Kur’ân: Yenilenme: Kur’an ve Sünnet’e Bağlanmak
Tüm devletler, sistemler, toplumlar ve halklar — yönetim biçimleri İslam’a dair olmuş olsa dahi — yenilenmeyi başaramazlarsa ebedî kalamamışlardır. Ebediyetin sırrını yakalamak, yenilenmeyi başarmakla mümkündür. Devletler batar, sistemler batar, iş yerleri batar, aileler batar. Buradaki batmak sadece maddî kayıp değil; insanların komple maddî ve mânevî çöküşüdür.
Birey batmadan aile batmaz, birey batmadan cemaat batmaz, birey batmadan devlet batmaz. Aileyi birey oluşturur, cemaati birey oluşturur, devleti de birey oluşturur. Bireyler batarsa aile de batar, cemaat de batar, devlet de batar. Allah sorumluluğu birinci derecede insanların kendi üzerlerine vermiştir. Bir kimse birinci derecede kendi hayatından sorumludur.
Batışın Sebebi Ahlâksızlıktır
Dünya üzerindeki devletlerin, medeniyetlerin, ailelerin ve bireylerin batışı ahlâkîdir. Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışmamak, onu kendi hayatında yaşamamaktır. Bazıları dini yaşadığını zannederler; dinin dışında davranır, dinin dışındaki davranışlarını dinmiş gibi zannederler. Hz. Mevlânâ’nın buyurduğu gibi: ‘Edepsiz sadece kendini yakmaz, yedi mahalleye zarar verir.’
Bir erkek Kur’ân ve Sünnet’in emirlerini ne kendi üzerinde uygulayabiliyor ne de ailesinin üzerinde — o zaman tek başına batmaz, ailesine de etki eder. Bir kadın, bir çocuk, bir cemaatın başındaki kişiler Kur’ân ve Sünnet’e uymuyorsa ve insanlara bunu tavsiye etmiyorsa, batışı ve dağılışı hazırlamış olur.
İman Radikalliktir
İman radikalliktir; insanı keskin çizgilerle çevreler. Bir kimse iman ettiyse, o imanın dairesi bellidir ve bu dairenin içinde yaşamak mecburiyetindedir. Dışına çıktığınızda imanınızı kaybedersiniz. Bu daire insanların nefsine zor gelince, kendi kendilerine gevşetecek, kolaylaştıracak ve sapıklaştıracak yollar ararlar.
Kur’ân ve Sünnet, kendisine tâbi olacak, inanacak, yaşayacak düşünce ve kalbe sahip olanlara kendini açar. Eğer bir kimse Kur’ân ve Sünnet’i kendisine yaşam felsefesi yapmıyorsa, Kur’ân ve Sünnet kendisini o kimseye açmayacaktır; o kimse yüzeysel kalacaktır.
Nefisle Mücadele ve Kur’an-Sünnet Dengesi
Birinci derecede imanınızı kavîleştirin, olgunlaştırın, kemâle erdirin. Nefsiniz neyi emrediyorsa onun tersini yapın. Asla hukuk dâiresinden dışarı çıkmayın. Kendinize yapacak olduğunuz hukuk Kur’ân ve Sünnet olacak. Günlük hayatınızı yönlendirecek olan şey Sünnet-i Resûlullah ve Kur’ân’ın ahkâmı olacak.
Hızla İslam’ın toplum modelini, aile modelini önce ailelerinize, sonra daha geniş dairelere uygulamaya çalışın. Evli olanlar birinci derecede eşlerine sorumludur. Eşlerinizi güzellikle, tatlılıkla, iyilikle Kur’ân ve Sünnet dâiresine çekmeye çalışın. Zorbalık yok, katılık yok; ama olmazsa olmazlardan da vazgeçmek yok.
Sünnet’e Uygun Hayat: Hanımın Misafirlere Hizmeti
Ebû Usayd es-Sâidî, düğününde Resûlullah (s.a.v.)’i davet etti. O gün hanımı, gelin olduğu hâlde misafirlere hizmet etti. Geceden büyükçe birkaç hurmayı ıslatmış, yemeğin ardından hurma suyunu ikram etmişti (Buhârî, Nikâh, 75; Müslim, Eşribe, 86; İbn Mâce, Nikâh, 22).
İmam Kurtubî bu hadisten şu hükmü çıkarmıştır: Gelinin düğününde kocasına ve kocasının arkadaşlarına hizmet etmesi câizdir. Yine erkeğin, hanımının sâlih kardeşlerinin önüne çıkarmasında ve onlara hizmet etmesinde mahzur yoktur. Her şeyimiz sünnete uygun olsun; alacağımız ölçü, vereceğimiz ölçü sünnete uygun olacak.
Milliyetçilik ve Ümmetçilik
Genel mânada bütün Müslümanlar ümmetçidir. Ancak bu, insanların kendi kavimlerini sevmelerine engel değildir. Bir kimsenin kendi kavmini sevmesi fıtrîdir. Bir erkek eşine, çocuklarına, annesine ve babasına bakmakla birinci derecede sorumludur. Bir kadın ise önce eşinden ve çocuğundan sorumludur. Hiçbir ırkın diğerinden üstünlüğü yoktur; ‘Onlar gelmiş ve geçmiş bir ümmettir; onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız kendinizedir’ (Bakara, 2/134).
Çalışkanlık ve Tembellik
Müslüman israf etmez, çalışkan insandır. Hem dinine hem dünyasına çalışır. Ne dünyayı terk edenlerden ne de dini terk edenlerden oluruz. İnsan çift kanatlıdır. Tembellik yapmayın, bir işiniz olsun, çalışın, gayret edin, mücadele edin. Elde yatmayın, işsiz dolaşmayın, aylak olmayın, sorumluluklarınızı yerine getirin.
Dergâh için, tekke için, cemaat için işinizi terk etmeyin, dükkânınızı kapatmayın. Müsait zamanınız varsa dergâhta hizmet edin; ama öbür türlü işi bırak diye bir isteğimiz yok. Sabahleyin yedi buçukta-sekizde dükkânı aç; saat onda dükkân açan esnafın bereketi olmaz. Ne din için dünyayı terk edin ne dünya için dini terk edin.
Zulme Karşı Allah’ın İntikamı
‘Zulmedenler muhakkak acı bir azaba çarptırılırlar’ (Şûrâ, 42/44 — İmam Kurtubî tefsiri). Allah zâlimlerin intikamını alır; bu zâlim ister birey olsun ister devlet, ister erkek ister kadın olsun. Hiçbir zulüm karşılıksız kalmaz, hiçbir hâinlik karşılıksız kalmaz. Firavunları gördünüz, 28 Şubatçıları gördünüz — yakalanıyorlar. Allah, mazlumların intikamını alır.
Kalemin Kuruması Meselesi
Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ın sürekli yaratış hâlinde olduğu bildirilirken, bir hadîs-i şerîfte ‘Kalem kurumuştur’ buyurulmaktadır (Tirmizî, Kıyâmet, 60). Bunun mânası fıtrat perspektifinden anlaşılabilir: Burnumuz gözümüzün altında olacak — kalem kurudu. İki elimiz, iki ayağımız var — kalem kurudu. Kalbimiz göğüs kafesinde olacak — kalem kurudu. Dünyanın güneş etrafında dönme süresi belli — kalem kurudu.
Kıyamete kadar olacak şeyleri Allah yazmıştır; ancak Allah’ın yaratma sıfatı (Hâlık) sonsuzdur. Bütün sıfatları sonsuzdur: Kayyûm, Kahhâr, Kadîr, Kudret, Kuvvet, Vâsi’, Velî… Herhangi bir sıfatının sonu olsaydı Allah olmazdı. Kalem kurumasını fıtrat noktasından anlarsak mesele daha kolay çözülür.
Affetmek ve Kusur Örtmek
‘Eğer onlar Peygamber’e gelmiş olsalardı, kendileri için tövbe eden ve kendilerini affeden bir Peygamber bulacaklardı’ (Nisâ, 4/64). Affetmeyi öğrenin. Muhakkak ki hayat boyunca annenizden, babanızdan, eşinizden, çocuklarınızdan, arkadaşlarınızdan olumsuzluklar yaşayacaksınız.
Affetmesini öğrenmeyenler affa mâruz kalmazlar. Kim birisinin hatasını örttüyse Allah onun binlerce hatasını örter. Kim birisine yardım ettiyse Allah ona binlerce yardım eder. Etrafınızda eksik ve kusur araştırmayın, bu dervişlik değildir. İnsanların özel hayatlarını kurcalamayın; kimin hayatını kurcalasanız bir hatasını bulursunuz.
Kimsenin ciğerini acıtmayın, kimseyi hançerlemeyin; hançerlenince affedin. Affedemeyenin tasavvufta işi yoktur. İnsanların hatalarını, kusurlarını örtmeyi öğrenin; dervişin arkadaşını, eşini, çocuğunu affedememesi olur mu? Kendi ölçümüzü affedeceğiz ki Allah bizi affetsin.
Kaynakça
- Bakara Sûresi, 2/134 — ‘Onlar gelmiş geçmiş bir ümmettir, kazandıkları kendilerine’
- Nisâ Sûresi, 4/64 — Peygamber’e gelip tövbe etme ve affedilme
- Şûrâ Sûresi, 42/44 — ‘Zulmedenler acı bir azaba çarptırılırlar’
- Buhârî, Nikâh, 75; Müslim, Eşribe, 86; İbn Mâce, Nikâh, 22 — Ebû Usayd es-Sâidî’nin düğünü, hanımın misafirlere hizmeti
- İmam Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi’l-Kur’ân — Gelinin düğünde hizmet etmesinin cevazı
- Tirmizî, Kıyâmet, 60 — ‘Kalem kurumuştur’ hadîsi
- Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — ‘Edepsiz sadece kendini yakmaz, yedi mahalleye zarar verir’
- Mesnevî — ‘Dinle’ hitabı ve Kur’ân’daki ‘dinle’ âyetlerinden ilham
- Hz. Ebû Bekir (r.a.) — Oğlu Abdullah’ın hanımını namazı geciktirdiği için boşatması (Beyhakî, Şuabu’l-Îmân)
- Hz. Ali (r.a.) — Resûlullah’ın Hz. Fâtıma üzerine evlenmesini yasaklaması (Buhârî, Nikâh, 109)
- Hz. Mevlânâ — ‘Hatasız, dorsalaya dorsuz kalın’ (kusurları görmeme anlayışı)
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Sünnet, Dergâh, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı