Değildir.: Hayâ: İmanın Özü ve Günahtan Uzaklaşma
Hayâ; utanmak, arınmak ve edepli olmaktır. Hayânın özü, günah-ı kebâirleri kendi isteğiyle terk etmektir. Aslında tövbenin de özü budur: Allah ile olan diyaloğunu kendi isteğinle güzelleştirmek. Bir kimse günahı fiziksel bir engelden dolayı terk ederse — gözleri görmez, haramı bakamaz hâle gelir — bu gerçek terk değildir. Asıl tövbe, ihtiyârıyla (kendi iradesiyle) günahı terk etmektir.
Hayâ sahibi Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmıştır. Hadîs-i şerîfte ‘Hayâ imandandır’ buyurulmuştur (Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57). İman var iken zina edilemez, hırsızlık edilemez, kumar oynanamaz, riba yenilemez, anne babaya âsî olunamaz, iftira atılamaz. Bir kimsede hayâ yoksa, Allah muhafaza eylesin, imanı dilde kalmış, içine sirâyet etmemiştir.
Güzel Ahlâk: Bizim Riyâzatımız
Bize öyle bir amel söyleyin ki onu yaptığımızda bizi hem Allah hem de insanlar sevsin — bu güzel ahlâktır, başka bir şey değildir. İyi ahlâk kadar Allah katında O’nun hoşnut olacağı bir şey yoktur. Yeryüzünde insanların size verdiği ezâ ve cefalara râzı olmaktır. İnsanların üzerinizdeki yanlışlıklarına, eksikliklerine, negatifliklerine râzı olmak; kendi benliğinden geçmek, her geleni sevgiliden bir hediye olarak görmektir.
Bizim yolumuz zâhitliğin üzerine kurulu değildir, âbidliğin üzerine kurulu değildir. Bizim yolumuz muhabbetullahın üzerine kuruludur. Bizim riyâzatımız iyi ahlâktır. Vurana elsiz gerek, sövene dilsiz gerek, derviş gönülsüz gerek. Bizim yolumuzda kibir yoktur, enâniyet yoktur, şatafat yoktur, gösteriş yoktur. Biz çok ibadet edenlerden değiliz; kimseye açlık riyâzatı emretmedim bugüne kadar.
Zünnûn-ı Mısrî Kıssası
Zünnûn-ı Mısrî gemiye bindi; birinin fırlantası çalındı, herkes onu suçladı. Fakir diye, üstü başı perişan diye gelen geçen dövdü. Ölüm noktasına gelince ‘Yâ Rabbi, hâlimi sana arz ediyorum’ dedi. Bütün balıklar ağzında birer mücevherle geminin yanına geldi. Gemidekiler anladılar ki içlerinde bir velî var. Ona özür dilemeye gittiler; o ise meşhur olmaktan kaçınıp bir rivâyete göre kendini denize attı. İşte bu, şikâyet etmemek, insanların ezâ ve cefalarına katlanmaktır.
Hz. Nûh Aleyhisselam: Sabır ve Tebliğin Zirvesi
Nûh Aleyhisselâm’ın yediği dayak hiçbir peygamberin yemediği kadardır. Allah’ın emri gelinceye kadar hep güzel güzel öğüt verdi. Öylesine dövdüler ki keçeye sarıp attılar; öldü diye bıraktılar. Dokuz yüz elli yıl o insanlara tebliğ etti; bir gün bile şikâyet etmedi (Ankebût, 29/14). İnsanlar kulaklarını tıkıyorlar, elbiselerini başlarına geçiriyorlardı; onu dinlemek, onunla konuşmak, aynı sofraya oturmak istemiyorlardı.
Cenâb-ı Hak ‘Bu kavminden artık iman edecek kimse kalmadı’ dedi. Nûh Aleyhisselâm yirmi yıl boyunca inzivâya çekildi. Sonra Cebrâil Aleyhisselâm geldi, ağaçtan gemi yapmasını öğretti. Geminin başını horoz kafası, gövdesini kuş gövdesi, kuyruğunu horozun kuyruğu gibi yaptı. Üç katlı gemi: alt kata vahşî hayvanlar, ikinci kata ehlî hayvanlar ve kuşlar, üçüncü kata insanlar konuldu.
Tasavvufta Kıdem ve Edep
Büyüklere Saygı, Küçüklere Şefkat
‘Büyüklerine saygı göstermeyen, küçüklerine şefkat ve merhametle davranmayan bizden değildir’ (Tirmizî, Birr, 15). Ehl-i tasavvufta kıdemin önemi büyüktür. Bir kardeş bizden bir gün önce üstadın dizinin dibinde durmuşsa, o bir gün önceki o emek, o çile kıymetlidir. Eskiler yolun cefasını, ezâsını çekmiştir; fırtınalar, dedikodular, 28 Şubat baskıları, soruşturmalar… Hepsinden dimdik çıkmışlardır.
Sonradan gelenler önceki abilere terbiyeyle, edeple, hayâyla muamele edecek; yolun âdâbını ve erkânını onlardan öğrenecek. Büyükler ise nefislerine uymadan, sonradan gelenlere iyilikle, rahmetle, bereketli muamele edecek; onları saksı çiçeği gibi büyütecek. Hz. Pîr-i Geylânî’nin sözü: ‘Bir edebime binlerce dervişi feda ederim.’
Kıdem Kıymeti
Tasavvuf vefâdır, iyi ahlâktır. Hacı Mustafa Efendi, Hacı Alâiddin Efendi’den ders almış, Şeyh Efendi zamanında en eski çavuşlardan biriydi. Kırşehir’den Bayındır’a geldiğinde bakıp bakıp ağlardı. Yunus Emre on sekiz yıl dergâhta odun taşımış; on sekiz yıl bir tarikatta kalmak kolay değildir. Fırtınası var, ihtilâli var, 28 Şubat’ı var, dedikodusu var. Bunların hepsinden geçip dimdik duran kardeşler sevilmeyi hak ediyorlar — itaati değil, sevilmeyi.
Aşk ve Tecelliyat Meselesi
Aşıkların hepsinde aşkın bir yönünün tecelliyatı görülebilir; ancak aşıklar aşk değildir. Eğer aşıklar aşk olsaydı, aşık ilâh olurdu. Bir üstada gittiğinde üstad onun ilâhı olurdu. Aşıklardan aşka giden yol alınabilir, aşıklık öğrenilir; ama hiçbir aşık aşkın kendisi değildir.
Büyükler söylemiş: ‘Allah’ın yarattığı adedince O’na giden yol vardır.’ Her nefeste Allah denildiğinde O’na doğru yol alınır. Ama bu, her nefesin Allah olduğu anlamına gelmez. Zâtullah noktasında bunu algılamak yanlıştır; her tecelliyat O’nun sıfatlarının yansımasıdır ama O’nun kendisi değildir.
İnsanların Aleyhinde Yol Aramayın
İnsanları hatalarından, kusurlarından, günahlarından dolayı yargılamayın. Pozitif olun; onun hatası olmayan yerden bakın. Babanız namaz kılıyor, zikre katılıyor, sizi de sohbete getiriyor ama bir kötü alışkanlığı da var — yüz çevirmeniz günahtır. Bir kimse babasından yüz çeviremez. Dua edin, yardımcı olun, zikredin, niyaz edin.
Öyle babalar var ki kızlarını satıyorlar, çoluğunu çocuğunu tarumar ediyorlar, namaz yasak, zikir yasak diyorlar. Sizin babanız bunlardan değil; sizi arabaya alıp dergâha getiriyor. O babayı seviyoruz biz. İnsanların aleyhinde yol aramayın; hasbel kader bir kötü alışkanlık edinmiştir, Allah gönlüne merhamet etsin, onu da bıraksın.
Kaynakça
- Buhârî, Îmân, 3; Müslim, Îmân, 57 — ‘Hayâ imandandır’ hadîsi
- Ankebût Sûresi, 29/14 — Hz. Nûh’un 950 yıllık tebliği
- Tirmizî, Birr, 15 — ‘Büyüklerine saygı göstermeyen, küçüklerine merhamet etmeyen bizden değildir’
- Hz. Abdülkâdir Geylânî — ‘Bir edebime binlerce dervişi feda ederim’ sözü
- Zünnûn-ı Mısrî (ö. 245/859) — Gemide mücevher kıssası (tasavvuf klasikleri)
- Hz. Ebû Bekir (r.a.) — Oğlu Abdullah’ın hanımını boşatması rivâyeti
- Herakleios-Ebû Süfyân diyaloğu — Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 6 (Peygamber’e kimlerin tâbi olduğu)
- Hûd Sûresi, 11/36-40 — Hz. Nûh’un gemi inşâsı ve üç katlı gemi
- Nûh Sûresi, 71/5-7 — Kavmin kulaklarını tıkayıp elbiselerine bürünmesi
- Yunus Emre — Dergâhta 18 yıl odun taşıma menkıbesi
- Hz. Mevlânâ — ‘Havada kuşlar uçuyor, denizde balıklar yüzüyor; sen güzel ahlâklı ol’ sözü
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Şeyh, Aşk, Sabır, Çile, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı