Haliyle: Aşk Delilik midir?
Aşk delilik midir? Evet. Akıllıların hepsi de aşkı tarif ederlerken aşkın bir delilik olduğuna hükmetmişler. O yüzden normalde bir âşık, bu manada akli melekelerinin yerinde olmayan bir kuldur. Kim tarafından? Âşık olmayan tarafından. Eğer bu manada delilikse evet. Çünkü tabîinden bir zat der ki: ‘Siz ashâbı görseydiniz, bunlar deli derdiniz.’ Ashâb da evvel tabîin için söylüyor bunu: ‘Ashâb da sizi görseydi, bunlar dinden dönmüş, mürted olmuşlardır, sizi kılıçtan geçirirdi’ der.
Buradaki aşktan kasıt, âşıklıktır. Âşık, âşıklığından dolayı aşkın üzerinde tecelli eder. O yüzden âşığa bakıldığında aşk akla gelir. Yoksa âşık bu manada aşkın kendisi değildir. O yüzden aşk delilik midir? Cevap: evet. Aşk akıllılık mıdır? Cevap: evet. Aşk orta bir hal midir? Cevap: evet. Âşık bu hallerin herhangi bir hali ile hallenir; o hallendiği noktadır. Onun için aşk olur.
Cemaat, Tarikat ve Kur’an-Sünnet Dairesi
‘Ben cemaate gidiyorum ama onların adına hiçbir hizmet etmiyorum. Çocuğumu ve aileleri görüyorum ama cemaati hâlâ bırakmıyorum. Sevdiğim insanlar olduğu için benim ne yapmam lazım?’ Bir kimse herhangi bir cemaate gidebilir, herhangi bir tarikata gidebilir. Bütün tarikatlar, bütün cemaatler İslam’ı oluştururlar. Önemli olan Kur’an ve Sünnet dairesinde yaşayıp, Kur’an ve Sünnet dairesinde çalışıp, Kur’an ve Sünnet dairesinde koşmaktır.
Kişi sevdiğiyle beraberdir. Bir de şu ‘ağabeyleri kırmama’ meselesi var. Bir kimse muhakkak ki hiç kimseyi kırmasın, hiç kimseyi üzmesin ama bir kardeş bizi bırakıp gitse biz neden kırılalım ki? Kırılacak ne var ki bunda? Veya herhangi bir noktada, herhangi bir dairede Kur’an ve Sünnet dairesinin dışında bir şey varsa, oradakileri kırmama adına biz Kur’an ve Sünnet’in dışında herhangi bir şeyi kabullenmek zorunda mıyız?
Böyle bir İslam yok. O zaman kırılmasın diye içki içmeye devam et, kırılmasın diye yalan söylemeye devam et, kırılmasın diye gıybet etmeye devam et, kırılmasın diye haram işlemeye devam et. Kırılmasın diye insanların haramlarına göz yummak veya kendi haramlığına göz yummak… Böyle bir din yok.
Sevmek ve Sevenin Geri Dönüşü
Kişi sevdiğiyle beraberdir. Peki bizim sevdiklerimiz neden bizden ayrılıyor? Bizden hakiki manada sevmediğimiz için olsa gerekir. Yani senin sevdiğin seninle beraber olmak zorunda değil, sen sevdiğinle beraber olmak zorundasın. Biz bir yeri seviyorsak, bir kimseyi seviyorsak o bizimle beraber olmak zorunda değil. Biz sevdiğimiz için, biz sevdiğimizle beraber olmak zorundayız.
Bu beraber olmak; o kimsenin yolunda gitmek, onun haliyle hallenmek, onu kabul etmek, onu tasdik etmek, onun her halini kendi haline çevirmeye çalışmaktır. Biz eğer birisini seviyorsak, o bizimle beraber olsun diyorsak o bizim sevgimiz değildir. Biz onunla beraber olmaya gayret edeceğiz. Biz onun yolunda, onun dairesinde olacağız.
Sevmekten Usananlar
‘Sevmekten usananlar, gerçekten hiç sevmemiştir’ demişler. Bir kimse sevmekten usanıyorsa, bir kimse sevmekten vazgeçiyorsa hiç sevmemiştir. Seven kimse sevdiğinden nasıl vazgeçer ki? Bu ister birey noktasında olsun, ister bir kimse Allah’ı sevsin. Seni seviyorum demek kolaydır, onun arkasını doldurmak çok zordur.
Birisine seni seviyorum derken aklınız varsa iyi düşünün. O söz ağızdan çıktıysa onun geri dönüşü olmaması gerek. Geri dönüyorsa, o kimse sevmemiştir. Sevseydi geri döner miydi? Sonradan bir kimsenin sevgisi düşmez. Sonradan sevgisi geriye gitmez. Sonradan geriye giden sevgiler sevgiden değildir. Bir muhabbettir ancak. Beğenmektir ancak o.
Bir kimse bugün beğenir, yarın beğenmez. Bugün muhabbet beslediğine yarın muhabbet beslemeyebilir. Muhabbet beslersin çünkü bir eksik, noksan bir tarafı görmezsin. Hoşuna gitmez, bir müddet sonra geri dönersin. Bir kazak beğenirsin, üç gün dört gün giyersin, beşinci gün atarsın kenara. Normaldir, beğenmişti çünkü. Ama sevdiyse, oradan geri dönüşü yoktur o kimseye.
Seven Sevdiğine Karşı Kör ve Sağırdır
Hadis-i şerif, zayıf da olsa amel edilir. Buradan hukuki bir nokta çıkarmıyoruz. Seven, sevdiğine karşı gözü kördür, kulağı sağırdır. O zaman sevdiğinin bir gün kusurunu gördüysen ve o kusurundan geri döndüysen onu sevmemişsin. Sevdiğinle alakalı yanlış şeyler işitip dinliyorsan demek ki sevmemişsin.
Senin yanında sevdiğin kötüleniyorsa ve sen de onu dinliyorsan senin kulağın sağır değil. Senin yanında sevdiğinle alakalı laflar söyleniyorsa ve sen de zevahiri kurtarıyorsan bu sevgi değil. Muhabbet olabilir, beğenmek olabilir. Ama sevgi olmaz. Muhabbet sevginin içinde midir? Derece olarak içindedir. Hepsi de âşıklığın içindedir. Âşıklık beğenmekten başlar, daha da âşıklığa aktar muhabbet eder, daha da âşıklığa aktar sever.
Hz. Mevlânâ: Asıl Yâr Yaratandır
Hz. Mevlânâ ‘Asıl yâr, yaratandır. Gerisi yaramayandır’ diyor. Normalde hakiki sevgiye ulaşan insanlar için asıl yâr yaratandır. İnsanlar o hakiki sevgiye ulaştılarsa geri kalan bütün her şey onu yaralar. Onu yaralar derken sana yaralanma gelecek demektir. Senin dilinden birisi yaralanıyorsa sen âşık değilsin. Senin elinden etrafına zarar geliyorsa sakın kendini âşıklardan görme.
Mümin odur ki dilinden ve elinden diğer Müslümanlar emin olur. O zaman senin dilinden yaralananlar varsa sen âşıklık postuna oturma. Biz yakın dairemizdeki insanları yaralarken âşıklıktan dem vurmak herhalde aldatıcıdır. Allah bizi affetsin.
Başkasının Sevgisine Muhtaç Olmak
Biz kendi sevgimizle hareket etmiyoruz. Biz başkalarının sevgisiyle hareket ediyoruz. Bir kimsenin beni sevmesini bekliyorum, onun sevgisine inanmaya çalışıyorum. Benim ona olan sevgime bakmıyorum. Oysa onun beni ne kadar sevdiği, ne kadar sevmediği ikinci derecede önemlidir. Birinci derecede benim onu ne kadar sevip ne kadar sevmediğim önemlidir.
Eğer ona karşı benim sevgim olsaydı, onun gidişi bile hoş olurdu. Biz ‘hani seviyordun’ diye onu şikayet ediyorsak biz onu gerçekten sevmemişiz. Seven, sevdiğini bu noktada şikayet etmez. Sevilen istediği zaman çeker gider, istediği zaman sırtını döner gider. O sevilendir çünkü. Biz sevensek onun gelişinden de gidişinden de şikayetçi olamayız. Sevenin sevdiğinin üzerine hiçbir yaptırımı yoktur.
İmam-ı Azam ve İman Meselesi
‘Bir kişi sen mümin misin diye sorunca Allah daha iyi bilir diye cevap veren bir kimse hakkında ne düşünürsünüz?’ İmam-ı Azam’ın rivayeti ve onun imanında şüphe olduğu söylenir. Hz. Peygamber (s.a.v.) der ki: ‘Eğer bir kişi siz mümin misiniz derse, Allah bilir demeyiniz. Mümin misiniz dediğinizde evet müminim elhamdülillah diyerek cevap veriniz.’
Bir kimse ‘mümin misin’ deyince ‘Allah daha iyi bilir’ demek, o kimsenin imanından kendi kendisine şüpheye düşmesi demektir. Müslüman mısın? Elhamdülillah müslümanım. Mümin misin? Elhamdülillah müminim. ‘Allah bilir’ demek olmaz. O zaman kendi imanından kendini şüpheye düşürmüş olursun. Allah muhafaza eylesin.
Şeytanın Kalbe Giriş Yolları ve Vesveseden Korunma
Şeytan kalbe her cihetten girer. Onun bir tek yolu yoktur. Yolunu kapatabilmeniz için birincisi: Sünnet-i Resulullah’ı çok iyi bilmeniz lazım. İkincisi: kalbinizde devamlı zikrullah olacak. Kalbinde devamlı zikrullah olan kimse, şeytanın bu noktada vesveselerinden emin olur.
Zâhirî bilgi şeytanın geliş yollarını kapatır. Abdestiniz var mı yok mu diye şüphe ettiğinizde abdestinizi alın. Üç mü kıldın dört mü kıldın? Üç kılmışsınız. Ellerini kaldırmayı unuttum? Hiç önemli değil, unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz, hadis-i şerif. Bunlar zâhirî olarak insanı şeytanın vesvesesine karşı korur.
İşin diğer tarafı ise zikrullah ile her vesvese geldiğinde Allah’ı zikretmektir. Kalbine zikrullah tam oturmuşsa zaten kalbine ‘üç mü kıldın dört mü kıldın’ diye gelmiyor. Kalbine böyle vesveseler gelenin kalbine zikrullah oturmamıştır veya oturmuş olsa dahi o esnada gaflete düşmüştür. Allah bizi gafletten korusun. Allah’ı çokça zikrediniz.
Peygamberlerin Hataları ve Sevgi Meselesi
Bütün peygamberlerin yaşamına baktığımızda; Yunus aleyhisselâmın balığın karnına düşmesi, Musa aleyhisselâmın çeşitli hataları… Peygamberlerin hayatlarında bile bazen hatalar var. Biz burada seveni tarif ederken, sevenin hiç sevgilisine karşı hata yapmayacağını, hiç sapmayacağını söylemedik. Hiçbir peygamber ‘ben hata yapacağım’ diye yola çıkmamıştır. Yolda hata herkese açıktır. Ama bizim niyetimiz hata yapmamaya gayret etmektir.
Bir kimsenin hataları, kusurları ile avunmaya çalışması, tekrar hataya kusura düşmemeye çaba sarf etmesi sevgisindendir. Peki hatasıyla mutlu olabilir mi? ‘Ben ne güzel hata işledim’ diyemez. Ama geçmiş hatalarıyla mutlu olabilir. Niçin? Çünkü ümit vardır. Kim tövbe eder bir daha o hatayı yapmazsa, Allah onları ibadetlere sayar. Bir kimse oraya geri döndüğünde Allah’ın lütfu ikramını, rahmetini, bağışlamasını görür. Ondan mutlu olabilir. Ama ‘nasıl olsa Allah affediyor’ deyip gidip günah işleyemez.
Tövbe ve Kulluk Bilinci
Siz açıkça günah işleyiciler, Allah’ın affına güvenip açıkça günah işleyicilerden olmayınız. Bir kimse günahını, kusurunu, hatasını fark ettiği anda onu tövbe etmesi gerekir. Allah tövbe edip temizlenenleri sever. Tövbe ettiğine ve tövbenin karşılığında affa uğrayacağına sevinebilir. Çünkü tövbe etmeseydi ‘Allah tövbe edenleri sever’ hitabına erişemeyecekti.
Kulluğun bilincine varmak demek: Sen fakirsin, zengin olan benim. Sen hatalısın, hatasız olan benim. Sen kusurlusun, kusursuz olan benim. Sen yanlıştasın, yanlışta olmayan benim. Sen karanlıktasın, seni karanlıktan aydınlığa çıkaran benim. Sen zalimsin, seni zalimlikten rahmaniyetine alan benim. Sen unutansın, ben unutmayan. Sen uyuyansın, ben uyumayan.
Suret ve Siret: Haliyle Hallenmek
Bir kimsenin sevmesi demek, sevdiği kimsenin suretine bürünmesi değildir. Zâhirin suretine bürünmek demek değildir. Sarık sarmak Hz. Peygamber (s.a.v.) sünnettir. Biz sünnet olduğu için sarık sarıyoruz. Ama bizim hiçbirimizin kıyafeti Hz. Peygamber’in kıyafeti gibi değildir. Biz namaz kılarken Hz. Peygamber efendimizin namaz kıldığı gibi namaz kılmaya tercih ediyoruz. Burada suret ile siretin ayrıldığı yerler vardır.
Biz neden onun yumuşaklığını değil de sarığını önemsiyoruz? Neden onun şefkatini değil de sakalını önemsiyoruz? Her sakal bırakan onun kadar yumuşak mı? Değil. Her sarık saran onun kadar şefkatli mi? Değil. Surete benzemek kolaydır, suretini benzetirsin anında bir kimseye. Ama sureten benzeyenler var ki siretin kenarından bile geçmiyor.
‘Allah sizin suretlerinize değil, siretlerinize bakar.’ İçimize bakar. O zaman Cenab-ı Hak benim içime bakacaksa ben kendime prototip olarak seçtiğim kimsenin iç âlemine bakmam lazım. Hz. Peygamber’in sardığı sarık önemli; ama ondan daha önemlisi onun şefkati, merhameti, ahlâkı, arkadaşları ile olan muamelesi, eşleri ile olan muamelesi, çocukları ile olan muamelesidir.
Hz. Mevlânâ’nın Kıyafet Kıssası
Hz. Mevlânâ’ya bir adam gelir, der ki: ‘Ya Mevlânâ, her şeyimi Hz. Peygamber’e benzettim; sarığımı, takkemi, elbisemi. Bir de kuşağını tarif et, ben onun gibi kuşak kuşanayım.’ Hz. Mevlânâ o kimseye bakar der ki: ‘Eğer sen bir de onun gibi kuşak sararsan tam bir Ebu Cehil’e benzersin.’ Ebu Cehil’in de kıyafeti aynı kıyafetti, Mekke’de yaşıyorlardı. Ama içi Peygamber’e hiç benzemiyordu.
Bir kimsenin terbiyesini gidip hanımına soracağız, çocuklarına soracağız. Hanımı derse ki: ‘Allah ondan razı olsun. Harika bir adam. Tam sünnete uyar. Tembellik yaparım yemek yapmam kızmaz. Ütü yapmadığım zaman olur kızmaz. Ben ona laf söylerim o susar. Ben ona kızarım o bana tebessüm eder.’ O zaman diyeceğiz ki tamam, çok iyi. Bir kimsenin eşi onun iyiliğine şehadet ederse cennet ona vâcip olur.
Şeyh Efendi Hatıraları: Haliyle Hallenmek Nedir?
Benim şeyhim yılın 365 gününün en az 150 günü yoldaydı. Acaba onun giydiği şalvar gibi şalvar giymek mi şeyhine benzemekti? Yoksa en az yılın 150 gününü Allah yoluna harcayıp şehir şehir, il il, kaza kaza Allah ve Resulü’nü anlatmak mıydı?
Bir gün baktım birisi onun giydiği renkten cübbe diktirmiş. Dedim: ‘Maşallah ya, için dışın bile olmuştur artık senin.’ ‘Dışını benzettim, sıra içimde’ dedi. Dedim: ‘Keşke önce içini benzetseydin.’ Dışı benzetmek işin kolay tarafıdır. Nefis bize dışımızı benzettiriyor: ‘Gel onun bıraktığı gibi sakal bırak.’ Ama haliyle hallenmek farklıdır.
Aynada Sarık Sarmak
Birisi aynanın karşısına geçmiş, giyinmiş, kendi kendine ‘Şeyh bilmem kim, bilmem kim’ diye sarık sarıyormuş. Şeyh Efendi bana diyor ki: ‘Benim gibi sarık sarıyor ya Mustafa Efendi, benim gibi sarık sarmakla mı şeyh olunur?’ Sureten benziyor ama sireten değil. O yüzden gömülmüyor. Sevmek neymiş o zaman? Sireten hallenmekmiş. Önemli olan haliyle hallenmekmiş.
Aşk ve Hata: Gayret ile Yürümek
Biz hata yapmamak için gayret ederiz. Sevdiğimizin yolunda hiçbir şeyi eksik kusurlu yapmamak için büyük bir gayret sarf ederiz. Ama hatadan arınmak mümkün değildir. Hatadan arınmak değildir bu, hata yapmamaya gayret etmektir. Hata yapmaya gayret ederken insan yine hataya düşer. Yine düşer. Ama hataya düştüğünde sufi tövbe eder.
Bir kimse hata yapmamaya gayret edecek, ama muhakkak hatası olacak. Her gün hatalarına tövbe edecek. Belki bugün sabah, daha az hata yapmak için niyet edecek. Akşam olduğunda bilecek ki yine hataları olduğunu, yine hatalarına tövbe edecek. Buradaki ana tema bu: biz onu becerebilecek miyiz? Hayır. Ama geri dönmek değildir, günümüzü bırakmak değildir âşıklık.
Âşıklık hep ümit edip ertesi gün sabah yine yürümektir. Hep ümit edip ertesi sabah yine yürümektir. Hedef eksiksizliği, noktasızlığı yakalamak olsa dahi, ona ulaşamayacağını bilsen dahi, ona ulaşmayı ümit etmektir âşıklık.
Bile Bile Günah İşlemek
Ayırt edeceğimiz nokta şudur: Bir, bile bile günah işleyenlerden olmuyoruz. Bile bile günah işleyen, günahtan sevinç duyanlardan olmuyoruz. Bile bile sapmak küstahlıktır. Bile bile sapmak kibirliliktir. Bile bile sapmak hainliktir. Seven için değildir.
Ama biz hata işler, kusur işler, nefsimize uyarız. Bazen bile bile de yaparız; yalan söylemek haram, haram olduğunu bile bile ağzımızdan kaçar. Nefsimiz oraya kayar, içimiz oraya kayar. Ama oradan geri dönüp tövbe ederiz: ‘Yaptık hata. Biz yine kırdık burnumuzu, kolumuz, ayağımızı. Geldik sana.’
Akıl ile Aşk Çatışması: İki Kere İki Dört Etmez
Aşıklığı akıl ile anlamak mümkün değildir. Biz burada akıl ile hiç alakası olmayan duyguyu, akıl ile anlamaya ve anlatmaya çalışıyoruz. Aşıklık duygudur, aşk duygudur, akıl değildir. İki kere iki dört eder, akla göredir. Âşığa göre etmez. Âşığa göre iki kere iki dördün manası bile yoktur.
Derim ya, aklınızı şu kapıda bırakın. O aklı terk etmek değildir. Burada iki kere iki dört eder ile yürümez. Duygu ile olan hadise iki kere iki dört eder ile gitmez. İki kere iki dört eder ile gitmiş olsa bu insanlar burada durmazlar, bu sohbeti dinlemezler.
Şeyh Efendi ile Arabada
Şeyh Efendi gidiyor arabanın içerisinde. Evinde tespih çat çat çat çekiyor, bir baktım hal görüyor. Dedi: ‘Mustafa, vakit geldi mi oğlum?’ ‘Girdi efendim.’ ‘Namaz mı kılıyoruz o zaman?’ Hacanne dedi: ‘Uyudun ya.’ O diyor ki: ‘Kız, uyumadım.’ Gördüğü doğru mu? Doğru. Ama iç âlem olarak uyumamıştı. İki kere iki dört eder ile anlaşılmaz bu.
‘Herkes öyle bizim yanımıza gömülecek miydi? Dayağa olan gömülüyordu. Öyle herkes gömeyim diye uğraşma’ dedi. İki kere iki dört eder derse yanımda duramazsın. Aradaki fark bu: siz o hali iki kere iki dört ederden anlamaya çalışıyorsunuz, anlayamazsınız.
Âşığın Günah Meselesi
Âşık günah işler mi? Evet. Günahta ısrar eder mi? Hayır. Âşık günahkâr mıdır? Evet. Günahkârlıkta ısrar eder mi? Hayır. Âşığın günahı kalır mı üzerinde? Hayır. Kim derse ki âşık hiç günah işlemez, o eksiktir, o yanlıştır.
Gönül handır, dergâhtır. Paldır güldür girilmez diyor Hz. Mevlânâ. Balık suda yaşar, yılan ona ne kadar yoldaşlık yapabilir? Allah bizi affetsin. Âmin.
Kaynakça
- Hadis: ‘Kişi sevdiğiyle beraberdir’ — Buhârî, Edeb, 96; Müslim, Birr, 165
- Hadis: ‘Mümin odur ki dilinden ve elinden diğer Müslümanlar emin olur’ — Buhârî, Îmân, 4; Müslim, Îmân, 64
- Hadis: ‘Eğer bir kişi siz mümin misiniz derse Allah bilir demeyiniz’ — İbn Mâce, Mukaddime, 9; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr
- Hadis: ‘Unuttuklarınızdan sorumlu değilsiniz’ — İbn Mâce, Talâk, 16; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ
- Hadis: ‘Eğer siz hiç hata yapmamış olsanız, Allah sizi yok eder’ — Müslim, Tevbe, 9-11 (No: 2748-2749)
- Hadis: ‘Kim tövbe eder bir daha o hatayı yapmazsa Allah onları ibadetlere sayar’ — Furkan 25:70 tefsiri çerçevesinde; Taberî, Câmi’u’l-Beyân
- Hadis: ‘Allah sizin suretlerinize değil kalplerinize bakar’ — Müslim, Birr, 34 (No: 2564)
- Ayet: ‘De ki eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin’ — Âl-i İmrân 3:31
- Ayet: ‘Allah tövbe edenleri ve temizlenenleri sever’ — Bakara 2:222
- Ayet: ‘Eğer siz yüz çevirirseniz, Allah sizin yerinize başka bir kavim getirir’ — Muhammed 47:38
- Ayet: ‘Siz açıkça günah işleyenlerden olmayınız’ — İsrâ 17:32; genel hüküm çerçevesinde
- Hz. Mevlânâ: ‘Asıl yâr, yaratandır. Gerisi yaramayandır’ — Mesnevî-i Şerîf, Cilt I
- Hz. Mevlânâ: ‘Gönül handır, paldır güldür girilmez’ — Dîvân-ı Kebîr
- Hz. Mevlânâ: Kuşak kıssası — Menâkıbü’l-Ârifîn, Ahmed Eflâkî
- Tabîin rivayeti: ‘Siz ashâbı görseydiniz bunlar deli derdiniz’ — Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ
- İmam-ı Azam Ebû Hanîfe: İman meselesi — el-Fıkhü’l-Ekber; İmâm-ı Azam’ın Beş Eseri (çev. Mustafa Öz)
- Kaynak Şahıs: Mustafa Özbağ Efendi — Dergâh Sohbeti No: 383
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Aşk, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı