Kulluk: Giriş: Hayır Duası ve İslam Ümmetine Dirlik Temennisi
Allah gecenizi hayır eylesin inşaAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak âlem-i İslam’a dirlik, birlik, beraberlik ihsan etsin inşaAllah.
İşin Ehli Olmak ve Nefsin Aldatması
Bir işi tam ve sağlam yapan, hak ve hukuka riayet eden, insanlara faydalı olmayı şiar edinmiş kimselere hep engeller çıkarılır. Bu insanlar bu sistemde fazla bulunurlar. Oysa işini memur zihniyeti olarak düzmece yapanlar baş tacı ediliyor. Bu acı sistem, bu zulüm sisteminin sonu gelmesi için neler yapmamız lazım? Maalesef bu insanlar yalnız kalıyorlar.
Ahir zaman alametlerinden birisi de budur: İşin ehli olanlara iş verilmeyip ehli olmayan insanlara görevlerin ve işlerin tevdi edilmesi. Bu bir ahir zaman alameti ama bu alameti insanlar hayra ve hakka çevirmek için mücadele etmesi de farzdır. O yüzden işin ehli olanlar işlerini tam ve sağlam yapmaya devam edecekler.
Kendini Ehil Görme Tuzağı
Şöyle bir şey de olmasın: Bir kısım insanlar vardır, kendilerini işin ehli, kendilerini işi tam ve sağlam yapan kimseler olarak görürler ki Allah muhafaza eylesin. Bu da insanın nefsindendir. Biz kendimizi işi tam yapan, işi sağlam yapan kimse olarak görmeyelim. Bu noktada çaba sarf edelim. Hep devamlı mükemmelini arayalım, daha iyi çalışmaya gayret edelim, daha disiplinli olmaya gayret edelim. Kendimizi daha ileri doğru götürmeye çalışalım. Eğer kendimizi tam ve ehil görürsek bu nefsimizin bize oyunu olabilir.
Ben böyle insanlar tanıdım. Kendilerini işi tam ve isabetli yaptığını zannedip, kendilerini daha sağlam görüp, ama sağlam olmayan, isabetli iş yapmayan, aslında ehil olmayan, fakat kendisini gayet İslami gösteren, kendisini gayet muhterem gösteren insanlar da tanıdım.
İşveren Mantığıyla Bakış
Bir işletmede çalışan elemanlar var. Eğer bir patron oradaki elemanın işinden memnunsa, ahlakından memnunsa, adam kendi kendisini perişan edip sağlam işinden memnun olduğu bir elemanı işten çıkarır mı? Hiçbir kimse işini çok düzgün yapan bir elemanını kaybetmek istemez. Hiçbir kimse ahlaklı, dürüst, disiplinli bir kimseyi kaybetmek istemez. Ama hep insanlar şunu diyecektir: ‘Benim hakkımı yediler, benim hakkımı vermediler, beni burada görmediler.’ Ben de hiç inanmam.
İlm-i Siyaset: Kime Nasıl Davranılacağını Bilmek
Bazı yerlerde siyaset lazım gelir, o siyaseti de bileceğiz. Nerede nasıl davranacağını bilmek ilm-i siyasettir. Kime nasıl davranılacağını bilmek ilm-i siyasettir. Hz. Âişe validemiz buyurur: ‘Biz Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden insanların konumuna, durumuna göre davranmayı öğrendik.’ O halde karşımızdaki kimsenin konumuna ve durumuna göre davranıp, ona göre siyaset yapmak da kemalattandır.
Ölüm ve İbret: Her An Hazır Olmak
Ölüm nasıl bir şey ki en yakınlarımızı elimizle gömüyor, zerrece ibret alamıyoruz. Ölünce imanımızı kurtarabilmek için hayatımız boyunca nelere dikkat etmeliyiz? Hayatımızı şer’î dairede, Kur’an ve Sünnet dairesinde devam ettirmeli. İnsan her an ölümle karşılaşacakmış gibi hayatını dizayn etmeli, her an ölüme hazır olmalıdır.
Sahabeden birisi: ‘Kıyamet ne zaman kopar ya Resûlallah?’ diye sorar. Hz. Peygamber: ‘Ne hazırladın kıyamet gününe?’ buyurur. O halde bir kimse kıyamet gününe hazırlıklı olmalıdır. Bu, her gün tövbe, her gün zikir, her gün uyanık olma halini devam ettirmekle mümkündür.
Astral Seyahat Eleştirisi ve Ruhun Hakikati
Ruhu bilse insan, ruhunu yönlendiremeyeceğini bilir. Ruh Allah’ın emrindedir, insanın emrinde değildir. Bu astral seyahatçılar da işin şaklabanıdır. Beş yıldızlı otellerde astral seyahat şeansları düzenleniyor; günlük 200-250 dolar, 5-10 gün kalıyorlar. ‘Bir dahaki şeansta senin astral seyahatin başlayacak, çakran açılacak, avran dönecek’ diye diye paraları yutuyorlar.
Ruhun dolaşması mümkündür, ruhun âlemden âleme geçmesi mümkündür. Ama bu senin elinde olan bir şey değildir. Hz. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ‘Ben şöyle bir miraç yapayım geleyim’ demedi. Eğer yapacak olsaydı ‘Şöyle bir âlemleri seyran edeyim geleyim’ derdi. Bunların hepsi de Allah’ın elinde olan şeylerdir, Allah’ın lütfu, ikramı, ihsanıdır. Bir insan bunu kendi kendine tanzim edip gerçekleştiremez.
Kulluk: En Büyük Makam
Bize kulluk lazımdır. Biz kul olmaya gayret edelim, kul olmanın yolunu arayalım, kul olmanın yolunda gidelim. Belki hiçbir şey bahşetmez Allah. Bir ömür boyu kulluğa devam edersin; bir rüya dahi göremeyebilirsin, bir hal dahi yaşamayabilirsin, bir keramet dahi göremeyebilirsin. Ama kul olmaya gayret etmek dahi büyük bir lütuf ve ikramdır.
Kulluk yolunda gitmek kadar büyük keramet, kulluk yolunda gitmek kadar büyük bir lütuf, kulluk yolunda gitmek kadar büyük bir ikram yoktur. Bir anlık kulluk binlerce hale, binlerce rüyaya, binlerce astral seyahate bedeldir.
Varsın insanlar Mısra sultan olsunlar. Biz kul olmanın yoluna gidelim. ‘Sana hakkıyla kulluk edemedim ya Mabud’ diyen bir peygamberin ümmeti asla ve asla başka bir şey düşünmemeli. ‘Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım’ denilen, yaratılmışlığın sebebi olan, peygamberlerin evveli ve âhiri olan Efendimiz ‘Hakkıyla kulluk edemedim ya Mabud’ dedikten sonra geride kalan ümmete başka bir şey düşmez.
Dini Nikâh ve Resmi Nikâh Meselesi
Devletin yapmış olduğu şey evlenme aktidir, nikâh değildir. Nikâh dinî bir terminolojidir, ibadet hükmündedir. Devlet nikâh kıyamaz. Devlet iki eşcinseli de evlendirebiliyor, dinen gayrimüslim bir erkekle Müslüman bir kadını evlendirebiliyor — bunlar dinen caiz değildir. O yüzden devletin kıymış olduğu şey nikâh statüsünde değildir.
Dini nikâhı önemsemeyen ama devletin evlenme aktini önemli görenler, imanî noktada sıkıntılıdır. Bir Müslümanın devletin evlenme aktine güvenmesi kadar zul bir şey olmaz. Erkekler ve kadınlar birbirlerine devletin evlenme aktiyle bağlanıp onun üzerinde hukuklarını koyuyorlarsa imanlarını sorgulamaları gerekir.
Nikâhın Şartları ve Ciddiyeti
Bir şey vardır ki şakası da gerçektir: O da nikâhtır. Bir adam bir kadına ‘Seni nikâhıma aldım’ dedi, kadın da ‘Tamam’ dedi, iki erkek şahit var — nikâh nikâhtır. Bir mesajla dahi, şahitlerin huzurunda okunup kabul edilse, nikâh gerçekleşir. O yüzden dini nikâh önemlidir, dinen boşamak da önemlidir.
Üç değişik zamanda talak vermek boşanmadır. Oradan geri dönüşü ancak o kadın başka bir erkekle evlenip nikâhlandıktan sonra cinsel ilişkiye girmesi, sonra o erkeğin boşaması, sonra iddet beklemesi ve birinci kocanın tekrar almasıyla mümkündür. Erkekler ağzınızda boşanma lafını almayın — yasaktır hepinize.
Evliliğe Ehliyet: Psikolojik, Fiziki ve Ekonomik Yeterlilik
Erkekler evlerine bakmakla mükelleftirler, çalışmakla mükelleftirler. Bu noktada yetersiz olan evlenmesin, milletin başını yakmasın. Psikolojik yeterliliğe sahip olmayan erkekler ve kadınlar, fiziki yeterliliğe sahip olmayan erkekler ve kadınlar evlenmesinler. Onlara evlenmek farz-vacip değil, nafile-sünnet değil — onlara evlenmek mekruhtur.
Ekonomik yeterliliğe sahip olmayan erkekler evlenmesinler. Adam makul bir şekilde evini geçindiremeyecek ekonomiye sahip değilse, böyle bir iş becerisine sahip değilse evlenmesin. Psikolojisi bozuk, zikzak çizen evlenmesin. Sağlığı ciddi şekilde bozuk olan evlenmesin — ancak karşı taraf tüm rahatsızlıkları bilip kabul ederse eyvallah.
Hayattan Örnekler
Adam evleniyor, evine domates almayı bilmiyor, ekmek almayı bilmiyor, eşya almaz, hiçbir şey almaz. Havadan geçinecek adam. Bir de kadını dövüyor: ‘Git babanın evinden getir, babanın parasını iste.’ Allah muhafaza eylesin.
Bir gece bir yere gittim, kadın mutfakta sinir krizi geçirmiş, adam can hıraş beni çağırdı. Baktım kadın böyle rahatsız oluyor. ‘Oğlum uğraşma, bunu götür annesine’ dedim. Kadın üç dakika geçmedi iyileşti. Bir başkası tabakları kırıyormuş mutfakta. ‘Bir tane daha kırarsan üç TL seni boşatacağım’ dedim, tabak elinde kaldı.
Mürşide Bağlanma Meselesi
Hiçbir kimse bir insanın önüne mürşide bağlanma mecburiyeti koyamaz. Bir kimsenin nafile oruç tutma mecburiyeti yoktur, farzlar dışında kalan namazı kılma mecburiyeti yoktur. Ama sünnette nafile namazlar ve oruçlar vardır. Bir mürşidin yolundan gitmek de bu noktadan görülmelidir.
Bana göre bir mecburiyet var, benim inancım odur. Ama bunu ben bir başkasına mecbur etme yetkim yok. ‘Mürşide bağlı olmadan ölen cahiliyet üzere ölür’ denilir — ben buna katılanlardan değilim. Belki kalbi mutmain olmadan ölebilir, belli bir noktaya kendisini getiremeden ölebilir. Ama cahiliyet ölümü gibi diyemeyiz; o küfür ve şirk üzerine ölmek demek olur ki çok ağır bir hükümdür.
Zikir, Nefis ve Kulluk
Fayda Umarak Zikretmek
‘Günde 7000 zikir çekiyorum, bunun bana faydaları nelerdir?’ Hiçbir faydası yok sana bu 7000 zikrin! Eğer fayda umarak Allah diyorsan faydasızdır. Cenab-ı Hak: ‘Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim’ buyurmuş. Allah’ı sevenler Allah’ı çokça zikrederler. O yüzden fayda umaraktan bir şey yapmaya çalışmayın. Tasavvuf, bütün faydaların üstünden geçip sırf O’nun için yaşamaktır. Hiçbir fayda göremezsen la ilahe illallah demeyecek misin?
Nefsin ‘Tesir Kalmadı’ Aldatması
‘Bu zikre başladıktan sonra maneviyatım değişti, nefsimin bana tesiri kalmadı’ diyen kimse — nefsinin tam ortasındadır. ‘Nefsimin bana tesiri kalmadı’ demek nefsinin işaretidir. Bu, ancak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin halidir. Bunu insana nefis söyletir. O yüzden bir mürşid gereklidir nefsin sesine ‘dur’ demek için. O sesin nereden geldiğini tanıyacak olan mürşiddir.
Sufi’nin Hüzün Ekmeği: Üç Mertebe
Dervişe hüzün gereklidir. Hüzün, Sufi’nin ekmeği suyu gibidir. Üzüntü, Sufi’yi kemale erdirmek için kalbinin bir köşesinde olması gereken bir duygudur. İnsanlar üzüntüden ve hüzünden uzaklaşmaya çalışırlar; Sufi ise kendisini hüzün deryasına daldırması gerekir.
Sakın şu ayet-i kerimeyle karıştırmayın: ‘O veliler ki onlara dünyada da ahirette de üzüntü yoktur.’ Onların üzüntüleri kendilerinin sonlarına dair değildir, mahşerde alınları ak olacaktır. Ama dünyada bu hüzünden nasiplerini alırlar.
Birinci Mertebe: Eksik İbadetlerin Hüznü
Yolun başında Müslümanlar, eksik namazları, eksik oruçları, gafletle geçirmiş oldukları günler için üzüntü ve hüzün duyarlar. Sufi, daha önce kılmamış olduğu namazları, tutmamış olduğu oruçları tamamlamak için nafilelerle gayret eder. Eğer bir sufinin kaza namaz borcu varsa muhakkak kılmalıdır. Biz ‘kaza namazı olmaz’ diyenlerden değiliz; nasıl orucun kazası caizse namazın da kazası vardır. Hz. Resûlullah Uhud’da da Hendek’te de günün içerisinde kılamadığı namazları gece sırasıyla iade etmiştir.
İkinci Mertebe: Gaflet Vakitlerinin Hüznü
Sufi bir müddet sonra ibadet eksikliği problemini bitirir. Artık vaktin çocuğudur: Vakit namazı geldiğinde kılar, vaktin orucu geldiğinde tutar, vaktin virdini çeker. Ve bu mertebede gafletle geçirdiği zamanların hüznünü yaşamaya başlar. Hangi vakitte Allah’ı zikretmediyse, hangi vakitte tecelliyata mazhar olamadıysa, hangi vaktini abdetsiz, zikirsiz, ibadetsiz geçirdiyse bunun hüznüne dalar.
Üçüncü Mertebe: Ümmetin Hüznü ve Vuslat Özlemi
Ve bir an gelir, artık o kimse ayrı bir hüzün deryasına dalar. Onun hüznü Hz. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hüznü gibidir. Artık daha fazla faydalı olma, daha fazla insanlara kelime-i şehadeti götürme, Kur’an ve sünneti tebliğ etmenin götürememesinin hüznünü yaşar. Ümmetin kurtuluşunu görememenin, ümmetin felaha eremeyişinin hüznünü yaşar.
Bir tarafta da vatan-ı aslîsini özler, onun için hüzün duyar. Artık onun bir tarafı sevdiğine kavuşmak, bir tarafı sevdiğiyle halleşmek, bir tarafı sevdiğine olmaktır ki bu olamamanın hüznüyle yaşar.
Eğer bir mümin az gülüp çok ağlamıyorsa, imanıyla ve imanının kemale ermesiyle alakalı problemi vardır. Hz. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri: ‘Eğer siz de benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız’ buyurmuştur.
Kaynakça
- Hz. Âişe (r.a.) rivayeti: İnsanlara konumlarına göre davranma — Sahîh-i Müslim, Mukaddime, Bab 1
- Hadis: ‘Ne hazırladın kıyamet gününe?’ — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Edeb, Hadis No: 6171
- Kur’an: Ruh hakkında — İsrâ Sûresi, 17/85: ‘De ki: Ruh Rabbimin emrindendir’
- Hadis: ‘Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım’ — Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, II/164
- Hadis: ‘Sana hakkıyla kulluk edemedim ya Mabud’ — Münâvî, Feyzü’l-Kadîr şerhi
- Hadis: Nikâhın şakası da gerçektir — Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’t-Talâk, Hadis No: 2194; Sünen-i Tirmizî, Kitâbu’t-Talâk, Hadis No: 1184
- Hadis: Üçlü talak — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’t-Talâk, Bab 3; Sahîh-i Müslim, Kitâbu’t-Talâk
- Hz. Resûlullah’ın Uhud ve Hendek’te kaza namazı kılması — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Mevâkît, Hadis No: 596; Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Mesâcid, Hadis No: 631
- Kur’an: Allah’ın velileri — Yûnus Sûresi, 10/62: ‘Biliniz ki Allah’ın velilerine korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar’
- Kur’an: Beni zikredin — Bakara Sûresi, 2/152: ‘Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim’
- Hadis: ‘Az güler çok ağlardınız’ — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’r-Rikâk, Hadis No: 6485; Sahîh-i Müslim, Kitâbu’s-Salât, Hadis No: 426
- Hz. Ali rivayeti: Ahir zamanda düşük çeneli, kısa akıllı kimseler — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Menâkıb, Hadis No: 3611
- Hadis: Müminin dünya hayatı — Sünen-i Tirmizî, Kitâbu’z-Zühd, Hadis No: 2377; Sünen-i İbn Mâce, Kitâbu’z-Zühd, Hadis No: 4109
- İmâm-ı Gazâlî, Kalplerin Keşfi (Mukâşefetü’l-Kulûb) — Zikir sırasında gaflet ve âsi kulların hali bahsi
- İmâm-ı Gazâlî, Tehâfütü’l-Felâsife — Felsefecilere cevap amacıyla yazılan eser
- İmâm-ı Mâtürîdî, Kitâbu’t-Tevhîd — Bozuk akaid sahiplerine reddiye
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Vird, Zikir, Tevhîd, İhsân, Kalb, Sünnet, Mîrâc. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı