Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

447. Dergah Sohbeti – Feraset, Mücadele Ruhu ve Dervişlikte Disiplin

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 447. Dergah Sohbeti – Feraset, Mücadele Ruhu ve…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Sağ olun. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Hayrınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Rüya görürken ne yapmalıyız? Kendiniz de olmazsınız ki. Ferahsat ne demektir anlatır mısınız? Bir şeyi hakikatine ulaşmak, doğruyu görmek. Bu noktada bunun birinci derecesi, ilmel yakin noktasında bir kimsenin Kur’ân ve Sünnet dairesinin bilmesi, şeriatını bilmesi, haramları, helalları, yapılmaktadır. Yapılması gereken farz ibadetleri gibi, şer’i ahkamın bir kimsenin günlük hayatını Kur’ân ve Sünnet dairesinde şer’i ahkema uygun yaşayabileceği şekilde bilgiye sahip olması, bu ilme sahip olması, ferahsatın birinci noktası bu. O kimsenin birinci derecede haramları bilmesi.

Siz müminin ferahsatına sakınınız. O Allâh’ın nuru ile bakan hadîs-i şerifinin temelini bu oluşturacak. bir kimse Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki bir şeyi ama tasavvufî sebeplerle nedenlerle, yok hakikati sebeplerle nedenlerle haramı helallaştırma, haramı helallaştırma, haramı mübah görme, haram sözleri, davranışları, haram herhangi bir noktayı kendine uygunmuş, hakmış gibi gösterme, cehaletine ve küfrüne dalmak, batmak ferahsat değildir. Ferahsatın birinci derecesi bu noktada o kimsenin ilmel-yakin noktada haramı bilmesidir. Bilmiyorsa, hadîs-i şerif âyet-i kerime bellidir, bilmediklerinizin zikir ehline sorunuz. Bilmediğini gider, zikir ehline sorun. Zikir ehlinin de ilmel-yakin noktası ulemadır.

Zikir ehlinin ilmel-yakin noktası ulemadır, alimlerdir. Bu işin fıkıhi noktası, tefsir noktası, hadîs noktası, zahire ilim noktası, bilmediği bir kimse gider, böyle bir ilim ehline sorar. Ferahsatın birinci dairesi bu. İkinci dairesi o kimsenin ayn-el-yakin noktada ferahsat ehli olması. Ayn-el-yakin noktada ferahsat ehli olması o kimsenin bizatihi bir meselede müşahade ehli olması. Müşahade ehli. Sufiler bunun birinci adımını böyle söylerler ama sadece o noktada kalınmaz bu. Kabre vakıf olmak. zikrullah alakasında bir böyle hale vakıf olmak. Kalbine o kimsenin ilhamat gelmesi. Bu ayn-el-yakin noktadaki ferahsat. O kimsenin karşıdaki kimsenin konuşurken yalan konuştuğunun kalbine ilham gelmesi.

O kimse yalan konuşurken onun suretinin değişik şekilde görmesi. O kimse yalan konuşurken o kimsenin ağzından alev fışkırması, ağzından pis koku gelmesi. O kokuyu senden başka duyan yok. O görüntüyü senden başka duyan gören yok. Bu ayn-el-yakin noktasındaki ferahsat. Onun diliyle kalbinin ayrı konuştuğunu kalbini kalp kulağına duymam. Ayn-el-yakin noktasında. Asıl aslında ferahsatın sakınılması gerekilen noktalardan birisi bu. O Allâh’ın nuruyla bakar. Dediği noktalar başlıyor. Ondan öncesi yine Allâh’ın nuru. O ne? İl-mel-yakin noktası. O ne? İşin zahir noktası, farzal noktası. Eğer bu olmazsa ikinci adım olan ayn-el-yakin noktası olmaz. İl-mel-yakini bozuk olanın ayn-el-yakini düzgün olmaz.


2. Bölüm

Şeriatı bozuk olanın tarikatı düzgün olmaz. Dili bozuk olanın kalbi düzgün olmaz. Dili çarpık olanın kalbi düzgün olmaz. Kalbi düzgün olmayanın bakışı da düzgün olmaz. Kalbi çarpık olanın bakışı da şaşı olur. Hepsi de bunlar birbirine bağlantılı, birbirine ilintili, birbirinin içindedir. Ferahsatın üçüncü noktası hak-el-yakin noktasıdır. Hak-el-yakin noktasının bir veçesi vardır. O veçesi direkt Hak’ka bağlanır. O veçesi direkt Hak’ka bağlanır. O kimsenin kendi ihtiyarı yoktur orada. Cenâb-ı Hak perdeler, perdelemez, gösterir, göstermez, zarar ettirir, kâr ettirir. Orası o farklı bir noktadır. Bir noktası vardır, meselenin hakikatini ayan bir şekilde görürsünüz sebepsiz. Meselenin hakikatini ayan bir şekilde görürsünüz sebepsiz.

Burası da işin, ferahsatın sonu yok. Burası da hakikatle alakalı kısmıdır. Her nefis ölümü tadacaktır. ölümle nefis yok olmuyor, tadıyor mu? Buradan ölümü tatmak söz konusudur. Her nefis ölümü tadıcıdır noktası zaten. Ölüm anını yaşar, ölüm neymiş onu görür. Ölüm neymiş onunla alakalı hallenir. Bu noktada ölüm yoktur, bu farklı bir şeydir. Ölümü tatmak farklı bir şeydir. Ölümü tatar her nefis, ölümü tatacak her nefis. Her nefis de ölümü tatacak. Her nefis ölümü tattığı gibi her nefes de ölümü tatar. O her nefes ölümü tatmak anlamlı olan o. Ölmeden önce ölmenin vehim ve vahdet durumu bağlantısı nasıldır? Vehim ve vahdet durumu. Soru gibi. Buradan değil bu soru. Ölmeden önce ölümün yine aynı üç hâli vardır.

Bu üç hâli de haktır. Biz üç hâli de vehim noktası olarak görmeyiz. Biz üç hâli de bu noktada kendi dairemizde, kendi tasavvuf algımızda bu noktada kendi dairemizde, kendi tasavvuf algımızda biz hakikat olarak görürüz. O yüzden ölmeden önce ölmenin şer’i noktasını vehim olarak görmeyiz. Veyahut da işin aynal yakin noktasını vehim olarak görmeyiz. Bütün bir kimse lâ ilâhe illâllah Muhammed’e Resûlullâh dediyse o kimse Müslümandır. O kimse hakka doğru yolculukta yol yürüyorsa o kimsenin dairesi hakikat dairesidir. Ölmeden önce ölmek nefsin mertebeleri ile alakalı mıdır? Bunlar muhakkak alakalıdır ama bir kimse örneğin levvamedede de ölmeden önce ölmenin bir vecesini bir noktasını veyahut da yol noktasını dargılarsak bir kısmını yaşamış olur.

Ne yana dönerse dön Allâh’ın veccini görmek ne zaman insana nasip olur? Bu normalde ne zaman nasip olur dersek bunu belli bir zamana bağlamış oluruz. Bu her an için herkesi ikram ediyor. Bu her an için herkesin yaşadığı bir şeydir. Her an herkesin yaşadığı bir şeyden her an herkes buna vakıf değildir. Yoksa yaşıyor herkes bunu. Her şeye dikkat etsek de bu bir lirza lokması mıdır? Nasipten öteye gidilir mi? Sonuçta biz neyin nasip, neyin nasip olmadığını bilmiyoruz. Bize düşen vazife farzları yerine getirip nafilerle Allâh’a yaklaşıp Allâh’ı sevmektir. Biz bu noktada bize neyin nasip, neyin nasip olmadığını bilmiyoruz. Bu biraz işin temel bir şeydir. Bu biraz işin tembellik noktası gibi kaçıyor bana.


3. Bölüm

Bizim insanımız bunu tembellik noktasına almış. Kendince işini düzgün yapmıyor. Kendince elinde bulunduğu işe tam bir vukufiyet sağlamıyor. Yapması gerekeni tam yapmıyor. Olması gerekeni tam oldurmak için uğraşmıyor. Nasibimiz bu kadarmış diyor. Bu aldatmacadan başka bir şey değil. Cenâb-ı Hak âyet-i kerimede çalışın diyor. Cenâb-ı Hak âyet-i kerimede sizin önünüzde sizin yaptıklarınız gelir diyor. Başka bir şey gelmez. O yüzden biz neyin nasip, neyin nasip olmadığını bilmiyoruz. Bize düşen vazife çalışıp gayret etmek. Yolumuzda mücahade edenlere yollarımızı açarız diyen Cenâb-ı Hak. Çalışmak bize ait. Her noktada. Her noktada. İşimizde, aşımızda, eşimizde, dergamızda yapacak olduğumuz her çalışmak bize ait.

Bu normalde bu tip bir sufili ve İslam’ı kabul edenlerden değilim. işte nasibimizde ne varsa onu göreceğiz. çalışmayacak o kimse. Böyle bir sûfîlik anlayışım ve böyle bir dünya anlayışım yok. Böyle bir tasavvuf anlayışım da yok. Böyle bir İslam anlayışım da yok. Ben her şeyin mücadele etmekten, gayret etmekten geçeceğine inananlardanım. Dervişlikse mücadele lazım. Dergahsa mücadele lazım. Evse evde mücadele lazım. İşse mücadele lazım. Hayat bu noktada kavgadan ibarettir. Mücadele ediyorsanız muhakkak kavga ettiğiniz bir yerler vardır. Mücadele ediyorsanız savaştığınız yerler vardır. Savaştan kaçmak, savaştan geri dönmek namertliktir. Savaşta gayret göstermemek, mücadelede gayret göstermemek vefasızlıktır, haindir.

Hainliktir. Senin bulunduğun noktada bulunduğun dairede mücadele etmekle mükellefsin. Hangi dairede durursan dur. O dairede mücadele etmiyorsan, gayret etmiyorsan muhakkak ki ama davana, ama işine, ama ailene, ama dergahına, ama ülküne, ama hedefine ihanet ediyorsundur. Bunun başka bir izahat tarzı yoktur bende. Sen mücadele etmiyorsan senin bulunduğun yerde bir gedik açılır. O gedikten şeytan girer, nefis girer, heva heves girer, düşman girer, her şey girer. Bu işinde, evinde, aşında, dergahında, hizmetinde, dervişliğinde bütün her şeyinde geçerlidir. Sen eşine bakmak zorundasın, çoluğuna, çocuğuna bakmak zorundasın, evine bakmak zorundasın. Bunun için çalışıp gayret etmen gerekir. Mücadele etmen gerekir.

Eşini korumak zorundasın, çocuklarını korumak zorundasın, evini korumak zorundasın. Sen korumazsan muhakkak ki birisi bir kurt gelir oradan bir şeyi kapar götürür. Kadınlar içinde geçerlidir, erkekler içinde geçerlidir. Bir kadın da işini, aşını, eşini, çoluğunu, çocuğunu korumak muhafaza etmek, mücadele etmek zorundadır. Bir erkek de eşini, çoluğunu, çocuğunu, ailesini, işini koruyup mücadele etmekle mükelleftir. Herkes mükellefiyetliğini yerine getirecek. Dervisten dergahta çalışıp çabalayıp mükellefiyetliğini yerine getireceksin, dersini çekeceksin. Bir vazife aldıysan vazifeni yerine getireceksin. Koşulması gerekiyorsa koşacaksın, uçulması gerekiyorsa uçacaksın, uçacaksın. Vazifeli yerine getireceksin.


4. Bölüm

Senin orada hevane hevesine dalman bütün dergahı bağlar mı el cevap bağlar. Senin orada bir yanlış sözün bütün dergahı bağlar mı el cevap bağlar. Senin bir yanlış davranışın bütün dergahı bağlar mı el cevap bağlar. Gevsek davranamazsın, gevşek konuşamazsın, gevşek işler yapamazsın. Yaptığın anda dergahın başına dert açarsın. Buna kimsenin hakkı yok. O yüzden nasibimizde ne varsa göreceğiz bu işin ayrım noktası. Bu kulağa ait bir şey değil. Bize çalışıp mücadele etmek düşer. Bize gayret etmek düşer. Dükkanın varsa dükkanına dosdoğru bakacaksın. Az yiyeceksin, az harcayacaksın malını koyacaksın dükkana. İşin varsa dükkanına, ne iş yapıyorsan tertemiz tutacaksın, pırıl pırıl tutacaksın. Rafına bakacaksın, dükkanına bakacaksın, müşterine bakacaksın, çalışanlarına bakacaksın.

Çalışanların tırnaklarını varıp da kulağının içindeki kirepasa kadar bakacaksın. Ağız kokusundan tut, diş temizliğine varıncaya kadar bakacaksın. Bize gayret etmek düşer. Bizim kul olarak vazifemiz gayret etmektir, mücadele etmektir. Ama Cenâb-ı Hak o kulun gayretinin karşılığını koyuyor zaten. Yolumuzda mücehade edenlere yollarımızı açarız. Bir kimsenin ailesini geçindirme için çalışması Allâh’ın yoludur. Bir kimse çoluğunu çocuğunu daha iyi geçindirmek için, daha iyi yaşatmak için mücadele etmesi Allâh’ın yoludur. Eşleriniz size Allâh’ın emanetidir, çocuklarınız size Allâh’ın emanetidir. Hepiniz elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Dergâh Allâh’ın emanetidir, dervişler Allâh’ın emanetidir, hepsi de.

Çocuğundan yaşasına kadar bu dergaha giren herkes Allâh’ın emanetidir. O zaman herkes elinin altındaki emanetlere hüyanet etmeden düzgün davranma, mücadele etme, yerli yerinde davranmakla mükelleftir. Ya nasibimizde kaç tane derviş varsa olacak, öyle bir şey yok. Sen geleni kırarsan, gideni kırarsan, sen ona laf söyler, buna laf söyler, ona iter, ona kakaklar, ona tepeden bakar, onu kovarsan dergahta kimse kalmaz. Bunların hepsi de nefsine uydu dersin sonra. Kendi nefsini görmezsin. Çalışıyorum çalışıyorum olmuyor dersin, kendi nefsini görmezsin. Beni dinlemiyor kimse dersin, kendi nefsini görmezsin. Dervişlerden geçinmeye kalkan bir zakir batırır. Dervişlerden geçinmeye kalkan bir zakir batmaya mahkumdur.

Dervişlerden geçinmeye çalışmaya kalkan bir çavuş batmaya mahkumdur. Dervişlerin kafasını bulandıran zakirmiş, çavuşmuş, şeyhmiş, abimiş, amcaymış, imammış, emmişmiş, hacıymış, hocaymış batmaya mahkumdur. Yol kaldırmaz bunlar. Öyle nasibi bu kadarmış yok öyle. Allâh rahmet eylesin Şeyh Efendi’nin zamanında çok derlerdi bana. Mustafa Efendi burası sizin orası gibi değil. Çalışmayan hep bir bahane üretir. Gayret etmeyen, fedakalıkta bulunmayan bahane üretir. Adam işine bakmaz bahane üretir. Adam işine bakmaz bahane üretir. Kabahat müşteridedir. Adam dükkanına bakmaz kabahat müşteridedir. Adam mal alırken düzgün almaz kabahat toptancıdadır. Adam işine dikkat etmez. Kabahat bütün esnaflardadır. Hükumettedir kabahat.


5. Bölüm

İşler çok bozuk canım bu hükümet geldi çok bozuk oldu. Ben parayı tanıdığımdan beri ticaret yapıyorum. Ben parayı tanıdığımdan beri ben Bayındır pazarında maydanoz satmış insanım. Ailem çok zengin olmasına rağmen iyi ki maydanoz sattırmışlar. Ben hep dua ediyorum onlara. Ailemiz zengin deyip de kenarda tutturmamışlar beni. Abim utanırdı gitmezdi peki. Onu da böyle hoş görürlerdi. İyi ki ben orada maydanoz sattım. Benim babam 16 yaşında vefat etti. 16 yaşından beri benim ailemin bana bir tane zeytin yoktur. Bir tane zeytin. Bizde zeytin var. Zeytinleri toplarlardı. Ben bana da yemeklik 10 kilo zeytin yapmışlar. Kaç para kilosu? 10 kilo zeytin. Ben bana da yemeklik 10 kilo zeytin yapmışlar. Kaç para kilosu? 10 lira.

Verirdim ben anneme. Al zeytin parasını derdim. Şimdi Cenâb-ı Hak hamdolsun. Bak burada oturuyorum. Diyorum ki ailemin bana bir tane zeytini yok. Mücadeledir hayat. O yüzden nasip eyvallâh. Eyvallâh. Nasip’e inanmıyorum diye deyim. Biz bize düşeni yapalım. Ben adamın dükkanına giriyorum. Alışveriş edeceğim bakıyorum. Rafı tozlu. Çıkıyorum ben dükkandan. O adam dükkanına bakmamış. Hak etmiyor. Söylüyorum dükkanına bakmamışım. Nasihat ediyorum. Dükkanına bak, raflarına bak. Mal tozlu olmasın, rafın tozlu olmasın. Müşteri geldiğinde tozlu malı görünce der ki bu mal eski. Der ki bu malın modası geçmiş. Der ki bu malın modeli geçmiş. Yerini değiştir. Müşteri geldiğinde aynı yerde görmesin onu. Rafını değiştir.

Alttan üste al, üstten alta al. Yer değiştir. Çalış. Sabah kaçta açılıyor herkesin dükkanı? Dokuzda, sekiz buçukta gitse. Sen sekiz buçukta git. Ya esnaf bizim onda geliyor ya. Esnaf onda geliyorsa sen sekiz buçukta git. Dükkanını aç, rafını temizle. Her şeyine bak, bekle. Mücadele. Dergâh, sen önce git. Sen oranı zakir misin? En önce sen git. Sen oranın çavuşu musun? En önce sen git. Çayı demle, ortalığı temizle. Geleni karşıla, sen karşıla. Öyle yok. Sonradan, yok öyle bir şey. En önce sen gideceksin. En önce sen gideceksin. Aşacaksın, oturacaksın oraya. Tekkeyi bekleyen çorba içer. Tekkeyi bekleyeceksin. Dervişler geldiğinde seni orada görecekler. Diyecekler ki ya, sakinimiz burada. Çavuşumuz burada, bizden önce gelmiş.

Kendilerine çeki düzen verecekler. Sen onda gidersen herkes bekler. Kaçta geliyor, onda geliyor. Bizde ona beş kalı orada oluruz derler. Sen dokuzda oraya gideceksin. Dokuz buçukta oraya gideceksin. Eşine, çoluğuna, çocuğuna mücadele edeceksin, gayret edeceksin. Bakacaksın. Evine gayret edeceksin, bakacaksın. Evinizin dolabındaki soğanından haberiniz yoksa evin adamı değilsiniz. Bir kadın evinin dolabındaki soğanından haberiniz yoksa evin adamı değilsiniz. O andan pirinçten bulgurdan haberi yoksa evin kadını değil. Evde pirinç olduğu halde sana bir daha pirinç aldırıyorsa o evin kadını değil evine bakmıyor düzgün. Erkek bir sefer söylerse pirinç olması lazım evde. Nasıl yan? Evet. Sen bir daha bir bak.


6. Bölüm

Ya burada bitti. Olması lazım ya. Sen bir bak bir daha. O baktı bir daha pirinci buldu mu? Bir daha der ki kendi kendine. Herif benden iyi takip ediyor mutfağa der. Öbür türlü pirinç orada böceklenip gidebilir. Sorumlusu sensin. Birinci derecede erkek olarak. Birinci derecede erkek olarak. Aldığın maydanozu dahi bileceksin. Hafta içinde o maydanozu yemediysen maydanoz ne oldu diyeceksin. Bu salatada maydanoz neden yiyor? Ben roka almıştım pazardan diyeceksin. Bu roka neredeki? Ne oldu? Misafirlere mi ikram ettin? Canım roka istedi. işte aşağıda kalmış, yanda kalmış biraz sararmış. Sararmasın. Bir şey sararırsa, bozulursa hakkım helal değil. Elinin altındakinden sorumlusu mücadele edeceksin. Gevşeklik yok bu alemde.

Uyursan ölürsün. Uyursan ölürsün. Solagan bu. Uyursan ölürsün. Ey Davut, uyanık ol. Ne diyor Davut’a? Ey Davut, uyanık ol. Uyursan kurt kapar bir şey. Yırtıcı hayvanlar kapar. Allâh muhafaza eylesin. Nazar boncunun dinimizde yeri nedir? Yok ki. Dimde yeri olsun. Bir sohbetimizde X partinin geriye düşmesi için çalıştıkları kadar Allâh’a çalışsalardı bu ülkenin rengi değişirdi. Güllük gülistanlık anlamında dediniz. Sizi takip eden kardeşlerimizin hayatlarının tatlanması, bereketlenmesi için bizi bildiklerinizden faydalandırır mısınız? Biz de inşâAllah bu söyleyeceklerimizi, söyleyeceklerinizi uygulayarak bayram ve sonraki hayatımıza devam edelim. Rabbimiz sizi ve özellikle dergâh kardeşlerimiz güzelliklerle karşılaştırsın.

Âmîn. Bizim işimiz mücadele etmek, gayret etmek dedik ya, devam edelim. Bizim işimiz Kur’ân, Sünnet, vatan, millet mücadelesi vermek. Bizim işimiz bu noktada kendi hedef olarak, hedefimiz bu ülkede, bu memlekette Kur’ân ve Sünnet’in hakim olması, ondan sonra dünyada hakim olması, ondan sonra da semada hakim olması. Kur’ân ve Sünnet’in her noktada her alanda hakim olması, bizim bu noktadaki hedefimiz bu. Bununla alakalı biz dinimizi bu topraklarda yaşayacağız ve bu topraklara hakim kılacağız. O yüzden bu topraklar bizim için önemli. Ve biz bu topraklarda bu insanlarla, bu milletle bunu başaracağız. O zaman bu milletimiz de önemli bizim. Bu noktadaki bizim gayretimiz, bizim mücadelemiz, bizim tek noktamız bu meselede bu topraklarda Kur’ân ve Sünnet’in hakkıyla yaşanması, Kur’ân ve Sünnet’in hakim olması ve aynı zamanda da bu milletin bu topraklarda bu meseleyi becerip başarmasıdır.

Bununla alakalı partisi, purtisi, ıvır zıvır hepsi de araçtır bizim için. Araç. Ama birisi bizim elimizdeki kazmayı almaya kalkarsa, biz bu kazmayla bu toprakları kazacağız, yeni tohumlar ekceğiz. Bizim kazmamızı elimizden almaları demek bu toprağa kazmayın demek. Ya ne olacak bu kazmayı alsak dediklerinde kazma olarak görmeyin onu. Bizim elimizde bir kürek var, yol açıyoruz biz. Ya ne olmuş ki senin elinden küreği alınca senin yoluna bir şey dokunmadım ki. Kardeş, sen benim elimden küreği almakla benim yol açmamı engelliyorsun. Sen küreği görüyorsun, ben yolu görüyorum. Sen kazmayı görüyorsun, ben tarlayı görüyorum. Sen anahtarı görüyorsun, ben motoru görüyorum. Anahtar olmazsa o motor tamir olmayacak.


7. Bölüm

Ya ne olmuş canım? X kimse, sen o X kimseyi görüyorsun, ben onun arkasını görüyorum. Ne olacak canım? Sen yanındaki üç kişiyi hiç değiştirmiyorsun. Sen o üç kişiyi görüyorsun, ben arkasını görüyorum. Demek ki bir şey almakla da bir şey yol açmakla da bir şey bidon vermek. Ha demek ki bir şey araç. Biz araca da sahip çıkarız. Biz elimizdeki aleti de bırakmayız. O yüzden bir şey ha ama körelmiş kazıma, bileelim. Alalım örçlen çekişten bir güzel ağzını burnunu düzeltelim. Düzeltelim. Bu ne? Araca nasihat etmek. Ya Adnan hocanın varsa dövülecek yeri dövelim. Ama ben döveceğim onu. Ya Amerika, İsrail, İngiltere seni dövdür, sana dövdürmem bunu. Ben dövüleceği zamanı bilirim ben döverim onu. He sen geleceksin, operasyon yapacaksın burada.

Benim elimdeki araca diyeceksin ki ben buna ders vereceğim. Sen kimsin? Sen kimsin? Sen kimsin? Birisi de gelmiş mesela, örneğin geçmiş dönemde. ağabey bana müsaade et, evet müsaade edeyim. Bu dergaha bir çekidüzen vereyim. Aha hoş geldin 23 Nisan. Nesine çekidüzen vereceksin dedim. Ben ne yapacaksın? Böyle baktı şimdi bu bana. Bu üç beş sefer derslere geldi böyle. Ne yapacaksın? Projeni hazırla gelsen dedim. Aradan birkaç hafta geçti yok. Ne gördün, yanlışlık eksiklik olarak tespit ettin mi, ses yok. Ne gördün, ne vereceksin, ne yapacaksın, yine ses yok. Gel, otur, teşek. Hep beraber düzeltelim neyimizi düzelteceksek. Dışarıdan düzelttirmeye kalkmasın kimse bize. Birisi yön çizmesin. Yön çizecek olan gelsin nasihat etsin bize.

Biz bu noktada nasihata açıkız. Allâh bizi affetsin. O yüzden inşâAllah güzel şeyler olacak. Bu memleket iyi şeylere layık. O yüzden ara sıra böyle uhud gibi. Müslümanlar yaşarlar böyle şeyler her dönemde. Toparlanırlar. Bu tekerlek tümsek de kalmaz. Öğrenecek insanlar. Müslümanlar da öğrenecek. Yıllardan beri baskı altında yaşadılar, zulüm altında yaşadılar, inim inim inlediler. Böyle bir feraha kavuştular, şımardılar. Herkes şımardı. Partisi de şımardı, milletvekili de şımardı, hepsi de şımardılar. Belediye başkanları da şımardı. Şımarmadı değil. İnsanlar da şımardı. Halk da şımardı. Halk da şımardı. Herkes şımardı. Hiçbir zaman istemem memleketin sıkıntılı günler yaşasın. Ama nimetler karşısında nankörlük etmemek gerek.

Allâh nimete şükredenler deneymesin. Ben 250 imsakiye dağıttım. Bunlarda hacamadın faydası, kolanın zararları yazılıydı. Ama şöyle bir şey oldu, imsaki ellerde fıdır sadakası 10 TL yazılıydı. Aslında 11.5 TL’ymiş. Ben bunu bilerek yapmadım. Dağıttıktan sonra fark ettim. Matbaanın suçu mu, dükkanı mı? Dükkanı mı, benim mi? Sorum şöyle, bu imsakiye bakanların yarısının eksik vereceğini düşünsem. 125 çarpı 1.5 TL’yi ödesem hak sahiplerinin fıdır sadakası alacaklarınız hakkını ödemeye yeterli olur mu? 250 tane bastırdıysan 250 tane dağıtacaksın. Bana bir yol tavsiye ederek siz yardımcı olabilir misiniz? 250 çarpı 1.5 TL olacak o. Benim fazla nakitim yok. Zekatımı mı vereyim yoksa kaç tane? Bir nokta, beş, benim üstlenmem ve bu açığı nereye, kime, kaç gün içinde vermeliyim.


8. Bölüm

Ben sizin talebenizin ve düşünceli insanım. Bir sene moralim bozuk yaşamak istemiyorum. Harikasın ya. Belli zaten. Belli zaten. Ne yazık ki 250 çarpı 1.5’i yapacaksın. Bosna için Kur’ân ve Yasin hatimleri en son ne zaman demişler? Ayın 11’inde onlar bağışlayacaklar. Ayın 10’una kadar gitmesi lazım. Bir insanın zeki olması veya zeki olmaması Allâh’a olan yakınlığına etkiler mi? Evet. Misal birisi helal, haram veya tefsir hadîs konusunda bir şey söylendiğinde onu hemen anlar. Hayatına tatbik eder. Ötekisi fazla zeki. Fazla zeki olmadığından onu anlayamaz. Hayatına da tam olarak yansıtamaz. Bir eve gittik yemek getirdiler. Yemekten şüphelendik. Margarin veya başka şüpheli şey yapmışlar. Bu durumda ne yapmamızı tavsiye edersiniz.

Besmele çekip yiyeceksin artık. Bazı şeyleri değiştirmeye çalışmak kendine zulüm olabilir demiştiniz. İnsan hayatında ve kendini de değiştirmeye çalıştığın şeylerin iyi mi kötü mü olacağını bilmiyorum. Bilemiyorum. Dolayısıyla kendimize zulüm edip etmeyeceğimizi nereden bilebiliriz ki? Kendine zulüm etmek tam olarak nedir örneklerle açıklayabilir misiniz? Bu noktada bir insan Kur’ân ve sünnet hadisinde haramları terk edecek. Haramları terk ederekten, haramları terk ederekten. Bu farz zaten. Bunu yerine getirecek. Ama verenler de haramları terk edecek. Haramları terk ederekten, haramları terk ederekten. Bu farz zaten. Bunu yerine getirecek. Ama velakin bazı şeyler vardır, bazı haller vardır insanların üzerinde.

Haller geçicidir zaten. Bazen o geçici halle insan mücadele eder. Mücadele ederse o geçici haldir üzerinde kendisini zulmetmiş olur. Mesela uyumak istiyor ama uyuyamıyor. Kendini uyutmak için hap alp ilaç alp zulmetmiş oluyor o kimse. O uyuyamamak veya az uyumak onun sağlığını etkilemiyorsa, onun işini etkilemiyorsa onunla mücadele etmeyecek, değiştirmeye çalışmayacak. Bunun gibi. Bunu kendi üzerinde bir kimse değiştirmeye çalışırsa kendisine zulmetmiş oluyor. Bırakacak onu kendiliğinden. Veya bir kimse bir iş değiştiriyor sıkıntılı. Bu noktada kendisine zulmetmiş oluyor. Veya bir iş akıyor orada, akıp giden işi o kimse kendince böyle kendini zora sokacak noktaya götürüyor kendini. Kendisine zulmetmiş oluyor.

Bunun gibi. Allâh rızası affeyle. Biraz o tweetim benim kendime aitti. Benim yazdığım bir şey o. Kendime ait bir şeydi ama kendimle alakalı bir şey. Herkesi belki de aynı kefeye koymak biraz zor ama genel itibariyle bu. Her şeyle hoş olmak isteyen hiçbir şeyle olamaz. Kalbini hür. Kalbini her olur olmaz verene Allâh’tan hiçbir şey yoktur. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurdu. Bir kimse sabaha çıktığında kalbinde Allâh’tan başkasını bulursa ona Allâh’tan bir nasip yoktur. Hadisin manasını anlayamadım. Allâh razı olsun demiş kardeşimiz. Normalde bir kimse her şeyle hoş olamaz zaten. Bu normalde her şeyle hoş olmak felsefesi İslami değil. Biz haramlarla hoş olamayız. Biz Allâh’ın lanetlediği fiiliyatlarla hoş olamayız.


9. Bölüm

Allâh’ın lanetlediği herhangi bir şeyle hoş olamayız. Bu mümkün değil. O zaman her şeyle hoş olma fikri İslami değil. O yüzden biz Allâh’a dost olan şeylerle dost olmakla mükellefiz. Ya Musa dostumla düşmanımla düşman oldun mu? Biz Allâh’ın sevdiklerini sevmekle mükellefiz. Bizim mükellefliğimiz bu. Biz Allâh’ın sevdikleriyle gönlümüzü hoş tutacağız. Allâh’ın sevdiği hallerle biz barışık olacağız. Herkesle barışık münafık ol. Her şeyle barışık münafık ol. Bir kimse herkesle ve her şeyle barışık olamaz. Bu mümkün değil. Bu dini değil. Ey iman edenler, siz Hristiyanları ve Yahudileri kendinize dost tutmayın. Bak, herkesle barışık değilsin. Sizinle savaşanlarla siz de savaşın. Demek ki dost tutmuyorsun onunla.

Siz inanmayanları kendinize dost tutmayınız. Dost tutmayınız, âyet-i kerime. Hadîs-i şerif sizin ekmeğinizi namaz kılanlar yesin, müminler yesin. O zaman biz her şeyle herkesle hoş olma noktasında değiliz. Bu ölçü değil. Var ya bir kısım tasavvuf ehliymiş gibi görünenler. Bir kısım böyle kendilerince böyle kendilerince insanlık için insanlık seven, humanist, böyle bir İslam yok. Böyle bir anlayış da yok. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden bir Müslümanın haramlarla barışması mümkün değil. Haramlarla barışık olması mümkün değil. Kötülerle ve kötülüklerle barışık olması mümkün değil. Zalimlerle barışık olması, zalimleri hoş görmesi mümkün değil. Siz bir kötülüğü gördüğünüzde elinizde mümkün değilse, dilinizde o da mümkün değilse, kalple buğuz ederekten önlemeye çalışınız ki bu da imanın en zayıf noktasıdır.

Nerede bak hoştuk? Allâh muhafaza eylesin. Biz yeryüzün, âyet-i kerim ne diyor? Siz yeryüzünde iyiliği yaymakla mükellef bir ümmetsiniz. Yeryüzüne iyiliği yaymakla mükellef olan bir inanış sahibinin yeryüzündeki kötülüklerle, yanlışlıklarla, eksikliklerle hoş olması mümkün değil. Kalbini her olur olmada verene Allâh’tan hiçbir şey yoktur. Evet, insan Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dua ediyor ya Yarabbi kalbini senin dininde sabit eyle. Demek ki kalbi her olan olmaz şeye doğru döndürmeyeceğiz. Kalp esen rüzgara doğru gitmeyecek. Duygu savrulması yaşamayacak. Duygu savrulması insanları helak eder. Duygu savruklu insanları helak eder. Tarikattaki duygu savruklu insanın dervişliğinden gider.

Duygu savruklu nedir? Mesela ehli tarikat kendisini üstada rabdeder. Üstadın dışında bir yere rabdederse duygu savruklu yaşar. Adamın dervişliğe gider. Bir kadın kendisini erkeğine rabdeder. Eğer bir kadın duygu olarak erkeğine kendini rabdetmezse, duygu savruklu yaşarsa ailesi gider namusu gider. Bir erkek duygu olarak evine rabdeder kendini. Eğer duygu olarak bir erkek evine rabdetmezse, eşine ve çocuğuna rabdet demezse, babalık yapamaz, kocalık yapamaz, o ev dağılır. Duygu savruklu yaşamayacak bir kimse. Kalbini her olur olmaza teslim etmeyecek. Bir kız çocuğu kendince, kendi kafasından ya şunu sevivereyim ben. Hayır bunu da sevgiliye deyim, duygu savrukludur, harama gidiyor. Perişan eder kendini.


10. Bölüm

Bak perişan eder kendini. Gider namusu, aileye batılır. Duygu savruklu bunlar, Allâh muhafaza eylesin. O yüzden burada bir kimse, din olarak İslam’da kendisini sabit edecek. Hayatını Kur’ân ve Sünnet noktasında sabit edecek. Duygularını Kur’ân ve Sünnet dairesinde sabit edecek o kimse. Haram dokunmayacak, haram bakmayacak, haram yürümeyecek. Haram! Haram! Gücünün kaldıramayacağı bir şeye duygu savruklu yaşamayacak. Rezil eder kendini, Allâh muhafaza eylesin. Bir kimse sabaha çıktığında da kalbinde Allâh’tan başkasını bulursa ona Allâh’tan bir nasip yoktur. Kalbini her daim o kimse ravuta altında tutacak. Kalbinde her daim Allâh’ın zikri ve muhabbeti olacak. Eğer kalbinde o kimsenin Allâh’ın muhabbeti yok ise, bilsin ki şeytan yerleşmiş oturmuş oraya. hadîs-i şerif var ya, gece diyor yarısında bir kimse abdestli yatar da sağından soluna döndüğünde Allâh’ı zikrederse, Cenâb-ı Hak diyor ona ne isterse verir.

Bakın, sağından soluna dönerken dahi o kimsenin Allâh’ı zikrederse, o kimsenin kalbinde zikrullah olacak. Sağından soluna dönerken Allâh diyecek, dönecek. Solundan sağına dönerken Allâh diyecek, dönecek. Kalkarken Allâh diyecek, kalkacak. O kimsenin kalbinde Allâh olacak. O kimsenin kalbinde Allâh olacak. Kalkarken Allâh diyecek, kalkacak. Güm diye bir ses çıktı, Allâh diyecek. Onun kalbinde Allâh var. O uyusa da, yürüse de kalbinde Allâh var onun. Başka bir şey de konuşurken, güm diye patladı, Allâh diyorsa onun kalbinde Allâh var. Anne diyorsa kalbinde annesi var. Allâh yok. Kalbinde yok yani. Allâh muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi korusun inşâAllah. Cenâb-ı Hak kendi zikrullahının hakikatini gönlümüze, ruhumuza yerleştirsin inşâAllah.

İçin bakalım çayları. Saat 12, cancan 12’den sonra çalışmıyor ya bazıları. Sor. Bir şeyi seven, her şeyi seven. Bir şeyi seven, gerçekten bir şeyse her şeyi sevenmiştir zaten. Burada bir şeyden kasıt Allâh’sa, bir kimse Allâh’ı severse zaten Allâh’ı sevenleri de sevmiş. Allâh’ın sevdirdiklerini de sevmiş. Allâh’ın sevenleri de sevmiş, Allâh’ın sevdiklerini de sevmiştir. Bunlar böyle edebiyat değildir. Bir kimse Allâh’ı sevdiyse, peygamberi sevmemesi düşünülebilir mi? Ya sen peygamberi de seviyorsun, ikilik gerizekalı mı? Ya siz şeyhi de seviyorsunuz, ikilik gerizekalı mı? Hz. Ebu Bekir’i, Ömer’i, Osman’ı, Ali’yi sevmek imandandır. Şeyh İmam-ı Azam fetva koyar. Kim bunları küfrederse ehli küfürdür de.

Ne şimdi ikilikte mi İmam-ı Azam? Ehli beyti sevmek imandandır. Hadîs-i şerif ikilikte mi şimdi hadîs-i şerif? Uzun yol, benim yolum değil. Ottan, çöpten, böcekten Allâh’ı seveceğim diye uğraş dur. Uzun yol, benim yolum değil. Ben çok o kadar değilim, biraz kestirme gitmeyi severim, yapamam. Ottan böcekler uğraşamayacaklar. Allâh’ım senin sevgini, seni sevenlerin sevgisini, seni sevdirecek olanın sevgisini, gönlümüze bahşeyle. Âmîn. Kestirme yok. Çok kestirme. Çok kestirme. Şişt olan başlı degil. Onu sevdirenin sevgisi ne demek? Bu bir Üstad, bir mürşid, bir Allâh torusudur. Onun sevgiyi kim? Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. Bir de onun sevgisi. Bu fakir başka bir şey bilmez. Uğraşmaz başka bir şey.


11. Bölüm

Bunları seviyor olmak, eşini, çocuğunu, arkadaşını, dostunu sevmiyor demektir. Öyle bir kaldırılır ki. Mesela bir eşi, dost, arkadaşı, bir eşi. Öyle bir kaldırılır ki. Niye? E feda etsin ki. Hiçbir şey çıkmaz karşısına. Bir insan Allâh rızası için, kim Allâh için birbirini severse, arş alanın gölgesinde gölgelenecek. Neden öne çıksın? Sen Erkan’ı Allâh için seviyorsan, hiçbir gölgenin bulunmadığı yerde arş alanın gölgesinde gölgeleneceksin. Bunu Aravi veli olarak, mürşidi kamiller olarak bağlar. Der ki, bir kimse Allâh için bir veliyi, böyle de hadîs yeri var, oradan onu bağlar Aravi Hazreti Mevlânâ’da. Bütün sûfîler orayı bağlarlar. Derler ki, bir üstadı Allâh için sevmek. onunla alakalı bağlarlar ama biz meseleyi geniş dairede tutalım.

Müminler kardeştir. Müminler şefkatle ve merhametle davranır. O yüzden bir kimse Allâh için kardeşlerini de sevecek, üstadını da sevecek, eşini de sevecek, çocuklarını da sevecek, arkadaşlarını da sevecek. Bunda bir beis yok. bana şöyle gelmişti, bu yanlış mı? Selam dergâhtan, üstadın en çok sevdiği üstad, diğer üstaddan dolayı işte. Erkan’ı, Ahmet’i, Mehmet’i, Züleyman’ı sevmesi nasıl? Bu normalde dergâh vasıtasıyla tanışıyor ya, Cerkandan nereden tanıştın? Bu. Bu dergâh kardeşliğidir. Orada herkes bir araya gelmişler, Allâh için birbirlerini severler. Buradaki vesile, birbirini sevmesindeki vesile dergahdır, üstaddır, vesiledir. orada bir şey üstaddır. Dergahsa evet. Her şey burada bir şey üstad.

Bir şeyden her şey değil mi? Yok, bu öyle bir şeyden her şey o değil. Biz ölçü koyalım. Ölçü ne? İnsan derviş kardeşlerini sever. Ölçü ne? İnsan üstadını sever. Ölçü ne? İnsan bir mümin Hazreti Peygamber’i sallallâhu aleyhi ve sellem öteki’ni sever. Allâh’ı sever. Ölçü bu. Seyir nedir efendim? Seyretmek. Bosna’ya gittin arabayla öyle değil mi? Seyrettin mi yolları? Seyir. Aç. Konuşmaz öbür türlü. Allâh’tan hadîs-i şerif geçen dersinizde söylemiştiniz. Allâh’tan hayırlısını isteyiniz. Bir hadîs-i şerif fakat diğer bir hadîs-i şerifte de Cenab-ı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Allâh’tan af ve afiyet isteyiniz. Ve kısmı olarak sahâbe efendilerimize birçok hadîs-i şerifte Allâh’tan istenilecek belirli ölçüler çiziyor.

Ama biz sûfî eğitimimiz olarak Allâh’tan hayırlısını istemeyi burada tercih ettik. Peki hayırlısını istediğimizde bu varlık alemine istekle duada bulunamıyoruz. O zaman doğru olan hayırlısını istemek midir? Yoksa gönlümüzdeki, kalbimizdeki istekleri istemek midir? Burada bir sıkıntı, bir kabıza oluştu. Normal bir kimse gönlündeki, kalbindeki istekleri sıralarken hayırlısıyla diye şer düşecek. Ama Allâh’tan af ve afiyet isteyinizin başında hayırlısı yok. O hadise af ve afiyet isteyiniz hastalıkla alakalı. Sahabeden, onun nüzu sebebi şu, sahabeden birisi Allâh’tan sabır istiyor. Hastalığı bir türlü geçmiyor. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazreti ona diyor ki, sen nasıl dua ediyorsun?


12. Bölüm

O da diyor ki, yarabbi ben Allâh’tan sabır istiyorum. O da diyor ki, öyle dua etme. Allâh’tan afiyet iste diyor. O hadîs-i şerifin sebebi nüzulu bu. o kimse hastalığıyla alakalı, bir sıkıntısıyla alakalı Allâh’tan sabır istiyor. Bela, müsibet ve sıkıntıların karşısında Allâh’tan sabır dilenilmez. Orada Allâh’tan afiyet dilenilir. Bu hususta tıkınıyor iş. Mesela Bedir savaşında Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri yardım istiyor. Bunun dışında birçok Edebül Müfret’te duasına bakıyoruz ki çok şey istiyor. O inşallahın canı olmuştur. İnşallahın canı olan için bir şeyin kelama dökülmesi onu da içine kapsar. İnşallahın canı olan için hakikat noktasında onun isteği hakkın isteğidir. O yüzden o hayırlısı diye şart düşmez.

Biz kullaradır o hayırlısı diye şart düşmez. Biz kullaradır o hayırlısını istemek. O zaman bir kul hiçbir zaman normal bir istekte bulunmayacak mı? Bulunacak hayırlısıyla isteyecek. Yarabbi bana eşin hayırlısını, aşın hayırlısını, evladın hayırlısını, arkadaşın hayırlısını. Peki hayırlı olsa olan evlenmemesi ise? Efendim? Hayırlı olan evlenmemesi ise? Hayırlısını isteyecek. Nasıl kesp edecek onu? Kesp etmeyecek bir şey yok. Eğer evliliğim hayırlısıysa benim evlenmeme yardım eyle. Sadece Allâh’tan hayırlısını istemek, arkasına bir şey koymamak bir istekte bulunmamak, Allâh’a karşı nankörlük olur mu? Nankörlük Allâh’tan isteyecek. O zaman burada tıkanıyor Allâh’tan hayırlısını isteyin. Evet. Allâh’ım bana hayırlısını ver ama arkada bir şey yok.

Canım kardeşim istediğinin hayırlısını isteyecek. istediğimizin başına hayırlısını koyacağız. Önemli değil. Başına koy istersen ona koy. Yarabbi bana hayırlı bir eş, yarabbi bana eşin hayırlısı. Ne fark var bunda? Hayırlısını ver dediği zaman ölüm onun için hayırlıysa? Hayırlısıysa hayır, ölüm de hayırlısı. Ama ölümün de hayırlısını isteyecek. Bu arkasına bir eş istiyor mesela. Kesp ediyor, istiyor. Tamam. Doktor için mi söylüyor bu derken? Yok. Onun da hayırlısı. Onun arasından çıkamadım. Böyle onun arasından derken gene doktoruz işaret ediyormuş gibi oluyor. İşaret ediyor ya böyle. Mimiksiz söyle. Ben öyle anlıyorum. Mimiksiz konuşamadım ben doktor. Herkes her şeyi isterken hayırlısını isteyecek.

Yarabbi bana eşin hayırlısı, işin hayırlısı, aşın hayırlısı, rızkın hayırlısı, çocuğun hayırlısı. O zaman müdahale edebiliyoruz hayatı dua ile. Etmiyor diye bir şey söyledim mi ben bugüne kadar? Geçen derste ben bir haftadır onu düşünüyorum. Allâh’tan hayırlısını isteyecek. Tabii hayırlısını isteyeceğiz tabii. Yarabbi bize eşin de, işin de, aşın da, arkadaşın da, dervişin de, şeyhin de, yolun da, yoldaşın da, taşın da, toprağın da, atın da, avradın da, silahın da hayırlısını ver. Âmîn. Silah hayırlı olmazsa geri teperse ne yapacağız? Silah hayırlı olmazsa, ateş almazsa ne yapacağız? Eş hayırlı olmazsa, dinlemezse ne yapacağız? Yürü dersen yürümezse, otur desen oturmazsa ne yapacaksın? Saçını başını yollarsın.


13. Bölüm

Bu kapkara saçın sakalın bembeyaz olur. Hayırlısını iste. Tüm ne kardeşler de Cenâb-ı Hak hayırlısını arasın. Şimdi. Bir kardeş böyle geçmiş zamanda Şeyh Efendi’ye gelip gidiyormuş böyle. Efendim dua etti bir minibüs alayım dervişleri gezdireceğim. Dua et efendim. Bir minibüs alayım. Hayırlısı diyormuş hep Şeyh Efendi. Hep hayırlısı diyormuş. Bir gün gelmiş efendim demiş ya. Dua et. İyi oğlum Allâh sana bir minibüs versin derviş. Ne işi evde bu arkadaş? Bu minibüs alıyor. Bir iki getirip götürüyor milleti. Ondan sonra dergahı da bırakıyor. Hiç gelip gitmiyor. Böyle bir mevzu oldu böyle. hayırlısı meselesinden. Şeyh Efendi filanca var ya Mustafa Efendi evet efendim. Geldi gitti minibüsüm olsun.

Geldi gitti minibüsüm olsun. Evladım hayırlısını. Evladım hayırlısını diyorum. Dinlemiyor beni dedi. İllaki minibüs istiyor dedi. Bir gün geldi gene dedi. Efendim bir minibüsüm olsun. İyi olsun oğlum Allâh. İyi olsun demiş oğlum. Bu kadar. Tabi bu minibüsü alıyor. Derviş gezdirecek sözde. Aradan bir ay geçiyor. Yerler esiyor ortalıkta. Şimdi dedi arkadaşlar çağırıyor gelme oğlum dedi. Her şeyin hayırlısı. Biz bilemeyiz. Hakkımızda neyin hayırlı olup neyin hayırlı olmayacağını. Biz isteriz. Cenâb-ı Hak benden isteyin. İstemek kulluğunu göstermektir. Dua etmek kulluğunu göstermektir. Dua ederiz. İsteriz. İstediğimizin icabını yerine getirmek için gayret gösteririz. Ama bunu isterken de hayırlısını isteriz.

Demirci Yakup gitti mi? İçinden niyet edeceksin. Bu insanların kendi görüşüyle bakışıyla alakalı. Gerek yok. Yemeğini senin namaz kılanlar yesin. Duruma bağlı. şöyle duruma bağlı. Mesela birisi vardır. O kimse mesela tüccardır o kimse örneğin. Veyahut bir iş yapıyordur. İşi zorlanmıştır. Ona zekat verirsin. O adam tekrar ayaklarımız tekrar zekat verir hali gelir. Ama bir insan vardır mesela ona geçinecek kadar. Bu duruma konuma göre değişir. Ama bunun sıralamayı kayarken fakirlere, miskinlere, borçlulara, Allâh yolunda mücadele edenlere, cihâd edenlere, yolculara diye sıralamış bir kimse. Bunda birinci derecede o kimse için akrabalarına din böyle hükmediyor ya. Bu noktada bir kimse bakıyorsun akrabalarına.

Kur’ân Sünnet’ten hepsi de uzak var. Bu benim bencesi bu. Kendimcesi. Ben yakınımdaki dervişler bakarına ulaşırım ki. Ben kendimi öyle düşünüyorum. Bu herkese ölçü değil. Ben burada oturuyorum, burada kalkıyorum, burada yiyorum, burada içiyorum. Benim için hayat burada geçiyor. Öyle olunca herkesi kendince büyütmüyor. Sıralamada kategorisi var. Nefistendir. Rızık ayrıdır, mağlun nimet ayrıdır. Mağlun nimet, giydiğin kıyafet. Rızık yediğim için. Şeytanın vesvesesi. Üzerine düşen vazifeleri yerine getirmek bir kimse için farklı. Öyle olur ki sûfî şeytanı görür. Sûfî şeytanı görünce alay eder onunla. Bu sufinin şeytanı alayla görmesiyle alakalı. O hale gelen sûfî için geçerlidir. Rahmetinin sınırı var mı?


14. Bölüm

Neyin sınırı olsun ki rahmetinin de sınırı olsun. Bizim algılım anlamamız için. Allâh yüz parça ayırmadı. Yüz olsa dedi çünkü en fazla büyük rakamlardan birisi o. Birisini dedi dünyayla. Yok öyle değil yani. Bereket Cenab-ı Hakk’ın kendi uhdesinden, kendi katından bir kimseyi nimetlendirmesidir. Her şeyle beraberdir o. Çok uzun sürüyor. Yine aynı noktaya geldi. Bağlılığında yine sebebim var. Biz diyorduk bir milli mesele sen varsın diyorduk. Yok bir tane daha var bu şarkıda. Ayağını sürüyorsan onunla da bitmeyecek yani. Arkadan bir tane daha gelecek gibi geliyor. Sırada şimdi bu mu takoz oluyor bütün herkesin? Söyle yavrum. Evet korku. Senin korkun mesela evlenemem mi? Örneğin. Boğulma korkusu.

Suyun içine mi girdi? Vay nelerle uğraşmışsın sen doktor ya. MâşâAllah ya. Aman. Cancağızım tanımıyorum ki ben korkuyorum. Nasıl bir şey? Mesela mesela suda boğulmaktan korkuyorum. Örneğin mesela. Ben Allâh affetsin. Cenâb-ı Hak’a hamd ediyorum bu noktada. Ben bir korkuyla karşılaşmadım hiç. Benim korkum bir tek korkum benim korkum farklı bir noktada. Ya bu söylediğin şeylerle benim bunlarınla hiç karşılaşmadım. Yok canım. Olması lazım. Ya benim mesela hayatla bir korkum olmadı hiç yani. Sizin anlattığınız bu meselelerle alakalı hiç korkum olmadı. Ya benim hayatımda bir korkum olmadı hiç yani. Benim hayatımda bir korkum olmadı. Sizin anlattığınız bu meselelerle alakalı hiç korkum olmadı. Ben korkuyla derviş olunca tanıştım.

Ya ben mesela bu artık korkmak mıdır? Veyahut o duygu nasıl bir şeydir mesela? Ben şeyhimin yüzünün eğilmesinden korkardım mesela bana karşı. Beni alt üst eden şeylerden birisi buydu yani. Bu yenilmez mi şeyden? Bu yenilmiyor zaten. Ondan sonra mesela hala daha ben Allâh affetsin şeyhim böyle yüzünü eğecek bana diye ben korkarım. Hala daha korkarım. Mesela Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri böyle nasıl söyleyeyim? yüzünü eğmeyi bırak böyle ne bileyim böyle bir makuliyet vardır ya o makuliyetten böyle bir perde böyle bir parmak var. Makuliyet vardır ya o makuliyetten böyle bir perde bir şey intitaya vuracak diye korkarım. Düşünmem efendim. Düşünmem ama korkarım. Bunun normalde o korkuyu gözümün önünde bir başkasının yaşadığını gördüm oradan geldiğince ben.

Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Ben de Allâh affetsin böyle şeyleri çok konuşmak istemiyorum ama birilerine bakmadığını gördüm böyle Allâh muhafaza eylesin. Bütün kardeşleri muhafaza eylesin. Âmîn. Böyle değişik zaman zaman değişik şeyler tecelli ediyor böyle Allâh muhafaza eylesin. Ben bütün hayatı alıp bir kenara koyarım onu yaşamamak için. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Normal bir şey değil yani. O normalde mümin korkuyla ümit arasındadır o normalde dünya ve uhrevi hepsini içinden kapsıyor burası farklı bir şey. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Efendim. bu kalbimin alakası ne? Onu bilmiyorum belki de benim de yetişmemle hayatla alakalı bu ben sonuçta fazla kırılıp dökülen bir kimseyim. Alışmışım ben o tür şeylere o yüzden hayat beni korkutmuyor hiç.


15. Bölüm

Normal yaşadığımız bu zahiri hayatın hiçbir şeysi korkutmuyor beni. Beni korkutan bu ucatıyor insanı. Bu tabi insanların herkesin kendine göre korkuları vardır korkusuz kimse yoktur. Ama öyle zahiri dünya ve korkular ben yaşamadım. derganın içersinde benim normalde korkum benim şeyhimle alakalı. Ben mesela eski arkadaşlar bilir Şeyh Efendi gelecek deyince çakmak gibi olurduk biz ya normalde mümkün değildi. Her sohbet bir öncekinden kalabalık olmalıydı. Bu bayındır ödemiş bursa bunun içerisinde dahindi yani. Benim bulunduğum yerde kaç dermişler burada? 20. Şeyh Efendi geldiğinde 25’tir orası. Bir daha geldiğinde 30’dur şey olarak yani. Değildir öyle mümkün değildir. O normalde mesela bu ama bende bu bir şey hayat algısı gibi.

Ben ticarette de aynıyimdir. Ben bu sene diyelim ki 100 lira yaptıysam bir dahaki sene 150 lira yapmam lazım. Ben dergahda da böyle bir şey yapmam lazım. Ben dergahda da aynı. Bu sene diyelim ki 5 ile gidiyorsam bir dahaki sene 6 ile gitmem lazım. 7 ile gitmem lazım. Ben kendimi de öyle konuşlandırıyorum bu noktadan. Benim böyle. Hayat çizisi böyle. O yüzden korku olunca ben bir tek şeyhimin bana yüzünü eğmesinden, benden memnun olmamasından korkardım. Benim üzerimde bir memnuniyetsizlik oluşmasın diye mücadele ederdim bu noktadan. Ne maddi ne manevi hiç bir şekilde böyle bir yüzünü eğmek dediğim oy. Şeyh Efendi mesela yanında durur mu? Yok. Ne maddi ne manevi hiç bir şekilde böyle bir yüzünü eğmek dediğim oy.

Şeyh Efendi mesela yanında durur mu? Konuşmaz hiç. Onun öyle tavırları var. Mesela anlarsın sen. Evinde kalırsın. Evinde yer içer. Konuşmaz seninle. Ben de yaşanmadım. Başka yerler gördüm ama. Dedim ki böyle oluyor Mustafa Özbahir demek ki. Öyle öğrendim ben. Ama benimle mesela birkaç sefer öyle nasıl söyleyeyim böyle tavırlı davrandığı oldu bana da. Ben hemen sordum. Efendim ne oldu? Yok bir şey. Var efendim. Meşhur anlatıyor mu arkadaşlar? Oğlum senden gizli şeyhlik yapıyor dedim. Ben hemen çıktım herkesin önünde dedim ki birinize özel ders verdiysem, özel esma verdiysem, özel rabıta verdiysem, size şeyhlik yaptıysam. Böyle bir şey yaptıysam söylemiyorsanız hakkım varsa hakkım helal değil.

Böyle bir şey dedim. Ölünceye kadar sizin önünüzde gelir de ben şeyh oldum dersen dedim sakalımını tutup tükürürüm ona. Bitti muhabbet. Evet bu korkuydu. Vardı. Hala daha var benimle. Ben yattığım yerden ayağa kalkıyorum onu gördüm ben. Ayrı bir şey. Mesela arkadaşlar rahat bizim şimdi. Hiç öyle rahat olamadınız. Ben hiç sözünü kesmedim. Hatırlamıyor musun? Sözünü kestim. Bu bir şey konuşurken efendim bir şey diyecektim. Hatırlamıyor musun? Hayır. Hayır böyle değildi. Hatırlamıyor mu hiç? Böyle olmaz. Hatırlamıyorum. Hiç hatırlamıyorum. Hiç hiç. Bak hiç hatırlamıyorum. Bak hiç hatırlamıyorum. Kendim bazen böyle aklıma gidiyor. Hiç dedim mi diyorum böyle. Allâh affetsin şatat yapmak için söylemiyorum.


16. Bölüm

Düşünüyorum. Yok. Baktım. Ya normalde baktığım yerde görmediğimde imanımı sordular bunlar. Ben ne yaptım derdim kendi kendime. Şimdi basit geliyor bunlar da. Ama gerçekten Şeyh Efendi şeyhlik yaptı. bunu şatat olarak söylemiyorum böyle. Allâh affetsin hakkınızı helal edin. Günün hangi saat olduğu önemli değil. Dın telefon açar. Benim telefonum birinci sırasındadır. A baba yazar. Selamun aleyküm. Aleyküm selâm efendim. Aleyküm selâm efendim. Mustafa Efendi nasılsın? Allâh rahatsın efendim hamdolsun. Ben neredeyim şimdi? Bu kadar. İlk oturduğu oda odanın koltuk perde renkleri odada bulunanların üzerindeki örtü renklerine varınca kadar. Bayansa bayan erkekse haydari rengine varınca kadar. Daha ileri simalarına varınca kadar.

Böyle yaparım. Aha ne gördün? Kolundan vurur. Aha anlat bakalım gördükleri. Başlarsın. Başlarsın. Birine dedi nakiblerden birisine. Ne gördün dedi. Hiçbir şey görmedim efendim. Kestane şekerde mi görmedim? Sen gel. Ayakla pirinci taşımasın. Hayat durdu. Mustafa Efendi anlat. Bana ne gördün demiyor. Ben başlıyorum. Şöyle oldu böyle oldu. Ha iyi. Sen iplik görmemişsin. Tahta bu. Ben de o zaman iplikçilik yapıyorum. Sen iplik görmemişsin demek ki. Ona diyor ki kestane şekerde mi gördün? Ona diyor ki sen iplik görmemişsin demek ki. Normalde şimdi. Şimdi bu internet çok fazla ya. İnternetin bir veçesi dercan. Dervişlerin dervişliklerini yiyip bitiriyor. adam oturup zikir yapmıyor mu? İnternette dolaşıyor adam.

Adam gece iki rekat namaz kılmıyor. Adam yarım saat rabıta etmiyor. Adam iki saat zikirde oturmuyor şimdi. Oturmuyor. Herkes şey şimdi. Çok biliyor herkes. O kadar çok biliyor ki. Kelam, laf. Okuyor ya oradan. Hayır, yok. Otur, üç saat zikir yap. Yok. şu cemaatin içerisinde parmakla sayılır oturup üç saat zikir yapacaklar. Derviş kardeşlerine karşı yumuşaklık yok. Tuhaf zamandayız. O yüzden Allâh yesin inşâAllah. Âmîn. Korku güzeldir bu manada. İnsanı Allâh’a yaklaştırır. İnsan bu tip manevi korkular onu terbiye eder. O kimseyi kendi kendine adam disiplin eder. Manevi terbiye eder bu. Adam kendi kendine düşünür. Yüzüme bakmazsa o korku daha şeydir yani. Şeyh Efendi’nin evinde benim bir odam vardı.

Burası sana ait Mustafa Efendi dedi. İstediğin zaman burada gelin, yatan, kalkın, oturun, kıydın. Burası sana ait dedi evinde. Bunu düşündüğüm zaman ben manevi evim. o halden geri düşmek var ya. O insanda insanı disiplin eder. o yakınlık insanı daha da ince davranışa götürür. Şimdi bir kimseye yakın olduğunu zannediyor, gevşeklik yapıyor. Ben Şeyh Efendi’ye yakınım ya. Ben bunu yaparım. Ya sen yakınsan daha ince davranman lazım. Daha disiplinli davranman lazım. Daha edepli olman lazım. O yakınlığı gevşeklik ve terbiyesizlik olarak görür. O daha sıkıntılı. Şeyh Efendi yanında en disiplinli insanları götürürdü. Bizim nerede? Hüseyin Aga gitti mi? Hüseyin Aga’nın kayınpederi de dergahdaydı. Benim yanımda dedi.


17. Bölüm

Sen dedi yanında taşıdığın insanlara dikkat etmiyorsun dedi. Vardı ya onun yanında taşıdığı birkaç tane adam. Onlarla alakalı. Dedi ki sen dedi yanında taşıdığın adamlara dikkat etmiyorsun dedi. Yanında taşıdığı adamlar örneğin işte. Örnekliyorum şimdi. Çanakkale’ye gitse. Halit Efendi buranın kuzuları çok güzelmiş. Kuzu yiyeceğiz mi der adamlar. Kardeş sizin katmeriniz güzeldir katmer yap der adamlar. Ben Hacabi’ye de önceden söyledim. Hacabi bunları yanında taşıma. Bunları yanında götürme. Bir başka yere bunları gönderme. Ben söyledim iki hafta üç hafta sonra Şeyh Efendi söyledi. O zannetti ki ben Şeyh Efendi’ye söyledim de söylüyor. Oysa ben onun manevi ikaz geleceğini görüyorum. Şeyh Efendi öyle şeylere hiç böyle Müslüman kal davranmaz.

Hiç ama. Hiç. Hiç müsamakar davranmaz. Dedim Hacabi bunları götürme yanında. Bunları gönderme bir yere. Bak dedim bunlar senin başına sıkıntı olacak. Mustafa Efendi hizmet ediyorlar. Hacabi yapma. Dedim yapma sıkıntı olacak. Şeyh Efendi söyledi yüzüne. Şeyh Efendi söyledi yüzüne. Ve o adamlarla Hacabi sattı zaten sonunda. Gevşek adam satar seni. Öyle olmadı mı? Hepsi de sattı. Bak hepsi de sattı. Gevşek adam satar seni. Gevşek adamla yol yürünmez. Arkadaşı kedilmez. Adam diziplinli olacak, edebli olacak, terbiyeyle olacak, çizgisi belli olacak. Böyle lagara lagara olmayacak fazla. Onunla yol yürünür. Bir yere gittiğinde seni utandırmayacak. Senin başına eğmeyecek. Koşmayacak. Şunu alacağım, bunu alacağım.

Şunu yiyeceğim, bunu içeceğim, ona yapacağım diye. Diziplinli olacak, edebli olacak, terbiyeli olacak, çizgisi belli olacak. Böyle lagara lagara olmayacak fazla. Diziplinli olacak adam. Dalmayacak her yere. Adam gitmişin misafir orada, evde diyorsun ki ya sizin katmeriniz güzel olur. Ona ne düşer? Ona katmer yapacak, getirecek. Delirir mi? Denmez. Otur oturduğun yere. Dervişlik. Ne getiriyorlarsa ye. Dervişlik yap. Ne getiriyorlarsa ye. Bırak. Gerisi yok bıçağın. Bosna’ya gittik, yaptım diye değil. Her sabah herkesle beraber oturdum mu kahvaltıya? Oturdum. Her akşam da oturdum mu? Oturdum. Bu benim sağlığıma zararlı dedim mi bir şey? Yok. Dervişlik. Herkes yedinden yiyecek, içtiğinden içecek.

Niye yetecek? O ara ne geldik? Ben buraya dervişliğe geldim. Vazifeye geldim ben. Disiplin. Saat kaçtı yemek? Altıda. Altıda orada olur mu? O niye yetecek? Disiplinli olacak. Yoksa yemesini bilmiyor ama benim sağlığım müsait değil. İrmadım ileride, kuzuşuyorum. Gitti. Yok. Dervişler orada yiyorlar. Dervişler orada yiyorlar. Yok. Dervişler orada ne yiyorsa sen de onu yiyeceksin. Dervişler nerede yatıyorsa sen de orada yatacaksın. Dervişler nerede yürüyorsa sen de orada yürüyeceksin. Bizim aldığımız sûfî eğitimi bu. Benim bildiğim sûfîlik bu. Disiplin. Yanında duran adam disiplinli olacak. Şuraya giden çay içivereyim, burada yiyevereyim. Şuraya giden çay içivereyim, burada yiyevereyim, buradan içivereyim.


18. Bölüm

Taşıma yanımda. Götürmeyin çay. Yok. Yanlış. O yüzden gevşek insan her yerde gevşektir. Dervişlik ise disiplin ister. Adam disiplinli olacak. Çok konuşmayacak. Çok her şeye atlamayacak. O yerleşecek insanın içinde. Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi bize öyle öğretti. O yüzden ona yakın olmak daha disiplinli olmayı gerektir. Mesela yol giderdik biz onunla. Bir yerde Mustafa Efendi abdesthase çekiyor. Bir yerden mola verdim. Emredersiniz. Durup girerim ben bir yere. Hemen derim benzinciyi doldur. O gider tuvalete. Ben Allâh’sını gönderiyorum. Doldur. O gider tuvalete. Ben Allâh’sını götürürüm. O abdestini alır namaz kılıncaya kadar. Ben arabanın benzinini alırım. Abdest alacaksam abdestimi alırım.

Namazı kılarım. O çünkü namazın sünnetini kılar. Farzından iki rekat şey yapar. Kaza iki rekat seferi kılar. Anında sünnetini kılar. O tamam eder. Ben hemen farzını kılarım. Bitiririm ben. Benim vazifem var. Ben hemen o soracak çünkü biliyorum. Arabanın camı temizlenecek. Gece ise farlar temizlenecek. Soracak çünkü biner binmez. Biliyorum ben onu. Mustafa Efendi camı temizlendi mi? Temizlendi efendim. Farları da temizlettim mi? Temizlettim efendim. Karnını doyurdun mu bunun gurur torpudu? Doyurdum efendim. Aa mâşâAllah iyi olur. Hayırlı yolculuk adım. Allâh razı olsun efendim. Bitti. Ben bir sorabilir miyim? Yok. Rüya gördüm, yok. Hal gördüm, yok. Şunu yaptım, yok. Bunu yaptım, yok, yok. Araba kullanıyor mu?

O oturur, tespihini çeker. Hal görür. Konuşur yanında. Tespih çekip çağırır. Tespih çekip çağırır. Ha? Ha. Muampir başladı, ses seda yok. Ben kullanıyorum. Biliyor musun Mustafa Özbahar? Sen dikkat et kendine. Başlar muampir. Sonra döner. Mustafa Efendi, ne konuştum ben? Estağfirullâh efendim. Duymadın mı ses yaparını? Ha. İyi. Başkası görse, duysa, deli olmuş burada değil mi Mustafa Efendi? Estağfirullâh efendim. Konuştuğum bazen arkada acan ne olur, o da şey. Mustafa Efendi, konuştu ya dede. Ses yok gene bende. Karı kocası ne girsin? Asla girme. Yok. Ya sen neden söylüyorsun? Dede horlamadı mı? Duymadın mı sen? Bende gene ses yok. Dede, abdestin bozuldu senin diyor. Horladın sen diyor şimdi ona.

Ondan sonra. Mustafa Efendi, abdestin bozuldu mu evladım? Abdestin bozuldu mu evladım benim? Hayır efendim. Yok. Zaten deli gidiyor benden içine arkada. Gene ses yok bende. Dönüyor. Mustafa Efendi, abdestin bozuldu mu benim? Yok efendim, bozulmadı diyorum ben. Ya abdestin bozulma hükmünü vermem için benim. Bir. Şimdi bak şeriata bak. Bir. Aslandığı yastığı aldığım zaman o uyumaya devam ederse hanefeye göre abdesti bozuldu. Ben arkasından yastık almadım ki. İki. Yerlendiğini duymam lazım. Ben yerlendiğini duymadım. Yastığı alıp da o yatmaya da devam etmedim. Onu da görmedim. Benim için abdestiyse abdesti. Abdestinin bozulduğuna dair bir hükmüm yok. Şimdi hacı anne bastırıyor arkadan abdesti bozuldu diye.

O bana söylüyor. Abdestin bozuldu mu evladım diyor. Hayır efendim diyorum ben. Benim elimdeki delil bu. Arkadan bağırıyor tamam mı? Ben gene susuyorum. Şeyh Efendi bakıyor. Kadın kısmı böyle der Mustafa Efendi. Bende gene ses yok. Yorum yok hiç. Yorum yapan batar çünkü orada. O istediği yorum yapar. Eşi değil mi? Eşi. Eşi. Karısı istediği yorum yapar. Derviş yani. İstediğin derviş ile alakalı. İstediği yorumu yapar. Sen, sen dervişsin. Sen yorum yapamazsın. Sen edeli aşamazsın. Bir şey söylersin ağzından çıkar. Baltayı taşa vurursun. He efendim kadın kısmı böyle dese. Onun eşi ya. Sen onun eşine nereden laf söyleyeceksin? Bir insan şeyhin eşine laf söyler mi? Hayat biter. Hep disiplin. Ey Davut uyanık ol.

Uyanık ol Mustafa Özban. Sakın ha gaflete düşme. Gülerken ısırır. Yapıyor şimdi. Sen de yaparsan yandın. Sen duruyorsun. En gülünecek mesele de dahi. Sonra güleceksin. Erteleceksin. Yanında sen de kahkahattın. Gitti. Mustafa. Bunların yanında gülmeye de geldi. Bizim nafız. Demişler ki ona şey. Uçakta Adnan demiş ona. Nar suyu istesen demiş. Nerede Adnan? Gitti mi? Kostes geliyor ya şimdi. Neyi alırdınız? Nar suyu diyor. Bu da. Nar suyu vardı yoktu bir kukara kukara arkası kopuyor. Ondan sonra. Döndüm. ne oluyor? Dediler ki nafız nar suyu istiyor. Şimdi o arada da bir nafız fenomeni başladı grupta. Ondan sonra. O kaldığımız otel için dört yıldızlı diyormuş. Birisi bakmış havaya öyle. Valla ben yıldız mıldız görmüyorum demiş.

Böyle bir iki daha şeyler var. Herkes nafızın üzerine latifeleşiyor. Bir iki damla. Arkadaki kıkırdakı. Kıkırdayınca böyle bir baktı. Yavaşla inceden böyle ondan sonra döndü. Oğlum bu dervişlerin yanında dedi. Latife etmeye de gelmiyor dedi. Kıkırdamayacak yanında. Kıkırdamayacak yanında. Kıkırdamayacak yanında dedi. Kıkırdamayacak yanında dedi. Kıkırdamayacak yanında dedi. Kıkırdamayacak yanında dedi. Görümeyen disipline vardı Allâh’ın emrini. O yüzden korku lazım. Korku insanın disipline de her noktada. Allâh bizi affetsin. el-Fâtiha.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Râbıta. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı