Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (30 Temmuz 2011) — Kızılay Verileri, Deccaliyetin Üç Kuyusu ve Çocuk Eğitimi

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (30 Temmuz 2011) — Kızılay…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.

Ramazan: Giriş

30 Temmuz 2011 tarihinde Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde gerçekleştirilen bu Ramazan öncesi sohbet; Kızılay Başkanı Tekin Küçükali’nin açıkladığı dünya verileriyle başlayıp israfın küresel açlığın temel sebebi olduğunu ortaya koymakta, deccaliyetin üç karanlık kuyusu olan fuhuş-uyuşturucu-terörü analiz etmekte, töre cinâyetlerinin arka planını, akraba ziyaretinin fazîletini, Cuma namazı ile zühr-i âhir tartışmasını, doğum günü kutlama meselesini, cami-mescid edebini, kâinâtın ışık hızından daha hızlı genişlemesini, madde-mânâ âlemi ilişkisini ve çocukların Ramazan’da oruca alıştırılmasını geniş bir yelpazede ele almaktadır.

1. Kızılay’ın Çarpıcı Verileri ve İsrafın Küresel Maliyeti

Kızılay Başkanı Tekin Küçükali’nin 2011’deki açıklamasına göre: Dünyâ üzerinde hayvanların bakımı için 40 milyar dolar, güzellik salonlarına 163 milyar dolar harcanırken, Somali’deki insanlık fâciâsını önleyebilmek için sâdece 1,5 milyar dolara ihtiyaç vardır.

“Sadece İslâm ülkelerindeki israf, savurganlık, İslâm ülkelerindeki Hristiyanlardan gelen adet-gelenek-görenekler terk edilse, dünyâ üzerinde aç ve açıkta hiç kimse kalmaz.” Sâdece İslâm ülkelerinden bakın; dışarıdan başka bir şey gitmeye gerek yoktur. Âyet-i Kerîme’nin gereği “Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz” ve Peygamber Efendimiz’in “İsraftan sakınınız” sünneti uygulansa, Müslümanlar değil — dünyâ üzerindeki bütün insanlık arasında aç, açık, kimsesiz hiç kimse kalmayacaktır.

2. Deccaliyetin Üç Karanlık Kuyusu: Fuhuş, Uyuşturucu, Terör

“Kıymetli dostlar, dünyânın yedide biri içki-uyuşturucunun pençesinde. Dünyânın yedide birinin geçimi fuhuştan, dünyânın yedide birinin geçimi terörden. Üç tane şey var: fuhuş, terör, uyuşturucu. Bunlar dünyânın yedide üçünü yok ediyor. Üçü de birbirine bağlantılı. Dünyâ üzerindeki deccaliyetin, insanlık âlemini yuttuğu karanlık kuyular bunlardır.”

“Amerika’yı çok müreffeh bir dünyâ zannediyorsunuz — uyuşturucunun ve fuhuşun merkezinde. Avrupa’yı terörden uzak sanıyorsunuz — ama Avrupa’yı içine çöken en büyük karanlık kuyulardan biri fuhuş ve uyuşturucudur. İslâm ülkelerinde fuhuş görüntüde fazla yok ama şimdi hızla yayılıyor; İslâm ülkelerinde uyuşturucu ve terör birinci sırada, fuhuş üçüncü sırada.”

3. Töre Cinâyetlerinin Gerçek Arka Planı: Çeyrek Hap

“Ben töre cinâyetlerini tahsîl etmiyorum, öldürülmesinden yana değilim — sakın yanlış anlaşılmasın. Ama Türkiye’de televizyonlarda bunun bangır bangır bağırılmasının arkasındaki sebep töre cinâyetlerini durdurmak değil, insanların ahlâksızlığını körüklemektir. İnsanlara ahlâk vermiyorsunuz; öbür taraftan ahlâksızlığa göz yumamayan insanların eşlerini veya çocuklarını katl edeceği noktayı ayuka çıkarıyorsunuz. Onu ayuka çıkarırken ona sebep olan ahlâksızlığın köklerini de kurutmanız gerekir.”

“Bir tarafta sizin kızınıza veya eşinize hiç kimsenin gönlü arzû etmez. Birisi gelecek, tecâvüz edecek, 5 yıl yatacak çıkacak. Veya birisi gelecek, evi basacak, kaçıracak gidecek, 3 yıl yatacak çıkacak. Veya birisi gelecek onu alacak, kandıracak, hap verecek, ilâç verecek, uyuşturucu verecek, gidip herhangi bir batakhaneye satacak. Siz onu 5 yıl sonra cezâsından çıkaracaksınız; o adam gerçekten aynı şeyi bir daha yapacak. Siz bunu durdurmayacaksınız, bataklığı kurutmayacaksınız; öbür taraftan ayuka çıkaracaksınız. Töre cinâyeti! Töre cinâyeti! Hepimiz karşıyız — gelin, hepimizin karşı olduğu bir şey olsun: namussuzluk, şerefsizlik, haysiyetsizlik, terbiyesizlik, ahlâksızlık, et pazarı. Hepimiz karşı çıkalım!”

“Kadınların eti satılmasın. Hepimiz karşı çıkalım — dünyâ insanlığı adına. Kadınlar mal gibi pazarlanmasın, koyun gibi satılmasın, kasaptaki et gibi satılmasın. Buna karşı çıkan var mı? Yok. Pavyonda konsomatrislik yapıyor kadın, geceliği 50 lira, 75 lira; o masadan o masaya geçiyor. Adamların sarkıntılıklarına göz yumuyor. Hadi feministler, pavyonların önünde açın pankartlarınızı, yürüyün Taksim meydanında! Bütün pavyonların, gece kulüplerinin, gazinoların, diskoteklerin önünde ‘Kadınların etleri satılmasın’ diye yürüyün! Yok, var mı böyle yürüyüş yapan? Yok, var mı bunu engellemeye çalışan? Yok. Bu insan hakkı değil mi?”

“Yarın sizin kızınızın, torununuzun, çocuğunuzun çocuğunun bu noktaya düşmeyeceğini kim garanti edecek? Bir tane uyku hapı yeterdir. Küçücük bir hap — herhangi bir kız çocuğu veya kadın bir an gaflette bulunsa, bir adamla yemeğe gitse, içeceğine veya yiyeceğine çeyrek bir hap konmuş olsa — kızın kafayı bulup hiçbir şeye itiraz edemez. İnsanlar bu yolları bilmezler. Çeyrek bir hap ile kadının veya kızın hayâtını karartabilirsiniz. Ve o haplar eczânelerde ucuza satılır, sokak katarlarında ucuza satılır. Hangi eczâneye isterseniz gidin, ‘Ben uykusuzluk çekiyorum’ deyin, bir tane uyumak için hap verir eczâneci. Siz o hapın çeyreğinden o kadına veya kıza istediğinizi yaptırabilirsiniz.”

“‘Sen orada oturuyor musun, bunu nerede biliyorsun?’ diyeceksiniz. Ben o hayâtın içinden geldim. Ben çok hikâye dinledim — çeyrek hapa aldatılmış hayâtlar, çeyrek hapa kandırılmış hayâtlar, çeyrek hapa satılmış hayâtlar. Sonrası? İşte töre cinâyeti. Allah bizi affetsin.”

4. Deccaliyet ve Terörün Ekonomisi

“Deccaliyet ve deccaliyetin alt zeminindeki firmalar, ülkeler, şirketler fuhuştan büyük paralar kazanıyor. Terörden büyük paralar kazanıyorlar. Terör Müslüman ülkelerinin veya istiklâli olmayan ülkelerin belini kırıyor. Terör bitmez çünkü teröriste de silahı satıyorlar, o teröriste karşı kendisini korumaya çalışan devletlere de silahı satıyorlar.”

“O yüzden dünyâ üzerinde deccaliyet var olduğu müddetçe, şeytâniyet kavga ettiği müddetçe terör bitmeyecektir. Terörist de bitmeyecektir. Çünkü teröristler de maaşla çalışıyorlar — rivâyet ediyorlar, dağdaki terörist 10.000 dolar maaş alıyor, 10.000 dolar da ailesine veriyorlar. Biter mi terör? Bitmez. Deccaliyet oradan kendini ayakta tutuyor, şeytâniyet oradan kendini ayakta tutuyor.”

“Fuhuş biter mi? Bitmez. ‘Bütün fuhuş hânelerini kapatacağım’ deseniz ihtilâl olur memlekette; ‘Bütün içki hânelerini kapatıyorum’ deseniz ihtilâl olur, herkes ‘Nasıl içkiyi yasak edersiniz?’ diye üzerinize gelir. Hâlbuki dünyâ nüfusunun yedide biri uyuşturucudan hasta, yedide biri fuhuştan hasta, yedide biri terörle uğraşıyor, yedide biri açlıktan yok oluyor. Dünyâ nüfusunun yedide dördü bu üç-dört kuyuya düşmüş durumda.”

“Afrika’da çocuklar annelerinin kucağında açlıktan ölürken, Ramazan geldi — herkes beş yıldızlı otellerde iftâr açacak. Çocuklar Afrika’ya gitmenize gerek yok; Türkiye’de de var. Türkiye’de yoksul yok mu? Var. Allah cümlemize Kur’ân ve Sünnet ahlâkı, Kur’ân ve Sünnet düşüncesi nasip eylesin.”

5. Birden Çok Şeyhten Ders Almak

“Bir kişi iki tarîkattan da dersli olabilir mi?” sorusuna verilen cevap net ve açıktır: “Olabilir. Beş tarîkattan da dersli olur, üç şeyhten de dersli olur. Bunda bir sıkıntı yok. Şeyh efendiler verirlerse onlar da alırlar.” Tasavvuf yolu belirli bir rijit sınırlama değildir; mürşîdlerin kapısı birden fazla kapı olabilir, ders alınabilir.

6. Akraba Ziyareti: Gelmeyene Gitmek Kemâlattır

Bir kardeş soruyor: “Âilem beni akraba ziyâreti için zorluyor; ama ben ‘Falancalara gider miyim ki, onlar bize hiç gelmiyorlar’ diye diyorum. Ne yapmalıyım?”

Cevap: “Akraba ziyâreti sünnettir. Gelmeyene gitmek kemâlattır. En evlâ hareket gelmeyene gitmektir. En evlâ olan, en üstün olan, seninle konuşmayanla konuşmaktır. Sana selâm vermeyene selâm vermektir. Sana yedirmeyene yedirmendir, sana içirmeyene içirmendir, sana giydirmeyene giydirmendir. En evlâ hareket, sana kötülük yapana senin iyilik yapmandır. En fazîletli davranış, kötülüğe iyilikle cevap vermektir. Allah cümlemizi onlardan eylesin.”

7. Cuma Namazı ve Zühr-i Âhir Tartışması

Bir diğer soru: “Cuma namâzının son sünnetini ve zühr-i âhir namâzını çalıştığım işlerden kaynaklanan sebeplerden kılamıyorum; bunun günâhı var mıdır? Cumadan sonra öğle namâzını kazâ olarak kılmalı mıyız?”

“Bunların hepsi de safsata, kıymetli Müslümanlar. Cuma âyetle ve hadîsle sâbit olan bir namâzdır. Bir kimse — ister seferîde olsun, ister mukîm olsun — Cuma namâzını kıldıysa Cuma, cumadır. Milletin gönlüne, kalbine vesvese vermeye gerek yok. Âyetten öğle namâzının kazâsını kılmak yoktur. Bir kimse Cumayı kıldıysa öğle namâzının kazâsını kılmaz. Cumasi cumadır onun. İnsanların kalplerini bozmaya gerek yok.”

“Cumanın son sünneti Cuma ibâdetinin içinde vardır. Vakti müsâit olan kılabilir, vakti müsâit olmayan kılmayabilir — sünneti terk etmiştir o. Ama zühr-i âhir namâzı, Peygamber Efendimiz’in kıldığı bir namâz değildir. Osmanlı ulemâsının kendi içinde verdiği bir fetvâdır. Sadece Osmanlı’nın Anadolu’sunda yaşayanlar böyle ince düşünerek, önce davranarak böyle bir fetvâ vermişler. Osmanlı’dan itibâren. Hatta mesela Suriye’de yoktur, Mısır’da yoktur, Rumland’da yoktur, İran’da yoktur, Tunus’ta, Cezayir’de yoktur; Mekke’de, Medîne’de yoktur.”

“Hatta insanlar umreye giderler, hacca giderler; orada zühr-i âhir kılacak diye uğraşırlar. Bir de Türkler orada zühr-i âhir kılmayanları kem gözle bakarlar! Hatta bir kısmı namazdan sonra bir daha namâzı kazâ ediyor — ‘Neymiş? Bu imamlar Hanefî değilmiş!’ Cehâlet kol geziyor, cehâlet kol geziyor! Yani namâzın ilk kılındığı mekân olan Mekke’de, umreye giden o kimse namâz kılıyor; orada adam Cumadan sonra zühr-i âhir kılacak diye uğraşıyor, namazdan sonra namâzı kazâ edecek diye uğraşıyor. Allah muhâfaza eylesin.”

“Bir kimsenin mezhebi Hanefî de olsa, Şâfiî de olsa, Mâlikî de olsa, Hanbelî de olsa, o kimsenin arkasında namâz kılınır. Başka bir mezhepten olan bir imamın arkasında namâz kılınır, bunda bir sıkıntı yok. Namâzın iâdesine gerek yoktur. Cumadan sonra zühr-i âhir namâzını bir kimse kılmayabilir. Hattâ Peygamber Efendimiz kılmadığı için ben de kılmıyorum bu namâzı diyebilir. Ama ‘İtaat ediniz Allah’a, itaat ediniz Resûlüne ve sizden olan emir sâhiplerine’ âyet-i kerîmesinin mucibince Osmanlı ulemâsının koyduğu bu namâzı bir kimse namâz olarak kabul edip kılabilir. Sen ne yapıyorsun derseniz, ben zühr-i âhir kılmıyorum — çünkü Peygamber Efendimiz hiç kılmadı, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali efendimiz kılmadılar, ashâb kılmadı; ben de kılmıyorum.”

8. İş Yerinde Namaz Samîmiyeti Eleştirisi

“Cumaya dikkat edin, Cuma namâzını kılmaya gayret edin. İş yerleri sâdece farzına müsâade ediyorlarsa, gönül arzû eder ki sünnetini de kılın — 5 dakikadan, 3 dakikadan bir şey çıkmaz.”

Ancak çarpıcı bir gözlem yapılır: “Namâz kılanlar iş yerlerinde, namâz kıldıklarından dolayı daha ince ve ciddî davranacaklarına sanki namâz kılıyorlar daha önemli bir iş yapıyorlarmış gibi müşterisine daha az özen gösteriyorlar, daha fazla kaytarıyorlar. Bu acı bir şey. Adam normalde, normal zamanda nâfile kılmıyor; adamın namâz kılmasına müsâade ediyorsun, o nâfile kılmaya başlıyor, o kazâ kılmaya başlıyor. Böyle bir şey yok. Müslümanların daha ciddi davranması gerekirken, Müslümanların ciddî davranmamasından dolayı bütün Müslümanların üzerine sûizan oluyor. Allah bizi affetsin.”

9. Doğum Günü Kutlamak Câiz mi?

“Doğum günü kutlamak câiz midir?” sorusuna verilen cevap: “Biz Peygamber Efendimiz’in doğum gününü kutluyoruz — tamam. Bu sonradan bizim işimize girmiş. İnsanların doğum günü kutlamak yok. Peygamber Efendimiz’in doğum gününden başka mesela hiç Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali Efendimiz’in veya ashâbın büyüklerinin içinden doğum gününün kutlandığına dâir bir hadîs, bir rivâyet var mı? Yok. Bu bizim işimize girmiş bir gayrimüslim âdet hâline gelmiş. Şampanyalar patlıyor, pastalar kesiliyor, mumlar söndürülüyor, doğum günü partileri veriliyor; otellerde, restoranlarda… Bunların hiçbiri de İslâmî değildir.”

10. Tekke ve Cami Edebi: Sohbet Esnâsında Konuşmak

“Sohbet esnâsında insanların kendi aralarında konuşmaları uygun bir şey değil. Bunu ikaz değil, irşâd amaçlı söylüyorum. Bir yerde Allah sohbeti varsa ya oturur edepte dinlersiniz, ya da yavaşça çekilir gidersiniz. Bu sohbet edilenle veya edilenle alâkalı saygıyla değil — bir yerde dînî bir konuşma var ise, oradaki saygı Allah’adır.”

“Müslümanlar câmilerde, mescidlerde, tekkelerde edep ve erkâna uymak zorundadır. Siz bir kiliseye gitseniz kilisenin âdâb ve erkânına uyarsınız — Müslüman olmanıza rağmen, orası bir ibâdethânedir. Yüksek sesle konuşamazsınız, gülemezsiniz, oynayamazsınız, şakalaşamazsınız, esneyemezsiniz, bacak bacak üstüne atamazsınız; gayr-i nizamî, gayr-i insânî, gayr-i dînî davranamazsınız. Nereye giderseniz gidin.”

“Câmiye gittiniz, câmide oturuyor Müslümanlar. Cuma günü, denk ediyorum — hepsi de horla horla esniyorlar. Mübârek insan, câmiye esnemeye mi geldin? Hani ‘Esnemek şeytandandır’ hadîsi var. Nerede esniyorsun? Câmide! O esnâda imam hutbe okuyor. İmâmın ne okuduğuna bakıp bakmadığın önemli değil — imâmın yaptığı vazîfe Peygamber Efendimiz’in yaptığı vazîfedir, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ve bütün İslâm halîfelerinin yaptığı vazîfedir. İsterse kuştan bahsetsin, isterse ağaçtan, isterse böcekten — otur, edeple dinle. Çünkü o makama hürmet ki, o makamın sâhibi Hz. Resulullâh’tır.”

“Burası tekke, çay bahçesi değil, çorba bahçesi de değil. Buranın adı tekke — Karabaş Veli Tekkesi. Adı üzerinde. Tekke, oyun oynayacak yer değil; erkeklerin kahvehânesi değil, kadınların hamamı değil; konken bahçesi değil, çay bahçesi değil. Özel sohbetim var diye gelen, Allah yolunu açık etsin — sohbet bittikten sonra, sema bittikten sonra sabaha kadar otur, hizmet edelim size. Bu noktada hiçbir sıkıntımız yok. Ama sohbet esnâsında, sema esnâsında buras bir ibâdethânedir. Yapılan şey ibâdettir: sohbet bir; ve eğer sohbet konusu dîn ise, Allah’ın huzûrundaymış gibidir. Neden? Çünkü orası câmi, tekke, mescid, ibâdethâne.”

“Biz burada arkadaşlar gösteri yapmıyoruz. Bizim gösterimiz yok. Biz buraya bir ibâdethâne olarak geliyoruz — tekke olarak geliyoruz. Ve ibâdet ediyoruz burada. Sohbet ibâdettir, sema ibâdettir. Sema eden kardeşler sema ederlerken Allah’ı zikrederler. Bizim rast gele yaptığımız şey değil, göz zevki değil, bir oyun değil — Allah’ın zikridir. O yüzden buranın âdâbı: kapıdan içeri girdiğin anda itikâfa niyet et, ibâdete niyet et. Sohbeti dinle, semayı dinle; ondan sonra ne sohbet edecekseniz konuşun — bunda hiçbir sıkıntı yok.”

“Ama sohbet ve sema esnâsında lütfen — Allah rızâsı için istirham ediyorum — ciddiyetimizi, edebimizi, erkânımızı koruyalım. Yanımızdaki konuşsa da biz konuşmayalım. Yanımızdaki gülüyormuş — o cennetini kazanmıştır, gülüyordur. Yanımızdaki kahkaha atıyordur. Onun İslâm adına, dîn adına söyleyeceği, yapılacak çok bir şeysi yoktur. O gülebilir; sen gülme. Bizim ciğerimiz yanıyor; senin de ciğerin yanıyorsa, ciğerinin yandığı gibi daha var. Biz ciğerimizin yanıklığından geliyoruz buraya. Biz de biliriz bugünü çayla, çorbayla, evde çoluk-çocukla geçirmeyi. Biz de biliriz parklara, barlara, sazlara, cazlara gitmeyi, deniz kenarlarında sefâ sürmeyi. Buradaki insanların büyük bir çoğunluğu bilir. Ve buraya gelenlerin büyük bir çoğunluğu ibâdet maksâdıyla geliyor diye düşünüyorum — onların hakkına söylüyorum.”

11. Kâinâtın Işık Hızından Daha Hızlı Genişlemesi

“Evrenin büyüklüğüne bakıp dünyâyı kıyas ettiğimizde büyüklük ve küçüklük kavramlarını nasıl algılamalıyız?” sorusuna çarpıcı bir cevap verilir: “Biz bir şeyin ne kadar büyük olduğunu bilmiyoruz ki ona göre kıyâs yapalım, ‘Burası ona göre küçük’ diyelim. Biz bir şeyin büyüklüğünü hesaplayabilirsek, o büyüklüğün içinde küçüğün kaç oranında küçük olduğunu biliriz. Evrenin şu anda büyüklüğü hesaplanabilmiş değil, hesaplanması da mümkün değil. Çünkü evren hızla büyüyor.”

“Bir bardak su olur, içine bir damla bir şey koyarsınız. Bu bardağın içindeki damlanın büyüklüğünü ve küçüklüğünü hesap edersiniz. Ama bu bardak hızla büyüyorsa ve büyümesinin ne kadar hızlı olduğu hesaplanamadıysa — aslında bunu hesaplayanlara söyleyeyim: en az ışık hızında büyüyor. Hatta ışık hızından biraz yukarıda büyüdüğüne inanıyorum.”

“Çünkü ışık hızından daha hızlı büyümemiş olsa, ışık duvara çarpıp bir gün sana geri dönecektir. Ama o ışık geri dönmüyorsa ve hâlâ yol alıyorsa — ‘Kün’ dediğinden beri hızla yol alıyor ve ‘Kün’ dediğinden beri geri dönen hiçbir şey yok ise — sözün geri dönüyor mu? Hayır. Ses hızının? Hayır. Bakışın geri dönüyor mu? Hayır. Işık geri dönüyor mu? Hayır. Güneş ışınlarının güneşe tekrar geri döndüğünü düşünebiliyor musunuz? Herhangi bir ışık sızmasının komple bir duvara çarpıp geri döndüğünü bir hayâl ederseniz — dünyâ denilen, kâinât denilen kavram kalmaz, helâk olur.”

“Ve Cenâb-ı Hak rahmetiyle, hikmetiyle, kudret ve kuvvetiyle kâinâtı her alanda — ben onu ona benzetiyorum: balon gibi yukarıdan üfleyen var. Ve öylesine bir ‘Kün’ demiş, üflemiş ki daha bitmemiş; hızla büyüyor daha. Ve şöyle düşünün: ilk bardak zamanındaki büyüme hızıyla, bu bardağın milyonlarca büyüklüğündeki bir şeyin büyüme hızı aynı değildir. Ve büyüme hızı zamanla daha da hızlandığına inanıyorum. Korkunç bir hız o. Balon gibi her taraftan korkunç bir hızla büyüyor kâinât. Ve onun büyüdüğü zemini, büyüdüğü alanı hesaplayabiliyor musunuz? Muhakkak ki bir şeyin üzerinde büyüyor. Muhakkak ki bir şeyin üzerinde büyüyorsa, o bir şey büyüyenden daha hızlıdır demek ki. Allah bizi anlamayı nasîp etsin.”

12. Madde-Mânâ Âlemi ve Namaz-Oruç Bütünlüğü

“Madde ve mânâ âlemi arasındaki ilişki nedir?” sorusuna: “Eğer bu sohbeti dinlediysen, madde denilen şeyin olmadığını da gördün. Her şey mânâ âlemidir o zaman.”

“Günlük verdiğiniz namazlardan sonra 300 kelime-i tevhîd çekilmezse namaz kabul olur mu?” sorusuna çarpıcı bir benzetme: “5 vakit namâzın var. Sen bir vakit namâzı kılmazsan, 5 vakit namâz kılınmış olur mu? 30 Ramazan orucun var. Sen 30 Ramazan orucundan bir gün oruç tutmazsan ‘Ben 30 gün oruç tuttum’ diyebilir misin?” Mesaj nettir: İbâdetler bütündür, parçaları eksik kalmaz.

13. İslâm’ın Beş Şartı ve Ramazan Hadîsleri

Hadîs-i şerîf: “İslâm’ın direği ve dînin kurulu beştir. İslâm beş esas üzerine kurulmuştur. Her kim inkâr sûretiyle bunlardan birini terk ederse kanı helâl olur ve kâfir olur. Bunlar: Allah’tan başka ilâh olmadığına şehâdet etmek, beş vakit namâz ve Ramazan orucudur. Beş vakit namâz veya Ramazan orucunu kasten bilerek bir kimse reddederse o kimse kâfir olur. Diğer bir rivâyette: ‘Bunlardan birini terk edenin kanı helâl, kendisi kâfirdir. Farz ve nâfilelerden hiçbir ibâdeti kabul edilmez.’”

Ramazan hadîsleri: “Kim inanarak ve alacağı mükâfâtı umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günâhları bağışlanır. Kim inanarak ve alacağı mükâfâtı umarak Kadir gecesini ibâdetle geçirirse geçmiş günâhları bağışlanır. Her kim Ramazan gecelerini inanarak ve alacağı mükâfâtı umarak ihyâ ederse — terâvîh namâzı dâhil — geçmiş günâhları bağışlanır. Her kim Ramazan orucunu tutar ve kurallarına itâat ederek korunulması gereken şeylerden korunursa geçmiş günâhlarını yok eder.”

14. Çocukları Oruca, Namaza, Zikre Alıştırma

“Ramazan geldi. Pazartesi günü orucun birinci günü. Yarın terâvîhin birinci günü. Muhakkak ki oruçlarımızı tutalım. Hastalık, yolculuk, özür söz konusu değilse bütün Müslümanlar harıl harıl oruçlarını tutsunlar.”

“Çocuklarınıza orucu alıncaya kadar — yarım olsun, çeyrek olsun, öğleye kadar olsun — çocuklarınıza oruç aldırın. Küçük çocuğunuz için onu sahura kaldırın. Onu sahura yemeye yedir. Ona oruç aşısını vur. Onu oruca sevdir. ‘Ya, çocuk yatsın uyusun’ — hayır, yatıp uyumasın. ‘Ebedî âlemin göçünde yatar uyurum’ desin. Şimdi burada çalışsın, burada öğrensin.”

“Küçük de olsa çocuklarınızı namaza alıştırın. Küçük de olsa oruca alıştırın, zikre alıştırın, Kur’ân’a alıştırın, edebe-erkâna alıştırın. Küçük de olsa çocuklarınızı güzel ahlâkın üzerinde büyütün. Küçük görmeyin. Geliyor 20 yaşına; ona dîn öğretmenle uğraşıyorsun sonra. Eyvallâh, 50 yaşına gelsin yine dîn öğretelim biz ona! Ama çocuklarınızı küçükken, küçükten itibaren ibâdetlere alıştırın ve onlara sevdirin. Allah bizi onlardan eylesin inşâAllah. O yüzden kendi kendinize sakın ha — onu merhamet olarak görmeyin. Muhakkak ve muhakkak çocuklarınızı bu noktada Allah’a ibâdetlere alıştırarak götürün.”

Soru ve Cevaplar

Soru: Dünyadaki açlık nasıl önlenebilir?

Cevap: Sadece İslâm ülkelerindeki israf ve Hristiyanlardan alınan gelenekler terk edilse dünyada aç kimse kalmaz. Hayvan bakımına 40 milyar dolar, güzellik salonlarına 163 milyar dolar harcanırken Somali için 1,5 milyar yeter. “Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz” âyeti ve “İsraftan sakınınız” sünneti çözümün özüdür.

Soru: Töre cinâyetleri neden televizyonlarda bu kadar gündeme getiriliyor?

Cevap: Cinâyetleri durdurmak için değil, ahlâksızlığı körüklemek için. Bataklığı kurutmak — eczânelerde ucuza satılan uyku haplarını, pavyonları, batakhâneleri engellemek — yerine sonuçları ayuka çıkarıyorlar. Çeyrek bir uyku hapıyla bir kadının hayâtı karartılabilir; bu gerçek ortadayken kimse pavyonların önünde pankart açmıyor.

Soru: Akraba gelmiyor diye ben de gitmemeli miyim?

Cevap: Hayır. Gelmeyene gitmek kemâlattır. En evlâ davranış: seninle konuşmayana konuşmak, sana selâm vermeyene selâm vermek, sana kötülük yapana iyilik yapmak. Akraba ziyâreti sünnettir ve kötülüğe iyilikle cevap vermek en fazîletli davranıştır.

Soru: Cumadan sonra zühr-i âhir namâzını kılmazsam günâh mı olur?

Cevap: Hayır. Zühr-i âhir namâzı Peygamber Efendimiz’in, ashâbın ve tâbiînin kıldığı bir namâz değildir. Osmanlı ulemâsının koyduğu bir fetvâdır; Suriye, Mısır, İran, Mekke, Medîne’de yoktur. Kılmak istersen kılarsın, kılmazsan — Peygamber Efendimiz’in yoluna tâbî olursun — sakıncası yoktur. Cumayı kılan kimsenin öğle namâzının kazâsını kılmasına da gerek yoktur — “Cumasi cumadır onun.”

Soru: Doğum günü kutlamak câiz midir?

Cevap: Hayır — gayrimüslim bir âdettir. Peygamber Efendimiz’in doğum gününü kutlamak (Mevlid-i Nebî) tarihî olarak bizde vardır; ama ashâbın hiçbirinin doğum gününün kutlandığına dâir bir rivâyet yoktur. Şampanya, pasta, mumlar, parti — bunlar İslâmî değildir.

Soru: Kâinât ne kadar hızlı büyüyor?

Cevap: En az ışık hızında, hattâ ışık hızından daha hızlı. Çünkü ışık geri dönmüyor, duvara çarpıp yansımıyor. “Kün” emriyle başlayan bu genişleme korkunç bir hızdadır ve zamanla daha da hızlanmaktadır. Eğer ışık bir duvara çarpıp geri dönse dünyâ-kâinât kavramı helâk olurdu. Cenâb-ı Hak rahmetiyle kâinâtı balon gibi sürekli üfleyen bir hikmetle büyütmektedir.

Soru: Günlük namazlardan sonra 300 kelime-i tevhîd çekilmezse namâz kabul olur mu?

Cevap: Cevap sorunun içine gizlenmiştir: 5 vakit namâzın bir tanesini kılmazsan 5 vakit namâz kılmış sayılmazsın. 30 Ramazan orucundan bir gün bırakırsan 30 gün oruç tuttum diyemezsin. İbâdetler bir bütündür — yarısı kabul, yarısı değil şeklinde ayrılmaz.

Soru: Bir kişi birden çok tarîkattan ders alabilir mi?

Cevap: Evet, alabilir. Beş tarîkattan da, üç şeyhten de ders alabilir. Şeyh efendiler verirlerse derviş alır; bunda sıkıntı yoktur. Tasavvuf yolu istifâde ettiği her kapıdan feyz alabilir.

Soru: Çocuğu oruca ne zaman alıştırmalı?

Cevap: Mümkün olan en küçük yaşta. Sahura kaldırın, yarım veya çeyrek gün oruç tutturun — “oruç aşısını vurun.” “Çocuk uyusun” merhameti yanlıştır — “Ebedî âlemin göçünde yatar uyurum” denmeli, burada çalıştırılmalıdır. 20 yaşına gelince dîn öğretmek zor, 50 yaşına gelince imkânsızdır.

Kaynakça

Âyet-i Kerîmeler

  • A’râf Sûresi, 7:31 — “Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz”
  • Nisâ Sûresi, 4:59 — “Allah’a, Resûlüne ve sizden olan emir sâhiplerine itaat ediniz”

Hadîs-i Şerîfler

  • “İslâm beş esas üzerine kurulmuştur”
  • “Kim inanarak ve mükâfâtı umarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günâhları bağışlanır”
  • “Kim Kadir gecesini ihyâ ederse geçmiş günâhları bağışlanır”
  • “İsraftan sakınınız”
  • “Esnemek şeytandandır”
  • Gelmeyene gitmek, selâm vermeyene selâm vermek, kötülüğe iyilikle cevap vermek — en evlâ davranış

Fıkhî Kaynaklar

  • Osmanlı ulemâsının koyduğu Zühr-i Âhir fetvâsı — yalnız Osmanlı coğrafyasında uygulanması
  • Mezhep farklılıklarının namâzda engel teşkîl etmediği

Modern Veriler (2011)

  • Kızılay Başkanı Tekin Küçükali — Dünyâ harcama verileri: hayvan bakımı 40 milyar, güzellik salonları 163 milyar, Somali ihtiyacı 1,5 milyar dolar
  • Dünya nüfusunun yedide dördünün uyuşturucu, fuhuş, terör veya açlık pençesinde olduğu

Sohbetin Özeti

Bu Ramazan öncesi sohbet, Kızılay’ın açıkladığı çarpıcı verilerle başlayıp İslâm’ın israf yasağının küresel açlığın ilâcı olduğunu ortaya koymuştur. Deccaliyetin üç karanlık kuyusu — fuhuş, uyuşturucu, terör — birbirine bağlı bir küresel karanlık tasvir edilmiş; töre cinâyetlerinin arka planındaki “ahlâksızlığı körükleme” ajandası cesurca eleştirilmiştir. Eczânelerde ucuza satılan çeyrek uyku hapının bir kadının hayâtını karartma gücü anlatılmıştır. Akraba ziyâreti, Cuma namâzı ve zühr-i âhir, doğum günü kutlama, tekke edebi fıkhî meseleleri tek tek işlenmiş; iş yerinde namâz kılan Müslümanların ciddiyetsizlikle işi aksatmasına dâir samîmî bir eleştiri yapılmıştır. Kâinâtın ışık hızından daha hızlı genişlediği, madde denilen şeyin aslında olmadığı, her şeyin mânâ âlemi olduğu ifâde edilmiştir. Son olarak çocukların Ramazan’da oruca, namaza, zikre, Kur’ân’a küçük yaştan itibaren alıştırılması — “Ebedî âlemin göçünde yatar uyurum” mottosuyla — tavsiye edilmiştir.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Tevhîd, Sünnet, Şeyh, Dervîş, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı