Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

573. Dergâh Sohbeti — Hanzala Hadîsi, Evliyâ Düşmanlığı, İhsan Mertebesi ve Haydarî Tarihi

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 573. Dergâh Sohbeti — Hanzala Hadîsi, Evliyâ Düşmanlığı,…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayır eylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Çocukların gezmesinden ve ses yapmasından sohbetiniz anlaşılmıyor demiş. Ne yazık ki burada da tekkede de en büyük problemlerden birisi bu. Ama çocuklarınızı evde bırakmayın. Sohbet halakalarına, zikir halakalarına getirin diye ben tavsiye ediyorum. O yüzden bunu da normalde arkadaşlar, kardeşler biraz tolere edecekler. Çocukların annem ve babaları biraz tatlı bir şekilde onları yanında dolaştırmayı, onlarla ilgilenmeyi kendilerine şiar edinecekler. Ama normalde çocuk olmayan bir cemaat, çocuk olmayan bir topluluk, geleceği olmayan bir topluluktur.

O yüzden ben özellikle okul haricinde, hadi okul zamanı çocukların okulları ağır olabilir. Ama en azından perşembe derslerine çocuklarını getirmelerini, çocuklarla beraber gelip gitmelerini tavsiye ediyorum. O yüzden sohbet anlaşılamayabilir kabul ediyorum. Ne bileyim çocuklar biraz görültü yapabilir kabul ediyorum. Ama çocuklarınızı dergaha getireceksiniz. O yüzden arkadaşlar da kardeşler de tatlı tatlı çocukları tolere edecekler. Çocuklar mümkün ise burada zikrullah halakasında dergahta yetişecekler. Kah oynayacaklar burada oynayacaklar. Kah birbirleriyle şımaracaklar şımaracaklar. Kah böyle tuhaf umulmadık şeyler yapacaklar yapacaklar. Ama bu çocuklar bizim çocuklarımız bizim geleceğimiz.

O yüzden yavaş yavaş onlar da burada eğitilecekler. Evet bazen görültüleri fazla olabilir, koşuşturmaları fazla olabilir. Oyuna fazla gömülebilirler, takılabilirler ama onlar bizim çocuklarımız sonuçta. Onlar burada zikrullah halakasında zikrullahla beraber yetişecekler. Ben kendimce şöyle düşünüyorum. normalde çocukluğumuzdan itibaren annelerimiz babalarımız derviş olmuş olsaydı ve bizi çocukluktan itibaren dergan içerisinde yetiştirmiş olsalardı. Böyle mi olurduk başka türlü mü olurduk orası ayrı bir tartışma konusu ama bize düşen vazife inşâAllah onları bu şekilde yetiştirmek. Mesleğimde geçen kabak hikayesini anlatır mısınız? Bu hikaye üzerinden Hazreti Mevlânâ’ya demediklerini bırakmıyorlar.

İnsanlar neden bir veliye düşman olur? Hem de namaz kılan insanlar sadece Kur’ân diyorlar. Hadisleri de kabul etmiyorlar onlar. Bunlar böyle bu hikaye diline doluyup da böyle Hazreti Mevlânâ Celalettin Rum Hazretlerine aşırı derecede tepki gösteren bu konuda böyle diline bunu kaşenek edip ikide birde böyle yayın çeviren birisi Adnan Oktar’dı Cenab-ı Hakk’ın tokadı geldi. İbretlik bunlar. Bakın ibretlik. Ben derim ya bir kimse bir veli kuluna Allâh’ın savaş açarsa Allâh da ona savaş açar. Allâh bir kula, bir cemaate, bir topluluğa, bir millete savaş açarsa yerle yeksan eder, dağılır. Anlamıyorsan dilini tutacak. Anlamayan dilini tutacak. Sufilere kibirle yaklaşan, sufileri beğenmeyen, sufilere tepeden bakan, sufilerin üzerinde hakaretvari konuşanlar, sufilerin kendi içlerinde herhangi birisinin hatasından, kusurundan, eksikliğinden, yanlışlığından dolayı, topyekun hepsini cezalandıranlar, laf söyleyenler, bunların iki yakası bir araya gelmez.


2. Bölüm

Bakın bunların iki yakası bir araya gelmez. Dervişlere tepeden bakanlar, beğenmeyenler, onları aşırı derecede eleştirenler, laf söyleyenler, onların eksikliklerini, noksanlıklarını ortaya çıkarıp da onları rezil zebil edeceğiz diyenler. Bunların iki yakaları bir araya gelmez. Bunlar dağılırlar, tuz dağılır gibi. Allâh muhafaza eylesin. Bu tip insanlar küfre düşerler sonunda. O veli düşmanlı, o sûfî düşmanlı, o zikir düşmanlı, onları sonunda küfre götürür. Bak sonunda küfre götürür. Bir topluluk, eğer dervişlere, sufilere savaş açarsa o topluluk yerle yeksen olur, dağılır. Dervişlere laf söylemek kolaydır, onları eleştirmek kolaydır. Onları bu noktada diline dolayıp her türlü hakaret etmek kolaydır.

Açık açık konuşacağım, ister bir siyasi parti olsun, isterse bir cemaat olsun, isterse bir tarikat olsun, isterse herhangi bir topluluk olsun, isterse herhangi bir felsefi topluluk olsun, Vehhâbî gibi. Bunlar dağılmaya, perişan olmaya, bunlar sonunda küfre düşmeye mahkûmdur bunlar. Seyretcem bunları. Konuşurlar, Adnan’da diline geleni söylüyordu, diline geleni diyordu. Hadislere, mezhep sahiplerine, ehli tarikata, Hz. Mevlânâ’ya söylemedik laf bırakmıyordu. Hatunları görünce coşuyordu, kendinden geçiyordu, atıyordu, tutuyordu. Bu kardeşiniz yaklaşık 32 yıllık bu yolun içerisinde, 32 yıl. Nice laf söyleyenler, nice eleştirenler, nice böyle hakkımızda konuşanlar, sûfîlik sabır işi. Nice istismar eden dergan içerisinde, bu biz böyle sütten çıkmış ak kaşık, neyliyiz öyle bir şey yok.

Bizim içimizde de istismar edenler çıkar. Bizim içimizde de istismarcılar olur. Kendini aldattım zanneder, kandırdım zanneder, işini götürüyom zanneder. Bir bakmışsın benim meşhur sözüm ya, el sallamış, güle güle olmuş. Var ya arabaların arkasında baybay yazıyor ya, baybay olmuş. O yüzden sûfî nehri, sûfî nehri öyle istismarcıları kaldıracak bir nehir değildir. Dışarıdan sövücüleri, küfür edicileri, hakaret edicileri kaldıracak bir nehir değildir. Cenâb-ı Hak onun kaydını büker, kim Allâh’ı zikredenlerle uğraşırsa, Allâh onun kaydını büker. Kim zikreden bir cemaatı düşmanlık yaparsa, Allâh onun kaydını büker. Biz sûfîler, siyasi gücümüz yok bizim. Ekonomik gücümüz yok. Biz böyle bir siyasetçi bizi sahiplensin, alsın, getirsin, götürsün, arkamızda dursun, böyle bir şey yok.

Biz onlara ters seyirleriz. Biz Kur’ân sünnetledik mi, duruyor her şey. Bu haram diyoruz biz, kalıyor millet. Ama ondan da taviz yaramayacağınıza göre, sufileri tarih boyunca siyasiler ne çok yakın durmuşlar, ne uzak durmuşlar. Ne çok sevmişler, ne çok nefret etmişler. Nefret eden zaten karman çorman olmuş, dağılmış gitmiş. Ben isim de veririm size, yakın tarihten. Şimdi söyleyeceğim, böyle normalde kimisi yanlış anlayacak. Refah partililer, sufirleri çok severler miydi? Sevmezlerdi. Ali Şeriatı’yı bu ülkeye getiren kim? Refah partililer. Hadîs-i inkarcılarını bu ülkeye getiren, bu ülkeye tanıştıran kim? Refah partililer. Bunların temeline atılmasına sebep olanlar bunlar. Eğer bir Şeyh Efendi, Refah Partisi’ni desteklerse iyi şey, Refah Partisi’ni desteklemezse kötü şey.


3. Bölüm

Ama genel yapı itibariyle, felsefik olarak temelinde ne var? Şeyhler, onlar hep dervişler, onları böyle, onların dedikleri yere gidiyorlar diye sevmezlerdi. Allâh’ın tokadı, ben çekilirim kenara, derim ki, o benim sahibim, zikredenlerin sahibi Allâh. Biz zikrettiğimiz için, sûfîlik yaşadığımız için, kim sufilere, sadece bize değil, kim sufilere, ehli tarikata, ehli tasavvufa düşman, Allâh’a düşman ol. Allâh’a düşman, başka hiçbir yere değil, o yüzden Hazreti Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri’nin de beyitlerinin içerisinden anlayamadık diyemiyorlar, çözemedik diyemiyorlar, kendilerince o beyitleri dillerine pelsenek edip, habire döndürüyorlar, Allâh da onları döndürüyor. Menzil tarikatına bağlandıktan sonra rauta yaptırılıyor, bu doğru mudur dinimizde rauta nasıl olmalıdır?

Ribat etmek, gözünü sınırdan nöbet tuttuğun yerden hiç çevirmemek. Ribat var, bir kimse bu noktada haramlara düşmemek için uyanık olmalı, ribat etmeli, farzları terk etmemek için uyanık olmalı, ribat etmeli. Bir kimse günlük virtlerini yerine getirmesi için uyanık olmalı, ribat etmeli. Normalde şeyhinin iki kaşının arasına, iki kaşının arasını getireceksin, göz gez göz, arpacık yapacaksın, böyle onu düşüncen, nakşibendilerde böyle bir şey vardır, disiplin vardır, eleştirmek için söylemiyorum. Doğrudur, yanlıştır, onlar kendileri cevaplarını versinler ama bizde de rauta var mı? Vardır. Bizde rauta o kimse, seven sevdiği iledir, hadîs-i şerif mucibince bir kimse üstadını seviyorsa muhakkak ki üstadını hatırlar, onu normalde bu noktada kendince, onunla alakalı bir şey varsa hatırlar, ders çekerken hatırlar, bunda bir beis var mı?

Yok. Seven sevdiğine dua eder mi? Evet. Mü’minin mü’mine duası müstecap mıdır? Evet. Mü’minin mü’mini sevmesi müstecap mıdır? Evet. Allâh için birbirini sevmek fazilet olarak çok yüksek noktada görülmüş ve tutulmuş mu? Evet. Hiçbir gölgenin bulunmadığı o mahşerde Allâh için birbirlerini sevenler Allâh’ın gölgesinde gölgelenecektir diye hadisi kutsiyle müjdelenmiş mi? Evet. Salihlerle beraber olun diye emredilmiş mi? Evet. Ayetle sabit mi? Evet. Hatta her gün Fatiha-ı Şerife’de namazlarımızda bizi salihlerle beraber eyle diye dua eder miyiz? Evet. Bizim anladığımız rauta bu. Haydarinin sufilerce hangi zamandan beri kullanıldığını, bu geleneğin tarihini bize anlatır mısınız? Bazı rivayetler var.

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hızla mübarek hanelerinden çıkıp mescide gidiyor. Mescitte bakıyor bir kısım sahâbe Allâh’ı zikrediyorlar. Allâh’ı zikrederlerken bu hadîs-i şerifte böyle var. Anam babam size kurban olsun. Siz ne amel işliyordunuz diyor. Soruyor onlara. Onlar diyorlar ki ya Resulallah biz Allâh’ı zikrediyorduk. Size diyor yeminle söyletmemin sebebi şu Cebrail aleyhisselâm geldi. Ben o kardeşlerimden razıyım dedi diyor. Sahabeler de o zikrullahla alakalı onlara söyleyince bu hadîs metinlerinde geçmiyor burası anlatacağım kısım. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sahabelerdeki o ihlası görünce Allâh diyor o da Allâh’ı zikrediyor ve üzerindeki cübbesi düşüyor.


4. Bölüm

Düşünce ona veriyorlar diyor ki o da dostu zikrederken üzerinden düşen dostlara feda olsun diyor. Herkes birer parça kesiyor. Rivayet edilir Hazreti Ebu Bekir radıyallâhu anh hazretleri başıma tac ederim diyor. Halifelin ilk buradaki işareti halifelerde burada bir işaret var. Oradan kalıyor. Hazreti Ebu Bekir radıyallâhu anh hazretleri hiç onu çıkarmamış hayatı boyunca. Hazret-i Ali radıyallâhu anh hazretleri hem damat hem sahâbe iki parça veriyorlar o da omuzlarına dikiyor. Haydari diye oradan kalıyor. Bazı rivayetler var Osmanlı’da Haydar efendi diye bir zatın olduğu ilk zamanlarda onun böyle bir haydari diktirdiği böyle bir kıyafet diktirdiği ve oradan da haydari isminin kaldığı söyleniyor ama haydari Osmanlı’dan önce de var.

Hazreti Abdülkadir Geynaz hazretlerinden tutun da Ahmet Errufaz hazretlerinden tutun da daha geriye doğru haydari var. O yüzden cehri zikir erbabı haydari kendine bir kıyafet olarak kendine seçmiş. Zikirlerde giyer. Önceden dışarıda da giyerlermiş. Sonradan bu tekke ve zaviyeler ve dini kisveler kanunu çıkınca dışarıda giyilmez hale gelmiş. Bu normalde giydiğimiz bu böyle kısa olduğu gibi bunun normalde diz kapağı kadar ve aşağı kadar uzunları da var. Allâh bizi affetsin. Sorabilirsin. Kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikreder. Hadîs-i şerif var unutur. Hadîs-i kutsi var unutur. Kim Allâh’ı unutursa Allâh da onu unutur. Kim Allâh’a sırtını dönerse Allâh da O’na sırtını döner. O zaman biz gafletimizin içinden nasıl döneriz?

Gafletten bizim dönmemiz Allâh’ın lütfudur, ikramıdır. O normalde Allâh kendisini zikredenleri unutmaz onlara lütf eder. Muhakkak. Gaflete düşen biziz. O lütuf ve ikram ederekten bizi unutmuyor. Sufiler için geçerli. Bir şey mi dayanıyor bu yani? Bu tabi. Sufiliye dayanıyor. Yoksa Allâh bu noktada hadîs-i kutsi de kim Allâh’a sırtını dönerse Allâh da O’na sırtını döner. Kim Allâh’ı unutursa Allâh da O’nu unutur. Hatta başka bir âyet-i kerimede de o Allâh’ın zikrini unutturduklarımıza uymak. Bir de Cenab-ı Hakk’ın unutturdukları var. Allâh muhafaza eylesin. İnsan heva hevesine uymaya devam ederse Sufilerdeki Allâh’ı hatırlamak ekonizması Allâh’ın bir lütfu değil mi? Muhakkak Allâh’ın lütfu. O zaman Allâh bizi unutur mu?

Bu bu sufilerle alakalı değil zaten. Dedim ya. Peki Allâh’ın unuttuğu bunlar var o zaman mı? Var. Bunların bir sebepleri var mı? Kendilerince var. O Allâh’ı unutmuş. Allâh da öyle diyor. O Allâh’ı unuttu. Hiç hatırlamadı. Gayret etmedi bununla alakalı. Adam günlük virti var, virtini de attı, dersi de attı, zikrullahı da attı, yürüdü. Efendim? Bizim unutmamız insani. Allâh bizi unutmuyor. Allâh bizi unutmuyor. O lütfediyor. Bu da böyle ayrı bir lütuf oluyor. Bu lütuf ayrı bir lütuf oluyor. Bir kimsenin burada zikrullaha gelmesi ayrı bir lütuftur. Bir kimsenin günlük virtini çekmesi ayrı bir lütuftur. Yolda giderken Allâh’ı hatırlaması ayrı bir lütuftur. O direk Cenâb-ı Hak’ın lütfu ikramıdır.


5. Bölüm

Bu lütfun daimiyeti için bizim fiili bir şey yapmamız gerekiyor. Biz dua ederiz. Allâh’tan isteriz ve devamlı kendimize, kendi çabamızca onu hatırlamak için gayret gösteririz. Ne isteriz mesela? Allâh’tan ne isteriz lütfuna devam edeceğiz? Yakınlığını isteriz. Allâh’ın bana yakınlığını verdi. Cenâb-ı Hak’a deriz ki Ya Rabbi bize yakınlığını arttır. Bize dostluğunu arttır. Bizi bu noktada kendine yakın olan kullarından eyle. Fatiha-i Şerife’de diyoruz ya bizi o inam ettin, ihsan ettin, ikram ettin. O salihlerin yanında ve beraber eyle. Allâh bizi onlardan eylesin. Bir hadîs okuyalım gene inşâAllah. Ama bu işaret burada kalmış da nerede kaldı bilmiyorum. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin katiplerinden olan Hanzala el-Useid radellahu an anlatıyor.

Hazreti Ebu Bekir benimle karşılaştı ve nasılsın ya Hanzala diye sordu. Ben de Hanzala münafık oldu dedim. Subhanallah sen ne söylüyorsun dedi. Ben de Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yanında olduğumuzda bize cenneti ve cehennemi hatırlatıyor. Sanki görmüş gibi oluyoruz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yanından çıktıktan sonra ise hanımlarla çocuklarla ve geçim sıkıntısıyla meşgul oluyoruz. Bu sebeple çok şeyi unutuyoruz dedim. Hazreti Ebu Bekir Allâh’a yemin olsun ki bizde böyle şeyler oluyor dedi. Bizde de böyle şeyler oluyor dedi. Bunun üzerine Hazreti Ebu Bekir ve ben Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yanına gittik. Ben Hanzala münafık oldu.

Senin yanında bulunuyoruz bize cenneti ve cehennemi hatırlatıyorsun. Sanki gözle görmüş gibi oluyoruz. Senin yanından çıktığımız zaman hanımlarla çocuklarla ve geçim sıkıntıları ile meşgul oluyoruz. Bu sebeple çok şeyi unutuyoruz dedim. Bunun üzerine Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Mevsim elinde olan Allâh’a yemin olsun ki siz benim yanımda bulunduğunuz hali muhafaza edip zikre devam edebilseydiniz. Sizinle melekler yataklarınızda ve yollarınızda musafa ederdi. Fakat ya Hanzala bazen böyle bazen öyle olur buyurdu. Ve bunu üç defa tekrarladı. Hanzala radıyallahu an hazretleri nasılsın dediğinde Hazreti Ebu Bekir radıyallahu an hazretlerini bunu anlatıyor. Demek ki Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sohbetindeyken orada sohbet dinlerken cenneti ve cehennemi görüyormuşçasına bir hal yaşıyorlar.

Bir kimse Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sohbetinde bu yüksek manevi hale ulaşır. Aynı bu manevi hale yakın bir müritte üstadının sohbetinde buna yakın haller yaşar. O yüzden bir kimse zikrullah alakasında sohbette cenneti ve cehennemi görüyormuşçasına yüksek faziletlere, yüksek duygulara, yüksek manevi hallere ulaşması mümkündür. Bu halini korur, bu halini muhafaza ederse bu onunla alakalı daha yüksek bir fazilet, daha yüksek bir nur üzerine olur. Bu sûfîler için çok önemli bir şeydir. Sufiler zikrullah da yakaladıkları hali dergahta, tekke de, sohbette yakaladıkları hali devam ettirmeye gayret ederler. Bu dervişin disiplinli olması ile alakalıdır. Eğer derviş disiplinini kaybetmez, o yolcu, yolcu olduğunun idrakine varır, her daim Allâh’ı hatırlama, zikretme, farzları yerine getirme, günah-i kebalilerden uzak durma, yolu kendisini, arkadaşlarını, kardeşlerini istismardan uzak tutma gayreti içerisinde olursa o her an, o her an sanki cenneti ve cehennemi gözünün önünde yaşıyormuş gibi bir hal yaşar.


6. Bölüm

Hani, Cebrail aleyhisselâm, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine gelmişti de, iman nedir, İslâm nedir, ihsan nedir diye üç tane soru sormuştu. İhsan nedir sorusuna, Allâh’ı görüyormuşçasına yaşamaktır demişti Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. Sûfî her an kendince Allâh’ı görüyormuşçasına bir hayat sürmeye çalışır. Allâh’ı görüyormuşçasına, hatta devamında der ya, sen onu göremesen dahi onun seni her daim gördüğünü hissedip öyle yaşamaktır. Allâh’ı görüyormuşçasına yaşamak aşkın en zirve noktasıdır. O esnada sûfî aşkın zirve noktasındadır ve görüyormuşçasına yaşar. Ve bu her daim bu zirve, her daim bu derece o kimsenin üzerinde durmaz. Hadîs-i şerifte de bazen öyle olur, bazen böyle olur.

Üç sefer söylemesi de o, ilmel yat’in noktasındadır. Bazen öyle olur, bazen böyle olur. Bu nedir? O kimsenin derslerini çekerken, zikrullah yaparken, namaz kılarken kendisini her daim diri tutmasıdır. Bu ilmel yat’in noktasında bir sufinin üzerinde günlük yaşantısında namaz kılarken, dersini çekerken, zikrullah’a geldiğinde her daim diri ve uyanık olmasıdır. Bu biçit yukarı o kimse namazın normalde arasında da, derslerinin arasında da her daim kendince her daim hep Allâh’a yakinlik koşuşturmasının içerisinde kendisini uyanık tutmasıdır. Bu normalde hakkel yakin noktası o kimse günün içerisinde zaman zaman muhakkak ki gaflete düştüğü zaman zaman böyle kendince kesinti uğradığı zamanlar olur. Ama hakkel yakin noktası en üst zirvedir.

Bu en üst zirvede de o kimse görüyormuşçasına yaşam. Bu da bazen öyle bazen böyle’nin hakkel yakin noktasıdır. o ihsan noktasını yakalamaktır dervişliğin gayesi. İhsan noktasını yakalamak. Yoksa o ihsan noktasını yakalama gayreti yoksa dervişte o da dervişler de kendi içerisinde üçe ayrılırlar. İlmel yakin olan dervişler, aynel yakin olan dervişler, hakkel yakin olan dervişler, ilmel yakin olan dervişler kendilerince bu gayretin içerisinde fazla koşuşturmazlar. böyle küçümsemek için söylemiyorum. cami cemaatı derince kılar namazını bakar işine evinden işine işinden evine cami üçgen arasında dolaşır. Bir sıkıntı yok bunda. Dervişler de vardır. Derslerini çekerler. Dersleri takip ederler. Ne zaman dersi var?

Perşembe günü. Mahalle dersi ne gün? örneğin diyorum ki pazartesi gün. Adam haftanın iki gün derse gider. Günlük bildiğini de çeker. Kendince adabı arkana uymaya çalışır. Derviş müdür? El cevap evet. O kendini muhkim tutar orada. Kendi kendini muhafaza etmeye çalışır. Yol yürümeye çalışır. O noktada sıkıntı var. Bu yol yürümeye çalışır. O noktada sıkıntı var. Bu yol yürümeye çalışır. O noktada sıkıntı var. Bu yol yürümeye çalışır. O kendini muhkim tutar orada. Kendi kendini muhafaza etmeye çalışır. Yol yürümeye çalışır. O noktada sıkıntı var. Bu yok. Ama derviş vardır. Bir çıt daha ilerisini düşünüyordur. Haydi iki kişi daha derse götüreyim. Üç kişi daha derse götüreyim. Beş kişi daha derse götüreyim.

Daha disiplinli olayım. Bir virhini çekmiş. Bir virh daha çekeyim. Günlük beş bin tevhidi kendime şiar edineyim. Pazartesi, perşembe oruçlarını kendime şiar edineyim. Biraz daha böyle dervişliyim. O tutturuyoruz. Üzerimde haramlara dikkat edeyim. Arkadaşları toplayıp ders yaptırmaya çalışayım, bugün bakın onun dervişlik noktası, dervişlik derecesi değişti ama bir kimse de vardır, kendini vakıf etmiştir oraya, koşuyordur o, onun işi, gücü, gecesi, gündüsü dervişlikle alakalı, Allâh’a yakın olma, Allâh’a anlatma, Kur’ân Sünnet tarihinde mücadele etmedir. müminlerin öyleleri vardır ki, Allâh’ı şerit bir sevgiyle severler, bu o noktaya gelmiştir, o da nedir? Dervişliğin hakkel yakın noktasıdır, o dervişliğin hakkel yakın noktasını arayanlar, o ihsan derecesine ulaşmaya çalışan ve cenneti ve cehennemi görüyormuşçasına, gözünün önünde yaşamaya çalışan kimselerdir, Allâh cümlemizi onlardan eylesin.

Tabi normalde buradan çıkarılan sonuçlar çoktur, böyle bu hadîs-i şerif, enteresan bir hadîs-i şeriftir, sufilerin hadîs-i şeriflerdeki temel dayanaklarından birisidir, o yüzden peygamber varisi olan velilerin sohbetine gitmek, peygamber varisi olan velilerin zekrullah alakalarına katılmak, peygamber varisi olan o mürşidlerle beraber hareket etmek, onlarla yol almak, bu noktada fazilet olarak kabul edilmiş ve yol öyle kurulmuş zaten, Allâh bizi onlardan eylesin inşâAllah. el-Fâtiha. Altyazı M.K.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Sünnet, Şeyh, Aşk, Sabır, Dervîş, Tekke. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı