biz Kur’ân’ın görüşüne bakmalıyız. İkinci derecede Hazret-i Muhammed Mustafa’a sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ne diyor?
Biz onun görüşüne bakmalıyız. Üçüncü derecede biz imamların, fıkı imamların, akayet imamlarının görüşlerine bakmalıyız. Dördüncü derecede biz üstadımızın görüşlerine bakmalıyız. Biz kendi görüş ve reyimizi hak ve hakikat görüp kendi görüş ve reyimizi kendi dairemizde ilahlaştırmamalıyız. Mesele din ise o zaman dinin görüşü bellidir. Ne yazık ki son dönem veya ilk dönem, hiç önemli değil, insanların büyük bir çoğunluğu kendi görüşlerini ilahlaştırmasıdır. Bilhassa cahil ve avam insanlar kendi görüşlerini ilahlaştırırlar. O yüzden bizim gözümüzde kalbimizde dünya sevgisi vardır. Kalbimizde bizim Allah ve Resulünün sevgisi oturmamıştır. Oturmadığı için bizim görüşümüzde bulanıklık, bizim görüşümüzde eksiklik, noksanlık vardır.
Ve bizim görüşümüzdeki bulanıklığı ve eksikliği biz fark edemeyiz nefsimize uyduğumuzdan dolayı. Kur’ân ve Sünnet’ten ilham alan kimselere itaat eden bir kimse bu meselede yanılgıya düşmekten kurtulur. Cenâb-ı Hakk da zaten Âyet-i Kerîme’de Allah’a itaat et, Resulüne itaat et, sizden olan emir sahiplerine itaat edin diye bize yolumuzu çizmiş. O zaman biz dini bir meselede veyahut da dünyevi bir meselede, bizi ilgilendiren bir meselede kendi heva ve hevesimizi ilahlaştırırsak, kendi nefsaniyetimizi ilahlaştırırsak bizim yolumuz sapar. Ve biz çok büyük illetlere, çok büyük dertlere düçar oluruz. Ama biz Kur’ân’a, Sünnet’e, imanların itaatlerine, velilerin görüş ve düşüncelerine, siz bilmiyorsanız, zikir ehline sorunuz.
Âyet-i Kerîme’si mucibince biz eğer buğullara müracaat edersek o zaman görüşümüz aydınlanacak, yolumuz aydınlanacak. Bir şey hoşumuza gitmeyebilir çünkü. Biz hoşumuza gitmeyen, nefse bu zor gelir, nefse zor gelince nefis oradan geri döner. Nefsin hoşuna gitmeyen şeyler böyle insanlar için zul gibi gelir. Oysa bizim nefsimize hoşuna gitmeyen nice hakikatler vardır. O hakikate raham olmak, o hakikate tabi olmak, nefsi ezip, şeytanı def edip, o hakikate tabi olmak bizi her türlü dünyevi ve uhrevi sıkıntılardan kurtarır. Ama ne yazık ki insanoğlu kendi nefsaniyetini, heva ve hevesini ilahlaştırdığından dolayı Kur’ân ve Sünnet’in, imanların itaatinin ve aynı zamanda velilerin bakış ve görüşünü terk ediyorlar.
Terk edince de ne yazık ki başları belâdan kurtulmuyor, gözleri karanlıktan, kalpleri de nifaktan ne yazık ki sıyrılmıyor.
Bakara 216: Hoşunuza Gitmese de
Oysa Bakara 216 hoşunuza gitmediği halde cihat üzerinize farz kılınmıştır diyor. O zaman bakın bir şey hoşumuza gitmiyor, cihat etmek hoşumuza gitmiyor. Malımız da cihat etmek hoşumuza gitmiyor. Canımız da cihat etmek hoşumuza gitmiyor. Ilmimiz de cihat etmek hoşumuza gitmiyor. Biz hevâ ve heves hoşumuza gidiyor. Evin köşesinde oturmak hoşumuza gidiyor. Bu gece zikrullâh var hadi ya evde ben zikrullâh yapayım. Hoşumuza gitmiyor. Evden dışarı çıkıp zikrullâh yapmak, üç kişi beş kişi toplanıp Allah’ı zikretmek hoşumuza gitmiyor. Allah’ı zikirle hemhal olmak hoşumuza gitmiyor. Ve evimizde oturarak zikrullâh alakasına oturmadan dervişlik yaptığımızı zannediyoruz. Ve kalkıyoruz kendi kendimize hoşumuza gitmeyen, ibadetleri hoşumuza gitmeyen, bize sıkıntı veren, o fiiliyatları terk edip heva ve hevesimizin hoşuna giden, şeytanın hoşuna giden bir haliyle halleniyoruz.
Nerede haram işleniyor, nerede düğün dümbek var biz oraya gidiyoruz. Ama zikrullâh var, zikrullâh olunca da biz çeşitli bahaneler üretiyoruz biz. Nerede düğün dümbek var, nefsimizin hoşuna giden bir şey var. Nerede lüks restoranlarda yemek yemek var. Nerede bilmem hangi beş yıldızlı, beş boyunuzlu otellerde tatile gitmek var. Bunlar bizim nefsimize hoş geliyor. Ama nerede zikrullâh var, nerede sohbet var, bizim nefsimizin hoşuna gitmiyor. Bu sefer ne yapıyoruz biz? Nefsimizin hoşuna gittiği yerlere gidiyoruz. Bir zamanlar öyle demişlerdi, biz denize gidiyoruz, bikinilerimizde giyiyoruz, hiç kimse olmuyor bizim orada. Allah da mı yok dedim sizi görmüyorum orada. Kadının göbek deliğiyle diz kapı arası kadınlara da haram.
Kadın kadına olsa da haram. Nasıl gidersiniz? Bu nasıl bir dervişlik? Bu nasıl bir dervişlik heva ve hevesinize düşmüşünüz? Ümmet-i Muhammed yangınlar içerisinde yanarken heva ve hevesine düşmüşsün sen. Ümmet-i Muhammed’in kanı akarken, Ümmet-i Muhammed’in canı yanarken, Ümmet-i Muhammed paramparça olurken, Ümmet-i Muhammed her an her yerde, her tarafta sıkıntının içindeyken sen zevki sefada olacaksın. Bu nasıl müminlik ya? Bu nasıl müminlik? Bu nasıl müminlik ki senin kardeşin cayır cayır yanarken sen sefada olacaksın? Hoşumuza gitmiyor. Cihat etmek hoşumuza gitmiyor. Malımız da cihat etmek hoşumuza gitmiyor. O malı çünkü sen kazandın. Senin kafan çok çalıştı. Senin öyle kafan çalışıyor. Öyle akıllısın.
Öyle akıllısın. Aklın padişahısın sen. Allah yok çünkü orta yerde. Nefsinin hoşuna öyle gidiyor. Ve sen öyle ilim sahibisin, öyle ilim sahibisin, öyle ilim sahibisin ki senden başka alim yok. Herkes gelsin senin kapına, senden öğrensin. Sen öylesine şeyhsin, öylesine şeyhsin, öylesine şeyhsin ki ağırdaş yerinde yakışır deyip oturacaksın köşede. Herkes gelecek senin elini öpecek. Sen öylesine büyük alimsin, öylesine büyük şeyhsin sen. Allah muhafaza eylesin. Kibir. Sen öylesine büyük dervişsin ki bütün dervişler gelip senin elini öpecek. Hatta hal sende var, kal sende var. Sen ne diyorsun ya? Sen gözünü kapattığında bütün alem senin gözünün önünde. Senden başka büyük derviş yok. Sen otur köşede.
Ya orada avam Allah’ı zikretsin. Onlar çok da zikretcek daha ya. Sen ne yapacaksın? Sen evinde otur. Sen evinden ayrılma. Öyle ya. Sen koltuğundan ayrılma. Olur ya o koltuğa bir başkası oturur. Allah muhafaza eylesin. Hoşumuza gitmiyor o mücadele etmek. Koşmak hoşumuza gitmiyor. Yoruluyoruz çünkü ya. Ay çok yoruldu arkadaş ya. Yol gitti ya. Kolay bir şey mi ya? Biraz da evinde otursun ya. Bir nefeslensin. Evde işi yok mu onun? Evde çocuğu yok mu? Onların da hakkı var. Otur evde. Oh âlâ ya. Büyüt göbeğini de. Her tarafını büyüt. Otur evde sen. Sen açları düşünme. Sen dervişlik yapma. Sen sûfîlik yapma. Sen zikrullahı yapma. Sen dersini çekme. Sen namazı kılma ama dervişlikte en önde ol sen. Sen git üst halin önünde böyle bir otur.
Yap. Her şeyi kap git sen. Biz de böyle hoşumuza gitmiyor. Mücadele etmek, cihat etmek, koşmak, koşuşturmak, der akıtmak, para akıtmak, ilmini akıtmak hoşumuza gitmiyor. Biz beş yıldızlı oteller gibi evlerimizde baş köşede oturacağız. Bizim müminliğimiz öyle olacak. Allah muhafaza eylesin. Oysa Cenâb-ı Hakk ayeti kerimede devam ediyor. Bakara 216. Bir şey hoşunuza gitmedi halde sizin için hayırlı olabilir. Sizin cihat etmek hoşunuza gitmeyebilir. İlminiz de ahmil olmak hoşunuza gitmeyebilir. Siz kapı kapı insanların önünde tevazı edip, onların hor ve hakir bakışlarının önünde Allah’ı anlatacağım demek hoşunuza gitmeyebilir. Gideceksin şimdi orada üç dört kişi var. Avam, cahil. Sen alim insansın.
Sen iyi dervissin. Onlara şimdi dervişlik anlatacaksın. Adam sana tepeden bakacak. Nereden geldin? Dicek. Yine mi geldin? Dicek. Yemek mi istiyor? Dicek. Su mu istiyor? Dicek. Kesin para ister bizden. Dicek. Kesin arabasına. Ondan sonra benzin doldurtturacak. Dicek. Kesin ima edecek. Bana para verin. Dicek. Aman ya. Ya gidin ne yapmaya gideyim? Sohbet edeyim onlara ben şimdi ya. Kıymetimi mi biliyorlar? Dicek. Sen köşede oturacaksın. Sen ağa adamsın. Sen derviş adamsın. Sen mürşid adamsın. Sen şeyh adamsın. Sen alim adamsın ya. Allah Allah. Sen zengin adamsın canım kardeşim. Herkes senin kapına gelsin. Aman Hacı Baba, Anaman, Hacı Abi, Aman abi, Aman kardeşim. Senden iyi mümin yok. Senden iyi kimse yok.
Biraz bizim derneğimize yardım et. Bizim biraz vakfımıza yardım et. Sen biraz bizim gideceğiz bir de onun elinde el avuşturacaklar senin önünde. Sen böyle kibirlencen, sen böbürlencen, Müslümanların doğru yapmadıklarını, en doğrunun sen olduğunu, Müslümanların iyi olmadıklarını, dervişlerin iyi olmadıklarını, hepsini desen kötüleyeceksin. Ondan sonra diyeceksin alın bu beşleri de hadi bakayım. Hadi orada çalışmalarınızı devam edin ama kendinizi düzeltin. Sen zengin adamsın ya. Senin kafan çok çalışıyor. Sen çok kafası çalışan adamsın. O yüzden herkes senin önüne gelmesi lazım. Sen nesin ki ya? Sen makam sahibisin bir de. Aa tabii. Sen milletvekilisin. Sen belediye başkanısın. Sen meclis üyesisin.
Sen önemli partinin önemli bir üyesisin. Sen il başkanısın. Sen ilçe başkanısın. Sen yönetim kolundasın. Olur mu ya? Herkes senin etrafına gelecek. Herkes gelecek. Benim şöyle bir işim var. İşimi halleder misin? Böyle bir şeyim var. Bunu halleder misin? Sen kibirleneceksin. Sen böbürleneceksin. Sen tepelerde dolaşacaksın. Sen sıra dağları sen yarattın. Tabii. Senin yanına gelirken 118 tane kapıdan geçmesi lazım. Sen öylesin çünkü. Allah muhafaza eylesin. bunları terk edip böyle düşünmemek, Allah için tevazu sahip olmak, Allah yolunda koşturmak bizim nefsimizin hoşuna gitmeyebilir. Ama o Allah katında önemlidir. O hayırlıdır. Biz bilemeyiz ki Allah da kitabında bunları beyan etmiş. Bir şey de hoşunuza gittiği halde sizin için kötü olabilir.
Bir şey hoşuna gidiyor. Sen zikrullâh alakasına gidip oturmuyorsun. Evde oturuyorsun tek başına böyle la la hilala la la hilala. Hanım da bakıyor ya. Arada böyle ıh yapıyorsun. Bir de sallıyorsun. Hanım bakıyor böyle. Vay bizim beye cezbe geliyor diyor. Veya kadın örtü kafasından aşağı salıyor. Adam orada ya. Böyle kadın bir ıh yapıyor. Adam diyor ki vay ya bizim hatun cezbe geçiriyor. Çok iyi bir insan. Nefse ağır geliyor. Gidip orada dergâh temizlemek, evine gelen çocukların temizliğini yapmak. Tabii dervişler geldi evine batırdılar. Vey senin halıların battı ya. Şu dervişlerin çocukları katmayacaksın içeri. Şu dervişleri katmayacaksın içeri. Şu dervişlerden uzak olacaksın ya. Tamam hep dervişler böyle zaten.
Allah muhafaza eylesin. Küfre düşersin küfre.
Dervişlere Dil Uzatmak
Dervişlere laf söyleyen, ehli zikre laf söyleyen, ehli zikri küçük gören kalbi mühürlenir de gider. Allah muhafaza eylesin. Velilere laf söyleyen, velilere laf söyleyen, velilere düşmanlık yapan kalbi mühürlenir gider. Yemin etsem başım ağrımaz. Velilere laf söyleyen, velilere düşmanlık yapan ve buradan tövbe etmeyen, vallahi de billahi de kalbi mühürlenir de gider bu dünyadan. Dervişlerin dervişliklerine, zikirlerine ve zikre, halakayı zikre laf söyleyen, küçük gören vallahi de billahi de kalbi mühürlenir de gider bu dünyadan. Allah muhafaza eylesin. Bakın enfal kürküt. o vakitler Allah sana uykunda rüyanda onlara ağız gösteriyordu. Eğer Allah sana onlara kalabalık gösterseydi korkacaktınız ve savaş konusunda anlaşmazlığa düşecektiniz.
Fakat Allah böyle bir şeyden sizi uzak tuttu çünkü o gönüllerde yatanı da bilir. Bakın peygamberine bu neyle alakalı? Bedir ile alakalı. Peygamberine Cenâb-ı Hakk rüyasında rüyasında düşmanları az gösteriyor. Düşmanları zayıf gösteriyor. Aynı şekilde de enfal kürküt de diyor ki yine onları sizin gözünüzde az gösteriyordu, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Düşmanların da gözünde Müslümanlara az gösteriyordu. Müslümanlar düşmanlara bakıyordu az düşmanlar Müslümanlara bakıyordu onlar da az görüyordu. Ne zamana kadar? Ta ki Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir esir getirdi sahabeler. Bir köle. Bir köle. Onu zorladılar onun ağzından laf almak için. O bir türlü ağzından laf alamadılar konuştum o da o.
Peygamberin hikmeti, Peygamberin mucizesi, Peygamberin peygamber olduğunun göstergesi getirin onu bana dedi getirdiler. O kimseye dedi ki günde kaç deve kesiyorsunuz? O da dedi ki on deve. Hemen Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri hesapladı. Dedi ki on deve yüz kişi yer. Demek ki karşıda bin kişi var dedi. Müslümanlar altı yüz kişiydi. Demek ki senin hayır bildiğinde şer, şer bildiğinde hayır olabilir. Bir şey sana az veya iyi gösterilebilir. Bir şey sen çok iyi görüyormuş gibi olabilirsin. Allah muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hakk bizleri böyle olmaktan korusun. Cenâb-ı Hakk bizim gözümüzdeki o bulanıklığı kaldırsın inşallah.
Enfâl 44 ve Bedir’de Hikmet
Sohbeti burada keseceğiz inşallah. Vakti saati gelince iki üç gün öncesinden yayınlarız inşallah. İnşallah o yayınladıktan sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz. Devam edeceğimiz yer bizim görüşümüze bedel onun görüşü. Ne güzel bir karşılıktır. Bütün maksatları onun görüşünde bulursundan inşallah devam edeceğiz. Allah’tan bir şey gelmezse 92423922 bende ki kayıt inşallah. Oradan devam edeceğiz Allah izin verirse inşallah. Şimdi sorularınıza bakacağız inşallah. Selamün aleyküm. Selamün aleyküm. Selamün aleyküm. Çocuklarımızı uyuturken tevhîd çekip zikrullâh yapar gibi diğer esmaları da çekiyorum. Diğer esmaları çekmek doğru olur mu yoksa yalnız tevhîd mi çekeyim? Cumanız mübarek olsun demiş kardeş.
Demek ki bugün öncesinden yazmış. Devam et canım kardeşim. Tevhîd çek diğer esmaları da çek hiçbir sıkıntı yok. Karaca Bey’den selamlar ve aleyküm selam. Bu da eski sorumu yeni göndermişler herhalde. Allah Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki sizden birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve bu nehirde her gün beş kere ikansa acaba üzerine hiç kir kalır mı ne dersiniz? Bu hal dediler. Onun kirlerinden hiçbir şey bırakmaz. Aleyhis selatü ve selam bu beş vakit namazı misal eder. Allah onlar sayesinde bütün hataları siler buyurdu. Yüce Mevla’nın namazlarını kurallarına diyaret ederek vaktinde kalanı kabul olunan tüm günahlardan arnav kullarından eylesin inşallah. Amin. Bunun için mi yazdın canım kardeşim?
Buraya soru soracağız ya. Amin. Amin. Arkadaşlar lütfen böyle cuma tebri hani o internetten böyle bir yazılar çiziler böyle var ya resimli şeyler yapmayın canım kardeşim ya. Soru soracaksanız sorun. Burayı da perişan ediyorsunuz ya. Selamünaleyküm benim babam ve abim genç kızken çalıştırıp elimdeki parayı hep aldılar yıllarca böyle devam etti.
Çeyiz ve Aile İçi Helalleşme
Evlenirken de çeyizime bir iğne bile bir takı takmadılar bunun günahı var mıdır içimden helal etmek gelmiyor. Allah’ıma muhafaza eylesin keşke böyle olmasaydı demek de iyi değil. ne yazık ki bazen anne babalar gerçekten fakir zarûret içerisinde oluyorlar. çocuklarının çalıştıklarıyla beraber hep beraber toplanıyorlar bir şey yapıyorlar. Böyle yapınca da mesela bir ama kız ama oğlan çocuğu bu konuda eziliyor. Anne baba çocuklarının arasında mal paylaşımını sermaye paylaşımını düzgün yapamıyor. Bunlar doğru değil. Mesela örneğin ben öyle aileler biliyorum. aile de örneğin iki tane veya üç tane çocuk var anne baba var ama herkes çalışmış çabalamış bir şey ortaya çıkarmışlar. Sonra bu paylaşılırken çocuğunun birisine hiçbir şey vermeme örneğin. şimdi buradaki gibi ben bütün genç kızdığım zamandı çalıştım çabaladım.
Ondan sonra ailem benim çalıştım çabaladım paraya el koydu veyahut aile bunu aldı. Ben evlenirken bana hiçbir şey yapmadı. bu doğru değil. Onu telafi etmeleri lazım sonradan. Allah iyiyesin inşallah. Bir bayanın başka bir bayanın senden hoşlanıyorum demesi diğerinde bunu çok tatlı bulmasın sürekli el ele tutuşmaları birbirlerine yarim diye hitap etmeleri normal midir? Bu Hazret-i Mevlânâ ve Şems-i Tebrîzî Hazretleri yaşadığı gibi bir sevgi midir? Ölçü nasıl olmalıdır? Bu kimselere nasihatimiz ne olmalıdır? Birini severken ölçülü sev. Hadis-i şerifini hiç unutmayalım. Bir de böyle cıvıklaşması yapış yapış olması çok hoş değil. Ne erkek erkeğe ne kadın kadına. Belli bir ölçü dairesinde olması belli bir böyle mesafe dairesinde olmasında fayda var.
Ben senin yerinde olsam bu kan hakkında şöyle davranırdım şöyle yapardım şöyle söylerdim demek eleştirmek midir yoksa nasihat midir? bunu böyle söylemek çok hoş değil bence nasihat edin. Bir meselede doğruyu biliyorsanız Kur’ân-Sünnet dairesinde Kur’ân-Sünnet dairesinde nasihat edin. Ben şöyle yapardım demeyin. Bu normalde bir tek peygamberler böyle alimler veli kimselere bunlar müsaade edilmiş. Allah’ıma fazla eylesin. Selamünaleyküm.
Hisseli Ev ve Çatı Mesele
Biz 6 yıl önce hisseli ev aldık Arsa Tapulu. Ev 75 metrekare ama ev gözükmüyor Tapu’da Arsa gözüküyor. 25 metrekare ise bize ait 50 metresi 3 kata ait. ev 2 katta biz 1. katta oturuyoruz. 3 kattakiler çatı bize ait diyorlar kavga çıkarmaya çalışıyorlar. Çatıyı yaptırmak istiyorlar biz de karşı çıkıyoruz. Ne yapmamız gerekiyor bize yardımcı olur musunuz? Bir yol gösterin. Olmaz çatı ortak olması gerekir. normalde 2 katlı bir evin çatısı ortak olması lazım. 2’ye bölün. Selamünaleyküm izniniz olursa bir sorum olacak. Dervişer gör diyor rüyayı üstadın anlatmalı mıdır? Bunun kıstası nedir? Örneğin içinde sizin bulunduğunuz tüm rüyaları size bildirmeleyiniz mi? Bunda illaki böyle olacak diye bir kaydı yok.
Olursa iyi olur. Selamünaleyküm.
Aile İçi Gerilîm ve Uzaklaştırma
Bir bunları bodruma indirme demek suç oluyor. Ağzı çıktığı kadar bağırıyor. Adam öldürüyorlar diye daha önce de olmayan bir olaydan polise suç duyurusu yaptı. Ben de evi terk ettim mahallede rezil oluyorum. İkinci soru. Doğum sonrası kız kardeşi çocukları emzirirken hastanede üstüne denk geldim. Eşime niye emzirir benim rızam yokken? Üçüncü soru. Annesinin kocası ben izin vermediğim halde benim evimi usta getirip iş yaptırıyor. Polis şikayetinden önce uzaklaştırma aldım. Şimdi eve gelmiyor diye şikayet eder. Normalde bir kadının bunları bodruma indirme, erkek bunu söylediği zaman avaza çıktığı kadar bağırması ve polise suç duyurusunda bulunması doğru değil. Bu söylenildiği, burada yazıldığı gibi ise kadın burada günah kebari işlemiş, doğru hareket yapmamış.
Tabiri caiz suç işlemiş. İkinci soru. Doğum sonrası kız kardeşi çocukları emzirirken hastanede üstüne denk geldim. Eşime niye emzirir benim rızam yokken? Bu da doğru değil çünkü çocuklar babaya ait. Baba süt kardeş edinip edinilmemesine babanın hükmetmesi lazım. Bu da doğru değil. Babanın bu noktada müsaadesinin alınması lazımdı. Üçüncü soru. Annesinin kocası ben izin vermediğim halde benim evimi usta getirip iş yapıyor. Bu da doğru değil. Kadın, kocasının izni olmayan bir, kim olursa olsun, onu evine alması caiz değil. Polis şikayetinden önce uzaklaştırma aldım, şimdi eve gelmiyor diye şikayet eden. Demek ki sen uzaklaştırma aldıysan mı, kim kimden uzaklaştırma aldı tam anlayamadım. Demek ki birisi şikayet edecek.
Sen ondan önce davrandın demek ki. Selamünaleyküm. Rüyamda çok dağıl bir şey yaşadım. Gök yüzü ve yeryüzü arası gibi bir yerdeyim. Ağzım çıktığı kadar bağırarak, ”Lâ ilâhe illallah” diyorum. Bir kez ve bir meltem gibi rüzgar esintisi esiyordu. İçimin tahmin edemeyeceğim kadar ferahladığını hissettim. Gözümü açtığımda sabah ezanı bitmek üzeredi. Hâlâ da etkisindeyim rüyanın. Devam et. ”Lâ ilâhe illallah” Selamünaleyküm. Geceniz hayır yolunuz. Nur olsun. Rüyamda çok sıkıntı duyduğum, üzüldüğüm bir durumda yine ağlayıp kahrolurken siz bembeyaz bir şekilde geldiniz ve çenemden yukarı kaldırıp sol gözüme nazar ettiniz. Ne buyurursunuz? Allah mu’inin olsun. Tevhide devam et inşallah. Selamünaleyküm.
Geceniz hayırlara vesile olsun. Amin. Sorum şu.
Vesveseden Kurtuluş
Kişi vesveseden nasıl kurtulabilir? Çok basit. Kişinin vesveseden kurtulması. Her vesvese geldiğinde ”Lâ ilâhe illallah Muhammeden Resûlullah” deyip tevhide devam edecek. Vesvesenin ilacı bu. Biraz daha şunu yapabilir uzun bir şekilde. ”Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû” deyip tevhide devam eder. Cehennemde vücudun büyüsün ta ehli imana yer kalmasın. Şemseddîn-i Sivâsî, Cihâr-i Yârigüz’ün sayfa 25. Selamünaleyküm. Hayırlı geceler. Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz’in îmân ehli üzere olanlara ettiği bu dua, îmân ehlinin alt ve üst derecesi ne kadardır, ölçüsü var mıdır? Biz de kendimizce îmân ehli kimseler üzerine böyle bir dua etmemiz caiz olur mu? Kendini o dairede, o noktada görüyorsan et.
Sizin bahset, selamünaleyküm, sizin bahsettiğiniz değişen kader, lehf-i mahfuzda yazılan mıdır? İlmi ilahide yazılı olanları değiştirir mi Allah? Bu değişen lehf-i mahfuzla alakalıdır. İlmi ilahiyle alakalı değildir. Kaderin bir tecelliyatı vardır. ilmi ilahidedir, zatındadır. Onu normalde oradan sudur eder lehf-i mahfuzdan sudur eder şehadet alemine. Bu üç tecelliyattır. Bu üç tecelliyatın iki tecelliyatı değişkenler. Selamünaleyküm, gün geçtikçe nefsim artmaya başladı. Terk ettim ve terk etmeye çalıştım. Huylarım, alışkanlıklarım eskisi gibi olmaya başladı. Sahip olduklarımı beğenmeme gibi hallerim çoğaldı. Çok gergin ve sinirliyim. Bakıyorum normal olan bir şeye dair sinirlenmiş oluyorum.
Bakıyorum da Kur’ân-Sünnet yolunda yürümek isteyen bir insanın yapmaması gereken davranışları sergiliyorum. Bu durumu nasıl düzeltir, ne yapmam gerekir? Bana nasihat edip yolu gösterilmişsiniz. Allah razı olsun, hakkınızı helal edin. Size layık evlat olamadım. Estağfurullah. bunun yolu belli. Bunun yolu başka bir şey değil. Herkes Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışacak ve bu yazdıklarınızda kendi hastalıklarınızı tespit etmişsiniz zaten. Bir kimse hastalığını tespit edebiliyorsa bu güzel bir şey, erdemlilik, o zaman tedavisi çok basittir zaten. Örneğin alışkanlıkların eskisi gibi olmaya başladıysa Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapış, o alışkanlıklarını terk et. Gerginsen o zaman gerginliğini terk et.
Kur’ân ve Sünnet tarihinde dur. İnsanlara gerginlik yapma. İnşallah.
Üstâd ile İstişâre Çekingenliği
Selamün aleyküm dergâha ilk başladığım zamanlar sizinle istişare etmekten ve soru sormaktan çekinmiyordum. Ama şimdi soru sormak ve sizinle bir şey istişare etmekten çok çekiniyorum. Bu çekingenlikten nasıl kurtulabilirim? Bak ne güzel sormuşsun, kurtuluyorsun işte. Bunda bir sıkıntı yok. Sorabilirsiniz, istişare edebilirsiniz. Hiçbir problem yok. Nefis ve şeytan edep ettirir. Sorma, rahatsız etme. ne bileyim şunu yapma, bunu yapma. Bunların hepsi de nefis ve şeytandır. Allah muhafaza eylesin. Selamün aleyküm. Allah ile iletişimde neden Kur’ân okumak, dua etmek değil de namaz ön plandadır? Namaz müminin miracıdır. iletişim hem Kur’ân okumakla hem dua etmekte hem zikredmekte hem de namaz kılmakta da vardır.
İllaki namaz kılmak demek değildir. Her vaktin bir ibadeti vardır. Sûfî vaktin çocuğudur ya. Öyle olunca sûfî için her vakit iletişim kurma vaktidir. Namaz vaktinde hızla namaz kılmak, Ramazan geldiğinde oruç tutmak, Pazartesi-Perşembe oruç tutmak, insanın günlük virgini yapması, ayrıca namazın haricinde boş zamanlarında Kur’ân-ı Kerîm okuması, Allah’ı zikretmesi hepsi de var. Allah kalplerini mühürlediği insanların için cehennemini cezalandırıyor. Mühürletmesinler kalplerini Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışsınlar. Her nimet vermiş, hem nimetine gark etmiş. Onlar da kendilerinin için nimetin karşılığını versinler. Allah muhafaza eylesin. Selamünaleyküm. Sohbette belirttiğiniz hoşunuza gitmese de sizin için hayırlıdır konusuyla, hadis-i şeriflerden belirtilen niyet konuları benim kendimle alakalı çelişkiye düşmeme sebep oluyor.
Bir şeyi yaparken istemediğimde o yaptığım şeyi bana daha fazla zarar verdiğini düşünüyorum zaman zaman.
Tesettürde Zorlanma ve Niyet
Örneğin son zamanlarda tesettürle alakalı çok zorlanıyorum. Ama sen açılırsan söylediğin her şey boşa gidecek. Seni döndürmeye çalışanlar tesettürüne laf söyleyen, haklı çıkacak. Nasıl yaparsın diyorum. Bu sefer de sen Allah için kapalı kalmayı düşünmüyorsun demek. Tesettürüne devam etmene samimi değil diyorum. Bunları nasıl birbirinden ayıracağız? Nasıl kendimizi dengeye oturtacağız? Bu sonradan söylediğin her şey heva ve hevesini, nefsini sende alıp verdiği şeyler. Tesettür Allah’ın farzı. Kadınlara farz, erkeklere farz. O zaman biz tesettür, Allah farz edilmiş için riayet ederiz. tesettüre girdim, bunu yaptıktan sonra istemediğim bir şeyi yaptım, zarar görüyorum, bu doğru bir şey değil. Kur’ân ve sünnetin emrettiği şeyleri yapmak bize fayda verir, bize zarar vermez.
Allah’ın yasakladıklarını yapmak bize zarar verir. Allah bir şeyi yasaklamış. Biz onu yaparsak o zaman asıl zararı görürüz. O yüzden biz Allah için yaşarız. Allah için namaz kılar, Allah için tesettüre riayet eder. Allah için haramlara, helallara riayet ederiz. Allah için heva ve hevesten uzaklaşırız. Allah için şeytanın vesvesesinden uzaklaşırız. Allah için Allah’ı zikrederiz. Allah için Allah’a tövbe ederiz. Allah için Allah’a namaz kılarız. Kendimizi böyle disiplin edersek bir sıkıntımız kalmaz inşallah. Bir kadının kocasına ismiyle hitap etmesinde bir sakınca var mıdır? Bununla ilgili hadis olduğu söylenir. Hükmünü öğrenebilir miyiz? Ben okumamışım herhalde. O yüzden bazı eski alimler kadının kocasına ismiyle hitap etmesinin uygun olmayacağına dair bazı şeyler okumuştum ben de.
Hadis okumadım hiç. Ama ben okumadım diye yok diye bir kaide yok. Ama kadının kocasına ismiyle hitap etmesinde bir sakınca yok. Hazret-i Ali Radıyallâhu Anh zaman zaman gönlünüzü dinlendirin. Çünkü gönül yorulduğu zaman körleşir buyurmuştur. Gönül nasıl dinlendirilir? Tefekkür etmek, Allah’ı zikretmek. Herkes gönlünü başka türlü dinlendirebilir. Sufinin en güzel dinlenme, gönlünü dinlendirme yeri Allah’ı zikreder. Müminin rüyası uykusunda Rabbinin kendisine söylediği bir sözdür. Eyvallah! Her rüya böyle midir? Salih rüyalar böyledir. Salih rüyalar Cenab-ı Hakk’ın kuluna rüyasında hitap etmesidir. Bu kadar. Çoğu zaman kendimi içimden kelime-i şehâdet ederken buluyorum. Sonra tevhide çeviriyorum.
Kimi zaman salâvât oluyor bu? O zaman da tevhide çeviriyorum. Böyle yapmam doğru mu? Doğru. Bunda sıkıntı yok. Biz tevhide devam edeceğiz ama kendilinden. Dilimizde, gönlümüzde değişik esmalar ve dualar olduysa bunda bir sıkıntı yok. Asıl zaten kelime-i tevhidin tecelliyatı o. Biz kelime-i tevhide ederken kendimizden geçip bir duaya başka bir esmaya geçtiysek o zaman asıl manamız bizim o perdede tecelli etmiş. O zaman bunda bir problem yok ve rahmani olan bizim çünkü cüzi irademizin dışında bu ilahi iradenin tecelliyatı bu harika bir şey. Kendimize geldik tevhide devam yine.
Bebeğin Nefsi ve Terbiye
Bebekle de nefis var mı var? Bebeği büyütürken onun nefsini de mi büyütürüz? Evet. Eğer öyleyse onun nefsinin terbiyeli olması için ne yapmalı? Her daim yanında helallar yaşanmalı, ibadetler edilmeli. Bebek de çünkü namaz kılını görecek, Allah’ı zikredeni görecek ve böylece onun nefsi de bebeklikten itibaren Kur’ân ve sünnetle tanışacak, aşina olacak. Kur’ân okunurken de namaz kılar gibi tesettüre dikkat edilmeli midir? Evet. Bir kadın evinde Kur’ân okurken tesettürlü olmak zorunda mıdır? Evet. Selamün aleyküm. Bir süre önce annemle Kütahya’da kırklar olduğu söylenen bir yeri ziyaret etmiştik. Annem çok etkilenmişti. Rüyamda siyah çarşaf giymiş, yüzlerini görmedim. Birileri hızlıca çoğalıp geldiler.
Ben korktum. Bir ses bana korkma olanlar kırklar dedi. Allah sizden razı olsun. Allah’ın mübarek esin. Selamlar. 36 yaşında bir erkeğim. 20’li yaşlarda çok eşi aradım. Uygun birini bulamadım. Şimdi evim, işim, param var ama evliliğe karşı soğuk bakıyorum.
Evlenmeme Tercihi
Evlenememeyi, evlenmemeyi seçmek istiyorum. Dinimiz bu karar bize bırakır mı bırakır mı yoksa vevali nedir? Evlenmemek, evlenmeyi istememek bir. Ya o kimse mahcurludur, sıkıntılıdır, ondan sonra böyle evlenmeye muktedir değildir. O zaman o kimse evlenmeyebilir. Ama mahcûrlu değilse, ne bileyim böyle bir problemi yoksa maddi manevi evliliği engel teşkil edecek. Herhangi bir şey yok ise onun evlenmeme yolunu seçmesi uygun değil. O yüzden evlenmek için koşturacak, evlenmek için mücadele edecek, evlenmek için gayret edecek. Allah onlardan eylesin cümlemizi. Bütün peygamberlerin sünneti çünkü. Bir tek Însa Aleyhisselâm evlenmedi. Ehl-i sünnete göre. Bazı Hristiyan teologlara göre evlendi. işte çarmıha gerilmediği için, havarilerden birisi çarmıha gerildiği için.
Daha doğrusu havarilerden bu hain olan çarmıha gerildiği için Însa Aleyhisselâm oradan kurtuldu, sonra gitti, evlendi, çocukları oldu. Bazı Hristiyan teologlara göre öyle. Ama biz öyle inanmıyoruz. Însa Aleyhisselâm çarmıha da gerilmedi. Însa Aleyhisselâm’ı Cenâb-ı Hakk bizim bilmediğimiz kendi katına aldı. Tekrar ahir zamanda yeryüzünde yine indirecek onu ve yeryüzünde indirip Peygamber Salullah Aleyhisselâm Hazretleri’nin getirmiş olduğu dini, İslâm dinine biat edecek, evlenecek ve çocuklar olacak. O yüzden sünnet yine bütün Peygamberlerin sünneti tamam olacak. Biz inşallah bütün kardeşlerimiz, erkekler de bayanlar da evlenmek için mücadele edecekler, koşacaklar, evlenmeyi kolaylaştıracaklar.
Biz Kur’ân sünnet dairesinde inşallah imamların iştahı dairesinde evlenmek için mücadele edeceğiz ve evleneceğiz. Selamünaleyküm hocam. Güneşi doğuran batıdan batılan Rabbime şükürler olsun. Bu Kurban Bayramı’nda İmâm-ı Birgivî Hazretlerini ziyaret ettim ve manevi havasını soludum. Düşünceleriniz bu Allah dostu hakkında nedir? Tavsiye edebileceğiniz bir kitabı var mıdır? Özellikle başlangıç için İmâm-ı Birgivî Hazretleri o bölgenin kutbu, ne güzel onu ziyaret etmişsiniz. Onun Tarîkat-ı Muhammediyye diye bir kitabı var. İnşallah onu okuyabilirsiniz. Allah mübarek eylesin inşallah. Çok gevezeyim. Nerede, ne konuşacağımı da ütüp tartamıyorum. Kendim bu konuda disiplin etmek istiyorum. Nasıl bir yol izlemeliyim?
Az uyumak, az konuşmak, az yemek, Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin sünneti.
İmâm-ı Birgivî ve Tarîkat Seçimi
Bir kişi bir tarikata bağlanacaksa şeyhini nasıl seçer? Dervişlerin manevi halleri nasıl olur? Dervişler şeyhini manevi hallerde görür mü? Ve bir derviş ya da Müslüman komşuluk ilişkisi nasıl olur? Siz önce bir tarikata bağlanmayı kendi kendinize niyet edin. Niyet ettikten sonra kendinize bir dergâh arayın ve bir üstad bulmak için istişare edin, istihâre yapın. İnşallah bir üstadla buluşun. Rabbim yolunuzu ve kapınızı açsın inşallah. Benim kazâ oruçlarım var. Kadir gecesi gibi günlerde tutarken kazayım, niyet etmeliyim. Kadir gecesi Ramazan’ın içerisinde, zaten Kadir günü oruçlu oluyorsunuz. Onun için hayretten kazaya niyet etmeniz söz konusu olmaz. Ama pazartesi, perşeme gibi nafile oruçlarınızı kazâ oruç olarak tutarsınız.
Bir de Kuşehir’i Risalesi okuyorum. Orada geçen bir hikayede birisi veli birzaattan dua etiyor. O da diyor ki senin için bu yol varsa sana zaten bu dünyada gelmeden veliler, pirler, peygamberler dua etmişler. Yoksa da benim şimdi dua etmem bir anlamı yok. Genel olarak kaderiyye karşı bir kitap ama bu hikayeyi anlayamadım. Nasıl anlamalıyım? Bu tip hikayeler olabilir. Kur’ân ve sünnete bakarız. İmanların iştahadına bakarız. Selamünaleyküm. Devlet teşkilatındakiler hediye kabul etmesin dediniz. Ben öğretmenim. Öğretmenler Günde Çocuklar Ufak Tefek Birşeyler. Bunlar okumuştum herhalde ya. Evet, bunlar okumuştuk. Değil mi? Hatırladın mı? Evet. Selamünaleyküm. Biraz yırtılmış bir pantolonla namaz veya ders çekilir mi?
Namaz için tesettür farz. O yüzden kadınların namaz için tesettürü ayak bilek kemikleri, el bilek kemikleri yüz hariç örtülü olacak. Selamünaleyküm. Bir akrabamın eşi, bugünden sonra dünya ayret bacımsın. Seni kardeşimden farsız göremiyorum demiş. Fakat arılmayıp barışmışlar. Kadın soruyor, şimdi benim nikahım duruyor mu? Bir de çocuklar olmuş. Bu olayın üstüne eşi hiçbir şey dememiş. Sormaya çekindiği için sorar mısın dedi. Anlayamadım hiç. Bir akrabamın eşi, bugünden sonra dünya ayret bacımsın. Seni kardeşimden farsız göremiyorum demiş. Eşine diyor böyle. Sen dünya ayret bacımsın. Kardeşimden farsız göremiyorum demiş. Fakat ayrılmayıp barışmışlar. Kadın soruyor, şimdi benim nikahım duruyor mu?
Bir de çocuklar olmuş. Bu olayın üstüne eşi hiçbir şey dememiş. Sormaya çekindiği için sorar mısın dedi. Bunu normalde sen benim dünya ayret eşimsin dediğinde, dünya ayret benim kardeşimsin, bacımsın deyince bir talak olur. O yüzden veya bunu benim mümin kardeşimsin, mümin bacımsın niyetiyle söylediyse bir talak da olmaz. Boşamak kastıyla söylediyse bir talak olmuş olur. O yüzden geri döndü, rüce ettiyse bir sıkıntı yok. Zaten geri dönmüş, rüce etmiş. Bir sıkıntı yok. Burada anlatılanlığı kadar, anladığım kadarıyla.
Takıntı-Saplantı Psikolojisi
Bir insanın başka birini takıntı haline getirmesi ya da saplantılı bir hale getirmesi, ölçüsü ne olursa olsun karşısındaki insanı rahatsız ediyorsa nasıl davranılması gerekmektedir. karşımdaki insanın beni saplantılı ya da takıntı haline getirmesi usulunda nasıl davranmam gerekmektedir. Bunun ölçüsüne bakılır. ölçüsüne göre dikkat edecek. Eğer karşıdaki kimsenin ölçüsü haddi aşıyorsa, canım kardeşim bu kadar takıntı, bu kadar saplantı iyi değil deyip onu uyarması lazım. Mesela bu. Gerçekten bazı kimselerin psikolojileri bozuk. Bu psikolojileri bozuk olduğunun kendileri de farkında değil. Bu kadın kadına veya bir kadının erkeği takıntılı ve saplantılı bir şekilde böyle rahatsız edercesine davranışlarda bulunuyorlar.
Bunu zaman zaman ben de maruz kalıyorum böyle şeylere. Mesela bunlar mesela karşıdaki kadın o da kadın. Az önce vardı ya böyle sen benim yarimsin deyip böyle el ele tutuşmaklar, yana yana, yanak yana olmalar. Böyle sanki sapıkvari bir noktaya gidiyormuş gibi. Saplantılı ve takıntılı. Veya da bir kimse böyle illaki onu arayacak, onun halini hatırını soracak. bu sevdiğinden yapıyormuş gibi görünüyor aslında saplantılı, takıntılı. Saplantı halinde. E zaman zaman mesela yani benim de rahatsız olduğum böyle saplantılı, takıntılı hareketler var. Onun çok sevdiğini zannediyor kimse. severek yaptığını düşünüyor aslında saplantı var, takıntı var. bu böyle bir noktaya gidiyor. Allah muhafaza eylesin. Uyarıyorsun, uyarılmaktan da hoşlanmıyor.
Uyarılmak da istemiyor. o seviyor ya seni. Takıntısını sevgi gibi görüyor. Saplantısını sevgi gibi görüyor. Takıntı ve saplantılısını sevgi gibi görmesi sıkıntı zaten. seven kimse karşısındaki insan rahatsız eder mi? Etmez, rahatsız ediyor. sevdiğini söylüyor, sekiz yüz sefer arıyor. Bir arkadaşa saydırdım. Sevdiğini söylüyor, sekiz yüz otuz sefer aramış. Bir gün de. Sevdiğini söylüyor. Saydığım birisinin yüz yirmi kusur tane mesaj yazmış. Bir gün de. Bunlar takıntı, saplantı. sevdiğini söylüyor kendince. Yazıyor boyuna. Cevap yazmasan da yazıyor. Bir de cevap yazmadın diye kızıyor. Örneğin. Takıntı bunlar. Gerçekten pisicik, psikolojik rahatsızlığı var insanların. bu koronada daha da rahatsızlıklar arttı.
Kadınlarda arttı, erkeklerde arttı. Farkında değil insanlar. Gün geçtikçe de bu pisicik, psikolojik takıntılar, saplantılar, rahatsızlıklar devam ediyor. Ve acı bir şekilde devam ediyor. Daha da sıkıntılı bir şekilde devam ediyor. Allah muhafaza eylesin. Doğru değil. Bunların böyle sevgiymiş gibi görülmesi de hiç doğru değil. Selamünaleyküm. Dua ederken başta üstadımızı, eşimizi, sevdiklerimizi ve bütün ümmet-i Muhammed-i Serat-ı Müstakim’den ayırma demek güzel bir dua şeklimi. Muhakkak ki dua duadır. Levh-i Mahfûz’a yazılan her şey ilmi ilahiden mi gelir? Evet. Levh-i Mahfûz’a yazılan her şey ilmi ilahiden kopar gelir. Seller gibi. Selamünaleyküm. Hayırlı geceler. Bazen vesvese geliyor kendimi boşluğa düşmüş gibi hissediyorum.
Namazlarımda, dersimde kendimi terbiye etmeye çalışıyorum. Dua’nızda bana da yer verir misiniz? İnşallah Allah muînîn olsun, Rabbim hayırlısı versin. İnşallah. Allah’a bak enayi miyona çevirsin. Allah’a bak boşluk göstermesin. İnşallah hiç. Kalbinizde her daim Allah’ın zikri, Allah’ın muhabbeti, sevgisi eksik olmasın inşallah. Senin ve cümle kardeşlerimizin inşallah. Selamünaleyküm.
Cahillik Mazeret midir?
Günümüzde insanların din bilgisi çok zayıf ve buna ilave cemaatleri istismâr eden kişilerin çok olması. Bunun neticesinde cahil kişilerin dervişleri velileri olur olmaz konuşmalarına şahit oluyorum. Ne kadar anlatsam da görüşleri aynı oluyor. Bu kişilerin zamanımızın karanlık oluşuna mukabil cahillikleri Allah’ın elinde bir mazeret olabilir mi? İmanlarını kurtarmaları açısından ben bir mazeret olacağını düşünmüyorum. Çünkü ne yazık ki Cenâb-ı Hakk’ın vadi, hükmü açık. Selamünaleyküm. Hayırlı geceler. Rüya hakkında dersliler, rüyalarını bana anlatsın demiştiniz. Numaranızı alabilir miyim? Evet. Her şu günaha girdiğinde şu kadar boyunca yapacağım demek doğru mudur? Hayırlı geceler. O zaman günaha girdiğinde şu kadar boyunca yapacaksın.
Ne yapacaksın? Malının tamamını mı boyuşacaksın? Ben her günaha girdim de 100 bin lira, 100 lira boyuş yapacaksın. Ne olacak 100 lira? 1000 lira? Ne olacak 1000 lira? Hadi de bakalım her günaha kebire girdim de 100 bin lira boyuş yapacaksın. Ne olacak 100 lira? 1000 lira? Ne olacak 1000 lira? Hadi de bakalım her günaha kebire girdim de malımın yarısını vereceğim diye. Aldatmayın kendinizi. Hocam selamünaleyküm. Kişi mürşidini nasıl bulmalı, nasıl aramalı? Arayacaksın. Yola çıkacaksın. Arayacaksın. Nerede bir kimse var? Gideceksin, bakacaksın, edeceksin, görüşeceksin, konuşacaksın. Halakasına katılacaksın. Allah’a yalvaracaksın. Bana rüyamda göster diyeceksin. Daha önce arayanlara bakacaksın.
Daha önce bulanlara soracaksın. Nasıl aramışlar, nasıl bulmuşlar? Hocam selamünaleyküm. Geçenlerde bir evliya türbesine gittim, dua ettim, istekte bulundum. Bunda sakınca var mı? Evliyadan istediysen var sakınca. Ne kadar istesem de bir türlü zikrullâh’a kendimi kaptırıp gidemiyorum. Aklım, kalbim zikrullâh’ta hep başka yerlerde. Kalbi anlamda diri, canlı veya heyecanlı olmaya çok istiyorum ama hep bir durağınlık var. Donuk bir haldeyim. Bundan nasıl kurtulabilirim? Allah’ı çok sevceksin, Resulünü çok sevceksin, üstadını çok sevceksin, çok tevhü edeceksin, tasattuk edeceksin, iyilik yapacaksın, insanlarla hoş geçineceksin, Allah’a yalvaracaksın, yakaracaksın. Sanki aklımın, kalbim ve bütün maddi manevi cihazatlarımı bir uyuşukluk kaplamış nedenini çözemiyorum.
Çok tövbe et, Allah’ı çokça zikret. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Selamünaleyküm Peygamber efendimizin selamu aleyhi ve selam. Manem bizimle beraber. Bunu kardeşlerin gördüğü rüyalardan biliyoruz.
Peygamberlik Vazifesi ve Kapanış
Sorum onun peygamberlik vazifesi hala devam ediyor mu? Bence ediyor. bizim iyi ya da kötü hallerimiz onu üzer mi? Ya da doğru kelime tam ne bilemedim ama bizim hallerimiz onu nasıl etkiler? Muhakkak ümmetinin kötü halleri onu üzüyor. Selamünaleyküm. Birinci sorum. Ara ara sürekli yaptığım her zikruların Allah için olmadığını düşünüyorum. Tavsiyeniz nedir? Bu şeytanın vesvesesi Allah’ı zikretmeye devam et. Öyle kendi kendine bunu böyle Allah için olmadığını düşünmek şeytanın direkt vesvesesi kendi kendini ateşe atma. İkinci soru. Etrafımdaki dervişler kadar sizi sevemediğimi düşünüyorum. Bu da beni çok üzüyor, çöküyorum. Hiç kimsenin sevgisi kimsenin sevgisine benzemez. Herkesi Allah için sev.
Yoluna devam et. Ben mürşidim için istihâre etmiştim. Rüyamda mürşid kendisindendi. Bir arkadaş dedi ki insanın kendisi mürşid olmaz bir tarikat önerdi. Onun için istihâre ettim. Sonu muhayyarûn ile biten bir ayet ile uyandım. Yasin suresinde geçiyor ama anlam veremedim. Siz ne dersiniz? Devam et istihâre e ve istişareye. Aramaya devam et canım kardeşim. Selamünaleyküm. Allah Zülcelal Nehazretleri arz halkını zulmette yarattı. Sonra onların üzerine nurundan bıraktı. Bu nur kimlere isabet etti ise îmân etti. İsabet etmeyen delalette kaldı. Artık yeni bir şey olacak değil. Yazılanlar meydana gelecek. Ravi Hz. İbn Ömer. Yine başka bir hadiste de birisinin cennete girmesine bir miktâra cehenneme, tam cehenneme bir miktâra cennete gideceğinden bahsediyor.
Bu hadisleri cebriyeye bağlayabiliyor. Bu hadisleri nasıl anlamalıyım? Bu hadisler normalde kendilerince, kendince uzun bir mesele. Bunu yine bir kader kazâ meselesinde bunları yorumlarız. Bu uzun bir mesele. Sorularınız bitti. İnşallah şimdi tevhidi çekip gecemizi sonlandıracağız. Hakkınızı helal edin. Cenâb-ı Hakk inşallah en kısa zamanda tekrar ama zahiren toplanarak sohbet ve zikrullâh etmeyi ama yine canlı yayında buluşmayı nasip ve müyesser eylesin inşallah. Aftâr-ı zikir fâ-lâ-ilâhe-illallâh. El Fâtiha. Allah’ım. El Fâtiha. Amin. İnşallah en yakın zamanda buluşmak ümidiyle Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hakk hayırda, zikirde, muhabbette, Kur’ân ve Sünnet’e sık sıkı yapışmakta bir ve beraber ve azimli eylesin.
Geceniz hayır olsun. Selamünaleyküm.
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî-i Şerîf 917. Beyit — “Çokları belâdan belâya, yılandan ejderhaya sıçrarlar” Beyti: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf I. cild (R. A. Nicholson neşri ve Abdülbâki Gölpınarlı tercümesi); Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Şem’î Şem’ullâh, Şerh-i Mesnevî; İsmâil Ankaravî, Mecmûatu’l-Letâif; tevekkülsüzlüğün kazadırdığı “bir belâdan başka belâya, yılandan ejderhaya düşme” mevzuu ve çalışmaya tevekkülü tercih etme beyti şerhi
- Kur’ân-ı Kerîm — Sohbette Zikredilen Âyet-i Kerîmeler: Tâhâ 20/38-39 (Mûsâ Aleyhisselâm’ın annesine “onu sandığa koy, Nil’e bırak” vahyi); Kasas 28/7-13 (Mûsâ Aleyhisselâm’ın Firavun sarayında büyütülmesi ve süt anne meselesi); A’râf 7/172 (Bezm-i Elest, “elestu bi-Rabbikum”); Enfâl 8/43-44 (Bedir Savaşı’nda Hazret-i Peygamber’in rüyâsında düşmanın az gösterilmesi ve iki tarafın birbirine karşı savâş meydânında az görülmesi); Bakara 2/216 (“Bir şey hoşunuza gitmediği halde sizin için hayırlı olabilir… bir şey hoşunuza gittiği halde sizin için kötü olabilir”); Râd 13/39 (“Allah dilediğini siler, dilediğini sabit kılar, Ümmu’l-Kitâb O’nun katındadır”) — Levh-i Mahfûz’un değişkenliği delili; Fâtır 35/11 (“bir yaşatılanın ömründen eksiltilmesi de kitapta yazılıdır”); Nisâ 4/59 (“Allah’a, Resûl’e ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin”); Nahl 16/43 ve Enbiyâ 21/7 (“bilmiyorsanız zikir ehline sorûn”); Fâtiha 1/6-7 (“salîhlerle beraber eyle, delâlete düşenlerden eyleme”); Tâhâ 20/114 ve ilgili ism-i azam âyetleri; Kehf 18/6 civârındaki tebliğ zafiyeti
- Kazâ ve Kaderi Değiştiren Ameller — Sabır, Duâ, Sadaka, Sıla-i Rahim Hadîs-i Şerîfleri: “Kazayı ancak duâ önler, ömrü ancak iyilik arttırır” (Tirmizî, Kâder 6; İbn Mâce, Mukaddime 10); “Sadaka Rabbin isyân edene karşı öfkesini söndürür, kötü ölümü önler” (Tirmizî, Zekât 28); “Kim ömrünün uzamasını ve rızkının bollanmasını isterse sıla-i rahim yapsın” (Buhârî, Edeb 12; Müslim, Birr 20); Mîrâc gecesinde Hazret-i Peygamber’in kalemin cızırtısını işitmesi ve Cebrâîl Aleyhisselâm’ın “kalem Allah’ın yazıp sildiklerini yazmaya devam ediyor” demesi rivayeti; Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh’ın “Ey Rabbim! Beni şekâvet ehli arasında yazdıysan sil, saâdet ve mağfiret ehlinin içine yaz; sen dilediğini siler, dilediğini sabit kılarsın” meşhûr duâsı (Türkiye Diyanet Vakfı İSAM, İslâm Ansiklopedisi, “Kazâ ve Kader” maddesi; İmâm-ı Mâturîdî, Kitâbu’t-Tevhîd); İbn-i Mes’ûd Radıyallâhu Anh’ın benzer duâsı ve Râd 13/39 zemininde Ümmu’l-Kitâb mütâla’ası
- Ehl-i Sünnet Akidesinde Cebriyye-Kaderiyye Tenkîdi ve Fıtrat-Kader Ayırımı: İmâm-ı Mâturîdî, Kitâbu’t-Tevhîd; İmâm-ı Eş’ârî, el-İbâne an Usûli’d-Diyâne; İmâm-ı A’zam Ebû Hanife, el-Fıkhu’l-Ekber; Nûrüddîn es-Sâbûnî, el-Bıdâye fî Usûli’d-Dîn; Ömer Nasuhi Bilmen, Muvazzah İlm-i Kelâm kazâ-kader-cebr-ihtiyar bâbları; “Ben kaderi fıtratın değişmezliği olarak anlıyorum” yaklaşımıyla doğum-ölüm-cinsiyet-organların yerinin sabiteliği ile “başa gelene rızâ” arasındaki fıkıh-kelâm ayrımı; Hazret-i Peygamber’in “dağların yerinden oynayacağına inânın ama fıtratın değişeceğine inânmayın” meâlindeki rivayeti (Ahmed b. Hanbel, Müsned)
- Kendi Görüşünü İlâhlaştırma ve Kur’ân-Sünnet-İmâmlar-Üstâd Silsilesi: Nisâ 4/59 (“Allah’a, Resûl’e ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin”); Nahl 16/43 ve Enbiyâ 21/7 (“zikir ehline sorûn”); İmâm-ı Şâtibî, el-İ’tisâm; İbn-i Teymiyye ve İbn-i Kayyim el-Cevziyye’nin heva-ile-fıkıh tenkîdi; Hazret-i Mevlânâ’nın “madem gözümüzde birçok illet var, kendi görüşünü dostun görüşünde yok et” beyti zemininde üstâda teslim edeb-i tasavvufî
- Bakara 216 — “Hoşunuza Gitmese de Hayırlı Olabilir” Fıkıh-Tasavvuf Tatbîkatı: Bakara 2/216 âyet-i kerîmesi; Zemahşerî, Keşşâf; Râzi, Mefâtîhu’l-Gayb; Kurtubî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân; İbn-i Kesîr tefsîrleri âyetin cihâd bâbı; cihâdın mal-can-ilimle tatbîki ve nefse ağır gelen zikir halakalarına devam; beş yıldızlı otel kültürü eleştirisi ile Hazret-i Peygamber’in sade yaşayışı (Buhârî, Zühd)
- Dervişlere-Velilere-Ehl-i Zikr’e Dil Uzatma Yasağı — Velâyâ Hadîs-i Kudsîsi: “Kim benim velime düşmanlık ederse ben ona harp ilân ederim” meşhûr velâyâ hadîs-i kudsîsi (Buhârî, Rikâk 38; Ebû Hureyre Radıyallâhu Anh rivayeti); “Zikredenle zikretmeyen arasındaki fark diri ile ölü arasındaki fark gibidir” (Buhârî, Da’avât 66); “Kalbi mühürlenme” mevzuu Bakara 2/7; Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli, tasavvuf ve edep bâbları
- Enfâl 44 ve Bedir Savaşı’nda Develer Hikmeti: Enfâl 8/43-44 (mü’minlerin düşman gözünde az gösterilmesi); Bedir Savaşı’nda alınan köle esirden Hazret-i Peygamber’in “günde kaç deve kesiyorsunuz?” sorusu ve 10 deve = 100 kişi hesabıyla 1000 kişilik düşman tespiti rivayeti (İbn-i İshâk, Siyer; İbn-i Hişâm, es-Sîre; Taberî, Târîhu’l-Ümem; Buhârî-Müslim Meğâzî bâbı)
- Beş Vakit Namazın Kefaret Olması Hadîsi ve Cuma Tebrikleri Eleştirisi: “Sizden birinizin kapısının önünden bir nehir akıp günde beş kez yıkansa üzerinde kir kalır mı? Beş vakit namaz da böyledir, Allah onlarla hataları siler” (Buhârî, Mevâkıt 6; Müslim, Mesâcid 283; Tirmizî); sosyal medyada hazır-resimli Cuma tebrik görsellerinin sohbet alanında soru yerine kullanılması eleştirisi
- Aile İçi Mal Paylaşımı, Hisseli Mülkîyet ve Kadın Hakkı: Nisâ 4/7 (kadın-erkek miras hakkı); Çocuğun kazandığı malın anne-baba tarafından paylaştırılmasının ölçüleri — İbn-i Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, kütub-u Fıkhın Hibe ve Vasiyet bâbları; Hisseli tapuda çatının müşterek mülkîyet hükmü — Türk Medeni Kanunu m. 688-692 (payî ortaklık) ve İslâm fıkhında şirket-şeyi bâbı
- Aile İçi Şiddet, Uzaklaştırma Kararı ve Süt Kardeşliği Fıkhı: Hanefî fıkhında başkasına çocuk emzirtmede kocanın iznînin gerekliliği ve süt kardeşliği (radâa) hükümleri — Buhârî, Radâ 10; Müslim, Radâ 18; Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli, nikâh-radâ bâbı; 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun (uzaklaştırma kararı prosedürü); “Bir talak” lafzı ve rüce’ hükümleri — İbn-i Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, Talâk bâbı
- Vesvese, Şeytân ve Şemseddîn-i Sivâsî’nin Çihâr Yâr-i Güzîn Nazmundan Tevhîd Tekrarı: “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûluhu” kelime-i şehâdet; vesvese gelince tevhîd zikriyle şeytânı def etme Peygamber Sünneti; Şemseddîn-i Sivâsî, Çihâr Yâr-i Güzîn (sayfa 25) risalesi
- Üstâd ile İstişâre Edebî ve Derviş Çekingenliğinin Kaynağı: Nisâ 4/59 (ulu’l-emr ve üstâda itaat); Sohbet meclislerinde soru-istişâre edeb-i — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Âdâbu’s-Sohbet bâbı; nefis ve şeytânın “sus, sorma” telkîni karşısında üstâda gayrî meydân açma
- Tesettür Fıkhi ve Niyet Söylem-i Şerî: Nûr 24/30-31 (erkek-kadın örtme âyeti); Ahzâb 33/59 (cılbâb âyeti); Kadının namazda yüz-el-ayak bileğine kadar örtülü olması — Buhârî-Müslim Kitâbu’s-Salât; Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli, Tahâret-Salât bâbı; “Tesettür Allah için” niyeti ve nefsin “zarar görüyorum” vesvesesinin reddi
- Bebeğin Nefsi ve Çocuk Terbiyesi: Buhârî, Cenâiz 80 (“her doğan İslâm fıtratı üzere doğar”); İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Riyâzatu’s-Sabî ve Çocuk Terbiyesi bâbı; İbrâhîm Hakkı Erzurumî, Marifetnâme çocuk terbiyesi faslı; bebeğin yanında tesettürlü Kur’ân okuma ve namaz kılma ile fıtrat-ı selîmenin muhâfaza edilmesi
- Evlilik Sünneti ve Însâ Aleyhisselâm’ın Âhir Zaman İnişi: Buhârî, Nikâh 1 (“Ben evleniyorum; kim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir”); Zümer 39/53 (“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin”) ümitsizlik âyeti; Al-i İmrân 3/55 ve Nisâ 4/157-158 (Însâ Aleyhisselâm’ın çarmıha gerilmeyip Allah katına alınması); Deccal hadisleri ve Însâ Aleyhisselâm’ın ahir zamanda inmesi, evlenmesi ve ölmesi — Müslim, Fıten; Ebû Dâvûd, Melahim
- İmâm-ı Birgivî Hazretleri, Tarîkat-ı Muhammediyye ve Tarîkat Seçimi: İmâm-ı Birgivî Mehmed Efendi (ö. 981/1573), Tarîkat-ı Muhammediyye; Birgivî’nin Aydın Birgi’de medfun kutbiyyet makâmı; Türkiye Diyanet Vakfı İSAM, İslâm Ansiklopedisi “Birgivî” maddesi; tarîkat arama usulü: niyet-dergâh ziyareti-istişâre-istihâre-üstâd ârayışı; Kaza oruçlarının Pazartesi-Perşembe nâfile günlerinde tutulması içtihâdı — İbn-i Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, Savm bâbı; Kuşeyrî, er-Risâletu’l-Kuşeyriyye; Evliya türbesinden istek — velilerden değil Allah’tan dileme tevhîd ölçüsü
- Takıntı-Saplantı (Obsesif) Davranışlar ve Koronada Artan Psikolojik Rahatsızlıklar: “Birini severken ölçülü sev, nefret ederken ölçülü nefret et; olur ki bir gün sevdiğin düşmanın, düşmanın dostun olur” hadîs-i şerîfi (Tirmizî, Birr 60; Hazret-i Ali Radıyallâhu Anh rivayeti); COVID pandemisi döneminde artış gösteren OKB-anksiyete istatistikleri (Türkiye Psikiyatri Derneği 2020 raporları); ehl-i tasavvufta takıntı-sevgi ayırımı ve karakter terbiyesi
- Cahilliğin Mazeret Olup Olmaması, Dervişlere İftira ve Cemaat İstismârı: “Ben bilmiyordum” mazeretinin ahkâm-ı şeriyyede ka’idelendirilmesi — İmâm-ı Serahsî, el-Mebsût; İmâm-ı Şâtibî, el-Muvâfakât, makâsıdu’ş-şeria bâbı; hicrî ikinci asırdan itibaren tasavvuf karşıtı akımların dervişlere-velilere-zikir ehline iftirası ve kalbin mühürlenme tehlikesi
- Hazret-i Peygamber’in Vazifesinin Devamı, Mıktâr Hadîsi ve Kapanış: “Hiçbiriniz evinde ölmez, muhakkak ameli sebebiyle cennet veya cehenneme girecek kadar bir mıktâra kalır, sonra üzerine kitap sebk eder ve cennete veya cehenneme girer” meâlindeki hadîs-i şerîf (Buhârî, Kader 1; Müslim, Kader 1; Abdullah b. Mes’ûd Radıyallâhu Anh rivayeti); Yâsîn 36/55-58 (“fî şuğulin fâkihûn… selâm” âyetleri ve “lâhum mâ yeddeûn” muhayyar hükmü); Hazret-i Peygamber’in ümmetine olan rahîm-şefıkati ve kötü hallerimizden me’yus olması ile ümmetî şefâati; nihâi tevhîd zikri “Lâ ilâhe illallâh” ve Fâtiha ile meclisin mühürlenmesi — Buhârî, Tevhîd; Müslim, Züd ve Rikâk
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Makâm, Mürşid, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı