Tövbe: Osmanlı Harem Hayatı: Belgesiz İddialar ve Orientalist Yaklaşımlar
Osmanlı Devleti’nde yaşanmış olan harem hayatıyla ilgili resmî hiçbir kayıt yoktur. Harem, insanın mahreminin yaşadığı yerdir. Mahremin yaşandığı yerden sır çıkarmak en büyük günah-ı kebâirdendir. Bir kadın kocasıyla olan cinsel ilişkisini dışarıya anlatırsa, en büyük günah-ı kebâirlerden birini işlemiş olur. Aynı şekilde bir erkek eşiyle olan cinsel hayatını dışarıda başka bir kimseye aktarırsa yine büyük günah-ı kebâir işlemiş olur.
Osmanlı padişahları Müslüman müminlerdir. O yüzden padişahların özel hayatları asla dışarıya aktarılmamış, anlatılmamıştır. Bugün bu konuda çekilen diziler tamamen Batılı orientalistlerin kendi hayal ürünüdür, başka hiçbir şey değildir. Tarih belgeye dayanır; belge yoksa tarih yoktur. İslam, din, ahlak ve gelenek bu mahrem bilgilerin dışarıya aktarılmasını yasaklamıştır. Ancak bir hastalık veya problem varsa ‘akıl sahiplerine danışın’ âyet-i kerîmesi gereği danışılır; bu danışma da herhangi bir kayda girmez.
Bu orientalist anlatılar üzerinden Osmanlı kötülenerek, insanların Osmanlı’ya özenmemesi, dolayısıyla çağdaş sistemin sorgulanmaması hedeflenmektedir. Ama ister severek ister sevmeyerek, bu topraklarda yaşayan insanlar Osmanlı ile barışmak zorundadır. Osmanlı ile barışmak, dinle barışmak demektir.
Türkiye’de Dindarlaşma Süreci ve Siyasi Gerçeklik
Türkiye’deki dindarlaşma bir partinin şemsiyesi altında değildir. Hiçbir parti bu dindarlaşmanın önünü açma veya kapatma noktasında belirleyici değildir. Türkiye’de siyaset yapacak bütün unsurlar, devleti yönetecek bütün mekanizmalar, dinle ve dindarlarla barışmak zorundadır. Bu gerçeği görmeyen siyasetçiler tasfiye olmak zorundadır. Demokrasi denilen oy verme sistemiyle insanlar kendi dinini, kendi değerlerini savunan bir partiye oylarını vereceklerdir.
Dinsizlik artık Türkiye’de prim yapmayacaktır. Ateistlik, faşistlik, komünistlik, kapitalistlik maması bitmiştir. Dine sövmek, dindarlara hakaret etmek prim yapmayacaktır. Türkiye’deki Müslümanlar; imam hatipleriyle, cami imamlarıyla, cemaatleriyle, tarikatlarıyla, eline silah almadan, anarşiye kucak açmadan dinlerini öğrendiler. İlâhî bir el yordamıyla Cenâb-ı Hak bu topraklarda yaşayan insanları dinî noktada şuurlandırdı.
28 Şubat Tecrübesi: Yaşanmış Tanıklıklar
Basıldık, karakollara çekildik, sorgulandık, mahkemelere çıkarıldık. Sürüldük, takip edildik, dinlendik, iflâs ettirildik. Milyarlarca lira ceza kesildi. Ticaret yaptırılmaz olduk. Arabamıza dinleme ve izleme cihazları konuldu. Park cezası bahanesiyle arabamız götürüldü. Ama Cenâb-ı Hak yıldırtmadı. Allah içimize bir sevgi koydu, bir hidâyet koydu. Cenâb-ı Hak bize kudretinden kudret, kuvvetinden kuvvet verdi; tek vücut ayakta durduk.
Kamere de çıktık, adres de verdik, basıldık. İsmail Hakkı Tekkesi’nde üç kere ‘Lâ ilâhe illallah’ dedik diye basıldık; mevlitte basıldık. Basılacağımızı bile bile gittik. Aldılar götürdüler; bir iki gün, üç gün sorguladılar. Balıkesir’de, Nevşehir’de, İstanbul’da, nereye gitsem aldılar. Hatta nezarette bile zikir yaptırdık. Bu tekerlek artık geriye dönmez. 28 Şubat’ın revansını aldık.
Bizim ailelerimizde hâlâ o sendromlar var. Kapının önünde polis arabası görünce herkes tedirgin oluyor. Gece siren sesi duyunca ‘Almaya geldiler herhâlde’ diyoruz. İlkokul çocuklarını sınıftan çıkarıp ‘Anneniz babanız irticacı’ denmesini yaşadık. Bu sendromlar kaldı bizde. Ama tekerlek geri dönmeyecek.
İslam Uygarlığı Vizyonu
Derdimiz Osmanlıcılık değildir. Ama Osmanlı’nın sahip olduğu tefekkür, iman, fizikî ve ruhî oluşum yeniden yerleşecektir. Yeniden bir Osmanlı kurmayacağız; yeniden bir dünya devleti, yeniden bir İslam uygarlığı kurulacaktır. Bu uygarlığın aklı ve beyni inşallah bu topraklarda yetişen Müslümanlar olacaktır. Biz çile çeke çeke, pişe pişe geldik. Üç kıtada hüküm sürmüş bir devletin kalıntısı değil, mirasçısıyız.
Tövbe Kapısı ve Allah ile Barışmak
Tövbenin Mahiyeti
‘Ey iman edenler, Allah’a çokça tövbe edin’ (Tahrîm, 66/8). Allah başka bir âyet-i kerîmede ‘Tövbe edenleri ve çokça temizlenenleri sever’ (Bakara, 2/222) buyurmuştur. Kul Allah ile arasını düzeltmek istiyorsa tövbe kapısında her daim durması, tövbesiz günü ve saati olmaması gerekir. Ashâb-ı Kirâm her namazdan sonra tövbe etmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) günde en az yüz kez Allah’a tövbe etmiştir. Kendisine ‘Senin gelmiş geçmiş bütün günahların affedilmedi mi?’ dendiğinde ‘Ben hakkıyla Allah’a kulluk eden, O’na şükreden bir kul olmayayım mı?’ buyurmuştur (Buhârî, Teheccüd, 6; Müslim, Münâfikîn, 81).
Tövbe etmek Allah ile dostluk kurmaktır. Tövbe etmek Allah ile samimiyetin kapısıdır. Ancak tövbe edenler Allah’a dost olurlar, irtibatlarını sağlamlaştırırlar. Tövbe etmek birinci derecede yapılan hatayı ve günahı terk etmektir; bu tövbenin zâhiridir. İkinci kısmı o günahı akla getirmemektir. Üçüncü kısmı ise o günahı tamamen unutmaktır.
Tövbe ve Nedâmet
Hadîs-i şerîfte Resûlullah (s.a.v.) ‘Tövbe nedâmet getirmektir’ buyurmuştur (İbn Mâce, Zühd, 30; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/376). Nedâmet pişman olmaktır. Bir yanlış yaptıysanız pişman olun. Birinin kalbini kırdıysanız pişman olun. İşiniz kullarla ilgiliyse kullarla helâlleşin, haklarını ödeyin. Kullarla ilgili probleminizi halletmeden Allah ile o konuda barışamazsınız.
Hem yapıp hem pişmanlık duymak, o meselede samimiyet ve ihlâsın olmadığını gösterir. Nedâmet duymak, kişinin yaptığı kötülükten vazgeçip ondan pişmanlık duymasıdır.
Günah-ı Kebâirden Uzak Durmak
Muhakkak ki şu büyük günahlardan uzak durulmalıdır:
- Allah’a şirk koşmak
- Anne babaya âsî olmak, gönüllerini kırmak, onlarla irtibatta problem yaşamak
- İftira atmak — bir kadının veya erkeğin namusuna, şerefine, haysiyetine dil uzatmak, gıybet ve dedikodu yapmak
- Harpten geri kaçmak, geri dönmek — nefisle mücadeleden geri dönmek de bu kapsamdadır
Nefisle mücadele noktasında bir üstada gitmiş, bir dergâha bağlanmış, oradan geri dönen kişi, topuklarının üzerinde geri dönenlerden olur. Bir el tuttuysan bırakma, bir yola girdiysen sonuna git — Kur’ân ve Sünnet çizgisinde olduğu sürece. Yanlıştan geri dönülür; doğrudan geri dönen ise nankör, zâlim ve vefasız olur.
Nafilelerle Allah’a Yaklaşmak: Güzel Ahlak
‘Ne bir kul farzlarla Allah’ın emrini yerine getirir, nafilelerle O’na yaklaşır ve Allah onu sever’ (Buhârî, Rikâk, 38 — Hadîs-i Kudsî). Allah ile irtibatımız sağlamlaşacaksa farzları yerine getireceğiz. Ama burada Müslümanların sıklıkla yanıldığı nokta şudur: Farzları yerine getirmek denince sadece namaz kılmak, oruç tutmak akla geliyor; haramlardan kaçmak, güzel ahlak sahibi olmak akla gelmiyor.
Bize din olarak sadece namazı, orucu, haccı söylediler. Beş vakit camiye giden adamın dini tamam olur dediler. Ama kimse onun ahlâkına bakmadı. Küfür ediyor, bakmadı. Hanımına zulmediyor, bakmadı. Anne baba çocuğuna zulmediyor, bakmadı. Çocuk anne babaya zulmediyor, bakmadı. Dini kullanarak da zulmedildi. Hiç kimse bize nafile ibadet olarak ahlâkı sunmadı.
Dini Kullanarak Zulmetmek
Adam gece namazına kalkıyor diye nafile hükmünde oluyor; ertesi gün sabah kadının gözünü çiziyor. Kadın gece namazına kalktı diye kendini evliya gördü, kocasını hiç dinlemedi. Tüccar tüccarı din adına perişan etti; komşu komşuyu din adına perişan etti. Nafilelerle Allah’a yaklaşmak güzel ahlaktır: etrafındaki mümin insanlarla iyi davranmak, eşine, çocuklarına merhametli ve şefkatli olmaktır.
Merhamet, Şefkat ve Vicdan
Hz. Mevlânâ’nın buyurduğu gibi ‘Merhamette güneş gibi ol.’ Etrafına merhamet dallarını koy, merhamet meyvelerini ver. Sana merhamet etmeyene de merhamet et ki o da merhametle tanışsın. Sana acımayana sen acı. Seni incitmek isteyene sen incitme. Sana iftira atana sen iftira atma, dua et ona. Birisi senin kötülüğünü konuşuyor, sen onun kötülüğünü konuşma. Tevâzu ile davran.
Çocuğunu edepli yetiştirmek istiyorsan önce kendin edepli ol. Kayınvalide dedikodusunu çocuğun yanında yaparsan, çocuk da bir gün annesinin babasının dedikodusunu yapar. Bunlar nedâmet kapılarıdır; güzel ahlâkla ahlâklanın, eksikliklerinizi görüp onlardan dönün.
Vicdanın Sesi
‘Allah mü’minlerin kalbine birer vaiz vermiştir’ (Deylemî, Müsned, II/324). Mü’min isen kalbinde bir vaiz, bir ilham vardır. Bu ilham vicdandır; Allah’ın sırrıdır. ‘Yapma!’ diyor, yapıyoruz. ‘Konuşma!’ diyor, konuşuyoruz. Kalbindeki ilhamı dinle. Dışarıdan ilham bekleme; senin kalbinde ilham var.
Kendi kendimize zulmediyoruz. İçimizdeki iyilik güneşini batırmaya çalışıyoruz. Ruhumuza ezâ veriyor, vicdanımızı karartıyor, susturuyoruz. İçimizdeki vicdanın insan vicdanı olsun; yırtıcı hayvan vicdanı değil, merhamet vicdanı olsun.
Mümin Kardeşliği ve Zarar Vermemek
‘Sizin en hayırlınız etrafına zarar vermeyeninizdir’ (Buhârî, Îmân, 4-5; Müslim, Îmân, 64-65). Eliniz, diliniz, gözünüz, ayağınız etrafa zarar vermesin. Ticaretiniz, komşuluğunuz, arkadaşlığınız zarar vermesin. Mümin müminin arkasından dedikodu eder mi, iftira atar mı? Mümin müminin parasını ütmeye, işini baltalamaya çalışır mı? Mümin mümini aldatmaya çalışır mı?
Allah güzel ahlâklıları, cömertleri, ihsan edenleri, tövbe edenleri, zikredenleri, anne babaya iyilik yapanları, eşine çocuklarına iyilik yapanları, kendi yolunda mücadele edenleri sever. Aşık olmak, Allah’ın bütün kullarına yardım etmektir. ‘Elhamdülillâhi Rabbilâlemîn’ — O âlemlerin Rabbidir. Allah’a âşıksan bütün kullarına merhametli davran; müminleri ise özellikle sev.
Tövbe Direğine Bağlanmak
Kendi kalbinin örtülü olduğunu gördüğün hâlde kendini direğe bağla. Direğe bağla, çözme. Sana ilham gelecek, sana vahiy gelecek; senin kalbine ilham gelecek. Burada direk dediğim Seyyid’dir. Kendini tövbe direğine bağla, zikir direğine bağla, pişmanlık direğine bağla, Allah’ın direğine bağla. O’nun kapısında ümitsizlik yoktur. O affı sever; O Gafûr-u Rahîm’dir, O Tevvâb’dır, tövbe edenleri sever.
Allah ile dostluğunuzu pekiştirin. Sakın ‘dost oldum’ diye nefsinize uymayın. Sakın ‘dergâha girdim, tekkeye girdim, zikirler yaptım’ diye nefsinize uymayın. Her gün tövbe edin, pekiştirin; her gün zikredin. O yüzden sûfîler, Resûlullah (s.a.v.) hadîslerinin sünnetine uyarak günde en az yüz kez Allah’a tövbe ederler. Evvel hâlini yakalamak için bu yapılır; o hâle eriştikten sonra da tövbeye devam edilir. O kapıdan ayrılmak yoktur.
Halaka-i Zikrullah ve Ders Almak
Kıymetli kardeşler, halaka-i zikrullahı terk etmeyeceksiniz. Hangi tarikata, hangi şeyhe, hangi cemaate giderseniz gidin; muhakkak haftanın en az bir günü halaka-i zikrullahta bulunun. Muhakkak tövbe edenlerden olun. Muhakkak dua edin; duasız kalmayın. Bir şeye ihtiyacınız olup olmaması önemli değil; Allah’a dua edin, Allah’tan isteyin, Allah’a yalvarın. Dua, tövbe ve zikir sizi felâha kavuşturacaktır.
Ders almak Allah’ı zikretmeye söz vermektir. Ders almak, o ders aldığınız yerin ziyaretine, hukukuna, âdâbına, erkânına, edebine uymaya söz vermektir. Ders almak, Allah’a sevme yolunda yürümeye söz vermektir. Bütün ehl-i tasavvuf tarafından bu husus şart görülmüştür. Bir yerde ders almak nasip meselesidir, sevgi meselesidir. Nasibi varsa sever, severse nasibi vardır zaten.
Esnaf Analojisi ve Dergâh Yönetimi
Esnaf dükkânında bekler; malını, çeşidini düzeltir ama dükkânında bekler. Kapının önünden geçen adamın kafasına silah dayayıp dükkâna çekemezsiniz. O kimse oradan geçerken görecek, duyacak veya girecek. Size düşen sebepler dâiresinde dükkânınızın çeşidini bol tutmak, insanlara iyi davranmak, iyi hizmet etmektir. Sanatkârsan sanatını iyi icrâ etmelisin. Adam araba götürdü, yamuk yumuk yaptıysa bir daha gitmez.
Esnaf çabucak zengin olmayı hedeflerse çabucak batar. Sanatkâr kendi sanatına hürmet ve hizmet etmez, titiz davranmazsa batar. İşte dergâh da aynıdır. Birinin kafasına silah dayayıp buraya getirmiyoruz. Ama buraya gelenlere hakaret edersek, tepeden davranırsak, dürüst davranmazsak, sebepler dâiresinde üzerimize düşeni yerine getirmezsek bizde de müşteri kalmaz. Sebepler dâiresinde bildiğimiz kadarıyla Kur’ân ve Sünnet’i aktarıyor, birinci derecede de yaşamaya gayret ediyoruz.
Kişisel Beyanlar
Bugüne kadar hiçbir ticari sistem, network marketing veya benzeri yapılara girişmedim. Hiç girişmem de; bunu açıkça beyan ediyorum. Borç para alacaksam kendim isterim, kendim alırım. Yaklaşık on yıldan beri Bursa’da bir iki kişi hariç kimseden istemiyorum.
Benim adıma kim ne söylüyorsa bana dönün, söyleyin. İster ticari olsun, ister yardım olsun, ister yapılacak bir iş olsun. Benim adıma birileri sizlerden bir şeyler talep ederlerse vermeyin ve yapmayın. Bugün de dün de böyleydi, bundan sonra da böyle olacak.
Kaynakça
- Tahrîm Sûresi, 66/8 — ‘Ey iman edenler, Allah’a nasûh bir tövbe ile tövbe edin’
- Bakara Sûresi, 2/222 — ‘Allah tövbe edenleri ve çokça temizlenenleri sever’
- Buhârî, Teheccüd, 6; Müslim, Münâfikîn, 81 — Hz. Peygamber’in (s.a.v.) günde yüz kez tövbe etmesi
- İbn Mâce, Zühd, 30; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/376 — ‘Tövbe nedâmet getirmektir’ hadîsi
- Buhârî, Rikâk, 38 — Hadîs-i Kudsî: Nafilelerle Allah’a yaklaşma
- Buhârî, Îmân, 4-5; Müslim, Îmân, 64-65 — ‘Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların selâmette olduğu kimsedir’
- Deylemî, Müsned, II/324 — ‘Allah mü’minlerin kalbine birer vaiz vermiştir’
- Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — ‘Merhamette güneş gibi ol’ sözü (Mesnevî)
- Nisa Sûresi, 4/48 — Şirkin büyük günah oluşu
- İsrâ Sûresi, 17/23-24 — Anne babaya iyilik emri
- Fetih Sûresi, 48/29 — ‘Mü’minlere karşı şefkatli, kâfirlere karşı şedid’
- Nisâ Sûresi, 4/59 — ‘Akıl sahiplerine danışın’ (ulü’l-emr ile istişare)
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Kalb, Sünnet, Çile, Dergâh, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı