Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

446. Dergah Sohbeti – Zekat Hukuku, Sünnetin Anlaşılması ve Şeyhe Tabi Olmak

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 446. Dergah Sohbeti – Zekat Hukuku, Sünnetin Anlaşılması…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenize hayır eylesin inşâAllah. Cenab-ı gününüzü hayırlı eylesin. Hayırınızı yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Annem ve babam bir Bursa’ya bir saat uzaklıkta kalıyorlar. Biz de Bursa merkezindeyiz. Babamın yanına gitmeye niyet ediyorum. Babama telefon açsam, baba hafta sonra oraya geleceğim desem Babama söz vermiş mi olurum? Evet. Sonra gitmesem bir sorunluğum olur mu? Evet. Akayit kitaplarında ilahileri müzik eşliğinde söylemek kühürdür yazıyor. Şimdi ilahiler hep müzikle söyleniyor. Bunu biraz açıklar mısınız? Bu bizim söylediğimiz ilahilerle alakalı değil. O castıkı castıkı var ya onlarla alakalıdır. Allâh-u Alem. Manevi olayların çoğu peygamberlerin çıktığı yer Arap yarımadası veya ona yakın yerlerin olmasının hikmeti nedir?

Cenâb-ı Hak öyle seçmiş. Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyruluyor. O kimseler işlerini istişare ederek yaparlar. Buna göre istişare etmek farz mı olur? Evet. Toplumu ilgilendiren meselelerde, cemaati ilgilendiren meselelerde, aileyi ilgilendiren meselelerde istişare etmek şart olur. Abimin dükkanı var. Abim bana soruyor. Dükkana gittin mi diyor. Ben de gitmediğimi söylemek istemiyorum ama yalan da söylemek istemiyorum. Ne gitmemesi desek abim de daha başka bir şey sorması böyle söylemekte bir sakınca var mı? Şer an kendinizi kurtarmış olabilirsiniz ama aldatan bizden değildir. Ya normalde bunu kelime olarak iki kişiyi barıştırmak için veya bir meseleyi bu noktada üzülmesini önlemek için bazı şeyler söylenmekte beis olmayabilir.

Ama bu noktada dükkan meselesi girince işin içerisinde ne bileyim birisinin aldanması kandırılması girince iş sıkıntılı. Aldatan bizden değil. Peygamberimiz bu zamanda yaşasaydı piyasalarda bulunan diş fırçası kullanırdı demek doğru mudur? Yanlış. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu zamanda yaşasaydı böyle yapardı şu zamanda böyle ederdi demek doğru bir tespit değil. Ama normalde sünnetlerini yaşamak, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetini anlamak, o sünneti idrak etmek, o sünnete göre yaşamak bütün Müslümanların üzerine önemli bir vazife. Bunu farz olan farz olarak görenler var. Teknoloji gelişti çok teknik fırçaları çıktı. Misvak yerine bunları kullanmak sünnete aykırı olur mu?

Bu noktada ağız temizliği ağızı temizlemek dişleri temizlemek sünnet misvaklanmaktan sünnet olarak bunu algılayabiliriz. Bir kimse Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri misvak kullandı bundan amaç bundan kasıt bir kimsenin ağız temizliğidir. Ağız temizliğine dikkat etmek için dişleri fırçalamak veyahut çalkalamak gargara yapmak bakım yapmak çürüklerini çarıklarını ağız kokusunu gidermek sünnet bunu misvakla yapabilir mi bir kimse evet. Misvak kullanmakta bu manada sünnet mi evet bunu misvak kullanmadan başka araç gereçlerle bunu yapsa bir kimse sünnet yerine getirmiş olur mu evet. Burada sünneti iyi anlayalım buradaki her sünnet için böyle onu iyi anlamak göbekli bir kimseye Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri elini böyle göbeğine batırmış o kimsenin bizden değil demiş.


2. Bölüm

Buradaki bizden değil dediğine göbeklik kül olum fazla kül olum bizden değil dediği bu ümmetin haricini çıkarmak değil iyi anlamak burada analize o yüzden misvak kullanmak ağız sağlığına diş sağlığına ağız kokusunu gidermek. Bunu normalde fırçayla mı yaptın süpürgeyle mi yaptın ne bileyim tuzla mı yaptın karbonatla mı yaptın bir ilaçla mı yaptın eyvallâh sünneti yerine getirmiş ama şu da hak bir kimse bunu aynen Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yaptığı gibi misvak ağacı ile yapabilir mi ala en güzeli ne bu bakın en güzeli bu. Hiç olmazsa günde bir sefer iki sefer ağızlarınızı misvaklayın sünneti yerine getirin yoksa teknoloji bir şey çıkarız o farklı bir şey Allâh ruhundan ve nurundan Hazreti Peygamberi yarattı demiştiniz buradaki Allâh’ın ruhu ve nurunu nasıl anlamalıyız.

Bunlar müteşabi bunu ben söylemedim Hadesi kutsi Cenâb-ı Hak öyle diyor o yüzden bunun ruhu ve nurunun manasının ne olduğunu bu fakirin söyleyebilecek kadar ilmi yok. Çocukları sünnet ettirme yaşı kaç olmalı belli bir yaş gerekir mi Allâh razı olsun Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri doğduğunda birkaç tane rivayet var doğduğundan itibaren belli bir aya kadar hemen yaptırdığı söyleniyor doğa doğmaz kimisi 7 yaşına kadar diyor o yüzden bütün ulema ittifak etmişler 0-7 yaş arası olarak. Mukavelede Kur’ân’ı takip ediyoruz takip edemediğimiz günlerde dinliyoruz dinlemek yeterli midir yoksa eksik cüzleri okumamız gerekiyor mu takip edeceksiniz oturup Kur’ân-ı Kerim’den zekatı neye göre vermeliyiz mesela benim bir evim bir arabam var arabam 30 bin TL arkadaşımın arabası 60 bin TL nasıl ve neye göre araba zekattır ev konusunda aynı şekilde bir kişinin evi 80 bin bir kişinin evi 150 bin TL zekat nasıl olmalı bunun haricinde getirisi olmayan arsaya zekat gerekiyor mu herhangi kira alınmıyor bir arabam var 20 bin TL borç yapıp 30 binlik aldım bir sene ödeme yapacağım zekat nasıl olmalıdır zekat ticaret mallarındandır veyahut da tarımla alakalı iş yapanların tarımdan ürettikleridir normalde bu noktada zekat şehrlerde genelde ticaret malları ile alakalı ticaret mallarında bir kimsenin evi isterse 20 tane olsun alıp satmıyorsa evi ticari ticari metası değilse bunların gelirleri var ise gelirleri de bunun bir yıl içerisinde nisap miktarı elinde durursa o kimseye zekat düşer bir kimsenin iki tane üç tane arabası olabilir bu arabası onun için zarurettendir ihtiyacı öyledir o yüzden normalde alıp satmayı düşünmediyse ticaret malına girmez onlar da zekata girmez araba kaç paralık olursa olsun zekata girmez hanefiye göre söylüyorum şimdi yeni bir husu çıkardılar ya bütün mallardan zekata katmaya çalışıyorlar bu hanefiler bunu kabul etmemişler öyle düşünenler varsa versinler öyle zekatlar var bunda bir birisi var mı yok adam otursun bütün mal varlığını hesaplasın mal varlığının kırkta birini zekat olarak versin ama bunu din olarak bir başkasına dayatmak mümkün değil o yüzden ticaret malı bir adamın ne kadar ticaret malı var kırk milyar lira ne kadar borcu var yirmi milyar lira kırk milyarlardan yirmi milyarı düşecek yirmi milyar bir yıl ondan durduysa ondan zekatını versin en basitti bu tabi zekat birinci derecede fakirlere ait hesabı ikincisinde düşkünlere miskinlere bunu da unutmayın yurda okula topluyorlar ya ondan sonra yurtlar yapıyorlar beş yıldızlı okullar yapıyorlar beş yıldızlı onları da normalde yüksek ücretlerle talebelerden bir daha paralarını topluyorlar hastaneler yapıyorlar beş yıldızlı zekat paralarını toplayıp okul yurt hastane kuran kursu cami ne yapıl ne olursa olsun zekat parasıyla bunlardan olmaz bir kimse bir yere zekatını verse verdiği zekatın bunlara gittiğini bilse onun tekrar yeniden zekat vermesi gerekir zekatın yerine ulaşmadığını bilse bir kimse zekatını yeniden vermesi gerekir tekrar bunu böyle söylüyorum ki geçenlerde de böyle birisi mesaj çekti nasıl zekatla alakalı diye hoş yazdım orda twitterda da sonra özelden bana dönüyorlar bir kısım cemaat ehli kimseler lafı bize mi söylüyorsunuz diye neden dedim siz üzeriniz alınıyorsunuz ki bir başkası alınmıyor da ya 3500 takipçi var 3500 takipçinin içerisinden belli cemaat müntesip olanlar geri dönüş yapıyorlar siz okul yurt kuran kursu derken bize mi laf laf söylüyorsunuz diye dedim siz kullanıyorsanız size de laf geliyor kim kullanıyorsa ben toplamıyorum ya dedim neden topluyorlar çünkü zekat parasıyla amerikan senatörsünde bilmem hangi senatörün parası tedarik ediliyor kampanya paraları veriliyor bilmem hangi israel firmasının hangi israel lobisinin bilmem ne finansları karşılanıyor zekat paralarıyla bankalar kuruluyor zekat paralarıyla işletmeler kuruluyor zekat paralarıyla kurban paralarıyla işletmeler kuruluyor topluyorlar kurban paralarını topluyorlar kurban etlerini satıyorlar onlarla işletmeler kuruyorlar bu insanların zekatlarını yeniden vermeleri gerekiyor bir kimse bir kimseyi araştırsa araştırdı o kimsenin zekat almaya muktedir olduğunu bilse kendince araştırmanın neticesinde ona zekatını verse ama o kimsenin zekata ihtiyacı olmadığını anlasa ona zekatını yeniden vermek icap etmez ama bir kimse araştırmadan zekatını kaktığı bir cemaata bir tarikata bir kuran kursuna bu bütün daireyi genişleteyim cemaata deyince malum cemaata laf söylüyormuşum gibi geliyor sanki türkiye’de bir tek cemaat onlar var herhangi bir kimse bu noktada bir kurum var karşıdan ona verdi onlar normalde bununla gittiler okulun halısı lazımdı okula hal aldılar o kimse zekatını yeniden versek ama bir kimse araştırdı x kimse zekata ihtiyacı var diye düşündü gitti ona araştırmanın neticesinde zekatını verdi ama o adamın zekata ihtiyacı yokmuş zekatını yeniden vermesine gerek yok bakın bundan zekat böyle köyden köye de dolaşmaz şehirden şehire de dolaşmaz hanefi’ye göre ülkeden ülkeye dolaşmaz zekat hanefi’ye göre siz türkiye’den zekatı toprayıp afrika’ya götüremezsiniz yapamazsınız bu aslında daha ileri de bu mesele daha neden daha ileri buradan oturup ulema çünkü hazreti peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde zekat toplayan zekatı toplayan devlet memuru var zekatı devlet memurları topladı hazreti peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri zamanda hazreti ebu bekür ömer osman ali radıyallâhu anh hazretlerinin zamanındaki uygulama zekatı devlet topluyor vergiyi değil bakın zekatı bu noktada darül harpteki zekat tekrar oturulup ulemaca tartışılması lazım bunlar tartışılmaktan korkulan meseleler bizim diyanet bunu tartışamıyor ilahiyat profesörleri bunu tartışamıyor cuma farz ama cuma da darül harpte meselesi giriyor bunlar çünkü bireysel ibadetler hükmünde değil cuma bireysel ibadet hükmünde değil zekat bu manada bireysel ibadet hükmüne konulabilecek bir şey değil haç bireysel ibadet hükmüne konulabilecek bir şey değil neden haç yaparken yol emniyeti lazım devleti ilgilendiriyor yol emniyeti yoksa bir kimsenin hacca gidemiyor devleti ilgilendiren konu var burada darül harpte normalde örneğin cezalar uygulanmaz diyor tamam fıkıhta uygulanmıyor islamın fıkıhı darül harpte uygulanamıyor uygulanamadığından dolayı darül harpte mesela darül harpte olduğundan dolayı biz şimdi örneğin mirasla alakalı meseleleri uygulayamıyoruz evlilikle alakalı meseleleri uygulayamıyoruz neden darül harpte kadın evli bir erkekle adamdan boşanmamış gitmiş başka bir örneğin adamla düşmüş kalkmış onu bırakmış başka birisiyle yatmış kalkmış diyanete soruyorsun bunu diyanete yok resmi evliliğin kim neyse evliliğin onunla devam ediyor diyor bunu fıkıh edemiyor neden çünkü İslâm hukuku yok bakın İslâm hukuku olmadığından dolayı evlilik hukuku yok miras hukuku yok cuma hukuku yok haç hukuku yok zekat hukuku var o zekatı toplayan cemaatler tarikatlar hoca efendiler şey efendiler bunu hiç düşünmüyorlar o yana adama diyorsun ki ya bu bu mesele ya İslâm hukuku yok diyor nasıl yapalım ki bunu diyor zekatı topluyorsun ama İslâm hukuku yok diyorsun himmetleri de topluyorsun paraları da topluyorsunuz bu tutamadığımız orucun bir aylık karşılığını nasıl ödememiz lazım normalde hastalığı devamlı olanlar şeker hastası gibi kalp hastası gibi tansiyon hastası gibi böbrek hastası gibi hastalığı geçici değil hastalığı devamiyet arz ediyor bunlar normalde oruç tutamayacakları eskişten sabitleşmiş olduğundan ramazan girdiğinde ancak ödeyebilirler orucun kefaretini ramazan girdiğinde onu normalde diyanet on bir lira olarak açıkladı bu sene herhalde buğday hesabı yapıyorlar on bir lira diye verebilecek olanlar kendi iha şeyleri günlük ne kadar yiyor kimse bu en az zemin çünkü insan var günlük yemek mi miktarı 50 lira örneğin o ne yapacak 30 günde bir kişinin yiyeceği 3 kere 5 15 o örneğin 1500 lira ödeyecek hali vakti yerinde ama hiç hali vakti yerinde değil kendince geçinebilecek kadar var mı parası var o ne kadar ödeyecek 11 lira üzerinden ne yapıyor 450 lira mı yapıyor 450 lira yapıyor 29 tutuyormuş bu sene 450 lira tutuyor örnek ama bunun makulu herkes kendi yediği miktar kadar herkesin hali vakti aynı değil çünkü salallahu aleyhi ve sellem hayır zamanda Kur’ân okurlar ama gırtlaklarından aşağı inmez buyuruyor bu tehlike zikrullah içinde geçerli midir kalbe indirmemiz önce dil ile zikretmemiz gerekiyor böyle bir tehlikede nelere dikkat etmeliyiz bu noktada o kimsenin gırtlağının geçmemesi demek hem zikrullah için hem de Kur’ân için hükümlerine uymamak Kur’ân okunuyor hükümlerine uyulmuyor zikrullahı yapıyor hükümlerine uymuyor o günah devam ediyor o kimse bununla alakalı Allâh muhafaza eylesin zikir esnasında sesli dua edenler farklı zikir yapanlar olur böyle durumlarda kişiyi uyarmamız uygunsuz olur mu bu yeni gelenler var ise yeni gelenlerle alakalı bunlar bilmiyor olabilirler bilmediklerinden dolayı böyle davranabilirler onlara tatlı bir şekilde oranın zakiri oranın çavuşu zikrullahı yaptıran bir kimse bu noktada nasihat edebilir ama kimileri var bildikleri halde benim de gözüm görüyor onları bazen bildiği halde zikrullah Adaf ve Erkan’ının dışına çıkaraktan dua etmeye başlıyor zikrullahın içinde o ellerini kollarını değiştiriyor yerini değiştiriyor zikrullah da eller namazdaymış gibi duracak namazdaymış gibi el hareketi bu namazdaymış gibi değişik hareket tavır ve davranışların hepsi de nefsi zikrullahın adabı Erkan’ı temposu belli o adab o Erkan o da yapacak kimse bunun dışındaki her şey nefsine uydu sallanma adabı belli rüzgarın olgunlaşmış buğday başaklarını salladığı gibi Allâh’ı zikrederken öyle sallanın hadisi kutsi herkes sağdan sola tatlı bir şekilde hafif sallanıyor o da öyle sallanacak yok o öyle sallanmıyor o farklı bir kendine dizayn tutturmuş nefsinden direkt koluna farklı bir tutuş yapmış nefsinden herkes kalbinin üzerine hu esması çekiyor o havaya yok nefsinden talim terbiye nasılsa herkes zikrullahı kendisine öyle alıştıracak o yüzden perşembe günleri çevre il ilçe kaza kasaba ne varsa hiçbir yerde ders yapmayın bir müddet birli müddet oradaki derviş kardeşleri mümkünse getirebiliyorsanız Bursa’ya getirin diye burası bundan sonra aylar öncesinden söyledik sonra ben bir yere zikrullaha gidiyorum bakıyorum oradaki dağınıklığa oradaki adamsızlığa kendi içimden diyorum ki bu kadar olur o uymamak nefisten nefsine uyuyor bunu söylememiz söylememize rağmen bunu yerine getirmiyor nefsine uyuyor en çok nefsine uyanlar onların dillerine de git bak onlar derler ki biz çok seviyoruz diyen çok nefsine uyuyor işin en ilginç noktası bu bakacağım artık ben kim en çok seviyor deyince en fazla nefsine uyan bu diyeceğim neredeyse oysa en çok seven en çok tabi olandır çünkü rahmani sevgi o kimseyi sevdiğine karşı razı etme moduna sokar bu işler öyle ben çok seviyorum demekle olmuyor çünkü çok seviyorum demekle de sevilmiyor o kimse sevdiğine tabi olacak onu razı etmeye çalışacak onu memnun etmeye çalışacak onun cizgesinde olacak onun duygusunda olacak yok arkadaş kafasına göre zikrullah yapacak kafasına göre el kol hareketleri yapacak her şeyi kafasına göre yapacak ama çok seviyor olacak bu nefsin dip değil diklemesine çıktığı an nefis dik çıkınca böyle bilin ki dipliyor artık o çıkıyor oradan dip yapıyor komple Allâh muhafaza eylesin o yüzden zikrullah da adabı erkanı bilmeyenlere nasihat ederekten söyleyeceğiz anlatacağız ama mesela kadınlardan da var öyle titriyorlar kendilerince sayha atıyorlar erkeklerden de var sayha atmaya çalışanlar burada diyor kendi böyle dar bir alan buluyor kendine zikrullah yaptıranlardan birkaç tane var orada sayha atıyor sanki hal gördü de o halden hayrete düştü de attı sayha o havayı veriyor ooo baba derviş Allâh muhafaza eylesin hazreti peygamber salallahu aleyhi ve sellem ashabı başlarındaki örtüyü kafalarından aşağı geçirir siyim siyim ağlar da hadîs-i şerif öyle diyor onlar Allâh adı anıldığında Kur’ân okunduğunda ilahi hikmetleri dinlediklerinde oturur ağlarlardı sayha atmazlardı titremezlerdi cehran tutmuş gibi yapmazlardı heva heveslerine uymazlardı disipline olurlardı kendi kendilerine kendilerini disiplin ederlerdi zikrullah ediyor kendinden geçiyor halakayı bozuyor arkadaşa dokunmayacak arkadaş kendinden geçti bayanlarda da aynı şeyler tecelli ediyor vay ya ne kendinden geçti ya zikrullah yaparken nazarı kendi üzerine çekmek bakın bir kimse kendince kendi kendisine farklı bir şey koyuyorsa adabın dışında o nefsini oydu o nazarı kendine çekmek istiyor kendi kendini farklı göstermeye çalışıyor ki nefsin dik alası bu Allâh muhafaza eylesin teyminin naklettiği bir rivayet var salallahu aleyhi ve sellem kendisine ikindiden sonra yedi fatiha yedi nas yedi felak yedi ayetel kürsi yedi kere subhanallahü ve elhamdülillahi ve la ilahe illallahü ve allahu ekber yedi kere salavat yedi kere de kendisine anne babasına ve müminata istifar etmesini söylemiş bu rivayet hakkında görüşlerinizi almak istiyoruz biz de bunları yapma konusunda mesul muyuz rivayetin nerede geçtiğini hangi kitapta geçtiğini yazmamışsınız o yüzden bir şey söyleyemeyeceğim yaklaşık üç yıldan beridir yüzümde yara çıkıyor doktora gittim iyileşmedim dualarınızı ve derviş kardeşlerin duaları Allâh şifa diş eti rahatsızlığım var devamlı kanama yapıyor sadece fırçalama esnasında değil normal yutkunmayla bile kanayabiliyor fark ettiğim zaman tükürmeye çalışırım ama bazen imkan olmasa peçeteyle temizliyorum oruçluyken nasıl bir yol izlemem gerekir ne ölçüde oruç bozulmuş olur bir de kanadığını fark etmezsen benden sorumlu olur muyum yine bozulur mu oruç sorumlu olmazsın yutmamaya gayret et genel olarak kanamalara nasıl bir çözüm bulunabilir bu noktada o diş eti rahatsızlığı kanamayla alakalı bu kardeş şey kimin bu erkeklerden mi bayanlardan bu yazan gitti mi yoksa gitmiş demek ki her neyse bu noktada şey yapacaklar bu diş eti rahatsızlığı olan karanfili dövüp hafiften bir taşım kaynatıp suyuyla gargara edebilir Allâh herkesin evine huzur, bereket versin inşâAllah Allâh şifa versin herkese sorular bitti hakkınızı helal edin inşâAllah hadi bakalım 5-10 dakika sorusu olan varsa sorusun İstanbul hukukunda var eğer normalde o kimsenin hukuku alakalı hukukuyla alakalı mesele de şahıs kendisi kendi hukukunu normalde helal etse bu noktada canavar sorusu olmaz ama devlet hukuku farklı aynı şey oradaki nefisten kasıt zaten sadece kötülükleri veya iyilikleri emreden nefis değil nefsini bilen demek kendini bildi otomatik ve bütüncül olarak oradaki nefisten kasıt bir kimsenin kendi şahsı bütün ruhuyla, nefsiyle, canıyla, fiziğiyle, batın eliyle her şeyle bunun içerisinde ayrı bir tasdif oldu oradaki nefisten kasıt Allâh alem bireyin kendisi söz söylediler ya öğrenen ol, ya öğreten ol çünkü soru helal oldu rivayet tanrısı oldu Hz.

Ali efendimizin sözü şimdi orada çok garip bir durum yaşadık normalde benim iyi bir zekamın olduğunu düşünüyorum efendim su içmişte fakat sözü duyduğum zaman öğreten ol, ya da öğreten ol üçüncü bir şıkkı olamak üçüncü bir şıkkın ne olduğu ile ilgili cahil onu soracağım ben bunu normalde tanımlar ve tasvir edebilirdim söyleyebilirdim onu cahil olup fakat bunu söyleyemedim ben bir çok kendimi de sıkıldım sonradan dedim acaba ben aptallaşıyor muyum insanı tanımlıyor zamanla böyle geriye gitmesi mümkün olur mu? düşüncesi, zekasını ingerilemesi veya öyle bir onun öyle bir şeyler kaybetmesi mümkün olabilir mi? yok yolda mümkün değil yok ama o kadar kıvraktı düşünememek kıvraklı kaybetmiş hatta kemiğe gitmiş mi hissediyor buradaki o sözün iyi bir şey o sözün ilahiliyle alakalı oldu söz insanı grogi durumuna düşürüyor ya öğrenen ol ya öğreten ol üçüncüsü olma üçüncüsü dedin de üçüncüsünü sıralarsın sadece cahille bırakmazsın ki bu noktada cahil dediğimizde cahili de aşağı doğru sıralamak içinde açılım yapmak mümkün ama burada bir kimsenin kendince kendince psikolojik olarak ilmi olarak, sosyal olarak ne hangi nokta dolursa olsun öğrenen veya öğreten konumunda sûfîler burada kendilerine terbiye sistemi kurmuşlar hiç öğreten değil demişler bir şey söyleme söylemişler insanın bir öğrenen diğerine öğreten eyvallâh bu noktada normalde sûfîler öğreten noktada dursalar dahi kendilerini öğreten noktada görmezler Allâh’ın her öğretenler öğrenen halka aittir halka ait değildir yaşamın üzerisinden bir şey öğreniyorlar boş konusu değildir Allâh’ın ilmi ezeli ve ebediyedir o yüzden Cenâb-ı Hak’ın sıfatları sonradan olgunlaşmaz sonradan kemale ermez, sonradan bilmez sonradan öğrenmez Cenâb-ı Hak’ın bütün sıfatları kemale ermiştir o halk katındadır öğrenmek hak katında değildir bilmektir biliyon onu da soracağını bilmek niye bilmek bilmek meselenin sonunda bilmediğini bilmek ama insan nefsi bilmeyi ister hep arayan bulur diyor ya arayan bulur, bulan tanır, tanıyan bilir bilen sever, sever aşık olur aşık olduğunda geriye döner aşık olduğunda geriye baktığında o zaman der ki hiçbir şey öğrenmemiş aşık en çok bilmeye çalışandır buradaki bilgi hikmettir hikmet farzdır hikmet farz olduğunu biliyor ama hikmet namazın farz olduğunu bilmenin üstündedir Allâh ilmidir okumayla mı öğrenir? yok, sadece okumayla öğrenilmez insanla insanı geçer mi? geçer gaygamberlerden ashabına geçti aslaftan diğer ümmetlere geçti var olan hikmet onlardan kalan miras mıdır? hikmet bütün insanlığa olan mirastır hikmet bitmek, tükenmek bilmeyen bir hazinedir o zaman neden kıyamete geçecek? kıyametin kopması lambanın kapanması gibidir varlık alemi yok olur diyeceksin buradaki yok olmaktan kasıt müteşabittir hangi noktada yok olacağını hiç kimse bile bilir lambayı kapatsak burada hiç kimse kimseyi görmez hiç kimse de der ki burada kimse yokta o zaman kıyamete geçecek uyunun üzerinde mi kopacaktın? hiç önemli değil, neyin üstünde kopacaksın bize ne? neyin üstünde koparlıyorsa koparsın çok umurumuz yok biz kendi kıyametimize bakalım bizim kıyametimiz ne? uyuduğun gözünü kaptığında kıyametin koptu ölüm değil uyuduğunda Allâh’ın huzuruna ne isterse bir bütün hesapsızlığı isterse veririz Cenâb-ı Hak ne vermesin laikse okul verilmeye peki hesapsızlığı almak istemenin elinde bir engel mi? yok oradan oraya gidiliyor zaten Hz.

Mevlânâ’nın sözünü unutma isterken ölçülü ister bu çöpü doğru kaldırabilir mi diyor bazen insanlar istedikleriyle imtihan olurlar o yüzden Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri hep hayırlısını isteyememiş bilemeyiz ki bir kimseye cenneti isteme demek kolaydır ama onun için cennet istemek hayırlıdır onun tecelliyatı odur o yüzden o kimseye farklı bir noktaya götürmeye çalışmak zulüm olur ne diyor hayvan ol kurtul diyor kuran ve sünnet dairesinde olan bir şeyde bir kimse aklını vurmaz oradaki akıldan kasıp kuran ve sünneti akla vurmaya kalkış var mesela bir peygamberin mucizesini akla vurmaya çalışmak bir âyet-i kerimede diyor ki biz yeniden diriliriz onu akla vurmaya çalışmak akılda onu redetme öyle nasıl dirilir demek oradaki Hz.


3. Bölüm

Mevlânâ’nın Ceraet-i Rûmî Hazretlerinin ve bütün sufilerin kastettiği akıl şeytanın kıyas ettiği veyahut reddettiği akıl o akıl yoksa Allâh’a tabi olan Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem adetlerine tabi olan dine, kuranın ve sünnetin emirlerine tabi olan aklı değil yok o akışına bırakmak diye böyle bir şey yok biz kuran ve sünnet tarihinde yaşama ve yaşatma mücadelesi vermekle mükellefiz olayları akışına bırakmakla mükellef değiliz bizim sûfîlik ve din anlayışımız o değil benim öyle değil ben olayları akışına bırakmam ben yapmam gerekeni yapmakla mükellefim olayların akışını Cenâb-ı Hak ne tarafa yönlendirir onu bilemem ben mücadele etmekle emrolundum beni ilgilendirmez orası ben mücadele etmekle emrolunmuşum ben zikrullah’a gelmekle emrolundum burada kuran ve sünneti anlatmakla emrolundum ben kuran ve sünnet dairesinde bir hayatı yaşama ve bunu yaşatma mücadelesini vermekle emrolundum din bunu bana bu emri verdi bana olayların akışına bırak demedim ben mücadele etmekten yana bir tavır koyuyorum bu adam pleci dükkanı çalıştırıyor olayların akışına bırakamaz sabahnen erkenden gidecek herkesten önce gidecek işçilerinden önce gidecek iş yerine bakacak ne eksiği var ne fazlası var silecek temizleyecek temizletecek her şeyini ayarlayacak gelen müşterisine düzgün bakacak ondan sonra olayların akışına bırakamaz bir kimse evini olayların akışına bırakamaz elinizin altındakinden sorumlusunuz bak elinizin altındakinden sorumlusunuz olayların akışına bırak demiyor bak elinin altında eşin var eşinden sorumlusun çocuğ 국an sorumlusun evinden sorumlusun elinin altında işin var işinden sorumlusun çalışanlar Belloptan sorumlusun sorumlusun.

Olayların akışına bırakmak demek zayıflık, mücadele etmekten yüz çevirmiş. Greşiyor ya, greşmekten yüz çevirmiş. Tembel insanların, aymaz insanların işi. Biz sonuna kadar mücadele etmekle emroluk. Belli bir noktadan sonra belli bir nokta yok. Sonuna kadar, dibine kadar, son nefesine kadar, canın çıkıncaya kadar, yolda düşüp bayılıncaya kadar mücadele etmekle emroluk. Bunun buraya kadarmış ya. Biz mücadele ettik. Hayır. Öyle değil o. Sen ben bu çok basit. Kendi kendime söylüyorum onu. Mustafa Özbağ bayıldın mı ki diyor. Yere düştün mü ki? Bitti. Nefesin kesildi mi ki? Bitti. Ayağın koptuysa al omuzuna orada diktirirsin. Yürü. Sen yol yürümekle emrolursun. Boş onların hepsi de. Tembel insanların işi var.

Herkes kendince öyle diyor. Biz yaptık buraya kadarmış. Allâh böyle nasip etmiş. Nereden biliyorsun Allâh’ın nasıl nasip ettiğini? Yolumuzda mücahede edenlerine yollarımızı açarız ayeti kerime. Allâh nereye kadar neyi mücadele ettiğini, neyi açtığını, neyi kapattığını nereden biliyorsun ki? Elinde senet var. Katılmıyorum. Sonuna kadar mücadele etmekle emrolunduk. Yol yürümekle emrolunduk. Hicret etmekle emrolunduk. Allâh yolunda mücadele etmekle emrolunduk. Bize hep söylediğiniz kuran ve sünneti tamir olduk. Ortada kuran ve sünnetin dışında çıktığı zaman bir şey dahi bir müridine, bir topluluğa, kuran ve sünnetin dışında bir şey söylerse oradaki müridan, edebiyle kulağına fısıldan olun. Burada kuran ve sünnete aykırı bir şey var.

Anlayamadık. Burada bir bizim göremediğimiz bir şey olabilir. Bunu biz anlayamadık. Bu meseleyi. Aklını yolunu açmak, dinin yoludur. Mesela Arabi bu noktada bir örnek veriyor. Biz kuran ve sünnete bakarız. Bir şeyimiz katılmayız biz ona. Benim görevim müdüktürler devam eder. Biz ona katılmayız. Bak bireyin kendisi bak bir şey diyorum. Dermişlere kuran ve sünnetin dışında bir şey söylerse diyor. Yaparsa değil. Yahu kendisine aitmiş o. Farklıdır. Doğru söylüyor. O müminler ki Allâh’ı çokça severler. Şedid bir sevgiyle severler. Bu özelliğe sahip olan kimseler evet diğer dine dindarlardan ve diğer inananlardan farklı bir cenahtır. Bunu böyle söylerler böyle rivayetler vardır. Katılmak zorunda değil.


4. Bölüm

Ben onu anlatmam bile. Böyle bir şey dervişten istemek daha cahil değildir. Laf onların hepsi de böyle sunfi hikayelerini alıp dervişlerinin arasında fitne çıkarırlar sonra. Olmaz. Yanlış. Hayır. Şeyle işi var. Kur’ân ve sünnet tarihinde o şeyhten edep, terbiye, ahlak, ahkam öğrenecek. Yanlış. Bir şey efendi kalkardı bir kimseye içki getir derse git bana rakı getir derse o adam almaz. Yanlış. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin uygulamasında yok. Ama herkesin kendine ait kuran ve sünnet algılayışı var. Herkesin kendine göre herkes kuran ve sünnetli kendine göre algılayışı vardır. Onu reddetmek mümkün değil. Tahkir etmek yok. Falanca cemaat öyle değil. Yok. Ayrı mesele onlar.

Yok hayır. Kur’ân ve sünnetin içerisinde bir mesele neden tahkir etsin ki tahkir eden cahilinden tahkir ediyordur. Bunun söylediği meseleyi ve senin söylediğin meselenin arasında fark var. Ama oraya gidiyor. O gitmez. Onu selam. Devamlı anlattığınız bir hikaye var. Oğlum bak fırına gir demek farklı bir şey. Olamaz mı insanın kendini zararlayacak? Normalde o kimsenin normalde fırına gir demesi farklı bir şey. O kimseye git içki al gel demesi farklı bir şey. Ama o da kendine zarar veriyor. Ateşin yakmadığını biliyor ki o kimse. O da içkiyi belki. Hayır o hayır meselesi. İçkiyi almak, taşımak haram. Farklı bir şey. Yok hayır. Bunca yıllık bir tasavvuf anılayışını ve anlayışını bu noktadan akla göre yenilemek gerekiyor.

Bu normalde biz şimdi hayır akla göre yenilemiyorum ben. Ben kurama sünnet dairesinde duruyorum. Ben bir şey yenilemiyorum. Neymiş de git bana içki al demiş de o gitmiş o da içki almış getirmiş de ondan sonra yok bunlar yok İslam’da. Ama insanları olan bağlılıklarının üzerinden verildi. Insanların bağlılıklarını ölçme noktası o değil. Bağlılığı ölçme noktası Kur’ân ve sünnet. Insan nefsi Kur’ân sünneti uymaktansa şeyhim bana içki al dese alırım diyor. Yok namaz kıl gece. Gece namaz kılmaya göze almıyor. Bekliyor şeyhi içki al dese de içkiyi getirse de ona bağlılığını anlatsa istemiyor hiç kimse senin öyle bir bağlılığını. Çanakkale Grup’u bağlılığınızı gösterdiniz. Pazar günü harika çalıştınız.

Başka bir şey lazım değil bana. İçki getirmeyin bana. Bağlılığı göstermek ya beklesen yıl yok. Ne o? On sekiz yıl burada beklesen bu adam otuz yıllık dervişlik hayatım var benim. Otuz yıldan beri bir tane şey efendiden ben Kur’ân ve sünnetin dışında şunu yap dediğini görmedim. Ama gördüğün bir şey var. Tahbi olma, hizmet etme, gayret etme, koşma, çalışma, abuk subuk konuşma değil, iş yapmayı gördüm ben. Ben aklımla Kur’ân ve sünneti bulabiliyorsam o zaman neden ben buradayım ki ya? Hayır sen aklınla Kur’ân ve sünneti bulabiliyordun da ne bulmadın bugüne kadar? Bulamamışsın demek ki işte. Yetmemiş. Yeter mi bir şeye ihtiyacın? Ha yetmemiş demek ki bak. Herkes için geçerli bu. Oradaki ince ayrıntı farklı bir şey.


5. Bölüm

Adam akıllar şeyinle nasıl katkı verebilir? Kur’ân ve sünnetin dışında şeyhin bir şey söylediğini tespit ettiyse bir kimse kendince bildiği bir konu vardı. Gelir şey efendiye yazar buraya. Filancakın şurada şurada böyle söylediniz. Bunu anlayamadıklar biter mesele. Bu tahkir etmek değildir. Bunu şeyhine söylediği zaman insanın içinde ben bunları gördüm mesela. Şöyle bir ahali konuşuyor sonra. Adam kendini o ayrı mesela o o zaman o da imtihan onun da imtihanı o o zaman. Evet doğru. Ama onun da onun ama normalde bunun onun da imtihanı o bak. Bu yol açık. Aravinin dediği doğru mu? Aravinin dediği doğru doğru değil. Doğru veya doğru değil noktasında değil. Biz kur’an ve sünnet tarihisinde diyoruz.

Bana şeyhim hiç kur’an ve sünnetin dışında bir şey yap demedim. Ben şeyhimin arzinde şeyhler de gördüm. İntisaplığım yok ama gördüm. Yol yürüdük seyahat ettik, sohbet ettik, zikrullah ettik. Belli zaman geçirdik. Hiçbirisi de demedi bana. Insanlar şeyhlerini kur’an ve sünnet tarihisinde dinleseler yeter. Ama bütün herkesin yaptığı tipik bir basit bir yanlışlık var. Ay bunu böyle söylüyorum. Şeyhim bana uçaktan atla dese atlar o. Ya sana şeyhim uçaktan atla demez. Der ki Hacı Erkan’la neden sen arın soğuk var? Isıt bunu der. Sen orada patinaç çekersin. Sana şeyhin git bana rakı şişe sağ gel demez. Şeyh Efendi öyle yaptı. Biz sabah ııı şey yapacağız. Tavaf et ııı tavaf edeceğiz. Mustafa Efendi ne yapacaksınız oğlum dedi?

Tavaf edeceğiz efendim dedi müsaade edersiniz dedi. Sabah namazından sonra oluyor bu. İyi tavaf edin de dedi. Ben de şuraya dedi yerime geçeyim. Ben de sizi seyredeyim Mustafa Efendi dedi. Allâh razı olsun efendim dedi. O esnada bak bir başka bir nakibi nükabba geldi. Döndü. Nereye gidiyorsunuz dedi ona. Efendim müsaade ederseniz istirahat edecektik dedik. Böyle belagatlı konuştu. Böyle o belagatlı konuşurdu. Böyle baktı ona. Birden yüzüne ek çıktı böyle. Ne dedi? Öldüğünüzde uyursunuz dedi. Ne bu dedi? Uyku dedi ona. Mustafa Efendi hadi bakayım tavaf edin dedi. Mustafa Efendi tabi olun dedi bitti adamın işi. Yüzü, rengi, kulağı, burnu düştü. Tabi olmak zor. Yanında da beş on tane derviş var ya onun içinde.

Onların şeyhi o zaten. Onun davranış biçimi de o. Öyle davranıyor. Onları ayrı götürüyor, ayrı getiriyor. Şeyh Efendi’nin yanına katmıyor. Onlar özel grupmuş gibi. Yüz kişiyiz. Böyle onlar farklı davranıyorlar böyle. Bütün herkes de izliyor onları. Hiç kimse de bir şey demiyor. Herkes bir yerde onlar başka bir yerde. Ondan sonra herkes yemek yiyor. Onlar farklı noktadalar. Sofra kalkılıyor. Sofralar kalkıyor. Yemekler yeniyor. Bunlar geliyorlar. Selamünaleyküm. Aleykümselam. Eee yemek yiyecekler yani. Haydi bunlara bir daha sofra kuruluyor. Herkes rahatsız. Kimse bir şey demiyor. Ben kimseye canavar kam dost, herkes dinliyor beni. Sofra kuruyorlar bunlar. Kaldırın, kaldırıyorlar. Yiyin yiyorlar.


6. Bölüm

İçin içiyorlar. Bunlar şey sanki kendi kendilerine özel dervişmiş gibi yapıyorlar. Hiç seslenmiyoruz. Biz hizmet ediyoruz sadece. Bizi ilgilendirmez diyorum ben. Biz hizmet ediyoruz. Onlar da ama böyle şey etrafındaki kimseler şeyhi dahi görmüyor. Allâh affetsin o zaman için dergan içerisinde beni dinlemeyecek. Hiç kimse yok. Yerarşik olarak. O arkadaşlardan birisi denk geliyor. Diyor mesela kaşıklar vardı. Dün akşam sizin oraya on tane kaşık gitti. Onları getiriverin. Bakıyor adam öyle bana. Lan Zakir ne soracak yavrum? Adama diyorum abiciğim ne oldu? Kaşıkları getirecektim. Bizde çünkü telaş var. Ben filanca efendi abiyi göremedim de. Biri diyorum ben bunlar bir yere çarpılacaklar. Mustafa Özbah.

Sen çarpma diyorum ben. Ömredesin. Sen çarpma. Sen çarpma. Kendime ben hep referan basıyorum ben. Sabah namazında bak aslında çarpmak lazım bazen. Uyarmak lazım. Çarpmak dedim bu. Ben sustum dedim yok. Ben bir şey söylersem dedim şimdi. Benim adım büyük olacak. Sabah namazından sonra çarpılacağı yere çarpılıyor insan. Onunca arkasında böyle onu şeyh gibi gören böyle etrafında dolan dervişlerin içerisinde dip aşağı yaptırdı. Mustafa Efendi’ye tavuk dedim. Ne bu yatıyorsunuz boynuna uyuyorsunuz dedim. Tavuk edin oradan. Bu adam tavuk etsen olacak. Etmesen olacak artık. Düştüler benim arkama şimdi. Arkamı düşmek de istemiyor. Bütün şey bitti. Kart düştü. Onun arkasındaki adamların kulakları. Ya şeyyi söyledi senin.

Onu bir müjde gibi gör. Onu böyle bir hayat damarı gibi gör. De ki ya biz hata yapmışız, hatamızı gördük şimdi. Ha bir yanlışlık var şimdi içerisinden. Mesela o benim sözümü dinlemeyen üç dört tane dervişler orada. Onlar da orada. Ha demek ki dinlenmesi gerekiyormuş. Ha demek ki tağ bulunması gerekiyormuş. Ha demek ki bu işin usulü buymuş der. Yok biz yönetiyoruz. Ben gene kıyamadım. Aldım bunu en arkadan. Geldim yanımdadır. Yanım aldım ben bunu. Beraber tavaf ettik. Şeyh Efendi orada duruyor köşede. Diren dibinde. Tavah bitti. Biz usul belli bizim. Biz tavah bitiyor. Şeyh Efendi kendini de aynı yapıyoruz biz. İbrahim aleyhisselâm kapının karşısında duruyoruz orada. Namazlar orada kılıyoruz.

Cemaatı hiç tavaf edenler rahatsız etmeden namazı kılıyoruz. Orada duamız ediyoruz. Şeyh Efendi şeyde altın oğlum karşısında gidiyoruz. Selamünaleyküm işimiz bitti. Ondan sonra kalkalım gidelim bir şey yok. Selamünaleyküm. Allâh kabul etsin Mustafa Efendi. Allâh razı olsun efendim. Herkes hırılık geçiyor bizim ekip arkaya. Oturuyor arkaya. Başlıyor tespih çekme. Ne zaman Şeyh Şeyh Efendi kalkıyor? O zaman kalkıyor. Biz gittik oturduk. Yine orada bak. Şeyhin bunlar tabi olmamak bu. Adam gitti. Efendim müsaade edersiniz biz gidebilir miyiz dedi. Herkes oturuyor. Sen nereye gidiyorsun dedi. Bir daha çarptım. Oturdu bu şimdi. Tabii o kalkınca. Şimdi adam. Bunlar şeyhin yanına gitmemekten kaynaklanmaz.


7. Bölüm

Bir yerde Şeyh Efendi ayağa kalkarsa dervişler ayağa kalkar. Şeyh Efendi’nin yanında bir Zakir Çavuş, Nakip, Nigabba neyse Sugabba. Ayağa kalkınca dervişler ayağa kalkmaz. İzmit’e gittim. Iıı bir yerdeyiz. kaktı Cemil Ayağ. Oradakiler ayağa kalkmaz. Edeb bu. Tabii arkadaş müsaade istemek için ayağa kalkınca onun ekip de ayağa kalktı. Arkada. Tabii o geldi. Müsaade ederseniz istihara, istihara edebilir miyiz diye böyle belakattı konuştu gene. Böyle baktığını. Tamam mı? Tesvih çekiyor esnada. Mesela Şeyh Efendi ders çekiyor. Konuşulmaz. Bir şey sorulmaz. Gözünü kapatmış. Ona bir şey denmez. Nerede olursa olsun. Bir iş değişimlerine ona bir şey denmez. Ne yapıyorsa yapsın. Şimdi o da Şeyh Efendi oturuyor.

Şeyh Efendi duruşu bu. Elini böyle koyar, tespit alır. Çat. Beytullah’taki hali o durum. Ders çekiyor. Hiçbir şey sorulmaz ona. Şeyh Efendi de böyle ders çekiyor. Ondan sonra ben de hemen az gerisindeyim. O geldi şimdi böyle. Efendim dedi ona. Şeyh Efendi böyle bir açtı gözünü. Zaten o gözün bir gözünü açtı. Bitti dedim ben. Bir de hep beraber de ayağa kalktılar ya. Dedim bitti ben şimdi içimden. Dedim yok çarpıla çarpıla doymayacak adam bugün dedim yani. Bir o duvardan, bir de o duvara. Çarpılacak adam. Müsaade edersiniz biz istiharata çekilebilir miyiz dedi. Böyle baktı. Öldüldü istirahat edersin dedi. Aynı şey bak. Sabah söyledi. Namazdan sonra bizi istirahat etmeye gidiyoruz dedi. Öldüğünde istirahat edersin dedi.

Hala da aynı kelimeyi kullanıyor adam. Istirahat etmeye gidebilir miyiz dedi. Tekrar aynı şeyi söyledi. Öldüğünde istirahat edersin dedi. Bak burada tabi olmak bu tip meselelerde. Yoksa sana hiç kimse demez. Sana olmadık bir yerde gelir o sana. Hiç gelir o. Ama bütün dervişler ııı bekledikleri şey şudur. Bana içki al dese içki aldır gelirim. Ya sana kimse içki al demeyecek. Kimse demeyecek bunu sana. Sana diyeceği şey şu eşine sövme diyoruz. Adam gidiyor küfür ediyor. Sen mi şey efendiyi şikayet ettin? Anasını avrunu bilmiyor muydun? Lan burada söyledik daha ya. Sana iç kal demeye gerek yok. O yüzden oradaki o ince şeyler biraz o sözler şatahatvari sözler. O şatahatvari işi böyle şatahat noktasını en uç noktasını gösteriyorlar bu daya olabilir diye ama olmaz.

Tekrar söylüyorum. Olmaz. Bunlar yola laf getirecek şeyler. Böyle dervişlerin anasında da böyle sözler dolaşıyor. Bursa’da değil de. Bursa’da kimse konuşmaz öyle şeylere. Senin orada da değil. Var bir yer orada o konuşuluyor böyle. Farkındayım da. Onun yolunu açarsan herkes bir laf söyler. O değil. Hiç kimseden istemiyoruz biz onu. Kur’ân Sünnet tasavvufun ana meselelerine, ülkelerine herkes intisap etsin. Oraya yaşasın yeter ona. Ona gerek yok. Gözümün önünde yaşanan şeyler var benim. Şey efendinin zamanında. Gözümün önünde. Bire bir, duyma değil. Allâh rahmet eylesin. Neyse herkes bekler de o işte. O bana at dese atarım, iç dese içerim. Demez hiç. Bir laf söyler adama. Adamın kendi özel hayatıyla alakalı veya dergahtaki bir şeyle alakalı.


8. Bölüm

Çok basit der. Adama bir şey der, adam kalır. At demesine daha yıllar var. Yıllar var. Allâh muhafaza eylesin. Hiç dervişli öyle görmeyin. Dervişli Kur’ân Sünnet imamların iştahı, eski sufilerin yolu olarak görün. Böyle absürt meselelerin işi olarak görmeyin. Absürt işler söylenmez size. Merak etmeyin. Yok böyle bir yol zaten. Bakın böyle bir şey yok hiç. Benim otuz yıllık tasavvuf hayatımda hiç olmadı. Hiç olmadı. Bana ne şeyhim ne başka şeyhler hiç kimse bana Kur’ân’ı sünnetin dışında bunu yap demedi bana. Desek bilmiyorum ne yapardım. Bak burası farklı bir şey. Ama hiç kimse kasıtlı bile bile böyle bir şey demedi bana. Bir kimsenin bir şeyhin de kendi içerisinde kendi dairesinde eksikliğin oksanlığı olabilir.

Bunlar farklı şeyler. Aman cemaate bunu Kur’ân’ı sünnetin dışında bir şey hiç kimsenin söylemeye hakkı yok. O hadîs şerifi normalde hadîs şerifleri yorumlarken hiç kimse kendi kendisine kritik etmesin. Kendi kendine yorumlamasın. Bilmiyor çünkü. O yüzden normalde onu yorumlayabilmek için bir kimsenin sağlam bir âyet hadîs ve fıkıh bilgisine ihtiyacı var. Sağlam âyet hadîs ve fıkıh bilgisi yoksa o kimsenin kakıp da hadisleri kritik etmesin. Hadîs kritik etmek. bu gültü dilde hadisi analiz etmek. Onu yapmayacak o kimse. Mesela fıkıhla alakalı hadisleri İmam Azam Hazretleri Müşned’in de toplamış. Adamın elinde İmam Azam fıkığını iyi anlayabilmesi için İmam Azam’ın Müşned’inin bulunması lazım. İmam Azam’ın Müşned’i var mı yok.

O zaman sen kendince hadîs kritik etmeye çalışma. Anlatabildim mi? Bu umumay. Mesela örneğin adam gider Fetavayı şeyi el hidayeye okur. El hidayede mesela hadisleri kritik etmiş. Fıkıha ölçü olacak hadisleri. İmam Şafi bu meselede bu hadîs şerifi kendisine ölçalmış. Biz bu hadîs şerifi bu bu noktadan ölçalmadık. Bu hadîs şerifi kendimize ölçaldık diye kritik etmiş. Bir kimse el hidayeye okumuyor o kimse. Onun fıkıhla alakalı orada burada tabi olmak gerekiyor. Anlatabildim mi? Bak burada şimdi o kimse bilgisinin yetmediğinden dolayı aklını çalıştırmayacak. O istenmiyor ondan. İnce çizgi. orada ona sen bununla aklını yok kardeş. Sen burada önce bir temel bilgiyi al. O temel bilgi yoksa tabi ol Kur’ân Sünnet tarihisinde.

Bilmiyor Kur’ân Sünnet’ten tabi ol. Bilen kimse dışarı çıktığında gelsin, söylesin. Sen tabi ol. Ben bak ne diyorum? Ben şeyhimin ağzından bir şey duymadım diyorum ben. Bitti. Duysam da duymadım diyor. Kafım almamıştır benim derim. Ben geçer giderim. Anlatabildim mi? Bu noktada hadîs kritik etmek herkesin işi değil. Bana da geliyor hadîs şerif. Böyle böyle hadîs şerif var. Doğrudur. Ben okumadım. Veyahut da buna bakmam lazım. Orada kritik etsem adamın kafası bozulacak. Hanefiler bunu kendine ölçe almamış diyor. Bitti. Bak otomatik manemen kendimi bağlıyorum Hanefi fıkıhına. Hanefiler bunu kendine ölçe etmemiş. Bitti. Efendim ben şimdi bilgisinin esin olduğunu düşünerek desem ki böyle bir konuda Kur’ân’ın sünnete göre yorumlama ya da Diyemem diyeceksin.


9. Bölüm

Yok hiç ben girmiyorum zaten. Az önce bir hadîs var. Yedi tane şunu okur, yedi tane bunu okur diye hadîs diye şey yapmış. Ben ne dedim? Nerede kayıtlı var, nereden alınmış bilmiyorum bunu dedim. O yüzden bir şey söyleyemem. Bitti. Ben gerçekten de zikirle alakalı hadislerin hiçbirinde okumadım böyle bir şey. Ben de kütüb-i sitte’nin zikirle alakalı hadisleri toplu olarak var. Öbür normalde hadîs kitaplarında geçen zikirle alakalı hadisler toplu olarak var. Gözümden kaçmış olabilir mi? Her cevap olabilir. Ben okumadım. Ne kritik edeyim? Etmem. Bu değildir desem gene ayağım boşa çıkacak. Yok ama bir kimse onları okusa abes olur mu? Olmaz. Anlatabildim mi yani? Sonuçta zikir. Ama bu buradan internetten yayınlanıyor mu?

Yayınlanıyor. Ilim olarak onu bir kimse kabul eder mi? Mustafa Efendi bunu böyle bununla yapılabilir dediler. Bunda bir hüküm çıkarır. Adam bir bakmış ki sen o verdiği vermiş gibi olursun. Bir bakmışın dönmüş sana sahih sohbetti bunu bu verdi vermişin efendim. Gelmiş birisi. Ya ben sen çırpın artık. Ben bu virdi vermedim de. Benim okuduğum hadîs kitabında böyle bir şey yok. Bana cilt sayfa nereden okuduysanız getirin. Bu masaya çünkü herkes bir şey yazıp getiriyor. Ama burada ilim olarak kalacak mı? Kalacak ama benim ayağım yara bassın. Okumadıysam okumadım. Bu kadar kritik edilmez çünkü. Mesela kütübüsünde de geçiyor. Seferi olmadığı halde namazı cem etmiş Hazreti Peygamber’e. Zaman. Kritik edecek şimdi o kimse.

O hadîs-i şerif bak temelinde adam doktor on sekiz saat ameliyata giriyor. Cemet diyorum. Temelinde hadîs var. Ama o kimse kendi kendine bundan hüküm çıkarmaya çalışmayacak öyle bir şey yok. Giriyor mu doktorlar on yedi saat on sekiz saat ameliyata? Ben çünkü yaman tokattan yirmi bir saat biliyorum. Adam çikolatayı dudana alıyordu böyle kalem gibi çikolata emiyordu sabahtan akşama kadar. Öyleler mi? Evet. Kahve. Kahve. Uyumamak için. Bildiğin böyle bir çikolatası vardı adamın böyle yabancı bir marka. Emiyor o devamlı çikolatayı. Çıkıyor zaten gözler kıpkırmızı olmuş. Bir nefes almaya çıkıyor artık. Nereye gidiyorsa iki tane birden yatırıyordu. Kesiyordu adam iki kişiyi birden kesiyor. Yirmi bir saat.

O sordu bana. Ben dedi uzun müddet dedi şey yapıyorum. Ameliyatta kalayım. Ne yapacaksın? Cemet Cemetcen dedim ben. Nasıl dedi? Mesela dedim öğlen namazından sonra giriyorsan, öğlen ikindi Cemetcen gireceksin dedim. Çıktığında da dedim akşamla yatsıyı Cemetcen dedi. Kaçta çıkarsan çık. Peki dedi onda girdim dedi. Ertesi gün sabah onda çıktım dedi. Bütün namazını çıktığın zaman Cemetcen dedim. Hepsini ardı ardını kılcan. Nerede yazıyor böyle dedi? Al işte. Yazdığı yer yok fıkıh kitaplarında. Hadiste var.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh, Salavât, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı