1. Bölüm
Buraya gelirken dinlenmek için gökdere de oturdum. Yanıma abi geldi. Bire parası istedi, verdim. Yanıma oturunca konuştuk. Biraz sohbete davet ettim. Gelmedi. Ben de kalktım. O sıra kalkarken sizin fotoğrafınızı gösterdim. Kötü sözler söyledi. Kendimi suçlu hissediyorum. Evet, suçlusun. Bir kimse bile bile senden içki parası isterse verilmez. Bir kimse bu sefer haramı desteklemek, haramın yanında olmak olur ki, haram işlemiş gibi olur. Sen de içki içmiş gibi günaha kebaire girdin. Kulak çınlaması neye işarettir? Bilmiyorum bir şeye işaretse de. İş yerinde molalarım 10 dakika. Sigara ve lavabo kullanırken namaz ve abdeste vakit kalmıyor. Namazlarımı eve gelince kaza edebilir miyim? Sigara namazdan daha mı önemli?
Salim imtihanın devamı diğerini. Allâh’ı tanımak kahhar ismiyle, kahheder rezak ismiyle rızıklandırılır. Kadir ismiyle her şeyi yapmaya gücü yeter gibi. Tanımış mı olur Allâh’ı tanımak? Ta ilk adım nedir? Allâh’ı tanımak nedir? Bu manada sıfatlarıyla tanımaya başlamaktır. Bunda bir sıkıntı yok. Kulların içerisinde bu Allâh’ı tanıyor dedirtecek bir alamet var mıdır Allâh’ı tanıyanlar için? Normalde Allâh’ın öyle kulları vardır ki onlara bakıldığında Allâh hatıra gelir diye hadisi kutsi var. O yüzden demek ki onlar bakıldığında Allâh hatıra geliyorsa onlar da Allâh’ı tanımada belli bir mesafe kat etmişler demek ki. Allâh’ı tanımaktaki derinlik sır mıdır? Neden sır olsun ki? Bildiğini başkasına anlatabilir mi?
O normalde biliyorum dediği kendi zannı olmadığı müddetçe bir sıkıntı olmaz. Veysel Karani Peygamberimizi sallallâhu aleyhi ve sellemi hiç görmediği halde ona çok yakın dost olmuş. Görmediğini zahiri görmemek olarak nitelendiriyorsanız evet. Peki Veysel Karani Hazretleri gibi üstadından hocasından ayrı kaldığında kafasına bir şey takılmamış mı? Manevi hiç sıkıntısı olmamış mı? Böyle durumlarda neler yapmışlar? Biz bir sıkıntı olduğunda gelip hemen sormaya çalışıyoruz. Peki böyle insanlar bu durumları nasıl asmışlar ya da bu gibi durumlarda ne yapabiliriz? Normalde Veysel Karani Hazretlerinin durumu kendisine hususi kendisine özen. Tabi insanlar muhakkak onu bir yol piri olarak biz onu önemli görürüz.
Bu noktada bir kimsenin üstadı olmadan yürüyebilme yolunun açık olduğunu gösterir. Allâh’a ulaşmak isteyenler, Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine yakın olmak isteyenler. Bu noktada vesilesiz yolun gidilebileceğini işaretler. Ama velakin bir kimse etrafında çevresinde bir velinin bir mürşidin bir şeyhin olduğunu bildiği halde kendince kendisine böyle bir yol çizmesi yolun adabından değildir. Bir kısım insanlar bir veliye bir mürşide bir tarikata bir yola intisap edip o yolun gereğini o yolun ilkelerini o yolun kendi adabına erkanına uymakta nefislerine söz geçiremediklerinden dolayı nefisleri onların bu noktada onları alt ettiğinden dolayı kendilerince kendilerince diyor.
2. Bölüm
Bir üveysilik yolu tutturuyorlar. Bir de üveysi şeyhi çıkıyor sonra. Bir üveysilik çıkıyor bir de ardından üveysi şeyhimiş. Ya üveysinin şeyhi olur mu? Bir de üveysi şeyhi çıkıyor. Bunu söyleyince ben üveysinin şeyhi olmaz deyince hop oturup hop zıplıyorlar. O zaman üveysilikten çıkıyor. Üveysi nedir bir kimse kendi rüyasında halinde direkt Veysel Karani hazretlerine görür. O üveysi demek şeyhsiz demek demek değildir. Direkt Veysel Karani hazretlerine görür. Veysel Karani hazretlerine sorar ne soracaksa ona söylenecek bir söz olmaz. O gerçekten üveysidir. Rüyasında dahi Hazreti Veysi hazretlerini görmeyen kimseler kendi kendilerine üveysilik taslıyorlar. Çünkü bir şeyhi intisap edemiyor ya bir şeyhi bulamıyor ya bir şeyhi bulsa dahi ona intisap etmek için normalde nefsiyle mücadele etmesi lazım.
Şeyhi vefat edenler de aynı hastalığa tutuşuyorlar. Şeyhi vefat ediyor gidip bir şeyhi intisap etmeye nefsi yemiyor. Ancak beşinci makamda beşinci esmad olur da o kimse gitmeme tasavvufen hakkına sahip. Ama beşinci esmayı almadıysa onun da hali şudur bir Emir Sultan hazretlerinin kabr-ı şerifinin başına gittiğinde Emir Sultan hazretleriyle görüşmesi lazım. Zikrullah’a oturduğunda Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleriyle, Pir efendilerle, sahâbe efendilerle, yok ne bileyim geçmiş peygamberlerle görüşmesi lazım. Bu haldeyse bir kimse ona şeyh lazım değil. Lazım, lazım değil. Nasıl lazım o kimse daha ben yol yürüyeceğim diyorsa içinde kalbinde böyle bir şeyh varsa ona bir şeyh lazım.
Ama ben kenara çekileceğim. Ben yol yürümek istemiyorum. Eğer kendi elindense kenara çekileceksin. He vallahi ona lazım değil. Lazım değil o. Ama bir türlü bir kimse bir yola girdiyse, bir üstada bağlandıysa, üstadı vefat ettiyse gidip bir üstada bağlanmakla mükellef. Laf hazır. Bunu ben Allâh rahmet eylesin. Dergaha yeni girdim de eski Mustafa Efendi hazretlerinin dervişlerinden duyardım. Mustafa Efendi’nin himmeti hala daha devam ediyor. İyi Ali Aydar Efendi’nin himmeti mi kesildi de Mustafa Efendi çıktı. Ne aman çıktı ki Mustafa Efendi o zaman? Ali Aydar Efendi namaha icazet yazdı ki onu o zaman. Hiç icazet yazmasaydı o zaman. Oğlum bizim himmetimiz hepinizi yeter deseydi. O zaman kendi konumu durumu sarsılmaz mı tartışılmaz mı demezler mi?
Hacı Ebu Bekir Baba’nın nesi eksikti ki? Sana intisap edildi. Bunlar bir üstada bağlanmaya nefsi yetmeyen, bir üstada bağlanmaya manevi gücü yetmeyen, bir üstadı tanımlayabilecek manevi bilgiden yetersiz olan, bir üstadın peşinden gidebilecek kadar mahareti ve nasibi olmayan insanlar. Nasibi yok bunların. Bunları ben Allâh rahmet eylesin Şeyh Efendi’nin ilk zamanlarını da tanıdım. Onların büyük bir çoğunluğu hatta bazıları hala da asa, hala da bir üstad bulamadı bunlar. Bulamıyorlar. Ben de diyorum ki bulamazsınız. Neden? Sen Allâh’ın dostunun üzerinde eksik kusur arar, onun dostlarında sen eksik kusur araştırır, onun dostlarının üzerinde bir eksik kusur peyda edersen onun üzerine, Cenâb-ı Hak seni dostunun kapısına koymaz.
3. Bölüm
Şimdi bir üstada intisap edemeyenler, bir üstada bağlılığı kaldıramayanlar, bu noktada nefis de mücadelede bunu yerine getiremeyenler üveysi oluyorlar. Nefislerine bağlanıyorlar. O kimsenin hepsine bağlan. Üveysilik de alakası yok. Direkt nefsine bağlan. Nefsin nasıl canını istiyorsa öyle yapıyor. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden normalde eğer bir kimse bu yol, Hz. Veysel Karani Hazretlerinin rüyasında gördü, benim yolumdan gideceksin dedi, ona bir virt verdiyse, ders verdiyse haktır, söyleyecek bir laf yok. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyuruyor ki, isyan ettiren fakirlikten Allâh’a sığınırım diyor, Peygamberimizin evinde ertesi güne yiyecek bir şey yoktu, bundan daha da fakirlik olurum.
Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bu manada fakir değildi. Bakın bu manada fakir değildi. Bu manada belki de varlığın içerisinde en zenginiydi. Niçin? Çünkü o Allâh’a güven ve itimat noktasında varlığın içerisinde en üst derecedeydi. Biliyordu ki, onu yaratan, onu muhakkak rızıklandıracak. Hatta Hadîs-i Şerif’te dediydi, dedi ki sizin güveniniz, itimatınız, inancınız tam olsa, kuşlar gibi sabah yuvanızdan aç çıkar, akşam yuvanızda tok dönersiniz demişti. O yüzden Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin evinde yiyecek olmaması, onun bu manada, bu manada fakir olduğunu göstermez. Geçen günlerde size sormuştum, tam anlayamadım. Amcamın hanımına, dayımın hanımına nikah düşer mi?
Ben de evet demiştim. Bir kimsenin amcası eşini boşarsa, ölürse o kimse gider onu nikahlayabilir. Bir kimsenin dayısı hanımını boşarsa, ölürse onun hanımını nikahlayabilir. Evimin çatısında güvercim besliyorum. Bu konuyla alakalı olumlu olumsuz görüşler var. Güvercim beslemek günah mı? Kıymetli görüşünüz nedir? Besleme! Benim görüşümü soruyorsan, hemen derhal onları sat ve hatta birisine hediye et. Uğraşma! Bir erkeğin hanımına sık sık seni boşarım. İstersen boşanabilirsin. Boşanalım biz diye kavga esnasında boşanmayı diline getirmesi nikahını zedeler mi? Kadın bundan rahatsızsa ne yapmalıdır? Bu erkeklerin gevşek azızlıları böyle söyler. Kendi kendisine erkeklik taslamak isteyen zavallı adamlar böyle söylerler.
Bir kadını boşamakla tehdit edilmez. Kadını boşamakla tehdit edenler zavallı, yetersiz, kimliksiz, kişiliksiz erkeklerdir. Bir kimse bir şey bir erkek evin içerisinde bir şey bir sefer söyler biter. Her kavga esnasında seni boşarım. Sen istersen boşan. Benden boşanabilirsin sözleri değersizlik işaretidir. Erkek vakarlıdır. Boşamayı düşünmez. Boşamakla tehdit etmez. Evini dağıtmakla tehdit etmez. O evini toplamakla mükelleftir, dağıtmakla değil. O evini geçindirmekle, yürütmekle mükelleftir. Boşanıp dağıtmakla mükellef değildir. Adam olmayanlar adamlık farklı bir şeydir çünkü. Erkeklik farklı bir şeydir. Erkeklik cinsellikle alakalıdır. Adamlık ise olgunlukla alakalı, kemalatla alakalıdır. Adamın kadını erkeni erkeği olmaz.
4. Bölüm
O yüzden her erkek adam değildir. Ama her adam da erkek değildir. Bu manada her adam erkek değildir dedim. normalde kadınlardan da adamlıkla o adamlık dedim kemale erme, olgunluk. Adamlık dedim bir krizi yönetebilme. Adamlık dedim bir problemin üstesinden gelme, analiz etme, fıkı etme. Bu adamlıktır. Bir adam bu noktada erkek ailenin reisidir demiş ya. O yüzden bir koca ailesini geçindirmek, ailesini yürütmek, ailesini bu noktada daha ileri doğru götürmekle mükelleftir. Dağıtmakla mükellef değildir. Olgun bir erkek eşini boşamakla tehdit etmez. İki devirde boşarım ha, istersen boşanalım. İstersen ananın evine git. Bunların hepsi de yetersizlik, kimliksizlik, çeşiliksizlik, bilgisizlik, ihtiyarsızlık, ferasetsizliktir.
Otur hanım bakalım ne problem var, dinleyelim, konuşalım. Bakalım Kur’ân Sünnet tarihisinde ne yapmamız gerekiyorsa yapalım. Bir hatan varsa ben halledeyim, bir hatan varsa sen halledeyin. Otur bakalım. böyle oluyor. Aa iyi olur, harika. Yaz, not halinde yaz. Hanım benden şikayetlerini bana söyle. Ben kendimi düzelticem Kur’ân Sünnet tarihisinde. Ya sen eve geliyorsun bağırıp çağırıyorsun. Harika yazdım eve geldiğinde bağırıp çağırılıyor. Sen eve geldiğinde her tarafın dağınıklığını bir bahane ediyorsun şunu laf söylüyorsun. Aa tamam, şunu şöyle yapıyorsun, bunu böyle yapıyorsun, bunu böyle yapıyorsun. Harika. İndir oradan Sünnet-i Resûlullâh’a hadîs-i şerifleri veya sor. Burada nasıl davranılması lazım?
Eve geldiğinde bir adam evine nasıl davranacak? Sünnet-i Resûlullâh, eve geldiğinde hane halkına selam vermek, onlara tebessümlü davranmak, onlara mütebessim davranmak, hoş davranmak, güzel davranmak. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazreti’nin sünnetinden eşine hal hatır sorma. Ona nasılsın, iyi misin deme. Çocuklar büyükse çocuklarla konuşma, onlarla sohbet etme. Çocuklar küçükse onu sevme, onunla zaman geçirme. On dakika yirmi dakika, bir saat vaktine göre. Baba evin direği, baba evin neşesi, baba evin kimliği, kişiliği, baba evin ruhu, canı. Anne, anne evin nefsi. Nefislerinize zulmetmeyiniz. Onlar Allâh’tan size birer emanet. Öyle adamlıktan nasip olmayanlar, sufilikten nasip olmayanlar, dervişlikten nasip olmayanlar, eşlerinin boşanma ve türevleriyle tehdit ederler.
Bir sûfî ancak namus söz konusu olursa eşini boşar. Bir sûfî kadın iyice böyle artık böyle serkeşlik yapıyor her şeye böyle artık böyle için içinden çıkılmıyor. Adamın da mahallesi var. Bir sûfî kadın iyice böyle artık böyle serkeşlik yapıyor her şeye böyle artık böyle için içinden çıkılmıyor. Adamın da mali gücü yerinde değilse, yapacak başka alternatif yoksa der ki benim başka alternatifim kalmadı. Benim mali gücüm yerinde olmuş olsa ben sana burada bakarım çocuklarımdan. Ben çekilirim bu hayattan. Ama bu yapacak bir şey kalmadı artık. Sen bu çocuklar da senin evinde büyümesi caiz değil. Sen çocukları da bırak. Allâh yolunu açık etsin. Bu hak. Ama önce baba, önce koca olması gerekenleri yerine getirecek.
5. Bölüm
Soracak, soruşturacak, bakacak, akil bir kimseye danışacak. Akil bir kimseye danışacak. Yürütmeyi hesaplayacak. Geçinmeyi hesaplayacak. Götürmeyi hesaplayacak. Boşanmayı, dağıtmayı bu noktada kırıp atmayı değil. Sakın al. Derviş kardeşler boşamayı düşünmeyecekler. Ne zaman boşa? Kadın diyorsa ki beni boşa. Biz ayrılalım. Ona mühlet ver. De ki bak iyi düşündün mü? Düşündüm. Danış danışacaksın, soracaksın soruşacaksın bir yer varsa. Benim yapmam gereken bir şey varsa. Benim kendimi değiştirmem gereken olumlu noktaya doğru. Negatif şeylerin varsa ben onları terk edeyim, bırakayım. Bak bu iş yürüsün. Yok hayır. Ben beni bırakmanı istiyorum. Tamam. Sıkıntı yok. Ona mühlet verdin. Ona düşünme zamanı verdin.
O yine ayrılmayı düşünüyor. Allâh yolunu açık etsin. Yapacak bir şey yok. Ama öbür türlü erkek bunu ağzına almayacak. Bu zayıflık, bu tehditle bir iş gitmez. Allâh muhafaza eylesin. Bu nar yanlış. Abdullah Baba bir sohbetinde sırrı Şemseddin adlı mürşidi Kamil’in yazdığı müftel kulüp her Müslümanın evinde olmalı diyor. Biz de edinebilir miyiz? Edinebilirsiniz. Bunda bir sıkıntı yok. Araba çarpmasından dolayı yoğun bakımda yatan hastamız için dua istiyoruz. Allâh hayırlı şifa versin inşâAllah. Âmîn. Ricali gayt nedir? Kimlerden oluşur? Teşekkür ederim demiş. Ricali gayt malum. Bunlar insanlara gayb olan velilerdir. İnsanlar bunu tanımazlar. Bunlar normalde bu noktada Allâh’ın öyle dostları velileri vardır ki.
Bunlar normalde bunlara bir kısmı vardır ki bunları Allâh’tan başka hiç kimse bilmez. O kimse de kendisinin veli olduğunu bilmez. Bazıları demişler ki Ricali olanlar bunlardır. Bir kısmı da demişler ki bunlar kendilerinin veli olduğunu bilirler. Allâh zaten bilir. Halk hiç bilmez. Bir kısmı da bunları söylemişler. Bunlar Rical ehlidir diye. Bu noktada tabi insanlar bu Rical ehlini çok kıymetli tutarlar, kıymetlendirirler. Bizim yolumuzda Rical ehli çok kıymetli değildir. Kıymetli olan halkın içerisinde halkın eziyetlerine katlanan veliliğinin hem kendisi hem halkın bildiği kimseler veliler bu noktada kıymetlidir. Çünkü insanlar, halkın içerisindedir o. İnsanlar bilhassa böyle kalp ehli olmayanlar bunlara zulmederler.
Dilleriyle, sözleriyle, fiilleriyle, hareketleriyle, tavır ve davranışlarıyla onlara zulmederler. Onlara laf söylerler, iftira ederler, küfrederler, zındıklıkla, müşriklikle, kafirlikle itham ederler. Bunlar halkın içinde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnet ismiyesini yerine getirmeye çalışırlar. İnsanlar Allâh’ı sevsinler, Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini sevsinler, müminlere faydalı olsunlar diye uğraşırlar. E böyle olunca böyle müşrik kafalılar, kafir kafalılar, zındık kafalılar, fitne fücur içerisinde olanlar da bunlara zulmederler. O yüzden bunlar kıymetlidir. Halkın eziyetlerine katlanan, halkın içerisinde yaşayan veliler en kıymetlilerdir.
6. Bölüm
Bu çiçeği askerdeyken ceza önde yaptırmıştım. Sevdiğime ama askerden geldikten sonra gerçek sevgilini buldum ve anladım ki bu çiçek gerçek sevgiline yaptırmışım. Acizane kabul buyurulmuşsunuz. Beni dahi mutlu edersiniz. Selamun aleyküm. Selamun aleyküm. Demek ki daha önce başka sevgilisi varmış ha? Ne kadar güzel. Ona hediye etseydin kimmiş bu ya? Bu kardeş. Olsun, niyet ettiğine verseydin keşke. Yine de teşekkür ederiz. Allâh razı olsun inşâAllah. Bitti sorular. Canlı sorusu olan varsa alalım inşâAllah. Mikrofonu aç. Allâh kulunun zanlı gibidir. Allâh kulunun zanlı üzerinedir. Allâh kulunun zanlı üzerinedir. O yüzden herkesi kendi zanlınca kurgulamış ve inanmış olduğu bir Allâh vardı. Peki bu Allâh kuvvetler ayrılığı noktasında herkesin Allâh’ı birbiriyle çatışır mı?
Çatışmaz. Zanlının üzerine derken Cenâb-ı Hak’ın sonsuz sıfatları vardır. Sonsuz sıfatlarının birisi veya birkaçı veya üçünün beşinin üzerinedir o kimsenin zanlı. O zanlı diğer üç beşinin üzerine olanla vuruşur mu böyle bir mücadele halinde olur mu? Kendi içerisindeki dünyası. Ama o da onun Allâh’ı olmuş oluyor. Allâh kendi zanlını mı savaştıracak? Ama onun kendi mücadelesinin içinde. Kendi mücadelesinin içerisinde. Ama karşıdakinde kendi inandığı bir Allâh var. Kendi doğruları var. O doğrular çatışıyorsa. Burada cahil olanlar çatışırlar. Cahil olmayanlar çatışmazlar. Bu kimsenin cahilidir. Mesela birisi dese ki benim Allâh’ım Gafururrahim. Öbür kütü dese ki benim Allâh’ım Cemil Cemal. Gafururrahim ile Cemil Cemal’i mi savaştıracak?
O kimsenin kendi zanlı. Bu zanlı Hüsnü zanlı. Bu Hüsnü zanlı da doğru mu? Evet cevap doğru. Cenâb-ı Hak da bu Hüsnü zanları kabul ediyor mu? Evet. Bunların bir kimse hayır benim Rabbim Cemil Cemal’dir. Sen bunu kabul edeceksin dediğinde. Ömürkü de hayır sen benimki Gafururrahim’dir. Asıl sen benimkini kabul edeceksin diyorsa. İkisi de bunlar Hüsnü zan sahibi değil cahil Allâh’ın bilgisi açısına. Bütün toplum da böyle o zaman şu anda. Eğer savaştırıyorlarsa öyle. Herkes kendi Allâh’ını kabul ettirmeye çalışıyor. Kendi Allâh’ına bir başka Allâh anlayışını daha doğrusu. Kendi Allâh’ını demeyelim. Buradaki kendi Allâh anlayışını kendi Allâh’ı hangi sıfatsal noktaya bürdü aslında sıfatlarıyla alakalı.
O sıfatlarının birbirine dayatıyorsa insanlar dayatan kimse cahil insan. O zaman böyle evliyalar, emmialar, mürşid-i kamiller zalim mi oluyorlar? Kendi algıladıkları ve anladıkları Allâh’ı anlatmış olmuyorlar mı? Dayatmak ayrı bununla alakalı kavga etmek ayrı. Ama hiçbir zaman bir insanın anladığı gibi diğer bir insanın anlaması mümkün olmadı. O zaman bu eğitim neden var velâyet neden vardı? Bir mürşid-i kamil o topluluğun içerisinde Allâh’ı o topluluk adına konuşuyorum. O topluluğun içerisinde Allâh’ı en fazla bilen tanıyan kimsidir. Öyle olunca o topluluk o en fazla bilen tanıyan şahsın yanına giderekten diğer topluluğun diğer katmanlarından ve kısımlarından bilgi, anlayış, idrak, tefekkür noktasında ve zikir noktasında daha üstlü anlayışa sahip olmak için orada toplanırlar. aslında onun fikrini ve düşüncesinden ziyade farklı bir düşünceye mi sahip olurlar? kendi yeteneklerine mi kavuşurlar?
7. Bölüm
Bu bir şekilde öyle de bakılabilir. Kimisi bu noktada istidadını geliştirebilir. İstidadını geliştirenler istidadlarını bu noktada Allâh’ı tanıma ve bilme noktasında istidadlarını geliştirirler. Allâh’ı tanımayı ve bilmeyi engelleyecek olan nefsin hile ve oyunlarını da önlemeye çalışırlar. Onu öğrenirler. O zaman taklit sıkıntılı mı olur burada? Başlangıçta taklit haktır. Hatta sonunda da taklit haktır. Belli şeylerde taklidi bizim hoş görmemiz mümkün değildir. Ama menzil değildir o zaman. Taklit belli meselelerde olması gereken şeydir. Menzil olarak görülmez o zaten. Olması gereken namazı taklit ederiz. Benden gördüğünüz gibi ibadet edin. O zaman ibadetlerde taklit edilir. Peki şöyle bir şey.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendine ait bir Allâh algısı. Kendine ait değildi onunkisi. Bu hususta bir inancı. Onu Rabbim terbiye etti. Ona ait diyor. O Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerindeki Allâh algısı, inancı, bilgisi, tanımlaması Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendisine ait değil. Hz. Ebu Bekir Efendimiz’in? Hz. Ebu Bekir Radillahu an Hazretlerinin bu noktadaki algısı ve anlayışı Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin terbiyesi noktasında. kendi ina algısına bakıyor mu? Böyle diyebilir miyiz? Başta hiç çetrefillendirmeyelim. Bir velinin mesela İbrahim Bin Etem’in Allâh algısı kendi şekillendirdiği ve inandığı ölçü demek.
Temeli onun normalde üstadının öğrettiği noktada, temel üstadının öğrettiği öğretisi onun üstü Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin öğretisi ve terbiyesi. Eğer gerçekten bir insan üstadının algısıyla ve aklıyla veya bu husustaki onun yaklaşımıyla Allâh’a yaklaşmış olsa ondan ne farkı olur ki? O zaman İslam’ın içerisindeki Allâh algılarının farklılıkları neden kaynaklı? Bir kimse belli bir noktaya ve dereceye kadar üstadının algısıyla, anlayışıyla, tadıyla, tuzuyla, öyle diyelim yol yürür. Eğer o yol normalde nübüvvet neşesiyle neşelendiyse bir müddet sonra Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin neşesiyle, sayesiyle yürümeye başlar. Nübüvvet yolunun en önemli özelliği budur.
O yüzden normalde velayette senin dediğin gibidir. Bir kimse üstadının rengine, boyasına, boyanmadıktan sonra kemale ermez, nübüvvet de öyle değildir. Nübüvvet de bir kimse üstadının bu noktada çizmiş olduğu yolda yürümeye başlar. Ama o bir müddet sonra Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sayesinde ve normalde neşesinde yürümeye başlar. Bu demek değildir ki üstadıyla taş düşecek, yangalacak, çamura batacak, o normalde algılayamadığı, anlayamadığı, tanımlayamadığı şeyleri yine üstadının bu noktada sayesiyle yol alır. Burada derviş eğer kendisine yola verirse, bu zaten yola veren derviş de zaman içerisinde üstadının yürümüş olduğu yolun ne olduğunu tanımlar o zaman, bilir.
8. Bölüm
Normalde üstadının yolunun ne olduğunu tanımlayamayan, bilemeyen derviş, üstadının bu noktada hem zahiri hem de batını durduğu noktada durar. Bunun bir tarafı taklittir, evet. Ama bir tarafı tahkiktir. Neden bir tarafı taklit, bir tarafı tahkiktir? Tahkiktir çünkü üstadı eğer nübüvvet noktasında duruyorsa o tahkike dayalıdır çünkü asla tahkihsiz bir yol olmaz. Ama üstadı eğer ki nübüvvet noktasında değilse o otomatikmen taklide dayalıdır. Tahkik noktası hiç yoktur onda. Mesela taklide dayalı olmuş olsa, yanlış anlama sen şimdi bunu, böyle soru soramaz bir kimse. Konuşamaz da, bu diyalektiliği de kuramaz. Bu taklittir çünkü. Üstadı ne söylerse tamamdır, bitmiştir, alır onu kabul eder, sorulayamaz da, irdeleyemez de, ona öyle kabullenmek zorundadır.
Eğer baştaki üstad çok sağlamsa bunda bir sıkıntı yoktur. Problem de yoktur bunda. Ama zaman içerisinde, son üç yüz yıl üç yüz elli yıl içerisinde görüldü ki bu tip bağlılıklar, bu tip yollar da gidiyor. Bu tip bağlılıklar, bu tip yollar da giden insanların büyük bir kısmı tehlikeye düştü. Tehlikeye düştüler. Bu tehlikeyi görebilenler gördüler. Göremeyenler bu tehlikenin içerisinde yürüdüler. Ama yol olarak tasavvufu nübüvvet ayağıyla gidenler de bu tehlike oluşmadı. Ama bu idare edilmesi ve yürünülmesi dervişler ve şeyh açısından en sıkıntılı yerdir. Dervişler açısından şöyle sıkıntı vardır. Derviş aslında otomatikman kendisini şeyhin taklidine atmak ister. Ama şeyh onu bir elinde tutar der ki bir yere kadar taklit edebilirsin.
Bir yerden sonra tahkik edeceksin der. Bu dervişte bazen ikilem oluşturur. Şeyhler için zor olan kısımda, şeyhler her meselede, her dairede Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazreti’nin rabutu etme, maddi manevi, ona uyma zorunlulukları vardır. Bu meseleyi çok ince perdeden götürmekle mükellefiyet çıkar orta yere. Şeyhin böyle yapardı, ben de yaparım diyemez. Sünneti Resûlullâh da varsa yaparsın, yoksa yapamazsın. Şeyhin böyle yapardı, ben de yaparım diyemezsin. Neden? Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri gözünün önüne geldiğinde, önüne düştüğünde onu öyle yapamazsın. Onu öyle yapamazsın. Şeyhine her sofra kurulduğunda yerdin, örneğin. Sen o zaman her sofra kurulduğunda yiyemezsin.
Veya şeyhine her davet edilendir, davete icabet sünnettir babından yatardın. Bunda Hz. Muhammed Mustafa müsaade ederse yatarsın. Hediyeleşmek sünnettir, her geleni götürürsün. Bunda götüremezsin. Bunda Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu noktada hususi dairede müsaadesi gerekli olur. O yüzden şeyhlerin büyük bir çoğunluğu bu yoldan yürümek istemezler. Burası ince ama bir o kadar da maneviyatlıdır. Sıkıntılıdır ama çok geniştir, çok rahattır. Bak sıkıntılıdır ama çok geniştir, çok rahattır. O yüzden her üstad büyük bir çoğunluğu burada yürümek istemezler. Bizim şeyhimizin şeyhi böyle yapardı, devam ederler. Bizim şeyhimizin şeyhi böyle yapardı, devam ederler. Kendilerince hak mıdır?
9. Bölüm
Evet. Bizim yolumuz mudur? Hayır. Bakın bizim yolumuz mudur? Ben kendi dairemde söyleyeyim. Hayır. Bunu ben en başta ilan ettim. Tabiri caizse burnunu kıstırmak derler bunu. Ben kendi burnumu aldım, kıstırdım, mandalladım, koydum oraya. Bundan şikayetçi değilim. Çok gönlüm huzur dolu. O yüzden normalde taklidi atmak mümkün değildir. Dinin içerisinde bir kısmı vardır, taklit edilir. Mesela genel ana meselelerde, fıkıhta taklit edilir. İbadetlerin büyük bir çoğunluğunda taklit edilir. Bu taklidi orta yerden kaldırmaya çalışıyorlar. Tasavvuf adına biz onlardan değiliz. Biz ibadetlerde ve fıkıhın genel ana meselelerinde, ana kaidelerde taklit edilmesi gereken yerlerde taklit ederiz. Abdesti taklit ederiz, namazı taklit ederiz.
Yapılış biçim olarak. Kurban kesmeyi taklit ederiz, yapılış biçim olarak. Bunda bir sıkıntımız olmaz. Bunda bir sıkıntımız olmaz. Ama tasavvufî manada, yol manasında bizim bir ayağımızda da tahkiktedir. Bu da nübüvvetin gereğidir. Nübüvvet o kimseyi tahkike götürür. Tahkik ederekten yürür. O yüzden Allâh algısı, çünkü soyut kavramdır, bu algı sıfatlarının üzerinden tecelli eder zaten zatın üzerinden tecelli etmez. Sıfatlarının üzerinden o kimse hiç nizam beslese dahi haktır. Hahtır bu. O kimsenin ayağı kaymış olmuş olarak kabul edilmez. Ama tahkik ehli olduğundan dolayı her kendince teşbihi tenzih ederekten yürümesi gerekir. O yüzden bu noktada o kimsenin zanlı bir teşbihdir. Teşbih, tenzihe muhtaçtır.
O zaman teşbih, tenzih o kimsede şevk getirir. Şevk ehli olur ki o aşığın sıfatıdır. Aşık, şevkle her daim Allâh’ı tanımada, Allâh’ı bilmede, Allâh’a koşmada, durmak, tükenmek bilmeyen bir duygu ile, bitmek bilmeyen bir aşıklık ile Allâh’a koşar. Bu tahkiktir. Bakın bu tahkiktir. Bunun içerisinde bir kimse bu noktaya gelmiş olsa ben kendi nefsim için söyleyeyim. O kimse üstadı tanısana yazar, tanımasana yazar. O üstadı bilsen olacak, bilmesen olacak. Ben isterim ki buradaki cemaat komple bütün dervişler, bütün kardeşler olarak, bütün ümmet olarak Allâh’ı tanımada ve bilmede bu hal ile hallensinler, varsınlar bizi unutsunlar. Bu bize rahmet olur. Bizi unutmaları bize rahmet olur. Bu fakiri unutmaları bu fakire rahmet olur.
Benim öyle elimde bir gül destesi olsun ki ben o gül destesini o sevgiliye sunarken varsın o gül destesi beni hiç görmesin. Varsın o gül destesi öylesine aşık olsun, öylesine aşık olsun, öylesine aşık olsun ki ondan başka hiçbir varlığa aşıklığında yer kalmasın. Ondan başka. Öylesine sevin, öylesine sevin, öylesine aşık olun ki vardığınız yerde bırakın. Biz hiç aklınıza gelmeyelim. Öylesine o güzeller güzelinin cemaline ulaşın ki varsın o cemal sizden hiçbir suret bırakmasın. Bu zaten bu fakirin sizin üzerinizde kendince hayali. Ben isterim ki bütün kardeşler öylesine sevsinler, öylesine aşık olsunlar ki cemalinin cemalullahında cemalleşerekten cemal olsunlar. O anı yaşasınlar da varsınlar o anı tat olarak, başlarında tac olarak ebediyen taşısınlar.
10. Bölüm
Bu noktada nübüvvetle alakalı meselede hiçbir derdimiz olmaz. Biz bu noktada velâyet ehli gibi sakın ha Allâh’la cemallesten dahi şeyhini unutma diyecek küstahlardan değiliz. Ben onu küstahlık olarak görüyorum. O yüzden taklidi sakın küçümsemeyin, sakın kenara atmayın. O size tahkik kapısını açacak. Bir sûfî için taklit denizinde boğulmak söz konusu değildir. Hele o sûfî nübüvvet yolunda gidiyorsa sen dışarıdan kem bir söze bakma. Sen orada taklit denizinde boğulmazsın. Kimler taklit denizinde boğulurlar? Sûfîlik yolundan uzak, nübüvvet yolundan uzak olanlar, uzak olanlar taklit denizinde boğulurlar. O taklit denizinde boğulanlar nerede boğulurlar? Cennette boğulurlar. Boğulurlar derken sakın ha aşağı makam olarak görmeyin.
Bir kimse otursa Kur’ân ve Sünnet dairesinde şeyhini taklit etse, Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini taklit etse, şeyhi bu noktada tam net, zahiri bir noktada Kur’ân ve Sünnet’e tabi olan bir kimse ise ve bir mürid onu taklit etse cennettir yolun. Taklit denizinde boğulmak derken öyle Allâh affetsin o mesele yanlış anlaşılmasın. Bütün sûfîler o tahkike ulaşsın isteriz. Ama kardeşlerden birisi o taklit de yüzerse de neden sen taklit de yüzyolsun deme noktasına sahipteliyiz, neden? O da ehli cennet çünkü. Bu noktada bir problem yok. Ama bir nübüvvet noktasında sûfî olan kimselerin taklit denizinde devamlı yüzmeleri mümkün değildir. Muhakkak ki o tahkike doğru yol alır. Biz 10.000 kişi olarak Cenab-ı Hakk’ın cemaliullahını gördük.
Bizi tuttunuz, cemaliullahına ulaştırdınız. Biz oradan Allâh’ı seyrettik, Allâh da bizden razı oldu, mutlu oldu ve o sırada da dönüp size baktı. Mustafa bunları getirdim dedi. Böyle bir razıyetle bir sevgiyle size baktı. O an ne düşünürsünüz? O an mı baktı diyorsun? Şimdi memnun oldu Allâh razı oldu. tabiri caizse çok şükür. İsmail gülüyor arkadan bir sor neden gülüyor İsmail? Neden gülüyorsun İsmail abi? Zaten Rabbim ona bu bizlerin gül olarak elindeki gül olarak nasip etmiş ki gelmiş. Devamlı yani. Sen yolu uzattın. Ben sizin ne düşündüğünüzü merak ediyorum. Benim mi? O hali böyle biz nerede yaşayacağız? Sonra atlanacak. Efendim tahkiki yaşayan kişi anlatabilir mi? Hali yaşayan kişi tahkiki anlatabilir mi?
Öğretebilir mi? Ve öğrettiğimde o insan karşıdaki kişi bunu yaşadığında o taklit mi olur? Taklitlikten çıkar mı? Ve taklidin tehlikeli olduğu yer neresidir? Her tahkik ehlinin dedim ya bir tarafı hep taklittir diye. Bu normalde tahkikte en zirve noktaya kimse en zirve noktaya gitse dahi yine bir tarafı taklittir. Burada taklitten kurtulmayı düşünen kimseler hata yapıyorlar. Tahkik ehli yine taklit ederekten yaşadıklarını anlatır. Kime? Etrafındakindan. Bakın, niçin? Çünkü tahkik ehli üzerine gelen ilmi kendi üzerinde tutmamayı da bilir. Nereden bilir? Taklitten bilir. Eğer kendi üzerinde tutacak olsaydı Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri tutardı. O tutmadı ne yaptı? İlmi yaydı.
11. Bölüm
O zaman tahkik ehli her aldığı ilmi Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden taklid olarak aldığı bilgiyle ne yapar? Yaya. O zaman her ilmi alan kimse, bu öylesine enteresan bir zevktir ki herkes buradaki topluluk bütünüyle, bir tarafı taklit, bir tarafı tahkik olur. Her an bunu yaşar. O yüzden normalde tahkikten ve taklitten kurtuluş yoktur. Taklidin neresi insanı Allâh’ın muhafazı eylesin, helaka götürür? Bir kimse kendi ilmini taklit etmektir. Neresi insanı Allâh’ın muhafazı eylesin, helaka götürür? Bir kimse kendince, Kur’ân ve Sünnet bilgisi dairesinde bir şeyin yanlış olduğunu, haram olduğunu bildiği halde taklit edeceğim diye uğraşırsa o insanı helaka götürür. Allâh muhafazı eylesin.
Allâh’ın muhafazı eylesin. Efendim? Ne olur bekle ya, velâyet yolunu seçme tercihi dervişim var mı? Ben bütün her şeyde seçme hakkı tanırım herkese. Efendim bunu müstahak kendim verirler yoksa? Bu ayrı meseleler. İstihadına göre midir dervişi? Bunların hepsi de, insanların üzerinde belli bir kaideye oturtmak mümkün değil. Efendim benim sözümde, Resulunuz Gider Elif Han’ın, sohbetini terbiye edebilirsiniz. Sen Cenab-ı Allâh’ın zâtını hayal etmeyin. Zatıyla alakalı. Zatıyla alakalı, hayal etmeyin buyurun değil mi? Evet. Efendim benim bahsettiğim sözümde, Resulunuz Gider Elif Han’ın zâtını hayal etmeyin. Bunlar edebiyat olarak sorulan sorular ve düşünceler. Burası böyle kat’i bir şekilde bir yere bağlanacak bir şey değil. bunu en güzel tefsir edecek, senin bu söylediğin sözü tefsir edecek olan şey, ruhlar aleminde birbirlerini sevenler ve sevişenler, bu dünyada da birbirlerini severler ve sevişirler.
Hadi şerif. Efendim, erkek noktası da bir şey. Ariflerde din yoktur sözü tefsir edilecek mi? Bu ariflerde din yoktur sözü, insanlar bunları söylerler. Normalde kendilerince onlar tahkik noktasında Allâh algısı bir yere sabit bağlanmadı manasında söylenirse evet. Âyet ve hadislerle sabit siz normalde kafir olanlardan merhamet vacıma beklemeyiniz diyor. İnsanlar onlar şeytan ve nefis onlara boş ve heva şeyleri sevdirir. Onlar için boş ve heva olan şeyler kıymetlidir, kıymetli olan şeyler kıymetsizdir. Ne yazık ki İslam dünyası böyle her şeyden Batı’dan medet ummayı kendince Batı’dan bir şey beklemeyi veya Batı’yla bir şeyi böyle özleştirdirmeyi, kıyaslamayı kendine ölçü etmiş ya bu ölçüsüzlüğü.
Biz de ne yazık ki o da var. Biz de vay Batı dünyası bunu görmüyor falan böyle kendimizce konuşuyoruz ya. Batı dünyası onu görmüş olsaydı zaten Orta Doğu’da 150 yıldan beri savaş ve kargaşa çıkarmazdı ki. Batı dünyası zaten öyle bir merhamete sahip olmuş olsaydı. Hiroshima’ya, Nazakakizi’ye atom bombası atmazdı ki. Batı dünyasında öyle bir şey olmuş olsaydı bütün dünyayı 150 yıldan beri kanla gözyaşıyla yönetmeye kalkmazdı ki. Müslümanlarda böyle bir ne yazık ki emirginin vermiş olduğu bir psikolojik bir şey var. Batı dünyası bunu görmüyor mu? Batı dünyası sizden hoşnut değil. Batı dünyası sizden memnun değil. Var ya böyle dolaşıyor ya. geçen gün birkaç gün önce, bir iki gün önceydi böyle bir yazı okudum.
12. Bölüm
Batı dünyası size bunları müsaade etmez. Batı dünyası çok böyle ehli namus ya Batı dünyası çok böyle demokrat ya. Batı dünyası kendilerince çok insancıl ya böyle düşünen ne yazık ki zavallı Müslümanlar var. Bunlarda okur yazar cinsinden bir de gazetelerde filan böyle köşe yazıları var. Batı dünyasını kendilerine idol etmişler. Batı dünyasını kendilerine ölçe etmişler. Batı dünyasını kendilerine ilah etmişler. Onlar için üçlü testi sinancı var. Demokrasi NATO, ondan sonra bir de şey. Ne o? IMF. Bu üçlü testi sinancı bu. IMF’siz Türkiye olmaz dedikleri şey böyle bir ilaheydi IMF. Batı dünyasının testi sinancı bu. bunun gibi bir şey. Aynı şey Türkiye içinde işte. NATO’suz bir Türkiye düşünülebilir mi?
Düşünülemez. NATO olmazsa biz kendi kendimizi koruyamayacağız. NATO nerede PKK’ya karşı? Yok. Bizde bu testi sinancı. Dikkat edin bakın. Hep üçlüdür bunlar söylemler. Demokratik insan haklarına dayalı hukuk devleti. Demokratik NATO’ya bağlı serbest ekonomi sistemi. Bakın konuşulanlara. Üçlü testi sinancıdır bu. Bunun arkasını NATO’suza menat vardır hep. Bu batı dünyasındaki, hristiyanlıktaki üçlü testi sinancının da arkasında NATO’suza menat vardır. O normalde bütün bizim önümüzde neler oluyor? Bunlar NATO’suza menat vardır. O normalde bütün bizim önümüzde NATO’suza menatı koyarlar. Bizde de var NATO’suza menat. Ne? Kuvvetler ayrılığı. Ne bu kuvvetler ayrılığı? Yasama, yürütme, yargı. Üç tane ye.
Üç tane ilahe. Laat, uzza, menat. Bu her yerde kök salmış vaziyettedir. Her yerde. O yüzden bizim içimizde de ne yazık ki böyle ahkam kesen laatçi, uzza, menatçi, yazar, çizer, entelektör dediğimiz, din adamı dediğimiz, milletvekili dediğimiz, ondan sonra köşe yazarı dediğimiz, evet, cemaat, tarikat dediğimiz bu tip yapılanmalar var. O yüzden normalde çocukla alakalı bu ölen çocuk bir değil ki biz öyle kıyıya vuran çocuğu düşünüyoruz. Biz dört tane polisin çocuğu düşüneceğiz muhakkak. Daha bugün dört tane polis şehit edildi. Dört tane şehit edilen polisle o çocuğun arasında can olarak bir fark var mı? Bugüne kadar şehit edilen askerlerle o çocuğun arasında fark var mı? Bugüne kadar katledilen, şehit edilen Güneydoğu’da, Türkiye’de sivillerle o çocuğun arasında bir fark var mı? biz kıyıya vurmuş çocuğa ağlayacağız.
PKK’nın tuzağına düşürülmüş polise ağlamayacağız. Kıyıya vurmuş çocuğa biz üzüleceğiz. Yirmi yaşında dal gibi fidan PKK’nın kalleşçe saldırısında şehit olacak biz onu es geçeceğiz. Dikkat edin yine oyuna getiriliyoruz. Daha geçen gün sekiz dokuz yaşında Diyarbakır’da öldürülen çocuğu unuttunuz mu? Asıl annesinin ekmek almaya gönderdiği çocuğu unuttuk mu? Yine medya yapıyor yapacağını bize. Ne yapıyor? Bizim bütün algımızı değiştiriyor. Bizi farklı bir noktaya götürüyor. Biz Macaristan’daki Müslüman Suriyelileri veyahut da gayrimüslim Suriyelileri çekmiş olduğu ızdırapları görüyor muyuz? Batı yine yapıyor yapacağını. Alıyor o mültecileri toplama kamplarına dolduruyor. Toplama kamplarına dolduruyor ve her türlü işkenceye eziyet yapıyor.
13. Bölüm
Bunu saklamak için kıyıya vurmuş çocuğa üzüntüsünü gösteriyor. Büyük bir algı operasyonu var. Bizim içimizdeki hainler, bizim içimizdeki şerefsizler, haysiyetsizler, insanlıktan nasibine olmayan ne idi belirsiz yaratıklar. Suriye’deki, Irak’taki kandan, vahşetten, boğazından dolduruyor. Her türlü kinasa silahlardan Türkiye’ye kaçtığında ne hükümeti, ne devleti, ne bürokratı, ne insanları söylemedik. Laf bırakmadılar, çökertmeye çalıştılar. Şimdi bu vicdansızlıklarını, bu merhametsizliklerini, bu insaniyetsizliklerini, bu hainliklerini, bu şerefsizliklerini örtmek için çocuğa gözyaşı alıttık. Dökçekler alıt yaksaklar. Bizde kanıyoruz bakımına. Bizde kanıyoruz bunu. o çocuk dün evet büyük bir vahşet eyvallâh.
Bugüne kadar o vahşetten binlerce insanları, onlara bir şey söylemek istediler. bunu. o çocuk dün evet büyük bir vahşet eyvallâh bugüne kadar o vahşetten binlercesi yaşandı ki Türkiye’de. O söz konusu olan Batı Diyarbakır mitinginde bombalarda ölenleri nereye koydu? Hiç aklına getirdi mi? O söz konusu olan Batı Reyhanlı’daki patlamada yirmi kusur kişi masum sivil insan şehit olurken hiç ağladı mı? O söz konusu olan Batı daha düne kadar Diyarbakır’da PKK’nın bombasıyla saldırılısıyla şehit olan o minnacık yavruya ağladı mı? O söz konusu olan Batı daha yeni doktoru şehit ettiler. Mıkı çıktı mı? Hanım neredesin? NATO’su, Birleşmiş Milletleri, insan hakları bilmem nesi. Bunların hepsi de latçı, uz latçı, menatçı.
Hepsi de. Türkiye’nin içerisinde de var. Müslümanım diye geçinenlerde de var. Kendi kalbinde, kendi iç dünyasında bunu Fethullah Hoca bu sözü geri almadığı müddetçe bunu açıkça hep dile getireceğim. Demokrasiyi kendisine ilke ve yol ediniyorsa o kimseye o bir şeyh, bir hoca, bir âlim, bir din öğreticisi, bir Kur’ân ve sünneti bilen bir kimse Demokrasiyi kendine yol, ilke, hedef tayin ettiyse, o kimse kendine dikkat edecek. Bunu siyasetçiler siyaseten söyleseler, siyasetçi çünkü o. Dersin ki siyasetçi. Bunu din öğreten söyleyemez. Bunu din öğreten kimse ne yapacak? Yapacak, bunu söylemeyecek. Arkasındaki kitle demokrasiyi yol, demokrasiyi sistem ve düzen Demokrasiye varılması gereken bir amaç göremez.
Onu görürse o zaman o kimseye denir ki bu insanlar kendilerine amaç olarak Kur’ân ve sünneti mi tutacaklar? Yoksa demokrasiye varmak için Kur’ân ve sünnet araç mı olacak? Demokrasi, Kur’ân ve sünneti araçsa diyeceğiz ki ya demokrasiyi bunlar araç edinmişler, hoş. Bir şeyin, bir hakikate gitmek, hakikate varmaksa amacınız siz hakikat dışı şeylerle hakikate varmaya kalkamazsınız. Bu hakikatin hakikatliğine terstir. Hazreti Muhammed’i Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin yolu hakikattir. Ağzından hakikate uymayan hiçbir şey çıkmadı. Fihiliyat olarak da üzerinden hakikate uymayan hiçbir şey çıkmadı. Eğer bir kimse kendince din anlatıyorsa kendince hakikati anlatıyorsa o bile bile göz göre göre hakikatin dışında bir şey insanlara anlatamaz.
Hakikatin dışında bir şeyi insanlara tavsiye edemez. O yüzden meseleyi toparlıyorum. Bunlar latçı, uzdacı, menatçıların işi. Dikkat edin. Kur’ân-ı Kerim’de bu üç tanesi geçer. Laat, uzza, menat. Üç tane ilahe geçer. Üç tane ilahe. Menat paradır. Para. Uzza kadındır. Şehvettir. Laat ise güçtür. Güç. Güç güç. Laat’ı, uzza’yı ve menat’ı böyle göreceksiniz. Bir, bir kimse gücü eline geçirdiğinde ne yapıyor? İki, şehvet. Bu şehvet sadece erotizm değil. Şehvi duygular, heva heves, Kur’ân ve sünnetin dışındaki her şey. Örgüde para. Ekonomi para. Şimdi cemaatlere, tarikatlara, devletlere, sistemlere, kendine bunları karşına koy, seyret. Gücü eline getirdin. Eşine mi zulmettin? Çocuklarına mı zulmettin?
Arkadaşlarına mı zulmettin? Yanında çalışanları mı zulmettin? Akrabalarını mı zulmettin? Kimde küçücük bir güç varsa? Elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Güç, elinin altında tutmak güç. Onlardan sorumlusun. Onları Kur’ân ve sünnete göre mi yönettin, yönlendirdin? Bu güç askeri, bu güç aklı, fikri, her şey olabilir. Öbür kü ne? Öbür kü menat, para. Money, menat, aynı. Money, para. Ne yaptı şimdi? belirli merkezlerde parayı ne yapıyorlar? Güç olarak kullanıyorlar. Bir yerin ekonomisini alt üst ediyor. Bir ülkenin ekonomisini alt üst ediyor. Bir bölgenin ekonomisini alt üst ediyor. Parayla oradakileri tarumar ediyor. Öbür kü ne? Şehvet. O da bir güçtür. Şehvet de bir güçtür insanda. Ama bu üç gücün de üçünün de hakikatte temeli yoktur.
Hakikatte temeli yoktur. Allâh bizi affetsin. O yüzden bu normalde ne hangi sistem olursa olsun dünya üzerinde şu anda bütün sistemlerin üzerinde geçerli olan bu ne yazık ki şirk sistemi ve şirk düzeni dört. Allâh muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi bu noktada korusun inşâAllah. Bursa’dan hacca gidecekler arkadaşlar 13 Eylül pazar sabahı saat dörtte Haşimişcan caddesinde orada bir sahada Komara’dan giderken sahada bir cami var ya. Ne camisi o? Acem Reis camisi mi? Acem Reis camisinden sabah saat dörtte hareket olacak inşâAllah. Bu pazar değil bir dahaki pazar sabahı sabah saat dörtte inşâAllah. Bitti saat onu yirmi geçiyor. Fa’lim enna huw La ilaha illAllah. La ilaha illAllah. La ilaha illAllah.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Velâyet, Kalb, Sünnet, Şeyh, İcâzet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı