Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

531. Dergâh Sohbeti — Beklentisizlik, Empati, Kadının Çalışması ve Halka Zikri

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 531. Dergâh Sohbeti — Beklentisizlik, Empati, Kadının…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm, Allâh gecenize hayır etsin inşâAllah, Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Burada bir soru var, burayı yazıldığına göre okuyayım. Dergahtan önce de tanışmış olduğum şehir dışından bir kız ile evlenmeye karar verdik. Durumu babama anlattığımda abinle konuşuyor, o da ona verirse kızı isteriz dedi. Fakat abim ile kız 15-16 yaşlarındayken bir kaç ay telefondan görüşmüşler. Abim de bu yüzden olumlu bakmıyor. Yine de evlenirseniz evinize girip çıkmam, evlendiğin kızla da dışarıda dahi görüşmem. Sonuçta bir geçmişimiz var onunla diyor. Abim şu an evli, siz ne tavsiye edersiniz? Halit ben ne tavsiye ederim sence? Adnan ne düşünüyorsun?

Hüseyin Allâh iyisin inşâAllah. Normalde evlenilmesinde dini olarak nikahlanmasında bir sakınca yok. İslam hukuk açısından. Bir kimse normalde böyle bir noktada İslam hukuk açısından onu nikahlayabilir mi? Evet. Ama bu ileride sıkıntı olur mu? Evet. Problem haline gelir mi? Evet. Biz Kur’ân Sünnet tarihinden bakarız bir adamın bununla nikahlanmasında bir beysi var mı yok. Ama problem yaşar mı bu kimseler? Evet. Allâh muhafaza eylesin. Beklenti içinde olan biri bunu nasıl bırakabilir? Beklenti büyük bir hastalıktır. o böyle insanların içerisinde öyle bir rahatsızlıktır ki bu, bu o kimseyi olgunlaştırmada önüne çok engeldir. Bu peygamberi metodda sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine çok keskin bu noktada şeyler var, ölçüler var.

Mesela hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceğine bana söz ver ben de sana cenneti söz vereyim. Hayatta hiç kimseden hiçbir şey isteme bineğinin üzerindeyken yere kırbacın düşse dahi. Hazreti Ebu Bekir efendimiz. Birincisi Ebu Zer Gifari. bir kimsenin normalde etrafında hiçbir etrafından hiçbir şey beklememesi etrafından hiçbir şey istememesi bu böyle şey insanı gerçekten zirveye taşıyan bir şeydir. Bu şahıs olsun cemaat olsun bir topluluk olsun onu zirveye taşır. Bir şahıs ise şahısı zirveye taşır. Bu bir topluluk ise topluluğu zirveye taşır. Bakın bir topluluk ise topluluğu zirveye taşır. işte etraftaki bütün herkes bilir ki o topluluk hiçbir şey istemez hiç kimseden. Veyahut da herkes seni bilir sen hiçbir şey istemezsin. bu böyle veyahut da bu hiçbir şey istemezsin dediği beklemez.

Beklentisi olmaz bir şey istemez. Şunu yapsınlar diye bakmaz. Bu insanı zirveye taşır. Bunu zaten halleden bir kimse bunu hem ailesinde hem dergatta hem işinde hem aşında her yerde bunu halleden bir kimse gerçekten Allâh’a çok yakın olur. Gerçekten zirve bir şey bu. Allâh cümlemizi onlardan eylesin. Bir dergâh için bir tasavvuf topluluğu içinde veya bir cemaat içinde zirve bir şey. Hiçbir şey istememek ve beklememek. Allâh bizi onlardan eylesin inşâAllah. Kişi empati duygusunu nasıl geliştirebilir? Empati bu kendini karşındaki kimsenin yerine koymak öyle değil mi? Evet. Empati yapmak bu değil mi? Kendini onun yerine koyuyorsun. Harika. Bu hadisle sabit ya kendine yapılmayan yapılmasını istemedin bir şey bir başkasına yapma.


2. Bölüm

Kötülük manada yanlışlık manasında eksiklik manasında. O zaman bunu hadîs-i şerifte bu karşılığı sen kendine bir şey yapılmasını istemiyorum karşıdakine de yapma. Bakın bunları böyle parantez içerisinde tırnak içerisinde ben kendime bir şey yapılmasını istemiyorum onu da yapmıyorum. Ama buradaki o kimse kendisine bir şey yapılmasını yapılmasını istemeyen kimsenin ahlakı ne derecede ilmi ne derecede hikmeti doğruluğu ne derecede neyi ne kadar doğru yaptığı bu giriyor o devreye. Bizde bazı ölçüler var mesela bunu söylüyoruz biz bunu söylediğimizde aslında bu güzel bir şey ama sen neredesin bunu uygulayacak olan kimse nerede? karşısındakini yapmasını istemediğin şey kendine yapılmasını istemediğini başkasında yapma.

Mesela o kimse kendisine içki sunulsa yapılmasını istemediği bir şey değil o zaman bir başkasına da içki mi sunacak o? bir kimsenin bu noktadaki Kur’ân Sünnet dairesindeki duruşuna bakmıyoruz biz. kendisine yapılmasını istemeyen şey Kemal Ermiş bir Müslüman. Kemal Ermiş bir Müslüman nasıl kendisine bir şey yapılmasını istemiyorsa bir başkasına yapılmasını da kendisi de yapmayacak. kendisine zulmedilmesini istemiyorsa bir başkasına da zulmetmeyecek. Ama Kemal Ermiş bir Müslüman için geçerli bu. Kemal Ermiş bir Müslüman için kendi doğruları kendisine göre veya ailesinin geleneğinin göreninin örfü var. O ailesinin geleneği göreni örfüne göre ona gayet doğru ve mantıklı kendi örflerine göre yapılan şey gayet normal bir şey.

Bakın gayet normal bir şey. Bunu Kur’ân Sünnet dairesinden ele almamız lazım. örneğin o kimsenin babası annesine vuruyor. Bu gayet doğru ve mantıklı bir şey. Kadın dövülür diyor. O da vuruyor. Kendisi de vuruyor. Onun kendine göre normalde yapmış olduğu şey doğru ve mantıklı. Kendisine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına da yapma. O normalde kelli kız kardeşi için de dövülebilir bir mahluk onun için. onun eniştesi de kız kardeşini dövdüğünde neden dövdün demiyor ona. Kadın dövülebilir. Oradaki doğru mantık. Onların kendilerinin doğrusu bu. O zaman o dediğimiz empati kurma yetmedi buna. Bu normalde buna baktığımızda biz en güzel ölçü Kur’ân Sünnet ölçüsü. Kelimelerin arkasına baktığımızda harika bir şey.

Empati kurmak. Kendini onun yerine koymak. Ama bu eğer o kimsede Kur’ân Sünnet ahlak yoksa Kur’ân Sünnet duygusu yoksa bu herhalde tam yerli yerine oturacak bir şey değil. Allâh’ıma fazla eylesin. Bir insan eski ya da yeni arkadaşlarıyla neden arkadaşlıklarını aktif olarak sürdüremezler. Bunlar böyle geçimsiz cimri insanlar vardır. Bunlar ne yeni ne eski arkadaşlıklarını sürdüremezler. Arkadaşlık sürdüremeyen kimseler paylaşımsız, egoist, bencil, cimri ondan sonra her şeyi ben biliyorum diyen kibirli takımı arkadaşlıklarını sürdüremez. Bu normalde dervişlerin arasında da var mıdır? Sert tabiatlı böyle tebessümü olmayan, etrafa devamlı sert konuşan, etrafa devamlı tepeden bakan bir türlü onlar iletişim kuramazlar. hele onlara böyle hasbel kader birisi sen bu işi burada yap derlerse ortalığı kırıp geçirirler.


3. Bölüm

O yüzden vazifeli arkadaşlar, zakir arkadaşlar vazife verirken bunları dikkat edecekler. Bir yerden bir yere birileri gidiyor, bir yerden bir yere birileri giderken oraya bir vazifeli tayin ediliyor. O vazifelileri tayin eden arkadaşlar inceleyip sık dokacaklar. Böyle etrafına tahakküm kesen, böyle baş kesen ondan sonra saç koparan, kol koparan ne bileyim böyle astım astık kestim kestik. Disiplin böyle sağlanmaz, disiplin sevgiyle sağlanır, hizmetle sağlanır. O kimse öylesine muhabbet besler, öylesine sevgiyle hareket eder, öylesine arkadaşçasına hareket eder ki etrafına toplar herkesi gurk tavuk gibi. Ben bazen böyle hard hurt yapana derim ki hiç sen bir civciv besledin mi? Sen bir kafeste kuş besledin mi derim?

Senin hiç bir civ tavuğun oldu mu? Bir çiçek yetiştirdin mi? Bir çiçek. Neden? Ya bir çiçeğin ne kadar zor yetiştiğini gör bir. Bir civcivin ne kadar zor yetiştiğini gör bir. Bir hayvan besle, bir hayvan beslemenin zorluğunu gör, hayvan beslerken dahi. E sen hayatında bir çiçek büyütmemişsin, bir civciv bakmamışsın, bir kedi bakmamışsın, bir kuş beslememişsin. E sende çocuk da yok, evlat da yok, e sen etrafı kırıp döküyorsun kardeş. biz şeye bakıyoruz hep Seriye’ye gitti ya on kişi, bir tanesi dedi odun toplayın topladılar, yakın yaktılar, sert bir şekilde anlaşmazlık çıktı, at kendini atın kendinize ateşe emrediyorum dedi. Biz ateşe atın emrediyorum sözünde bakıyoruz. Orada o Seriye’ye çıkan komutanın zulmü var, haksızlığı var.

Kendisine verilmiş olan selahiyeti kötü noktada kullanması var. Ona bir selahiyet verilmiş, o selahiyette zulmetmeye çalışıyor ortalığa. Allâh muhafaza eylesin. İşin bir de bu tarafından bakmak lazım. Allâh muhafaza eylesin. İşin bir de bu tarafından bakmak lazım. E o zaman biz normalde eski arkadaşlarıyla da yeni arkadaşlarıyla da iletişim kuramıyorsa bu kimse kendince ahlakında problem var. Kendince, kendi ahlakında problem var. E bir esnaflık yapan bir kimse neden tatlı dilli güler yüzlü oluyor? sert mizaçlı bir kimse esnaflık yapabiliyor mu? Hayır. Sebep? Ya adam senin sert yüzünden, senin sertleğinle mi uğraşacak? Seninle mi güreşçi tutacak adam? Gidecek daha güler yüzlü, daha samimi bir kimseyle alışveriş edecek.

Daha samimi olan bir kimseyle görüşecek, konuşacak. Bu kadar alırsan al, almasan alma. Almaz adam. Bunun gibi, eğer bir kimse hiç kimseyle anlaşamıyorsa kendisine baksın, kendi anlaşamayın. Anlaşamıyorsa kendisine baksın, kendi ahlakını düzenlesin, tertip etsin. Bazen zaman zaman bana şikayete gelirler. E hiçbir kimse benimle görüşmüyor. Beni hiçbir yere davet etmiyorlar. E sen davet et diyorum ben de. Sen davet et. Bakıyor benim gözümün içine. Seni bir yere davet etmedilerse bir akşam de ki arkadaşlar arkadaşlar, bu akşam çorbayı bizde içeceğiz, bize buyurun gelin. Yine davet etmiyorlar, yine sen çağır, yine davet etmiyorlar, yine sen çağır. Güler yüzlü ol, tatlı dilli ol, muhabbetli ol. İnsanların eksiğini, kusurunu yüzüne vurmakla bir şey elde etmezsin.


4. Bölüm

Tebliğ ediyormuş, tebliğ metodu o değil, tebliğ metodu nasihat etmek. Adamın eksiğini araştır, bu adamın eksiğini, seni sarır neden böyle, bir daha öyle sarık sarma. Sana ne ya? Sarık sarmanın sünnetini, adabını anlat. Bir daha anlat, bir daha anlat, bir daha anlat. Adama sert davranma hakkına sahip değilsin. Kimsenin kimseye sert davranma hakkına sahip değil. E yumuşak yumuşak, tatlı tatlı dua ederekten, incitmeden. Zaten normalde sen çok iyi bir insansan, sen peşinden insanları sürüklersin, merak etme. Sen arkadaşlarının içinde iyi bir insansan, arkadaşlarını sürüklersin bir tarafa doğru. Hiçbir arkadaşını sürükleyemedin. Allâh’ım da kabul. Tamam dergâh girdin, dergahta da hiç kimseyle arkadaş değilsin, hiç kimseyle iletişimin yok.

Herkese sertsin, herkese mesafelisin ya da sen mesafe koyuyorsun. Hadi bir kısmını da haklı göreceğiz belli bir zaman. Dışarıdan diyorlar ya, aman dikkat et, paranı dikkat et, evine çoluğuna, çocuğuna dikkat et. Bak orada paranı yerler, bak orada şöyle yaparlar, böyle yaparlar, bunu çok konuşurlar dışarıdan. Biz yıllardan beri dinleriz bunu. Ben dergaha girdiğimden beri dinlerim bunu. Bak dergaha girdiğimden beri, hala da dinlerim bunu. Bak dergaha girdiğimden beri, hala da dinlerim bunu. Hep şüpheyle bakarlar. Hala da bizim derviş kardeşler dahi şüpheyle bakarlar. Acaba duymadığımız bir şey var mı, acaba bilmediğimiz bir şey var mı, acaba görmediğimiz bir şey var mı? Bak derviş kardeşler dahi.

Ben gözlerinden anlarım, hareketlerinden anlarım onu. O şüpheyle bakar. İnce ince bakar, soruşturur. Neden? İnsanlar böyle söylüyorlar. İnsanlar iftira atmayı seviyorlar, gıybet etmeyi seviyorlar, dedikodu yapmayı seviyorlar. Hadi kendince belki de bu tip şeyleri duydu ya, bu tip şeyleri duydu. Hadi biraz daha böyle tereddütlü, tenkinli oldu. E sonra, e sonra daha bunun devam etmemesi lazım. Devam ediyorsa onun kendi kimlik ve kişiliğinde problem var. Bazen diyorlar bana, para istemediğinizi çok sık söylüyorsunuz. E siz söylüyorsunuz, para toplanıyor mu diye. Siz gıybet ediyorsunuz, siz dedikodu ediyorsunuz, siz iftira atıyorsunuz. Dervişler için söylemiyorum bunu, bunun dışarıdaki insanlar için söylüyorum.

E siz yapıyorsunuz, sizi iftiradan, dedikodundan, gıybetten kurtarmaya çalışıyoruz. Sizi süizandan kurtarmaya çalışıyoruz. Mahşer yerinde nasıl hesap vereceğiniz onu düşünmüyorsunuz. Mahşerde hesabın çetin olacağından da haberiniz yok. Nasıl helallaşmadan ölüp gideceksiniz? Öldüğünüzde ne başınıza gelecek? Dedikodu gıybet diz boyu. Yok evine dervişler bakıyormuş, yok onu dervişler ediyormuş. Hiç unutmuyorum, bir gün Allâh rahmet eylesin, Şeyh Efendi’nin ondan sonra evindeyiz, böyle gittik. O günde onu Şeyh Efendi’yle beraber seyahate çıkacağız. Yolcuyuz o gün. O esnada bir yerden üç araba birden geldiler. Şeyh Efendi de onlara seyahate çıkacağını, ondan sonra Sivas’a gideceğini, ondan sonra Nevişehir’de hanım bulunmayacağını söylemiş onlara.


5. Bölüm

Böyle enteresan dervişlikler de var, çok seviyorlar ya. Çok sevdiklerinden söz dinlemiyorlar. Öyle seviyorlar, öyle seviyorlar böyle. Bu her yerde vardır böyle tipler. Çok sevdiklerinden dolayı söz dinlemiyorlar. Ben valizlerini aldım götürdüm arabaya koydum, tekrar içeri girdim, içeri girdim de bir şey oldu, arabalar ardı ardına sıralandı. Arabalar ardı ardına sıralandı, öyle bir şey oldu, öyle bir şey oldu, öyle bir şey oldu, böyle bir şey oldu. Arabalar ardı ardı mı sıralandı, bunlar geldi, en önde de en çok seven. Ondan sonra böyle girdi içeri, ondan sonra eyvah dedim ben. İçimden öyle bir girdi ki çok seviyor ya. Ya bir şeyh de olsa onun evine giriyorsun. Mahremi. Sakin ol. Sakin ol. İzin iste.

Müsaadeyle gir. Evi. Evi, evi. Kapı açık dair olsa seslen. Daldı, ondan beraber arkasındakiler de daldı. Tam şey efendi böyle salonda dururdu, onun küçük bir salon vardı. Evin yarısı ondan sonra kendisine ait, öbür yarısı da oğluna ait. Oraya hemen ben arkadan yetişemedim zaten. Selâmün aleyküm babacım nasılsın, iyi misin? Eyvah, iyi. Herkes tak sıraya girdi tabii, herkes içeri girdi. Şey efendi Allâh rahmet eylesin öyle baktı, bir bana baktı. Ayıp söylemesi, bir böyle poşetin içerisinde de tatlı, böyle bir poşetin içerisinde bir kutu tatlı yaptırmışlar. Karşıda bir, hemen yukarıda bir derviş var, karı koca dervişler kendi aralarında iki tarafa da söylüyorlarmış. Gelen giden oluyor ama herkes bir şeyler getiriyor, oradan geçiniyor, muhabbeti olmuş biraz.

Tabii bunlar da adam da koşa koşa o da geldi, ben tanıyorum onu. bakıyor böyle böyle, oğlum bu ne bakıyor diyorum ben de kendi içimden. Ama hemen ardından o da girdi böyle sırada sekiz kişi, dokuzuncusu o. Herkes girdi, sarmaştı, dolaştı o da geldi şimdi. Onlar da tatlıyı aldılar böyle göstere göstere, efendi baba nereye koyalım bunu? tatlı getirmiş artık, nereye koyalım bunu? Böyle söyleyince şey efendi o dervişle döndü böyle şimdi ne tarafa dönsem herkes üzerine alınacak işte. Döndü onu, sen dedi, ona şu tatlıyı al, şu misafirler de al, götür eve dedi. Ondan sonra hepsini ağırla, ondan sonra gönder dedi, yatacaklarsa yatsınlar dedi. Kaldı şimdi derviş böyle. Döndü onu, ne oldu dedi? oğlum bak misafir dedi rızkından geliyor dedi.

Ondan sonra rızıklarını da yanında getirmişler dedi. Uyansa dervişin körü. Uyansa yine şapkayı kapacak. Ama dervişin körü ve hodulu uyanmaz. Ona ne söylersen söyle. O uyanmaz. Kaldı, çöktü bu. Efendim özür dilerim dedi. Yok oğlum özür dilenecek bir şey yok dedi. Her gelen mâşâAllah böyle dedi, eli boş gelmiyor işte. Kaldı, çöktü bu. Efendim özür dilerim dedi. Yok oğlum özür dilenecek bir şey yok dedi. Her gelen mâşâAllah böyle dedi, eli boş gelmiyor işte. Ondan sonra herkes rızkıyla geliyor dedi. Misafir rızkıyla geliyor dedi. Al dedi şu tatlıyı da al götür dedi eve bunları. Ondan sonra kaldı. Anlaşıldı ki mesele farklı. Mustafa efendi. Oğlum dedi. Bir iki saat kalalım olmazsa dedi. Ondan sonra.


6. Bölüm

Efendim hakkınızı helal edin dedim. istediğimiz kadar kalalım. Ama dedim. Kayseri’ye haber verdik. Onlar bekliyorlar dedi. Saat verdik onlara. Saat verdin mi dedi. Saat verdik dedim. Durdu. o böyle çok seven attı gene kendini. efendim arkadaşlar getirdik. Şurada buydu. Onu döndü. Onu ben sana demedim mi dedi. Mustafa efendi gelecek. Ondan beraber Sivas’a gideceğiz. Kayseri’ye gideceğiz. Durdu. Ne yapma milleti dedi getirdim. Bak ben sana söylediğim halde. Ses yok. Oğlum laf dinleyin dedi. Laf dinleyin dedi. Gene ses yok. Ne yapayım şimdi dedi. Ben sizi burada kime bırakayım dedi. Evde dedi bir gelin var dedi. Torunlar var dedi. Bir de hacı annen var dedi. Ben bırakayım şimdi ben dedi. Ne yapayım ben dedi.

O hala da şey efendi kalsın. Özel onları ağırlasın. Ondan sonra özel onlarla ilgilensin de bekliyor. Allâh muhafaza eylesin. Şimdi bir kimse mevzu şeyden eski ve yeni arkadaşlarla iletişimden çıktı. Nellere geldi? Bir kimse nerede nasıl davranacağını bilirse o yüzden bunda bir sıkıntı yok. Bayanların tarafında çok az ses gidiyormuş. Mikrofondan mı? Kabahat benden yani. Tamam. Bir kimse nerede nasıl davranacağını ne şekilde davranacağını o kimse kendince bilmeli. Ve böylece arkadaşlarının arasında adap Erkan ölçüyü bilir kullanırsa bir sıkıntı olmaz. Eski ve yeni arkadaşlarıyla arkadaşlığını aktif bir şekilde götürür. Bir insan kendi eksik ve noksanlıklarını neden görmez? Bu bir bilgisizliğindendir.

Bütün cehaletin sebebi bilgisizliktir. Bir kimse kendi bildiğini doğru görür. Kendi bildiğini doğru görür. O bildiğini bir şeyle kıyaslamazsa buna çek etmek mi diyorlar? Öyle mi diyorlar? Kıyaslamaya çek etmek. Bunu onunla çek etmezse kıyaslamazsa kendi bildiğini hep doğru görecektir. Bir, bir kimse için kendisini kıyaslayacağı yer Kur’ân ve Sünnettir. İslam’da haramlar belli, helallar belli. Biz haramları öğrenme noktasında değiliz. Eğer biz kendi nefsimizde haramları öğrenirsek ve onları yapmazsak bir sıkıntı olmayacak. O zaman biz kendi eksikimizi, kusurumuzu göreceğiz. Ama biz haramları bilmezsek ve okumaya da gayret etmiyorsa o zaman bizim eksik ve kusurumuzu bilmemiz mümkün değil. Bir, o kimse yapabildiğince okumaya gayret edecek.

İki, sohbetlere devam edecek ama sohbetleri dinleyip uygulayacak. Kitap okumuyor, sohbetleri takip etmiyor. Sohbetleri takip etmiyor. Takip ettiğinde uygulamıyor, o kimsenin eksik ve kusurlarını görmesi mümkün değil. Çünkü din bir günde hemen öğrenilmiyor. Din bir günde de zaten indirilmedi. Din yirmi üç yılda tamamlandı. Yirmi üç yılda tamamlandı. bir kimsenin de dergatta yirmi üç yılı dolduğunda o kimsenin kemalata ermesi lazım. O kimsenin olgunlaşması lazım. Yirmi yıldan beri dervişsin hala da eşini dövüyorsun. Laf sırası gelince ben yirmi yıllık dervişim. Eşini neden dövüyorsun? Kimden öğrendin eş dövmeyi? Yirmi yıllık dervişsin. Çoluğuna çocuğuna küfür ediyorsun evde. Kimden öğrendin kardeş?


7. Bölüm

Kimden öğrendin kardeş? Kimden öğrendin? Kim sana çocuğunu küfür etmeyi öğretti? E sen yirmi yıllık yirmi beş yıllık dervişim diyorsan Abdullah Efendi öğretmedi. Allâh rahmet eylesin. E bende, benden de öğrenmemiş olması lazım. Biz de gidin eşinizi dövün, çoluğunuzu çocuğunuzu dövün, küfür edin diyen hiç ağzınlanmış söz çıkmamıştır. Daha ben kendim yapmadım çünkü. E nereden bu öğretiyi aldın? Şeytandan. Kime bağlısın? Filanca Şeyh Efendi’ye. Yaptığın ne? Şeytani. Ne bağlıydı ya? Ne bağlıydı? Benim şeyhime bağlıysan eşine hiç vurmadı. Ne bağlıydı? Aha oğlum hacı annen, istediğin zaman git sor diyorum. Hiç küfür etmemiş. Evlendiğinden beri. Hiç kötü bir söz söylememiş. Ölçüye bakın ölçüye. Mustafa Efendi, git sor oğlum hacı annene, hiç dövmüşüm ben.

Hiç küfür etmişim oğlum. Git sor, çocuklara sor oğlum. Onlara hiç küfür etmişim. Daha bunu söylediğinde bekardım daha, yeni derviştim. İçimden dedim ki asla dedim vurmayacağım ve asla küfür etmeyeceğim dedim, söz veriyorum dedim içimden. Cenâb-ı Hak sabrı Cemil ihsan eyledi. Hamdolsun bugüne kadar sözümüzde durduk. Ee, kim öğretti sana eşine vurmayı? Kim öğretti sana çocuğuna, çocuğuna küfür etmeyi, hakaret etmeyi? Kim öğretti? Bu kimseyi neyi çekettireceğiz ki şimdi? Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hiç vurmamış, hiç küfür etmemiş. Sûfîlik neydi? Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmek. Onun haliyle hallenmek. Onun izine basmak. Onun nefesiyle nefeslenmek.

Onun kokusuyla kokulanmak. E be kardeşim, hiç vurmamış. Sen nasıl vuracaksın? Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri vurmamış. Senin bir önceki şeyhin Abdullah Efendi hazretleri vurmamış. Ee, Mustafa Özbağ da vurmamış. Sen kimden öğrendin de vurdun bunu? Sen kimden öğrendin de küfür ettin eve girer girmez herkese? Bir de bunu söyleyince, ben böyle konuşunca bir de evlere gidip millet tamam mı? Sen şikayet mi ettin? Sen mi söyledin? Sen mi şikayet ettin? Sen mi söyledin? Bu iyice işin sıkıntısı. Haydi millet yazıyor bana. Efendim Allâh rızası için, olmazsa beyime sen söyle, benim hiç bir şey söylemedi mi? Allâh korusun ya. İnsan eksiğinin kusurunu bir, okuyarak öğrenecek. İki, sûfî insan.

Gidecek sohbetlere, sohbetlerdeki dinledikleriyle uygulayacak. E dinliyor, uygulamıyor. Dinliyor, uygulamıyor. Bu da dinliyor, bunda bir sıkıntı yok. Allâh muhafaza eylesin. Kendimizi karşılaştıracak olduğumuz yer, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakı. Onun için okuyalım. Ben kendimi bu noktada numune, kendimi bu noktada protip olarak görmüyorum. Bütün ümmeti Muhammed’e protip, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. En doğru, en güzeli, en hakikati o. Biz o ne yapardı, ne yapmazdı, ona bakaraktan kendimizi düzenleyelim inşâAllah. Davranış bozukluğu olan biri müzikle veya zikirle kurtulabilir mi? Zikirle kurtulsun, ne müzikle kurtulacak? Gelsin burada bizim zikrimizde müzik de var, her şey var.


8. Bölüm

O yüzden davranış bozukluğu olanlar kendilerini zikirle tedavi ederler. Zikrullah alakasına oturmak, zikrullah alakasına oturmak tüm dertlere devadır. Her şeye ilaçtır. Yeter ki o kimse niyet etsin, yeter ki o kimse bunu üzerinde uygulasın inşâAllah. Ben bir hemşireyim, çalışır iken üzerinde haram olan konular nelerdir, bu konular kesin midir? Kimi insanlar kadının çalışmasını haram diyor, kimi insanlar erkekle konuşmak haram diyor, kimi insanlar erkek hastayla ilgilenmek haram diyor. Şu bir gerçek ki, personelinden, doktoruna, servisçisinden, meslektaşıma, hastalığına kadar erkekler sürekli çevrinde oluyor. Örtünlem pantolonla üstünde uzun kollu penye şeklinde. Bu da haram deniliyor, aldığımız para bile haram deniliyor.

Bu konuya net bir açıklık getirir misiniz? Bir kimsenin alın teri hiçbir zaman haram değildir. Bir kimsenin çalıştığının karşılığını alması hiçbir zaman haram değildir. Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içerisinde bir kimse nerede çalışırsa çalışsın, ne iş yaparsa yapsın, kendince emeğinin karşılığı helaldir, emeğinin karşılığı. Devletle bir anlaşma olmuş, devlet senin emeğinin karşılığını şu kadar vereceksin demiş, bu para haram değildir. Devletin kazancı haram olan yerlerden olabilir. Bir kimse emeğinin karşılığı haram değildir. Diyeceksiniz ki şimdi özel şirket, özel şirkette de aynı sıkıntı vardır. Özel şirkette de bir kimse çalışsa karşılığını aldı, yine helaldir. Ticaret yaptı kendince.

Yine bu devletin sisteminin içerisinde vergi dairesine tabi oldu, icra iflas hukukuna tabi oldu, maliyesine tabi oldu. Bunda bir sıkıntı yok, yine aynı şey, aynı kanun, aynı hükümün altında durur. Kadınların tesettürü hanefiye göre belli. Bir kimsenin içi görünmeyecek, vücut hatları belli olmayacak. Kadınların erkeklerle bu noktada işle alakalı, alışverişle alakalı ciddi bir manada muhatap olmalarında bir problem yok. Bir sıkıntı yok. Kadınla erkek işveli konuşması, böyle nahoş konuşması haram kabul edildi. Yoksa normalde sahabeden de Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de sahabeden sonra da kadınlarla erkekler eğer gerekli görüldüyse onlar konuştular. Bunlar konuştular, bunda bir beis olmalı.

Mesela bir kadının Hazret-i Ömer radıyallâhu anh Hazretleri yolundan çevirip atından indirip gecenin bir vaktinde o halife-i kerf sokağın ortasına fısıl fısıl konuşması, sonra Hazret-i Ömer efendimizin yanındakinden bu kadın seni yolundan alıkoydu deyip ayıplanıp o kadın kimdi biliyor musunuz hakkında âyet indirilen kadındı diye söylenmesi. Demek ki sahabeden de bu tip örnekler var. Bir zaruret olduğunda, bir sıkıntı, bir durum olduğunda veya geriyi miktarınca konuşmanın bir sıkıntısı yok. Erkeklerin içerisinde çalışmak ise bir kimse kendinden emin ise toplumun neresinde erkek yok. Otobüste gidiyorsun erkek var, taksiye biniyorsun erkek var, alışverişe gidiyorsun erkek var, alışveriş merkezlerine gidiyorsunuz erkek var, erkeksiz bir toplum yok, kadımsız da bir toplum yok.


9. Bölüm

Bunlar o yüzden herkes kendince böyle bir şeyler söylüyor, söylerken de sözünün nereye gideceğini bilmiyor. Kadının çalışması haram diye tutturuyorlar, iyi kadın tarlada çalışmasın, bahçede de çalışmasın, tarımda da çalışmasın, hiçbir yerde çalışmasın, çalışmayacaksa. Çalışmak haram denilince sıkıntı. normalde namaz kılmakta eşit, oruç tutmakta eşit, hacca gitmekte eşit, zikrullah yapmakta eşit, ilimde eşit, çalışmakta mı eşit değil. Evet bir erkek eğer mali durumu yerindeyse isterse eşini çalıştırmayabilir. Eyvallâh. Ama bu çalışmanın haram olduğundan dolayı değil. Bakın çalışmanın haram olduğundan dolayı değil. Bunu bir kimse normalde hakkında kesin Kur’ân Sünnet’ten âyet imamlardan bir iştahat olmadığı müddetçe kadınların çalışmasının haram demesi de sıkıntılı.

Allâh muhafaza eylesin. Kayınpederim Üvey. Eşim bebekliğinden beri onunla büyümüş baba diyor. Benim kayınpedere yaklaşımım haramlık düzeyinde nasıl olmalıdır? Ayrıca eşimin babası üzerinde bu durumda bir hak hukuk var mıdır? Üvey olanı. Normalde eğer ki anne öldü veya boşandı sonradan başka bir erkekle evlendi. Evlenince de o çocuk küçükken o erkek Üvey babanın yanında yetişti. Ama o erkek evlendi evlenince de normalde kendi hanımı o adama normal kayınpederi gibi olmaz. Onun yanına tesettürlü girecek. Onun yanında başını açarak da giremez. Kayınvaliden ve kayınpederin memleketlerinde iki farklı bahçe yapmaktalar. Bahçenin biri Toki’ye aitmiş. Birinin de sahipleri İstanbul’dalarmış. Ortağını çökmüş.

Toprağından ulaşamıyorlarmış. Arel toplu olarak ulaşamıyorlarmış sahiplerine. Onlar buraya ekiyorlar. Mahsulü hem yiyorlar hem satıyorlar. Hem de bizlere yazlık, kışlık olarak veriyorlar. Bu topraklardan elde edilen mahsul haram mıdır? Böyle bir yazı okuduk İmam Gazani’nin Aramlar ve Helallâh kitabında. Dâvül hattı bu hukuk değişiyor mu? Dâvül hattı haramlar da esnemi oluyor. Mesela faiz konusunda değişiklikler oluyor iken haram değildir denilirken şarap içmek haram deniliyor. Bu durum neye göre değişiyor? Biz bir Müslüman olarak Türkiye Cumhuriyeti’nde doğru bir şekilde yaşamak için nasıl yollara başvurmalıyız? Normalde toprak bir başkasının ise o toprak kimseye ait. Sahipsiz bir toprak ise o İslam hukukuna göre işleyene ait.

Sahipsiz bir toprak. Bir toprak sahipsiz. Kim isterse toprak onun. Toprak onun. Ama toprağın sahibi var. Tapusu var. Birlik insanlara ait. Oraya bir kimsenin kalkıp da çöküp de oraya işlemesi oraya tasarruf etmesi Dâvül hattı da olsa Dâvül İslam’da da olsa caiz değil. Çünkü Dâvül hattı da olsa bir kimsenin siz mülküne dokunamıyorsunuz. Şimdi sorunun ikinci tarafı. Dâvül hattı bazı meselelerle alakalı, bazı meselelerle alakalı o mesele ne? İki Müslümanın arasındaki mesele değil. Müminle haribinin arasındaki meselelerde değişiklikler vardır. Mesela sen ne yaparsan yap içki içmek. Dâvül hattı da haramdır. Dâvül İslam’da da haramdır. Dâvül hattı da ancak mesela senin canına, senin malına, senin bir uzguna zarar vereceklerse zorla o zaman içebilirsin. bir yere gittin senin Müslüman olduğunu anladılar.


10. Bölüm

Sen Müslümansın diye sana zulüm edecekler. Kolunu bacağını kesecekler. Senin Müslüman olmadığını göstermen için içki içmen lazım. İçebilirsin Dâvül hattı. Bu eyvallâh, bu farklı bir şeye bakın. Ama Dâvül hattı mesela Müminle kafirin arasında faiz yoktur. Müminle müminin arasında yine faiz vardır. Onu şimdi bir arkadaş söyledi. Bunu parantez içerisinde söylüyorum. Doğru mu yanlış mı bilmiyorum. Kimsenin üzerine de atıfta bulunmak istemiyorum. Neyse söylemeyeyim cemaatin ismini. Mesela Türkiye’de bir cemaat Dâvül hatt deyip kendi aralarındaki alışverişlerinde de faizi caiz görüyorlarmış. Ben bir zati birisinden dinlemedim. Bir zati bunu yaşayandan dinlemedim. Bir başkası aktardı bana. Dedim ya yoktur öyle bir şey ben.

Yok dedi. Böyle böyle ben kesin şahidim dedi. Böyle böyle dedi. Ama duyduklarınız size yalan olarak yeter hadisinden dolayı cemaatin ismini vermek istemiyorum. Mesela Dâvül hattı da olsa mümin müminden faiz alıp veremez. Dâvül hattı müminle kafirin arasında faiz yoktur. Bu farklı bir şeydir. O yüzden normalde bununla o farklı şeylerde. Türkiye Cumhuriyeti’nde doğru bir şekilde yaşamak için nasıl yollara başvurmalıyız. Bir yola başvurmanıza gerek yok. Biz Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışalım. Kendi nefsimizde dinin, dinin gereklerini kendi nefsimizin üzerinde yaşamaya gayret edelim. Dinin gereklerini olmazsa olmazlarını. Bu mesela bizim dışımızda gelişen olaylar var. Gücümüzün yetmediği şeyler var.

Onlar da inşâAllah Cenâb-ı Hak hayra çevirir. Hayra çevirir. Bir hadîs okuyalım inşâAllah. Ondan sonra da derse geçelim. Muhaviyye naklediyor. Bir gün Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ashabından halka meydana getiren bir gurubun yanına çıkıp, ashab halak olmuş böyle bizim yaptığımız gibi. Burada sizi oturtan şey nedir diye buyurdu. Burada siz ne oturuyorsunuz? Hatta bu hadisin biraz böyle kaynaklarda daha farklı şeyler vardır. Cebrail aleyhisselâm, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine gelir. Değer ki mescid-i nebevideki ashabından Allâh razı oldu der. Ben şimdi okuyayım, onun olsana devam ettirelim. Girdi onlara burada neden oturuyorsunuz dedi. Bize İslam yolunu gösterdi ve onu bize ihsan ettiğinden dolayı Allâh’ı zikretmek ve onu hamd etmek için oturduk. bu halaka halinde oturmuşsunuz, ne yapıyorsunuz?

Cenâb-ı Hak bizi İslam’ı öğrettiği o yolu bize gösterdiği için onu zikrediyoruz ve ona hamd ediyoruz. Allâh aşkına gerçekten bunun için mi oturduğunuzu buyurdu. Onlar gerçekten bunun için oturduk dediler. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sizi töhmetle bırakmak için size yemin vermedim. Lakin Cebrail aleyhisselâm gelip Allâh’ın sizinle meleklere karşı iftihar ettiğini bana haber verdi buyurdu. Bu normalde halaka halinde asraf oturmuş, Allâh’ı zikrediyor. Bunu bazı rivayetlerde bunu şöyle de okuyabilirsiniz. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hızla geliyor, ne yapıyordunuz? Ya Resulallah Allâh’ı zikrediyorduk. Yeminle, yemin verdiriyor, Allâh’ı zikir mi yapıyordunuz?


11. Bölüm

Evet ya Resulallah. Ya Cebrail aleyhisselâm geldi ve sizinle Allâh’ın meleklerine övündüğünü söyledi. Siz nasıl Allâh’ı zikrediyordunuz? Ya Resulallah biz la derken ölürüz diye düşündük de o yüzden hep illallah, illallah diye Allâh’ı zikrediyorduk. Deyince Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Allâh deyip kendi ekseni etrafında dönüyor. O esnada üzerindeki mübarek hırkası düşüyor, hırkasını kalkıyorlar, ona vermek istiyorlar, o da diyor ki Allâh’ı zikrediyor, Allâh’ı zikrediyor. O esnada üzerindeki mübarek hırkası düşüyor, hırkasını kalkıyorlar, ona vermek istiyorlar, o da diyor ki dostu zikrederken benden düşen dostlarıma feda olsun diyor. Bir parça kesiyorlar, Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz sarığının tam ortasına iliştiriyor.

İki parçada kesiyorlar hem damat hem sahâbe diye Hazret-i Ali Efendimiz’in, Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz de hırkasının hem sağına hem soluna haydari diye oradan geliyor bunlar. Bunu böyle de okuyabilirsiniz. Bunu tabi bazı hadîs kritercileri bu tarafının zayıf olduğunu söylüyorlar burasının. Ama sûfîler bunun kendilerince, kendilerince zayıf olmadığının doğru olduğunu söylerler. Aslında eylem, fiiliyat olan hadise doğru, nakillerde şey var, ne o? Farklılık var. Bugünlerde çok hadislerin üzerine laf söylüyorlar ya, bizde bunlar laf söylüyorlar diye dilimiz güdük çıkacak değil. Bizde bildiğimizi Allâh’ın izniyle arkadaşlara, kardeşlere nakleteceğiz. O yüzden demek ki Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin ashabı da halaka halinde oturup veya ayaktayken Allâh’ı zikrediyorlarmış.

Allâh bizi devamlı kendisini zikreden kullarından eylesin. Lâ ilâhe illâllah Kalkmadan bir şey daha söyleyeyim aklıma geldiğinde, hakkınızı helal edin. Arkadaşlar beni ziyaret etmek için benden randevu almanıza gerek yok. Bursa’da olduğum zamanlar genelde perşembe günleri Allâh izin verirse Bursa’dayım. Kendimce burada olduğumda büro’nun kapısı da açıksa herkes dilediği zaman gelebilir. Bir tek istediğim şey şu, kapı kapalıysa kapı kilitli. Bay bayan hiç önemli değil, orada beklemenizi istemiyorum. O bölgede beklemenizi istemiyorum. Böyle gidip sokağın köşesinde bazı bayan kardeşler orada bekliyorlar. Yok apartman orada var, apartmanın girişinde bekliyorlar. Veyahut da bazı bay kardeşler oralarda dolaşıyorlar.

Ondan sonra bekleşiyorlar. Bunu istemiyorum. Gel bak istediğin zaman, dilediğin zaman. Kapı açıksa gel görüş konuş ziyaret et neyse derdin eyvallâh. Hakkınızı helal edin. Böyle havadan sudan da konuşmak için de gerek yok. Veyahut da bazıları kendilerini çok özel görüp de böyle özel gelecek oturacak konuşacak arkadaşlar gerek yok. Hepiniz özelsiniz benim için. Hiçbirinizin birbirinizden bir farkı yok. Benim için bütün kardeşler özel. Ama lütfen Allâh rızası için kapının önünde beklemeyin. Sokakta yolda beklemeyin. Bakın bir beklemeyin diyorum açıkça. Beklemek değil dervişlik şimdi beklememek dervişlik. Anladınız mı? Beklemeyin denmiş beklememektir dervişlik. Beklemeyin denilince beklemek dervişlik değildir.

Söz dinlemek beklemeyin dediğinde beklememektir. Gel kapıya vur kapıya yüklen kapı açık değil. Selamın aleyküm aleyküm selâm bitti. Şimdi birisine randevu verince ben kendimi bağlıyorum bu sefer. Ben kendimi bağlayınca da ben kendime malik değilim. Bu sefer bana sıkıntı oluyor. Hakkınızı helal edin inşâAllah. O yüzden bütün bursa içinden bursa dışından hiç önemli değil. Nasibinde ne varsa onu görürsün. Kapı açıksa gelirsin. Kapı açık değilmiş değilmiş. Allâh yolunu açık etsin. Bu senin yok günahkârlığından mı işte? Yok derviş olamadığından mı işte? Öyle de alakası yok. Ondan sonra yazıyorlar bana. Yok ben iyi derviş olamadım da o yüzden geldiğimde bulamadım da. Yok ben günahkârlığımdandı değil kardeşim ya Allâh Allâh.

Benim de bir sürü işim var gücüm var oraya gidiyorum buraya gidiyorum. Ne bileyim bir sürü kendimce benim de ben günlük hayatım neyse onu yaşıyorum. O yüzden tekrar söylüyorum ben oraya bir randevu verince kendimi bağlıyorum oraya. Bu sefer benim için de problem. Ya o esnada acil bir şey çıkıyor bir yere gitmem gerekiyor gidemiyorum. Onu bekliyorum bir şey yapmam gerekiyor yapamıyorum onu bekliyorum. Bu sefer de o da bana sıkıntı. O yüzden tekrar söylüyorum Bursa’dan veya dışarıda tüm kardeşler için arkadaşlar benden randevu istemeyin. Hakkınızı helal edin. O yüzden normalde gelin büro’nun önüne büro açıksa oradayım. Değil kitle ya abdest alıyordumdur ya namaz kılıyordumdur ya da kitlemişimdir kendimi ya da orada değilimdir.

Bekleme bak işine. Ne çay ocağında bekle orada. Çaycı kızacak şimdi bana da duyarsa bunu. Ne çay ocağında bekle ne çorbacıda bekle. Bekleme kardeş bak yok orada Allâh yolunu açık etsin. Selamun aleyküm Destûr.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Hamd, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı