1. Bölüm
Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı hayır etsin inşâAllah. Yakinlik nedir? Açıklayabilir misiniz? Allâh’a yakinlik nasıl olur? İlmel yakin, aynel yakin, hakkal yakin noktalarında zikri açıklayabilir misiniz? Hadîs-i Kıtsı’da Cenâb-ı Hak, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. üzerinden buyurmuş ki, kim farzları yerine getirirse Allâh’a en sevimli işi yapar. Naafile la la Allâh’a yaklaşır. Demek ki farzları yerine getirecek, Allâh’a en sevgili işin en sevgili olan ameli işici. Burada farzlarını yerine getirmek bizim insanımız nazanda sadece farz ibadetleri yerine getirmek olarak algılanıyor. Bu sadece farz ibadetleri yerine getirmek olarak değil.
Farzlardan en önemli kısmı da haramlardan uzak durmak. Bir kimsenin haramdan uzak durması da farzdır. Sadece ibadeti için almaz. İslam toplumun ne yazık ki burada zayıf. Camiler dolu. Bir şekilde. Herkes oruç tutuyor, herkes bir şekilde namaz kılmaya çalışıyor, bir şekilde haccını yapıyor, ömresini yapıyor. Bunda bir sıkıntı yok. Sıkıntı diğer farzlarda. günah-ı kebalilerden uzak durma. Haramlardan uzak durmada sıkıntı var. Haramlardan uzak durmayı gerçekleştiremiyor. Oysa Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri güzel ahlakı met etti. Hatta dedi ki nafile ibadetlerden en üstünüdür. Bazı rivayetlerde dedi ki nafile namazlardan, nafile oruçlardan üstündür. Bazı rivayetlerde cihattan üstündür dedi.
Bazı rivayetlerde farz, namaz ve oruçla eşdeğerdedir dedi. Bakın, farz namazla, farz oruçla, farz hacla eşdeğerdedir dedi. Bir kırmızı rivayeti var, enteresan. Üstündedir diye. Bunu zayıf olduğunu söylemişler ama üstündedir diye. Normalde yan namazdan ve oruçtan üstündür güzel ahlak diye. Güzel ahlak, birinci derecede haramlardan uzak durma. İnsanların yakınlığı, yakınlığı elde edeceği, yakınlaşacağı en önemli şey..haramlardan uzak durup güzel ahlakla ahlaklanmak. Bunun temeli. bunun üzerinde çok fazla duruyor. Sufiler için. Sûfîlik güzel ahlaktır çünkü. Tasavvuf güzel ahlaktır. Bir üstada bağlanmak güzel ahlaktır. Orada namaz kılmak, oruç tutmak öğretilmez. Güzel ahlak öğretilir. Ve bir kimse bir sûfî topluluğa güzel ahlak için girer.
Ve o topluluk ahlakını güzelleştirmeye çalışır. Birbirine bakaraktan ahlakını güzelleştirir. Güzel ahlakin en temel noktası Müslüman odur ki..diğer Müslümanlar onun dilinden emindirler. Mümin odur ki diğer insanlar canlarından emindir. Başka bir hadîs-i şerifte sizin en hayırlığınız..etrafına hiç zarar vermeyenizdir. Başka bir hadîs-i şerif, iki dudağının arasındaki arasıyla..çok affedersiniz, iki bacağının arasını muhafaza edene..cennet yakındır der. Hatta başka bir rivayette bunun ikisini korumaya söz verene cennet de söz verinden. Demek ki yakınlığın başlangıcı. Farz ibadetleri yerine getirmek. Bu ilm-el yakîn. Yakınlığın ikinci adımı en güzel ahlakla ahlaklanmak. Aynı el yakîn ve Allâh onu sever.
2. Bölüm
Çünkü o güzel ahlakla, nafilelerle yaklaştıkça yaklaşır diyor. Kul güzel ahlakla yaklaştıkça yaklaşır. Bakın yaklaştıkça yaklaşır. Yaklaştıkça yaklaşır o kimsenin hak-kel yakîne doğru yürümesi. Hak-kel yakîn noktasını Cenâb-ı Hak kendi üzerinde alıyor. Bu biraz burada o kimsenin Allâh affetsin seçilmişliği de giriyor. Benim kendimce sezillendim şey bu. Sezillendim şey. Çünkü Allâh onu sever diyor. O yaklaştıkça yaklaşır, yaklaştıkça yaklaşır. Yaklaştıkça yaklaşmak kolay. Ama yaklaştıkça yaklaşanı Allâh sever. Allâh’ın sevgisinin o kimsenin üzerinde tecelli etmesi hak-kel yakîn. Ama bu hak-kel yakînin oluşması için kulun yapması gereken şey yaklaştıkça yaklaşmak. Bakın bu yaklaştıkça yaklaşmanın şevk ehli.
O kimse yaklaştıkça yaklaşmak için Allâh’ı sevmesi lazım. Eğer Allâh’ı sevmezse o kimse yaklaştıkça yaklaşma halini koruyamaz. Yaklaştıkça yaklaşma hali şeyhtir çünkü. Her daim kendini taze tutmak, her daim kendini yakîn noktada tutmaya gayret etmek. Her daim kendisini bu noktada koşuşturmaya tabi tutması. Her daim kendini tazelemesi. Her nefes kendini ona doğru yaklaşması. Asıl yapılması gereken şey budur. Bize düşen vazife, kula düşen vazife, sufiye düşen vazife..yakimliği elde etmek için farzları yerine getirmek. Farzları yerine getirmek de haramlardan uzak durmak da var. Günah-i kebalilerden uzak durmak var. Günah-i kebalilerden uzak durmak var. Ardından nafilelerle yaklaşma. Nafilelerle yaklaşma çok namaz değil.
Çok oruç değil. Bakın bütün ümmeti Muhammed’in yapmış olduğu hatalardan birisi bu. sabaha kadar namaz kılmak olarak görüyor onu. Sabaha kadar namaz kılmaya çalışan kimse eşini dövüyor. Sabaha kadar namaz kılmaya çalışan kimse gıybet ediyor, dedikodu ediyor, iftira atıyor. Kendince böyle nafile namazlara, nafile oruçlara dikkat eden bir kimse..aslında dilini korusa o nafilelerle uçacak. Yaklaştıkça yakınlaşmanın tadını alacak. Ama gel gelelim, o ahlakla kendisini frenleyemiyor. Güzel ahlakla kendisini tamamlamaya çalışmıyor. En aşağı seviyesi hiç kimseye zarar vermemesi. Sizin en hayırlığınız, etrafına en fazla faydası dokunanınızdır. Ya faydan dokunsun senin bir yerlere. Birisinin elinden tut, birisine nasihat et, birisine tatlı davran, birisine güler yüzü davran.
Mü’minin mü’mine tebessüm etmesi sadakadan sayıldı. Mübarek bir tebessüm et ya. Tebessüm etmek de mi az? Bir selam ver. Bir gıybet etme, üzerinden farz olmayan işe karışma. Seni ilgilendirmeyen işleri terk et. Ahlak olarak bu sana yeter, hadîs-i şerif tölü diyor. mü’minin kendisini ilgilendirmeyen işleri terk etmesi kadar güzel bir özelliği, güzel bir hassasiyet olmaz. Bırak. Bugünün için, bugünün Müslümanların en büyük hastalığı, aslında dünkü Müslümanların da hastalığı ahlak. Bakın ahlak. En büyük problem bu. Benim bugüne kadar Allâh affetsin, tesbih ettiğin en büyük problem bu. Bakın en büyük problem. Yoksa ibadetleri yapıyor herkes. Sıkıntı yok. Herkes yapıyor ibadetleri. Hiçbir problem yok.
3. Bölüm
Aman, herkes güzel ahlakın peşinde koşmuyor. Herkes dilimi nasıl muhafaza ederimin arkasında koşmuyor. Versem şimdi herkese yirmişer bin tevhid çekin desem günlük herkes çeker. Sıkıntı yok. Ama bir gün gıybet etmeden geçirin desem çok zor. Bir gün gıybet etme. Bir gün dilini koru, dedikodu etme, gıybet etme. Bir gün dilini koru. İmanın tadını almak istiyorsan bir gün dilini koru. Bir gün. İmanın tadını alacak. Ve o zaman yakınlığı elde etmiş olacak. Yakınlığı elde edecek. Bu esmalar nefsin kategorisine girer. Bu yakınlık ise bu nefis kategorisinin dışında bir şeydir. Aslında asıl sûfîlik budur. Bakın aslında asıl sûfîlik budur. Sabahtan akşama kadar zikrediyor. Ama sabahtan akşama kadar zikrettiği şeyi bir anda götürüyor.
Allâh muhafaza eylesin. İçimden zikre başlıyorum. Sonra farklı bir işe ilgilendiğimde zikri unutuyorum. Aklıma geldiğimde tekrar başlıyorum. Her daim Allâh’ı nasıl zikredebiliriz? Bu akşamki sohbet konusu bununla alakalı zaten. O hadiste kalmışız. İnşâAllah bunu hadisle beraber cevaplandırırız. Adetli iken zikrullah’a gelinebilir mi? Zikir yapılabilir mi? Adetli iken kadınlar camilere giremezler. Beytullah’a giremezler. Talebe değillerse Kur’ân-ı Kerim’i okuyamazlar. Namaz kılamazlar. Oruç tutamazlar. Ama öbür türlü zikir meclislerine gelirler. Zikir meclisleri camilerde olursa camiye giremezler ama zikir meclisin özel meclisler olduğundan dolayı oralara girebilirler, zikrullah yapabilirler.
Bir sıkıntı yok. Evet sorusu olan varsa sorsun bakalım. Beşen dakika soru cevap yapabiliriz. Mikrofonu aç. Bir kısım samimiyet ehli. Bunlar Allâh’ı sevenler, Allâh’ın da onları sevdikleri insanlar. Üstü bir kamiller, üstadlar, veliler. Normal olarak toplumun içerisinde bazı kesim bunlarla uğraşıyor. Hatta bir kısım samimiyet ehli. Bir kısım samimiyet ehli. Bunlar Allâh’ı sevenler, Allâh’ın da onları sevdikleri insanlar. Hatta onun öğretisinden de geçen bir zamanlar onunla beraber olan veya yanında olan veya tanıyan veya bilen onun Allâh yolunda gittiğini Kur’ân ve sünnet noktasında bir faaliyet yürüttüğünü düşünen kimseler gün geliyor eleştiriyorlar bir şey söylüyorlar Fakat bu insanlar şeytani kimselerle de aynı şekilde konuştuklarında veya tartıştıklarında tartışmış oldukları fikri alan düşünce sonunda kendilerine bir bakıyorlar ki din ile, diyanet ile ve Allâh’ın sevdiği haller ile alakaları yok. şeytani, deccali veya haktan uzak şeylerle ve kişilerle tartışırken bu kimseler Allâh’ın dostlarıyla, yakınlarıyla mürşid-i kamillerle de tartışırlarken bir bakıyorlar ki kendileri hadîs araştırmış bu noktada din âyet düşünmüş hadîs söylemiş veya bu noktada Allâh’ın hukukunun içinde bir şeyler söylemiş. onlar o tartışmadaki o fiili dahi işlerlerken aslında o insanın o mürşid-i kamilin nurundan ötürü onlar o fiilinde bile doğru şeyleri söylemeye devam ediyorlar.
Buradaki ölçü ve kısas mürşid-i kamillerin kendisiyle olumsuzluk veya kendisiyle noksanlık noktasında bile yürüyenlere anlayabilecekleri dil o olduğundan ötürü eğitimi öyle verdiğinden ötürü müdür? anladığı dilden konuştuğundan mıdır? Yoksa o kimse, şeytani bir kimseyle tartıştığında sapkın düşünce giriyor ama mürşid-i kamille tartışırken bile istese de istemese de âyet söylüyor, hadîs söylüyor din kavramının ve hak kavramının içinde kalıyor. Aslında o tartışması bile ona rahmet oluyor. O zaman bu aslında mürşid-i kamilin gönlündeki terbiye sistemi metodumudur. Bunu mürşid-i kamil mi hayal eder? Herkese, alkısında, düşüncesinde ki noktada mı eğitim verir? bir insan böyle öyle bir ortamda yetişmiştir ki öyle biraz şiddetsel bir ortamda yetişmiştir.
4. Bölüm
Onun anlayacağı şiddetsel dilden mi ona eğitimi verir? Veya o kontrol onda değil de Allâh onun üzerinden öyle mi fiil gösterir? Veya ben mi yanlış düşünüyorum? Bu normalde bireylerin etkileşimiyle alakalı. bir kimsenin normalde bir üstada üstadla ikili ilişkisinde veya da toplum ilişkisinde o bireylerin kendi dairesinde kendisiyle olan bir mesele. Herkesin aynı noktada düşünmesi, aynı noktada fikir yürütmesi, aynı noktada kalben bağlanması düşünülemez ama normalde insanlar bu meseleye bakarlarken veyahut bu ikili veya toplu iletişime bakarken herkes kendi veçhesinden kendi dairesinden bakar. Kendince oraya doğru yönelir. Kendince o hadisten alacağını alır. Kendince o ayetten alacağını alır. E sonuçta o alırken de kendi dairesinde alırken de kendince kendi yolunu belirler.
Buna örnek Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ve ashabıdır. Baktığımız zaman aynı peygamberdir orada. Aynı peygamber oturmuştur. Ama hepsi de aynı peygamberden farklı şeyler almışlardır. Kendi renklerini koyarlar orta yere. O renklerinin üzerinden alacaklarını alırlar. Hazret-i Ömer Radıyallâhu anh Hazretlerinin hali ahvaliyle aldıklarıyla Hazreti Ebu Bekir Radıyallâhu anh Hazretlerinin ahvali aldıkları aynı peygamberden farklı renkli şeylerdir. Hazret-i Osmân ona kaza, Hazret-i Ali Radıyallâhu anh Hazretleri ona kaza veya diğer sahabelere baktığımızda yakın dairedeki sahabelere hepsi de farklı renklerde kendi renklerinde kendi renklerini parlatmışlardır. Ve kendi renklerini parlatırlarken de ölçü yine Kur’ân ve sünnettir.
Bu peygamberdir ölçüsü. Meslepler de aynı doğmuştur ki zaten bu sebepten dolayı. Meslepler de normalde aynı peygamberin ölçüsünü alırlarken kendilerine o peygamberin farklı ortamlarda, farklı davranış biçimlerini ve sözlerini kendilerine örnek alırlar. Bu yakın böyle birkaç günlük bir mesele bir cariye peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin elinden tutuyor bir işini gördürüyor Medine’de dolaştırıyor ya bunu nakli ediyorlar. Başka bir yerde de Hazreti Ayşe annemiz diyor ki onun eli kimsenin eline değmedi. Her ikisi de doğru mu? Her ikisi de doğru. Hazreti Ayşe annemiz kendi gördüğüne ve kendi tespitini söylüyor. Diğerleri de kendi gördüklerini ve kendi bulduklarını, kendi gördüklerini kendi yaşadıklarını tespit ediyorlar.
Hazreti Muhammed Mustafa’da sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde bir meselede dört beş tane, altı tane, on tane kriter çıkabiliyor. Ve böylece de birileri kendilerince en kolay neyse kendi haline en uygunu neyse o kriterlerden birisini alıyor kendisine. Sünnet üzere Allâh’ın dinini yaşamak o yüzden kolay ve o yüzden bu noktada rahat. Ölçüsü ne? Onun da bir hadîs-i şerif var ölçüsü. Bir sünneti Resûlullâh var. Onun kendi hayat standardına, tarzına, tavrına, düşüncesine uygun. Aynı şey eğer ki bir öğretide Kur’ân-ı sünnete uygun bir öğreti yapılıyorsa bir yerde ve ben o yüzden özellikle sufiiz derim ben. Sûfî olmaya çalışıp sûfî topluluk olarak derim. Dememin sebebi de şudur. bir tarikata atfen konuşursak eğer o tarikatın ölçülerinde, o tarikatın dairesinde konuşmamız gerekir.
5. Bölüm
Oysa tarikatların çıkış noktasında tarikat yoktur hiç. Abdülkadir Geylana Hazretleri oturup da ben Kadiri tarikatını kuracağım diye oturmamıştır. Mezhepler de aynıdır aslında. İmam-ı Azam oturup da ben Hanefi mezhebini kuracağım diye yola çıkmamıştır. Veyahut da Hazreti Mevlânâ ben Mevlevi tarikatını kuracağım diye yola çıkmamıştır. Şah-ı Nakşibendi, Hacı Bayramveli, bütün hepsine baktığımızda, bütün pire efendilere baktığımızda hiçbirisi de yolun başında tarikat kuracağım diye yola çıkmazlar. Hiçbir mezheb imamı yolun başında ben şu mezhebi kuracağım diye yola çıkmaz. Herkes kendince Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin yolunu takip eder. Ve o yolu takip edenler, o Üstad’ı, o Şeyh Efendi’yi, o Mürşidi adına ne derseniz deyin siz.
Severler onun bu noktada koymuş olduğu Kur’ân ve Sünnet ölçüsünü takip etmeye başlarlar. Ve Kur’ân ve Sünnet ölçüsünü takip etmeye başladıklarından dolayı onlara yol olur. O yüzden Hadîs-i Şerif’te de Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ümmetinin hangi noktaya nereye gideceğini bildiğinden dedi ki, kim hayra vesile olursa, hayra bir kapı ararlarsa oradan bütün geçenler, bütün geçenlerin oradan sevabı vardır. Kim şerre bir kapı ararlarsa, oradan bütün geçenlerin de şerde nasibi vardır. O zaman burada ama mezhep imamları, ama tarikat imamları yolun başındayken kendilerince bir tarikat bir mezhep kurmayı hedeflememişlerdir. Yolun başında onlar Sünnet-i Resûlullâh nezninde Allâh’ı bilme ve tanıma noktasında durmuşlardır.
Ve etrafındaki kimseler, etrafındaki kimseler bu ölçüyü kendilerine ölçü kabul ettiklerinden dolayı orada toplanıp yol yürümeye başlamışlardır. Bir tarikat öğretisi bugün için, bugün için diyorum bunu, mümkün değildir. Burada ne gerekir? Burada Sûfî öğretisi gerekir. direkt Sünnet-i Resûlullâh’tan almak. Sûfî öğretisi deyince benim direkt anladığım şey şu. Direkt meseleye Sünnet-i Resûlullâh’tan bakmak. Burada mezhebi terk etmek yok. Böyle bir şey anlaşılmasın. Ama mezhebin dar kaldığı yerlerde Sünnet-i Resûlullâh’a başvurup Sünnet-i Resûlullâh’tan kendimize bir çıkış noktası bulmak, çıkış yolu bulmak. Bizdeki öğreti böyle olunca bizim arkadaşla ben yıllardan beri Bursa’da dergan içerisinde sıkça hadîs okuyan bu noktada hadislerin üzerinden Kur’ân’ı anlamaya, Kur’ân’ı yaşamaya çalışan bir kimseyim.
Böyle olunca arkadaşlar da renkli bizim. Bakın arkadaşlar da renkli ve Sünnet-i Resûlullâh’ın müsaade ettiği her şey bize serbest. Sünnet-i Resûlullâh’ın müsaade ettiği her şey bize serbest olunca tarikatın dar kalıbı bizde yok. Tarikatın bu noktadaki belli yerlerde belli noktalarda dar gelen elbisesi de yok. Bizde elbise bu noktada Sünnet-i Resûlullâh’a uyduracağız diye uğraşıyoruz. Öyle olunca kardeşler bolca âyet ve hadîs öğreniyorlar. Ben hala da derslerde hadîs okumaya çalışıyorum. Ve sufili hadislerin üzerinden okumaya çalışıyorum. Sufili yine hadislerin üzerinden okumaya çalışıyorum. Ve şuna inanıyorum. Bir müddet sonra hadislerle dinini yaşamaya çalışanlar filorasan lambası gibi olacak ortalıkta.
6. Bölüm
Ve kendi bulundukları bölgelerde, kendi bulundukları dairelerde, kendi bulundukları yerlerde insanlara ışık tutacaklar. Üzerlerindeki ışık çünkü Hz. Muhammed Mustafa’dan yansıyan ondan gelen bir ışık, bir nur. O nur ki Kur’ân’la yoğrulmuş. O nur ki Kur’ân’la yoğrularaktan Kur’ân’ın nasıl yaşanması gerektiğine dair Hz. Muhammed Mustafa’nın üzerinden gelmiş bir nur, ışık. O yüzden bizde çok renklilik vardır. Tartışırken dahi arkadaşlar hatta bana bile karşı çıkarlarken yine âyet ve hadisler içinde karşı çıkmaya çalışırlar. Yine de bizden ayrılan kardeşler örneğin yine âyet ve hadisler içerisinde kalmaya çalışırlar. Aldıkları eğitim Bursa’da aldıkları öğretim budur çünkü. Ha zaman zaman kaydırmalar, kaymalar olacaktır, nefse uymalar olacaktır.
Ben onları çok önemseyen bir kimse değilim. Ama benim önemseydim bir tek bir şey var. Kendimizce. Bu mesele çünkü bizi ilgilendiriyor. Her ne kadar hoca meseleyi geniş yelpazide alsa da bizi ilgilendiren bir şey. Ben özellikle öğretimin sünneti Resûlullâh üzerinden olmasından yanayım. Kur’ân hapacık meydanda zaten. Sünnetsiz Kur’ân’ı anlamaya çalışanlar heva ve heveslerini uyaraktan Kur’ân’ı yorumlarlar. Ve Kur’ân’ı asla anlayamazlar. İddia ediyorum ve altını çiziyorum. Peygambersiz Kur’ân’ı anladığını düşünenler yalancıdır. Asla Kur’ân’ı anlayamazlar. Onlar sapıktır, sapkındır. Onlar sapıktır, sapkındır. Şurada, şu mecliste veyahut ömrüm ahirinde sonuna kadar yanımda hiç kimsenin kalmayacağını bilsem dahi en şedik bir şekilde hadislere bağlı kalmayı, en şedik bir şekilde Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hadretlerinin yolunu takip etmeye devam ettireceğim.
Allâh bu konuda sözümüzde duranlardan eylesin. Cenâb-ı Hak bu konuda bize yardım eylesin. Katından bizleri muhafaza eylesin. Çünkü zaman gösterdi ki deccaliyet ve şeytaniyet kol geziyor. Sapıklık kol geziyor. Bu deccaliyetin, şeytaniyetin sapkınlıktan kurtulmanın yolu sımsıkı sünnete Resûlullâh’a bağlanmakta. Çok kızacaklar gene bana ben böyle konuşuyorum diye. Sımsıkı sünnete Resûlullâh’a bağlı kalmakta. Mustafa Özbağ’ın dahi nefsine acı gelebilir bu. Bu Ahmet’in, Mehmet’in hepimizin nefsine acı gelebilir sünnete Resûlullâh’a bağlı kalmak. Kolay değildir. Çünkü sünnete Resûlullâh mümin gönüllüğe felahlık verir. Rahatlık verir. Onun kalbine nur verir. Ama mümin gönüllüğü olmayan bir kimseye sıkıntı verir.
Mümin gönüllüğü olmayan bir kimseye sıkıntı verir. O yüzden biz acı geliriz. Hatta kendi kardeşlerimize de acı geliriz. Bakın kendi kardeşlerimize de acı geliriz. Kendi insanımıza da acı geliriz. Ben bazen zaman zaman derim ya eşimize acı gelirsiniz. Çocuklarımıza acı gelirsiniz. Anne babanıza acı gelirsiniz. Kayınvardınız, kayınpederinize acı gelirsiniz. Acı gelirsiniz. Çünkü hakkında hadîs var deyince kalır. Alem durur orada. Hadîs var kardeşim hakkında. Kafandan yormaya çalışma. Kafandan yaşamaya da çalışma. Heva hevesine duymaz. Bu konuda Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadîs-i şerifi var. Hayat durur orada. Benim 30 yıllık İslami hayatımda yaşadığım şeylerdir bunlar.
7. Bölüm
Hayat durur orada. Hayat durur. Bu kabullenmek çok zor gelir insana. İnsanın nefsini patlatacak bir şeydir. Bakın insan nefsini patlatacak bir şeydir. O kimse hop oturup hop kalkar hadisler hakkında dediğin zaman kabullenmek istemez bir türlü. Çok sıkıntılı bir noktadır. Bakın çok sıkıntılı bir noktadır. O yüzden bizim kardeşler bu noktada tabi bu meselenin hasbel kadar öğrenirler veya sûfîler bu meseleyi öğrenirler. Ehli Tasavvuf bu meseleyi öğrenir. Eğer belli bir minval üzerine belli bir böyle daire üzerine belli bir dar noktada bunu anlamadılarsa algılamadılarsa bu noktada o kimseler bunu böyle o genişliği görür. O genişliği görünce o hadîs zenginliğini görür. O hadîs zenginliğini görünce bilgilenir, yapılanır.
Biraz da nefsine uyunca bu sefer döndürür. Seni onunla alt etmeye çalışır. Aslında arkasında farklı bir nefis vardır. Bir kimse o öğretiyi aldığı kimseyi sevemediyse onu alt etmeye çalışır. Ona eleştirmeye başlar. Ona karşı silahını ona doğrultur. Kendince sevememiştir o. Sevdiği seviyorum diye gördüğü günlerin intikamını almaya çalışır. Meşhur ben söylerim ya nereden sevdim o zalim kadını diye başlar şarkının rengi değişir. Nereden sevdim o zalim Mustafa Özba der çıkar işin içinden veya nereden sevdim o zalim şeyhi zalim üstadı der çıkar işin içinden. Der ki günlerimi heba etmişim orada öyle çıkar işin içinden. O sevemediğinden kaynaklanmıştır. Aslında ben o suçu kendi üzerime alırım. Derim ki onu yeterince emzirememişim ben.
Derim ki ben yeterince onu piş pişlememişim. Yeterince yemlememişim onu. Yeterince ben ona zaman ayıramamışım. Yeter kendi üzerime alırım suçu. Ama genelde yine de öyle de olsa o arkadaşlar bizim burada bir eğitim aldılarsa bizim buranın eğitimini alan arkadaşlar âyet hadise bağlıdırlar. Bilhassa hadislere bağlıdırlar. Mustafa Özba önemsiz burada. Ben Mustafa Özba önemli bir yere koymak noktasında demiyorum bunu. Bu eğitimi aldılarsa o kimseler hadîs mantığınca hadîs yolundan devam ederler. İnşâAllah öyle de hayatları son bulur. Kültür merkezinde sohbet dinlemeye, ders dinlemeye meslemi dersi dinlemeye gelen sıradan bu noktada toplumsal olarak dini değerlerle alakası olmayan insanlara dikkat ettiğimiz zaman ay yaşı, hapçısı, türkçüsü il müdürü, bürokratı karışık bir şekilde böyle bir bunlar geldikleri zaman hasreti Mevlânâ’nın meslemi öğretisinin üzerinden şöyle düşünceleri var.
Bu bir meyhane yerine bir sarhoşun üzerinden nakledilen bir şey. Hocam Halbuki bunun daha önce tabanda dini bir eğitimi yok. Bu bana hiç yabancı gelmedi. Sanki yıllardır, sanki yüzyıllardır bildiğim bir şey bu. Halbuki onun daha önce dinsel terminolojiyle bir eğitimi, bir sistemi sizin de dediğiniz gibi iki, üç senedir bir sıkıntı olduğundan olmamış. Şimdi bu Mevlânâ’nın, Yûnus Emre’nin bu Anadolu kültürünün öğretisinde gözükürken aslında toplumun bireylerine baktığımız zaman, mesela komşuluk ilişkileri aslında herkes hadislere o kadar yakın ki aslında herkes dini öğretiyi o kadar yakın ki fakat bunları aktaranlar o kadar güzel kısaların, hikayelerin, benzetmelerin ve tasvillerin üzerinden anlatıp bunu yedirmişler ki bu millete, bu Anadolu halkına Anadolu halkı öğretiyi kabul etmiş.
8. Bölüm
Fakat bir zorluk olmamış. Şimdi burada tenzih ediyorum iyileri, güzelleri bir sahip Nursi öğretcisine ki o öğreti Anadolu topraklarının dışında Mezopotamya topraklarının kültürü. Ama yıllar sonra Anadolu’nun üzerine geldiği zaman ters tepmeler toplumun içerisinde anlaşmazlıklar, sıkıntılar ve dertler hatta o Muhammedi ahlakı içine sindirmiş olan toplum bile bu öğretiyi din diye bu sefer düşmanlaşmaya başlıyor. Şimdi ben tarikatlara karşı bir kimse değilim, pirimiz hepsimiz birimiz. fakat mesela yine bu öğretiyi Anadolu öğretisine en yakın Nakşibendi öğretisi biraz daha Asya varımsı bir öğreti toplumun içerisinde insanların bu kültürleri tarafından biraz böyle tabiri caizse tüyleri diken diken ediyor.
Ama yine de Osmanlı’dan beri topluma en fazla entegre olan yapı. onun dışındaki bütün tarikatlara da baktığımızda aslında din memesinden inmiş insanlar diyorlar ki biz bu tarikat anlayışındaki Hatta onların dilleri tarikatın dilleri onlara çok kalın ve kaba geliyor. Ama mesela bunu biz Mevlânâ’nın üzerinden anlattığımızda o meyhanedeki adam bile ya ben bunu sanki yüzyıllardır tanıyorum, biliyorum bu benim kültürüm, bu benim içime sinen bir şey bunu anlıyorum diyor hocam nasıl oluyor bu diyor. Şimdi o zaman her bölgenin tarikatı o kültürle yoğurulduğundan o bölgeye mi aittir? Anadolu’nun bu noktadaki öz yapısı Mevlânâ Yûnus Emre düşüncesi, Hacı Bektaş İveli düşüncesi ve felsefesi direkt mi uyar?
Yoksa biz Anadolu topraklarının dışından tarikat ithal ederek aslında devlet ve Anadolu yapısına zarar mı veriyoruz? Bu hususta İslam’ın ana terminolojisine bu dediğiniz sünneti Resûlullâh’a, Kur’ân’ın özüne yüzyıllardır Anadolu’ya sindirilmiş bu yapıya tarikat ithal edip bir zarar mı veriyoruz? Ya bir şey de demek istemiyorum çünkü gerçekten pirlerimiz çok büyük Allâh hepsinden razı olsun. Ama burada bir anlam kargaşası ortaya çıkıyor. Anadolu’na sindirmiş insanlar, tarikat öğreticisi karşılarına gelince diyorlar ki ben İslam düşmanıyım. Toplum bu sorunun içerisinden nasıl çıkmalıdır? Anadolu toplumu, Türk toplumu hatta mesela Türkiye Cumhuriyeti devleti mevlevilikle hiç çatışmıyor. Ama bir iki keredir Osmanlı’yı da yıkan sistemlerden biri Türkiye Cumhuriyeti’nde de son dönem darbede nur öğretisinin etkisi var.
Şimdi bunu bilimsel olarak da araştırsın profesörler. Bu öğretinin Türkiye Cumhuriyeti devlet yapısıyla çatıştığı görülüyor. Ama Mevlânâ düşüncesi fikri ve felsefesi devletin erkileriyle terminolojisiyle çatışmıyor. O zaman toplumun, devletin tarikatlara, tarikatların Anadolu üzerindeki yapısının bu noktadaki yolu sizce düşüncenizce ne olmalıdır? Yarının tarikat anlayışı ne olmalıdır? Devletle entegre olmalı mıdır? Yerin altına mı inmelidir? Yoksa farklı bir yapım olmalıdır? Bu noktadaki düşüncelerinizi bizimle paylaşırsanız memnun oluruz. Teşekkür ederim. Bu geniş bir mesele aslında da bunu böyle ana hatlarıyla çerçevelendirirsek ee bir, Pir Efendileri bu noktada bu meselenin içerisine katmadan farklı bir kategori koyalım.
9. Bölüm
Çünkü az önceki sohbetle bağlantılı olarak Pir Efendilerin hiçbirisi de bir tarikat kurma noktasında yola çıkmadılar. Onlar sırf Sufili yaşadılar. Ve Sufili’yi anlattılar. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmeyi anlattılar. Arkalarından gelenler tarikat oluşturdular. Aslında daldan dala geçiyorum şimdi kendimizden örnekler vererek de. Mesela Bursa’da ve hala da neden bize laf söylüyorlar, çatışıyoruz biz? Daha doğrusu hep bize eleştiriyorlar. Eleştirilerinin sebebi ne? Diyorlar ki siz mevlevi usul ve kaidesine uymuyorsunuz. Öyle değil mi? Evet. işte bilmem kaç adım şunu yapacaksın, bilmem kaç adım bunu yapacaksın. Veyahut da diyorlar ki Bunlar açıkça bana da söylüyorlar.
Siz hangi tarikata bağlısınız? Hangi tarikatın usul ve kaidesi var? Ben cevap olarak şunları şöyle söylüyorum. Biz Sûfî bir topluluğuz. Bizim usul ve kaidemiz Sünnete Resûlullâh. Bizim yolumuz Sünnete Resûlullâh. Bunu inkar edenler çıkıyor. Düşünebiliyor musunuz? Bu yol olmaz. Şimdi benim tespit ettiğim noktalardan birisi şu. Şimdi az önce dedi ya mesnevi insanlar biz sohbet ederlerken herkes kendinden görüyor. Dikkat edin. Biz mesnevi okurken halkın anlayacağı dilden anlatıyoruz okuyoruz. Herkesin anlayacağı dilden okuyoruz. Herkesin anlayacağı dilden anlatmaya çalışıyoruz. Mesnevî bana diyorlar ki Mesnevî diyorum bir ne diyorum ben? Hayat kitabı. Kur’ân ve Sünnet’ten almış olduğu ölçüleri bize anlatıyor.
Tefsir niteliğinde. Şimdi istiyorlar ki biz mesneviyi katıksız şartsız savunalım. Ben de asla mesneviyi savunma noktasına düşmüyorum. Diyorum ki Sünnete Resûlullâh’a bağlıyız biz. Ama mesnevi bizim için hayatın kendi içinden bir tefsir. Hangimiz bir kadına aşık olmamışızdır? Bakın sûfîlik hayatın içinde yaşamaktır. Bunu kabullenemiyorlar. Bizim hayatın içerisinde yaşamamızı dini de hayatın içerisinde algılamamızı dini hayatın içerisine katmamızı ve dinle yaşantımızı barıştırmamızı kabullenemiyor. Ben Hazreti Ayşe annemiz her gece soyunur biz Resûlullâh’ın yatağına öyle yatardık. Buhari hadisini söylüyorum. Buhari’de geçiyor bu. Adam beni terbiyesizlikten nitelendiriyor. Cahillikten nitelendiriyor.
Olmadık laflar söylüyor bana. Ya bu sözü Buhari’de nakleden benim. Bunu naklederken hayatın içindeyim ben. Hayatın içinden naklediyorum. Diyorum ki ey kadınlar kendinizi tarikata adadık, sufiliye adadık şuraya buraya adadık, şuna buna adadık deyip de kocalarınızdan kaçmayın. Kocalarınızla eşliğinize devam edin. Öbürü ki diyor ki bana sen edepsiz terbiyesiz bir adamsın. Sen cahil bir adamsın. Diyorum ki ben erkeklere eşlerinizin dört günde bir sizden hakkı var. Bakın bu sünneti Resûlullâh. Eşlerinizi boş geçmeyin. Dört günde bir onunla cinsel ilişkiye gireceksiniz. Bunu edepsizlikle atlandırıyor o kimse. Oysa kendisinin devamını yaptığı bir şey. Bir öğreti bu. Bu öğreti sünneti Resûlullâh. Ve hangimiz bir kadını sevmemişizdir, hangimiz bir erkeği sevmemişizdir, hangimiz nefsimize uymamışızdır, hangimiz hata yapmamışızdır, hangimiz kadehin dibine vurmamıştır, hangimiz sarhoş olmamıştır, hangimiz yanlışlıklara düşmemişizdir, hangimiz karanlıklara inmemişizdir, hangimiz turu sinayet çıkmamıştır, hepsini de yaşamıştır bizim Sûfî kardeşler.
10. Bölüm
Bu hayatın içidir çünkü. Bu Sûfî dairesidir, Sûfî Elpazedir bu. Bizde bir kıyafet zorunluluğu yoktur, renk zorunluluğu yoktur, hiçbir zorunluluk yoktur bizde. Bu ona dar geliyor. Ve toplum bizim Türk toplumu. Dini, kılıç da kabul eden bir toplum değildir. Dikkat edin. Bize zorla bir şey kabul ettirmeye kalkarlarsa biz doğru davası ona karşı çıkarız. Fıtratımız budur. Bak bize bir şeyi zorla kabul ettirmeye kalkarlarsa, doğru dahi olsa biz ona karşı çıkarız. Her toplumun bir genetik özelliği var ya. Bizim de öyle bir genetik özellikimiz var. Bize birisi kaykılırsa biz ona beş kaykılırız. Dur deriz ya, nereye kaykılıyorsun sen? Ama bize bir kimse yumuşaklıkla gelirse on yumuşaklık gösteririz ona.
Bir tarafımız da böyledir bizim. Ama bu Sûfî anlayışında böyledir. Bakın Sûfî anlayışında. Bu Şemsi Tebrizi anlayışında böyledir. Biz İsa değiliz. Yanağımıza bir tokat vurduklarında öbür tokadı biz yanağımızın öbür tarafını çevirmeyiz. Biz Hz. Muhammed Mustafa’nın ümmetiyiz. Bizim yanağımıza bir tokat vurularsa bize bir tokat vururuz. Bakın biz Muhammed’i bir topluluğumuz. Bizim yanağımıza bir tokat vurursa biz de ona bir tokat vururuz. Bakın biz de ona bir tokat vururuz. Biz kötüye iyi demeyiz. O kötüyse deriz ki bu kötü. Bu kötünün temeli yok ama kötü. Bu çirkin. Bu çirkinin temeli yok ama çirkin. Bundan uzaklaş demiş Allâh. Uzaklaşırız. Buna ceza ver. Ceza veririz biz ona. Bizim Sûfî anlayışımız halkın içindeki anlayıştır.
Ve benim senür bu. Kimse bunu reddetmez. Anlaşılırdır bizim dilimiz. Anlaşılmaz dil kullanmayız biz. Kapalı zarf göndermeyiz. Apaçıktır her şey. Çünkü sünnet-i Resûlullâh apaçıktır. O yüzden Sûfî anlayış bir de devlet yöneteyim, yok hükümet yöneteyim. Yok şunu yöneteyim, bunu yöneteyim. Bundan işi yoktur. Sûfî anlayışın para lampulla da işi yoktur. Yok milletin zekatını cebelleze edeyim. Yok millete salma salayım, para toplayayım. Yok millete böyle şeylerle işi yoktur Sufilerin. Hatta bazen helal kazançları sıralarım ya. Devlet memurluğu bizim için sonlara yakındır. Ne derim hep? Ticaret yapın. Birinci helal kazanç ne derim? Cihâd ganimet malı. Bakın cihâd ganimet malı. Ganimet malı. Ganimet malı.
Birinci, bu öğreti kimse vermez. Biz deriz ki birinci helal mal ganimet malıdır. İkincisi ticaretten kazandı. Üçüncüsü sanattan kazandı. Dördüncüsü ziraattan kazandı. Beşincisi kira gelirleri. Altıncısı memurluk amirlik. Son noktada. Biz derviş kardeşlerimiz memur olsun diye katakülle yapmayız. Bir yere girsinler diye gidip birisinin elini öpmeyiz. Mesela bizi bürokrat kesimi böyle bunun bir taraftan şeydirler. Bizden memnundurlar. Bir taraftan nefislerine uyarlar. Bizden memnun değillerdir. Biz gidip ellerini öpmeyiz. Gidip kuyruk sallamayız biz onlarda. Bakın gidip bir şey istemeyiz onlardan. Hatta deriz ki aman bize dokunmasınlar biz de onlara dokunmayalım. Bak bize dokunmasınlar biz de onlara dokunmayalım.
11. Bölüm
Bir kısmı çok rahattır bizden. bunu gören bir kimse der ki ya Tasavvuf Vakfı veya Karabaş Veli Tekkesi bizden bir şey istemez. Bizde bir problem yok. Bir şey istemeyen Ender Toplulardan birisidir derler. Çıkarlar biz kendimize kendimize bir şey istemeyiz. Yok şurada iki tıngır tadalım bize 40 milyar var 50 milyar var. Yok biz şurada belediyede bir program yapalım. Her program başına bize şu kadar para verin. Bizim böyle şeylerle işimiz olmaz. Yok. Millet zannediyor ki biz belediyelerle iş yapıyoruz. Ondan sonra belediyelerden para alıyoruz zannediyoruz. Biz bedavaya gittiğimizden belediyeler bize geliyor. Diyorlar ki burada bir program yapılır mı yaparız. Neden? Ekmeğin yanından zeytin siltmek.
Hatta bazen ben arkadaşları diyorum ya bırakın. Belediyeli iş yapacağız diye uğraşmayın. Bırakın bu salonun kirasını ben vereyim diyorum ya bu kadar basit. Millet de şimdi zannediyor ki biz belediyelerden parayı götürüyoruz. Ara sıra yorumlarda yazıyorlar böyle. belediyeden zengin oldular alıyorlar gibisinden. Gülüyorum ben de kendi içimden. Bakın kendi içimden gülüyorum. Ücret istemiyoruz deyince de nereden geliyor bu değirmenin suyu diyor. Neden? Hep alışmış herkes bir şey alacak. Şimdi böyle bir sûfî gönül, sûfî bir dil, sûfî bir amel bizim toplumumuzda yer eder. Ama diğerleri ne yazık ki toplum içerisinde senkarozisyonu sağlayamıyor. Şunu hep savunmuşumdur. Bir kimse yerin altına giriyorsa bilin ki sıkıntı vardır orada.
Şu topluluk ben kendimin başlangıcı olarak söylüyorum bunu bayındır. Basıla basıla geliyoruz biz. Bu ne demek biliyor musunuz? Biz meydandayız. Bizi istedikleri zaman basıyorlar. İstedikleri zaman götürüyorlar. İnceliyorlar araştırıyorlar bir şey bulamıyorlar bırakıyorlar. Bakın basılmak bir taraftan o kimsenin meydanda olduğuna işarettir. Bakın bir topluluğun meydanda olduğuna işarettir. Meydanda. Kapı açık mı şimdi? Açık. İsteyen girip çıkıyor mu? Girip çıkıyor. Buraya sivil polisler de geliyor mu? Evet. Geliyorlar. Gelebilirler mi? Evet. Herkes açık mı? Evet. Sebep? Ya biz bu milletin çocuklarıyız. Biz buralıyız. Bizim öğretimiz dışarıdan değil. Bizim öğretimiz vahabilik değil. İngiliz öğretisi değil yani.
Bizim öğretimiz şia değil. Onun da temelinde İngiliz var. Bizim öğretimiz Selef alimlerini tenzih ediyorum. Selef alimlerini tenzih ediyorum. Şimdiki Selefileri söylüyorum. Bizim öğretimiz şimdiki Selefilerin o İngiliz öğretisi değil. Bizim öğretimiz Amerika’nın kucağında oturanların öğretisi de değil. Bizim öğretilerimiz Fransızların kucağında oturan İngilizlerin kucağında oturan Avrupa Birliği’nin kucağında oturanların öğretisi değil. Bizim öğretimiz Rusya’nın kucağında oturanların öğretisi de değil. Bizim öğretimiz Çin mausunun kucağında oturanların öğretisi de değil. Bizim öğretimiz kapitalist, Deccâlist, şeytanist bir öğreti de değil. Bakın öğretileri böyle çoklaştırıyorum. Bizim öğretimiz salt, Kur’ân, Sünnet ve mezheplerin içerisinde kalan bir sûfîlik öğretisi.
12. Bölüm
Bizim öğretimiz dar dairede bir tarikat öğretisi de değil. Bizde dar dairede bir örneğin sonradan oluşmuş olan, tekrar bunun altını çizerek de söylüyorum. Sonradan oluşmuş olan kadirlilik, rufailik, bedevilik, dusikilik, şazerilik, mevlevilik öğretisi de değil. Tekrar söylüyorum sonradan oluşmuş, oluşturulmuş olan. Değil. Değil yok. Bizim öğretimiz salt, Kur’ân, Sünnet, ilk sufilerin yolu. İlk sufilerin yolu. İlk sufilerin yolu. Onların yolu da Sünnet’e Resûlullâh. Direkt Sünnet’e Resûlullâh. Kardeş Sünnet’e uyduğu zaman hiç sıkıntımız yok. Bakın Sünnet’e uysun. Hiçbir problemimiz yok. O yüzden halkın içerisinde yeri var. O yüzden de çok eleştiriliyor. Eleştirenler kimler? Bunları da alt alta sıralıyorum.
Amerika’nın kucağında oturanlar bizi eleştiriyor. Rusya’nın, Çin’in kucağında oturanlar bizi eleştiriyor. Almanya, Fransa, İngiltere’nin kucağında oturanlar bizi eleştiriyor. İran’ın kucağında oturanlar bizi eleştiriyor. Suud vahabesi bizi eleştiriyor. Suud selefisi bizi eleştiriyor. Bizi eleştirenleri sıralıyorum bakın. Kapitalist, Deccâlist sistem bizi eleştiriyor. Faizciler bizi eleştiriyor. Bunlar eleştiriyor bizi. Ötleri kopuyor biz bir yerde konuşacağız diye. Televizyonlara çıktığımda, çıkacağın zaman kulağıma fısıldıyorlar. Hocam bir yerde faizle alakalı soru sormuşlar. Bir hadîs nakletmişsiniz, her yere yayılmış. Sorarlarsa gene söylerim diyorum. Anlaşma yok. Diyorum canlı yayın sorarlarsanız ne sorarlarsa cevap veririm.
Bildiğimi söylerim diyorum ben. Yoksa çıkmayayım, konuşmayayım. Konuşacağım diye bir derdim yok. Konuşacağım diye bir derdim yok. Yok. Arıyorlar İstanbul’dan filan. Son zaman arayan yok. Sivri dilimi herkes öğrendi. Arıyorlar şimdi diyorlar ki böyle böyle hani. Televizyon programı kardeş. Beni kaldıramazsınız diyorum ben. Neden? Ya ben ne o? Onların ne kurulu var? Rütük. Ben Rütüktür, Mütüktür tanımam kardeşim. Bana bir soru sorarlarsa Kur’ân Sünnet tarihisinde ne biliyorsam cevabını veririm. Yok Rütük kuralları var. Yok beni ilgilendirmez. Ben sohbet ederken de diyorum her yerde. Ben ona buna bağlı kalırktan konuşmuyorum. Kur’ân Sünnet ne diyorsa söylüyorum. Kur’ân Sünnet ne diyorsa söylüyorum.
Sûfî’nin standı neyse, standarda neyse söylüyorum. Beni ilgilendirmiyor. Soruşturma hiç önemli değil benim için. Eyvallâh. Şimdi bu halkın nezdinde, halkın nezdinde yer buluyor. Ama az önce sıraladığım kimseler nezdinde yer bulmuyor. Onların canı sıkılıyor. Çünkü onlar bir şey saklayacaklar, bir şey gizleyecekler, örtecekler. Ne ikide birde programlar hakkında ücretsizdir söyleniyor ki. Öyle eleştiriyorlar. Neden ücretsiz diye eleştiriyorsunuz? Neden ücretsiz diye söylüyorsunuz? Ücretsiz neden senin canın sıkıldı? Senin canını sıkan ne? Neden canın sıkılıyor? Çünkü bağlı bulunduğu hocası, şeyhi, grubu neyse ücret alıyor çünkü. Zakat topluyor, sadaka topluyor, fitre topluyor, topluyor. Neden?
13. Bölüm
Çünkü her programlarını ücretle yapıyorlar. Vatandaştan ücret alıyorlar. Neden? Yeni kapı mevlânesinde sema izleyecekseniz ücret ödeyeceksiniz. 40 dolar olmuş bak. Galata mevlânesinde sema izleyecekseniz ücret vereceksiniz. Konya mevlânesi, Konya’da mevlevâne de yok. Orada normalde sema izleyecekseniz ücret vereceksiniz. Ücret vereceksiniz. Ama Mustafa Özbağ Efendi tekkesinde yıl 363 gün ücret vermeyeceksiniz. İki günün kapalı spor salondan yine ücret vermeyeceksiniz. İzmit’te 9000 kişilik salonda sema izleyecek, 9000 kişi ücret vermeyecek. Vatandaş. Geribolu Mevlânesinde her ay sema var, sohbet var ama ücret vermeyecek. Çanakkale’de Ermeni Kilisesi’nde sema var. Her cuma değil mi orada? Her cuma. Çanakkale’de üniversiteye bağlı Ermeni Kilisesi her cuma orada sema var.
Yine ücret vermeyeceksiniz. Biz şurada programımız var, ücretsizdir, yer ve gök halkı davetlidir deyince hop oturup hop kalkıyorlar. Ya ne oturup kalkıyorsunuz? Ücretsiz. Yazmış birisi, hangi o Hoca Efendi ücret alıyor ki? Almayanı yaz dedim. Hangisi diye bana sorma, almayanı yaz. Almayanı yaz. Nihat Atipoğlu’nu mu söyleyeceksiniz? Kimi söyleyeceksiniz? TV7’de çıkan ne o? Döngeli mi söyleyeceksiniz? Ne onun soy ismi? Döngeloğlu mu? Onu mu söyleyeceksiniz? Ne o? Karataş mıdır? Karakaş mıdır? Nedir? Onu mu söyleyeceksiniz? Hafızları mı söyleyeceksiniz? Belediyelerin getirdiği. Veya kamu kurumu kuruluşlarının getirdiği hafızları mı söyleyeceksiniz? Hepsi de para alıyor. Kur’ân-ı Kerim okuyor. Bilmem hafızlık bilmem kaçıncısıymış.
Kur’ân-ı Kerim okuyor, para alıyor. Kur’ân-ı Kerim okuyor, para alıyor, ücret alıyor. Hangi profesörü söyleyeceksiniz bana bir yerde sohbete gidecek, konferansa gidecek parasız? Hangi şeyyi söyleyeceksiniz bana dervişlerinden zekat toplamayan? Hangi şeyyi söyleyeceksiniz bana dervişlerinin cebine gidip de para koydurmadı? Hangi şeyyi söyleyeceksiniz ziyaretlerine gittiğinde otelinde kalan, lokantasında yemek yiyen? Hangi şeyyi söyleyeceksiniz gittiğinde onun tarlasında çalışan, takkasında çalışan, fabrikasında çalışan? Neresi tarikat bunların? Neresi suvilik bunların? Kaç tane şey söylersiniz bana müritlerinden para toplamayan? Acı geliyor bunlarınlara. Acı geliyor acı. Bir tane söyler misiniz belediye, bak Yıldırım Belediyesi Bursa da şimdi gene getiriyor bir sürü değil mi?
Hepsi de para ödüyorlar mı? Acı geliyor. Adam şeyhim demiş İstanbul’dan geliyor Yıldırım Belediyesi’ne program yapıyor. Kaç para alıyor diye sorun dedim. Tık yok. Neden? Suvilik bu. Ya siz kendinizi methedir mi? Biz kendimizi methedmiyoruz kardeşim. Realiteyi söylüyoruz. Olması gerekeni söylüyoruz. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Bazen böyle söylüyorum ya Mustafa Özbahar içinizden beş kuruş veren elini kaldırsın. Kaldırması hakkımı helal etmeyeceğim diye. Bunu söylememin sebebi içinizde araştıranlar var ücret alıyor mu almıyor mu diye. Para topluyor mu toplamıyor mu diye. Bundan da çok memnunum ha rahatsızlığım yok. Dibine kadar araştırsınlar.
14. Bölüm
Kimi araştırıyorlarsa araştırsınlar. Hiç sıkıntım yok. Hiç sıkıntım yok. Sohbete gittim yerlerde elinden kaçtı su bile içmem. Bilirler sohbete gittiğim yerlerin elemanları, arkadaşları burada hepsi de var. Su içmemeye gayret ederim. Yemek yenecekse dervişlerse varsa orada dervişlerle beraber aynı yemeği yerim orada. Dervişlerin de aklına bir şey kalmasın. Lan biz burada bu yemeği yiyoruz da adam gitti dışarıda yedi kafasına göre demesin mi? Su fili anlatınca acı geliyor ünete. Daha bir kişiye demedim filan. Daha bir kişiye demedim filanca yere gideceğim beni götür diye. Diyorum ki gücümü yettiği yere kadar gideceğim. Gücümü yetmediği yerde ya bırakacağım. Diyeceğim ki gücüm yetmiyor artık ya da bir tane şoför tutacağım.
Diyeceğim ki geç kardeşim beni götür getir al maaşını. Var param elhamdülillah. Var var hamdolsun. Saklamıyor mu zaten? Söylüyor mu? Kimse böyle kalkıp da aman ya şeyhimize yardım edelim istersen. Yok kardeşim var hamdolsun. Cenâb-ı Hak vermiş bana elhamdülillah. Hiçbir şeye ihtiyacım yok. Hamdolsun. Hamdolsun. Yok. Hele dışarıdan teneke çalmaya da gerek yok. Aha burada bazen sıralıyor mu? Bir günden bir güne nefsim için sizden bir şey istedim mi? Bitti. Bu kadar. Varsa 1 lirasını yedim elini kaldırsın hemen şimdi ödeyeyim. Bu kadar basit. Bu kadar basit. Bu kadar basit. Bakın bu kadar basit. Bu acı geliyor herkese. O yüzden sûfîlik bu manava. Sûfîlik. Sünnet-i Resûlullâh’a tabi olma. Sünnet-i Resûlullâh’a tabi olma.
Allâh Resulü istedi. Eğer ki Allâh Resulü cihada çıkarken istedi. Varsa cihâd. Bize de bu konuda devlet bir emir verir bir görev verirse. Derse ki ey tasavvuf topluluğu. Vatan savunması söz konusu. Çıkıyorsunuz yola. O zaman derim ki arkadaşlar satın malınızı mülkünüzü. Devletin gidin. Nerede silah satıyorsa devlet gidelim silahlanalım. Çıkalım yola vatan savunması için. Çıkalım yola hiç sıkıntı yoksa yok. Varsa fetih. Bir yere gidilecekse hazırız kardeş. Devletin elinin altında gider savaşırız. Hatta gönlüm arzu ediyor. Şu musul harekatını bize yönlendirseler diye. Dua ediyorum. hükümet dese ki böyle bir gönüllüler ordusu kuruyoruz. En başta biz yazılsak. Gidelim ecdadın yerleri kuruyoruz. Gidelim ecdadın yerleri bizim ırktaşlarımız var, dindaşlarımız var, soydaşlarımız var.
Hakkı hakikati götürelim. Yok yok. Öyle boş durmak yok. He he eyvallâh. O yüzden bu sûfîlik anlayışı anlamız bak bizim. Meydandayız bak buradayız. Hatta öyle diyorum ben. Kim ne soracaksa geliyor buraya soruyor mu soruyor. Vaktim yetince de hepsine de cevaplandırıyor mu? Beni eleştireni dahi okuyor muyum buradan okuyorum. Verilmeyecek hesabımız yok. halkın nezdinde yer tutmasının sebebi bu. Saklayacak gizleyecek bir şeyimiz yok. Meydandayız. İş yerimiz meydanda, büromuz meydanda, tekke meydanda, evimiz meydanda, barkımız meydanda, meydanda. Ahmet Kaya diyor ya bir çocuk bile beni vurur diye. Evet bir çocuk bile bizi bulur. Bulur vurur. Meydandayız çünkü. Bu onların hoşlarına gitmiyor. Bizi eleştirenler ama sûfîlik bu.
15. Bölüm
O yüzden halkın nezdinde yer tutuyor. O yüzden dışarıdan gelen öğretiler bizim halkımıza uymuyor. Bir selefi Vehhâbî çizgisi uymuyor bizim içimizdeki insanlara. Uymuyor bakıyor hepimize öyle gelmiyor mu? Tuhaf tuhaf geliyor öyle değil mi? Bakıyorsun sen adam tuhaf ya diyor. O da zaten böyle tuhaf davranıyor zaten. Adam oturmuş gelmiş sen kafirsin diyor bana. Neden? Bu pantolonla diyor olmaz. Lan pantolon mu kafir ben mi kafirim diyor. Lan dese ki pantolon kafir bu sefer de diyeceğim pantolonun da dini var demek ki. Kendisinin ayağında da bermuda şort var bu dizinin altında geniş var ya. Dedim bu ne? Bu ne? Böyle baktı bana şimdi. Dedim bu ne bu? Ya bu sakalın altına bu dedim bermuda pantolon bu bermuda şort uydu mu dedim sence?
Böyle baktı şimdi benim. Lan oğlum dedim sen dona takmışsın kafaya. Senin dedim kafan beynin dona takılmış dedim. Sen dedim kafan beynin don da senin dedim. Milletin donunla uçkurunla işin ne dedim? İşin ne? Bu adama ters geliyor bu Allâh bizi affetsin. O yüzden derdimiz tarikat anlayışını eleştirmek değil. Tarikatçılığı eleştiriyorum. Derdim tarikat pirlerini eleştirmek değil. Bakın pirlerle işim yok. Sonradan gelenler kendilerince o gün için kendilerince doğru yapmışlar bir sürü usul kayda geliştirmişler. Eyvallâh. Öyle yol gitmek isteyene açık buyursun gitsin herkes. Buna bir bizim böyle kota koyma gibi bir derdimiz yok. Ama biz böyle alışmışız. Biz biraz böyle free olacak bizimki. Yelpaze geniş olacak.
Biz Sünnet-i Resûlullâh’a uyacağız. Birinin doğmatik birinin sonradan oluşturduğu bir şey uyumaya hiç kabul etmiyorum. Yapamıyorum ben. Bana diyorlar zuhre ayrı kılmıyorsun sen. Kılmıyorum kardeşim ben bunu saklamıyorum ki diyorum ben. Bunu cemaate de söylüyorum. Cumaları, zuhre ayrı kılmıyorum ben. Kılmama sebebim şu. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kılmamış. Hazret-i Ömer, Osman, Ali kılmamış. Sahabeler kılmamış. İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbelik yok. Yok. Bunu ben yirmi yıldan beri söylüyorum. Diyanet yeni geldi bizim yolumuza. Şimdi Diyanet imamlara boyuna genelge üstüne genelge gönderiyormuş. Zuhre ayrı kılmayacaksınız cumaları diye. E günaydın sabah oldu.
Ya bir kimsenin kendi kendine namaz ihtas etmeye nereden verdi o hak konu? Kim olursa olsun bu. Kardeş, sen nereden namazı ürettin ya? Bu namazı nereden ürettin sen? Ya Osmanlı’nın son ilaması koymuş. İyi kardeş. Osmanlı’nın son ilaması koymuş. Tamam. İyi ama Hazreti Resulü’nün son ilaması koymuş. Tamam. İyi ama Hazreti Resûlullâh da yok. sallallâhu aleyhi ve sellem de. Hazreti Ebu Bekir Ömer Osman Ali de de yok. İmam-ı Azam de yok, İmam-ı Şafi de yok, İmam-ı Malik de yok, İmam-ı Hanbel de yok. E hadîs-i şerif var. Size iki şey bıraktım. Kim sımsık yapışırsa sapıtmaz. Biri Kur’ân, biri sünnetin. E din nedir? Birisi Kur’ân’a sünnete ve imamların iştah adına uymaktı. İmamların iştah adında da yok.
16. Bölüm
Kılmıyorum ben. Onun yerine zuhru hayrı kılacağımı dört vakit kaza namazı kılarım. Bir de bunu açıktan söylüyorum. Evet, açıktan söylüyorum kardeşim. Allâh’ın bildiğini ne satacağım ya? Açıktan söylüyorum, kılmıyorum. Sünnete ve Resûlullâh da yok, imamların iştah adında da yok diyorum. Bakıyor şimdi. Sen sapıksın diyor bana. Diyorum Kur’ân ve sünnete ve imamların iştah adına uymak mı sapıklık? Uymamak mı sapıklık? Bana birisi söylesin. Daha az önce birisine diyorum ki kardeşim hadîs, bu harinin hadisi var. Sen sapıksın diyor bana. İyi dedim kapat telefonu. İyi dedim kapat telefonu ya. Ne konuşayım ki seninle dedim. Ben diyorum ki bu hari hadisi, o diyor ki sapıksın sen. Bana diyor abi sen önceden böyle değildin.
Nasıldı mı önceden dedim ya? Önceden hadislere uymuyor muydum sustum. Dedim yavrum az önce Halit sanki haberi varmış gibi söylüyor. Dedim yavrum hadîs, hadîs. Ben size hadîs öğrettim dedim ya, hadîs öğrettim. Bu sefer durdu. Size hadîs öğrettim, hadîs okudum size. Sen gönlüm arzu ederdi ki dedim ya, sen benim karşımda hadîs de çık. De ki abi sen bu noktada bu hadise uymadın ya. Alkışlayayım seni. Allâh razı olsun diyeyim. Ama diyorum ayetle, hadisle söyleyin. Ses yok toplumda. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden bize dışarıdan gelme, dışarıdan sokuşturulmaya çalışma. Tarikatçılık, cemaatçılık uymuyor. Bir de bu dışarıdan gelenler zaten sonradan olanlar bidattır diyor ya hadîs-i şerifte. Sonradan ne varsa diyor.
Siz uyacaksanız ilklerin yoluna uyun hadîs-i şerif bunlar. Siz diyor ilklerin yoluna uyun. Siz sonradan olan o yollara uymayın. Siz diyor ilklerin yoluna uyun. Siz sonradan olan o yollara uymayın. Gerçekten de baktığınızda X bir cemaat çıkıyor bir bakıyorsun devleti yöneteceğim diye uğraşıyor. X bir cemaat çıkıyor bir bakıyorsun parayı pulayı alıp götürüyor. X bir cemaat çıkıyor milletin kurbanını götürüyor. Götürüyor boyuna. X bir parti çıkıyor milletin parasını götürüyor. Şimdi kızacaklar gene bana. Nerede refah partisine verilen paralar? Bunları Türkiye’de konuşan yok. Şimdi AK Parti’nin üzerinden zengin olanlar. Vatan, millet, Müslümanız böyle helavuşturarak ne yapacaklar? Bunu müteahhitlerinden tutun, milletvekillerinden tutun, belediye başkanlarından tutun, etrafında dolaşanlarından tutun.
Bunları yalakalık yapan profesörlerden, hocalardan, şeyhlerden tutun. Ne yapacaklar? Nasıl hesap verecekler? Belediyeden bir program almak için helavuşturanlar, takla atanlar, iki şiir okuyacağım da para alacağım deyip de bakanlar. Nasıl çıkacaklar için içinden? X bir cemaat, X bir parti, X bir tarikat, X bir topluluk. Adına siz ne derseniz deyin. Önemli değil ki. Nereye gidiyorlar? Ne yapıyorlar? Nereye gidiyorlar? X bir şey, hadi ev yaptırıyoruz şeyhimize, dergâh yaptırıyoruz, tekke yaptırıyoruz. Nerede? Mübarek bunca masraf ediyor ya, nereden kalkacak bu masrafların altından? Mübarek cuma mübareğinde herkes bir el atsın meseleyi. Nerede kardeş? Sûfîlik değil bunların hiçbirisi de. Bakın sûfîlik değil.
17. Bölüm
Sûfîlik değil. Bak ne güzel söylüyor. Ey Yavruzer, iyi düşün senden bir biat alacağım, söz alacağım. Düşündüm ya Resulallah buyurun. İyi düşündüm mü? Düşündüm ya Resulallah. İyi düşündüm mü? Düşündüm ya Resulallah. Hiç kimseden hiçbir şey istememeye bana söz ver, istememeye, almamaya değil, istememeye söz ver. Ben de sana cennet söz vereyim. Düşen ayakkabının bağı dahil. Söz verdim ya Resulallah. Söz verdim ya Resulallah. Sûfîlik bu. Acı geliyor. Sûfîlik bu, acı geliyor. Biz ders yaptıran arkadaşlara diyoruz ki, ders yaptırmaya gittiğiniz yerlerde yememeye, içmemeye, bir şey istememeye özen gösterin. Yanınızda götürdüğünüz kimseler yemeye, içmeye, uyumaya, konuşmaya, sözünüzü kesmeye yeltelenirse yanınızda götürmeyin.
Kadın erkek. Gittiğiniz yerde yemeyeceksiniz, içmeyeceksiniz, istemeyeceksiniz. Almayacaksınız. Bırakın. Yiyen yesin, içen yesin, siz yiyip içmeyeceksiniz. Yanınızda götürdüğünüz arkadaşlarınız, karnımız acıktı derse, o adamı bir daha yanında götürmeyeceğim. Götürmeyeceğim bir daha yanında. Ne zaman yiyeceğiz? Götürmeyeceksin yanında. Ya bir oturup çay içeydik, götürmeyeceksin yanında. Bakın bütün ders yaptıran kardeşlere söylüyorum. Götürmeyeceksin yanında. Birisine el avuç duruyor, bir şey isteyecek, götürmeyeceksin yanında ya. Yanında götürmeyeceğim. Taşımayacağım. Üç gün aç kalacak, üç gün aç kalacak. Yemiyorsun, yemeyecek. İçmiyor, içmeyecek. İçmeye ver. Sen Allâh yolcususun. Sen Allâh yolcususun.
İstemem. Andırma. Sen Allâh yolcususun. Dilini dahi oynatma. Gözünle dahi bakma. Orada yemek pişiyor, kafanı çevirir bakarsan ev sahibi sana indirmek zorunda kalır. Bakma. Bakma. Gözünü dahi çevirmeyeceksin. Hay bizim evde bundan yok. Gözün kör olsun senin, dilin tutulsun senin. Demem. Söylemem. Asla. Asla. Yol bu. İstemeyeceğine söz ver. Bakın istemeyeceğine. Sen nasıl zekat topluyorsun ya? Tabi parçam bulunmaz senin. İstemeyeceğine söz vermişsin. Bu yol sûfîlik öyle bir şey. İsteme. Andırma. Nerede yemek yiyeceğiz ya? İn dedim buradayı. İn buradayı. Tık yok. Bizim yolculuğa gidiyoruz. Mustafa bizim Hakan diyor ki. Yok diyor ondan yola gidilmez. Ne yiyor ne içiyor yolda diyor. Ben unutmuşum ya.
Ondaki adam aç buton basıyor. Ben Çanakkale’ye varacağım. Ya diyor ondan yol gidilmez. Böyle şakadan da olsa gerçek. Bak bir düşündüm doğru. Adam aç mı tok mu diye düşünmedim. Adamı aldım Bursa’da saat bir midir bir buçuk midir neydi. Tersi yetişeceğim dört oraya diye. Koyardım arkasına gittim. Adam aç mı tok mu sormadım hiç. Aklıma gelmiyor ki benim yolda yemek yiyeceğim. Yok keyif edeceğim çay içeceğim. Hayatta yaşadığım bir şey değil. Adam diyor ki yol gidilmez ondan. Neden? Ya yedirip içilmiyor diyor. Hiç aklıma gelmemiş benim. Adam yiyecek içecek. Başkası için söylüyor. Hayır yok. Sûfîlik bu. Hazreti Ebu Bekir efendimiz iniyor. İniyor devesinden. Kırbacını kendisi alıyor diyorlar. Ya emîrü’l-müminin.
18. Bölüm
Biz verseydik söyleseydin. Ben diyor hem arkadaşım olan hem peygamberim olan. Muhammed Mustafa’ya söz verdim. sallallâhu aleyhi ve sellem. Hiç kimseden hiçbir şey istememek üzere biatlaştık biz diyor. Sûfîlik bu. Arkadaşlar eski olanlar iyi hatırlarlar. Ben hiç unutmuyorum. Yolun başlangıcında gazcılarda ilk sohbetim. Ne dedim? Ne dedim? İstersem dilim kopsun dedim. İstersem dilim kopsun. Aynı yerdeyim. İstersem dilim kopsun. orada bir sözümün gene arkasındayım. Verirlerse almazsa kolumuz kopsun dedim. Nefsimi ayırıyorum. Bana bir şey vermeyin, bir şey getirmeyin. Hediye bağımında dahi olsa. Sünnet-i Resûlullâh’a karşı çıkmak değil bu. Yok. Kapı aralanmasın. Kapı aralanmasın. Allâh muhafaza eylesin.
Âmîn. Cenâb-ı Hak cümlemizi korusun inşâAllah. Âmîn. Birkaç haftadır bu bir türlü şu dersi yapamadık ya saatken 10.10 geçiyor. Allâh Allâh. Olsun bu derste güzel oldu. Allâh kabul etsin inşâAllah. Âmîn. Efendim bir kimse yapmak üzere olduğu işin üzerindeyken yaptığı işin kendisine yararı olmayacağını düşünerek o işi terk edip boş bir şey olduğuna inanıp bunalıma giriyorsa ne yapmasını tavsiye edersiniz. Âyet-i Kerim’e diyor ki siz Hz.Peygamber’e diyor bir şey de istişare yaptın karar verdin mi oradan geri dönme diyor. Bu haram bir şey değilse istişare yaptın sordun soruşturdun baktın bakıştırdın araştırdın bir şeye girdin. Oradan geri dönme. Bakın bu insanı hayatında istikrarlı eder. Bir şey normalde girdin bir şeye bir işe girdin sordun soruşturdun önceden sor soruştur.
Haram mı değil. Helal daire deme evet. Tuttun ucundan devam et. Yoksa hep hayatın zikzak içinde gider. Şeriat hükmüne göre cezalandıran bir kişi ahirette o hükümden ceza alır mı? Hayır. İslam’da bir suçtan iki ceza yoktur. Bu kapitalist sistemde var. Bu Deccâlist sistemde var bir suçtan dört tane ceza çıkarırlar adama. Bir kimse bir suçtan bir ceza çekti mi cezasını çekti. Bu dünyada mı çekti? Dünyada çekti. Ahirete gitmez o suç. Hazreti Adem aleyhisselâm ve Havva anamız nikahlanmış mıdır? Evet. Ve mihir olarak anamıza ne vermiştir? Cenneti feda etti ona ya. Lan bu kadın milleti hala da mehir peşinde ya. Cennet hayatı ya. Cennetteydi mübarek. Havva gel dedi gitti. Ye dedi yedi. Havva’dan gözünü alamadı ki aşık oldu ona.
Sevdi onu. Havva’ya bak. Havva’ya bak. Havva’ya bak. Havva’ya bak. Havva’ya bak. Bazen fitursuz gibi ya. Benim atam cenneti yakmış ya Havva uğruna. Havvasız Adem Adem midir ya? Havvasız Adem Adem değildir. Eksiktir. Ademsiz Havva da eksiktir. Adem Ademse gerçekten Havvasız kalmaz. Havva da Havva’sa Ademsiz kalmaz. Kimse kimseye kabahat suç bulmasın. Adem Ademse Havvasız kalmaz. Havva da Havva ise o da Ademsiz kalmaz. Neden dedi Hadîs-i Şerif’te evleniniz dininizin yarısını tamamlayınız. Adem’in Havvası yoksa yarım Havva’nın Adem’i yoksa yarım. İki yarım birleşecek ne olacak? Tam olacak. Tam olacak. O yüzden Adem’i almış daha mehir ne istiyor? Biz cinlerden ve insanlardan bazılarını cehennem için yaratmışızdır şeklinde bir âyet okumuştum.
19. Bölüm
Aklıma takılan şu oldu Allâh cehennemlik için yaratmışsa o insanı o insanın suçu ne? Cinlilerden ve insanların bir kısmı Allâh’ın emirlerine ve nehirlerine tutmayacağından dolayı cehenneme gidecek. Yoksa Cenâb-ı Hak Hussi onları formalize edip bunlar cehennemlikli bunlar cennetliktir diye yaratmadı. Öyle algılamayın. Mealden okuduğunuzdan oluyor bunlar. Bunları mealden okuyorlar. Okuyun gene de düzeltiriz burada sıkıntı yok. Bu mealcilik bu. Bunlar bize Kur’ân yeter diyenler bu mealciliği çıkardılar. Ondan sonra da bu tip problemler çıkıyor işte. Allâh bizi affetsin. Seçim yapmak gerektiği zamanlarda karar verirken Allâh bizi kendi irademiz ile baş başa bırakıyor mu? Evet. Bebeğimizin yedinci günü yedinci günde başını kazıtmak sünnet diye biliyoruz yapmak istiyoruz ama ailemizin başı ailelerimiz başı daha bir yılda yumuşak zarar görüyor israr ediyorlar.
Başı tamamen kazıtmak mı gerekiyor yoksa kısa şekilde keserekten sünneti uyumuş olur muyuz? Günü tam yedi mi olmalı ne tavsiye edersiniz? Normalde en son yedi günlük olunca bebeğin ha kız erkek hiç önemli değil. Başı diyor hadîs-i şerifin medninde traş edilir diyor. Saçı kesilir dese kısaltılır dese başka türlü anlayacağız. Mesela ilk beytullah’a giden kimse için de başını traş eder diyor. Sonraki gidenler için de diyor ki saçından keser. Bak sonra gidenler için başını traş eder demiyor. Saçından keser diyor. O yüzden tam sünneti uyuyacaksa başı traş edilecek. Başı traş edilince alınacak çıkan saçları bebeğin tartılacak. Kaç gram gelirse o kadar gram altın tasadduk edilecek. Gücü yetene gücü yetmiyorsa bundan mükellef değil.
Ondan sonra kız çocuğu ise bir koyun erkek çocuğu ise iki koyun kesilecek akika kurban olarak tasadduk edilecek. Anne baba yerse yediği miktardan da ne yapacak? Ha yok anne baba bundan yiyebilir mi? El cevap yiyebilir. Sünnet bu. Sünnet bu. Aynı zamanda da yedi güne kadar da ismini koyacak. Hamile olanlar çocuğu olanlar Allâh’a yalvarsınlar yarabbi çocuğumuza bir isim gösterin desinler. İnşâAllah çocuklarına bir isim görürlerse rüyalarında rüyalarında görmüş oldukları ismi koyacaklar. Yoksa bizim Halit’e sorarsak Halit Dağıtaş’a Mustafa ismini koyduruyor bu ara. Hacı Erkan’la beraber anlaşmışlar gibi. Soruyorum ne olsun? Onların ikisi beraber senkorunuza halinde diyorlar ki Mustafa olsun. Millet de zannediyor ben Mustafa koyduruyorum öyle bir şey yok öyle koydursam dahi kendimi kastederlikten koydurmam.
Mustafa ismi Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ismidir. Niyet ederken de Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine niyet ederekten koyun inşâAllah. Lâ ilâhe illâllah, lâ ilâhe illâllah. Muhammeden Resûlullâh ve minel enbiya’yı ve el-saleem ve elhamdulillahi rafi’l alayhi ve sellem. el-Fâtiha. Âmîn. Esmin. Destûr yap.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Sünnet, Şeyh, Yakîn, Tesbîh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı