Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

165. Dergah Sohbeti — Allah’ı Tanımak, Karşılıksız Sevgi ve Kulluk Hakikati

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 165. Dergah Sohbeti — Allah'ı Tanımak, Karşılıksız Sevgi…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.

Allah’ı: Herkesin Kendi Doğrusu ve Gerçek Doğru

Dinin yaşayışları vardır, dinin anlayışları vardır. Herkes bu noktada bakışı, yaşayışı ve anlayışı kapsar. Oysa doğru bir tanedir. O doğruya herkes kendi gözlüğüyle, kendi rengiyle, kendi mantığıyla, kendi yaşadığıyla bakar ve kendi kendine bir şey çıkarır. Ve onun doğru olduğunu bilir. Bu anlayış bunun kendisini bağlar, kendisine göre doğru olur.

İnsanlar kendi doğrusunu görmezler de derler ki: ‘Doğruyu olduğu gibi ben kabullenmek istiyorum. Kendi gözümle, kendi mantığımla, kendi aklımla, kendi duygularımla değil; o doğruyu doğru olarak koyup nitelendirenin gözüyle, mantığıyla, onun düşüncesiyle almak istiyorum.’ derler. Bu ikinci zümredir ki az bulunur onlar.

Kim kendi doğru bilgilerini, kendi doğru düşüncelerini ve kendi gözlüğünü bir müddet kenara bırakır da gerçek doğrunun gözlüğüne ve gerçek doğrunun aklını kendisine göz ve akıl olarak alırsa, o zaman doğru gerçek menziline ulaşmış olur. Yoksa herkesin kendi dairesinde kendisine göre bir doğru oluşmuştur.


Nur Metaforu: Doğrunun Tek Oluşu

Hepinizin gözleri farklı renkte görüyor. Ortada bir nur var. O nura hepiniz bakıyorsunuz ve hepiniz de kendi göz renginizi onda görüyorsunuz. Birisi diyor yeşil, öbürü kırmızı, öbürü beyaz, öbürü sarı. Aslında nurun rengi nurdur. Nurun rengi yok bu noktada. Nurun rengi eşittir nur. Nurun cismi eşittir nur. Nurun üzerine ne sorarsan eşittir nur.

Ama biz nura bu noktada baktığımızda kendi rengimizi görürüz ondan. Kendi cismimizi, kendi hayalimizi, kendi varlığımızı, kendi aklımızı, kendi düşüncemizi görürüz ondan. Nuru gerçek mahiyetinde görebilmemiz için önce kendimizden geçmemiz gerek.

Kendinden Geçmenin Manası

Kendinden geçmek demek, kendini yok bilmek demek. Kendi doğruluğunu silip atmak demek. Kendi aklını bir kenara koymak demek. Kendi ibadetlerini kenara atmak, yok görmek demek. Kendinle alâkalı bir zerrenin dahi var olma ihtimalini dahi görmemek demek. Ancak o zaman biz nurun gerçek mahiyetini görebilme imkânına sahip oluruz. Ve ondan sonra nura bakmamıza gerek yok; nereye bakarsak bakalım, o zaman biz her yerde o nurun gerçek mahiyetteki rengini görürüz.


Dinin Gerçek Gayesi: Allah’ı Tanımak ve Bilmek

Din, insanlara zorlaştırılmak için indirilen bir anayasa değildir. İnsanların hayatlarını altüst etsin, insanlara lüzumsuz bir sürü fikir ve düşünceler topluluğunu beynine indirsin diye indirilmiş bir oluşum değildir. Din, insanlar Allah’ı tanısın, Allah’ı bilsin diye indirilmiş bir olgudur. Tasavvufun maksadı ve gayesi de Allah’ı tanımak ve Allah’ı bilmektir.

Bunun geçtiği yol bellidir: Allah’ı sevmek, Allah’a kul olmak, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine ümmet olmak ve onu tanımaktır. Allah’ın ‘yapma’ dediklerini yapmamaktır.

Takva ve Sabır

Takva nedir? Takva şüphelileri terk etmektir. Takva haramları terk etmektir. Takva üzerinde haram duygusu, düşüncesi var olan her şeyi terk etmektir. Takva, insanların helâllere dahi temkinli yaklaşmasıdır.

Sabır nedir? Belâ ve musibete gögüsünü açmaktır. Sabır, belâ ve musibet geldiğinde konuşmamak değildir, susmak demek değildir. Sabrın özü, belâ ve musibetin O’ndan geldiğini bilip O’na güler yüzlü davranmaktır. O’nu biliyorsan sen sabrın özüne erişirsin.


O’nu Tanımanın Hakikati

O’nu biliyorsan bid’atleri terk edersin. O’nu bilmiyorsan bid’atların içinde konuşursun. O’nu bilmediğin anda sen millet sevdasına düşersin, ‘vatan millet Sakarya’ dersin. O’nu biliyorsan bütün insanların Âdem’den geldiğini bilerek bir millet felsefesinin boş olduğunu anlarsın. Milletse bir tek millet var: İnsan milleti, Âdem milleti.

O’nun gözüne bakarsan O diyor ki: ‘Takvâ bakımından en üstün olanlar üstündür.’ O zaman takva neydi? O’nu tanımaktır, O’nu bilmektir. O’nu tanıyanın takvası nedir? Milletsiz olmaktır. Adamın milliyeti olmaz. Bir Sırp, Müslüman olursa, mü’min olursa, takvaca üstün olursa ‘Sırp’ diye kenara mı atacaksın? Atmayacaksın. O zaman senin milliyetin kalmadı bu manada.

Sevdaya Girmek

O’nu bilme yoluna giren sevda sülûkündedir. O’nu bilme yoluna girmeyen insan sevda sülûkünden değildir. O’nu tanımak yoluna giren bir kimsenin makamı olmaz. Zaten kendinde bir makam görüyorsan sevda sülûkünde de değildir, takvâ noktasında da değildir, Allah’ı bilme noktasında da değildir. Kulluktan başka bir makam mı var ki?


İnsanı İnsan Yapan: Yaratılış Gayesi

Biz sabah kalkıp işimize gidip yemeğimizi yiyip akşam gelince oturup çay içecek; bunun için yaratılmadık. Eğer bunun için yaratıldıysanız böyle devam edeceksiniz, sizin hayvanlardan bir farkınız kalmaz. Onlar da sabahleyin çıkarlar, avlanırlar, yemlenirler. Akşam olunca yuvalarına dönerler. Hayatları biter, birisi gelir bir gün onları yer, biter.

Kenara çekildiğinizde onlardan bir farkınızın olmadığını görürsünüz eğer öyle yaşıyorsanız. Sizi siz yapacak olan unsur farklıdır: Allah’ı tanımak. Eğer bu Allah’ı tanıma ve bilme noktası olmaz ise o kimsenin söyleyecek bir şeyi yok, yapacak bir şeyi de yok.


Sevgide Hesap ve Karşılık Olmamalı

Eğer bir şey karşılığında birisini seviyorsanız, o zaman karşılık olarak sevdiğiniz şeyin kulu olduğunuzu görürsünüz. Siz bir arkadaşınızı, ‘beni sevsin’ diye seviyorsanız siz onun kulusunuz aslında; o sizin padişahınız oldu. Yok siz onu fi-sebîlillah seviyorsanız o zaman sevdiğiniz bir kimse olur, başka bir şey değil.

Üstadınızı severken ‘üstadınız sizi sevsin’ diye seviyorsanız, o sevgiyle sonuca ulaşamazsınız. Allah’ı severken ‘Allah beni sevsin’ diye seviyorsanız, o zaman o sevgide bir hesabınız bir kitabınız var demektir. Hayır, seven insan hesapsız ve kitapsız sever.

Biz Allah’ı severken Allah’tan bir şey mi bekleyeceğiz? Allah bize bir şey verirse mi seveceğiz? Sevgimizin karşılığı varsa o zaman bizim hayvandan bir farkımız yok. Hayvan da ceylanı yediğinde Allah’ı daha fazla seviyor. İnsanı buradan ayıran şey: biz ot veya ceylan için Allah’ı sevmeyiz.


Gece İbadeti ve Gecenin Hakikati

O’nu tanıyorsan gece yatarsan batarsın. Geceyi, kendisini tanıyanlara ayırdı. Kendisini tanıma yoluna düşenleri, kendisini bilme yoluna düşenleri için geceyi yarattı.

Eğer geceyi uyumak için yaratmış olsaydı peygamberler geceleri uyurdu. Ne dedi O sallallâhu aleyhi ve sellem? ‘Yâ Âişe, müsaade eder misin ben Allah’ıma ibadet edeyim? Ben Rabbimle konuşayım, ben Rabbimle hemhâl olayım.’ Müsaade eder misin Yâ Âişe?

O’nu tanıyorsan yarından endişen olmaz. Yarından endişen varsa O’nu tanıyorum diye yalan söylüyorsun. O’nu tanıyorsan sana ne kadar lazımsa gelir, merak etme. O’nu tanımıyorsan merak ediyorsun, şüphedesin.


Tarikat Putçuluğu Eleştirisi

Abdülkâdir Geylânî hazretleri kendi hayatında yol tasnif etmemiş. ‘Ben Kâdirî yolu kuruyorum’ dememiş. Bahâeddîn Nakşibendî dememiş, Mevlânâ dememiş, Hacı Bektaş dememiş, Hacı Bayram dememiş, Yûnus dememiş, Hallâc-ı Mansûr dememiş, Cüneyd-i Bağdâdî dememiş, Sırrî Sakatî dememiş. Hep arkasından gelenler tasnif etmiş.

İnsanların nefsi, şeytan vesvesesiyle insanları kutlaştırır. Evet, tarikatın içinde kutlaştırılanlar vardır, tasavvufun içinde de. Allah, tasavvuf ve tarikatın putçularından muhafaza eylesin.

Makam İddiası

O’nu tanıyan bir kimse kendinde bir varlık görüyorsa zaten O’nu tanımıyor. O’nu tanıyan bir kimse nasıl kendisine makam isnad edebilir ki? O’nu tanıyan bir kimse nasıl herhangi bir işin O’nun hâkimiyetinin dışında olacağını düşünebilir ki?

‘Hepiniz fakirsiniz’ diyor Allah. Kim kendisinde zenginlik görürse ahmaktır. ‘Hepiniz fakirsiniz’ derken sen kendini nasıl nakîb-i nukabâ, şeyh, ulemâ görüyorsun? O’nu tanıyanlar, gerçek manada hiçbirisi dememiş ‘bize şu verildi’ diye. Önümdeki mihmandâr diyor ki: ‘Hakkıyla sana kulluk edemedim yâ Rabbî!’ Ben onun arkasından giderken nasıl derim ki ‘bana şu verildi’?


Postacı Metaforu: Mürşidin Konumu

O’nu tanımaya çalışıyorsan, O’nu anlatan, O’ndan haber getiren, O’ndan bir şey söyleyenin önünde edepli duracaksın. O’ndan bir haber geliyordur çünkü. Birisi sevdiğinden size bir mektup gösterse ne yaparsınız? Eskiden postacılar sevgiliden bir mektup getirirse insanlar evinde ne varsa en güzel şeylerini hediye ederlerdi. Neden? Sevdiğimden bir haber var.

Sen onu seviyorsan postacısını da seveceksin. Mektubunu da seveceksin. Postacının ayakkabısını dahi seveceksin, hürmet edeceksin. Ne için? Sevdiğinden dolayı. Hem sen diyeceksin ‘ben seni seviyorum’ hem ‘senin postacını kabul etmiyorum’. Sevdiğin ne der? ‘Ahmaktır, ahmak! Beni seviyorsun, benim postacımı sevmiyorsun; benim mektubumu sevmiyorsun. Nasıl sevgi bu?’


Karşılıksız Kulluk ve Sevgi

Diyeceğiz ki: Ey Sevgili, sen sevilsin diye seni sevmedim. Sen bakıp gözetesin diye sevmedim. Sen başımı okşayasın diye sevmedim. Sen gözümün yaşına bakasın diye gözümün yaşını akıtmadım. Sen beğenirsin diye namaz kılmadım. Sen beğenirsin diye oruç tutmadım. Cennete girmek için değil.

Allah bizi affetsin. Biz O’na kul olmaya çalışıyoruz. Kul olmak için O’nu tanımak için uğraşıyoruz. O’nu tanımanın zevkine varın. O’nu tanımak için O’nu sevin. O’na âşık olmaya çalışın. O’nu düşünün.

O’nu tanıyorsan şeyhi de tanırsın, peygamberi de tanırsın, yolu da tanırsın, izi de tanırsın. O’nu tanımıyorsan sana söylesen ne olacak, söylemesen ne olacak.


İz Metaforu: Yol Bitmez

O’nu tanıyorsan deniz kenarında iz aramayacaksın. Denize kadar iz geldiyse denizde de iz yok olur mu? Olmaz. Toprakta iz bırakan suyun üzerinde de iz bırakır, havada da iz bırakır. Sen toprakta iz ararsan deniz kenarında geldiğinde yolun biter. Ama O’nu tanıyorsan toprakta izin bitmez; denize dayandıysa denizde yolun devam eder. Deniz de biter, havada da yolun devam eder.

O’nu tanımayanlar yolları tasnif etmişler: Bu Kâdirî’nin, bu Rufâî’nin, bu Mevlevî’nin. Tanımayanlar tasnif etmiş. O’nu tanıyorsan yol bitmez, iz bitmez. Ama O’nu tanımıyorsan yol da biter, iz de biter, iş de biter; hepsi biter.


Kaynakça ve Referanslar

Hadîs-i Şerîfler

  • Hadîs-i Kudsî — “Kulum benimle görür, benimle tutar, benimle yürür”: Buhârî, Rikâk, 38; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI/256. Nevâfil ibadetleriyle yakınlaşan kul hakkında.
  • “Bir kul beni severse ben de onu severim, Cebrâîl’e emrederim”: Buhârî, Edeb, 41; Müslim, Birr, 157. Sevilen kulun göklere ilân edilmesi.
  • “Hicretin neyse ona kavuşursun”: Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 1; Müslim, İmâre, 155. Ameller niyetlere göredir hadisinin bir bölümü.
  • “Benden sonra siz çok zengin olacaksınız”: Buhârî, Rikâk, 7; Müslim, Zühd, 6. Ümmetin dünyaya meyletmesi endişesi.
  • “Hepiniz fakirsiniz”: Müslim, Birr, 55 (Hadîs-i Kudsî). ‘Ey kullarım, hepiniz açsınız, benden yiyecek isteyiniz.’
  • “Hakkıyla sana kulluk edemedim yâ Rabbî”: Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, II/247. Peygamber Efendimiz’in kulluktaki acziyet itirafı.
  • Hz. Peygamber’in gece namazı ve Hz. Âişe’ye hitabı: Buhârî, Teheccüd, 2; Müslim, Müsâfirîn, 125. ‘Yâ Âişe, müsaade et Rabbime ibadet edeyim.’

Âyet-i Kerîmeler

  • “İnne ekramekum indallâhi etkâkum — Allah katında en üstün olanınız takvâca en üstün olanınızdır”: Hucurât Sûresi, 49/13.
  • “Yâ eyyühennâsu innekum fukarâu ilallâh — Ey insanlar, hepiniz Allah’a muhtaçsınız”: Fâtır Sûresi, 35/15.
  • Mûsâ aleyhisselâm’ın asâsının yılana dönüşmesi ve sihirbazların îmânı: A’râf Sûresi, 7/115-122; Tâhâ Sûresi, 20/65-70; Şu’arâ Sûresi, 26/43-48.
  • İbrâhîm aleyhisselâm’ın ateşe atılması: Enbiyâ Sûresi, 21/68-69. ‘Ey ateş, İbrâhîm’e serin ve selâmetli ol.’

Tasavvuf Büyükleri (Sohbette Zikredilen)

  • Abdülkâdir Geylânî (ö. 1166): Kâdiriyye tarikatının pîri. el-Gunye li-Tâlibî Tarîki’l-Hakk; Fütûhu’l-Gayb.
  • Bahâeddîn Nakşibend (ö. 1389): Nakşibendiyye tarikatının pîri.
  • Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (ö. 1273): Mesnevî-i Ma’nevî; Dîvân-ı Kebîr.
  • Hacı Bektâş-ı Velî (ö. 1271): Makâlât.
  • Hacı Bayram-ı Velî (ö. 1430): Bayrâmiyye tarikatının pîri.
  • Yûnus Emre (ö. 1321): Dîvân; Risâletü’n-Nushiyye.
  • Hallâc-ı Mansûr (ö. 922): Kitâbü’t-Tavâsîn.
  • Cüneyd-i Bağdâdî (ö. 910): Tasavvufta ‘seyyidü’t-tâife’ unvanı.
  • Sırrî Sakatî (ö. 867): Cüneyd-i Bağdâdî’nin dayısı ve hocası.

Fıkıh ve Tefsir Kaynakları

  • İmâm Gazzâlî: İhyâu Ulûmi’d-Dîn, III. Cilt, Kitâbu Âdâbi’l-Muâşere — Zühd ve dünya malı bahsi.
  • İmâm Rabbânî: Mektûbât-ı Rabbâniyye, I/272 — Makam iddiası ve nefs terbiyesi.
  • İbn Kayyım el-Cevziyye: Medâricü’s-Sâlikîn, II/456-480 — Sabır, takvâ ve zühd mertebeleri.
  • Kuşeyrî: er-Risâle, Bâbü’l-Fakr — Hakiki fakirlik ve zenginlik.

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Nefs, Şeyh, Sabır, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı