Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2020 Soru-Cevap Sohbet #18 — 74. Hadîs-i Şerîf Telbiye

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2020 Soru-Cevap Sohbet #18 — 74. Hadîs-i Şerîf Telbiye. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Giriş ve İslâm Dünyasının Hali

Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Allah gecenize hayırlı eylesin, gündüzünüze hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hakk, ümmet-i Muhammed’i Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışan, Kur’ân ve Sünnet’i düzgün bir şekilde anlayıp yaşayan ümmetlerden eylesin. Cenâb-ı Hakk, ümmet-i Muhammed’i her türlü emperyalist baskılardan, emperyalist tecavüzlerden uzak eylesin. Emperyalistlere karşı, diri emperyalistlere karşı mücadele eden ümmetlerden eylesin. Rabbim ülkemizi, vatanımızı, milletimizi korusun, muhafaza etsin. İçeride ve dışarıda her türlü hainlere karşı, düşmanlara karşı mücadele azmı versin. İçeride ve dışarıda Kur’ân ve Sünnet’in bayraktarlığını yapıp, Kur’ân ve Sünnet’e hizmet eden ülkelerden eylesin.

Böyle Hakkında

İslâm dünyası hem topyekün hem de devletler nezdinde sıkı bir imtihandan geçiyor. Sıkıntı çok, İslâm topraklarında problem fazla. Her gün İslâm dünyasında tabri caizse kan var, gözyaşı var. Her gün İslâm dünyasında sıkıntı var. Korona bir taraftan, iç sıkıntılar bir taraftan, dış sıkıntılar bir taraftan gerçekten İslâm dünyası uzun senelerden beri bir gün yüzü görmedi. Denilebilir ki son Osmanlı’nın 100 senesinden itibaren 250 yıldan beri kesin. İslâm dünyasında sıkıntı bitmedi. Ve İslâm dünyasında da sıkıntı bitmiyor. Hem iç karışıklıklar hem sistemsel karışıklıklar hem emperyalizmin baskısı, sıkıntıları, emperyalizmin işgal girişimleri hem dış işgallar ne yazık ki İslâm dünyasını 250 yıldan beri kan ve gözyaşı dinlendirmedi.

Dinmiyor da böyle giderse de dinmeyecek. Ama muhakkak mücadele etmemiz lazım, gayret etmemiz lazım, savaşmamız lazım, hak ve hukukumuzu korumamız lazım. Hem Batı’nın ekonomik, kültürel, siyasi, askeri darbelerine karşı ve tecavüzlerine karşı dik durmamız, direnmemiz. Hem de içimizdeki Batıcıların tecavüzlerine, darbelerine, içimizdeki satılmış Batıcıların Batı aşıklarının ne yazık ki içimizde çıkardığı fitnelerle mücadele etmek zorundayız. Bir taraftan Batı dışarıdan bütün her şeyiyle saldırırken, Batı derken İslâm dışı bütün güçleri kastediyorum. İllaki Batı olması lazım değil. Rusya’da var bunun içerisinde, Çin’de var. İslâm dışı bütün güçler var. Bunlar bize dışarıdan her türlü ekonomik, siyasi, askeri, kültürel savaşlarını sürdürürken, baskılarını sürdürürken bizim içimizde de ne yazık ki böyle körcesine, satılmışcasına, haincesine Batıcılar var.

Kendi öz değerlilerimizden bizi uzaklaştırıp, inancımızdan uzaklaştırıp, öz kültürümüzden bizi uzaklaştırıp, kültürel olarak, ekonomik olarak, siyasi olarak, askeri olarak Batı’nın bir piyonu olacak. Batı’nın emperyalist düşüncelerine, fikirlerine, istek varuzlarını boyun eğecek bir yönetim biçimi istiyorlar. Ve ne acı ki İslâm dünyasının büyük bir çoğunluğu bu muhalibiyetin altında ezilmekte ve bu muhalibiyet düşüncesiyle savaşmaktan uzak durmakta. Ve acı bir şey bu yenilgiyi kabullenmiş, bu yenilgiyi kabullendiği için de bununla mücadele etmiyor. Hatta bununla mücadele etmek isteyen, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı savaşmak isteyen, sımsıkı yapışıp, bunun savaşını vermek isteyen, küçük topluluklara, sûfî topluluklarına, cemaatlere, cemiyetlere karşı da haince ve hunharca saldırı yapıyorlar.

Çünkü onlar bir şekilde Batı’nın hegemanyesine kabullenmiş, Batı’nın önünde yenilgi kabullenmiş kimseler. Bunlar ne yazık ki günümüzde de var, ne yazık ki bizim ülkemizde de var, ne yazık ki dünyanın her tarafında var. Asıl zaten bizim canımızı acıtan, asıl bizi inciten bunlar. Asıl bunlar istismâr ediyorlar, bunlar bizdenmiş gibi görünüyorlar, bize yakınmış gibi görünüyorlar. Bizim gibi namaz kılıyorlar, bizim gibi Kur’ân-ı Kerîm okuyorlar, hatta bizim gibi ehli sûfî de olabiliyorlar. Bir cemaate intisap edebiliyorlar, bir topluluğa intisap edebiliyorlar, o toplulukların içine karışabiliyorlar. Ama bunlar ruhlarını Batı’ya satmış, kalplerini, gönüllerini Batı’ya satmış, İslâm ve Müslümanlardan ve Allah’tan ümidini kesmiş, münâfık tipli kimseler bunlar.

Bunlar bizim canımızı acıtıyor, bunlar bizim içimizi incitiyor, bunlar bize ne yazık ki köste kuluyorlar. Zaten Hadis-i Şeriflerde en büyük sıkıntılardan birisi olarak bu belirtilmiş. Ahir zamanda öyle topluluklar olacak, öyle liderler olacak, öyle imamlar, öyle şeyhler, öyle hocalar olacak. Bunlar bizdenmiş gibi görünecekler ama bizim paramızı ütecekler, ama bizim değerlerimizi ütecekler. Bunların gırtlaklarından Kur’ân’a aşağı geçmeyecek. imanları dillerinde olacak, Kur’ân’ları dillerinde olacak, namazları bunların suretlerinde olacak, oruçları bunların suretlerinde olacak. Bunlar İslammış gibi görünecekler, ne yazık ki İslâm olmayacaklar. Ne imanlarına, ne namazlarına, ne oruçlarına, ne haçlılarının hayırını görmeyecekler.

Bunlar çünkü İslâm ümmetinin içerisindeymiş gibi görünüp İslâm ümmetine en büyük zarar veren münâfık tipli insanlar. Ve İslâm dünyası bu tip insanlardan insanlarla da mücadele ediyor. Çok yönlü bir mücadele var. Gerçekten İslâm dünyası bu doğum sancısı, çekercesine böyle bir mücadele veriyor. Ve bu mücadelenin içerisinden eğer İslâm dünyası bir nebze galibiyetle çıkar, bir nebze kendisini toparlayarak çıkarsa inşallah uzun bir zaman bu nefesle uzun ve büyük işler ve güzel işler yapabilir. Ama bu zaman zarfında bir yenilgi tadarsa, bu zaman zarfında bir dağılma tadarsa Allah muhafaza eylesin. Bir yüz yıl daha her şey geriye gidebilir. Bir yüz yıl daha toparlamakta güçlülük çekebiliriz. Ve böyle orta yerde bir hal görüyorum ben.

Allah bizi affetsin. Türkiye’deki o 28 Şubat ve arkasından gelen her türlü İslami duyarlılığa, İslami yaşantıya, İslami fikriyata, İslami düşünceye gelen saldırılar, darbeler, İslâm dünyasında bilhassa ülkemizde çok büyük yıkıntılara sebebiyet verdi. Ve bu yıkıntılar devam ediyor. Ve 28 Şubat bin yıl devam edecek diyorlardı. 28 Şubat’ın etkileri hala da devam ediyor. Bunu derslerde defalarca söylüyorum ve bakıyorum ortama hale, ahvale. Ne yazık ki Müslümanlar bu derlenme, toparlanma sürecinde değiller. Hatta hızla dağılmaya devam ediyorlar. Müslümanlar ne yazık ki namazı aksatıyorlar, namazı gevşetiyorlar, oruçları gevşetiyorlar, dini duyarlılıklarını gevşetiyorlar. Haramlarla olan ilişkilerinde çok büyük bir gevşeklik var.

Çok rahat haram işliyorlar. Ne yazık ki Müslümanlar helalları işlemekte, farzları yerine getirmekte gevşiyorlar. Hızla gevşiyorlar. Haramı işlemek daha kolay oldu. Tesettürden bayanlar hızla uzaklaşıyorlar. Ne yazık ki önceden makyaj bilmeyen tesettürlü bayanlar, şimdi çok ağır makyajlar yapıyorlar. içleri görülmeyen tesettürlü bayanların içleri görünüyor. Vücut hatları belli olmayan tesettürlü bayanların artık vücut hatları belli oluyor. Artık böyle çok ender görürdük. Çarşaflı annenin yanında mini etekli bir kız. Şimdi artık bunu her yerde görmeye başladık. örtülü mantolu bir annenin yanında böyle örtülsüz mini etekli her tarafa açık bir kız çocuğu. Ki onun kızı. Bunları görüyoruz artık. Acı şeyler bunlar.

Ve İslâm dünyası, bilhassa bizim ülkemizde, İslami duyarlılık hızla geriye doğru gidiyor. Hızla İslami değerlerimiz rencidil ediliyor. Törpüleniyor. İslami değerlerimiz hafife alınıyor. Ve ne yazık ki haramlar alkışlanıyor. Kötülükler alkışlanıyor. Kur’ân ve sünnetin dışındaki her şey kolay ve alkışlanıyor. Ama Kur’ân ve sünneti yaşamak isteyenler, Kur’ân ve sünneti sımsık yapışmak isteyenler ne yazık ki hem ülkemde hem İslâm dünyasında yeniden 28 Şubat’taki gibi 4. 5. sınıf vatandaş muamelesi görmeye devam ediyor. Ve ne yazık ki Müslümanlar yine değişen bir şey yok. 4. 5. sınıf vatandaş olarak hayatlarını devam ettiriyorlar. Rabbim inşallah İslâm dünyasına uyanıklık versin. İslâm dünyasına Kur’ân ve sünneti sımsıkla bağlanıp, Kur’ân ve sünneti yaşama sevinci, yaşama mücadelesi nasip eylesin inşallah.

Bugün yine 74. Hadîs-i Şerîf’i okuyacağız. Malum perşembe günleri genel olarak Ali en-Nedvî’nin Hadislerle Tasavvuf Eserinden bir Hadîs-i Şerîf sırasıyla okuyoruz. Cumartesi günleri de Mesnevî okumaya devam ediyoruz. İnşallah bu Korona günlerinde devam ederse ki böyle giderse devam edeceği benziyor. Eğer aşıyı bulamazlarsa, aşının bulunup bulunmadığı da belli değil. Her yerden böyle bir aşı bulundu, bulunmadı. Hat çıkıyor, hat çıkmıyor, hat yarın, hem ertesi gündü böyle bir yılan hikayesi var. İnsanlar aldatılıyor. Tabi bulunan aşıya da ne kadar güvenilecek? Bu da ayrı bir handikap. Çünkü bugüne kadar aşıların üzerinde hep değişik senaryolar dinlenilmiş. Hep şüpheler söz konusu olmuş. Halkın içerisinde de bu şüpheler izale edilememiş, yok edilememiş.

İnancımızı yitirmişiz aşılara ve sağlık politikalarına ve aynı zamanda da sağlıkla alakalı dünya üzerinde dönen dolaplardan dolayı. Bu şüphelere ne yazık ki cevap bulmuyor. tedavi edilmiyor hastalıklar. baskılanıyor, tedavi yok. Acı şeyler bunlar. ilaçlar bizi artık tedavi etmiyor. Ne bileyim torbalarla hap içiyor insanlar ama tedavi olmuyor. Hastalık duruyor, hastalığın etkileri daha da artıyor veyahut da yan etkileri çoğalıyor. Ne yazık ki hastalar çok zor tedavi oluyor. Bunu yiyeceklerimizden, gıdalarımızdan tutun, yaşam standartımızdan tutun. İçtiğimiz veya üretilen endüstriyel ilaçlara varınca kadar hepsinin de bunda etkisi var. İnşallah Cenâb-ı Hakk Ümmet-i Muhammed’i ve tüm insanlığı derleyip toparlasın.


74. Hadîs: İbn-i Ömer’den Telbiye

74. hadîs-i şerîf. İbn-i Ömer’den Resûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri aşağıdaki kelimelerle telbiye getirdiğini ve bu kelimeler üzerine ilave de bulunmadığını işittim. Telbiye, Hac ve Ömre’de ihrâma giren bir Müslümanın ihrâma ama Hacca ama Ömre’ye niyet ettikten sonra ”Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyke la şerike, leke lebbeyk, innel hamdâ ve nimedâ, leke vel mülk la şerikelek” diye yaptığı bir zikir. bu tekrar tekrar icabet sana Allah’ım, tekrar tekrar sana hiçbir ortağın yoktur. Tekrar tekrar icabet sana. İcabet sana. Türkçesi bunun bu. Normalde bu telbiye edildiğinde, bunun üzerine, telbiyenin üzerine artık o kimse ihramlanmış kabul ediliyor. o kimse ihrâm denilen üst ve alt havlu veya beyaz bir dikişsiz, izar ve rida denilen iki parçadan oluşan ihramını giyiyor, guslediyor, guslettikten sonra ihramlarını giyiyor, iki rekat namaz kılıyor, namazın ardından ama Ömre’ye ama Hacca diye niyetleniyor ve telbiyeyi getirince de o kimse ihrâma girmiş oluyor.

İhrama girerekten Ömre veya Hac vazifesini yerine getiriyor. Tabii bu ihrâma girdikten sonra da Ömreci veya Hacı önemli değil, beytullahı görünce kadar veya bazı imamlar Mekke sınırların içerisinde girinceye kadar telbiyeye devam edilmesini öngörmüşler. Ve haç esnasında da ihramın olduğu müddetçe mesela Hacı İfrad’a niyet etti veya Hacı Kıran’a niyet etti. O devamlı Mekke dışında devamını telbiyeye getiriyor. bir taşın kenarından geçerken, bir ağacın kenarından geçerken, bir çukurdan giderken, bir tümsekten giderken aklına geldikçe Allahümme, Lebbek diye, habire ne yapıyor? Telbiye getiriyor. Bu telbiyeler Allah’ı zikir, Allah’ı hamd, Allah’ı metüsene aitmek. Bunu söyleyen kimse de günahlarından dökülüyor, Cenâb-ı Hakk ona sevap veriyor.

Bakın günahlarından dökülüyor, Cenâb-ı Hakk ona da sevap veriyor. Ümrecilerin normalde Mekke’ye girinceye kadar ve ahacıları Mekke’ye girinceye kadar devamlı yapmaları gereken bir zikir. Hazret-i Peygamber’in, sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ydi, telbiyeyi böyle ilan etmiş. Tabii telbiye sadece Hazret-i Muhammed Mustafa’yla, sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’yle başlayan bir ibâdet, başlayan bir ritüel değil. Bu ta İbrâhîm Aleyhisselâm’a kadar giden bir ritüel. İbrâhîm Aleyhisselâm’dan itibaren bu telbiye hep getirmiş peygamberler tarafından. Mûsâ Aleyhisselâm telbiye getirmiş, Însa Aleyhisselâm telbiye getirmiş, İbrâhîm Aleyhisselâm telbiye getirmiş. Peygamberler bu manada hepsi de telbiye getirmişler.

Ayrıyeten müşrikler de Hazret-i Muhammed Mustafa’yla, sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, peygamberliğini ilan etmezden önce onlar da telbiye getiriyorlardı. Onlar da haç farızasını kendilerinin ciğerine getiriyorlar. Onlar da buyur Allah’ım demiyorlardı, buyur huzza diyorlardı, buyur la’d diyorlardı, buyur men’at diyorlardı. Onlar da normalde kendi ilahelerine telbiye getiriyorlardı. Onlar da müşrik zamanında telbiye böyledi. Ve telbiye buradan bakılınca kadim bir ritüel, ibâdet. Ta İbrâhîm Aleyhisselâm’a kadar hatta bu telbiyenin en az üç sefer getirilmesi gerektiğiyle alakalı da rivayetler vardır. bir sefer telbiye getirilince uyar, yeterli olur mu? Yeterli olur. Ama normalde tabii iki sefer, üç sefer yapmak sünneti seniye. telbiyeyi bir de bırakmamak lazım.

En az üç sefer yapmak lazım. Birinci telbiye tabii, lebbeyk Allah’ım ve lebbeyk deyince o kimsenin denilebilir ki Cenab-ı Hakk’ın beytullah’ım gelsinler, tavav etsinler, ilan et. Ayet-i kerimesine cevap olarak düşünülebilir. İkinci telbiye İbrâhîm Aleyhisselâm’ın haccı ilan etmesine cevap olabilir. Üçüncü telbiye de Cebrâîl Aleyhisselâm’ın ilanına binayen onun davetine icabet olarak da düşünebilir. Çünkü İbrâhîm Aleyhisselâm Cenâb-ı Hakk’ın emrini yerine getirirken, Cebrâîl Aleyhisselâm da İbrâhîm Aleyhisselâm ile beraber haç farizasını bütün insanlara tebliğ etti. Cebrâîl aleyhisselamın tebliğine uyanlar. Sufiler böyle inanırlar. Rüyalarında hacca gittiklerini görenler ve haç farizasını yerine getirenler ve rüyalarında haç farizasını tamamlamayla yerine getirenler.

Ama bu rüya sonra zahire tecelli eder, zahirende giderse, hem İbrahim aleyhisselamın sünnetine hem de davetine hem de Cebrâîl aleyhisselamın davetine icabet ettiğine inanırız. Ben öyle inanırım. Öyle olunca birinci telbiye, Cenâb-ı Hakk’a ikinci telbiye İbrahim aleyhisselamı, üçüncü telbiyeden Cebrâîl aleyhisselamı diye düşünülebilir. Tabii bu telbiyeye bir kısım sahabeler başka bir ilave de bulunmamışlar. Ama bir kısmı başka ilavelerde bulunmuşlar. Bu geceki zaten dersimizin konusu da bu, ilave edilebilir mi edilemez mi? Tabii Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh hazretlerinin oğlu Abdullah da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu telbiyesine ilave olarak emret emrine amadeyim, emret senden saadetler dilerim, hayırlar senin elindedir, dilekler sana arz edilir, ameller de sanadır diye ilavelerde bulunmuş.

Bunun gibi yine başka bir hadis-i şerifte de yüksek dereceler sahibi Allah’ım gibi ilavelerde bulunmuşlar. Ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kendi söylediğinin üzerine ilave edilmiş olan telbiye sözlerine itiraz etmedi. Onları yasaklamadığı söz konusu. Bu şuna benziyor biraz da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine Kur’ân-ı Kerîm’de Allah ve melekler Habibine salatü selam getiriyor, sizler de salatü selam getirin. Emri mucibince Hazret-i Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine sahabeler geliyorlar. Bu ayeti kerimeden sonra Ya Resulallah sallallâhu aleyhi ve sellem biz size nasıl salâvât-ı şerife getirelim diyorlar. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de bizim namazlarda okuduğumuz sallı barikleri söylüyor sahabelere.

Allahümme sallallâhu seyyidina Muhammedin vesahbi vesellim gibi ve birkaç tane böyle Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sallı bariklerle beraber birkaç salâvât-ı şerife söylüyor. Ama sahabeler Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine farklı şekilde salatü selam getiriyorlar ve Hazret-i Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine gelip söylüyorlar. biz sana böyle salatü selam getiriyoruz bu doğru mudur? Veyahut da mesela Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri işitiyor sahabenin salatü selamlarını onlara müdahale etmiyor. O yüzden meşhur bizde bir Delâilu’l-Hayrât kitabı vardır eskiler bilir. Sırf salâvât-ı şerife kitabıdır. O normalde çok salâvât-ı şerife vardır onda. bu salâvât-ı şerifeler bu manada Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında söylenmiş.

Zamanında söylendiği zaman da Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bunları müdahale etmemiş. Bunları kabullenmiş, bunları doğru olarak kabul etmiş. Aynı şekilde de telbiyeleri de kabul etmiş. Ve aynı şekilde de mesela sahabenin değişik zikirleri var, değişik duaları var. O zikirleri o duaları ben meseleyi uzatmamak için kısadan kesiyorum öyle. O zikirleri de o duaları da gördüğünde Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri onları böyle zikretmeyin, böyle dua etmeyin, böyle telbiye etmeyin, böyle salatü selam etmeyin. Deyip onları yasaklamamış, onları menetmemiş. Şimdi dinde bir farz kılananlar vardır, bu emredilir. Ama bir de sahabenin kendince sevgisinden, muhabbetinden, aşkından, hayretinden, cezbesinden, yapmış olduğu zikirler salatü selamlar veya kılmış olduğu namazlar vardır ki Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bunlara sessiz kalmıştır. dolaylı olarak onları kabul etmiştir, onları reddetmemiştir. değişik zamanlarda sahabeler bir iş yaparlar, sahabeler o işi yaptığında Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri onu menetmediyse sahabe bunu kendisine ölçü etmiş.

Menedilmemiş bir şey. Menedilmemiş bir şey olunca onu haram görmek, onu mekruh görmek, onu eksik görmek, menedilmemiş bir şeyi, bir fiiliyatı, bir sözü, onun üzerinde bir hüküm koymak, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hüküm koymadı, menetmedi. Reddetmediği bir şeyde reddetmek, menetmek olur ki sanki Peygamberden sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden daha fazla dini biliyorsun, daha fazla dini yaşıyorsun, daha ince ayrıntısını biliyorsun. Sanki gaybi ilimlere vakıfmışsın veya bu ilmin ledüne vakıfmışsın, sanki Hazret-i Peygamber’den haşa daha fazla biliyormuşsun gibi bir şey olur ki bu büyük bir kibirlilik, büyük bir küstahlıktır. O yüzden dinde Kur’ân ve Sünnet’in menetmediği bir şeyi tartışmak caiz değildir.

Kur’ân ve Sünnet yasaklarını yasaklamıştır, bellidir. Siz ona ilave yasaklar yapamazsınız. Oradan bir iştahat çıkarabilir misiniz? Bir şeyden iştahat çıkarabilirsiniz. Mesela insan vücuduna zarar veren her şey yasaklanabilir mi? El cevap yasaklanabilir. Bunun temelinde bir hüküm var mı? Evet. Siz o hükümden iştahat çıkarabilir misiniz? Evet.


Üstâdın Evrâd Değiştirme Yetkisi

İşte bunun gibi bu ilave zikirlerden, ilave dualardan, ilave salat-ü selamlardan kendinize bir ölçü çıkarabilir misiniz? Evet. Bunu menetmeniz veya böyle bir duayı gördüğünüzde, böyle bir zikri gördüğünüzde, böyle bir şeyi yaptığınızda menetmeye hakkınız olmaz. Sebep çünkü temelinde ama Kur’ân’dan bir âyet-i kerîme ama Hazret-i Muhammed Mustafa’yla ve Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretlerinden fiili veya sözlü bir sünneti var. O yüzden siz onu reddedemezsiniz. Buradan şuraya geliyorum. Şimdi bir kısım ehli meşai şeyh efendiler kendilerince ama rüyalarında gördükleri bir zikri ama hallerinde, manalarında yaşadıkları bir zikri veya kendilerine söylenen bir evrâdı ders kağıtlarını koyabilirler mi?

El cevap koyabilirler. Veya da şeyhlerinin, şeyhlerinin, şeyhlerin devam ede gelen ders kağıtlarını da değiştirebilirler mi? El cevap değiştirebilirler. İlave edebilirler veya var olanını değiştirebilirler mi? El cevap yapabilirler. Bu bid’at olarak kabul edilir mi? Hayır. Bakın bu bid’at olarak kabul edilmez. Ha bir kimse bir sûfî kendi heva ve hevesinden kendince kendi dersini değiştirmesin. Bu caiz midir, bu doğru mudur? Evet. Bu ölçü müdür? Evet. Ama üstad onun dersini değiştirebilir mi? Evet. Onun bu noktada evradını değiştirebilir mi? Evet. Bu bid’at mı olur? Hayır. Bu reddedilir mi? Hayır. ölçüsü de bu hadis-i şerifler ve az önce anlattığım sohbet. O yüzden şimdi kıymetli kardeşler bu hadis-i şeriften çıkarılacak olan ölçü şu.

Bir üstad, bir meşayi adına şey efendi deyin, mürşidi kamil deyin, mürşid deyin, şeyh deyin, veli deyin, üstad deyin bağlı bulundunuz kimse. girdiğinizi sizin değiştirebilir mi? El cevap değiştirebilir. Komple evrâdı değiştirebilir mi? Evet değiştirebilir. Bir var olan evrada bir evrâd ekleyebilir mi? Evet. Var olan evrâdı kaldırıp yerine başka bir evrâd ve hatta komple kaldırabilir mi? Evet. Bu değişiklikler olabilir mi? Evet. Ve bu değişikleri bid’at olarak kabul edebilir miyiz? Hayır. Bakın, sebep çünkü Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin sessiz kaldığı, seslenmediği, men ettiği şey Ümmet-i Muhammed için güzel gördüğü, hoş gördüğü, Ümmet-i Muhammed için doğru gördüğü şeylerdir.

O yüzden bunları ne yapamayız, bunları men edemeyiz, bunları reddedemeyiz. Allah bizi onlardan eylesin, iyilerden eylesin.


Cennet-Cehennem Sebebi ve Külluk

Cenâb-ı Hakk inşallah Hazret-i Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin sünnet seneyesine tabi olan, onun sünnet seneyesini yaşama ve yaşatma mücadelesi veren, onun ayak izlerini ve onun gönül izlerini ve onun nefesini takip eden kullarından eylesin cümlemize. Bu akşam, bunu da not olarak almışım, bu ilaveleri yapmak, bu ilaveleri yapmak asla ve esta hanefilerce yasaklanmamış. Hanefiler, şafiler, hanbeliler, manikiler de bu ilavelerle alakalı herhangi bir ters fetva vermemişler. Dört mezhebin dördü de bu ilave etmeleri ve hatta bu tip değişiklikleri caiz görmüşler mi, el cevap caiz görmüşler. Allah bizi affetsin inşallah. Şimdi de sorularınıza geçeceğiz inşallah. Bu sorulardan birisiydi. bir kardeş aklıma takılan bir soru vardı.

Yaratıcının kainatı yaratıp insanları sorgulamasının ödül ceza sistemi uygulamasının cennet cehennem gibi sebebi ne olabilir? Künfeye kün diyor, Kur’ân’da ol der olur. bu kadar güçlü her istediği olan bir yaratıcının dünyayı yaratıp insanlığı gönderip dediklerimi yapmazsanız, cehenneme gönderirim demesindeki sebep ne olabilir diye bir soru sormuştu. Biz de o sorusuna cevap vermiştik. O kardeş ilave bir şey yapmış. bu bizim verdiğimiz cevaba egosunu tatmin etmek gibi bir şey bu hocam ama demiş. Benim verdiğim cevaba yorum yapmış. Siz öyle görebilirsiniz bunu ve hatta bizim cevabımız yetersizdir. Ama velakin Allah’ın ne ibadete ne de cezalandırmaya ihtiyacı yok. Bir kimse Allah’a kulluk ederken kendince ne kadar kulluk ederse etsin.

Allah’ın zatına veya Allah’a bir katkı da bulunamaz. Etmezse de Allah’tan bir şey eksiltemez. Bir kimsenin kulluk etmesi kendisiyle alakalıdır. Etmemesi de kendisiyle alakalıdır. Ederse etrafa faydalı olur mu? Evet. Etmezse etrafa zarar olur mu? Evet. Ama bu fayda veya zarar insanlarla alakalı. Bir kimse kendince inanma güdüsünü karşılamak için, inanma duygusunu cevap vermek için îmân eder. Bir kimse de bu inanma güdüsünü kendisine bulmaz, bu inanma duygusunu kendisinde hissetmez. O zaman da o kimse inanmamayı seçebilir. Seçebilir mi? El cevabı seçebilir. Bu onun kendi elinde bir şey. O yüzden bütün herkese sözüm. Sizin ibâdet etmeniz Allah’a bir fazlalık değildir. Etmemeniz de Allah’a bir eksiklik değildir.

İnanmanız Allah’a bir fazlalık değildir. İnanmamanız da Allah’a bir eksiklik değildir. İnanmak veya inanmamak kulun kendi dairesinde kendi yapacağı bir şeydir. İnanmak zorunda mısınız? Hayır.


Cehalet ve Yumuşaklık Ayrımı

Allah’ın böyle bir şeye ihtiyacı yok. İbadet etmek zorunda mısınız? Hayır. Allah’ın ibadete de ihtiyacı yok. Siz kendi yolunuzu cehennem yolu olarak seçtiyseniz, buyurun cehennem yolunda yürüyün. Siz kendi yolunuzu cennet yolu olarak seçtiyseniz, buyurun cennet yolunda yürüyün. Bunun da bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm. Arkadaşım bu pazartesi askere gidecek. Gitmeden yanınıza gelmek istiyoruz. Daha önce Karabaş ve Lidergan’a gelmiştik. Akşam semağı gösterirsin bekledik. Sonra sizin o gün Bosna’ya gittiğinizi öğrendik. Öylece döndük. Sizi nasıl görebiliriz? Görüyorsunuz. Bosna’ya gittiğimde geldiyseniz o zaman yaklaşık bir yıl olmuş. Bir yıl önce 10. ayda mı gittik Bosna’ya Cemil? Ekim 2019. Ekim. 10. ayda Bosna’ya gitmişiz Ekim’de.

Demek ki o günden beri bir daha görüşülmemiş. Allah’a buluştursun denk getirsin. Selamünaleyküm hocam. Bir sıkıntım vardı. Yardımınız olacağını umuyorum. Cenâb-ı Hakk elimizden bir şey gelirse yardımcı olmakta inşallah yardımcı olmaya gayret ederiz. Rabbim uynun olsun. Cenâb-ı Hakk en güzel, en tatlı, en şirin yerden sana yardım etsin inşallah. Cehalet ile yumuşaklık arasındaki ilişki nedir? Cehalet ile yumuşaklık arasında nasıl bir ilişki sorguladığını sordunuz bilmiyorum. Cehalet ayrı bir şeydir. Yumuşaklık ayrı bir şeydir. Cehalet cahil. Allah bilmez, peygamber bilmez kimselere, din, diyanet bilmez kimselere cahil denir. Dini olarak cahillik yorumu budur. Bir kimseye cahil dediğinizde o din bilmiyordur.

Şimdi mesleki cehalet vardır. Tamirci Serdar var bizim burada şimdi İzmit’ten. O kimse bir çırak geldi, henüz daha araba tamir etmesini bilmiyor. Arıza tespitini de bilmiyor. O kimse tamirciliğin cahili. Cahil olduğunu bildi, bir ustanın yanında gitti, o işi öğrenmeye çalışıyor. O tamirciliğin cahilliğini bildi. Ve onu meslek haline, onu sanat haline getirmek için bir ustaya ihtiyaç duydu. Ki var, o ustanın yanında onu öğrenecek. Şimdi din cahilleri de var mıdır? Evet. O kimse Kur’ân ve Sünnet’i bilmiyordur. Kur’ân ve Sünnet’i bilmeyince o kimse din cahili olur. Yol cahili olur mu? Evet. Yol cahili nedir? O sufiliğin esaslarını, tasavvufun inceliklerini bilmiyordur. O da yol cahilidir. Bakın, o yol cahili de ne yapar?

Bir üstada, bir mürşid-i kâmile, bir veliye, bir şeyhe intisap eder. O yol cahilliğini erdemliliğe, bilgeliğe ulaştırmak ister. O yüzden cehalet durumuna, konumuna, vaziyetine göre, sanatına göre değişir. Konumu, durumu, tecelliyatı. Yumuşaklık ise farklı bir şeydir. Bir kimsenin Kur’ân ve Sünnet dairesine bağlı yumuşaklığı vardır ki bu mededilmiştir. Bu güzel ahlaktır. Ama bir kimse kötü ve kötülüklere karşı, cahilliğe karşı, küfre karşı yumuşak davranamaz. Bu da ona yumuşak davranması din bilmezliğindendir. İnsanlarla ilişkilerimizde orta yolu takip etmek aşırı gitmemek nasıl olmalıdır? İnsanlarla ilişkilerde orta yolu takip etmek diye bir şey yoktur. İnsanlarla olan ilişkilerde insanların durumuna, konumuna göre davranmak vardır.

Hazret-i Âişe annemiz öyle söylüyor. Biz Peygamber Sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden insanların durumlarına ve konumlarına göre davranmayı öğrendik diyor. O yüzden biz insanların durum ve konumlarına göre davranmayı öğreneceğiz. İkili ilişkilerde. siz böyle yumuşak davranılmayacak yerde yumuşak davranır, sert davranılmaması gereken yerde sert davranırsanız, siz cahil bir insansınız. Nerede nasıl davranacağınızı bilmiyorsunuz. Veyahut da nerede nasıl konuşulacağını bilmeyen bir kimse çok affedersiniz, süper dangalak olur. Nerede ne konuşacağını bilmez, süper dangalaklığını her tarafta devam ettirir. Böyle olunca da o süper dangalaklara karşı tedbirli olmak, süper dangalaklara karşı böyle insanın kendince onları yanında taşımama, onlarla beraber yol yürümeme, onlarla beraber bir ortamda bulunurken dikkatli olmalı.

Veyahut da onlar gideceği yer önemli bir meseleyse böyle süper dangalakları yanında götürmeme, taşımama gibi bir ölçüsü olur. O yüzden biz kimle nasıl görüşeceğimizi konuşacağımızı, kimle nasıl bir ilişkide bulunacağımızı öğrenmemiz lazım. Bunun için tecrübe lazım, bunun için eğitim lazım, bunun için hayatın içerisinde durmak lazım. Bunun için küçük çocuklar mesela kız çocukları, annelerinin yanında, erkek çocuklar babalarının yanında, veya hatta sufiler, yeni sufiler, eski sufilerin yanında, abilerinin yanında bu edebi, adabı, öğrenmeleri. Bunlar nerede, nasıl, kime nasıl davranılacak bunları öğrenmeleri gerekir. Böyle bunları öğrenmezlerse, işte kimin yanında nasıl davranacağını, kime nasıl davranılacağını bilmez.

Bunu çok hadîs-i şerîf okuyun. Hadis-i şeriflerde mesela zalim bir hükümdara karşı nasıl davranılır bir sürü davranış biçimleri vardır. zulmeden bir devlet başkanına nasıl davranılır, ona nasıl nasihat edilir, onun önünde neyi nasıl yapılır, bununla alakalı hadis-i şerifler vardır. Veya bir zalim babaya veya bir zalim anneye, bir zalim eşe, bir zalim çocuğa, bir zalim arkadaşa, bir zalim komşuya, bir zalim etrafımızdaki kimselere nasıl davranılır, bunlara din nasıl anlatılır, bunlara nasıl nasihat edilir, hadis-i şeriflerden bu sonuçlar çıkarılabilir.


Zalime Şiddet, Korkaklık Ahlâk Değil

Veya nasıl bir davranış biçimi kibirliliktir, nasıl bir davranış biçimi böyle insanlara tepeden bakmaktır, nasıl bir davranış biçimi ezikliktir, nasıl bir davranış biçimi ikiyüzlülüktür, nasıl bir davranış biçimi zenginlerin önünde dinini satmaktır, nasıl bir davranış biçimi siyasilerin önünde dinini satmaktır, nasıl bir davranış biçimi bürokratın önünde dinini satmaktır, bunların hepsinde Kur’ân ve Sünnet süzgecinden geçirerekten öğrenilir. Ve insanlar ne hangi topluma, hangi bireye, hangi şahsa, hangi topluluğa gittiğinde orada neyi nasıl davranacaklarını ve neyi nasıl söyleyeceklerini çok iyi analiz edebilirler. Bu başlı başına gerçekten insanı insan eden öğrettilerdir. Bakın insanı insan eden öğrettiler ve insanı toplum içerisinde yerini, konumunu, durumunu gösteren şeylerdir.

Mesela siz bir cenaze evinde gülerseniz, kahkahatarsanız orada yanlış bir şey yapmışsınızdır. Veyahut da siz gülünen, eğlenilen bir yerde somurtursanız o yine duruma göre siz doğru davranış biçiminde bulunmadınız. Veyahut da siz bir arkadaşınızın davetine katıldınız. Davete katıldığınızda orada yemeği, ikramı beğenmezseniz ayrı bir süper dangalaklık yapmışsınızdır. Veyahut da bir kimse bir şey konuşurken bilmediğiniz halde onun konuşmasına müdahale ettiyseniz ayrı bir süper dangalaklık yapmışsınızdır. O yüzden insanlar süper dangalak olmamak için muhakkak ve muhakkak çok ayet ve hadis okumalı insan davranışları nasıl olmalı, güzel ahlak davranışları nasıl olmalı bunu iyi öğrenmeli. Ben o yüzden Buhârî’nin el-Edebu’l-Müfred’ini çok önemserim ve bütün yeni sûfî olan kardeşlere îmân Buhârî’nin el-Edebu’l-Müfred’ini muhakkak okumalarını ve muhakkak uygulamalarını isterim.

Biz mesela zalime karşı yumuşaklığı biz güzel ahlak gibi görüyoruz. Değil canım kardeşim. Zalime zulmeden bir kimseye, o zalimin zulmüne göğüs germek, o zalimin zulmüne mücadele etmek cihat. Bir haksızlığa karşı, bir arsızlığa karşı, bir uğursuzluğa karşı, bir yanlışlığa karşı mücadele etmek cihat. Biz Ümmet-i Muhammed korkaklığı, pısırıklığı güzel ahlak olarak önümüze koyuyor. Enteresan bir şey bu. korkaklığımızı, pısırıklığımızı güzel ahlak olarak nitelendirmişiz. Aymazlığımızı, vurdumduymazlığımızı, neme lazımcılığımızı güzel ahlak olarak görmüşüz. Korkaklığımızı güzel ahlakla örtmeye çalışıyoruz. Ben korkağım demiyor adam. Veya hatta benim belediyeden şu işim var. Ben bu işimi görmem için benim bu yanlışlığa yanlış dememem lazım.

Ben kardeşim dünya menfaatler için ben doğrulara söyleyemem. Ben o yüzden münafığın tekiyim diyemiyor. Bu zamanda konuşmamak lazım. Ne zaman konuşacaksın? Ne zaman konuşacaksın? Aman hocam dikkat et. Seni götürürler. İyi götürsünler canım kardeşim. Seni götürmesinler dedim. Cumaya giriyor adam. Gene bir laf söyledi. Dedim kimin huzuruna gidiyorsun? Allah’ın huzuruna. Cumaya kılacaksın dedi. Değil mi dedim ben? Evet dedi. Dedim ya Allah’ın huzuruna gidiyorsun. Allah dedim adaletsizliği, hainliği, zalimliği, yalancılığı, huşu, şunu, bunu, bunu, bunu, bunu, bunu haram etmiş dedim ya. Sen şimdi bana diyorsun ki dedim bu haramları sen anlatma. Sen diyorsun ki dedim bu hırsızlığı, yalancılığı, dorancılığı, dolandırıcılığı, rüşvetçiliği, zalimliği anlatma diyorsun bana dedim.

Ve şimdi bir de cuma kılacaksın sen dedim. Bu sustu ben öyle deyince. Ya cuma kılacaksın. Kıymetli Müslümanlar din sadece namaz kılmak, cuma kılmak değil. Bu Müslümanlar ne zamandan itibaren dinin sadece namaz kılmak, oruç tutmaktan ibaret olmadığını öğrenecekler. Merak ediyorum. İslâm dinini biz namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekat vermek, başına iki metre örtü takmak, ayağın aşağıda üzerine cübbe veya haydari kafanda sarık bir sakal bırakmak olarak orada bitirdik İslâm dinini. Haksızlıklara karşı durmayı, zalimlerle mücadele etmeyi, adaletsizlikle mücadele etmeyi, nerede huuş varsa onunla mücadele etmeyi, uyuşturucuyla mücadele etmeyi, hırsızlıkla mücadele etmeyi, dolandırıcılıkla mücadele etmeyi, zalimlere karşı durmak cihat olduğunu unuttuk biz.

İşimize gelmiyor. Korkaklıkta on numarayız. Korkaklıkta on numarayız. Ve bir de bunu biz güzel ahlak olarak nitelendiriyoruz. Yanlışlığımız burada. Allah muhafaza eylesin. Cehalet her ne şeyde olursa onu kirletir. Gerçekten Allah yumuşaktır. Yumuşaklığı sever hadisine. Binayen sormuştum demiş kardeşimiz. Hadis-i şerifi bize gönderirseniz memnun oluruz. Cenâb-ı Hakk Müslümanları tarif ederken o müminler ki müminlere karşı şefkatli ve merhametli kafirlere karşı şedittirler. Allah azabı eleindir. Azap edicidir. Nerede kaldı Allah’ın yumuşaklığı? Evet, Allah’ın rahmeti, bereketi, mağfireti, azabını sarmıştır. Ama Allah aynı zamanda azap edicidir. Evet, Allah anneye, babaya, kardeşlere, mümin kardeşlerine karşı yumuşaklığı sever.

Anne baba zulmediyorsa ne yapacağız? Kardeşlerimiz zulmediyorsa ne yapacağız? Allah eşlerimize karşı yumuşaklığı sever. Eşlerimiz haram işliyorsa, eşlerimiz namuslarına, şerefsilerine, haysiyetlerine, yataklarına, evlerine, çocuklarına sahip çıkmıyorlarsa ne yapacağız? Ha gidip öldürün demiyorum. O halde de yumuşak mı davranacağız? Allah bizi affetsin.


Sünnet Yaşı, Seferlik ve Meczûluk

Her şeyin ölçüsü var. Üstadım sadece İzmir değil, Urfa’dan da seviyorum sizi. Allah sizden ve temiz yürürlerinizden ayırmasın bizleri. O Urfa’daki kardeşlere selam ediyoruz. Derya sana da selam ediyoruz. Maşallah subhanallah. Bir İzmir desin, bir Urfa’dasın ha. Allah seni nazardan saklasın. Efendim çocukların sünnet yaşı var mıdır? Üç, altı yaş arası sünnet yapılmaz deniliyor. Yedi yaşa kadar çocuklar sünnet edilir. Doğduğundan yedi yaşa kadar. Baba evine yapılan ziyaretler seferlik hükmüne girer mi? hanefilerin büyük bir çoğunluğu insanın doğmuş olduğu, anne baba evine gittiğinde seferlikten çıkabileceğine dair hükmetmişler. Bir kısmı seferi sayılmaz demişler fakat şu anda insanların hayat standartları değişti.

Bir evin anahtarı sendeyse oradan seferlikten çıkarsın. Evin anahtarı sende değilse orada seferliğe devam edebilirsin. Muhterem hocam ben mezhubum elimden geldiğince zikrediyorum fakat namaz kılamıyorum. Yerim nedir dinimizde? Ben hiçbir deli görmedim ki ben deliyim desin. Ben hiçbir mezhub görmedim ben mezhubum desin. Kendi hükmünü kendisi verdiyse o ben mezhubum diyorsa o mezhub değildir. normalde evet dervişlerin hepsinde bir parça mezhupluk vardır ama namaz kılamıyorum dediğinde o kimse namazı olmayanın dininin direği yıkılmıştır. Bu İslami mezhupluk olmaz. Allah muhafaza eylesin. Orada sıkıntı var. Selamünaleyküm sorun bir adab ile ilgili. Bayramın ikinci günü ancak kurbanı kesip sizinle bayramlaşmaya geldik.

Sizin de dediğiniz gibi ne engelleri aşıp ailemle geldim. Benim gibi sizinle bayramlaşmaya geç gelenler on beş kişi civarında ilk beş kişiyle bayramlaşırken araya bir arkadaş girip buna izin veremem dedi. Neden dedim? Bu bayramlaşma spontane oluştu dağılın dedi. Edebin nasıl olması gerektiğini bilmedimden hiçbir şey demeden boynu bükük olarak ailem ve benim arkandakiler ayrıldı. Siz önümüzdeki beş aileyle bayramlaştınız. Birinci sorum. Buradaki hareketimiz nasıl olmalı? İkinci sorum. Sorunlu olmayan ama çok güzel laf ve trip atan kendine sorunluluk yükleyen arkadaşlara karşı nasıl davranacağız? Böyle bir dağılın deme hakkı hiç kimsede yok. Ben orada son arkadaş gidinceye kadar orada oturdum.

Saat yediye kadar oradaydım. Ben şimdi kendimce toparlıyorum. Saat yediye kadar falan oradaydım değil mi bayramlaşmada? Sekiz de. Sekiz miydi? Yedide bitti. Söylediğini beklediniz. Ben yedide bitti. Ben tekrar kahve içtim orada oturdum. Hatta Endinozyalı bir arkadaş vardı eşiyle beraber geldi. Onunla sohbet ettim. Onunla konuştum. Artık temizliğe baktım. Bir. Bu tip meselelerde bir kimse sorumlu olmadığı halde sorumluymuş gibi böyle bir şey derse bunu dinlememeniz gerekir. Bir de bayramlaşmada birisi sorumlu olmalı. Birisi sorumlu olmalı. Birisi sorumlu olmalı. Orada en üst seviyede bir vazifeli var. Örnekliyorum şimdi. İzmit’e gittim. İzmit’te Cemil var. Orada Cemil dururken birisinin kendi kendine vazife adetmesi kendinde bir.

Cemil’in zakirlik zayıflığındandır. İki. Oradaki o kimsenin edep yoksunu olmasındandır. Cemil ona susuyorsa onun edep yoksunu göz yummuş olur. O da zulmetmiş olur. Şimdi orada hiç kimsenin hükmü olmaz. Bir üstadın bulunduğu yerde ise ancak üstad söylerse orada hüküm sahibi vardır. Mesela ben gittim İzmit’e. Şimdi Cemil burada diye böyle örnekliyorum. Ben İzmit’e gittim. Cemil şöyle böyle olsun dediği zaman Cemil şunu diyecek. Üstadımız böyle olmasını istedi. Bitti. Bunun akabinde birisi ona cevap verirse karşı çıkarsa o kimse nefsine uymuştur. Heva hevesine uymuştur. Doğru değildir. O yüzden bayramlaşma gününde oranın sekre idareisi Cafer oradaydı. Cafer’e dedim ne yapıyorsunuz? Şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz.

Tamam bir sıkıntı yok. Öbür türlü arkadaşlara dağılın demek, gidin demek, bayramlaşma bitti demek. Ben oradayken bitti demeden bir başkasının bitti demesi doğru değil. Fatih derim gibi oldu biraz böyle biz bitti demeden bitmez hiçbir şey diye. Ona benzedi ama bu böyledir. Birisi orada Üstad program sona erdi demedikten sonra birisinin orada program sona erdi gidin dağılın demesi doğru değil. Ona susan arkadaşların da yaptıkları doğru değil. Eğer böyle kendi kafasından kendi kendine bir vazife tayin eden bir kimse kendince etrafı sevgi idare etmeye kalkarsa Arkadaşlar da ona diyecekler ki canım kardeşim buranın sorumlusu var tatlı bir şekilde. Kim buranın sorumlusu? Cafer. Kim buranın sorumlusu?

Cemil. Kim buranın sorumlusu? Ömer bizim. E tamam. Sorumlular ayakta dolaşıyorlar zaten. Onlar orada hizmetin devam etmesi için o onu söylüyor, bu bunu söylüyor, o onu böyle yapın diyor, bu bunu böyle yapın diyor. Herkes aynı işi yapmıyor. O yüzden arkadaşlar böyle kendi heva ve heveslerinden sorumluluk adeden kimselere müsaade etmeyecekler. Otur kardeşim buranın sorumlusu var mı? Var. Sen otur. Bitti. Buranın Zakiri var mı? Var. Otur kardeşim. Zâkir burada bir şey söyleyecekse söyler. Sana bir şey söylediyse söyle bize. Bitti. E o söylememiş. Sana ne? Allah muhafaza eylesin. Bir de ben bir şey söyleyeceksem herkese söylerim. Mahcurlu değilim. Kısıtı değilim. Kendimi idare edemeyecek noktada da değilim.

Bir başkasının beni idare etmesini de hoşuma gitmez canım sıkılır. Bütün herkes kim olursa olsun bu. Zakirinden, Çavuşundan, Dervişine kadar. Birisi beni idare etmeye kalkarsa canım sıkılır. Canım çok sıkılır hem. İstişare etsin, istişare açayım. Beni idare etmeye kalkmasın. Benim adıma hükmetmesin. Ben ne yiyeceğimi de bilirim, ne içeceğimi de bilirim, kimle de konuşacağımı bilirim, kimle konuşmayacağımı da bilirim. Yeteri kadar bu konuda ehliyetli olduğuma inanıyorum. O yüzden doğru değil. Ve gerçekten üzüldüm. Bunu yapan arkadaş da dinliyorsa bizi bu arkadaşlarla helallaşması lazım. Allah bizi affetsin inşallah.


Bayramlaşma Edebi ve Sorumluluk

Bazen şunu, şu oluyor mesela bir dinlenmeye ihtiyacı oluyor. Ben diyorum ki arkadaşlar bir mola verelim, ben bir dinleneyim. Ve hatta o esnada bir şey çıkıyor. Arkadaşlar mola, ben kendim de söylüyorum arkadaşlar mola veriyoruz namaz kılacağım veya mola veriyoruz. Mesela bayramlaşmada EFLR oynayacaktı. Dedim ki mola bir EFLR oynansın, bir nefes alsın herkes, bir ortalık neşelensin istedik. O zaman ne oldu bilmiyorum bunu. Ama o zaman değilse ki bu son dönem fasılsa ben orada geç zamana kadar hatta kimse kalmadıydı. Böyle birkaç masa bir arkadaş kaldı son giderken. Öyle de olmadı mı? Evet efendim herkes gitti hatta tek tek gelenleri bile aldınız en son gelenlerle. Evet ben gelene ayağa kalktım bayramlaştım.

O yüzden başka bir kimsenin yasaklaması doğru değil. O yasaklamaya uymak da doğru değil. Sorumlu olmayan ama çok güzel laf ve trip atan kendine sorumluluk yükleyen arkadaşlara karşı nasıl davranacağız? Kıymetli kardeşler bu bizim bulunduğumuz toplulukta açık ve net söyleyeceğim. Herkesin ne sorumluluğu olduğu belli. Bir kimse kendince kendisini sorumlu gibi görüyorsa heva hevesine uymuş. Allah bizi affetsin inşallah. Bir kardeş Facebook sayfası atmış kusura bakmayın buradan Facebook açabilecek noktada değiliz. Selamün aleyküm. Allah’a karşı olan kibrin alameti nasıldır? En basitinden namazı kasten terk etmektir. Bir kimse Allah’a karşı olan kibri Allah’ın farzlarını yerine getirmemek, haramlarını bile bile işlemek Allah’a karşı kibirdir.

Bakın tekrar altını çizerekten söylüyorum. Allah’ın farzlarını bile bile yerine getirmemek ve Allah’ın haram kıldıklarını bile bile işlemek Allah’a karşı kibirdir.


Allah’a Kibir ve Hacda Kurban

Selamün aleyküm. Allah’ın sesi var mı? Allah el kelamdır. kelam edici, konuşandır. Selamlar. Üstadım bir konuda tartışma yaşadık fabrikada arkadaşlarla haçta kesilen kurbana farz diyen profesörler var. Bu konuda bilgi verir misiniz? Normalde haccın farzlarından değil kurban kesmek. Haccın farzı ihrâma girmek, arafatta durmak. Dinden çıkar mı? O esnada dili sürtmüştür, bilememiştir. Allah muhafaza eylesin. Öyle görelim. Selamün aleyküm. Hayırlı geceleriniz olsun. Canlı yayınlarınızı sürekli takip ediyorum. Müsaadeniz olursa ben de rüyamı anlatmak istiyorum. Kendi köyümde görüyorum. Babamın bir bahçesi vardı dere kenarında. Onu oğlan kardeşime verdi. O da orayı sattı. Bahçenin köşesini dere almış götürmüş çökmüş görüyorum.

Deremiz küçük ama ben büyük görüyorum. Sonrasında bahçemizin yanında komşunun bahçesinde toprak kazıyorum. Toprak kazıldıkça altın sarısı toprak çıkarıyorum. Derken toprağın altından öyle bir ışık çıkıyor. Söz de altın bulmuşum. Rüyamı bu kadar hatırlıyorum. Babanız çocukların arasında adaletli davranmamış. Allah adaletli davrananlardan eylesin. Siz de buna sabretmişsiniz. Siz sabrettiğiniz için de Cenâb-ı Hakk sizi manen kuvvetlendirmiş, manen güçlendirmiş, sizin manen kalbinize ve gönlünüze ilham etmiş. Allah mübârek eylesin inşallah. Yine de babanıza dua edin. İnsanlar hata yapabilirler, eksik noksan davranabilirler. Gönül arzu eder ki anne ve babalar çocuklarının arasında ayırım yapmasınlar.

Adaletle hükmetsinler.


Rüya Yorumu ve Pîrim Demek

Çocuklarına zulmetmesinler. Ama ne yazık ki cahillik bunu yapıyorlar. Allah muhafaza eylesin. Selamün aleyküm. Bazen bir yara sebebiyle kan geliyor fakat ne zamanlar geldiğini anlayamıyorum. Bu yüzden abdestimin bozulup bozulmadı ve namaz kılıp kılamayacağımı da anlayamıyorum. Bu gibi durumlarda abdestimin olup olmadığını nasıl anlayabilirim? Bir yara sebebiyle kan geliyor da siz kanı görmediyseniz, abdestiyseniz namazınızı kılacaksınız. Kanı görmediniz. Ama kan geldi gördünüz gidip abdestinizi alıp namazınızı öyle kılacaksınız. Selamün aleyküm. Efendim, gecen perşembe sohbetinizde pirim dediğim için insanın yüzüne karşı övülmesi sünnete aykırı diyerek ikazda bulunmuştunuz. Cumhurbaşkanı’na cumhurbaşkanı demek onu övmek olur mu?

Bunda bir beis yok. Bir devlet hiyararşisinde bir kimse cumhurbaşkanı ise cumhurbaşkanı, başbakan ise başbakan, bakansa bakan, vali ise vali, belediye başkanı ise belediye başkanı olarak nitelendirilmesinde ve onun öyle söylenilmesinde dinen bir beis yok. Himmet ve kerametinizle, bak yine sen benim yüzüme karşı övüyorsun, benim himmet ve keramet sahibi olduğumu söylüyorsun, yine bu övülmeye giriyor. Allah muhafaza eylesin. Kur’ân ve sünnet dairesinde zahiren hal, rüya, yakazı ile batınen delilimiz var ise pirim demek gerçeği ifade etmek midir, övgü müdür? Bu noktada pirim demek için izninizi rica etsek olur mu? Bir kimse kendince bir rüya görür, kendince bir hal görür, yakaza görür. Bir başkasına bunu kendince bir ölçü olarak görür, bir başkasına bunu söyleyebilir.

Ama bunu o kimsenin yüzüne söylemek yine övülmeye girer. Allah muhafaza eylesin. Bu doğru değil. Rabbim Kur’ân’ın sünneti ve ekolinizi anlayıp yaşamayı bizlere, bizden sonrakiyere ve onlardan sonrakiyere nasip etsin. Amin. Tasavvuf adabında dördüncü esmanın sonuna gelen dervişi, şeyhinin mürşid-i kâmil’e göndermesi gerekmez mi? Günümüzde böyle uygulamalar var mı? Eğer normalde o kimse rüyasında böyle bir şey görürse gönderilir, neden gönderilmesin ki? Sizi bu sorunun dışında tutarak ülkemiz sınırları içerisinde irşad ile vazifelendirilmiş mürşid-i kâmil var mıdır? Biz oturup da bunların sayısını söyleyecek, bunlarla ilgilenecek noktada değiliz canım kardeşim.


Mürşid, Ebdâl ve Renklerin Mertâbetleri

Allah’ın mülkünde Cenâb-ı Hakk’ın velisi eksik olmaz. Ülkemiz sınırları içerisinde ebdâllerden olup bir topluluğa mürşidlik yapan var mıdır? Bu muhakkak vardır. Allah eksikliğini göstermesin. Renklerin nefis meraatepleri ile ilişkisi var mıdır? Var. Var ise 6. ve 7. meraatemin sancağının ya da perdelerinin renkleri nedir sır hükmünde değilse açıklar mısınız? O hale geldiğinde görürsün inşallah. Hakkınızı helal edin. Helal olsun inşallah. Selamün aleyküm ve aleyküm selam. Çocukluğumdan beri babam tarafından çok eleştirildim. Ben de özellikle aile içinde kendimi sürekli eleştiri yaparken buluyorum. Elimden geldiğince dikkat etmeye ve azaltmaya çalışırım. Ama bu durumu bir türlü aşamadım. Ne yapmamı tavsiye edersiniz?

Bir kimsenin kendi kendisini tefekkür edip kendi kendisini tefekkür edip kendi eksikliklerini görüp ve kendi eksikliklerini tamamlamaya çalışmak erdemliliktir. Bir kimseye ayna olmak o kimsenin eksikliklerine ayna olmak hem ayna olan için erdemliliktir hem de o ayna olunduğu dersini alıyorsa bu da ayrı bir erdemliliktir. Ama anne babalar çocuklarını habire eleştirerekten ve ağır eleştiriler koyaraktan ne yazık ki çocukların psikolojilerini bozuyorlar. Anne babalar çocuklarını eleştirmekten ise nasihat etmeleri gerekir. Doğruyu, iyiliği, güzeli anlatmaları gerekir. Ama ne yazık ki anne babaların en büyük hata ve handikaplarından birisi çocuklarını ve etrafını eleştirmek. Eşler arasında da aynı sıkıntı var bu.

Bu sıkıntı toplumun her tarafına sirayet etmiş vaziyette. Herkes birbirini eleştiriyor. İnsanlar yemekteyiz programında sanki. Bu programlar o kadar çok insanların ahlakını bozdu ki. Bu eleştirel, eleştirel bakalım, eleştirel bakalım. Eleştirel olmamız lazım. Eleştiriye açık olman lazım. Eleştirilere göğüs kermen lazım. Ya günaha giriyorsunuz. Günaha giriyorsunuz. Biz nasihate açık olalım, eleştiriye değil. Bana nasihat et kardeşim. Din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır. Din eleştiridir, din eleştiridir, din eleştiridir diyebilirdi Kur’ân ve Sünnet bize. Ama din nasihattır dedi. Din tebliğ etmektir dedi. Din eleştirmektir demedi. Bizde öyle bir eleştiri kültürü, öyle bir eleştiri haramını içimize yerleştirdiler.

Ben onun yüzüne de derim. Hadi gel yüzüme de hadi bakalım. Diyemezsin. Korkan tekisin sen. Cibilliyetsizin tekisin. Süt süzün tekisin. Sen kimsenin yüzüne söyleyemezsin. Sen ancak orada burada konuşursun işte. Böyle bir bozuk kültür oluştu. Eleştirmek yok. Nasihat etmek var. Bunu böyle yaparsan daha iyi olur. Bu haram, bu haramı işleme. Bu farzları yerine getirmeye gayret et. Bu ayrı bir dil. Sen bir şey bilmiyorsun da, sen bir şey yapmıyorsun da, sen bir şey yapamazsın da, sen bir şey demezsin de, sen yan yürüdün de, sen yan bakıyorsun da, sen şunu şöyle yapıyorsun da, sen bunu böyle yapıyorsun da, sen böyle yapıyorsun da, böyle yapıyorsun da, böyle diyorsun da, ya bu değil din. Değil. Nasihat.

Haram işleme. Yavrum anne babana öf day deme. Anne babana karşı çıkma. Yavrum anne babana haram davranışlarının içerisinde bulunma. Yavrum eşine karşı sert davranma, kaba davranma. Eşine karşı merhametli davran. Yavrum eşine çocuklarına etrafına karşı Kur’ân ve Sünnete uygun davranışlar içerisinde bulun. Canım kardeşim eşini haksız yere dövüp sövüpme. Eşini haksız yere kalkıp da incitme. Çocuklarını haksız yere incitme. Bakın bunlar nasihat. Ama insanlar öyle bir eleştirinin içerisinde derler ki, bir de bunu hakmış gibi görüyor herkes. Bu bozuk, bu çirkin, bu necaset ahlakı doğru bir şeymiş gibi toplumun içerisine yerleştirirler. Eleştirel bakmak lazım her şeye. Hayır ya. Neden eleştirel bakmak zorundasın her şeye?

Sen hep yarım göreceksin, hep eksik göreceksin. Hep eksik arayacaksın. Memnun olmayacaksın hiçbir şeyden. Aa bardak, eleştirel bakalım bardağın yarısı boş ama, bardağın yarısı dolu ama. Ne kadar güzel, ne kadar iyi. Cenâb-ı Hakk hamdü sen alsın. Rabbim nimetlendirmiş. Eleştirel bakarsan yarım ama, eksik ama. Vay ağzı şöyle olmuş, işlemesi böyle olmuş. Eleştirel bakıyor. Cenâb-ı Hakk’a hamd et. Bu ayrı bir kültür. O yüzden ben arkadaşlara da söylüyorum. Kendinizi gömmeyin. Kendi kendini sen, kendini analiz et, yanlışlıklarını tövbe et, yanlışlıklarını çıkar, hayatına devam et. Gönme kendini. Kendini neden toplum içerisinde eleştiriyorsun? Hayır. Kendini toplum içerisinde eleştirme. Kendini övme de toplum içerisinde.

Ama eleştirme de. Eksiktiklerini gör veya eksiktikleri birisi sana aynı olursa, eksiktiklerini gör, dersini al, yürü. Allah muhafaza eylesin. Anne babalar çocuklarını katliam ediyorlar böyle eleştirerekten. Eşler birbirlerini eleştirerekten katliam ediyorlar. Katlediyorlar. Resmen katlediyor. Kadın, kocasını gidiyor, annesinin babasının yanında eleştiriyor, laf söylüyor arkasından, gömüyor.


Aile İçi Eleştiri Kültürü

Adam gidiyor, eşini annesinin babasının yanında eleştiriyor, gömüyor onu. Doğru değil. Anne baba, anne çocuğunu alıyor, babasını eleştiriyor çocuğuna karşı. Gömdü babasını. Baba kalkıyor, anneniz şöyledir zaten. Anneniz böyledir, anneniz şunu yapar, anneniz bunu yapar. Annesini, eşini çocuklarının önünde gömüyor, eleştiriyor. Doğru değil. Doğru değil. Ondan sonra çocuk bıçağını biliyor. Baba gelsin de ona laf söyleyeyim. Çocuk bıçağını biliyor. Annesini bir kıstırsın, laf söylesin. Kaynana, anne baba bıçağını biliyor. Gelin bir gelse de ona laf söylesek. Gelin bıçağını biliyor. Kayınvalide kayınpederi denk getirse de bir laf söylesek. Damat bıçağını biliyor. Kayınvalidesinin kayınpederini denk getirsin bir laf söylesin.

Yapacağını yapsın. Veya hatta kayınpeder, kayınvalide damadı bekliyor. Bir bıçağını biliyor. Bir şey yapıp onu perişan edecek. Allah’ıma faiz eylesin. Bütün toplum birbirine düşman. Rabbim korusun muhafaza eylesin. Eleştiri kültüründen uzaklaşın. Doğruları nasihat edin. Eksiklikleri tespit edin. Haramları tespit edin. Bunları söyleyin ama birbirlerinizi eleştiriden uzak durun. Yemekteyiz programı gibi insanlar. Hayırlı akşamlar yeni doğan bebeği yıkamada uygun olmayan saatler var mıdır? İkinci den sonra yıkanmaz gibi mesela. Hiçbir hadis-i şevk okumadım. Bir at. Midat. Hiçbir hadis-i şevk okumadım. Millet neler buluyorlar be maşallah. Selamün aleyküm. Rüyamda sürekli ezan okunurken görüyorum kendimi.

Sen kendin mi ezan okurken görüyorsun? Yoksa ezan okunurken mi? Ezanın okunduğunu mu görüyorsun? Burası tam net anlaşılmamış. Selamün aleyküm. Ben yeni evlendim. Hamdolsun çok mutluyuz ama ben bu mutluluğu koruyamayacağımı ve eşimi kaybedeceğimi düşünerek son zamanlarda eşimle alakalı kötü şeyler düşünüp kendimi bunları bir gün yaşayacağımı düşünerek ağlarken buluyorum. Kaza geçirip vefat edeceği veya erken vefat etmesi gibi durumu fark edip kendi kendime tövbe edip besmeleyle toparlamaya çalışıyorum. Hayalimde kurguladığım şeyi yaşamak istemiyorum ve böyle düşünceler ve hayallemek istemiyorum. Bunun sebebi nedir ve nasıl kurtulabilirim? Allah razı olsun. Bu sizin kendi kendinizi vesvese etmeniz.

Kendi kendinizi vesvese edip bu vesvesenin peşine düşmeniz. Allah muhafaza eylesin. Bu şeytanın vesvesesi. Tövbe edin, bundan uzaklaşın. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Sev ama ölçülü sev diyorsunuz. Kimi zaman bazı insanlar da seven sevdiğini ana, baba, eş, kardeş, dost, sevgili, yar ve yaren gibi sıfatların yer değiştirmesiyle sevebiliyor. Ya siz Abdullah Baba’yı her ne kadar babanızın yerini doldurma olanağının imkansız olması dahilinde sırf babanıza olan saygı ve sevginin yansıması olarak mı? Yoksa güvendiğiniz, çıkmış olduğunuz yolda size yarenlik edecek doğru ve istikametli belli bir ahiret dostu olabileceğine kanaat getirdiğiniz için mi sevdiniz? Sevginizin ölçüsü neydi ve dahi bizim size olan sevgimiz hangi sıfatla olursa olsun ölçüsü ne olmalıdır?

Teşekkürler. Sevgi akıl işi değil. Ben Şeyh Efendi’ye şunu şöyle oldu, bu böyle oldu, şu şuradan geldi, bu buradan geldi diye böyle bir şey hiç düşüneceğim olmadı. Şeyh Efendi’ye karşı sevgimin analizini de yapmadım çıkış noktası nevesi diye.


Sevginin Ölçüsü ve İhrâm

Ben öyle kendi sevgimin üzerinde çok analiz yapmam, çok düşünmem, onu çok böyle irdelemem. Sevdiysem sevmişimdir bu kadar. Sebebi ne? nereden sevdim? Hiç onu düşünmem. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ölçüsü ne dediğinizde ben ölçüye vurmam bir şey. Benim için bir şeyin ölçüsü yoktur bu manada. Şu ölçüde diyemem sevdiysem sevmişimdir sevmediysem sevmemiştimdir. Bakalım. İhrâm-ı beyaz ve dikisiz olduğu için kefen diye teşbih etmek ne kadar doğru olabilir? Herkes bir şekilde onu teşbih edebilir. Hocam geceniz hayır olsun. Ben Ankara’dan yazıyorum. Rüyamda sizi görkemli bir camide İsmail Coşar Hoca ile özel bir görüşme yaptığınızı söylediniz. Zikir ortamı var idi. Siz biraz geciktiniz, mazeretinizi açıkladınız ve helallık istediniz.

Yer Ayasofya Camii gibi idi. Çok muhteşem, heybetli camiydi. Rahmetli İsmail Coşar Hoca’ya da Allah rahmetiyle muamele etsin inşallah. Sizi daha önce de iki sefer rüyamda gördüm. İnşallah bize de dua et hocam. İsmail Yılmaz. Geceniz mübârek olsun. Allah sizin de geceniz mübârek etsin inşallah. Rabbim yardımcınız olsun. Allah Celle Celaluhu cehennem ehlinin azabı en az olana der ki arz üzerinde bütün şeyler senin olsaydı bugünkü vaziyetin için onları feda eder miydin? O da evet der. Ben senden, sen Âdem’in sulbünden iken bu istediğimden çok ehven bir şey istedim. Ben sana illa şirk etme dedim. Sen şirkten ayrılmadın diyecek. Selamün aleyküm. Her cehenneme uğrayacak Müslüman muhakkak şirki mi düşmüş olacak?

Hayır. İnsanın Kur’ân-Sünnet yerine nefsinin peşinden gitmesini şirk görebilir miyiz? Duruma göre. hepimiz hata yapabiliriz, nefsimiz duyabiliriz. Her nefsine uyan kimseye şirk ehli diyemeyiz. Selamün aleyküm. Ben bu ara rüyamda sık sık ezan sesi duyuyorum. Bunun manası nedir? Allah razı olsun demiş bir kardeşimiz. Ezan namaza davettir. İbadete, İslâm’a, ihlasa, Kur’ân ve Sünnet’e davettir. Tövbe edelim ve inşallah Cenab-ı Hakk’ın davetini icabet edelim. Selamün aleyküm. Hazret-i Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellemi rüyasında gören kişi, görmeyen kişiye göre dini olarak daha iyi bir yerdedir denilebilir mi? Bunun ölçüsünü koymak bize düşmez veya bir başkasına da düşmez. Biz kendimizce Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemi rüyasında göreni, ben kendimce, ben onu eğer gerçekten makbul, mutaber bir hayatı varsa önemserim.

Selamün aleyküm. Kocam namaz kılmıyor. Ben de bu yüzden çok kızıyorum ve onu kırıyorum. Bu davranışım günahı var mı? Sen ona kızıp kırdıkça o namazdan daha da uzaklaşır. O yüzden Allah muhafaza eylesin. Namazla olan bağı daha da soğuyabilir. Biz kırmayalım, onu kızdırmayalım, nasihat edelim, tatlı tatlı anlatalım inşallah. Selamün aleyküm. Bir konuşmalarımızda doğru üslub nasıl olmalıdır? Bu tekrar bunun sohbetin başında soruyla alakalı, yumuşaklıkla alakalı sorulan soruya cevap verirken söylemiştim.


Konuşma Üslûbu ve Remel Sünneti

Bu konuşmalardaki üslub Kur’ân ve sünnet dairesinde insanların durumuna, konumuna, vaziyetine, yapmış oldukları, yapmamış oldukları meselelerle alakalı. Birisi devletin malını, zekatını toplarken kendine de hediye olarak mal toplamıştı ya, mesela Hazret-i Peygamber Salûlü Aleyhi ve Selâm hazretleri bununla alakalı, böyle çok şiddetli bir şekilde bu hütbeye çakıp size ne oluyor deyip şiddetli bir şekilde insanlara nasihat etti, hitap etti. Demek ki durumun vahameti, durumun konumuna göre o kimse hiddete şiddetli bir ses tonuna sahip olabiliyor. Sebep, konu çok önemli çünkü. Ama normalde bu kadar çok önemli değil, şiddetli değilse şiddetli bir ses tonuna, bir üsluba ihtiyaç yok. Ama aynı Hazret-i Peygamber Salûlü Aleyhi ve Selâm hazretleri genel olarak eşlerine yumuşak davranıyor, hoş davranıyor, narin davranıyor.

Ama velakin mesela Hazret-i Âişe annemiz kapıya gelen kadını tarif ederken gıybet ettiğinde gıybet ettin ya Ayşe diyor. Onu böyle daha tok bir sesle söylüyor. O gıybet ettin ya Ayşe, ölü kardeşinin etini yemek ister misin? Tükür deyince kan tükürüyor Hazret-i Âişe annemiz. Demek ki konunun durumuna, vaziyetine göre üslub değişmeli. Bu normalde sonradan bunlar hitabet sanatı olarak literatüre girmiş ama bu hitabet sanatı değil. Bir kimsenin bir meseleyi anlatırken, bir doğruyu tebliğ ederken, bir nasihat yaparken konunun durumu, konumu ağırlığı, hafifliği, ciddiyeti ve karşındaki kimsenin anlaması, algılamasıyla alakalı. O yüzden mesela savaş meydanında, ey amcam Abbas bunlara ne oluyor ki bunlar geri dönüyorlar diye haykırıyor Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem.

Haykırınca Hazret-i Abbâs efendimiz başlıyor büyük bir belakatıyla, ey felanoğulları, felancalar sizler felanca felanca felancalar değil misiniz? Nereye gidiyorsunuz diye bağırıyor. Bağırınca zankadak o kavim duruyor, o aşiret duruyor. Geri dönüyorlar savaşa tekrar. Bu sefer öbür günlere haykırıyor, öbür günlere haykırıyor, öbür günlere haykırıyor. Böylece bütün herkes tekrar savaştan geri dönenler yeniden savaşa geliyorlar ve galibiyet geliyor. Demek ki duruma göre, vaziyete göre hitabet değişiyor. Veya Hazret-i Ali Radıyallâhu Anh Hz. savaş meydanına çıkıyor, öyle bir şatıat, öyle bir şatıatlı konuşuyor ki arkadan Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki eğer er meydanda, savaş meydanında olmasaydı Ali batmıştı diyor.

Bakın Ali batmıştı. Demek ki savaş meydanında küffara karşı şatıatlı konuşma, şecâatli konuşma, küffara karşı kibirlenmek, kendini met etmek, küffara karşı kendini övmek caiz oldu. Cevap? Çünkü karşında kâfir var. Kafir eveli konuşulmaz. Ona karşı şedîd, ona karşı şatıatlı, ona karşı kendini övücü, kendini met edece, kendini olduğundan fazla gösterece. Mesela neden Müslümanlar yaşlı demeyeyim. Sakalları ağırmış Müslümanların. Cenge giderken saçlarını, sakallarını kınalamaları veya siyaha boyatmaları caiz görmüş. Sebep? Düşmana genç görünmek. düşman onu beyaz sakallı görünce diyecek ki ben bunu bir vuruşta alt ederim. Bu yaşlı, ihtiyar birisi diyecek. Ama siyah sakallı görürse onu, onu öyle düşünemeyecek.

Veya Hazret-i Muhammed Mustafa’a sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hac yaparken müşrikler böyle baktılar, dediler ki ne kadar zayıf düşmüşler, güçsüz düşmüşler. Ona onlara ambargo uygulanıyor çünkü gerçekte Müslümanlar ekonomik olarak zayıflar. Cebrâîl Aleyhisselâm, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine geldi. Dedi ki remel yapın. Ne demek remel yapmak? Müşriklere karşı kuvvetli görünmek, kafirlere karşı şatatlı, şedîd, genç, gürbüz görünmek. Remel yaptılar, hemen sağ omuzlarını çıkardılar izarlarından üzerinden. Sağ omuzlar açık başladılar böyle remel etmeye böyle sert davranmaya başladılar. Müşrikler baktılar ki Müslümanlar çok canlılar, çok heyecanlılar. O yüzden Müslüman böyle böyle bir müşrik taifesine girince, Müslüman münâfık taifesine girince, Müslüman böyle gavur, Müslüman, mümin, karman karışık olan bir yere girerken öfeler gibi yürüyecek.

Kafire korku salacak, münafığa korku salacak, Müslümana güven salacak. Dicek lan ne bahadır adam be. Bir adam geçti şuradan, adam ki adam yerler sallandı diyecek. orada böyle yok öyle bir Müslüman tipi. Müslüman tipi. Mıymıntı, sünnepe bir Müslüman tipi yok. Kafir baktığında gözünü çevirmeli senden. Münafık sana baktığında gözünü çevirmeli senden. Kafasını yemeli. Haram zedeler sana baktığında kafasını yemeli. Böyle sütü bozuk, cinsi bozuk, kanı bozuklar seni gördüğünde kafasını çevirmeli. Müslüman öyle olmalı. Müslüman vakarlı, Müslüman ciddi, Müslüman kime nasıl konuşacağını bilen, Müslüman kafirlere karşı şedîd, münafığa şedîd, Müslüman zalime şedîd, Müslüman hırsıza, arsıza, hırsıza ele uçturan değil.

Müslüman makam sahibinin önüne görüneni yapan değil. Müslüman zengini gördüğünde dokuz taklatan değil. Müslüman öyle değil. Ama ne yazık ki yer değiştiriyor. O yüzden üslub da değiştiriyor. Müslüman bir Müslüman’ı laf söylemek için çok şedîd. Gavuru görünce dokuz taklatıyor münâfık. Müslüman bir yerden faydası görecekse, üç beş kuruş olacaksa çok yumuşak. Ama fayda görmeyeceği zavallı bir kimse olursa şedîd mi şedîd? Münafık. Münafık. Münafık. Kur’ân ve Sünnet’in kaidelerini göz göre göre ez geçen, ezen karşı durana karşı yumuşak, Kur’ân ve Sünnet’i yaşayana karşı sert. Münafık çünkü. Medyasında da var, siyasetçisinde de var, bürokratında da var. Bir sakallık görmesinler, hemen ezecek yer arıyorlar.

Sen de dik durursan Müslüman böyle mi olur? Evet böyle olur Müslüman. Hakkını yedirmez, hukukunu yedirmez. Müslüman böyle olur. Sen benim beşin sınıf vatandaş gibi görmeye kalkarsan şedîd bir adam görürsün karşında. Sen benim dini kimliğimden dolayı beni ezmeye kalkarsan şedîd bir adam görürsün karşında. Müslüman bu. İnsan gibi davran, insan gibi davranalım. Sen Müslümanca, mümince davran, biz de sana mümine nasıl muamele edileceğini biliyoruz. Öyle muamele ederiz. Sen benim sakalımdan, saçımdan, sen benim dini konumumdan dolayı bana ters yapmaya kalkarsan ben de sana ters yaparım.


Müslümanın Dik Duruşu

Biz onlardan değiliz. Haksız yere bir kimse bir yanağımıza bir tokat vururuz, öbür yanağımızı çevirenlerden değiliz. Biz otokodun hesabını sorarız. Biz onlardan değiliz. Allah bizi affetsin. O yüzden üstüp nasıl olmalı duruma konuma şahse duruma göre değişir. Bu o yüzden zaten İslâm büyük bir erdemlilik dinidir. Kime, nerede, nasıl konuşulacağını bilmeli bir kimse. bir kadın kocasına karşı sertleşiyorsa, sesini yükseltiyorsa, ona hakaret ediyorsa, dur ya bu hakkı nereden buldun sen? Bir erkekte karısına karşı haksız yere sesini yükseltiyorsa, ona zulmediyorsa, dur ya bu hakkı nereden buldun sen? Veya bir çocuk annesine babasını hiçe sayıyorsa, annesine babasına karşı haksızlık yapıyorsa, dur ya evlatsan evlatlığını bil.

Bu hakkı nereden buldun sen? Allah muhafaza eylesin. Allah’ın Kur’ân-Sünnet noktasında bize bahsettiği özgürlüğümüzü toplum standartları baskısı yüzünden mi yaşayamıyorsunuz? Evet. toplum dini bilmiyor. Toplum dini bilmediğinden dolayı toplum kendince bir din oluşturmuş kendi arasında. Daha doğrusu dini bir kültür oluşturmuş. Böyle batıdan almış, Yahudilikten almış, Hristiyanlıktan almış, dinsizlikten almış, annesinden babasından almış, biraz da içine din karıştırmış, çorba etmiş. Sarık, sünnet, sarık saramıyoruz dışarıda. Camide dahi saramıyoruz. Neden? Alga oluşmuş çünkü. Önce îmân bakıyor. Sen nereden geldin buraya? Önce îmân bakıyor. Hutbeden bakıyor. Hutbe okumuyor. Sana bakıyor. Oradan dikiyor gözünü.

Sana bakıyor. Sarık, sünnet ama yok. Veyahut da hutbe okuyor mesela bir şey oluyor. Sen bakıyorsun ona hemen sana bakıyor. Beni de tanıyor ya. Ben bir şey müdahale edeceğim diye bakıyor. Veyahut da Allah’ın helal ettiği bir şey. Allah helal etmiş ya. Kimi helal edecek? Toplum yasaklıyor onu. Toplum baskı altında tutuyor onu. Fuhuş Aram, Fuhuş Serbest. Toplumca hiç, toplum nazarında kötü değil. Bakın Fuhuş Aram, toplum nazarında kötü değil. Çünkü adı Fuhuş değil. Sevgilisi var. Kızımızın sevgilisi var. Oğlumuzun sevgilisi var. Erkek arkadaşı var. Kız arkadaşı var. Filanca ile sevgiliydi ayrıldıklarını açıkladılar. Şimdi Fişmanca ile sevgili oldu. 15 günü geçmiyor. Ama sevgili. Fuhuş değil adı.

Siz buna fahiş ederseniz sizi perişan ediyor toplum sizi. Bakın toplum sizi perişan ediyor. Siz 10 günde bir sevgili değiştiren bir kadına fahişe diyemezsiniz. Siz 10 günde bir sevgili değiştiren adama fahişe diyemezsiniz. Adamın da fahişesi var. Siz günübirlik sevgili değiştiren bir kadına, bir erkeğe fuhuş yapıyorsunuz. Siz fahşânın içindesiniz. Fahişesiniz diyemezsiniz. Veya böyle bir ilişkiyi fahişe olarak, fahşa olarak anlatamazsınız, nasihat edemezsiniz. Hemen sizi gererler. Toplum sizi linç eder. Bakın toplum sizi linç eder. bir kadıncağız çıktı. İslâm’da 4 evlilik, bir erkeğin 4 evlilik yapması caizdir. İstanbuna müsaade eder dedi bir kadın. Bütün toplum onu linç etti. Bakın bütün toplum onu linç etti.

Ya bu ülkede bilmem ne evleri var. Orada 100 kusur bin kayıtlı kadın var. Bunu görmüyor. Görüyor. Seslenmiyor bu toplum. Sanki o caiz, sanki o helal. Sanki o doğru. Ya her gün gazetelerde boy boy bikinili resimler var ama mankenmiş, sanatçıymış, dizi sanatçısıymış, yok bilmem ne sanatçısıymış.


Toplumun Fuhuş Algısı ve Dini Kimlik

10 günde bir sevgili değiştiriyor. Bunu ilan ediyorlar bir de. Veya hatta bir bikinili, bir bayan kimse, olduğu gibi dekolte kıyafetle bir resim, gönlü sevgiliye boş, açık. Her türlü ilişkiye açık ilan ediyor. Ve bu normal karşılanıyor toplumda. Veya 70 yaşında bir sanatçığımız 20 yaşında bir erkek sevgili ediniyor. Alkışlıyor. Hiç kimse eleştirmiyor. Hiç kimse, hiçbir laf söylemiyor. 70 yaşındaki bir adam benim tahsif etmemi, ettiğimi söylemiyorum. Dinen caiz mi? Caiz. 20 yaşındaki bir kadınla, bir kızla evlenmeye kalksa toplum linç ediyor onu. Toplum linç ediyor. Ama aynı 70 yaşındaki adam, 20 yaşındaki bir bayan arkadaşını öyle söyleyeyim, bayan arkadaşını, 4 yıldızı bir otele götürdüğünde hiçbir şey yokmuş gibi otele giriyor, istediğini yapıyor.

Kimse de bir şey demiyor. Toplumun din algısı, hayat algısı değişti. Ve bu değişen toplumda dinini yaşamak kadar zor bir şey yok. Örtünmek abes, örtünmek ayıp, örtünmek eksik, noksan. Hala da öyle. Evla olan tesettürsüzlük. Toplumun algısı bu. Bir kız çocuğu örtünce zaman 9 dereden su geliyor. Sebep? Çünkü toplum onu aşağılıyor. Baktığınızda diyorsun ki bu aşağılanmaktan korkuyor. Bu ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmekten korkuyor. Gerçekten de. ben kendimden görüyorum. sakallısın, beşinci sınıf vatandaşsın. Adliyeye gidiyorsun, hükümet veyahut da resmi bir yerlere gidiyorsun. Bir sıfır değil, beş sıfır mağlupsun ya baştanda. Sokakta yürüyorsun, bir sıfır değil, beş sıfır mağlupsun. Kimisi yüzüne ekşiterekten bakıyor.

Kimisi böyle alayvari bakıyor. Sert bakınca gözünü kaçırıyor senden. Ne oldu diyorsun? Gözünü kaçırıyor senden. O alaycı bakışından cevap gördüğünde gözünü kaçırıyor senden. Ama alışmışlar. Böyle sakallı kimseler alayvari bakıldığında tepki göstermemişler. Tepeden bakıldığında tepki göstermemişler. İkinci sınıf, üçüncü sınıf, beşinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğünde tepki göstermemişler. ben hızla Adliyeye de gidiyorum. Benim o poşu var. Benim burnumun altına girmiş. Polis ne iş diyor? Buna bak dedim. Öbürkünün maskesi yok. Yaptı bana. Ben de böyle yaptım. Bu böyle baktı. Neden onun maskesizliğine laf söylemiyorsun dedim. Benim poşum dedim. Burnumun altına gelmiş. Bana laf söyleyeceğim diye uğraşıyorsun dedim.

Tık yok. Sebep? Çünkü ben sakallıyım. Ben baskıya hazırım. Bana bir şeyde bulunulduklarında cevap vermeyeceğim çünkü ben. Ya girdim notere. Yine benim poşu burada. Çık çık çık çık çık çıkar mısınız dedi. Ne oldu dedim ben? Maskeniz yok dedi. Bu ne dedim? Görmüyor mu gözün senin dedim. Kadın beklemediği bir tepkide gördü. Bana böyle davranmaya hakkınız yok. Benim burnum bile kapalı dedim. Siz böyle davranamazsınız bana dedim. Sesinizi yükseltmeyin. Sen neden çık çık diye sesini yükselttin ki dedim. Sakallı olmamdan mı dedim? Noter buz gibi. Böyle davranamazsınız siz dedim vatandaşa dedim. Tık yok. Vallahi polis çağırırım sizin hakkınızda tutanak tuttururum. Beni burada dini kisvemden dolayı taciz etti diye dedim.

Tek kelime yok. Ben öyle yapmak istemedim de ben öyle demek istemedim de yanlış anladım. Ha ben yanlış anladım dedim. 59 yaşındayım yanlış anladım ben dedim. Siz doğru anlattınız değil ben yanlış anladım öyle mi dedim? Yanlış anladınız diyor. o doğru anlattı. Psikolojiye bak hep öyle derler ya yanlış anladın sen beni. Aa neden embesil miyim ben? Gerizekalı mıyım? Algım mı kapalı benim? Neden sen doğru anlatmadığını düşünmüyorsun da benim yanlış anladığımı düşünüyorsun? Sen üstün zekalı mısın? Değil sen süper dangalaksın. Sen bir süper dangalaksın. Ama toplumda oluşmuş bu. Müslümanlar hakkını hukukunu savunmadıkça, Müslümanlar adaleti savunmadıkça, Müslümanlar haramları yermedikçe, Müslümanlar helalları savunmadıkça, Müslümanlar farzları işlemedikçe ve farzları savunmadıkça, Müslümanlar kendi ince kendi dinlerinin emirlerini hak ve hakkaniyet içerisinde savunmadıkça, tebliğ etmedikçe Müslümanlar ikinci, üçüncü, beşinci sınıf vatanlaştıktan kurtulamazlar.

Nereye giderlerse gitsinler. Ve biz Kur’ân ve Sünnet dışı deccaliyet kültürüne mahkum oluruz. Allah muhafaza eylesin. Geçici olanı ebedi olana tercih etmemek nasıl olur? Bu dünya geçici ebedi olan Allah ve ahirettir. O yüzden bu dünyanın geçici heva ve heveslerine kanıp Allah’ı ve ahireti unutanlardan olmayalım. Allah bizi onlardan eylemesin inşallah. Selamün aleyküm sizden ve zikrullâh’tan uzak kalmak ciddi anlamda psikolojimi, maneviyatımı, hayatımı olumsuz etkiliyor. Bir türlü toparlayamıyor, hiçbir şeye odaklanamıyorum. Bunu nasıl çözebilirim? Otur Allah’ı zikret. Varsa etrafında herhangi bir yerde Allah’ı zikir meclisleri, otur orada Allah’ı zikret.


Zikir, Ezan Rüyâsı ve Astm Namazı

Zikir halakasız kalma. Selamün aleyküm hocam nasılsınız? Hamdolsun iyiyiz. Cenâb-ı Hakk’a hamd ediyoruz. Burada sohbet edebiliyoruz. Elhamdülillah kardeşlerin sorularına cevap veriyoruz. Hamdolsun iyiyiz. Selamün aleyküm ben yolu henüz yeni öğreniyorum. Bilmeden edeb aykırı davranıyorum. Sizin daha önce ısrarla uyardığınız şeyleri yapmış oluyorum. Sonra doğrusuyla karşılaşıp bu seferde çok utanıyorum. Bu durum kişinin, şeyhinin müridine sevgisini azaltır mı? Azaltmaz. Ne azaltsın? Siz doğruları öğrendikçe işlemeye devam edeceksiniz. Böyle böyle olgunlaşacak, böyle böyle kemalerecek, böyle böyle herkes yol alacak. Efendim, esterneme dikkat etmeye çalışıyorum. Lakin okuduğum şeyleri anlamıyorum.

Aklımda kalmıyor. Herhangi bir şeye odaklanamıyorum. Bu konuda bir tavsiyeniz nedir? En az günde iki litre su iç. Allah’ı çokça zikret. En az günde de iki litre su iç. Bütün herkes için unutkan olanlar, esberleyemeyenler, en az günde iki litre su içecekler. En az iki litre su içecekler. Allah’ı çokça zikretecekler. Haramlara bakmayacaklar. Selamün aleyküm hocam. Benim astım hastalığım var. Nemden dolayı secde ederken tıkanıyorum. Çok zorlanıyorum. Oturduğum yerde iskemledi kılabilir miyim? Havalar biraz serinleyene kadar saygılar olabilir. Astım hastası olanlar oturdukları yerde namazlarını kılabilirler. Bunda bir beis yok eğer tıkanıyorlarsa. Selamün aleyküm. Bir ablamız Kur’ân okuyor, tespih çekiyor, namaz kılmıyor, kılamıyorum diyor.

Bu durumda ne yapmalı? Yapacak bir şey yok. Namaz farz. Namaz kılmaya gayret edecek inşallah. Selamün aleyküm. Şeytan cin midir, melek mi? Ve şeytan vesvesesinden nasıl kurtuluruz? Giresun’dan selamlar. Şeytan cinli taifesindendir. O yüzden melek değildir. Vesvesesinden kurtulmak îmân edip tevhîd çekmek de mümkündür. Allah’ı zikredin. Selamün aleyküm. Bu yılın Mart ayında akşam yemeği yaparken Cuma bayan sohbetini veren kardeşim bana şöyle sol kulağıma seslendi. Abla sen gülbanksın. Bunun hikmeti nedir? Allah’a emanet olun. Hiç anlayamadım soruyu. Selamün aleyküm. Bir kimseye müjdeleyici bir rüya gösterilinde bu rüyayla mutluluk duyması, rahatlaması nefsinden midir? Yoksa düşünmemesi gerekmez.

Muhakkak insan o müjdeleyiciyi, rüyayı görünce içinde bir tatlılık oluşuyor, bir hoşluk oluşuyor. Bu da Allah’ın lütfu ikramı. Selamün aleyküm. Hayırlı Cumalar. Kendimi çok eksik görüyorum. Tamam olmak için evlenmem gerektiğini düşünüyorum. Dua edin. Allah hayırlı eş nasip etsin inşallah. Hızla, Cenâb-ı Hakk tüm bekar kardeşlere hızla hayırlı bir eş nasip eylesin. Erkek kardeşlere de, bayan kardeşlere de. Evet, bu edebildiğin müfret. Kitap doğru. Kardeş edebil müfretin şeyini atmış. Fotoğrafını. Selamün aleyküm. Rüyamı yanlış yazmışım. Hakkınızı helal edin. Kendimi devamlı ezan okurken görüyorum. kendim okuyorum. Kendin okuyorsan, sen inşallah Kur’ân ve Sünnet’i tebliğ edenlerden, Kur’ân ve Sünnet’e hizmet edenlerden olacaksın.

Cenâb-ı Hakk onlardan eylesin. İnşallah seni. Selamün aleyküm. Hayırlı geceler. Bir kimse bir isteğinin hasıl olması için kelime tevhide niyet ederekten okuyabilir mi? Cevabınız evet ise sizin açınızdan bu doğru mu? Cevabım evet. Benim açımdan doğru mu? Ben yapmam böyle bir şeyi. Ben doğru görmedimden dolayı değil. Herkesin hayat felsefesi var. Bu hayat felsefesinde herkes kendince bir hayat yürür. Ben kendim için böyle şeyleri yapmayı kendime uygun görmüyorum.


Kurgulanmış Hayat ve Melâmîlik

Biraz benim hayat felsefem, Allah beni affetsin, farklı. Şimdi insanlar vardır kendilerince kurguladıkları hayatı yaşalar. Bir hayat kurgular o kimse. Ben hayatımı böyle böyle böyle yaşayacağım der. Doğru mudur? El cevap doğrudur. O hayatı yaşamak için uğraşır mı? Evet. Benim hayatım biraz öyle değil. Allah beni affetsin. Ben biraz böyle tabiri caizse kurgulanmış bir hayat yaşayamıyorum. O bana böyle dar geliyor, sıkıcı geliyor, ne bileyim heyecanlı gelmiyor. Ben biraz daha böyle spontane, önüme gelmeli bir şey böyle. Önüme ne geliyorsa öyle yaşıyorum. Hatta bazen kendim kendime diyorum bu hayat benim hayatım değil. ben kurgulamadım ki böyle bir hayat diyorum. kendimce de böyle söylüyorum. Hatta biraz melamice bir sohbet edeyim şimdi.

Geçen abimle konuşuyon bir şey oldu. Ondan sonra dedim ki beni ne sorguya çeksek dedim ya. Ben dedim sorguya sualine çeksin beni dedim ben. O telefonda durdu kaldı şimdi. Dedim ya bu hayatı ben kurgulamadım ki dedim beni sorguya çeksin dedim. Sana dedim bir şey anlatayım. 28 Şubat’ın en devde böyle sıkıntılı zamanda 3 tane adam geldi rüyamda dedim. Böyle her birinin elinde kocaman çantalar. Beni sorguya çekmek için dosyaları çıkardılar dedim kocaman kocaman sorgulacaklar. Tam dedim böyle başı hükmünde olan bir kimse beni bir şey soracaktı. Dedim ki ona bana bir şey sorma. Ben bugüne kadar ne yaptıysam Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri emriyle yaptım. Bir sorunuz varsa gidin Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine sorun dedim dedim.

Bunlar birbirlerine baktılar. Çantalarını topladılar yürüp gittiler dedim ben şimdi anlatıyorum abime. O yüzden dedim ne sorgusu bana dedim ya. Bu hayatı dedim ben kurguladım bir hayat yaşamıyorum ki dedim. Bizi dedim iki rüyaya kurban gidenlerdeniz dedim. Ben ne kurguladım hayatı yaşayacağım deyince tabi abim kaldı telefonda. Dedim nasıl melamice şatat oldu ama değil mi dedim. Ağzımdan aldım dedi. Şimdi insanlar vardır hayatı kendileri kurgularlar gerçekten. Ben bakıyorum onlara bir hayat kurguluyorlar. şunu şöyle yapacağım da bunu böyle yapacağım da şunu şöyle yapmalıyım da bunu böyle yapmalıyım da böyle bir hayat yaşamalıyım. Harika. Bizim böyle değil benim öyle bir hayatım yok. Öyle bir şey olmayınca da ben önüme geliyor helal mı helal velattal namin.

Selamün aleyküm aleyküm selam bitti. Bugün burada bu olacak bu oluyor. Tamam bugün olacak o oluyor. Allah affetsin kurgulanmış bir hayat bana göre değil. Ben o yüzden böyle bir şeye ulaşabilmek için tevhîd çekeyim. Bir şeye ulaşabilmek için böyle özel zikirler yapayım. Bir şeye ulaşabilmek için böyle kendim dünyemi olarak kendi hayatımla alakalı bir şey yapayım. Bu çok bana uygun değil. Allah beni affetsin. O yüzden bir garip ölmüş diyeler. Cesedini üç gün sonra bulalar. Soğuk su ile yiyorlar. Böyle garip bence değil. Bizimki öyle ve sıkıntımız yok. Psikolojik olarak bir kişi takıntı ve saplantı durumunda ve bu durum giderek artıyorsa bununla ilgili olarak ne yapabilir? Bu takıntısına ve saplantısına bağlı.

Bazı takıntılar, saplantılar hoş şeylerdir. Gerçekten insanı böyle bir disipline eder o takıntılar, saplantılar. O disiplini eder böyle insanın hayatını belki de kolaylaştırabilir. Ama doğru daire, doğru noktada disiplinli bir hayat yaşamış olur. Bu takıntı ve saplantılar faydalı hale gelir. Ama bazı takıntı, saplantılar vardır. İnsanın hayatını berbat eder. O zaman onlardan kurtulması gerekir. Bunlar nedir? Kur’ân ve Sünnet tarihinde boş şeyler, hevâ-heves olan şeyler, haram olan işler.


Çakra, Zinâ ve Îmân Heyecanı

Allah muhafaza eylesin. Bunlardan kurtulun. Ama öbür türlü bazı takıntılar hoş şeyler. Benim de hoşuma gidiyor öyle takıntılı olmak. Tatlı bir şey. İnsanın ben onları böyle özelliği olarak görüyorum. Ben onu takıntı olarak görmüyorum. Onun özelliği o. Harika bir şey. Onun kimliği öyle. Harika bir şey o. Bunda bir sıkıntı yok. Kimseye zararı yoksa ondan bir problem yok. Hocam selamun aleyküm. Günümüzde kuantum, fizi ve çakralardan bahseden birçok kişisel gelişimciler tasavvufa değiniyorlar. Tam dinlemedim ama bunların İslâm’daki tasavvufla alakaları konusunda ne düşünüyorsunuz? Bana İslâm’daki bazı kavramları değiştirme çabası gibi geliyor. Allah razı olsun. Ben bunların ne olduklarını bilmiyorum.

Dinlemiyorum da genel olarak. Bu tip şeylere de takılmıyorum. Benim için tasavvuf Kur’ân Sünnet dairesinde, Kur’ân Sünnet dairesinde ilk sufilerin yolu. O yüzden bu kuantum fizikçileri ne diyor, çakralcılar ne diyor. Bu çakra dediğiniz zaman doğu felsefesi giriyor. Bunlar ne diyor? Hiç bakmıyorum. Hiç de ilgilendirmiyorum. Bize kendi değerlerimiz yeter olarak düşünüyorum. O yüzden hiç bakmıyorum bile onlara. Selamünaleyküm. Hiçbir zinakâr mümin olarak zina etmez. Hiçbir içkici mümin olarak içki içmez. Hiçbir hırsız mümin olarak hırsızlık etmez. Bu hâri. Hadis-i şerifine binaen günümüz koşullarındaki İslâm’a aykırı belgeleri, sözleşmeleri makul görmek de bu durumun içerisinde sayılır mı? Evet.

Kur’ân ve Sünnet’e aykırı olan bir şeyi göz göre göre yapan kimse bu hadis-i şeriflerin ölçü alarak, kıyas ederek gidersek evet. Evet. Mümin olarak onu yapamaz. Mesela bir kimse mümin olarak eşcinselliği onaylayabilir mi? Mümin olarak bir kimse, çok affedersiniz, Kur’ân ve Sünnet’in lanet dediği bu eşcinsellik fiiliyatlarını imzalayabilir mi? Bunu makul görebilir mi? Göremez. Allah’a manfaza ebesin. İmanı gider insan. En büyük korkum heyecanımı kaybetmek. Ama sanki azalıyor, yeni bir şeylere ihtiyacım var gibi hissediyorum ama ne olduğunu bulamıyorum. Sıkışıp kalmış gibiyim. Şimdi heyecanını kaybetmek hayretten uzaklaşmaktan kaynaklanır. Sûfî her daim hayret halinde olması gerekir. Hayret halinde olması için her daim sevgisini sıcak tutması gerekir.

Bu böyle bir döngüdür. Hayret, sevgi birbirine devam ettirir ve heyecanı da o kimsenin kaybolmaz. Bu denge tutmazsa evet o zaman aşıklığı, onun lekelenmiştir, sevgisi lekelenmiştir, hayreti donmuştur. O zaman heyecanı da biter. Allah muhafaza eylesin. Bir sûfî için ölümlür. Hayırlı geceler. Üniversitede çarşaflı bir arkadaşım vardı. Üniversitede çarşaf giymek nefsine galip gelmek olsa gerek. O arkadaşım benim bu yola girmemi şüpheli buldu ve beni kendince samimi bir şekilde uyardı. Dini olarak da birçok şeyi benden daha iyi yaptığını düşünüyorum. Sorum şu, Rabbim neden ona nasip etmedi de benim gibi heva hevesine uyan birisi nasip etti bu yolu. bunun nedeni sebebi araştırılmaz ki Allah ona da hidâyet eylesin.

Cenâb-ı Hakk onun da kalbine merhamet etsin. Bilemeyiz kim kime neden nasip etti.


Selamün Aleyküm Kökeni ve Gökyüzü

Allah’ın lütfu ikramı ihsanı. Bir yazı göndermiş arkadaş. Selamün aleyküm İbrahimicedir. Aslı şalom aleykedir. Şalom milletin önce binli yıllarda yaşamış katliamcı ilk Yahudi İsrail kent devleti kralın adıdır. Aleyke ise üzerine dahil tabi tabah kral şalomun milletindenim demektir. Hadi şimdi selamün aleyküm. Selamün aleyküm. Selamün aleyküm. Bunun aslı nedir? Herkes bir şey söyler. İbrahimice olsa ne olacak ki? İbrâhîm Aleyhisselâm da bizim peygamberimiz değil mi? Mûsâ Aleyhisselâm da bizim peygamberimiz değil mi? Însa Aleyhisselâm da bizim peygamberimiz değil mi? Biz Âdem’den Hazret-i Muhammed Mustafa’ya kadar, Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretlerine kadar bütün peygamberlere îmân ettik. Bunda bir sıkıntımız yok ki.

Şu an balkonda sizi dinliyorum gökyüzüne baktım da yıldızlar çok güzel ve bir an düşündüm. Eğer nefis mertebesine ulaşırsak yaşadığımız haller üzerine biz mi gökyüzüne çıkarız yoksa gökyüzü mü avuçlarımıza misafir olur? Ya da ne tarafa bakarsanız beni görsün diye söylediğiniz gibi hal yaşandığında her tarafta mı esamimiz oluşur? Ya da pir veli ve bunun gibi ile sohbet, zikir yaparız. Kısaca yer ve gök halkıyla münasebimiz mekân ve istişare bakımından nasıl olur? Şahıs bunu kendi üzerine almasın umuma söyleyeyim. Niyâzî-i Mısrî’ın ne güzel divanında bir beyt var çok hoşuma gider. Karınca gibi küçük küçük yürüyüp melekleri seyran etmek istersin. Selamün aleyküm. Helallar ve haramlar kitabında bir hadisle alakalı olarak bu hadisin ravi’ler arasında büyük yalanlar söyleyen birisi vardır şeklinde bir ibare var.


Fuhuş Tüzüğü ve Feministler

Sonrasında İbn-i Teymiyye’nin bir tezi çürütülüyor. Zannediyorum yukarıdaki ifadede de İbn-i Teymiyye’ye dikkat çekiliyor. Araştırdığımızda kendisi hakkında uç noktada çeşitli görüşleri var. Siz nasıl bahsedersiniz efendim İbn-i Teymiyye’ye kimdir hakkınızı helal edin. Altı kişi dislike atmış. Konu adamlık olunca ilgilerini celbetmedi herhalde efendim demiş. Bunu anlamadım. Aa dur. Bu arkadaş daha önce de başka bir şey atmış. Bunu okumamışız. Bunu okuduk mu okumadık mı bilmiyorum. Bunu herhalde okumadım. Ben hatırlayamadım çünkü. Genel kadınlar ve genel evlerin tabi olacakları hükümler ve fuhuş yüzünden bulaşan zührevi hastalıklarla mücadele tüzü 126. madde ile detaylandırılmış. Bunu okuduk mu hiç böyle bir şeye?

Hatırlıyor musun. Salim? Yok. Madde 1. Fuhuşu mürakebe etmek, fuhuş sebebiyle bulaşan zührevi hastalıkların yayılmasına ve bu yüzden amme nizamının bozulmasına mani olmak üzere biri zührevi hastalıklar ve fuhuşla mücadele komisyonları, diğer zührevi hastalıklar ve fuhuşla mücadele komisyonların yardım kurulları olmak üzere iki teşekkül kurulmuştur. Madde 4. Komisyonun vazifesi. A. Fuhuş yüzünden bulaşan zührevi hastalıkların yayılmasını önlemek için gereken tedbirleri almak. Madde 114. Fuhuş sebebiyle bulaşan zührevi hastalıklarla mücadele için yapılacak masraflara karşılık olmak üzere genel ev sahiplerinden her ay muayyen bir ücret alınır. Genel evlerin açılma şartları ve mükellefiyetler. Madde 51. Taksim F.

Genel ev açmak isteyen evli kadınların, kocalarının rıza ve muvaffakatları olduğuna dair notallikçe onaylı belge. A. Efendim, gerekli yaptırım gücüne sahip oldukları halde fuhuşlu topyekun yasaklamak yerine tüzük boyunca fuhuşu fuhuş sanatı olarak anıp komik bir şekilde sebep olduğu hastalıkları önlemek üzerinde yoğunlaşılması, evli kadınların genel ev açmalarına varıncaya kadar detaylandırılıp bu çirkinliğe her türlü yeşil ışık yakılması, efendim alkolle uyuşturucu maddeye karşı duruşuyla gündeme gelen bu hükümetin bu konudaki duruşunu aklım almıyor. Bu insanların bu mücadeleden uzaklığının perde arkasındaki detaylar sizce nedir? Fuhuşa müsaade ediyorlar. Bunun beyin gerisinde, akıl gerisinde bir şey yok.

Fuhuşa müsaade ediyor devlet ve hükümet. Kadın hakları savunuculuğu maskesiyle dün düşmanlığı yapan sözde feministlerin bu konuda sessiz kalmaları ruhunda ne söylersin? Onlar kadın hakları savunmuyorlar. Onlar dinle savaşıyorlar. Onlar kadın hakkı savunacaksa, fuhuş yapan kadınlarla uğraşsınlar, fuhuşla uğraşsınlar, uyuşturucuyla uğraşsınlar.


İbn-i Teymiyye Hakkında

Son olarak konuyla doğrudan ilişkili bir meslek olduğu için bir hukukçunun bu ve bu gibi konuları görmezden gelip bir mücadeleye girişmemesi boynuna vebal midir? herkesin boynuna vebal ki bu. O yatanların da boynuna vebal. Selamün aleyküm. Helallar ve haramlar kitabında bir hadiste alak olarak bu hadisin raviler arasında büyük yalanlar söyleyen birisi vardır şeklinde bir ibare var. Sonrasında İbn-i Teymiyye’nin bir tezi çürütülüyor. Zannediyorum yukarıdaki ifade de İbn-i Teymiyye’ye dikkat çekiliyor. Araştırdığımızda kendisi hakkında uç noktalarda çeşitli görüşler var. Siz nasıl bahsedersiniz İbn-i Teymiyye kimdir? Ben böyle çok genel olarak eserlerini okumadığım için tekrar bunu söyleyeceğim.

Daha önce de söyledim. Onunla alakalı, olumlu veya olumsuz bir düşüncem yok. Evet. Selamün aleyküm hocam. Salı günü mahalle sohbetlerinde zikir meclisinde bulundum. Şimdi yalnız iken nasıl zikir çekebilirim? Devam tevhide la ilahe illallah’a devam edeceksin inşallah.


Mehdî, Secde ve Kapanış

Selamün aleyküm sözlüm. Sizi çok sevdiğimizi söyleyip kıskanıyorum. Daha önce Sûfîlik Şeyh, mürşid mürşid meseleleriyle tanıştıkları yok. Ben de sizi çok sevsin derviş olsun istiyorum ama ben de çok iyi bir süpürge olmayabilirim. Ne an onun önlerisinde sayılı geceler. bu gerçekten sıkıntılı bir durum. Problemli bir durum. İnşallah iyi olur. Allah yardımcınız olsun. böyle bir enteresan kıskançlık duygusuna giriyor insanlar. Söyleyecek bir laf yok. Selamün aleyküm. Secdadiye secde yapamıyorum. Dizlerim çok ağrıyor. Tutunarak secdeye gitsem bile kalkamıyorum. Hocam ayakta niyetlenip ilk rükuyu yapıp oturarak secde yapıyorum. Namazım oluyor mu? Oluyor. Yoksa olmuyor mu? Bacaklarımı uzatıp zor kılıyorum.

Nasıl kolay geliyorsa öyle namazını kıl. Selamün aleyküm. İmâm-ı Rabbânî mektubatında Mehdi aleyhisselâm Nakşibendî tarikatından gelecekler. Nakşidir. Kendisi diye bir yazısı var. Siz buna katılanlardan mısınız? Önemli değil. Gelsin de hangi dergâhtan, hangi tarikattan gelirse gelsin. Midemde reflü var. Birçok ilaç denedim. Bitki çiçleri denedim. Ama hiçbiri boğazıma gelen ekşi miyidi hastini tamamen kesemedi. Bu konuda düşünceniz ya da tavsiyeniz var mıdır? Üç yudum süt iç. Sabah namazı veya gece ibadeti için bazı zamanlar alarm kurmadan istediğim saatlerde çok değişik bir şekilde uyanabilirken bazı zamanlar bir sürü alarm kurmamak ve farklı yöntemler denememe rağmen uyanamıyorum. Bu istemekle mi alakalı?

Her şeyle alakalı. Allah bizi affetsin. Cenâb-ı Hakk inşallah namazlarını, sabah namazlarını vaktiyle kalkıp kılanlardan eylesin inşallah. Sevginin sıcak tutulması kişinin kendi elinde midir? Evet. İnsan sevdikçe sevmeli, sevdikçe sevmeli, sevdikçe sevmeli. Allah razı olsun. Efendim, ekibinizde İstanbul Sözleşmesi’nin hakkında kızım sohbeti dinledi ve kızımın okuldaki elbistanlı arkadaşı efendim sohbetinizi yolladım. Kızımın arkadaşı da kızımla konuştu. Fikrini değiştirdi. Allah’a emanet olun efendim. Allah yardımcınız olsun. Rabb’in iyilik versin inşallah. İstanbul Sözleşmesi bir faciadır. Kim ne derse desin. Hayırlı akşamlar. Râbıta nedir? Nasıl yapılırsa hakkınızı helal edin. Sevdikçe sevcen, sevdikçe sevden, sevdikçe sevcen, râbıta hocanın kardeşim.

Allah gecenizi hayırlı etsin. Cenâb-ı Hakk gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Bu gecenin sonuna geldik. Bir atlama yapmadığıma inanıyorum. Soruların bittiğini inanıyorum. İnşallah Cumartesi gün Mesnevî okumalarında buluşacağız. Allah gecenizi hayır etsin. Rabb’im inşallah daim kendisine kul olanlardan eylesin. Şimdi tevhidimizi çekeceğiz. Gecemizi sonlandıracağız inşallah. Allah’a emanet olun. Amin. Allah gecenizi mübârek eylesin. Günlerinizi mübârek eylesin. Cumanızı mübârek olsun. Cumartesi buluşmak üzere inşallah.


Kaynakça ve Referanslar

  • 74. Hadîs-i Şerîf — İbn-i Ömer Radıyallâhu Anh’tan Telbiye: Ali en-Nedvî (Ali et-Tantâvî yerine mütercim Ebu’l-Hasan Ali en-Nedvî okunuşu), Hâdîsu’r-Resûl: Hadîslerle Tasavvuf eseri, 74. Hadîs-i Şerîf; Hazret-i Peygamber’in İbn-i Ömer Radıyallâhu Anh’tan rivayetle “Lebbeyk Allâhumme lebbeyk, lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk, innel-hamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülk, lâ şerîke lek” telbiyesini üç defa getirmesi — Buhârî, Hacc 26; Müslim, Hacc 22; Ebû Dâvûd, Menaşik 27; Tirmizî, Hacc 13; Nesâî, Menâsik 54; Muvatta’, Hacc 28
  • Telbiyenin İbrâhîm Aleyhisselâm’a Uzanan Kadim Tarîhi ve Müşriklerin Telbiyesi: Hacc 22/27 (“İnsânlar arasında haccı ilân et”); İbrâhîm Aleyhisselâm ve Cebrâîl Aleyhisselâm’ın hûznü ilanı rivayeti — Taberî, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mulûk; İbn-i Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye; Mûsâ, Însâ, İbrâhîm Aleyhimusselâm’ın telbiye getirmesi rivayetleri; câhiliye müşriklerinin “Lebbeyke lâ şerîke leke illâ şerîkun huve leke temülkü ve mâ melek” bozuk telbiyesi — Müslim, Hacc 22; İbn-i Hişâm, es-Sîre
  • İbn-i Ömer Radıyallâhu Anh ve Sahâbenin Telbiyeye İlâveleri — Sahâbînin Duy-Zikir-Salâvât Genleşmesi ve Hazret-i Peygamber’in Sessizliğinin Hükmü: İbn-i Ömer’in “Lebbeyke ve sa’deyke ve’l-hayru kulluhu biyedeyke, ve’r-rağbâu ileyke ve’l-amel” ilâvesi (Buhârî, Hacc 26); sahâbenin farklı salâvât-ı şerîfe ve duâ getirmesine Hazret-i Peygamber’in sessizliği ile takrîr sünneti; Ahzâb 33/56 (“Allah ve melekleri Peygamber’e salat eder, siz de edîn”) ve sahâbenin “Yâ Resûlallâh, sana nasıl salâvât getirelim?” sorusu üzerine öğretilen sallî-bârik salâvâtları (Buhârî, Enbiyâ 10; Müslim, Salât 65); meşhûr Delâilu’l-Hayrât (Mısrlî Îbâhî tarafından derlenmiş salâvât mecmûası, eskilerin “Karadağut” diye anıması çağrışımı ile) ve sahâbeden günümüze intikal eden zikir-salâvât tenevücü
  • Takrîrî Sünnet ve Üstâdın Evrâd-Zikir Değiştirme Yetkisi — Dört Mezhebin Cevâzı: Sahâbenin yaptığı fiili Hazret-i Peygamber’in menetmemesi = takrîrî (sessî) sünnet — Şâtibî, el-Muvâfakât; İmâm-ı Serahsî, el-Mebsût; İbn-i Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr; Şeyh Efendi’nin ders kağıdı / evrâd / zikir değiştirebilmesi ve bu değişikliğin bid’at olmaması — Hanefî-Şâfiî-Mâlikî-Hanbelî dört mezhebin şeyhin tasarrufuna cevâzı; İmâm-ı Şârani, el-Uhûdu’l-Kübrâ; Şemseddîn-i Sivâsî ve Mustafa Özbağ Efendi silsilesinde evrâd tevarüsü
  • Cenâb-ı Hakk’ın İbâdete İhtiyacı Olmaması ve Külluk Tercih-i: Fâtır 35/15 (“Ey insânlar! Siz Allah’a muhtâcsınız; Allah ise ganidir, övülmeye lâyıktır”); Muhammed 47/38 (“Allah zengindir, siz ise fakirsiniz”); Zâriyât 51/56-57 (“Ben cinleri ve insânları ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım; onlardan rızık istemiyorum, beni doyurmalarını da istemiyorum”); meşhûr Hadîs-i Kudsî: “Evvellerden âhirlerinize kadar cümleniz benim takvam üzere olsa mülkümde bir şey artmaz; hepiniz en fâcîriniz gibi olsa mülkümden bir şey eksilmez” (Müslim, Birr 55; Ebû Zerr Radıyallâhu Anh rivayeti)
  • Cehalet-Yumuşaklık Ayırımı ve Hazret-i Âişe’nin İnsânların Durumuna Göre Davranma Rivayeti: “Biz, insânların durumlarına ve konumlarına göre davranmayı Resûlullah’tan öğrendik” — Hazret-i Âişe Radıyallâhu Anhâ rivayeti (Ebû Dâvûd, Edeb 20; İbn-i Mâce, Mukaddime 6); Fâtır 35/28 (“Kullarından ancak âlimler Allah’tan gereği gibi korkar”); Ahzâb 33/72 (emânet âyeti); Hazret-i Âişe’nin gıybet eçen kadını ikazda Şafk-i dil rivayeti — Ebû Dâvûd, Edeb; İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Âfetü’l-Lisân bâbı
  • Zalime Karşı Cihâd, Korkaklığı Güzel Ahlâk Saymamak ve el-Edebu’l-Müfred: Fâtih 48/29 (“Müminlere karşı merhametli, kâfirlere karşı şedîd”); Mâide 5/54 (“çetin ruhlu kâfirlere karşı”); Tevbe 9/73 (“kâfirlerle ve münâfıklarla cihâd et”); “Zalim sultânın yanında hakkı söylemek cihâdın en efdalidir” (Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Tirmizî, Fiten 13; Nesâî, Bey’at 37); Buhârî, el-Edebu’l-Müfred (Halil Bey matâbilerince tercümesi) — güzel ahlâk bâbları; emr-i bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l-münker ahâkâmı — Şâtibî, el-Muvâfakât
  • Çocukların Sünnet Yaşı ve Seferilik Ahkâmı: Sünnet (hitân) yaşıyla alakalı Hanefî icmâı — doğumdan yürûyüşe kadar vücut sünnete elverişli iken 6-yaşını geçirmeden maşrûiyet — İbn-i Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr; Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli, Hitân bâbı; Anne-baba evinde seferilik hükmü — çoğunluğun “vatan-ı aslî” kaçınılması ve evin anahtarının bulunduğu kimsenin mukim sayılması içtihâdı — Kasânî, Bedâiu’s-Sanâi’; İbn-i Nüceym, el-Bahru’r-Râik; Hanefî mezhebinde meczûb (meczûluk) tanımı — Türkiye Diyanet Vakfı İSAM, İslâm Ansiklopedisi, “Meczûb” maddesi; namazın terki ile dinin direğinin yıkılması rivayeti (Tirmizî, Îmân 8)
  • Bayramlaşma-Meclis Edebi ve İzinsîz Vazife Üstlenmek: Meclislerde mes’ûl tayini ve ehl-i sohbetin idareye tabi olması edebi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Âdâbu’s-Sohbet bâbı; İmâm-ı Kuşeyrî, er-Risâletu’l-Kuşeyriyye, tasavvuf edebi; üstâdın programı bitirmediği ana kadar başka kimsenin bitti demesinin nefs-i emârre göstergesi olması ve istişâre esası
  • Allah’a Karşı Kibrin Alâmeti ve Hacda Kurbanın Farz Olmaması: “En büyük kibir namazı kasten terk etmektir” yaklaşımı — Hanefî’de namazı kasten terkin vebali; haccın rüknü ihrama girmek ve Arafat’ta vakfe — Hacc 22/27-29; Bakara 2/196-200; Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihâli, Hacc bâbı; Hacc’da kurban (hedy) — Hacc-ı İfrâd’da vâcip, Hacc-ı Kırân ve Temettû’de şükrü gibi hanefî tafsîlatı; hitân dışında dil sürçmesi halinde îmânın gitmemesi (Türkiye Diyanet Vakfı İSAM “İrtidad” maddesi)
  • Rüyâ Yorumu, “Pîrîm” Demek ve İnsânın Yüzüne Karşı Övme Yasağı: “Birinizin arkadaşını yüzüne karşı övmesi onu boğazlaması gibidir” ve “Müddâhîlerin yüzlerine toprak atınız” hadîs-i şerîfleri (Buhârî, Şehâdât 17; Müslim, Zühd 68); rüyâ yaçkazada görülenin dışıya aktarım edebi — Muhyiddîn İbn Arabî, Futûhât-ı Mekkiyye; İbn-i Sîrîn, Tefsîr-i Rüyâ; sohbetin üstâda “pîrîm” demenin yüze övmeye girmesi ve izinli râbıta-yakaza ayrımı
  • Mürşid-i Kâmil, Ebdâllerin Varlığı ve Nefis Merâtipleri ile Renkler: “Allah’ın mülkünde velisi eksik olmaz” tevhîdi — Yûnus 10/62 (“Allah dostlarına ne korku vardır ne de müzn olacaklardır”); Ali el-Hucvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; Feridüddîn-i Attâr, Tezkiretu’l-Evliyâ; Abdülkâdir Geylânî, Gunyetu’t-Tâlibîn; nefis merâtipleri (emârre, levvâme, mülhime, mutmainne, radiye, mardiyye, kâmile) ve tarîkat sancağı-perde renkleri simgesi — Necmuddîn-i Kubrâ, Fâvâihu’l-Cemâl; Muhyiddîn İbn Arabî, Futûhât; Aziz Mahmud Hüdâyî, Nefâisu’l-Mecâlis; dördüncü esmâ (Âllah-Lâ ilâhe illâ hû) bitimi ve mürşid-i kâmile gönderme gerçeği
  • Aile İçi Eleştiri Kültürü — Nasîhat ile Eleştiri Farkı: “Din nasîhattir” hadîs-i şerîfi — Temîm ed-Dârî Radıyallâhu Anh rivayeti (Müslim, Îmân 95; Nesâî, Bey’at 31); Hucurât 49/11-12 (“Birbirinizle alay etmeyin, birbirinizi kütû lakaplarla çağırmayın, gyb etmeyin”); Lukîmân’ın oğluna öğütleri (Lukmân 31/13-19); anne-baba-eş-çocuk arasında eleştirel bakışın modern medya (“Yemekteyiz” tip program eleştirel bakışı) ile toplumda yayılması — sosyolog eleştirisi; gıybetin ölü kardeş eti yemek olması âyeti Hucurât 49/12
  • Sevginin Ölçüsü, İhrâmın Kefene Teşbîhi ve Abdullah Baba’ya Mehâbbet: “Bir şeyi sevmen seni kör ve sağır eder” (Ebû Dâvûd, Edeb 116; Ahmed bin Hanbel, Müsned, Ebû Derdâ rivayeti); Şeyşe üstâd Abdullah Baba (Erzurumlu) ile sevgi bağı; ihrâmın beyaz ve dikişsiz oluşunun kefen-ölüm teşbîhi — İbn-i Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, Hacc bâbı ve tasavvuf klâsiklerinde ihrâm=kefen remzi
  • Konuşma Üslübu ve Remel Sünneti — Hitabet-i Nebevî: Hazret-i Âişe’nin “insânların konumuna göre davranma” rivayeti; Hazret-i Peygamber’in zekât toplandıktan sonra hediye alan memura hitabı (Buhârî, Hiyel 14; Müslim, İmâre 26); Bedir-Huneyn meydânında Hazret-i Abbas’ın belâgatle haykırması (Buhârî, Meğâzî 54); Umre’de Müşriklere karşı remel (dik omuz-hızlı yürüyüş) ve ihrıtıbâ’ (izarı sağ omuzdan geçirme) sünneti — Buhârî, Hacc 55-56; Müslim, Hacc 40; Ebû Dâvûd, Menaşik 48; Hazret-i Ali’nin harp meydânında şecâatli konuşması — şerh-i Nehcü’l-Belâga
  • Müslümanın Dik Duruşu, Hakk Talebi ve “Ötür Bürükel” Redd-i: “Hakkı söyleyin, kınıçının kınnaması sizi yıldırmasın” (İbn-i Mâce, Fiten 20); Müslümanın ikinci-üçüncü-beşinci sınıf vatanâşlık muamelesi karşısında dik durması — en-Nisâ 4/148 (“Allah zulme uğrayan haric kendisine karşı kötü söz söylenilmesini sevmez”); Şûrâ 42/39-43 (zulme karşılık hakkı ıstı-pek); avukatlık, noter, adliye, polis gibi resmî kurumlarda dînî kisveden dolayı taciz karşısında hukukun savunulması — Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 24 (vicdân-din-ibâdet hürriyeti)
  • Toplumun Fuhuş Algısı, Sevgili Kültürü ve Deccaliyet Kültürüne Mahâpus Kalma: Nûr 24/2-4 (zînâ cezası ve kazf); İsrâ 17/32 (“zînâya yaklaşmayın”); Rum 30/21 (seçkinlikli evlilik âyeti); deccal-âhir zaman hadîsleri — Müslim, Fiten; Ebû Dâvûd, Melâhim; modern “sevgili” kültürünün topluma etkisi; Şeyhülİslâm Zenbilli Ali Cemali, Mecmûşa-i Fetâvâ; 70 yaşındaki sanatçının 20 yaşında sevgili almasında şeri icra edilemeyen toplumsal çiftç stândartın örnek tanığı
  • Zikir Meclisi, Ezan Rüyâsı, Astım ve Su İçme: “Zikrulhâlı meclisleriyle zikrullah meclislerinden ayırmaayınız” — Ahmed bin Hanbel, Müsned; Buhârî, Da’avât 66; mürîdîn unutkanlık için günde iki litre su tavsiyesi (Tıbb-ı Nebevî; İbn-i Kayyim, et-Tıbbu’n-Nebevî); Astım/nefes darlığı hastasının oturarak namazı — Kasânî, Bedâiu’s-Sanâi’, Salât-ı Marîz bâbı; rüyâda ezan okumak/dinlemek ta’bîri — İbn-i Sîrîn, Tefsîr-i Rüyâ; şeytânın cîn tâifesinden olması — Kehf 18/50, Hicr 15/27
  • Kurgulanmış Hayat, Melâmîlik ve 28 Şubat Hatırası: Melâmî kolu ve sûretin türbe yerine tevhîd-i âsliye teslîmiyeti — AbdülŞhemû’l-Melâmî; Sunullah Gâybî, Sohbetnâme; Seyyid Mustafa Râsım Efendi, Istilâhât-ı Melâmiyye; “iki rüyâya kurban gidenlerdeniz” yaklaşımı ve kurgu-dışı İlahî takdîr teslimiyeti; 28 Şubat sürecinde sorgu-tehdid atıfı, “bin yıl sürecek” söylemi
  • Kuantum-Çakra-Kişisel Gelişim Eleştirisi ve Îmânın Heyecanı: “Hiçbir zinâkâr mümin olarak zînâ etmez, hiçbir hırsız mümin olarak hırsızlık etmez” (Buhârî, Hudûd 1; Müslim, Îmân 100; Ebû Hureyre Radıyallâhu Anh rivayeti); modern “kuantum tasavvufu” ve çakra-doğu felsefesi şeklindeki sentretik akımların İslâmî tasavvuftan ayırtı-mülağalığı — Ebu’l-Hasan en-Nedvî, Müslümanın Geriliyügi ile Dünya Neler Kaybetti; “sûfî hâl-i hayret ve sevgi ile heyecanını muhâfaza etmesi” — Muhyiddîn İbn Arabî, Fûsusu’l-Hikem; Müstana Kannûcî
  • “Selamün Aleyküm”ün Âslı ve Niyâzî-i Mısrî İltifatı: “Şâlom Aleike” iftirasına cevap — selam-ün aleyküm’ün İbrâhîm Aleyhisselâm ve Asıl Fıtrat dîni ile bâğı (Meryem 19/47, Tâhâ 20/47); Türkiye Diyanet Vakfı İSAM, İslâm Ansiklopedisi, “Selam” maddesi; Niyâzî-i Mısrî Dîvân-ı İlâhiyyât, “Karahca gibi küçük küçük yürüyüp melekleri seyran etmek istersin” beyti
  • Fuhuş Tüzüğü, İstanbul Sözleşmesi ve Feminist Eleştirisi: Türkiye Cumhuriyeti’nde Genel Kadınlar ve Genelevlerin Tabi Olacakları Hükümler ile Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevî Hastalıklarla Mücadele Tüzüğü (1961 — madde 1, 4, 51, 114 ve 126); Büyükşehir “Taksim Fıkra A: Genelevler” ayrıntısı; İstanbul Sözleşmesi (2011, Avrupa Konseyi) ve Türkiye’nin 2021 çekilmesi; Kadın hakları savûunuculuğu maskesi altında din düşmanlığı yaptığı iddia edilen femınist-neofemınist yaklaşımlara tenkîd; zührevî hastalıklar ve devletin fuhuşa müsâadesinin vâcip-vebal boyutu
  • İbn-i Teymiyye Hakkında Âkılane Tedâruz: İbn-i Teymiyye (661-728 h.) Takıyyuddîn Ahmed; Mecmûatu’l-Fetâvâ; Der’u Teâru-dıl-Akli ve’n-Nakl; Minhâcu’s-Sünne; Türkiye Diyanet Vakfı İSAM, İslâm Ansiklopedisi, “İbn Teymiyye” maddesi; kendisi hakkında mucbh-menfî geniş yelpâze ve ehl-i sünnet âlimler ile tasavvuf ehlinin tenkîdleri; üstâdın “olumlu-olumsuz düşüncem yok” tavrı ile dengeli duâ/şe tavrı
  • Mehdî Aleyhisselâm ve Nakşibendî Görüşü, Secde Özrü, Reflü: Mehdî hakkındaki hadîs-i şerîfler — Ebû Dâvûd, Melâhim 1; Tirmizî, Fiten 43; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât-ı Rabbânî (Mehdî’nin Nakşibendî olacağına dair mektûb); Bülülülâh Dehlevî ve sonraki Hint-Türk ulemâ şerhleri; namazda dizlüknin ağrısı sebebiyle secdeyiın oturarak edaya Hanefî-Salât-ı Múrdhûn bâbı (İbn-i Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr); reflü-mide hastalığı için üç yudum süt tavsiyesi (tıbb-ı nebevî); sabah namazına uyanma ve isteğin bütün hâyattaki etkileri — kapanış tevhîd zikri “Lâ ilâhe illallâh” ve Fâtiha ile meclisin mühürlenmesi

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı