Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

455. Dergah Sohbeti — Emanet Ayeti, Ayân-ı Sâbite, Mutlak Kader ve Marifetullah

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 455. Dergah Sohbeti — Emanet Ayeti, Ayân-ı Sâbite, Mutlak…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Hayırınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Dayımın hanımı, amcamın hanımı biraz ihtiyarca onlara sarılıp öpmemde bir sakınca var mı? Ellerini öp. Eğer annen böyle kendinden geçmiş noktadaysa kadınlık olarak kendilerinden geçtilerse, sarılmakta bir beis yok. Hanefi’ye göre. Hz. Ebu Bakr radıllahu anh hazretleri halifeliği döneminde Medine’nin kenar sokaklarında yaşayan yaşlı kadınların başlarını okşadığına dair rivayetler var. Tabi o kadınlar yaşlı ama Hz. Ebu Bakr radıllahu anh hazretleri de yaşlı. O yüzden normalde çok yaşlı bir kadına karşı hele böyle dayı ve amcasının hanımıysa elini öpüp de böyle sarmaşmakta bir beis yok.

Kadın şarkıcıyı dinlemek caiz midir diye sorarsanız bende caizdir der çıkarır. Sahâbe çünkü cariye olan kadın şarkıcıları dinlemiş. Hür Müslüman bir kadın şarkıcılık yapmaz. Anladınız mı? Hür Müslüman bir kadın şarkıcılık yapmaz. O yüzden eski fıkıh kitaplarına baktığınızda kadın şarkıcı dinlenir mi dediğinde dinlenebileceğine dair fetva görürsünüz. Ama burada bir alt diknot düşeyim. Hür Müslüman bir kadın şarkıcılık yapmaz. Kimler şarkıcılık yapar? Cariyeler yapar. Kimler şarkıcılık yapar? Mümin olmayan mümin olmayandan kastım Lâ ilâhe illâllah Muhammeden Resûlullâh demeyen kadınlar şarkıcılık yapar. O yüzden Osmanlı’da önceden kadınların eğlentilerinde gayrimüslimler kadın gayrimüslim çalgıcılar bu noktada hizmet ederlerdi.

Gayrimüslim kadınların normalde mesela şey vardır Osmanlı’da ilk kadın şarkıcılar Osmanlı’da ilk Osmanlı’dan sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhuriyete geçince ilk kadın şarkıcılar ilk kadın aktristler ilk kadın tiyatrocular bunların hepsi de büyük bir çoğunluğu gayrimüslim unsurlardandır. Soyadı isim ve soyad kanunuyla onların soy isimleri ve adları da Türkçeleştirilince bir farkı kalmadı o yüzden şimdi bu manada kadın şarkıcı dinlenilir mi o zaman gayrimüslim bir kadın şarkıcı dinlemekte veyahut da cariyeyi dinlemekte bir beyiş yok. meşhur ya sahâbeler oturmuş da cariye kadınları dinliyorlarmış birisi geliyor yine başka bir sahâbe siz bunu onları men etmeye kalkıyor, onlar da diyorlar ki biz Hz.

Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden bunun fetvasını aldık ister otur sen de bizimle beraber dinle istemezsen dinleme maddi bir işin olması için sebepler dairesinde insan elinden geleni yapsa, o iş de olmasa bu o kul için imtihan mıdır? biz neyin imtihan olup olmadığına biz kendimiz karar vermiyor biz kendimizce diyelim ki bununla alakalı yeteri kadar gayret sarf etmedik sebepler dairesinde muhakkak bir eksiğimiz oldu sebepler dairesinde muhakkak ki bununla alakalı olması gerekeni yapamadık diyelim yoksa bütün herkes kendince, kendi çalışmasını kendi gayretini kendince uygun görün olmadı nasip böyleymiş der ben sebepler dairesinde her şeyi yerine getirdim der ümmeti Muhammed bu noktada o yüzden tembelliğe doğru gidiyor ben bunun üzerinde yapmam gerekeni yapmadım demiyor nasibin bu kadarmış demek ki diyor kendi kendine bir nasip üretiyor ben uğraştım ama olmadı diyor kendince kendi çalışmasını kendi gayretini yeterli görüyor bu katılıncak bir şey değil biz bilemeyiz o meseleyle alakalı nereye kadar gücümüzün yetip yetmediğini bilemeyiz bize çalışmak düşer hem madden hem manev biz düşünceye kadar çalışalım biz bayılıncaya kadar çalışalım maddi manevi çünkü Cenâb-ı Hak güce güç katacak olandır Cenâb-ı Hak kuvvet verecek olandır Cenâb-ı Hak vasiretleri aşacak olandır Cenâb-ı Hak yeniden yeni yollar ihsan edenler bu böyle bu ümmeti Muhammed’in en büyük hastalığı ya biz elimizden geleni yaptık deyip kenarda oturmak demek ki tam yapmamışız biz bir daha denememiz lazım bir daha uğraşmamız lazım bir daha yürümemiz lazım bir hamle daha yapmamız lazım biz bir daha stratejileri gözden geçirmemiz lazım biz bir daha nerede yanlış yapıyoruz diye analiz etmemiz lazım biz neyi eksik yaptık dememiz lazım oturup bir daha en ince ayrıntısına kadar bütün hesabı kitabı strateji planı problemı dökmemiz lazım önümüze maddi manevi yoksa bu bizi çok basit diye götürüyor kendimizce diyeceğiz ki biz ya nasibimiz bu kadarmış ne yapalım ki buna katılanlardan değilim hakkınıza ilgilenin son dönem yaşanan olaylar türkeşin tutumu ileride olabilecek olaylar durumlar hakkında bilgi verebilir misiniz siyasi konular belki ama bölge ve ülke çok karışık ve bizler de bu durumu daha net okuyabilmek için soruyorum hakkınızı helal edin Allâh’ın izniyle Cenâb-ı Hak bu memleketi bu memlekteki inananları korusun ve muhafaza eylesin bizi hiçbir zaman normalde bu şartlar içerisinde bu şartlar dairesinde Türkiye’yi hiç kimse başıboş bırakmaz Türkiye’deki dini hassasiyet arttıkça Türkiye’de İslami bir duruş arttıkça sizi başıboş bırakmazlar sistem olarak Türkiye’de sohbetleri, zikirleri, dersleri servis bırakırsanız sizin ensenizde boza pişirirler imam hatipleri, Kur’ân kurslarını dini eğitimi dini öğrenimi, dini yaşantıyı hür bırakırsanız sizin yakın bir yerde bırakmazlar Türkiye’nin yeniden İslam’la tanışması İslam’la, yeniden İslam’la tanışması diyorum yeniden İslam’la tanışması demek Kur’ân ve Sünnet’e dayalı Kur’ân ve Sünnet ışığında bir dinle tanışması hurafelerden arınmış yapmacık zorlama yorumlardan ayrılması yorumlardan ayrılmış net, salt temiz Kur’ân ve Sünnet anlayışı içinden aykırı seslere bakmayın siz bazılarının hadisleri inkar ettiği, bunlar hep içini boşaltmak için Türkiye’deki İslami gelişmelerin içini boşaltmak için dizayn edilmiş şeyler Kur’ân’ın üzerinde hadislerin üzerinde şüphe oluşturmalar bunların üzerinde şüphe oluşturmalar İslam’ı bir cemaata İslam’ı bir tarikata İslam’ı bir partiye bağlayıp o partinin tarikatın, cemaatın, hoca efendinin şey efendinin hatalarıyla veyahut da siyasetin hatalarıyla İslam’ı özdeşleştirip İslam’ı alaşağı etmeye çalışmalarıyla bunlar bütün bu algılar, bu operasyonlar devam ediyor buna rağmen insanlar belli bir kitle kendini temiz tutup dinini yaşama ve yaşatma gayretine devam ediyorlar sağlam tarikatlar sağlam cemaatler kendisini paraya pullan makama, mevkiye onun sona ne bileyim kendince yurt dışındaki oluşumlara, yurt içindeki oluşumlara peşkeş çekmeyen bunlar çok değil, az ama Cenâb-ı Hak onlara öyle bir kuvveti maneviye veriyor ki etkileri büyük oluyor çok kalabalık olanların o kadar etkisi olmuyor çünkü içleri kov ama çok kalabalıklık aramayıp sırf Kur’ân ve Sünnet dairesinde duran tarikat ve cemaatler çok kalabalık olmuyorlar zaten nefse tatlı gelmiyor bu çünkü nefse acı gelince insanlar oralardan uzak duruyorlar gelecek burada zikrullah yapacak terleyecek burada şimdi ter kokacak hatta biri söyle dedi zaman zaman paylaşıyorum ya ya dedi insan kokuyor orası dedi terli ya insan kokuyor dedim insan kokar doğru söylüyorsun dedim ne güzel bir burun var ki insan kokusuyla insanlaşmış veya insana bürünmüş hayvan kokusunu ayırt edebiliyorum dedim ben kaldı burası insan kokuyor doğru Allâh’ın zikredildiği meclisler çünkü orada bulunanlar gerçekten bu noktada insanı kamilliye adım atarlar hatta zikrullah meclisinde o kimse insanı kamildir mecliste zikrullah meclisinden ayrılır konumuna durumuna göre insanı kamillikten yavaş yavaş ne yapar çekilir diyor ya sahâbe ya resulallah biz zikrullah meclisine geldiğimizde senin meclisine geldiğimizde her şeyi unutuyoruz ama diyor dışarı çıkınca dünya bizi zapt ediyor dışarı çıkınca dünya bizi zapt edecek ama zikrullah meclisinde kendimizi sırf Allâh için zikrullah verirsek vay ya beni burada görsün de adam kızını versin vay beni burada görsün de beni oğluna alsın vay ya beni burada görsün de adam iş versin bana vay beni burada görsün de şöyle olsun böyle olsun bunlar af olmuş olarak kalkarlar bakın bunlar af olmuş olarak kalkarlar bir kasıtla gelse bir niyetle gelse herhangi bir böyle amaçla gelse bu ister dünya olsa ister kadın olsa ister makam olsa ister mevki olsa zikrullah meclisi öyle bir yüce meclistir ki orada bulunanları ayırmak Allâh’ın şanına yakışmaz af olmuş olarak da olurlar hadisi kutsi ama bir kimse sırf Allâh için hiçbir şey düşünmek istiyor hiçbir şeyi beklemeksizin hiçbir menfaat ummaksızın zikrullah meclisine gelse otursan af olmakla kalmaz geçmiş günahları sevaba çevrilir geçmiş hataları hayra çevrilir geçmişi tamamen temizlenmekle kalmaz ya sevaba çevrilir adam önceden içmiş ya Cenâb-ı Hak onu temizledi sevap etti adam önceden her türlü hayrazlığı yapmış ya Allâh onun hayrazlıklarına rahmet ve bereket etti sırf Allâh için zikrullah meclisine oturduğunda ne yaptı hepsini hayra çevrilir biz de oturduk bu adam dün böyleydi ya nereden bu peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini gördük ya dün böyle yanmıştı bu adam ya bırak ya sahabeyi görebilir mi ya bir de hal görüyormuş bir de rüya görüyormuş yok bir de şu oluyormuş evet o kimse olur bizde onun daha önceki günahlarını tesbih ederekten bizde günaha gireriz farkında değiliz Cenâb-ı Hak onu ne yapıyor hayra çeviriyor o yüzden zikrullah meclisleri arttıkça Cenâb-ı Hak’ın saf Kur’ân-ı sünneti öğretildikçe ve insanlar hayra doğru koştukça devletle millet bütünleştikçe kaynaştıkça çalmalar çırpmalar faizler eksilik yatırımlara geçtikçe sizi rahat bırakmazlar hiç rahat bırakmazlar operasyon üstüne size operasyon yaparlar PKK’sı da DHKB’cisi de azar HDP’si de KCK’si de dinlisi de, dinsizi de size karşı çıkar onlar laf cambazıdır lafları da böyle kendilerince bulurlar bizim böyle laf cambazlığı bilmeyen bir kısım insanlar da doğru söylüyor derler ben de böyle millet memleket menfaatini konuşunca ona da derler ki bu AK şey, bu AK Partili canım ya siz AK Partilisiniz ya CHP’li de olurduk biz aynı şeyleri CHP yapsaydık Kur’ân kurslarını serbest ettirdi biz mi kitledik CHP veya X bir parti açtı da biz mi kitledik doğru çalışan kimse alkışlarız memleketimiz için milletimiz için vatanımız için şimdi PKK’nın terörüyle alakalı konuşuyorum diye herkes yazıyor bana AK Partili yaptılar attılar beni Kenan’a laf hazır PKK’ya karşı çıkarsan AK Partilisin bu memleket bölünmesin dersen AK Partilisin Kur’ân’dı, vatandı, milletti dersen AK Partilisin hayır AK Partili olmak suç sanki bir de potansiyel suç sanki hiçbir parti o yatmadı mı beyan ediyorum ama yok suçlayacak ya beni buradan aslında farklı bir algı oluşturuyorlar AK Partili olmak potansiyel suçtu Sûfî olmak potansiyel suçtu ya iyi mümin olmak potansiyel suçtu ya aynı algı oluşturuyorlar bir kimse bir yerde iyi mümin ise potansiyel suçtu hatta işitçilik ya daha önce ben daha önce işitçiydim ben her dönem siyasal konuma duruma göre ben ne oldum ben de tespit edemedim bir türlü ben kendimce ne oldum biliyorum da bana olan yaftalardan ha demek ki şimdi bu olmuşum diyorum ben onların gözünden PKK terör örgütüdür dersen bunları yazarsan cesaretle sen AK Partili’sin bunu bu yaftayla yaftalanmamak için PKK’yi lanetlemeyeceksin PKK’ya terör örgütü demeyeceksin ya böyle söylersen AK Partili’sin sen veyahutta devlete secde ediyorsun algı bunların hepsi de ve Müslümanlar da ne yazık ki müminler de ne yazık ki bir türlü Türkiye’de cesaretlenemedi bir terörist kadar cesaretli değiliz biz biz bir dinsiz kadar cesaretli değiliz biz bir imansız kadar cesaretli değiliz biz Kur’ân ve Sünnet’e bir DHKBC’li kadar sahip değiliz bunu haykıramıyoruz biz biz bunun mücadelesini veremiyoruz ben 94 yılında İslam’la tanıştım 95 yılında özür dilerim 85 yılında 85’ten beri aynı profille karşı karşıyayım ben Müslümanlar silik ezik korkak söylediğini imanını ifade edemeyen, haykıramayan bu konuda mücadelesini edemeyen ne yazık ki ama yeteri kadar bu konuda cesaretli olmayan kimseler asıl dünyaya makama, mevkiye, kadına, paraya, pulaya, rahata ermek için uğraşmayacak olan veyahutta bunları elini tersiyle itip, kur’an ve sünnet tarihisinde mücadele etmesi gereken bizken ne yazık ki biz öyle değiliz değiliz, bir düdük hepimize ver, birisi bize şulcusunu siz dedi mi biz hepimiz susuyoruz, pusuyoruz biz biz onun mücadelesini veremiyoruz bu 28 Şubat’ta da aynıydı şimdilerde değişti değişmedi hep aynı karşımızdaki insanlar deinsizliklerini, imansızlıklarını teröristliklerini olduğu gibi icra ediyorlar bize dur diyemiyoruz biz diyemiyoruz sen kimsin diyemiyoruz biz yok seyrediyorum ben, bakıyorum hiç kimse bu konuda bir taraf değil herhalde bizim müslümanlar şehit olmaktan korkuyorlar galiba PKK gelir evlerini bombalar diye düşünüyorlar galiba PKK gelir iş yerlerini bombalar diye düşünüyorlar PKK gelir dergahı bombalar diye düşünüyorlar herhalde PKK gelir tekkeye bombalar diye korkuyorlar demek ki edebiyatta hepimiz en öndeyiz şehit oluruz canım mücadele nerede, yok yok şeytanın kulağına kar suyu kaçırmayın da, birisi gelse burada bir bomba ihbar yapsa bir dahaki derste kaç kişi olacağımızı merak ediyorum evet evet ama Kur’ân, Sünnet yaşanmaya başladıkça onlar böyle bizim içimizin biraz kof olduğunu bilseler daha da cesaretlenecekler de bilmiyorlar Allâh onların gözlerini korkutuyor ama biz böyle yaşamaya başladıkça bizim ensemizde çok daha bazı pişirecekler bunlar alışın ama oyuna gelmeyin tezgaha gelmeyin kendi içerisinizde bu noktada duygunuz Kur’ân, Sünnet vatan millet düstur olsun bizim siyasetimiz bizim yürüyüşümüz bizim duruşumuz bizim bakışımız Kur’ân, Sünnet vatan millet biz bir şeyin ne kadar Kur’ân, Sünnet’e uyup uyumadığına bakarız iki, o şeyin vatanımıza milletimize faydalı olup olmayacağına bakarız değilse bu mesele Kur’ân ve Sünnet ile bağlıdır memleket hizmetiyle alakalıysa biz ona vatana millete bunun meselenin nasıl hizmet noktasında nasıl olduğuna bakarız bizim ölçümüz bu biz günlük siyasetle işimiz yok günlük siyasi partilerle de işimiz yok yok bizim işimiz Kur’ân, Sünnet vatan millet bu topraklarda İslam yaşanmalı bu topraklarda İslam konuşmalı, bu topraklarda İslam hakim olmalı bu toprakların insanları bölünmemeli parçalanmamalı kardeş kavgası kardeş kanı akıtmamalı bu topraklarda terör hakim olmamalı bu topraklarda adaletsizlik hakim olmamalı bu topraklarda dinsizlik imansızlık hakim olmamalı bu topraklarda Kur’ân ve Sünnet dimdik ayakta durmalı ve bu topraklarda yaşayan insanlar bunun yaşamalı ve İslam hukukuyla ahlakıyla herşeyle bu topraklarda neşu neva bulmalı e bunun için mücadele ediyorsanız ne Amerikası ne İsrail’i ne Avrupa Birliği bu dünyanın hakim güçleri sizi rahat bırakmaz içinizden de dışınızdan da satılık cemaatte tarikatta partide siyasetçide bürokratta bulur bir şekilde karıştırmaya çalışır terör örgütü de kurarlar kurdururlar da bir şekilde senin içini dışını karıştırmak için uğraşırlar burada bize düşen vazife bunlar böyle günübirlik meseleler değil bu yarın bitecek bir mesele değil ertesi günü bitecek bir mesele değil terör on günde bitecek bir mesele değil şimdi seçim sattı mı haline girdi şimdi terör aşağı doğru iner şimdi bir bakmışsınız gene PKK en barışçıl terör örgütü olmuş husus öyle söylüyorum barışçıl terör örgütü onlar katliam yaparlarken barış için yapıyorlar bir âyet anımsatıyor değil mi size onlara bozgunculuk yapıyorsunuz dediklerinizde onlar derler ki biz bunları düzeltmek için yapıyoruz onlar PKK en barışçıl terör örgütü dağda izmarik bile atmıyorlar kurşun atmaktan şimdi fazla kalmaz 15-20 güne filan kalmaz bir haftaya kadar o terör durur bir haftadan sonra terör örgütün uzantısı HDP çıkar meydanı barış istiyoruz bizler barış güvercini olur hemen gagasındaki kurşunu bombayı molotof kokteyini bırakır ondan sonra aldatmacı olarak bombanın üzerine bir zeytin yaprağı tabi kurşunun üzerine bir zeytin el bombalarının üzerine de bir gül barışçı olur çıkar evet çok yakın merak etmeyin ondan sonra da yine bir böyle canın sıkılan bir şey olur da yine öldürürse şehit ederse askeri polisi sivili ondan sonra der ki devletin gizli istihbarat örgütü bunu başlattı içerden de payandaları var nasıl olsa bunu derler ki istihbarat örgütü yaptı 90’lardaki bunları örnek verirler 90’larda böyle nit ondan sonra bazı devletin içerisinde kurumlar PKK’yla gayri nizami bir şekilde mücadele ettiler bunları örnek olarak sunarlar devlet isterse gayri nizami de mücadele eder her devletin gayri nizami bir mücadele gücü de olmalı siz devlet olarak kalacaksanız gayri nizami savaş nizamı alıp öyle de mücade edebilme yeteneğine sahip çıkmalısınız devlet hukukunun içerisinde evet bunu bize yutturuyorlar sanki dünya üzerindeki tarih boyunca devletlerin gayri nizami savaş araç gereç ve birimleri olmamış gibi sen devletsen gayri nizami savaş araç gereç ve birimlerin de olmak zorunda olmazsa seni ham yaparlar yutarlar seni yutarlar yutarlar bununla alakalı inşâAllah devleti idare edenler PKK ile olan mücadelede geri adım atmazlar bu noktada durmazlar içerde ve dışarıda namlusunu askerine polisine sivil vatandaşına namlusunu iş makinalarına namlusunu bombasını yapılan yatırımlara yönetmiş olan bu PKK içindeki uzantıları dışındaki uzantıları her şeyiyle kökünden sıyırıp atma temizlemek için devlet amansız bir şekilde mücadele verir inşâAllah vermeli de zaten yoksa amaç doğu ve güneydoğuda kargaşaya devam edip orada özellik terenanesiyle büyük kürt devletini kurmak bu sadece kürtler orada devlet kursa söylenecek laf olmaz kimsenin ama orada İsrail’in ve Amerika’nın bu konuda kesinleşmiş plan ve projeleri var bilhassa İsrail’in İsrail kendi güvenliği için Suriye, Irak ve güneydoğudan bir kısım toprakları alıp piyon bir orada İsrail güdümünde bir kürt devleti kurmak istiyorlar adı kürt devleti olacak ne kürtlere yar olacak ne Türklere ne Suriyelilere ne Iraklılara ne İranlara kan gövdeyi götürecek her daim bunu yapmak için mücadele ediyorlar Türkiye’nin içerisinde bir kısım İslami entelektüel cemaat tarikatlar da nasıl olsa orada bir mehdi savaşı çıkacak ha bu olsun gözündeler bir değişim bu tarafı var orada batılların armegadon dedikleri bizim mehdi savaşları dediğimiz mehdinin savaşması dediğimiz o savaşlar çıkacak ya nasıl olsa o yüzden bırakalım çıksın diyenler var Allâh muhafaza eylesin o bölge kan ağlar o bölge böyle bir şeye kalkışılırsa böyle bir şey olursa bilin ki uzun savaşları bekleyin verseniz de kurtulamazsınız deseniz ki alın doğuyu güneydoğu’yu sizin olsun yine kurtulamazsınız bitmez bitmez Türkiye’nin hız dağı doğu ve güneydoğudaki yerel kürt halkıyla bir probleminin olmadığını anlatması gerekir probleminin PKK’yla DHKBC’yle işitli olduğunun bunu ilan edip bunu resmen yerel halka inandırması gerekir ve yerel halkın terörle KCK HDP kıskacından kurtulması kurtulması gerekir hızla o bölgede askeri yığınağın düzgün yapılıp terör unsurlarının temizlenmesi gerekir hızla şehirlerdeki terör örgütü yapılanmasının hızla tespit edilip şehirlerde yangın yeri olmadan temizlenmesi gerekir bu seçim sattı mahalli temizlik için en uygun zaman hdp’yi parlatmak için hdp’yi tekrar böyle gündeme getirmek için terör evlemlerinden uzak duracaklar o esnada devlet bu temizliği yapması lazım inşâAllah biz emaneti göklere yere ve dağlara sunduk onu yüklemekten kaçındılar onun sorumluluğundan korktular onu insan yüklendi çünkü o çok zalim çok cahildir ahsap âyet etmiş ki Cenâb-ı Hak bir emaneti dağa yüklemeye kalkacak dağa hayır mı diyecek göğe yüklemeye kalkacak gök hayır mı diyecek varlığın hangi unsuru Cenâb-ı Hak bir şeye yap dediğinde yapmayacak âyet-i kerime böyle ahsap âyet yetmiş iki anlayardan girdik abi kaldı şimdi ortalık değil mi bu ayette geçen emanet ile kasıt nedir eğer emanet ile özgür irade ya da sınav imtihan kastediliyorsa neden sadece insan için vurgu yapılmıştır cihangir yaratılmışların içinde imtihanda olan sadece cinler ve insanlar mıdır, bizim ölçebileceğimiz fiziksel evrenimizde yaşam sadece dünyaya verilmiş bir hediye midir, yapay zeka çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz, sizce gelecekte irade-i sahip robotlar ve bilgisayarlar tasarlanabilir mi? ama en başta âyet-i kerimin var, biz emaneti göklere yere ve dağlara sunduk, sunmuşlar Cenâb-ı Hak bir emanet sunmuş, dağ hayır ben bunu kaldıramam demiş, göklere sunmuş o da kaldıramam demiş eğer Allâh onu sunduysa bir şeye o hayır dediyse Cenâb-ı Hak onun hayır diyeceğini bilmiyor olur biraz düşünün bu konuyu, fikri olan söyleyebilir bu hususta Cenâb-ı Hak bir seneye ölmek vermekten kaçılmaz, Allâh bu dağlara teklif eden bu hususta emanete, onların şeklini reddetmesiyle onları isminlerle müsaade etmektir Cebriyet var ama burada diyor ki normalde dağlara sunduk, cebretmedik başka? bu konuda fikri olan? başka? başka? başka? başka? başka? yere ve göğe bir gerade verilmiş çünkü o çok zalim ve çok cahildir diyor, onu insan yüklendiriyor başka? alıyorum, fikir alıyorum başka? başka? başka? ona da fikir üretebilirsin başka? başka? başka? bu emanetin sonunda Allâh’ın imzası vardı, imzası yüklüyordu ama dağlar daha çok daha yüklüyordu yaptığımız nefsi yarattıktan sonra buna talip olan var mı? dedi Aset Alem efendimiz rahat, rahatsızlık makamlı, ona verilen bütün bilimler bahsettiğinden dolayı nefse talip oldu fakat dağlar, taşlar yaptığımızın rahatsızlık makamını bilemediklerinden dolayı bundan beri durdular, kimsesiz yaptığımıza karşı gelmişti bundan dolayı korktular bundan bir su akarken su kiri tutmaz dışarıya atar veya alem bir şeyi yakar, bir süsle içinde barıldırmaz emanet de dağların üzerinde onlara ait olmadığında onların üzerinde durmadı oradaki kaçırmak bile aslında onlardan bile bir dağların kaçması değil o emanet onlara ait olmadığında aralarında mesafe oluştu ve ondan bir uzaklaştı var bu husus aitlik tespitliği de insan onu dağdıracağı hisseti mutfak ismini üzerine çekti Cenab-ı Allâh buradan bu olayın gelişini tasvir etti fiyatral bir şekilde insanın algılıyı anlayabileceği bir şekilde önüne koymuş olduğu insan bakın siz burasınız yarattıkların içiyle en gizli insan olduğu için bu yüklüde Allâh’ın Cenab-ı Allâh’ın güzel olduğu için en güzel yarattığı insan olduğu için yarattığı şu olarak insan, Allâh’ın bütün su altında Cenab-ı Allâh’ın bütün su altında mücevheri var ve Allâh diğer varlıklardan farklı olarak insanın kendisini anlayabilmek kapasitesini kendisini bu noktada seyredebilmekte ilerlediği bir kapasitesi vermiş öyleyse o dağların, o ağaçların, dediklerinin hepsi belli bir noktaya kadar bir aktarır belli bir nokta, belli bir şey varken insan bu noktada onu ilerledebilecek bir nokta bu da aslında cahildir derken bu taraftan her ne bilim verdiği hem de bir taraftan bu doğduğu geleceği noktada zor olacağını anlıyor Allâh’ın bir varlığı başı Allâh’ın bir varlığı başı Allâh’ın kendi önümden, önümden bana mahşetti, mahşettiği şeyi kendi esnesine maalesef mahşettiği şeyi diğer bir şey buna diğer bir nokta bu varlığı eyvahlara dek sana mahşetti şimdi şey yapmaya gelebilir miyim? maalesef yer ama orada koklu var maalesef bir maalesef şimdi daha öyle göğe dağlara, zemine sunuldu, onlar korktular insana sunuldu, insan kabul etti çünkü insan zalim ve canidir orada da şu hadîs geliyor aklıma ben canin öncesi oldum, canin cesurdu insan belki de o cehaletine dolayı hiç kimsenin cesaret edemeyeceği emanete zalip olmayı irade et dağlara, taşlara, insanın başında bir mahlukata irade edemedi onların ne sunulduğu ise, onların yapısı onları nasıl yarattıysa, onları o akseni taktığın üzerine ömürlerini sürdürüyorlar ama insan cüzilerin izini kullanarak kristin uygulayınca sarhozların virakı sırasında kalemlercisi, hizmetçilerin ailesi silip yazıyordular insanın cüz iradesi burada devreye girerek Cenab-ı Allâh’ın doğru ve yanlış konusunda doğruyu yanlış seçmek diye bir iradesi yok bir yeşil ağacın veya bir yılanın kendi seçme iradesi yok yılanı Allâh nasıl yaratmış o akseni taktığın üzerine ilan yaşıyor, hayatını sürdürmüyor ama insan iyi ve kötü seçme iradesini Cenab-ı Allâh bu cüz iradeye vermiş onun için insan her şeyden muhafaza konusunda uğraşıyor irade murası ile Doktor Büşra mı çekti?


2. Bölüm

Şimdi burada emaneti irade mi kabul edeceğiz? Onu düşünmemiz lazım Şimdi gellere göklere sunbu demezdi Rabbim orada o zaman sunduk demezdi irade etmesini düşündüğü için, onlara muhayye bıraktığı için sunmayalım bir kısa tas olsa, bir anlıkta olsa onlara kısmi bir irade vermiş kabul etme ve etme aynı şeytanın secde etlendiğinde secde etme eğer şeytanın iradesi olmasaydı o anda secde edecektir demek ki kısmi bir anda onlara da irade edecek sadece burada irade olarak kabul etmemek lazım emanet, emaneti ne olur? dağlar, taşlar sunulmaz şeyden korktuğunu emanetten emanet bence İslam kuralları ve sonunda ceza ve yasakları bunun da sonucu sunulur yerde gökte benim anlayışım ve ondan korkular cennetin güzelsine gökler ama cennete girme korkusuyla kaçtılar ama insan bunu düşünmedi direk oda sunamadı, yükselen dağda başka bir yada Cenâb-ı Hak der ki ben yere göğe sığmadım yüklümün gönlüne sığmıyorlar ve burada der ki dağlar ve taşlar almadım burada mecburiyet yok sadece sunulmamak eğer mecburiyet olmuş olsaydı Allâh oda alır, sonra da bunu aldırır emanet ile ileride bununla alakalı bize teklif edilmedikler denmesin diye kendilerini şahit ettim emanetten kasıt anca maalesef çünkü bir ayette de yine olduysa aleyhisselâm daha da ileride daha kaldırılmadı bir ölüm ayrıca insana tecelli ettiğinde maalesef emanet, ruh ve hayvaniden ruh insanlığıleştirilmektedir hocamın okuduğu okuduğuna bana böyle bir şey var ki ben aklıma geldi bence emanet irade değildi dedi ama sanki emanet iradeydi çünkü mürid olan Allâh’tır iradenin sahibi olan Allâh’tır insanın içinde de o her zaman buğday attığımız küçük ilahçık dersiniz o da kendinde bir ahlık itaasındadır 40 tane boyunca ve onlarda nemurlarda görülen dolayısıyla Cenâb-ı Hak kendi iradesinin bir yansıması olarak bir ayne seçmek istedi Allâh o alem insan zalim ve canib olduğundan o emanete direkt talip oldu iradeyi tahta filan bir şey var mı burada yazıp çizmek için bir bakın bakayım yok değil mi burada bayanlar tarafında tahta var mı tamam herkes her meseleyi kendi derecesinden bakar her ayete de kendi derecesinden bakmak gerekir Kur’ân-ı Kerim bir bütündür Kur’ân-ı Kerim’in içerisindeki âyet-i kerimeler de varlığın içerisindeki değişik derecelerin âyet-i kerimeleridir hepsi haktır hepsi haktandır haktandır şurasını şurasını normalde bilinmekliği istemek olarak koyun bilinmekliği istedi bilinmezdi bilinmekliği istedi ve bir şey yarattı dediğimizde o bir şeye herkes bir isim koydu öyle değil mi biz o bir şeye arabiden de bakarsak ayağını sabit ederiz o bir şeye diğerlerinden bakarsak ilk Hz.

Muhammed Mustafa’nın ruhaniyeti ve nuraniyeti olarak bakarız ve o bir şeyden kalemi ondan sonra lef-i muhafız ondan sonra ruhları yarattı ama burada ilk başlangıç olan şu Beytullah’ın altı bu bölge bak ne güzel insanlarda var ya böyle ama tam suret değil bu da ayağını sabit olsun ve ayağını tamam getir kalemi yok var mı tamam tabi bu meseleye girerken de kadere de gireceğiz şimdi biraz kader konuşulması uygun olmamış ama kadere de girmemiz lazım kadere de bakarken hepimiz kendi derecemizden bakarız bir varlığın içerisindeki varlığın bünyesindeki unsurlar derecesinden bakılır iki biz kadere bakarken hepimiz varlığa da bakarken hepimiz kendi derecemizden meselelere bakıyoruz bu meseleye baktığımızda da kendi derecemizden bakıyoruz bu meseleye baktığımızda kendi kendimize şimdi ne algı orta yerde Cenâb-ı Hak dağlara yerlere göklere sundu onlar da dediler ki biz bunu alamayız ve insan cahil insan bunu üstlendi buradaki emanetten kasıt neydi? emanetten kasta en yakın yaklaşan benim algıladığım bizim Bülent yaklaştı Bülent dedi ki emanet marifetullah’tır evet emanet Allâh’ın bilinmesiydi Cenâb-ı Hak varlığı bilinmek için yarattı çünkü varlık bilinmek için yarattıysa en büyük emanet Allâh’ın bilinmekliği o zaman hepimiz ve bütün unsurlar Allâh’ın bilinmekliğinden karşısında ne hale geldiler bütün unsurların kendilerince akılları var yaratılmış her şeyin hücreden küçücük hücreden hangi hücre olursa olsun hepsine bakarken hepsinde nesi var aklı var burası ayağını sabiten burada şimdi biraz da inceden kaderle alakalı mevzuya gireceğim çünkü bu meselenin anlaşılması için çünkü kadere de bakarken herkes kendi dairesinden ve kendi derecesinden bakar biz din olarak insanlara anlatırken kaderin ne olduğunu bilmiyoruz kader asıl mutlak kader asıl değişmeyen kader asıl hiç değişmeyecek olan kader ayağını sabit ededir bunun mutlak manada değişmeyeceği olan lef-i mahfuzdur lef-i mahfuz değişecek hiçbir şey yoktur cızırtısını duydum değişen nedir sonra bir derste bana hatırlatın şimdi kısa geçiyorum rahat süresinde geçer lefalar vardır bunların hepsi de misaldedir bir kimse dua eder duası kabul edilir rüyasında görmüş olduğu şey tecelli etmez sûfîler derler ki imtihan rüyada geçti şehadete geçmedi aslında Allâh’ın takdirinde değişen yoktur lef-i mahfuzda o öyledir ayağını sabitede öyledir o ayağını sabitede ayağını sabite bütün varlığın cisme dönüşmemiş hali bunu çanakkale dersinde ayağını sabite ile alakalı çanakkale eski kilise sohbetinden bir bakın ayağını sabite Cenab-ı Hakk’ın kendi zat-ı uliyetinden sıfatlarıyla ilk coştuğu yer ilk henüz daha varlığa bürünmemiş yer ikinci tayyum derler varlığa geçmemiş olan yer asıl sır orası insan üzerindeki varlığın üzerindeki sır da orası ve insan cahilya ayağını sabitede niye koştuğunu niye aldığını neyi aldığını farkında değildi ayağını sabitede aldı ve bu mutlak kader içerisinde doğru olandı öyle olması gerekiyordu oydu ve ayağını sabitede bu mu noktada bir veçesiyle cebriye vardı bir veçesiyle cebriye olduğundan dolayı ama biz orayı bilmiyoruz bir veçesiyle cebriye ama bir veçesiyle cebriye olan şeyde insan o marifetullah’a rahan oldu o marifetullah’a koştu aslında onun koşusu da bu noktada cebriydi bu ayağını sabitedeki koşusu ayağını sabitede koştu ayağını sabitede cebri olarak Allâh alem ve hatta ihtiyarı olarak Allâh alem müteşavi insan Allâh’ı bilmeye koştu ve koşması gerekiyordu bir cephesiyle insan koştu bir veçesiyle de koşması gerekiyordu buradaki o zalimden kasıt zulüm zulüm nedir bir kimsenin gücünün yetmeyeceği kaldıramayacağı bir şeye koşmasıdır o insanın kendi kendisine nedir bu zulmetmesidir neden kaldıramayacağı bir şeye koşar cahilliğinden koşar insanoğlu cahildir ve zalimdir cahil olduğundan onun ağırlığını bilemedinden onun ağırlığını idrak etmeden ona doğru koştu ve cahilliğinden dolayı kendisine aslında zulmetmiş oldu buradaki zulmü yalnız bilmediği bir şeye koşması ve Cenâb-ı Hak onu cahillikten ve zulümden ilmiyle kudretiyle kuvvetiyle irfanıyla ihsanıyla insanı ne yaptı ayağa kaldırdı ve insan varlığın başlangıcı olan ayağını sabitede kendisi bilmeden buna koştu ve Cenâb-ı Hak ona koşmasından dolayı dedi ki sen beni bilmekliye doğru koştun beni bilmekliğin ağırlığını beni bilmekliğin ehemmiyetini bilmeden koştun cahilsin cehale bilmemek bilmemenin bir veçesi var cahilliğin ne bu bir kimse cahil olduğunu da bilmiyor bir veçesi var cahil olduğunu biliyor ve diyor ki ben cahilim Adem aleyhisselâm nasıl dua etti ben nefsime zulmettim dedi zalimlerden oldum neden bilmeden oldu ve Cenâb-ı Hak da ne yaptı dedi ki sen kendi kendine nefsinin zalimliğini gördün kendi kendine zulmettiğini de gördün ve kendi kendine cahilliğini de gördün ben seni o cahillikten kaldırdım ben seni o zulmden kaldırdım seni yeryüzüne halife ettim şimdi bu âyet-i kerimeye normalde ayağını sabitedeki kader bahsinden girmeden bunu algılamamız mümkün değil ve bu ayağını sabiteyle bağlantılı bir şey ve ayağını sabitede dağlar taşlar henüz daha varlığa geçmedi gökler bütün unsurlar Allâh’ı bilmekten icap ettiler uzak durdular şunu bu ayağını sabiteyi bu oda gibi görün orta yerde bir nur var orta yerde o nur çok parlak Allâh’ı bilmekle alakalı bilinmekle alakalı bütün unsurlar onun parlaklığından gözleri kamaşıp kaçtı oradan bir şey çok parlak olursa insanlar kaçar ya cahil insanlar ama o parlaklığı çözmek isteyen o parlaklığı öğrenmek isteyen o parlaklığa doğru gider bu insanlar arif insanlardır ayağını sabiteyi öyle görün ayağını sabitede bu oda gibi görün bir ev gibi bir dergâh gibi görün orta yerde Allâh’ın bilinmeklik nuru var o nurdan bütün varlıklar ve unsurlar uzak durdular kaçtılar onu kaldırmayı ona sahip olmayı ona yakın olmayı kendilerinde o cesareti görmediler ama insan bu manada bilmeden cahilli o o nura doğru koştu ve bu noktada zulmü de aslında cahilliyle alakalıydı belki de Allâh’ı bilinmekle alakalı çıplak bilgiye sahip olmuş olsalardı onun ne kadar ağır bir yük olduğunu bilip onlar da uzaklaşabilirlerdi ama insan burada bir tarafı cebri olarak bir tarafı cebri olarak burada bunun altını çizmekte fayda var hatta kafanız karışır diye ben buraya böyle bir tarafı cebri diyorum içim öyle değil burası tamamiyetle cebri tamamiyetle burası tamamiyetle hiçbir şekilde insanın burada iradesi yok bu benim kendi inanışım ayağını sabitede cebriyet olduğuna inanıyorum ve o cebriyetle insan Allâh’ı bilmekliye doğru koştu ve o emaneti onun içine girerekten aldı onun içine girerekten ilme sahip oldu o bir veçesiyle ağırlığı çok olan şey kendi iç dünyasında lütfunu ikramını rahmetini ilmini bereketini de taşıyordu ve içeri dalan kimse ayağını sabitede Allâh’ı bilinmeklikle karşılaştı ve Allâh’ı bu manada kendi kabınca bilebildiği yere kadar bildi ayağını sabitede ve diğer unsurlar bütünüyle bundan uzak durdular çünkü yaratılış fıtratları cebri olarak bundan uygun değildi tabi ayağını sabitenin bir veçesi var biz buna böyle yer tayin etmek gibi algılanmasın mesela bir veçesi var ayağını sabitenin bu birinci tayin Allâh diyoruz ya bilinmekli istedi ayağını sabitenin bir perdesi şurada hayal perdesi var burada altıda kaleme lef-i mahfuz’a geçiş var ayağını sabitenin başlangıcı olan Allâh bilinmez idi la ta ayün bilinmekli istedi Allâh bir şey yarattı ayağını sabite bu bir şey normalde aslında bu kocaman her şeyde için alır benim kendi algıma anlayışıma göre ama ayağını sabitenin bir böyle aşağılık yükseklik olarak algılacaksak bir veçesi vardır bunun direk Allâh’a bakar onun bir veçesi vardır direk yaratılmışa halka bakar varlığa bakar ayağını sabitenin şu ilk başlangıç noktası burası bu manada bütün varlıklar ve bütün her şey için cebriyet noktasıdır buradan aşağı doğru inerken o varlıklar kendilerince cebriyetten çıkarlar ve ruhlar biliyorsunuz yaratıldığında da ruhlar yaratılınca varlığa geçiyor artık varlığa geçince onlara secde emri verildi birinci secdelerin cebriydi hepsi de secde ettiler ama buradan daha ondan öncesinde bu ayağını sabite de henüz daha varlıklar daha henüz daha varlık suretine bürünmeden burada insan burada yukarıda da aşağıda değil yukarıda Allâh’ın bilinmekliğine koştu şimdi insan hala daha mesela ilim Çin’de de olsa gidip alınız buradaki ilimden kasıt merkezi hükmünde içsel hükmünde marifetullah’dır ve insan Çin’de de olsa gidip marifetullah’ı öğrenmekle hükmündür ve emanet Allâh’ı bilmedir marifetullah’dır ve insan bunun yanınız ne olduğunu ahkamını hukukunu derinliğini içselliğini bilmeden koştu bu koşusu benim tekrar bunun altını çizerekten söyleyeceğim tekrar bu koşusu insanın cebriydi ama biz buna buradan aşağıdan bakarsak biz bu koşuyu cüz irade olarak görebiliriz irade deriz ama biz buna bu seviyeden bakacak olursak bulunduğu yerden bakacaksak cebri deriz ve mutlak kader dediğimiz olgu buradadır burayı bilmeyen bir kimsenin kader hakkında konuşması haramdır haram bizim insanlar içerisinde dervişlerin arasında halkın içerisinde konuştuğumuz nedir halkın kader anlayışıdır nedir doğum ve ölümdür bu insanların arasında konuşulan kaderdir kendi bulunduğumuz noktadan baktığımız yerdir burası bunun bir çift üstü vardır bu avamın kader anlayışıdır nedir bu hastır hasın kader anlayışı nedir levhalara bakar levhalarda yazılır çizilir mi evet silinir mi evet bir daha yazılır mı evet bu insanı ümit ettirir gayret ettirir koşturturur doğru mudur hak mudur haktır bunu ilk defa burada konuşuyorum bunu bir daha bana sorarsanız konuşmam normalde bütün insanları anlattığımız kader bizim hazreti peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin insanları anlattığı kaderdir nedir sizin doğumunuz ve ölümünüz ve rızkınızdır bu direk sizin yaşadığınız dünyanın dünya ile alakalı kader anlayışıdır ama hazreti peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ben miraca çıktığımda kalemindir yazıp çizdiğini bozduğunu gördüm bu levhalar ile alakalıdır levhalar vardır bu levhalar ve hatta perde diyeyim onların normalde varlık perdesi diyeyim varlık perdesinde tecelliyatlar vardır o varlık perdesindeki tecelliyatlar bu da mürşid-i kamillerin mürşid-i kamiliz diyenleri mürşid-i kamillerin değil kemala erdin diyenlerin evliyaların tekme yediği yerdir aldandığı yerdir dervişlerin biliyorum deyip de aldandığı yerdir keramete nail oldum deyip aldandığı yerdir dergahdaki insanların yıkıldığı yerdir insanları küstahlaştırdığı edepsizleştirdiği şeyhinin yanında dilini dışarı doğru çıkarttırdığı aslında kalbindeki edepsizliğin meydana çıkardığı yerdir burası sûfîler için tabiri caizse ölümdür sufinin şeyhinin önünde pirinin önünde hazreti peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretinin önünde rezil olduğu yerdir sûfî buraya geldiğinde burada batar batmasının sebebi şudur duasına yaslanır batmasının sebebi şudur kendince kendini kemalatlı zanneder batmasının sebebi şudur kendi zannını hakikat zanneder batmasının sebebi şudur bütün bu aslında bu sohbet özür dilerim size bir ilim olarak bu sohbet asıl erdim oldum bittim diyenlere öyle zannedenlere dergahın içerisinde de oldum bittim zanneder neden dilini dışarı çıkaranlara burasıdır baktığı yer kendince kendi duasına bakar kibre düşer kendince kendi ameline kendi anlayışına kendi idrakine bakar dili uza dili uzayınca o kimsenin buraya kadar çıkması mümkün değildir kalır orda çünkü o kendi duasına bakmıştır kibirdir kendi ameline bakmıştır kibirdir hazreti peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri der ki ben dahi allahın lütfu olmaksızın cennete giremem hazreti resûlullâh salallahu aleyhi ve sellem hazretleri benim mürebbim allah’tır der susar derviş konuşur bilmeden konuşur burası dervişin halinde görüp rüyasında görüp benim duamın yüzü sürmetine değişti dediği yerdir hazreti mevlana’nın ah o hayalde görünüp şehadete düşmeyen hakikatte olmayan evliya’nın hayal tekmeleri der burasıdır şehlerin yıkıldığı yerdir müridine dua eder haktır yalnız bakar o halinde bir şeyin değiştiğini görür der ki duamın yüzü sürmetine değişti der ki himmetimle böyle oldu der ki ben piş piş dedim de oldu der ki ben idrak ettim anladım bu çocuk dervişlerinin yıkıldığı yerdir allah muhafaza eylesin bunu anlattım ilim olarak yıkılmayın yıkılmayın dua’nızla can’ım sizin dua’nızla meyve vermeyen ahacın meyve verdiğini görseniz sizin için aldatmacadır kuru dalı koysanız toprağa yeşerse bilin ki aldanırsınız evet bu manada bu ahsap suresi de varlığın dereceleri noktasında alınması gereken haldir o yüzden burada onlar bir kısmı bunu normalde tefsir edenler bunu bir imtihan olarak tefsir etmişler yok bunu şu bu olarak tefsir etmişler ama bu fakir de bülent’in bir adım daha böyle herkesten fazla 3-5 adım öne çıktığı noktada görürüz o yüzden bu marifetullah’tır insan o marifetullah’ın ne olduğunu bilmeden ona koşmuştur bunu halktan tevil edecek olur tefsir edecek olursak insan kendisi koşmuştur bunu haktan tefsir edecek olursak bu cüz irade değildir direkt cebriyettir cinler de imtihanda oldukları adı neden emanet sadece insana yüklenmiştir cinler Allâh’ı bilmekle yükümlü değillerdir onlar ibadetle yükümlülerdir insan bilmekle yükümlüdür bununla alakalı bir âyet-i kerime vardır ben insanı ve cini bana ibadet etsinler bana kulluk yapsınlar diye yarattım demiştir evet doğrudur avam müminler müslümanlar bunun için yaratılmıştır ama arifler Allâh’ı bilmek için yaratılmıştır onlar bilmekle yükümlüdürler sûfî dergahına girenler sûfîlik yoluna girenler bu noktada kendilerini bu yükümlülüğün altına koyarlar Allâh muhafaza eylesin yaradılmışların içinde imtihanda olan sadece cinler ve insanlar mı evet bizim ölçebileceğimiz fiziksel evrenimizde yaşam sadece dünyaya verilmiş bir hediye midir şehadet noktasında bugünkü yaşam noktasında evet yapay zeka çalışmalarına yapsınlar devam etsinler her yerde tecelli eden onun ilmidir içimden çıkıyorlar yılanlar görüyorum evimde duvarlarda görüyorum önce Allâh’ın iziyle sonra da sizin mübarek dualarınızı bekliyorum benim bir sıkıntım var benim üzerimden bedenime hissettirerek gölge gibi şeyler çıkıyor namaza duruyorum halının üstünde çeşit çeşit şeyler görüyorum doktor bu sana mı gelmesi lazım psikiyatrik psikiyatrik mi evet son zamanlarda kendimde genel bir gevşeklik olduğunu fark etmeye başladım bu gevşekliği ayağımın kaymasına neden olacağı korkusuna kapılıyorum ne yapmamı önerirsiniz tövbe edeceksiniz sımsıkı duracaksınız edepli olacaksınız bir kimse maneviyatının ne durumda olduğunu nasıl anlar sen günahkar olduğunu hiç aklından çıkarma peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ezan okunurken ne yapardı nasıl dua ederdi ezana devam etmek ezanla beraber ezan okumak sünnet derin devlet nedir bu yapıyı kimler ne amaçta kurulmuştur kendilerinden sonra yerlerine kimlerin geleceklerini nasıl belirliyorlar bu yapının finansmanı nasıl sağlanıyor her yerde derin devlet vardır hazreti peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında dahi vardı derin devlet aşkın sesini anlatır mısınız ne yapacaksınız aşkın sesinden aşkın kendisine koşun Şiada Hazret-i Ömer ve Hazreti Ebu Bekir için gayri müslümden de aşağıdır deniyor buna rağmen Müslüman sayılırlar mı sayılırlarsa din kardeşimiz olurlar mı bir kısmı öyle söyler Allâh onlara hidayet eylesin her türlü adikürlü içeceğin alım satım nakliyesi caiz midir neden caiz olsun ki imam azam Allâh’ı 99 kere rüyasında erkek çocuk suretinde gördüğünü söylediniz imam azam burada Allâh’ın kullarına göründüğünü ima etmek istemiştir açıklayabilir misiniz evet rüyetullah haktır malum önümüz kurban konumuz nefis de cihâd olduğu gibi bayramda da konumuz deriyle cihâd dün kardeşlerimizden bayramın birinci ve ikinci güne özellik bir çalışma bekliyoruz bu bayram hava kurumundan daha çok deri toplamalıyız bu manada tavsiye bilgilendirme ve dualarınıza ihtiyacımız var Allâh size sağlık sıhhat ömür nasip etsin demiş not deri toplayan kardeşlerimize sarı renkte yıldızlı yeleklere ihtiyaç var vakıf görülmesi olduğumuz belli olsun ilahe illallah şimdi bu kaderle alakalı mesele de kafanız karıştır işe olan gidebilir tabi oturun derken sohbet yarım kaldı mesele anlaşılmayacak diye oturun dedim yoksa bir zorluktan değil gitmek isteyen gidebilir şimdi kadere normalde böyle pek konuşmam biliyorsunuz bununla alakalı fakat kafanızda yarım kalmasın normalde kadere de inmel yakin aynel yakin hakkel yakin penceresinden baktık bakacağız bu noktada inmel yakin noktada baktığımızda kadere inmel yakin noktasında baktığımızda kader doğum ölüm ve rızık insanların anlayacağı algılayabileceği kader bu bunun bir çıt üstü aynel yakin noktasında kadere baktığımızda bu da hazreti peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin miraçta baktım ki kalem hala da cızır diyordu ne yapıyordu ya resulallah bazı şeyleri yazıp bazı şeyleri sülüyordu kader bu noktada aynel yakin noktasındadır ki sufilerin ayağının kaydığı yer burasıdır sanki sûfîler burada kadere müdahale ediyormuş duası kerameti bu noktada onun kendi üzerinde kendince bir şeyinin onu değiştirdiğini zanneder zandan ileri değildir bu bütün şeyhim diyenlerin ayağının kaydığı yerdir müridim diyenlerin ayağının kaydığı yerdir burası aynel yakin noktasında kaderdir ki kadere bakış açısı derecesi olarak levhalarda yazılanı çizilenin kalemi o kimse kendi elinde zanneder zandan başka bir şey değildir bu bunun bit bit üstü kalem kurumuştur hadîs-i şerifinin tecelliyatıdır okursunuz ya kalem kurudu bir hadîs-i şerif vardır kalem kurudu bir hadîs-i şerif vardır cızırtısını duydum bunda tenakuz yoktur bunu ilim bilmezler bunda tenakuz var zannederler hatta bir herhangi bir hadîs-i şerifin kendilerince red ederler bu o noktayı bilmediklerinden dolayıdır kalem kurudu dediği yer levdir lev-i mahfuzdur kalem kurudu dediği yer orası mutlak kaderdir orası değişmez lev-i mahfuzda bir şey yeniden çizilmez oranın kalemi kurumuştur kalem oraya bir daha yazıp çizmez bitti orası hazreti peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazreti diyor ki kalem kurumuştur neyle alakalı tekrar söylüyorum lev-i mahfuzla alakalı lev-i mahfuzda bu ilim bu kader nereden gelmiştir direk ayağını sabit eden gelmiştir direk ayağını sabit eden tecelli eden mutlak kader lev-i mahfuzdadır orası kurumuştur orası kuruduğundan dolayı orası bir şey değişmez aşağıdaki değişir gibi görünen her şey gerçekten lev-i mahfuzun tecelliyatıdır kaderi de böylece bu akşam bu noktadan bitiririm bir daha bu konuyla alakalı fazla soru sorulmaz zaten Allâh o hale serbest arkadaşlar bir şey mi yalatacak şimdi meleklere de bakarken meleklerin bir veçesi var melekler akletmezler bir veçesi var melekler böyle aklediyorlar o zaman buradaki normalde o melek de müteşabi o müteşabi derken işin bir de melek tarafına o tarafa da bir dönmek lazım mesela cebrail aleyhisselamla alakalı meşhur mesele var ya firavun tam iman edecekken cebrail aleyhisselâm gitti ağzına çamuru tıkadı Hz.peygamber sabrullahi ve sebem hazretlerine diyor ki ya resulallah o esnada benim sevincimi görecektin ben ona ağzına çamuru tıkarken o zaman normalde cebrail aleyhisselâm da mı aklediyor örneğin veyahut cebrail aleyhisselâm normalde miraçta belli bir yere kadar çıkıyor belli bir yere çıktıktan sonra ya resulallah bundan sonrasına sen kendin gideceksin derken bu hükmü aklederekten veriyor bunların hepsi de müteşabi bunların üzerinde normalde insanlar oturup kendilerince yorum yapmışlar zaten bütün tefsirciler suhiler filan tabi buraya bakarken normalde bunun sıkıhçılar akayetçilerle tefsircileri karşılaştırdığında sıkıntı çıkıyor zaten yusuf hocadan hocam da gülüyor oradan sıkıntının varlığını biliyor oradan hocam ilahiyatta bunlar konuşuyor muydunuz konuşmuştuk efendim orada şöyle tefsir ettiler melekler cinler alemine bakıp onların kutatından insanların da öyle olacağını düşünüp böyle bir itirazda kurmuşlar melekler cinler alemine bakıyorlar ya normal tefsircilere bakarsan dünyada daha önce cinli tayfesi yaşadı cinli tayfesi yaşayınca birbirlerinin arasında uzun çok kanlı savaşlar çıktı o savaşlardan mütevellik melekler biliyorlardı dünya üzerinde kalkışanın çıkacağını normal inmel yakin tefsir böyle bu işin inmel yakin noktası hocam bu inmel yakin noktasında normalde inmel yakin olarak bakarsam tefsirlerin büyük bir çoğunu hatta ilk tefsir tefsiri taberide de böyle bir hüküm aklıma geliyor ben öyle orada okuduydu galiba yusuf hocam onda da aynı herhalde değil mi ama genel olarak normalde tefsiri taberide bu var en eski tefsir o zaten genelde tabi en eski tefsir ama normalde o da imam taberi de bunu alırken o tabiinin ilk imamlarını bu noktadaki görüşlerine başvurarak bunu söylüyor normalde tabiinin imamları da aynı düşünmüşler tabiinin imamları da aynı düşününce normalde tefsir olarak bizim literatüre böyle girmiş herkes böyle söylüyor bunu bir de müteşabihlerin üzerinde kavga çıkarmayın tartışmayın meselesi de var kalbi zayıf olanlar bunların üzerinde imanı zayıf olanlar bunların üzerinde tartışırlar bunların üzerinde konuşurlar meselesi de müteşabihlerin üzerinde fazla konuşulmasını engellemiş ama ben öyle algılamıyorum yine bu normalde şey olarak ilmel yakin noktasında millete din olarak böyle anlatılabilir bunda bir beis yok ama velakin melekler ve cebrail aleyhisselamın üzerinde ilmel yakinlikten çıkmak gerekiyor burada arabinin bir böyle farklı bir bakış açısı vardı cebrail aleyhisselamı akıl olarak görürse cebrail aleyhisselamı akıl olarak görürse o zaman o akıl olunca muvazene etme bu sefer onu böyle soyut kör bir varlıktan çıkarmış oluyor belki de meleklerin belli derecede olan belli seviyede olanlar evet kör varlıklardır sadece emirlerini yerine getirirler emirleri yerine getirirler onlara ne emredildiyse onu yapan melekler grubu da vardır ama bazı melekler grubu demek ki sadece yapılanları sadece emredilenleri söylemiyor onlar bu noktada akledenlerde var bir boyut öyle bakabiliriz ama bir boyutu da cebrail aleyhisselamı ruh olarak görürsek bu noktada da bir nasıl bir ruha tevessül ettiğini ettiğiyle alakalı da burada sıkıntı var buradaki bir kısım melekleri mümin kulların kalbinde mürşid-i kamillerin kalbinde farklı bir boyut olarak da alabiliriz o zaman hiç farklı bir noktaya geçer zaten bu sefer bütün 10 güne kadar söylemiş olan bütün sözleri o zaman zaten yıkılmış oluyor öyle bir şey olunca bu sefer cebrail aleyhisselamın firavunun ağzına çamuru tıkayan cebrail ile sen yeryüzünde fitne çıkaracak bir kavim mi yaratmak istiyorsun diyen melekler grubunun aynı kategoride aynı güzel kahte olduğunu bu melekler grubunun Allâh-u Alem alemin içerisindeki kamin insanların kalbindeki kuvve-i maneviye olduğuna dair bir şey çıkıyor bu sefer o kuvve-i maneviye melek olarak tecelli etmiş olabilir oraya bu alemin kalbi noktasında hazreti Muhammed’i Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine görürsek o zaman nur-ül Muhammed’inin içindeki kalbi manevi kuvveti olarak görebiliriz o manevi kuvvetle akleden olunca bu sefer akleden bir melek zuhur o kuvvet melek halinde tecelli edip melek halinde görünüp bunu normalde öyle konuşmuş olarak nitelendirebiliriz onu bu da böyle bir başkası tarafından reddedilecek bir müteşabih yorum olur redde açıkın bu noktada bir sıkıntı yok ama ben bazı meseleleri alemin kalbi hükmündeki hazreti Muhammed’i Mustafa’nın ruhaniyetinin ve nuraniyetinin manevi kuvvetinin tecelliyatı olarak görüyorum onu Melekler ayağını sabit ede kördü ama bir yönden de bu hususta insanı görüyor bu hususta Cenab-ı Allâh demiş olamazlar mı sen yeryüzünde orada şehadet aleminin ilişki var daha üst markan bu insanın ne olduğunu tanıyor böyle bir melekler yara buluşturur peki yeryüzüne indirilişten bahsediyor yeryüzüne dahi yara buluştan bahsediyor böyle bir tekstil olacak omuz ayağını sabit ede henüz daha hiçbir şey surete düşmüyor ayağını sabit ede surete döndürüyorsun bir aşağı varlık aleminde melekler melek olduğu varlık alemine tecelli edince melek oldu şehadete inmediler ama melek oluşları lef-i mahfuzdan sonra kalemden sonra lef-i mahfuzdan sonra melek oluşları insan da insanda o insana bakarsan o zaman varlığın başlangıcında hazreti Muhammed’i Mustafa var melekler yaratılmadı cancazında o zaman meleklerin yaratılması yeryüzünün yaratılmasından önce değil mi? o önemli değil orası varlığın ilk başlangıcı Muhammed Mustafa’nın ruhaniyeti ve nuraniyeti öyle olunca melekler Adem yaratılırken meleklerin konuşması insan değil Adem yaratılırken ilk insan Hazreti Muhammed Mustafa’a sallallâhu aleyhi ve sellem Adem yaratılmazdan önce o yaratılır o var sarılama tutun senin söyleyeceğin zaman ve mekân nerede başladı zaman ve mekân ayağını sabit ede de yok ayağını sabit ede de zaman ve mekân yok çünkü zaman ve mekânın başlangıç noktası ayağını sabit ede henüz daha onun sona belki de varlığın zaman başlangıcını ayağını sabit ede koyabiliriz ama ayağını sabit ede henüz daha surete bürülmüş hiçbir şey yok ayağını sabitenin başlangıçı bu bu benim kendimce şeyim ne o tefekkürümü kendimce aldım ayağını sabitenin başlangıcında ilk başlangıç noktasında hiçbir şey henüz daha surete bürülmüş değil suret diyorum bakın burada normal bir cisme değil surete bürülmüş değil onun başlangıç noktası sadece ve sadece nurdan ibaret ve her şey kendi dairesinde bir nur sahana gibi tecelliata gibi Allâh alem bu noktalarda illaki şöyle denilecek bir noktada değilim bu benim kendimce zannım öyle söyleyeyim o yüzden herkes kendi zannını doğru bilir ya ve kendi zannını hakikate döndürmeye çalışır sûfîlik böyle bir şeydir ama normalde bir kimse eğer kendi zannını hakikate dönüştürmeye çalışırsa bu biraz böyle sıkıntılı bir şeydir herkes böyle yapar kendi zannını hakikate döndürmeye çalışır kendi zannını hakikate döndürmeye çalışmaz da onun bir zandan ibaret olduğunu bilir hakikatin hakikatine ulaşmaya çalışırsa bu farklı bir noktada o yüzden burası benimki zan ama bunu hakikate döndürme çabasında değil bunun değişebileceğine inanıyorum ama bunun hakiki bunun normalde illaki böyledir deyip de hakikate döndürme iddiasında değilim açık konuşuyorum ama bu bir benimki son zan öyle değil sabitenin başlangıç noktası sadece nurdan ibaret orada normalde hiçbir suret yok ama bir çağlayan düşün çağlayanın nur halinde başlangıç noktası Cenab-ı Hakk’ın ilk tayininden la tayinsizlikten ilk tayin dediğimiz Allâh neredeydi amadaydı Allâh ve ondan o ayağını sabiteye ilk gün varoluşun ilk başlangıç noktasına bir nur sahanağı gibi tefekkür edebiliriz ve o nur sahanağında hiç bu varlık açısından varlık noktasında hiçbir şey bilmiyor cahil burası o yüzden ayeti kırmızı diyor insan cahildir o esnada varlık olarak orada var olan surete bürünmemiş olan varlığın ilk başlangıç noktası kendi içerisinde cahil burası benim için çok önemli kendimce böyle sıkı sıkı tuttuğum yerde değil ama burası çok önemli burada bütün varlık kendi dairesinde varlığın başlangıç noktası cahil beni Rabbim terbiye etti o da kendince varlığın başlangıç noktası olarak ben onu görüyorum o da diyor ki beni Rabbim terbiye etti burada normalde insan da orada varlığın başlangıç noktası cahil melekler de varlığın başlangıç noktasından melek olduklarını bilmiyorlar varlık o esnada isme bürünmemiş surete bürünmemiş isme ve surete bürünmemiş varlık kendi dairesinde kendince ne olduğunun dahi bilincinde farkında değil cahil çünkü orası burası o normalde bu benim kendince tefekkürüm tekrar söylüyorum o varlığın başlangıç noktası bir nur sağınağı gibi görün o nur sağınağının her zerresi farklı bir varlık ama henüz daha o surette değil henüz daha sirette de değil henüz daha bir şeye benzemiyor hiçbir şeye benzemiyor bakın hiçbir şeye benzemiyor insan orada cahildi varlık orada cahildi melekler de cahildi ve varlığa surete bürünecek her şey orada kendisi de bilinmezlikteydi varlığın kendisi olarak normalde biz bunu varlığın bütün unsurları olarak görebiliriz ve bütün unsurlar o esnada kendileri de kendilerinin ne olduğunu bilmiyordu ve belki de bunu böyle değerlendirmeliyken erotizm olarak düşünmeyin hepsi de çıplaktı belli bir zaman sonra hepsine farklı elbiseler giydirildi ve hepsi de kendi siretlerinin elbiselerini giydiler hepsi de burada kendi farklı elbiselerini giyerlerken hangisi hangi unsur adına yaratıldıysa o unsurun suretine bürünmeye başladılar aşağı doğru ve aşağı doğru inerken varlık başlangıç olarak yukarısını görürsek bize veya başlangıç olarak bu direğe görürsek bu direkten sonra bu direğe doğru gelirken bu sefer surete dönmeye başladılar ama bu direğe başlangıçında kendilerince bir suretleri yok deriz bir elbiseleri yok deriz bir manaları yoktur bir anlamları yoktur yavrum çok sabırsızsın be evladım kesmeyeceksin çocuğum burada normalde burası böyle bunu böyle algılarken burası metafizik denilen çünkü orada hiçbir şey yok orayı çok karanlık olarak da görmeniz mümkün çok aydınlık olarak da görmeniz mümkün orayı normalde dur sağına halinde görmeniz de mümkün bu noktada bu başlangıç noktası akla gelmeyecek olan bir şey burada çünkü büvetçesiyle ortasında arabica hayal perdesi var diyelim böyle birbirinin içindeymiş gibi görünen ama birbirinin içinde görmeyen acı suyla tatlı suyu ikisini bir yere koyduk ama araya bir sınır çizdik dediği hayal perdesi o sınır acı su dediğimiz şey biz eğer varlık olarak görürsek tatlı su olarak da gördüğümüz şey sabitenin başlangıcı olarak Cenab-ı Hakk’ın kendi zat-ı uluhiyetinden varlığa coşkunluk olarak görürsek arasında bir hayal sınır dediğimiz hayal olarak bir sınır var Allâh’ın zatullahıyla varlığın kendi arasındaki bir sınır gibi koyalım ama oraya bakan kimse Allâh-u âlim oraya görenlerin bir kısmı kendilerince zatullahı gördüklerini düşündüler ama o gördükleri zatullah değildi onlar da belki de körleştiler körleşince zatullah olarak gördüler körleştiklerinden dolayı çok parlak bir şey bakıp gözünü kamaşıp hiçbir şey görmemen gibi burada normalde o başlangıç noktasında hiçbir suret yok orada hiçbir şey olmayınca oraya karşı hükmetmek oraya karşı herhangi bir akıl olarak bir şey koymak akıl olarak bir yere koymak orası mümkün değil orası bir zevk orası bir hal bu zevk ve hal o kimsenin manevi derecesine ve bakışına göre değişecek olan bir yer ve burası da aşkın sınırı diyebiliriz biz aşk olarak aşığı gelebileceği bir nokta olarak görebiliriz buradan sonra biz zaman ve mekanın başlangıcını buraya koyacak olursak eğer buradan sonra gelecek olan bütün her şey evet aşağı doğru inerken veyahut da o zaman dilimiz düzlemin üzerinde yürürken bir müddet sonra surete bürünmeye başladı bakın cisme bürünmedi yine bir müddet sonra surete bürünmeye başladı surete bürünmeye başlarken her şey kendi elbisesini giymeye başladı her şey kendi suretine bürünmeye başladı burada kendi suretine bürünmeye başlarken her şey bu suretin başlangıç noktası kalem surete bürünmenin başlangıç noktası kalem ardından hemen an çok mu kısa dönem bu çok kısa bir zaman biri ardından lef-i mahfuz ve kaleme ilk surete bürünmen kalem olunca ve ardından lef-i mahfuz olunca hızla kalem ve lef-i mahfuz gelen bütün ilmi bu noktada surete bürünecek olan bütün hepsinin ilmini kaderini elbisesini lef-i mahfuz yazmaya başladı ve o Allâh alem kalem kuruduğu noktası burada bir veçesiyle tersinden bakarsak aslında her şey oldu bitti lef-i mahfuzda lef-i mahfuzda her şey oldu bitti o zaman melekler bir kısmı az önce dediğim bu bütünü bütün bir kamil bir kalp olarak görürsek o kamil kalbin içindeki kuvve-i maneviye lef-i mahfuzdaki tecelliyatı görünce o kuvve-i maneviye dile geldi dedi ki yeryüzünde zulmedecek savaş çıkaracak bir kavim mi yaratmak istiyorsun burada çünkü Cenâb-ı Hak bir veçesiyle kendinden kendine konuştu bu biraz sıkıntılı bir nokta ama kendinden kendine konuştu derken kendi kaderine kendi kelamıyla karşılık verdi kendi var ettiği bir şey yine var oluşta cevap verdi var ettiği bir şey yine var ettiği bir şeyle konuşturur var ettiği bir şey var ettiği bir şeyle konuşabilir mi el cevap konuşabilir biz onu normalde algılarken kendimizce Allâh’la olan bir dialektikmiş gibi algılıyoruz var oluşun kendi içerisinde dialektiklerin hepsi de var oluşun kendi hukukun içerisinde oluyor bizim kalbimizde bir tarafta melek dediğimiz vicdan bir tarafta şeytan konuşuyor melek ve şeytan ikisi de var olan bir şey unsur ikisi de ikisinin de unsur olması ve iki unsurun birbiriyle konuşması muayen ama bir melek Allâh ismi şerefi altında belki bir zatla konuşmuyor bir melek orada âyet-i kerimede Allâh’a dedi ki demiyor burası ince perde unsurların var olan suretlerin var olan cisimlerin birbirleriyle dialektikleri var buradaki dialektik hiçbir zaman Allâh’la değil sıfatların tecelliyatı var burada mesela bütün sûfîler kendilerince bu dialektiklerini de Cenâb-ı Hak’ın sıfatlarının üzerinden söylüyorlar meseleye toparlayayım dağıtmadan şimdi meleklerin öyle konuşmaları yine kendince var olan unsurların arasında geçen bir konuşma Allâh’la yaratılmışların arasında değil âyet-i kerimelerde müteşabi olan meselelerde bu ince noktaya dikkat edin Cenâb-ı Hak’ın orada bir sıfatı konuşur Cenâb-ı Hak’ın bir sıfatının tecelliyatı vardır Zatullah yoktur orada o yüzden mesela şeytan Adem’le konuşur şeytan Cenâb-ı Hak’ın bir sıfatıyla konuşur şeytan direk Cenâb-ı Hak’la konuşmaz burada bir ince perde var Hz.

Cebrail aleyhisselâm Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem haddetlerine diyor ki sen bundan sonra tek başına gideceksin Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadîs-i şeriflerinde Allâh’la benim aramda iki yay mesafesi kaldı demiyor Cenâb-ı Hak’la benim aramda iki yay mesafesi kaldı diyor buradaki ince din nüansları var o din nüanslarının üzerinde dikkat etmekte fayda var sufilerin bir kısmının ayağının kaydığı yerler bunlar o yüzden bir meleğin konuşması normal bu meleğin konuşması Cenâb-ı Hak’ın kendi Zatullah’ın konuşması gibi algılayamayız surete bürünmenin zamanını normalde her suretin kendine ait her varoluşun kendine ait bir surete bürünme zamanı var o var olanın kendince kendi hakikatine göre o yüzden varlığın içerisinde örneğin Cebrail aleyhisselâm’ın surete büründüğü zaman ile birinci kat gökteki meleğin surete bürünme zamanı aynı zamanda değil burda müteşemmin farklı boyutlardır farklı normalde o zaman ben buz muyum su muyum duvar muyum veya hiç bir şey sen ben varım kendi kendine mi varsın burayı bilmiyorum şu an mesela buz halim görüyorum buz halim ama mesela su halim nasıl bir şey bilmiyorum ama diyorsun ki su halinde su değil veya onun öncesi var ama onun öncesinde ya ben o zaman kimim bu noktada o ilk yaratılışta her hiçbir şey böyle bir şey var ya bir şey yok ya kimsenin benim sesi üzerinde bir şey yok herkes bir şey değil ama ne olduğunu bilmiyorum ben buz muyum ilmen yakın noktasında insansın yetmez mi efendim Arap suresini 179. ayetinde duyuyor ki anda olsun ki cinlerden ve insanlardan bir çoğunun cehennem için yarattı diyor burda anlayabileceğimiz az önce bahsettiğiniz bir daha sormayabilirsiniz hakikatle alankadır mesele bu bunu nasıl yorumlarsınız o insanlar cehennemli kamal işlediler cehennemli kamal işleyince cehenneme gidecekler cehennemli kamal işleyenler cehenneme giderler cenneti kapı işleyenler cennete giderler hiç öğrenme gelmiyor neyi bunun hakikatini bu noktada az önce kendisini soruyor ya o kimse o da diyor ki ben neyim diyor normalde bunun hakikatini öğrenmiş olsam dahi bir şey değişmez bu noktada bir kimse kendince kendi cüzi iradesinde kulluk yapmaya çalışacak bunu bilmeniz sizde bir değişiklik meydana getirmiyor ki bu bir değişiklik meydana getirmiyor peki cehennemlik olduğunu bildin ne yapacaksın çok basit cennetlik olduğunu bildin ne yapacaksın normalde cennetlik olduğunu bilsen de cehennemlik olduğunu bilsen de sonuçta kendince yapacak oldukların belli mi belli belli burada normalde insanlar aslında ulaştıkları alan kendisine lazım olmayacak olan alan insanlar kendi bulundukları noktada ve dairede kendisine lazım olan ilmi öğrenecekler ve bu noktada âyet-i kerimiz diyor siz bildiklerinizde amel ederseniz bilmediklerinizi size öğretebiliriz bizim insanımızda şu var ben şimdi böyle konuşacağım yanlış anlayacaksınız siz şimdi belki de biz dervişliği böyle öğrenmedik sûfî kendi bulunduğu dairede yapmakla mükellef olanlarını yapar sûfî kendi dairesinde yapmakla mükellef olduklarını yaparsa ona gerekli olan ilim gelir eğer normalde bir kimseye lazım olmayan ilim gelirse onu temelli cahil eder zaten şimdi Murat Hoca kanserle alakalı uğraşıyor Murat Hoca kanserle alakalı bütün ilme vakıf olma yolunda gitmesi lazım ve her ona bu noktada ilim onun ilmine bir katkıda bulunacak o ilim onun üzerinden tecelli edecek ama o bunu yapması gereken şeyi yaparak da elde edecek eğer o şimdi yapması gerekmeyen ona hiç bir faydası olmayacak olan faydasız ilim diyor ya hadîs-i şerifte Hazreti Peygamber Efendimiz ona lazım olmayan bir ilmin peşine giderse o ilmin cahiliye götürecek çünkü o ilim onunla alakalı değil çünkü sûfî böyle bakar meseleyi bir kimse abdestin farzlarını öğrenmeden daha namazın farzının vacibini öğrenmeden sûfîlik noktasında belli bir noktaya gitmeden ben neyim diyor soruyor seninki anlatabildin mi? o da diyor ki kimini cehennemlik olarak yaratıldı evet kimisi cehennemlik yaratıldı öyle desem bu sefer Cebriyeyiz o zaman o kimse cehennemlik olarak yaratıldıysa biz öyle aldıracağız o zaman şey oysa o mutlak kader noktasında kimisi cehennemlik nasıl mutlak kader noktasında cehennemlik o ki insanların cehennemlik olacağı belli cehenneme gideceği de belli cehennemlik olacağı cehenneme gideceği de belli olduğundan mutlak kader noktasında Cenâb-ı Hak onu cehennem olarak yazdı mutlak kader noktasında kim bu bilmiyoruz ki ve biz onu normalde tefsir ederken diyeceğiz ki o kimse şahadet aleminde cehennemlik ameli işleyeceğini bildiğinden Cenâb-ı Hak onu cehennemlik yazdı diyeceğiz değil mi Yusuf hocam tefsir olarak böyle tefsir edeceğiz ama normalde o şimdi Cebriye’ye doğru kafası kayıyor burada kesin hüküm var çünkü biz bir kısım insanları ve cinleri cehenneme odun olarak yarattık kesin hüküm var o şimdi şöyle görüyor ondan sonra Cenâb-ı Hak ayağını sabit ede onları cehennemlik olarak takdir etti onlar cehennemlik onların gidecek başka bir yeri yok o ilmi eğer hakikat noktasından bakılırsa ayağını sabit ede o kimsenin o kimsenin ayağını sabit eden aşarı doğru giderken bak ayağını sabit eden bıraktığım ruhlar alemine geldiğinde neyi sevdi o ruhlar aleminde ruhlar alemindeki sevdiği şey ne biz şimdi bakın yaratılışa doğru geldik ruhlar alemine geldik sevdiğine göre o kimse cehennemlikleri sevdi orada ama ayağını sabit ede varoluş noktasında da varoluşun orası mutlak kadar o kimse aşağı doğru o henüz daha surete bürünürken o cehennemlik elbiseye girdi biz aşağıdan bakarsak ona diyeceğiz ki o cehennemlik elbiseyi giydi orada kendince oradaki iradesiyle ben bunu ne zaman anlatırsam anlatayım Çanakkale’de de anlattım aynı şeyi söyledim ama yukardan biz baktığımızda hak tarafından baktığımızda o kimsenin cehennemlik elbiseyi giymesi hak onu o biliyor ama onun nereye ne tarafa gideceğini de o biliyor o yüzden o varlığı normalde surete bürünürken cehennemlik elbiseyi giymesi hak tarafından bakılınca hak halk tarafından da bakılınca biz diyeceğiz ki Allâh onun cehennemlik ameller işleyeceğini bildiğinden onu cehennemlik yazdı biz halk tarafından da böyle bakacağız aşağıdan bakarsak diyeceğiz ki Allâh onun cehennemlik ameller işleyeceğini bildiğinden dolayı onun cehennemlik yazdı kul kendi cüzye iradesiyle cehennemlik ameller işledi burada cebriyet yok aşağıdan baktığımızda onun yeşil olması hak diyecek decek ki ama o yeşili o ben yeşil istediğim için giydirmedim o unsur yeşile doğru gittiğinden dolayı onu giydirdi ancak böyle çıkacağız işin içine ama bu bunun gibi ama normalde bu sufiye lazım olan şey değil burada anlatmak istedim şey bu sûfî buradaki sufice duruş noktası ameller bildikleriyle amel edecek haramdan uzak dur, uzak duracak şunu şöyle yap, öyle yapacak koşman lazım, koşacak şöyle yapman lazım, öyle yapmaya çalışacak böyle yapman lazım, böyle yapmaya çalışacak burada o kimse kendince bu şuna benziyor sen şimdi tıpta okuyorsun daha tuza girmedin, hiçbir şey girmedin dalın belli değil Murat Hoca’ya diyeceksin ki bana kanseri öğret Murat Hoca’nın da sana diyeceği şey şu tuza gir bu bölümü kazan, bu bölümü kazandıkça sonra ihtisas konumunda da buraya gelirse gel yanıma ben sana öğreteceğim o zaman öbür türlü sana şimdi normalde gelip öğretir mi? lazım mı sana? peki bunun gibi bir şey hocam kaç tane yanında doktor çalışıyor? ha yanında bir tane mi kaldı? bir tane daha arkadaşlar, onlar evde gidecek mi? iki ay yanımda asıl yardımcı olarak yeni başladı mübarek olsun ölüm katına hoş geldin on birinci katta değil mi hocam orası? dokuzda verdim dokuzda mı sende? on bire basınca herkes böyle dönüp bakıyor şeyde asansörde hatta ben bir gün geliyordum bastım on bire tamam mı? oradaki kadının biri dedi ki vah dedi mâşâAllah ne boylu posta adam dedi on bire gidiyorum ben kanser hastasıyım ben hiç duymam olsa geldim gözümün ucundan baktım kadın ne üzülüyor bana ondan sonra ben on birde indim o on ikiye çıktık o da indi psikolojik kimse on bire basmıyor hocam oradan bir tek ziyaretçiler basıyor herhalde hastalar da on ikiye falan çıkıyor orada siz bilmiyorsunuz tabi asansör sizin özel ya o adam oturuyor mu gene içeride? oturuyor herhalde o tam eline bir tespih verecek tam bir tikaf çıkaracak her gün adam ya fırsat bulursun evet çilhane adam asansörde ya bütün gün ya ya bugün korkmuş olduk ancak bir adam gelmiş asansör düşmesinden onu bacağı patlamak böyle bittik ben ne yapacağım şimdi asansör düşerse ben ne yapacağım herkesin yaşayacağı korku var var Allâh’ın yüzünü çaldı Elazığ’dan geldik arkadaşa hoş geldin kaç yıllık mezunsun? dört oldu dört yıl oldu sen tuza girdin mi? girmedin sen neden?

Allâh yardımcın olsun insanlara Elazığ’lı mısın? Neresinler? Merkez Bölü’nü mâşâAllah kimin eli kalktı buralarda? biz hala da öyle diyelim çıkalım için bak durmuyor kurcalıyor oynamış demek ki bilinmek bilinmeklik istemiş ona sormak lazım hiçbir zaman bilinemeyeceğin halde neden bilinmek istedin diye o Allâh’tır yaptıklarından ve dediklerinden sorumlu değil yemin canına ne zaman kıyılır? efendim? yemin canına ne zaman kıyılır ya da ne zaman kıyar sûfî kimse öldürmez ancak devlet emrederse öldürür şeriat emrederse öldürür devlet ve şeriat emretti devlet dedim şerii devlet emrederse öldürür bu noktada ancak o zaman hak olur öbür türlü hak olmaz normalde İslâm hukuku emrederse öldürür ama mesela hukukun bu noktada cevaz verdiği yerler vardır mesela bir kimse hadîs-i şerifler sabitler bir kimse sizi öldürmek için geldi silahını çekti siz çekip onu öldürdünüz o diyor ilk eline silahını atan iki katildir diyor o zaman siz onu öldürebilirsiniz veyahut o kimse sizin canınıza malınıza bir şeyinize kastetmeye kalktı eline bir kesici delici bir aletle size karşı onu gösterdi siz onu öldürseniz o zaman hüküm olarak siz katil değilsiniz o iki katil olmuş oluyor bunun gibi noktalarda bu noktalar var ama bir kimse bunun hükmünü vermeye kalkarsa kendi kendine hükmederse İslâm anarşi çıkar der İslâm ona müsaade etmez o yüzden bir kimse mesela evinin içerisinde dükkanının içerisinde veya sokakta kendini nefs-i müdafaa noktasında birisini öldürürse o kimse ancak o zaman kendini katil olmaktan kurtarır karşıdaki iki katil olmuş olur öbür türlü infaz kararı vermek insanlara ait değil bu sıkıntılı bir durum orada dini, hukuk ve hüküm olarak işin içinden çıkılmaz buna hükmetme bir İslâmî otoriteye buna müsaade edilmiş İslâmî otorite açısından devlet eğer ki bu noktada tabi tabi bunlarda alakalı tartışmalar var bir devlet normalde tebaasının canını, malını, namusunu, dinini, aklını korumakla mükellef bunları koruyorsa o devlete itaat edilir hükmünü verenler de var islamın hukuku olmasa dahi orada işlevsel olarak normalde devlet vazifesini getirmiş oluyor o zaman o kimse o zaman bu devlete itaat etmekle mükellef olarak kılmıyor bir kısmınca öbür türlü normalde darül harkta İslâm hukukunun icra edilmediği bir yerde müslümanlar kendi aralarından darül hark imamı seçerler ise o darül hark imamına tabi olup darül hark imamının vermiş olduğu böyle bir fetvaya da uyabilir o kimse o fetvaya uyarsa da ondan sorun olmaz bugün orta doğuda yattıkları şey bu mesela kendilerini orada darül hark imamı gibi görüyorlar imam gibi gördüklerinden dolayı hükmediyorlar caminin bombalanmasına, müslümanların öldürülmesine burası tehlikeli bir nokta zaten de normalde darül hark imamı olarak hanefilerde böyle bir cevaz var zaten şafiler, malikiler, hanbeliler de aynı şeyi söylemişler böyle bir şey olursa belki de o kimse de onu hükmedebilir öbür türlü mesela hükümle alakalı bir orduda ordu komutanı, bir gemide kaptan bu noktada bu hükümleri yerine getirebilir ama öbür türlü bu hükmü yerine getirebilmesi için yine Kur’ân ve Sünnet dairesinde hakkında ait ve hadîs deyim onların iştahı değil açıklık getirilmesi gerekir öbür türlü birisi infaz kararı veremez birisine gemide kaptan, orada gemide isyan çıktı diyelim ki yolcuların selameti için, sağlığı için gemi kaptanı infaz edebilir orada, infaz ettirebilir gemi kaptanı aile reisleri olabilir mi? gemi kaptanı aile reisleri olabilir, aile reisi bunu ama bu noktada Kur’ân ve Sünnet dairesinde infaz ettirme noktasını yine infaz ettiremez çünkü gemide, çünkü gemi kaptanı dediğimizde, gemi denizin içerisinde birisi gemiyi batırmaya kalktı veyahut gemiyi peşkeş çekmeye kalktı birisine orada hukuka münacaat edecek, devlet yok ki orada yerel hukuk yok, yerel askeri güç yok, hiçbir şey yok okyanusun ortasında bir gemi düşük orada gemi kaptanı ona hükmetmek zorunda orada hüküm verebilir ama karada yapamaz karada devlet gücü var, yerel güç var bu gücün olmadığı yerde olması lazım elinizdeki olayın gücünüzün hangi yolu tasımlanacaksınız? ne dairesinde olacak? bu Kur’ân ve Sünnet dairesinde olacak elindeki gücü normalde mümkün ise her daim önce barışçıl kullanılacak önce nasihat edecek, önce tövbeye sevk edecek, önce onu doğru yola getirir mesela bunu normalde hüküm çıkarmaya kalkarsak mesela karı koca ilişkisinde erkeklere verilen söz şu diyor ki önce nasihat edin eşlerinize ondan sonra yatağınızı ayırın serkeşlik edeceğinden, serkeşlik burada aslında serkeşliğe bakınca da farklı manalar çıkarılıyor da ben orada serkeşliği namus olarak görüyorum bir kadının namusuna leke getirecek hal ve hareketler yapıyor örneğin orada gitmemesi gereken bir ev var, bir kadın var, ahlakı düzgün değil bir adam var ahlakı düzgün değil o tarafa doğru mail ediyor kadın bu sefer buradaki serkeşliği ben sadece namus olarak nitelendiriyorum çünkü o normalde usûrinin devamındaki nur sure’sinde devamındaki bir âyet-i kerimede aynı serkeşlik kelimesini kadınlar için erkekler için de kullanıyor diyor ki erkekler de serkeşlik edecekse, orası enteresan bir nokta erkekler de serkeşlik edecekse kadınlara nasihat ediyor sizde diyor bu noktada eşlerinizle şeyle anlaşarak ayrılmanızda bir beis yoktur haklarınızı alarak anlaşarak ayrılmanızda bir beis yoktur erkeğin serkeşliğine olur, erkek de eğer gözü kaşı başka kadına kayarsa kalbi başka bir kadına kayarsa başka bir kadını istiyorsa o erkek kadının o adama karşı yaptırma olamaz, dövemez, sövemez, nikahlısı evi terk edemez o zaman kadına nasihatta bulunuyor diyor ki sende anlaşaraktan haklarını alarak adamdan ayrılabilirsin şimdi buradaki o serkeşlik kelimesi enteresan kadının serkeşi olacak da erkeğin serkeşi olmaz mı erkeğin de serkeşi olur buradaki mesela erkek kadına normalde davranış biçimi olarak nasihat etmek başlattı ardından yatağını ayırmak, ardından dövmek şiddete gidiyor iş o yüzden insanların arasındaki problemlerde, meselelerde problem çözücü olarak önce nasihat etmek o kimseyi normalde ondan sonra onunla aynı yolda olmadığını, aynı düşüncede olmadığını anlatmak ondan sonra onu sertlikle yola getirmek daha da olmuyor, sertlikle yola getirmek insanların arasındaki problemleri çözmede birinci derecede nasihati ele alacak insan barıştırmayı ele alacak, kavgayı savaşı değil mesela bunu böyle devlete atvedeyim ben şimdi ben mesela çözüm süreci ile alakalı meseleyi çok destekledim devletin yapması gereken şey bu çünkü otur karşındaki kimseyle konuş ne yapılması gerekiyorsa kendi vazifelerini yerine getir, insanların şikayeti var bu şikayetleri makul ölçüde hallet onlar da silahı bıraksınlar hatta normalde silahı bırakıp hepsini de affediyoruz deseler de hepsini de affolması için ben mücadele edecektim, hazırladığım kendime dedim ki böyle bir şeyin olması lazım ülkede gerçekten hala da olması lazım ben bunu devlet bazında da aldığımda derim ki devlet de normalde nasihat etsin, söylesin yapmayın, etmeyin, gelin bütün haklarınızı verelim burası hepimizin ülkesi, herkes hür bir şekilde yaşasın bu noktada ama olmayacak bir şey, istersen bu farklı bir şey devlet bazında da nasihat etsin devlet önce, suçu engellemeye çalışsın mesela bütün devlet daire, bütün devlet sistemi içerisinde suç engelleyici nasihat, bilgi, eğitim, öğretim, kurslar, bunların yapılması lazım suçu ortadan kaldırmak lazım ondan sonra ceza sistemi gelmesi lazım devlet önce cezalı et, sonra eğitmeye kalkarsa olmaz sen cezayı vermişsin zaten, nesini eğiteceksin ki? örneğin, şimdi bana deseler ki, içki kullanılanların hepsini dövelim yok kardeşim ya, sen nereye dövüyorsun önce? sen önce 10 yıl rehabilite et 10 yıl eğit, insanları içkinin kötülüğünü anlat, eğit onlar ve satımıyla alakalı kısıtlamaları getir, üretimiyle alakalı kısıtlamaları getir 10 yıl sonra de ki, artık içki içeni cezalandıracağım, örneğin ama o nasihat dönemini geçir sen şimdi örneğin, şimdi hemen kalk, yarın de ki içki içene şu kadar değneği kuracaksın bu fıtratı aykırı, bu dinin fıtratına da aykırı nasıl dinin fıtratına aykırı? fıtratına aykırı, içki İslam toplumunda tedricen yasaklandı önce uzak durun dendi, sonra içki içenler namaza yaklaşmasın dendi ondan sonra bu size tamamiyetle haram dendi bakın burada İslam’ın fıtratı tedrici bir şekilde bir şeyi ortayardan kaldırıyor önce 60-70 tane kadını olan vardı bunu hiç kimse görmez böyle sonra İslam onu dörde indirdi ondan sonra dedi ki bir eşlilik sizin için daha hayırlı göründü daha hayırlıdır dedi, bak tedricen toplumdaki sosyal facia da oynuyor yavaş götürüyor önce kölelikle cariyelik elinde el bombası gibi fitili çekilmiş elinde buldu toplumda böyle bir şey var sonra ilk köle azat etmeye başlayan Müslümanlar onların da ilk Hazreti Ebu Bekir Radıyallâhu anh Hazretleri Hazreti Peygamber Efendimiz’in tavsiyesiyle ondan sonra kölelik tedricen kaldırıldı cariyelik sistemi de aynı, önce cariyelik var sonradan Müslümanlar, Müslüman erkekler cariyeleri nikahlamaya başladılar hür, İslam kadınları çok pahalıydı öyle olunca İslam erkekleri, cariyeleri kendilerine hanım etmeye başladılar böylece ortalıkta cariye kalmadı toplum bir müddet sonra onu rehabilite etti bunun gibi İslam bir şeye nasihat eder önce öğretmeye çalışır, eğitir, ondan sonra yasaklar, ondan sonra cezalandırır bakın dikkat edin, önce eğitir, öğretir, sonra yasaklar, sonra da cezalandırır ceza sonundadır, önce o yüzden ailevi meselelerde, toplumsal meselelerde iki ailenin arasındaki mesele de, iki topluluğun arasındaki mesele de önce hakim olan nasihat olacak önce hak, hakikate ayrılacak, nasihat edilecek ondan sonra o kimse, o mesele tedavi edilecek, sonra ceza edecek İslam fıkhında da aynıdır ki, mesela bir kimse dar halkta yaşasa zinanın haram olduğunu bilmese, o kimseye rejme demezsiniz siz bir kimse hiçkinin haram olduğunu bilmese siz ona bir şey yapamazsınız hiçbir şey yapamazsınız bir kimse zinayı gayet normal, makul olan bir şeymiş gibi görse Müslümandır o, hem bir de siz ona hiçbir şey yapamazsınız ancak nasihat edersiniz, dinde bu böyle değil, deyip onu anlatırsınız onun anlaması için de Kur’ân sünnet lazım kiminde kitap da yok, sünnet de yok, dilden de olma, kulaktan da olma Müslüman ben bir Türk, Ortadoğlu kadınla tanıştıydım, bilmiyorum, haram olduğunu bilmiyorum hiçkinin haram olduğunu bilmiyorum dedim haram, biz diyor yemeklerde diyor her yemekte vodka içeriz diyor kimimiz kımıldır içer diyor, kimimiz vodka içer diyor, haram değil bizde diyor hiç seslenmedim, anlattım siz dedin komünist bir sistem geliyormuş, sistemden geliyormuş, din öğretilmez bizde de öğretilmedi çok derim, bilmiyor musun? o diyor ben Muhammediyim, benim dedem Muhammed’i diyor kendince hemen aklıma hadîs geldi öyle bir zaman gelecek ki, diyecekler ki diyor benim ceddike Muhammed ümmetindermiş benim şefaatim ona vacip olacak diyor adış şeriften adış şerif aklıma geldi dedim bunu hazreti peygamber söyledi dedim sallallâhu aleyhi ve sellem böyle durdu 1400 yıl önce söyledi dedim adış şeriften dedi ki dedim ben öyle bir zaman gelecek diyecekler ki ceddike Muhammediydi benim şefaatim ona vacip olacak sana vacip dedim şefaat Allâh Resulü sana vacip şefaat edecek dedim başladı ağlama ben anlattım o ağladı ben anlattım o ağladı mekanın sahibi de ben böyle ona mal satıyordum o kendince bana tuzak kurmuş sonradan kendisi söyledi o kadın beni baştan çıkarması için dükkanı da bırakmış ondan sonra ben dedi bir yere kadar gidip gelcem Hacav dedi sen bekle dükkanı da dedim mesele Trabzon’da oluyor ben de ödeme almaya gittim oraya ondan sonra hatta iddialaşmışlar çevredeki esnaflarla beni tanıyanlarla demişler ki biz ona öyle bir kadın koyacağım önüne Hacı hayır diyemeyecek demiş üç kata çıkacak bu bir geldi dükkana kadın ağlıyor ben ağlıyorum ikimiz de ağlıyoruz ne oldu mu dedi içeri girdi ne oluyor gibisinden bu döndüğü adama bir böyle şey yaptı bir de kadın çeçen çıktı vay ben bir başladım senin ataların şöyle mücahitler böyle Allâh’ı sevenler böyle Resul’unu sevenler siz bizim atamızsınız siz bizim kardeşimizsiniz ben bir başladım sen nasıl böyle bir yolda olursun diye ondan sonra başladı ağlama o ağlıyor ben o ağladıkça ben dayanamadım ortalık kan revan oldu o esnada girdi bizim adam içeri ondan sonra ona bir kaykıldı ondan sonra neyse adam da itiraf etti sonra zaten dedi hacı abi dedi inandım sen çok sağlamsın dedi inandım sen harama bakmıyorsun dedi tebrik ederim seni dedi ben nice hacılar gördüm böyle dedi ondan sonra bu seferde adamdan soğudum ben dedim ya sen kendini ne zannediyorsun Allâh mısın sen dedim beni imtihan edecek kendi kendini böyle yapacak ondan sonra dedim bu sondu dedim senin yanına da geleceğim sana mal da satacağım kes hesabı dedim hesabı kestik bu sefer bir üzüldü ona nasıl kelam şimdi öyledir de var ya ona nasihat etmek gerekiyor bu yüzden önce nasihat konuşulan olmadı birinci derecede gıybet olur onu konuşmazsın ben böyle uygun gördüm dersin ama çok zorunlu kalınırsa ümmetin selameti için bu noktada kötülük anlatılır ya buraya gitmeyin burada şöyle bir kötülük işleniyor diye ümmetin selameti için bu konuşulabilir veyahut da bir kimse gerçekten kötüdür kötülüğünü gizliyordur onun kötülüğünü aldatıyordur kendisi onun aldattığını söylemekte bir beyiş yoktur biz kendi aramızda gıybet ettiğimiz ya şu doktoru bırak ya aslında severim ben ama şurasında şusu var bunlar gıybet ama bir kimsenin bir kötülüğü var mesela adam giriyor insanların içerisine Müslüman kisvesiyle herkesle borç para toplayıp gidiyor adam genç kızları kandırıyor gidiyor evlenme vadiyle bir bakıyor nişan yapıyor ooo harika öyle kadınlar da var öyle erkekler de var veyahut da bir kimse örmeyin kendince üzerinde olmazsa olmaz suçları var kötülüğün kötü olarak bilinmesinde bir beyiş yok burada çizgiyi çizelim geldi birisi hazreti peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bayanlardan birisi ya resulallah beni filancada istiyor dedi dedi ki filanca hali vakti yerindedir eli vuraktır dedi filanca hali vakti yerinde değildir hali vakti yerinde değildir gönlü yumuşaktır dedi buradan hüküm çıkaracağız şimdi inanma toplumu iyiliğe sevk etmek için kötülerin kötülükleri belli olması lazım kötü belli olacak ki toplum onunla ilişkisine dikkat etsin ya o kimse kendisini iyileştirecek böylece bilecek toplum daha x adam evlenemedi evlenemedi sebep bunun dili sakatı x kadın evlenemedi neden? sert miyiz daha kendince ahlakı sert bunun önüne girene tekme atıyor arkasından gelene yumruk vuruyor bu herkes tarafından bunun bilinmesinde bir beyiş yok burada bir toplumu terbiye etmek insanları terbiye etmek var ise o kimsenin kötü yönlerini tamir etsin o kimse neden kurulmuş sûfî tekkeleri orada adam kendisini terbiye etsin diyor e terbiye etmeyecek biz o terbiye etmediği halde biz onun kötülüğünü örteceğiz kötülük devam edecek yaşamaya kötülük yaşamaya devam edecek oysa diyeceğiz ki ya örneğin doktorun böyle bir sıkıntısı vardır diyeceğiz aa evet diyeceğiz böyle bir hastalığı var doktor öyle o zaman ne diyecek ya evet ya e şimdi bizde böyle bir algı var evet gönül arz eder ki hataları örtmekte gece gibi olalım eyvallâh hataları örtelim ya gelmiş birisi bizden özür dilemiş hatasından geri dönmüş örtelim biz onu ama bir kimse gözümüzün içine baka baka günah-i kebaire devam ediyorsa bunun nesini örteceğiz biz? bu gıybet değil adam kumar oynuyor her gün biz aa sen neden onun kumar oldun ki oynadığını söyledin ya söylemeyelim de ne yapalım şimdi elin kızının başı mı yansın adam kumardan başını kaldırmıyorsa adam içkiden başını kaldırmıyorsa adam gece hayatından başını kaldırmıyorsa evet kadının ve erkeğin ailesinin düşen vazife burada eğer aralarında bir problem var ise o problemi nasihat ederekten çözmek herkes hatalı olan kısmı kime böyle bir noktada âyet-i kerimi de diyor ya siz bir hakem seçiniz o hakem ikisinin arasında kuran ve sünnet tarihisinde hükmedecek kız babasıysa kızına diyecek ki ya bunu bu yanlış böyle yapamazsın diyecek kocana tabi ol erkek babasısa kabahat erkektese diyecek ki oğlum bu Allâh’ın emaneti neden böyle davrandın yanlış davrandın diyecek burada kuran ve sünnet keserdi artık eğer çok böyle ezem bir şey varsa büyük bir şeyse ben söylerim peki buradan şimdi biz karşı tarafın hata ediyor ama özümde iyi insan hata derken hata hata ayrıdır günah-i kebair ayrıdır burada mesela akşam işçili bir insan var ya günah-i kebair ol biz orada siz günah-i kebairi örtemezsiniz hata ayrıdır günah-i kebair evindir büyük günahları örtemezsiniz bir kimse örneğin şirkehli şirkehli bir kimse Müslüman bir kadın alacak nikahına ama kendi şirkini örtüyor kapatıyor göstermiyor kimseye ama biliyorsunuz siz inanmıyor aynı inanmama inancında devam edin ne yaparsınız burada günah-i kebair işlese ve pişman olarak işlese günah-i kebair bir kimse devam ediyorsa bir kimse günah-i kebair açıktan devam ediyorsa o kimsenin o günah-i kebairle anılmasında bir beis yoktur selamun aleyküm


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Aşk, Tesbîh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı