Haram: Nasip mi Gayret mi?
Bazı insanlar ailesiyle birlikte koşturuyor, bazıları tek başına gidiyor. Bunda bir hikmet var mı, nasip işi mi? İslam’da ‘nasip değilmiş’ deyip oturmak, tembelliktir. Yeterince gayret göstermeyen, koşuşturmayan, mücadele etmeyen kimse ‘nasip değilmiş’ deyip oturur. Cenab-ı Hak muhakkak takdir edecektir ama o cevabı almak için de mücadele etmek gerekir. ‘Dua edin, duanıza icabet edeyim’ buyurmuştur.
Bir meseleye vücut yormak, kafa yormak, ince ayrıntılarını dökmek, sebepler dairesinde ne olması gerektiğini tespit edip yapmak kulun üzerine düşen en büyük ibadetlerden biridir. Bunları yapmadan ‘nasip değilmiş’ demek işin kolaycılığıdır. Eğer olmadıysa Allah vermedi değil, bizim bir eksikliğimiz olmuştur, sebepler dairesinde yapmamız gereken bir şeyi yapmamışızdır, bir cıvatayı sıkmamışızdır.
Şeytanın Var Oluş Hikmeti ve İmtihanın Sırrı
Allah şeytanı neden yok etmedi? Şeytanı yok etmiş olsaydı imtihanın sırrı kaybolurdu. Şeytan olacak ki iyi ve kötü ayırt edilsin, yanlış ve doğru belli olsun, karanlık ve aydınlık belli olsun. Negatif bir nokta olacak ki pozitif noktası belli olsun.
Kur’an ve sünnetin dışındaki her şey imtihandır. Haramla karşılaştığınız an sizin imtihanınızdır. Allah sizi helallerden imtihan etmez. Hadis-i kudsîde buyurulduğu gibi her sultanın bir sınırı vardır, Allah’ın sınırı da haramlarla çevrilmiştir. O sınırı geçen kimse imtihanı kaybeder, haramı işlemeyen kazanır.
Haram İşlememek: Velilik Yolu
Din, harama dalmamak ve haram işlememektir. Günlük hayatınızda dikkat edeceğiniz tek bir şey vardır: haram işlememek. Muhakkak farz ibadetler yerine gelecektir ama haram işlememek de başlı başına bir ibadettir. Bir kimse haram işleyebileceği halde haram işlemiyorsa bu da bir ibadettir.
‘Ya Rabbi beni haramlardan uzak eyle’ — dilimizden, kulağımızdan, elimizden, ayağımızdan, uzuvlarımızdan haram söz konusu olmasın. Haramdan uzak durmak evliyalık yoludur. Kur’an-ı Kerim’de Allah dostlarını tarif ederken ‘onlar haramdan uzak dururlar, haram işlemezler’ buyurur. Buradaki haram sadece içki, kumar değildir; namaz kılmamak da haramdır, oruç tutmamak da haramdır, zekat vermemek de haramdır.
İman Artıp Eksilir mi?
Hanefîlere göre iman artmaz eksilmez. İman bir bardağın içindeki su gibi yarım, çeyrek diye bölünemez. Hanefî anlayışına göre iman bir bütün bardaktır; ancak içindeki suyun berraklaşması gerekir. İman etmiş ama su berrak değildir, bulanıklık vardır. İbadet etmek, tövbe etmek, güzel amel işlemekle o bir bardak su berraklaşacaktır.
Allah’ın dilemesi meselesine gelince: kainatta O dilemediği hiçbir şey olmaz ama O’nun dilemesi üzerimizde cebrî değildir. Siz niyet edeceksiniz, o tarafa doğru meyil edeceksiniz, yürüyeceksiniz. Bu konuda Hanefîlerin, bilhassa İmam-ı Mâtürîdî’nin muhteşem tespitleri vardır.
Kadının Yalnız Yolculuğu: Fıkhi Görüşler
Bir bayan, yanında eşi ve çocukları olmadan yalnız başına şehirler arası yolculuk yapabilir mi? Hanefî mezhebine göre bu mümkün değildir. Ancak Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî uleması yol emniyeti söz konusu ise yolculuk yapılabileceğine dair hükmetmişlerdir.
Hanefî mezhebinde hüküm olmayan bir meselede diğer mezheplerden fetva alınabilir. Osmanlı döneminde buna dair örnekler vardır; Ebû Suûd Efendi’nin fetvaları bunun en güzel örneklerindendir. Hanefî’de cevaz olmayan meselelerde Şâfiî, Mâlikî veya Hanbelî ulemasından dinin yaşanabilir olması için fetva alındığı görülmüştür.
Meselâ Hanefî’ye göre bir adam ortadan kaybolsa, kadın onun yaşıtları ölünceye kadar beklemek zorundadır. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî uleması ise dört yıl haber alınamazsa kadının müracaat edip boşanabileceğine hükmetmiştir. Bu tür farklılıklar dinin yaşanabilirliği açısından rahmet olarak değerlendirilir.
Cehri Zikir Meselesi
A’râf sûresinin 205. âyetinde ‘Rabbini içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam zikret’ buyurulmuştur. Bu âyet öne sürülerek cehrî zikir hakkında şüphe uyandırılmaktadır. Ancak bunun karşılığında cehrî zikre delil olan âyet-i kerîmeler ve hadis-i şerifler de mevcuttur.
Bakara sûresinin 200. âyetinde ‘Allah’ı, geçmişte atalarınızı andığınızdan daha şiddetli bir şekilde anın’ buyurulmuştur. Sahabe-i kirâmın cehrî zikir yaptığına dair hadis-i şerifler de vardır. Cihada giderken sesli zikir yapıldığına, Hz. Peygamber’in düşman duymasın diye seslerini alçaltmalarını istediğine dair hadis-i şerif de bu meseleye dolaylı bir delildir; çünkü sesli zikir yapıyorlardı ki Efendimiz alçaltmalarını istedi.
İma ile Namaz Kılma
İma ile namaz, yalnızca zorunluluk hallerinde kılınır. Bir kimse hasta yatağında, kolu kırık, bacağı kırık ise oturduğu yerden teyemmüm edip ima ile namazını kılabilir. Otobüste giderken mola yerine kadar namazın vakti geçecekse, koltukta ima ile kılınabilir.
Ancak sohbet dinliyorum diye ima ile namaz kılmak caiz değildir; kalkıp yan tarafta namazını kılabilirsin, zorunluluk yoktur. Teyemmüm konusunda da dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır: toprak ve toprak cinsi maddelerle (taş, tuğla, kiremit) teyemmüm yapılabilir ama cam, plastik veya kumaş ile teyemmüm yapılamaz.
Dervişlikte Boşanma Meselesi
Dervişler boşanmaz diye bir kaide yoktur. Evlenmek ne kadar haksa boşanmak da o kadar haktır. Hz. Ömer efendimiz bile eşini boşamıştır. Sahabelerin içinden insanlar eşlerini boşamışlardır. Bizde katolik nikahı yoktur; bir kimse gayet normal nasıl evleniyorsa, gayet normal bir şekilde boşanabilir.
Gönül arzu eder ki hiç kimse evini yıkmasın, eşinden ayrılmasın. Ama velakin bu hayatın sonu değildir. Bir kadın erkeğini istemeyebilir, bir erkek kadınını istemeyebilir; bu gayet normal bir şeydir. Derviş diye eşinin her şeyini kabullenmek zorunda değildir. Kadın hem ev bakıyor, hem çocuk bakıyor, hem adam bakıyorsa ‘ne işim var seninle, yürü git bak işine’ diyebilir.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in öğrettiği helal boşanma şekli şudur: bir ay bekleyip birinci talâkı verir, ikinci ay bekleyip ikinci talâkı verir, üçüncü ay bekleyip üçüncü talâkı verir. Hz. Ömer’in oğlu Abdullah üç talâkı birden verdiğinde Efendimiz ‘Olmaz, dön, iddetini bekle, ayrı ayrı talâk ver’ buyurmuştur.
Arkadaşlara Zarar Vermemek ve Hizmet Etmek
Sülemî’nin Risâlesi’nden: Sufi, arkadaşlarına zarar vermemeyi kendi üzerinde vazife görecektir. Güzel arkadaşlık etmenin birinci derecede en önemli şartı zarar vermemektir. Dilimizden, gözümüzden, kulağımızdan, elimizden, ayağımızdan arkadaşlarımıza zarar vermeyeceğiz. ‘Sizin en hayırlınız etrafına zarar vermeyeninizdir.’
Zarar vermemenin ardından ikinci adım yardım etmektir. ‘Sizin en faydalınız etrafına en fazla faydası dokunanınızdır.’ Üçüncü olarak arkadaşların dünya geçimliğine hıyanet etmemek: birisinin ticaretine göz dikmemek, birisinin hakkını yememek, birisinin işine el uzatmamak.
Biz Kırık Dökük Bir Cemaatiz
Biz sıfırdan dini ibadetlerle terbiye olmuş, medreseden yetişip gelmiş insanlar değiliz. Daha dün meyhaneden kalkıp gelmiş olanımız var, sigarayı daha yeni bırakmış olanımız var. Hepimiz eksik ve noksanız; bayan da erkek de aynı. Perşembeleri toplanıyoruz kırığımızı tamir etmek için, eksiğimizi tamamlamak için.
Bizden on numaralı bir şey beklemeyin; değiliz. Ama haramdan uzak durmaya gayret ediyoruz. Bu kadar. Biz bu sohbette tamir edemedik, bir dahaki sohbette tamir ederiz. Bu zikrullahta olmadı, bir dahakinde olabilir. Koşuyoruz çünkü bir ümidimiz var. Mümin müminin aynasıdır; ben kendi eksikliğimi görüyorum, belki de herkesi eksik görmüş olabilirim.
Kaynakça
- Âyet: “Dua edin, duanıza icabet edeyim” — Mü’min (Gâfir) Sûresi, 40:60
- Âyet: “Rabbini içinden yalvararak ve korkarak zikret” — A’râf Sûresi, 7:205
- Âyet: “Allah’ı atalarınızı andığınızdan daha şiddetli anın” — Bakara Sûresi, 2:200
- Hadis-i Kudsî: “Her sultanın bir sınırı vardır, Allah’ın sınırı haramlarıdır” — Buhârî, Îmân, 39 (Hadis No: 52); Müslim, Müsâkât, 107 (Hadis No: 1599)
- Hadis: “Elinizin altındakilerden sorumlusunuz” — Buhârî, Ahkâm, 1 (Hadis No: 7138); Müslim, İmâre, 20 (Hadis No: 1829)
- Hadis: Hz. Abdullah b. Ömer’in üç talâkı birden vermesi — Müslim, Talâk, 1 (Hadis No: 1471); Ebû Dâvûd, Talâk, 4 (Hadis No: 2185)
- Hadis: “Allah’ın en sevmediği helal boşanmadır” — Ebû Dâvûd, Talâk, 3 (Hadis No: 2178); İbn Mâce, Talâk, 1 (Hadis No: 2018)
- Hadis: Cihada giderken sesli zikir ve sesini alçaltma emri — Buhârî, Daavât, 50 (Hadis No: 6384); Müslim, Zikir, 44 (Hadis No: 2704)
- Fıkıh: Hanefî mezhebinde kadının yalnız yolculuğu — İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Kitâbü’l-Hac, 2/464-465
- Fıkıh: Ebû Suûd Efendi fetvaları — Ebû Suûd Efendi, Fetâvâ-yı Ebû Suûd, Dârü’l-Kütübi’l-Mısriyye nüshası
- Fıkıh: Kayıp kocanın durumu — İbn Kudâme, el-Muğnî, Kitâbü’l-İdde, 11/229-231; Kâsânî, Bedâiü’s-Sanâi, 3/210
- Kelam: İmanın artıp eksilmesi — İmâm-ı Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd, Bâbü’l-Îmân
- Tasavvuf: Sülemî, Âdâbü’s-Suhbe ve Hüsnü’l-Uşre (Arkadaşlık Adabı Risâlesi)
Bu sohbet, Mustafa Özbağ Efendi’nin 386. Dergâh Sohbeti’nden derlenmiştir. Sohbetin tamamını yukarıdaki videodan izleyebilirsiniz.
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı