Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

8. Dergâh Sohbeti — Tövbede Samimiyet, Deccâliyet Sistemi, Şiddete Aldanmama, Müziğin Hükmü, Müceddid-Mehdî Cemaat ve Sünneti Terk Etmenin Günâh-ı Kebâir Oluşu

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 8. Dergâh Sohbeti — Tövbede Samimiyet, Deccâliyet…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.

Dergâh Sohbetleri serisinin 8. oturumunda Mustafa Özbağ Efendi; tövbede gözyaşı dökerken yanındakileri düşünmenin samimiyetsizlik olduğunu, dünya üzerindeki “deccâliyet sistemi”nin Kur’ân ve Sünnet düşüncesine karşı her cephede (siyâset, ekonomi, ahlâk, kültür, moda) örgütlendiğini, Ergenekon ve benzer terör örgütleriyle alâkalı uyarıları, “size silahla çözülecek diyenlere aldanmayın” 18 yıllık Bursa düstûrunu, 28 Şubat döneminde camide silâh atan-kalkan tutan-deccâliyetin kuklası olanları, İslâm hukuku olmayan yerde hiçbir kurumun “İslâmî” olmadığını (finans bankaları dahil), seçimlerde şahsi tercih kullanmayı ve cemaat üzerine tahakküm kurmamayı, müziğin Hz. Peygamber tarafından bayramda ve Hz. Esmâ’nın kına gecesinde câiz görülmesi delilleriyle bütünüyle haram olmadığını, hadîs okurken ezbere okuyup raviyi belirtmemenin günâh-ı kebâir olduğunu, Mevlânâ’nın “gönül varsa içindeki sırrı tavâf et” sözünü, müceddidin (yüzyıl yenileyen) bir şahıs değil bir cemaat olabileceğini ve “her biriniz birer küçük müceddidsiniz” çağrısını, Bediüzzaman-Hasan el-Bennâ-Seyyid Kutub-Mevdûdî gibi 20. yüzyıl müceddidlerini, ümmette namaz kılma alışkanlığının arttığını, dervişliğin sünnete sarılmak demek olduğunu ve bilerek sünneti terk etmenin Hanefî mezhebine göre günâh-ı kebâir olduğunu (özellikle ibâdetler arası kefâretin sünnet terkı durumunda işlemeyeceği hadîsini), tafsîlâtlı bir şekilde açıklamaktadır.

Sünnet Hakkında


Tövbede Samimiyet: Yanındakileri Düşünmemek

Sohbetin başında bir derviş soruyor: “Nerede olursam olayım, günâhlarım aklıma geldiği zaman dayanamıyorum, ağlıyorum ve içimden tövbe ediyorum. Ama yanımdakiler açısından iyiyim.” Efendi hazretleri çarpıcı bir cevap verir: “Siz yanınızdakilere göre tövbe edip ağlıyorsunuz. Veya gözyaşınız dökülürken yanınızdakiler aklınıza mı geliyor? Ağlayacağınız zaman — ama günâhlarınızdan dolayı olsun, ama Allâh’a olan aşkınızdan-muhabbetinizden dolayı olsun — yanınızdakileri düşünerek mi ağlıyorsunuz? Öyle yapıyorsanız sizin aklınız önünüzde. Bu normal bir şey değil. Ağlarken insan ‘yanımdakiler ne der’ diye düşünmeyecek.”


Deccâliyet Sistemi: Dünya Üzerindeki Örgütlü Mücâdele

Bir derviş Ergenekon terör örgütü hakkında soruyor. Efendi hazretleri açıklar: “Ben Ergenekoncu değilim ki — aydınlatacak olan Ergenekoncu birisi lazım. Ama Türkiye’de herkes 3 aşağı 5 yukarı bunları tahmînî olarak biliyor. Bu tip meseleleri normal bir kimse gidip danıştırıp basıp da orada hatîmi vurabilir mi? Bu örgütlenmenin muhakkak bir gücü olması lâzım — devletin bir parçası veya başka devletin desteklemesi lazım. Sonuçta orta-doğu bölgesi yönetilmeye ve yönlendirmeye müsâittir.”

Efendi hazretleri büyük tabloyu çizer: “Bütün dünya üzerinde bir deccâliyet sistemi vardır. Bu deccâliyet sistemi kendi sistemini devam ettirmek için değişik izimler altında örgütlenmiştir. Bu ekonomide, siyâsette, iç işlerinde, dış işlerinde, ahlâkta, modada, hikâyede, sinemada — komple bir örgütlenme bu.”

İlke şudur: “Kur’ân ve Sünnet düşüncesinin aklının, ahlâkının, kültürünün, siyâsetinin, ekonomisinin karşısında her ne var ise o bâtıldır. Ve bütün bu örgütlenmelerin hepsi dünya üzerindeki Kur’ân-Sünnet düşüncesine karşı bir savaştır, mücâdeledir. Bunun Türkiye’deki yapılanması farklıdır, İran’da farklıdır, Irak’ta farklıdır, Suudi Arabistan’da farklıdır, Avrupa’da farklıdır, Afganistan’da farklıdır. Ama dünya üzerinde yegâne iki güç çarpışır: Bir, deccâliyet. İki, Kur’ân ve Sünnet.”

Efendi hazretleri bir test koyar: “Eğer çıplak Kur’ân ve Sünnet’e — içine bid’at-hurâfe karışmamış, deccâliyetin kokusu-rengi-müdahalesi karışmamış olan Kur’ân ve Sünnet’e — inanıp uygulamaya çalışırsanız, deccâl ile yüzleşirsiniz. Eğer yüzleşmediyseniz, sizin imânınız olgunlaşmamıştır.”

Şehvet Sadece Cinsellik Değildir: Lüks Bir Şehvettir

Efendi hazretleri “şehvet” kavramını çok genişletir: “Deccâl sizin şehvetinizi öne çıkarır. Şehvetten sadece algıladığınız cinsellik değil. Bir kimsenin pahalı giysiler giymeyi istemesi şehvettir. Bir kimsenin çok yemek yemeyi istemesi şehvettir. Bir kimsenin lüks lokantalarda yemek yemeyi istemesi şehvettir. Bir kimsenin lükse düşkünlüğü şehvettir.”

Daha derin: “Bir kimsenin Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki bir düşünceye, felsefeye, tavra, tarza, ahlâka, olur vermesi-kendisinde geçit vermesi şehvettir.”


Şiddete Aldanmama: 18 Yıllık Bursa Düstûru

Efendi hazretleri kendisinin Bursa’da 18 yıldır söylediği bir düstûru hatırlatır: “Bir gün gelir birisi size ‘bu işler silahla çözülecek’ derse, bilin ki sizi kandırmaya gelmiş, sizi aldatmaya gelmiş.”

12 Eylül hâtırasını paylaşır: “Ben 12 Eylül’de devleti tanıdım. İhtilâlde tanıdım. Kimin evinde çakılı bir bıçak var devlet onu biliyordu. Kimin elinde ne tip bir tabanca var biliyordu. Mavi tren — Bayındır’da bir minibüs vardı, Bayındır sınırlarından içeri girdiğinde adamı evinden yatağından alıyorlardı noktası. 11 Eylül günü terör en üst seviyede; 12 Eylül günü terör sıfır. 11 Eylül günü kan gövdeyi götürüyor; 12 Eylül günü hiçbir şey yok. Aldanmayın.”

28 Şubat dönemi örnekleri: “Fadime Şahin-Ali Kalkancı, televizyonlarda boy boy gösterdiler. ‘Bunlar düşmece, satılık, ayarlanmış’ diye bangır bangır bağırdık — hiç kimse dinlemedi. O elinde asayla dolaşanlar — hani neredeler şimdi? Hepsi de örgütlü, ayarlanmış, yetiştirilmiş. 10 yıl sonra televizyonlarda çıkıyor: O günkü Erbakan Hoca hükümetini devirmek için yapılan tezgâhlar, nümayişler, yürüyüşler — devirdiler hükümeti, sonra bankaları talan ettiler, devleti soydular, insanları soydular.”

Çok eleştirilen bir tavrı paylaşır: “Çok beni eleştirdiler. ‘Ben milleti uyuşturuyormuşum’ dediler. Arkadaşlar, İslâm tarihi 1400 yıl boyunca câminin içerisinde hiçbir Müslüman ‘silah çekmedi.’ Câminin içinde silah çekmek dînin neresinde var? Din adına câmide silah çekiyorlardı.”


“İslâm Hukuku Olmayan Yerde Hiçbir Kurum İslâmî Değildir”

Efendi hazretleri seçim ve İslâmî partiler hakkındaki sorulara çok net cevap verir: “Bir yerde İslâm hukuku yoksa, oradaki hiçbir kurum İslâmî değildir. Siz İslâm hukukunun olmadığı bir yerde İslâm’a uygun bir kurum arıyorsunuz — yanlış.”

“Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içerisinde bir kurum kalkıp ‘ben İslâmî denirse’ anayasal suçtur. Buna Diyânet dahil — Diyânet İşleri Teşkilâtı kalkıp da ‘ben İslâmî bir kurumum’ diyemez. Anayasal suç işlemiş olur. Bunun içinden kalkıp da şimdi, ne ilk parti ne de ikinci parti İslâm’a uygundur. Mevcut anayasal sisteme göre Türkiye’de İslâmî bir parti yoktur. Aldanmayın.”

İslâm dînine inananların kümelendiği partiler vardır — ve birisi “ben daha muhâfazakârım” der. Efendi hazretleri tavrını koyar: “Ben oy atacak olsam Büyükşehir’de Recep’e (Recep Altepe) atarım. Neden? Bu benim kendimle alâkalı bir mesele — onunla bir hukukum var. Hiçbirinize ‘gidin şuraya oyunuzu atın’ demem. Bu benim tarîkat hayatım boyunca tarzım olmadı. Bireysel hak meselesinde tahakküm kurmam.”


Müziğin Hükmü: Hz. Peygamber Bayramda ve Esmâ’nın Kına Gecesinde

Bir derviş “müzik haram olduğu belirtiliyor” der. Efendi hazretleri bütünüyle haram diyenlere katılmadığını açıklar ve iki delîl getirir:

  • Bayramda kabilenin şarkısı: “Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir bayram günü bir kabile kendi musikî âletlerini çalıp sokakta halk oyunlarını oynarken Hz. Ömer Efendimiz onları men edecek olmuş. Allâh Resûlü demiş ki: ‘Dur ya Ömer, onlara ortam, Ramazan oruç tuttun, bu onların hakkıdır.’ Bir kabîle kendi çalgılarıyla Medîne-i Münevvere’nin içerisinde mescidin içerisinde halk oyunları oynamaya kalkmış. Hz. Âişe Vâlidemiz cübbesinin altından izlemiş, dinlemiş. Hatta Allâh Resûlü onları teşvik etmiş — ‘iyi oynayın’ diye”
  • Hz. Esmâ’nın kına gecesi: “Hz. Ebû Bekr Efendimiz’in küçük kızı Esmâ radıyallâhu anh kına gecesi yapmışlar. Kadınlar-câriyeler def çalmışlar, türkü-şarkı söylemişler. Allâh Resûlü gitmiş orada uzanmış yatmış. Hz. Ebû Bekr Efendimiz men edecek olmuş — Allâh Resûlü durdurmuş: ‘Bu kadınların hakkıdır.’”

Efendi hazretleri sonuca bağlar: “Ben ‘müzik haramdır’ diyenlere katılmıyorum. Ahmele yâni gafletle alâkalı her şey zâten yanlış. Bu farklı bir şey — sürekli müzik dinleme, gaflet için müzik dinleme.”


Hadîs Naklederken Kaynak Belirtmemek Günâh-ı Kebâir

Bir derviş “hadîsleri ezbere okuyorum, raviyi söyleyemiyorum, üzerime günâh var mı?” diye soruyor. Efendi hazretleri uyarır: “Eğer bir hadîs-i şerîfi bile bile ‘hadîs-i şerîftir’ diye beyân etmezseniz, o söylediğiniz söz sanki ‘ilim taslamak’ gibi kabul edilir. Bile bile yapmıyorsanız bu biraz günâh-ı kebâire kaçar. Niçin? Hz. Peygamber’in sözünü kendi sözünüz gibi söylüyorsunuz. Bunda ince bir yanlışlık vardır. Ama bir kimse hadîs olmadığı noktasında şüphesi varsa beyân edebilir: ‘Böyle bir hadîs vardı, hatırlamıyorum, yanlışlık yapmış olabilirim.’”

Efendi hazretleri Mevlânâ Hz. Pîr’den naklen: “Eğer gönlün varsa kendi gönlünü tavâf et. Gönlün içerisinde bir sır vardır, sırrın arkasında bir sır vardır. Gönlün var ise o sırrın arkasındaki gizemliliği tavâf et gönlünle. Benden size bir hadîs nakledilirse, o hadîs içinizi açarsa, ruhunuza şekerirse benimdir. İçinizi kapar, ruhunuzu sıkarsa benim değildir.”

Hadîs okumak için tavsiye edilen kaynaklar: “Kütüb-i Sitte, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, İbn Mâce, Nesâî. Kütüb-i Sitte’den geçenlerde çıkardıkları yedi hadîs imamının ittifak ettiği hadisler diye tek cild — veya Rûdânî 10 cilt. Bunlardan okumaya çalışın. Orta yerde bir sürü kitap var, hadîs adı altında ekonomik kaygılarla yazılmış çalışmalar. Onlardan uzak durmaya gayret edin.”


Müceddid: Şahıs mı Cemaat mi?

Bir derviş “Allâh her yüzyılda dîni yenileyecek bir âlim gönderecektir hadîs-i şerîfi var, biz o âlimi nasıl bilebiliriz?” diye soruyor. Efendi hazretleri çok geniş bir yorum yapar: “Her yüzyılda böyle bir müceddid gelmiş. Herkes bunları değişik isimler altında çağırmışlar.”

Son yüzyıldan örnekler:

  • Hasan el-Bennâ: Onun etrafında toplananlar onu müceddid demişler
  • Bediüzzaman Saîd Nursî: Onun etrafında toplananlar onu müceddid demişler
  • Seyyid Kutub: Mısır’da; etrafındakiler onu müceddid demişler
  • Mevdûdî: Pakistan’da; etrafındakiler onu müceddid demişler

Efendi hazretlerinin sorusu: “Hangisi doğru? Her cevap doğru. Bunlar müceddid mi? Hepsi de müceddiddir. Bunlar oturup yeni bir din mi yazacaklar? Hayır. Dinin insanlar tarafından anlaşılması ve yaşanması için mücâdele edecekler.”

Sonra çok cesur bir genelleme yapar: “O zaman her biriniz birer küçük müceddid olabilirsiniz. Dînin yaşanması ve algılanması için mücâdele ediyorsanız, hepiniz birer küçük müceddidsiniz. Her cemaat bu noktada küçük birer müceddid. Bakın, şahıstan cemaata bindirdim — bu cemaat kendi halinde, kendi dairesinde bir müceddid. Eğer siz birisine Kur’ân ve Sünnet düşüncesini, ahlâkını, aşkını anlatıyorsa bu cemaat bir başkasına — fert olarak ve külli olarak — bu cemaat bir müceddid vazîfesi yapıyor. Aynı zamanda bu cemaat Mehdî. Cemaat Mehdî olur mu? Evet. Cemaat müceddid olur mu? Evet.”

Bunu bir şahsa indirgemek hatâdır: “Bediüzzaman Sayyidi Nursî tek başına ne yapabilirdi ki? Süleyman İmmi Tunâ Hazretleri tek başına ne yapabilirdi? Hasan el-Bennâ tek başına ne yapabilirdi? Seyyid Kutub tek başına ne yapabilirdi? Arkadaşlar, İslâm cemaat dînidir. Birey dîni değil — birey inanır ve cemaat haline gelir. ‘Kim cemaattan bir karış ayrılırsa o bid’at istemiştir’ der Allâh Resûlü.”

Pratik sonuç: “Sen nerede Kur’ân ve Sünnet en iyi şekilde yaşanıyor ve yaşatılıyorsa, sen git orada otur — orası senin için müceddid, orası senin için Mehdî’nin yeri.”


Sünneti Kasten Terk Etmek: Günâh-ı Kebâir

Sohbetin son ana bölümü Sünnet meselesine ayrılmıştır. Efendi hazretleri çok güçlü bir hüküm koyar: “Sünneti terk etmek günâh-ı kebâirlerden birisidir. Çünkü bir şey terk edildiğinde, ortadan kalktığında onun yerine başka bir şey gelir. Yerine gelen şey bid’attır. Her bid’at sapıklıktır. Her bid’at kötü bir çığır açmaktır, bir kapı açmaktır, şerre bir kapı açmaktır. O zaman sünneti kasten terk etmek günâh-ı kebâirdir.”

Pratik bir misâl: “Yemek yemenin bir Sünneti vardır: Besmeleyle başlarsınız, sağ elinizle başlarsınız, önünüzden yersiniz, sağ taraftan başlarsınız. Eğer bunu terk ederseniz yerine ne gelmiş olur? Bid’at bir şey gelmiş olur.”

Çok ağır bir hadîs: “Farz olan namaz kendisinden sonra gelen namaz arasındaki günâhlara kefârettir. Cumalar ile Ramazanlar aralarındaki günâhlara kefârettir. Ancak üç şeye kefâret olmazlar: (1) Allâh’a ortak koşmak, (2) Nefs-i sefâka (verilen sözden dönmek), (3) Sünneti terk etmek.”

Bu hadîsten çıkan netîce büyüktür: “Sünneti terk ederseniz iki namaz arasındaki günâhlarınıza kefâret olunmaz. Ramazan’dan Ramazan’a günâhlarınıza kefâret olunmaz. Cumadan Cumaya günâhlarınıza kefâret olunmaz.”

Sünnetler Zikir Listesi

Efendi hazretleri günlük hayat sünnetleri sıralar:

  • Yemeğe besmele ile başlamak (besmelesiz iş hayırsız, bereketsiz)
  • Sağ elle yemek
  • Pantolonu sağ ayağıyla giymek
  • Tuvalete sol ayağıyla girmek
  • Resûlullâh hiç bacak bacak üstüne atmadı — kibirli durarsa Sünnet’e aykırı
  • Resûlullâh hiç insanlara sırtını dönmedi — sırtını dönmek edebsizlik
  • Üç kişi varken birini bırakıp birisiyle fısıldaşma yasak — ifrât

Önerilen kitap: “el-Edebü’l-Müfred (İmâm Buhârî’nin ahlâk hadîsleri kitabı). Edebü’l-Müfred’i evlerinizde olsun, ellerinizin altında olsun. Açıp okuyun onu. Yeniden bu toplum ahlâk olarak derinleşmek zorunda.”

Sünnet’in önemine son uyarı: “Sünneti Resûlullâh’sız bir hayat, bir mâneviyat düşünülemez. Mümkün değil. Sünnetten yüz çeviren benden değildir — hadîs-i şerîf. Peygamberlerinden sonra dînlerinde bid’at ihtiyâz eden hiçbir millet yoktur ki o nispette Sünnet’ten kaybetmiş olmasın. Allâh bizi cümlemizi Sünnet-i Resûlullâh’a uyanlardan eylesin.”


Sohbetten Çıkan Ameli Dersler

  • Tövbede gözyaşı dökerken yanındakileri düşünmek samimiyetsizliktir
  • Dünya üzerinde örgütlü bir deccâliyet sistemi vardır — Kur’ân-Sünnet’in karşısındaki her şey o sisteme bağlıdır
  • “Şehvet” sadece cinsellik değil; lüks-pahalı giyim-yemek-Kur’ân/Sünnet dışı düşüncelere geçit verme de şehvettir
  • Şiddete aldanmayın — “silahla çözülecek” diyen sizi kandırmaya gelmiştir
  • İslâm hukuku olmayan yerde hiçbir kurum İslâmî değildir — Diyânet dahil
  • Müzik bütünüyle haram değil — Hz. Peygamber bayramda ve Hz. Esmâ kına gecesinde câiz görmüş
  • Hadîs naklederken kaynak belirtmemek günâh-ı kebâire kaçar
  • Kütüb-i Sitte (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, İbn Mâce, Nesâî) gerçek hadîs kaynaklarıdır
  • Müceddid yalnızca bir şahıs değil, bir cemaat olabilir; her biriniz birer küçük müceddidsiniz
  • Cemaattan bir karış ayrılan bid’at istemiştir — İslâm cemaat dînidir
  • Sünneti kasten terk etmek günâh-ı kebâirdir
  • Sünnet terk edilirse iki namaz, Ramazan-Ramazan, Cuma-Cuma arasındaki kefâret işlemez
  • Yemeğe besmelesiz başlamak şeytanı ortak eder
  • el-Edebü’l-Müfred (İmâm Buhârî) günlük hayat sünnetleri için temel kaynak

Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar

  • Hadîs-i Şerîfler: “Kim cemaattan bir karış ayrılırsa bid’at istemiştir”; “Sünnetinden yüz çeviren benden değildir”; “Farz namaz iki namaz arası, Cuma-Cuma arası, Ramazan-Ramazan arası kefârettir; ancak üç şeye kefâret olmaz: şirk, nefs-i sefâka, sünneti terk”; Allâh her yüzyılda müceddid gönderir; Resûlullâh’ın bayramda kabilenin şarkısına ve Hz. Esmâ’nın kına gecesine müsâade etmesi
  • Mevlânâ’dan: “Eğer gönlün varsa kendi gönlünü tavâf et”; “Benden nakledilen hadîs içinizi açıyorsa benimdir, sıkıyorsa değildir” sözü
  • Müceddidler: Hasan el-Bennâ (Mısır), Bediüzzaman Saîd Nursî (Türkiye), Seyyid Kutub (Mısır), Mevdûdî (Pakistan)
  • Hadîs Kaynakları: Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud, İbn Mâce, Nesâî (Kütüb-i Sitte); Rûdânî 10 cilt; el-Edebü’l-Müfred (Buhârî)
  • Fıkıh: Sünneti terk etme hükümleri; bid’at-sünnet dengesi; farzlar arası kefâret hadîsi
  • Tasavvuf Istılâhları: Deccâliyet sistemi, çıplak Kur’ân-Sünnet, müceddid, mehdî cemaat, sünneti ihyâ

Sohbetin Özeti

8. Dergâh Sohbetinde Mustafa Özbağ Efendi; tövbede yanındakileri düşünüp ağlamanın samimiyetsizlik olduğunu, dünya üzerinde örgütlü bir deccâliyet sisteminin Kur’ân-Sünnet düşüncesine her cephede karşı durduğunu, Ergenekon ve benzeri terör örgütlerinin bir devletin desteklemesi olmadan tek başına hareket edemeyeceğini, “şehvetin” cinsellikle sınırlı olmadığını lüks-pahalı yemek-Kur’ân-Sünnet dışı düşüncelere geçit vermeyi de kapsadığını, “size silahla çözülecek diyenlere aldanmayın” 18 yıllık Bursa düstûrunu, 12 Eylül ihtilâlinde devletin gücünü görmesini ve 28 Şubat dönemindeki Fadime Şahin-Ali Kalkancı kuklaları, “İslâm hukuku olmayan yerde hiçbir kurum İslâmî değildir” hükmünü ve Türkiye Cumhuriyeti’nde “ben İslâmî kurumum” demenin anayasal suç olduğunu, kendisinin oy kullanmama tarzını ama Recep Altepe ile şahsî hukuku bulunduğunu, müziğin Hz. Peygamber’in bayramda kabile şarkısına ve Hz. Esmâ’nın kına gecesinde def çalınmasına müsâade etmesi delilleriyle bütünüyle haram olmadığını, hadîs okurken raviyi belirtmemenin günâh-ı kebâir kaçabileceğini, Mevlânâ’nın “gönlünün sırrını tavâf et” sözünü, Kütüb-i Sitte’nin sahîh hadîs kaynakları olduğunu, müceddidin bir şahıs değil cemaat olabileceğini ve Hasan el-Bennâ-Bediüzzaman-Seyyid Kutub-Mevdûdî gibi 20. yüzyıl müceddidlerinin her biri kendi cemaatın gözünde müceddid sayıldığını, “her biriniz birer küçük müceddid olabilirsiniz” çağrısını, sünneti kasten terk etmenin günâh-ı kebâir olduğunu, sünnet terk edildiğinde iki namaz-Ramazan-Cuma arasındaki kefâretin işlemediği hadîsini, yemekten besmelenin pantolon giymeden tuvalete girmeye kadar günlük sünnetleri ve el-Edebü’l-Müfred kitabını okumayı tavsiye ettiğini tafsîlâtlı bir şekilde açıklamıştır.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — 8. Dergâh Sohbeti | Video: YouTube | Playlist: Dergâh Sohbetleri Serisi

İlgili Sözlük Terimleri: Tarîkat, Zikir, Nefs, Sünnet, Dervîş, Dergâh, Kutub. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı