Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

159. Dergah Sohbeti — Mezheplerin Doğuşu, Mürşide İntisap ve İlahi Aşkın Lezzeti

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 159. Dergah Sohbeti — Mezheplerin Doğuşu, Mürşide İntisap…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.

İlahi: Kader Meselesi ve Hızır Aleyhisselam Kıssası

Bismillahirrahmanirrahim. Bu sohbetimize Hızır aleyhisselam kıssası ile başlıyoruz. Hızır aleyhisselam’ın çocuğu öldürmesi hadisesinde Musa aleyhisselam “Neden böyle yaptın?” diye sorunca Hızır aleyhisselam cevap vermiştir: “Bu çocuğun annesi-babası salih kimselerdir. Bu çocuk büyüse onları küfre sürükleyecekti. Allah onlara bunun yerine daha hayırlı bir evlat verecektir.” Bu kıssayı anlatırken Allah’ın kaderi meselesini göz ardı etmemek gerekir.

Ölüm mutlak kaderdir. Ölümün nerede, nasıl, ne zaman gerçekleşeceğini Allah Teala levh-i mahfuzda yazmıştır. Kulun bunu değiştirmesi, deform etmesi mümkün değildir. Bu meseleyi anlatırken sanki kader insanların kendi cüz’î iradelerinin neticesinde yazılıyormuş gibi anlatmak yanlıştır. Cenab-ı Hak her şeyi en ince ayrıntısına kadar takdir etmiştir. Peygamberlerin şeriatları arasındaki fark, usuldeki değil hikmetteki farklılıktandır.


Mezheplerin ve Tarikatların Doğuşu

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında bugünkü manada ne mezhep vardı ne tarikat. İsim olarak bunlar sonradan konulmuştur. Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde fıkıhta ileri giden, tefsirde öne çıkan, hadiste derinleşen, züht ve takvada üstün olan sahabeler vardı. Efendimiz de bu farklılıkları takdir ederdi.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) vefatından sonra fıkıhta, hadiste, tefsirde derinleşmiş sahabeler etraflarındaki genç sahabelere bu ilimleri öğretmeye başladılar. Zamanla bu ilim halkaları birer kutup oluşturmaya başladı. Bir yerde sırf fıkıh meselesi konuşuluyor, bir yerde Kur’an’ı anlamak için tefsir, bir yerde hadis müzakere ediliyordu.

İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretleri “Ben mezhep kuracağım” diye yola çıkmamıştır. O, fetva veren meselelerde öyle derinleşmiş, öyle çok meseleyi halletmiştir ki insanlar onun fetvalarına uyma ihtiyacı hissetmişler ve Hanefi mezhebi kendiliğinden oluşmuştur. Aynı şekilde hiçbir tarikat kurucusu da “tarikat kuracağım” diye yola çıkmamıştır. Abdulkadir Geylânî hazretleri, Hacı Bektaş Velî, Hacı Bayram Velî, Eşrefoğlu Rûmî, Üftâde hazretleri — hiçbiri böyle bir niyetle yola çıkmamış, arkalarından gelenler onların yolunu usul hâline getirmişlerdir.

“Benim ashabım yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız hidayeti bulursunuz” hadis-i şerifine göre her sahabe başlı başına bir mezhep imamı, bir meşrep önderidir. Çünkü her sahabenin kendine has derinlikleri, uç noktaları vardı. Hazreti Ebu Bekir’e baktığınızda ayrı bir meşrep, Hazreti Ömer’e baktığınızda ayrı bir meşrep, Hazreti Osman ve Hazreti Ali’ye baktığınızda ayrı birer meşrep görürsünüz. İnsanların fıtratında bu farklılık vardır ve sahabede de bu farklılık mevcuttu.


Mezhep Farklılıkları: Düşmanlık Değil, Zenginlik

Ne yazık ki İslam dünyasında mezhep farklılıkları bir zenginlik olarak değil, düşmanlık vesilesi olarak görülmüştür. Tarikat farklılıkları da aynı şekilde zenginlik yerine çatışma sebebi yapılmıştır. Hâlbuki bu farklılıklardan faydalanmak gerekirken, biz faydalanmayı terk etmişiz.

İzmir’de Bayındır’da “ben Şafiîyim” diyen insana adeta dinsiz gözüyle bakılırdı. “Bunlar Şafiî” denilir, sanki başka bir dindenmişler gibi muamele edilirdi. “Hanefi, Şafiînin arkasında namaz kılar mı kılmaz mı?” tartışması Türkiye’de yıllarca sürmüştür. Hâlbuki mezhepler arasındaki farklar çok incedir: birisi diz kapağından göbeğe kadar avret der, diğeri başka bir sınır çizer. Namazın farzları, vacipleri, sünnetleri hepsinde aynıdır. Ama insanlar cehaletin, kıskançlığın etkisiyle bu ince farklılıkları düşmanlık vesilesi yapmışlardır.

Eğer bu ince farklılıkların ileride insanlar arasında düşmanlığa, kine, ayrılığa sebep olacağını bilselerdi, o farklılıkları bile yok ederlerdi. Ama ortada bir cehalet var. Mezhep farkı ile iman farkını birbirine karıştırmak büyük bir bilgisizliktir. Dört mezhep de hak mezheptir ve hepsinin kaynağı aynı: Kitab, Sünnet, İcma ve Kıyas.


Mürşid-i Kamil’e İntisap Meselesi

Ölüm haktır, herkes ölecektir. En birinci tavsiye budur: İstihare yapın, istişare yapın, gidin bir yere intisap edin. Kim ölürse ölsün, yeter ki o kimsenin şeriatı düzgün olsun. Adamı analiz edin, sohbetlerini dinleyin, geçmiş sohbetlerini dinleyin. Eğer şeriatı düzgün ise gidin ona intisap edin. Şeriatında sapkınlık varsa ondan uzak durun, Allah muhafaza eylesin. Ama ne olursa olsun gidin bir yere intisap edin.

Cemaatinizi dağıtmayın, arkadaşlığınızı bırakmayın. Eğer cemaat dağılırsa iman hizmeti gider. Bu zamanda cemaat mutlak şarttır. Ya kendiniz yeni bir cemaat kuracak güçte olacaksınız ya da mevcut birliği muhafaza edeceksiniz.

İnsanlar kendi değerlerini yaşarken, yanlarındayken anlamıyorlar. Geriye çekilince, uzaklaşınca farkına varıyorlar. “Mezarında vazgeçilmez insanlarla dolu” — herkes kendini vazgeçilmez sanıyor ama Allah’ın velîsi eksik olmaz. Allah’ın “Velî” ismi şerifinin bir sınırı yoktur. Allah isterse herkesin başına bir velî ile tecelli ettirir. “Allah’ın velîsi yok” demek, Allah’ın Velî ismini sınırlamaktır ki bu büyük bir cehalettir.


Eski Dervişlerin Tutumu ve Gizli Kibir

Bazı eski dervişler “baba” rolüne bürünür, “sen daha çocuksun, sen daha bilmezsin” havasına girerler. Daha önce intisap ettikleri şeyhlerinin ne kadar keramet sahibi olduğunu, ne kadar yüce bir insan olduğunu anlatırlar ama yeni gelen mürşidleri asla beğenmezler, intisap etmezler. Bunun arkasında gizli bir kibir yatmaktadır. Allah’ın yeryüzünde dolaşan velîlerini beğenmemek, nefsin ve şeytanın en sinsi oyunlarından biridir.

Eğer Abdulkadir Geylânî hazretlerinden sonra kimse gelmeyecek olsaydı, Mevlana Celaleddin Rûmî olmayacaktı. Hacı Bektaş Velî, Hacı Bayram Velî, Eşrefoğlu Rûmî, Üftâde hazretleri, İsmail Hakkı Bursevî, Emir Sultan, Niyazî-i Mısrî — bunların hiçbiri olmayacaktı. Ama hepsi olmuş. Demek ki Allah’ın yeryüzünde velîsi eksik olmaz. “Bizim üstadımızdan başka üstad yok” demek, Allah’ın velâyet nurunu bir kişiyle sınırlamak demektir.


Manevi Lezzet: Anne Sütünden İlahi Aşka

Bir çocuğun ağzına bal çalsanız dudağını yalar; çünkü o çocuk bal lezzetini daha önce anne sütünden almıştır. Bal ona yabancı gelmez. Sütten aldığı lezzeti her yerde arar: ekmekte, çorbada, karpuzda, şekerde. Bu, Allah’ın insanın fıtratına koyduğu ilahi lezzettir. Evliyaullahın yolunda gidenler, dostların izinden yürüyenler, peygamberlerin sünnetine sarılanlar bu lezzeti tatmışlardır.

Bir mürşid-i kamilin nuruna bağlı olan kişi, o nur kimin üzerine geçse hisseder, kalbi onu bulur. Ama şeyhinin cesedine bağlı olan kişi, ceset ölünce meydanda kalır. Önemli olan zahire değil maneviyata bağlanmaktır. Tıpkı aynanın üzerindeki toz gibi — toz silinmezse ayna aksettirmez. İçine giren nur olmadıkça dış görünüşün bir anlamı yoktur.

Münafıklar bile Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) elinden tutmuşlardı, “biz iman ettik” demişlerdi. Ama kalplerinde iman yoktu. Peygamberimiz (s.a.v.), Huzeyfe b. Yemân’a (r.a.) münafıkların listesini vermiştir. Biz peygamber değiliz, kim gelip elimizden tutsa “hoş geldin” deriz. Ama asıl mesele o ilahi lezzeti tatmaktır.


Eşkıya Hikayesi: Aşkın Tabiatı

Bir beyin kızı varmış. Kervanla bir yerden bir yere giderken eşkıya kervanı basmış. Güzel kızı alıp götürmüşler. Günlerce mağarada tutmuşlar. Sonunda bey askerlerini toplamış, kızını kurtarmış. Zaman geçmiş, kızı başka bir beyin oğluyla evlendirmişler.

Bir gün anne-baba damadın yanına ziyarete gitmişler. Kıza sormuşlar: “Rahat mısın, iyi misin?” Kız demiş: “Çok rahatım ana, hizmetçiler etrafımda, adam şeker gibi, her şeyim yerinde.” Sonra iç çekmiş: “Ama ah içim yaralı ana! O eşkıya hâlâ aklımdan çıkmıyor.”

Bu hikaye tasavvufta ilahi aşkın tabiatını anlatır. Herkesin bir “eşkıya”sı vardır — gönlünü çalan bir lezzet, bir tat. Eğer bir velîden, bir mürşid-i kamilden o tadı aldıysan, onu ömür boyu ararsın. O tadı her yerde bulursun: karpuzda da, şekerde de, şerbette de. Önemli olan kabın ismi değil, içindeki lezzettir. Şekle takılmayın, lezzete takılın. Tata takılın.


Son Nasihat: Gaflete Düşmeyin, Sahip Çıkın

Sakın kendi kendinize “benden sonra kimseye ihtiyaç yok” demeyin. Sakın gaflete düşmeyin. İlahi aşkın tadını almak isteyenler gözyaşı dökecekler, günlerini kederli geçirecekler. En sevindiği anda bile gönlünde bir keder olacak: “Ya Rabbi beni affeder misin?” diyecek. En neşeli anında bile “Ya Rabbi ben senin yüzüne nasıl bakarım?” diye hüzünlenecek.

Mahalle derslerine sıkı takip edin. Gecelerinizi boş geçirmeyin. Tevhide devam edin. Gündüzleri kendinizi muhafaza edin. Oruç tutabilenler oruçlu geçirsinler günlerini. Zikrullahınızı bol yapın, tefekkürünüzü artırın. Kendinize, arkadaşlarınıza, ailelerinize sahip çıkın. Gün geçtikçe ortam bozuluyor; o yüzden kendimizi ve çevremizi muhafaza edelim. Hakkınızı helal edin.


Kaynakça

Kur’an-ı Kerim Referansları

  • Kehf Suresi, 18/74-82 — Hızır aleyhisselam ile Musa aleyhisselam kıssası; çocuğun öldürülmesi, duvarın tamir edilmesi ve geminin delinmesi hikmetleri.
  • Bakara Suresi, 2/85 — “Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?”
  • Bakara Suresi, 2/34 — “Meleklere ‘Âdem’e secde edin’ dedik; İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi, kibirlendi ve kâfirlerden oldu.”
  • Kehf Suresi, 18/50 — “İblis cinlerdendi; Rabbinin emrinden çıktı.”

Hadis-i Şerif Referansları

  • Beyhakî, el-Medhal, 1/164; İbn Abdilberr, Câmiʿu Beyâni’l-İlm, 2/924 — “Ashabım yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız hidayeti bulursunuz.”
  • Müslim, Fiten, 9; Buhari, Menâkıb, 25 — Huzeyfe b. Yemân’a (r.a.) münafıkların listesinin verilmesi.
  • Buhari, Fezâilü’s-Sahâbe; Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe — Sahabenin faziletleri hakkında rivayetler.

Tasavvuf ve Fıkıh Kaynakları

  • İmam-ı Azam Ebu Hanife (ö. 150/767), el-Fıkhü’l-Ekber — Hanefi mezhebinin temel akaid ve fıkıh eseri.
  • İmam Şafiî (ö. 204/820), er-Risâle — Usul-i fıkıhta ilk sistematik eser.
  • İmam Mâlik (ö. 179/795), el-Muvatta — Medine ehlinin ameli ve hadis külliyatı.
  • İmam Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855), el-Müsned — Hadis külliyatı.
  • Abdulkadir Geylânî (ö. 561/1166), Futûhu’l-Gayb — Tasavvufî sohbet ve vaazlar.
  • Mevlana Celaleddin Rûmî (ö. 672/1273), Mesnevî-i Ma’nevî — İlahi aşk ve manevi terbiye.
  • Hacı Bayram Velî (ö. 833/1430) — Bayrâmiyye tarikatının kurucusu, Ankara.
  • Eşrefoğlu Rûmî (ö. 874/1469), Müzekki’n-Nüfûs — Nefis terbiyesi ve seyr-i sülûk.
  • Üftâde (ö. 988/1580) — Celvetiyye tarikatının pîri, Bursa.
  • İsmail Hakkı Bursevî (ö. 1137/1725), Rûhu’l-Beyân — Kur’an tefsiri ve tasavvufî yorumlar.
  • Niyazî-i Mısrî (ö. 1105/1694), Divan — İlahi aşk şiirleri.
  • Yunus Emre (ö. 720/1320), Divan — “Sen bir kara taşsın” beyti ile nefsin kibrine işaret.

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Ruh, Sülûk, Velâyet, Kalb, Sünnet, Aşk, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı