Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

589. Dergâh Sohbeti — Her Dönemin Sıkıntısı, Siyaset Eleştirisi ve Meleklerin Zikre İştirâki

589. Dergâh Sohbeti'nde her dönemin Müslümanlara has sıkıntıları, evlilikte sorumluluk, Türkiye siyasetinin eleştirisi, ekonomik adaletsizlikler, Diyanet'in durumu ve Üseyd bin Hudayr hadîsiyle meleklerin Kur'ân okuyana ve zikir ehline eşlik etmesi anlatılmaktadır.


1. Bölüm

Selamünaleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesiniz. Dergahta sizin imamlığınızda namaz kılmak istiyoruz. Bu mümkün müdür? Allâh denk getirsin inşâAllah. Allâh’ım. Babam ve annem evlendiğinden beri babaannemin yanındalar. Ona bakıyorlar. Ve oturdukları ev çok eski. Dededen kalma. Ama şu an babamın üstüne verildi. Babam şu an evi satmak istiyor. Ama babaannem çok kötü durumda. Eziyet ediyor onlara. Babam ne yapacağını bilemez halde. Dua eder misiniz? Babam için bir öneriniz var mı? Ne yapmalı şu an? Babanın annene bakmaya devam etsin. Eğer evi satıp daha iyi bir ev alabileceğini düşünüyorsa bunu yapsın. Eğer daha iyi bir ev alamayacaksa hiç satmasın.

Rahatını bozmasın. Sabretsin inşâAllah. Peygamberimizi sallallâhu aleyhi ve sellem’i sevmek, dünyada cefaya, Allâh’ı sevmek, dünyada dertlere hazırlıklı olmak gerektirir. believe in Allâh Allâh is Her dönemin kendine ait sıkıntısı, belası, müsibeti vardır. Müslümanlar, Adem’den itibaren kendi yaşadıkları dönemde, kendi yaşadıkları dönemin sıkıntılarını, problemlerini, dertlerini, çilelerini çekerler. Bu Yusuf Aleyhisselâm’ın kuyuya ve zindana atılması gibi, Yakup Aleyhisselâm’ın gözlerinin görmemesi gibi, Musa Aleyhisselâm’ın başına Firavun’un musallat olması gibi. Örneğin sahabelerin, Mekke’deki sahabelerin, müşriklerin eza ve cefalarına katlanması gibi. Hicret etmelere gibi. Düşünebiliyor musunuz?

Hicret ediyorlar. Evlerini, barklarını bırakıp çıkıp gidiyorlar. Ve ardından da müşrikler onların evlerini, barklarını konuyor. Tabiri caizse el koyuyorlar. Onların mallarına el koyuyorlar. o iman eden, o kimselerin imanlarından dolayı mallarına el koyuyorlar. 28 Şubat’ta yapmışlardı bunu. Normalde bazı hoca efendilerin, bazı şey efendilerin mesela evlerine el koydular. Bazı yurtlara el koydular. yurt ama şahsın üzerinde. Şahsın üzerinde. Şahsın üzerindeki bir Kur’ân kursuna el koydular. Şahsın üzerindeki bir yurda el koydular. 28 Şubat’ta olanları söylüyorum. Dönem dönem bu sıkıntılar şimdi şeyden aldık ya sahabeden. Sahabenin Mekke’deki sıkıntıları, oradaki iman edenlerin sıkıntıları, dertleri, problemleri, Medine-i Münevvere’deki sıkıntılar, dertler, problemler, Aşere-i Mübeşere zamanındaki sıkıntılar, problemler.

Ardından geliyoruz biz Muaviye zamanına. Muaviye’den sonra Yezid, Yezid’in zamanındaki sıkıntılar, problemler. Yezid’den sonraki gelen Em’evi Sultanlarının Ehlibeyt’e yaptıkları sıkıntılar, problemler. düşünebiliyor musunuz şey, İmâm-ı Hanbel’in çektiği sıkıntıları? Düşünebiliyor musunuz İmâm-ı Azam’ın çektiği sıkıntıyı? İmâm-ı Azam Hazretleri şehit edildi. Bütün imamlar esiyet çektiler. Gelin zaman dönem dönem şimdi. Hadi bu tarafa doğru gelelim. Abdülkadir Geylân Hazretleri, Ahmet El-Rufa Hazretleri, Ahmet El-Bedevî, İbrahim Duzik’i. Kendi zamanlarının sıkıntılarına, problemlerine çeke çeke geldiler. Bu her dönemin sıkıntısı vardır. Bir kimse ben Allâh’ı seviyorum, Resûl’ünü seviyorum diyorsa, ben Kur’ân’a tâbi olacağım, Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin sünnetini, seneyesini işeceğim, yaşayacağım diyorsa, bu sıkıntılar hiçbir dönem bitmez.


2. Bölüm

Gelin şimdi bu tarafa doğru mesela. Bu normalde sanki emeviler zamanında çekildi de ondan sonra çekilmedi mi? Ondan sonra da devam etti. Bu problemler, sıkıntılar Osmanlı’da da, farklı bir cenahta devam etti. Mesela Osmanlı’nın Fituat’ı vardı. Fituat’la alakalı. Belki de sınırların içerisinde bir şey yoktu. Ama sınırlarının dışına gidenler o sıkıntıları çektiler, problemler çektiler, o dertleri çektiler. O sıkıntıları yaşadılar. Osmanlı’dan sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu. Yine o sıkıntılar, problemler ne yaptı? Devam etti. Bakın, burada meselenin aslı özü zamanın sıkıntılarına göğüs germektir. Zamanın dertlerine göğüs germektir. Zamanın kendi içerisinde, kendi dairesinde, Müslümanların üzerinde oynanan oyunlara göğüs germektir.

Bu geçmiş bir dönemde, sahabenin ehad demesidir. Onun o sıkıntının içerisinde. Kimisinin eşinden, aşından olmasıdır, malından, mülkünden olmasıdır. Bunlar hiç eksilmez ehademden itibaren ve eksilmeyecek de. Şimdi bugün de Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine tabi olacağım derse bir kimse, o sünneti işleyeceğim derse, bugün de sıkıntı yaşar. Ben Kur’ân’a tabi olacağım, Kur’ân’ı yaşayacağım derse, bugün de o sıkıntıyı yaşar ki, yaşamaması mümkün değil, yaşanıyor zaten. O yüzden her dönemin, her beldenin, her bölgenin kendine ait bir sıkıntısı, problemi vardır. Kendine ait, kendi zamanına ait. O gün için zor katlanılabilenecek, o gün için ona sabretmenin, onu katlanmanın, onu yürütmenin, onu götürmenin, onu sırtlamanın zor olacağı, zor olacağı hal, hareket, tavır, davranışlar hep olacaktır.

Ve Müslümanlar, kendi sistemlerini kurmadıkları müddetçe, Kur’ân ve sünnete dayalı, bu sıkıntıları hiç bitmeyecektir. Kurulsa farklı sıkıntılar oluşur, yine oluşur. Sıkıntısız, dertsiz, gamsız, kasebetsiz bir dünya yok. Bir Müslüman, اَشْدُوَنْ لَا اِلَهَا اِلَّا اللّٰهُ وَاَشْدُوَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ deyip iman edip imanını yaşamaya koyulursa, dakika bir gol bir sıkıntı onu bulur. Eğer hiçbir sıkıntısı, derdi yoksa o kimse kendince imanını bir daha gözden geçersin. Yaşamış olduğu dini, kendi yaşadığını din olarak gözden geçersin. Dinden algısına nasıl bir din yaşıyor. Bunu gözden geçersin. O yüzden biz hiçbir zaman, burada diyor afiyet, biz hep afiyet isteriz. Derdin içindeyken de afiyet isteriz, sıkıntının içindeyken de afiyet isteriz.

Sûfî felsefesi biraz daha meseleye farklı bakar. Biz derdi normalde kendimizce bir şifa gibi görürüz. Sıkıntıyı bir merhem gibi görürüz. Problemi biz manevi bir eşik gibi görürüz. Öyle ama kendimizi aldatırız, önemli değil, onu öyle geçeriz. Allâh bizi muhafaza eylesin. Duallarımızda tercih mi yapmalıyız? Normalde insanlar dua ederler. Dua etmek hem ayetle hem hadisle sabit. Dua edin, muhakkak ki dualar sizin gönlünüzün bu noktada bir penceresi olacaktır. Ayakkabı ağınızı bile Allâh’tan dileğiniz gibi bir geniş hazine verirken ne yapacağız? Bu zor bir şeydir. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hususi dairede, hususi olarak sahabesine söylediği bir tavsiyedir. Hazreti Ebu Bekir efendimiz’e söyler.


3. Bölüm

Pardon, Hazreti Ebu Bekir efendimiz’e kamçısını söyler. Başka bir sahabeydi, şeye Ebu Zer Gifariye der. Ayakkabının bağının bile Allâh’tan istediği. Hazreti Ebu Bekir efendimiz’e düşen kamçını bile der. O yüzden bunlar hususi viyitler, hususi terbiyelerdir. Bunu ümmete mütalik görmek, biraz Allâh muhafaza eylesin, sıkıntılıdır. Üç ihlas bir Fatiha’nın sırrı nedir? Çok basit, çok kısaca söyleyeyim. Kim üç ihlas bir Fatiha okursa, Kur’ân’ı hatmetmiş gibi ona sevap verilir. Bağışlama yapmanın sebebi nedir? E hediye ederiz biz. Hediyeleşmek sünnettir. Siz üç ihlas bir Fatiha’yı her gün okuyup Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine hediye ediyorsunuz. Geçmiş peygamberlere. E, hediyeleşmek sünnet olduğuna göre hediyeleşmenin en altı, aynıyla karşılık vermek.

Onun bir üstü, fazlasıyla, misliyle karşılık vermek. E hiçbir şey yapamıyorsanız ona dua edin diyor. E hediyeleşmek, kimle hediyeleştin? Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemle, geçmiş peygamberlerle. Asapla, pirefendilerle, imam efendilerle, velilerle, mürşidlerle, müminlerle. Ne güzel hediyeleşme. Bağışlayamayın, bağışlanan faydası nedir? Biz sûfîler meselenin fayda tarafına bakmayız hiç. Biz fayda için bir şey yapmayız. Fayda için bakarsak menfaat girer işin içerisinde. Allâh muhafaza eylesin. Dersli dervişlerin derslerini çekmelerinin faydası nedir? Çekmeyenin ahvali ne olur? Tekrar söyleyelim, biz namazı, abdesti, orucu, virdi, dersi bir fayda mülahaza ederekten yapmayız. Cenâb-ı Hak bize emretmiş, Allâh’ı zikredin, biz de zikrederiz.

Derviş ilk aldığı dersi ne zamana kadar çeker? Çektiği yere kadar çek, Allâh çek. Ders değişir mi? Kolay kolay değişmez. Ayrıyeten vird alırsa o kimse alır. Almazsa da bir şey değişmez ki. Almadı diyelim. Allâh bizi affetsin inşâAllah. Eşimle ilgili olarak anlaşmazlıklar yaşıyoruz. İki çocuğum var. Ayrıldık. Sonra tekrar çocukların psikolojisi bozulduğundan dolayı beraber yaşamaya karar veriyoruz. İki çocuğum var, iki çocuğum var, iki çocuğum var, iki çocuğum var. İki çocuğum var, iki çocuğum var, iki çocuğum var, iki çocuğum var. Beraber yaşamaya karar verdik. Ama şu an aynı evde yaşayan iki yabancıyız. Duvarlarınızı eksik etmeyin. Konu hakkında nasıl bir yol izlemeliyim bilmiyorum. Hakkınızı helal edin.

Biraz böyle bu konudaki analizim size tuhaf gelebilir. Şunu merak ederim. Bir kimse yedi yabancıyla anlaşır da çocuklarının annesiyle veya babasıyla nasıl anlaşamaz diye. Ben evliliklere bakarken genel itibari olarak, kusurlu olarak erkekleri gördüm. Namus söz konusu olmadı müddetçe. daha birkaç daha ağır şeyler olmadı müddetçe. Evliliğin dağılmasına birinci sebep erkekleri görür. Erkek bir şekilde evliliğini götürmeyi, yürütmeyi, evliliğini ebediyete kadar götürmeyi düşünmeli. O evi geçindirme, eşini, çoluğunu, çocuğunu ileri doğru götürme, o çocukların geleceğini düzgün bir şekilde kurma açısından birinci derecede sorumlu erkektir. Bir erkek, bir evi, bir eşi, çoluğu çocuğu sevk ve idare edemeyecek noktadaysa evlenmeyecek.


4. Bölüm

Adam mümkün olduğunca, gücünün yetince yapıyor ama kadın nefsine uymuş. derler ya, gemi azıya almış diye, gemi azıya almış. O zaman adamın yapacak bir şeysi yok. Ben hep kardeşler arkadaşlara derim ya, kovan siz olmayın, döven siz olmayın, gönderen siz olmayın. Ben böyle daha aktif önceden bu tip işlerin içindeydim. Şimdi böyle küçük küçük kelimeler, cümleler söyleyeceğim. O kelimelerin, cümlelerin sahipleri bunu bilirler kendilerince. Bir kadın, örneğin, bir adamı istemiyor. Ne yapabilir adam ona? Ne yapabilir adam ona? Ne yapabilir adam ona? bir kadın, örneğin, bir adamı istemiyor. Ne yapabilir adam ona? Mesela birisi dedi ki kocası için, onu gördüğümde şunu görüyor, şöyle bir şey görüyormuş gibi oluyorum dedi.

Dedim bak sen boşanmayı istiyorsun, ayrılmayı istiyorsun. Yarın öbür gün dedim, oğulların bana bu mevzuyu sorarlarsa, derim ki dedim, anneniz böyle dedi. O yüzden babanız mecburiyetten onu boşadı. Yoksa babanız onu boşamayacaktı. Derim dedim. Şimdi, ne olursa olsun bir erkek mümkün olduğunca evliliğini yürütmeye, götürmeye çalışacak ama olmuyor. Kadın ayrılmayı düşünüyor. Ayrılacak. O zaman adamın yapacak bir şeysi yok. Ve hatta bazen ben de şahit oluyorum ona. Kadınlar o kadar erkeklere ağır laflar söylüyorlar ki erkeğin o evliliği, götürebilirliği kalmıyor. O evliliği, götürebilirliği kalmıyor. Dil önemli. Bazen erkekler de kadınlara öylesine ağır kelimeler kullanıyorlar ki o kadının o adama kadınlık yapması mümkün değil.

Bu böyle sûfî kardeşlerin içerisinde bunların yaşanması daha da acı. Bu daha sıkıntılı bir şey. Gönül arzu eder ki böyle bir şey olmasın. Ama bir evde paylaşıyorlar, bir evi paylaşıyorlar. İnsanlar yedi kat yabancıyla ortak bir nokta bulup yürüyebiliyorlar. Çocuklarının annesi, çocuklarının babasıyla ortak bir nokta bulamazlar mı? Ben bir. Onun normalde oğluydu, pardon, özür dilerim. Gelini mi, kızı mı ne bana söyledi. 30 yıldır aynı evde yaşayıp birbirleriyle konuşmayan, birbirleriyle konuşmayan, birbirlerinin yemeğini yemeyen aile biliyorum. Çocuklar evlenmiş, torun torba sahibi olmuşlar. Bakın, çocuklar evlenmişler, torun torba sahibi olmuşlar. Adam çarşıdan ne alacaksa eve ihtiyaç olanı alıp geliyor, koyuyor mutfağa.

Adam ayrı yemek yapıyor, kadın ayrı yemek yapıyormuş. Birbirlerinin yemeklerini de yemiyorlarmış. Birbirlerinin yemeklerini de yemiyorlarmış. Odaları da ayırmışlar. 30 yıldır. Ben dayanamadım, çocuklar nasıl oldu dedim ben. Çocuklar olduktan sonra olmuş, üfet herhalde. 30 yıldır dokunmak da yok birbirlerine. Dedim, bundan kaynaklanmış bende şimdi. Çocuklarına, adam dedim, adamlık yapacaktı. Böyle baktılar. Dedim, kadını zorlayacaktı dedim. Bu tecavüz değil tabii. O da çekilmiş kenara. böyle bir hayat yaşanabilir mi? Allâh muhafaza eylesin. O yüzden eşler mümkün olduğunca birbirlerine saygı, sevgi, muhabbet noktasında duracaklar inşâAllah. Allâh muhafaza eylesin. Duygularımla oynayan bir kişi var.


5. Bölüm

Sonradan öğrendim. Ancak gönlümü kaptırdım, vazgeçmek istiyorum. Ne yapmalıyım? Kalbimi soğutamıyorum. Bildiğim halde hâlâ vazgeçmiyorum. Zor durumdayım. Ne yapmalıyım? Duygu aldatır insana. Hep zarar ettirir. Sen hakikate yönel. Önceden genelde herkese selam vermeye çalışıyordum. Bir ortamda konu açıldı. Selam kimlere verilir denildi. Yaşlı bir amca hadisiyle sabit namaz kılanlara verilir denildi. Yorumunuz, selamı yayınız. Reklam etc. Reklam belki de consistency diyebilirsiniz. Gözlüğünüzü, ağzınızı, kapınızı, loyalinizin varlığınızı, bir tanem ve bir kilometre adını, bir arkadaşınızı, Okunurken çıtlatanı görüyorum. Kavmet getirirken çıtlatan Kur’ân, okunurken âyet, okunurken. MâşâAllah nelere dikkat ediyorsunuz ya.

Ezan okunurken milletin eline mi bakıyorsunuz? Siz de ezan okuyun. Ben 30 yaşındayım. Siyaseti çok iyi bilen biri değilim. Şu anki sistemde ciddi adaletsizlikler ve yolsuzluklar var. Maddi ve manevi zulümler görmekteyim. Bir Müslüman olarak nasıl bir siyasi arayış ve takipte olmalı? Savaş? Takipte olmalı, savaşmalı. Savaşmalı. Öyle mi? Savaş. Başımızdaki kişinin İslam’a hizmetine mi bakmalıyız? Ayrıca yeni kurulan Refah Partisi ve Fatih Erbakan hakkında ne düşünüyorsunuz? Ah be. Ne yazık ki Müslümanlar sahipsiz. Müslümanlar sahipsiz olduğu kadar da dağınık. Dağınık oldukları kadar da birbirlerine düşmüş vaziyetteler. Bu gerçekten Ümmet-i Muhammed’in durumu iç açıcı değil. Bu dağınıklık yaz yaklaşık 200-250 yıldan beri devam ediyor.

Müslümanlar zaman zaman ama herhangi bir cemaatin, tarikatın, siyasi liderin peşine takılıp bu dağınıklığın biteceğini, bu dağınıktan kurtulacaklarını düşünüyorlar. Ne yazık ki bir müddet sonra Müslümanlar oradaki işlerin değiştiğini, farklılaştığını görüyorlar. Burası en acı tarafı. Ümitsizliğe ve umutsuzluğe düşüp dağılıyorlar. Bunu normalde Şeyh Efendiler, Hoca Efendiler, siyasetçiler suçu yine Müslümanların üzerine atıyorlar. Onların hiç hataları, kusurları yok. Onların hiçbir yanlışlıkları yok. Bunun içerisinde Sufiler de dahil. İnsanlar istişare mekanizmasını çalıştırmıyorlar. Müslümanlar sorgulamıyorlar. Bunu gidin İslam’ın siyasi kanadındaki kimselere söyleyin, şunu derler. Siz bir şeyhe gidip bağlanıyorsunuz, sorgulamıyorsunuz.

Şeyhlerinizi ilahlaştırıyorsunuz. Bir şeyhe gidip bağlanıyorsunuz, sorgulamıyorsunuz. Bir şeyhe gidip bağlanıyorsunuz, sorgulamıyorsunuz. Sorgulamıyorsunuz. Şeyhlerinizi ilahlaştırıyorsunuz. Onu peygamberin yerine koyuyorsunuz. Bunu hep söylerler ya, onu peygamber gibi tabi oluyorsunuz. Bunlar hep Sufilere söylenen sözlerdir. Arkadaşlar, ben 57 yaşındayım. 12-13 yaşta siyasetle başladım. Orta 1, 2 demedik, neydik? Sonra 12 Eylül’de siyaset olan ilişkimi bitirdim. Sonra Sûfîlik’le tanıştım. 30 kusur yıl Sûfî hareketin içerisindeyim. 30 kusur yıl. Ben kendi canavımdan söyleyeyim. Herhalde benim kadar eleştirilen, benim kadar arkasından gıybet edilen, benim kadar iftira edilen hiç kimse yoktur.


6. Bölüm

Söylerler ya hani, siz bunları böyle tutuyorsunuz diye asıl kendileridir. Siz, isim vermişler ya buradan şimdi, Refah Partisi ve Fatih Erbakan diye. Peki. Milli Selamet Partisi zamanında Necmettin Erbakan Hoca’yı eleştirecek bir kimse tanıyor musunuz? Eleştirebilir miydi bir kimse? Evet. Necmettin Erbakan Hoca Hakk’ın rahmetine kavuştu. Hakk’ın rahmetine kavuşuncaya kadar kim eleştirebildi? İsim zikrediyorum. Tayyip Erdoğan’ı kendi dairesinde, kendi etrafında eleştirebilecek bir kimse var mı? CHP lideri Kemal neydi o ismi? Kılıçdaroğlu. Onu kendi etrafındaki herhangi bir kimse eleştirebilir mi? Adamın birisi eleştirmeye kalktı, partiden atı verdiler adama. İyi. Fatih Erbakan’ı eleştirecek bir kimse var mı?

Devlet bahçeliği eleştirecek bir kimse var mı? İyi parti miydi özür dilerim. Neydi kadın adı Meral? Meral Akşener. Eleştirebilecek bir kimse var mı ki? Hazret-i Ömer Radıyallâhu anh hazretleri hutbede Ömer şaşarsa ne yaparsınız? Bedevi kılıcını çekiyor. Bununla düzeltmesini biliriz. Yarabbi sallallâhu aleyhi ve sellem. Hazret-i Ömer Radıyallâhu anh hazretleri hutbede Ömer şaşarsa ne yaparsınız? Bedevi kılıcını çekiyor. Bununla düzeltmesini biliriz. Yarabbi sana hamd ediyorum. Ömer şaşarsa onu düzeltecek olan kardeşleri var. Yarabbi sana hamd ediyorum. Ömer şaşarsa onu düzeltecek olan kardeşleri var. Ne Ömer şaşıracak bir kimse ne de o Bedevi edepsiz bir kimse ama bize ölçü. Ama bu insanız hepimizde.

Ebuzer-i Gifari Hazret-i Osmân efendimizi biraz fazla eleştirince, Hazret-i Osmân efendimiz onu Şam’a gönderdi. Şam’a gidince Şam’da da Muaviye ve etrafını eleştirdi. Bu sefer Muaviye oradan mektup yazdı. Şam’ı istiyorsam onu buradan çek dedi. Bu sefer Hazret-i Osmân efendimiz mektup gönderdi. Ebuzer-i Gifari’yi geri çekti. Ebuzer-i Gifari’yi geri çekti. Bu sefer Hazret-i Osmân efendimiz mektup gönderdi. Ebuzer-i Gifari’yi geri çekti. Ebuzer-i Gifari Medine’ye münevvere girmedi. Gitti dışarıda çadırın içerisinde yaşadı. Orada öldü. Gerçekten bir kimse Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışıyorsa, siyasetin içerisinde Kur’ân ve Sünnet’i yaşaması ve yaşatması ben kendi şahsımca mümkün görmüyorum. Bugünkü mevcut siyasi yapının içerisinde, Türkiye’deki siyasi yapının içerisinde bir kimsenin Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışıp yaşaması ve yaşatması ve Kur’ân ve Sünnet’in yaşatma mücadelesi vermesini mümkün görmüyorum.

Bir konuşurum yıkılır ortalık. Bir başörtüsü yasağa kaldırıldı İslam’a olarak. Bana ikinciyi söyleyin. Başörtüsü yasağa kaldırılması ve imam hatiplerinin açılmasından, Kur’ân kurslarının açılmasından sonra başka bir şey söyleyin bana. Ben kendimi bir partiye angaj eden kimse değilim. Bir siyasete bu manada, partisel siyasete angaj eden bir kimse de değilim. Ceza veriyorlarsa versinler para cezası. Ben oy kullanan bir kimse de değilim. Ama bakın dinin haram kıldığı ne varsa Türkiye’de serbest. Dinin haram kıldığı ne varsa arkadaşlar Türkiye’de serbest. Serbest. Tecavüz ediyor. Öldürüyor adam. Gidiyor yatıyor içerde kaç yıl yatacaksa. Adamını buluyor, osunu busunu buluyor. Oradandı buradandı bir şeyler uyduruyor.


7. Bölüm

Bir bakıyorsun. Adam normal cinayet işlemiş gibi 17-18 yıl ceza olmuş. 17-18 yıl sonra çıkacak. Bir af maf bir şey de çıkarsa daha erken çıkacak. Tecavüzcüler, zaniler, katiller bu manada aramızda dolaşıyor. Sistem bu. Sistem bu. Siz zaten herhangi bir yerde dini olarak, dini söylem olarak, ben zinanın yasak olmasını istiyorum derseniz dini söylem olarak. Bu laik demokratik hukuk devletini teokratik sisteme dönüştürmeyi istemekten ve döndürmekten savcının önünde nefeslenirsiniz. Evet. Şunu diyebilirsiniz. İslam dini, zinayı haram kılmıştır. Bunu söyleyebilirsiniz. Dini söylem olarak ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasasında veya hukuki sisteminde dinimin emri olarak, dinimin emri olarak zinanın yasaklanmasını istiyorum diyemezsiniz.

Seksen iki anayasası sizi çarpar. Seksen iki anayasası sizi çarpar. darbecilerin yaptığı anayasa sizi çarpar. Darbecilerin yaptığı anayasayı da bakın seksen iki yıl kaç, iki bin on sekiz. Kaç yıl geçmiş? Otuz altı yıl. Otuz altı yıldır darbecilerin anayasası duruyor bu ülkede. Ve herkes darbelere karşı, herkes darbecilere karşı darbe yapanları yargılamaya kalktık. Biz anayasalarını değiştiremedik. Değiştiremezsiniz. Bakın değiştiremezsiniz. Ya nasıl basmaya kardeşim? Ne zaman değiştirirsiniz? Bu benim kendi analizim. İngiltere, Amerika ne zaman bu anayasayı değiştir dedi, sen o zaman değiştirirsin. Neden? Çünkü bu anayasa onların haklarını koruyor. Biz var mı anayasayı okuyan, inceleyen aranızda kaç kişi var?

Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, evet. Düşünebiliyor musunuz? Bu topluluk nasıl bir anayasayla yönetildiğini okumuyor. Biz Kur’ân’ı okumuyoruz, Sünnet’i okumuyoruz, anayasayı da okumuyoruz. Anayasadan bir şey paylaştım, Twitter’da millet telefon açıyor. Efendim bu, nasıl böyle bir şey? Anayasa da var. Ne o anayasadaki hukuk? Hükümet ekonomik olarak, ekonomik. Diğer devletlerle herhangi bir anlaşma yaptığında meclisten geçirme zorunluluğu yok. Evet, 82’den beri aynı. O yüzden habire devalasyon olup bizim paramızı alıp götürüyorlar. Biraz siz para biriktirin, kazanın diyorlar. Biz çalışıyoruz, çabalıyoruz bir üç yıl, beş yıl, on yıl. Ondan sonra bir rüzgar estiriyorlar, bizim aldığımız, kazandığımız şeyi alıp götürüyorlar üç günde.

Dolar üç bin beş yüz, dolar altı bin beş yüz. Dolar üç bin beş yüz, dolar altı bin beş yüz. Nerede? Para? Nerede? E dolar şimdi beş bin üç yüz. Seviniyoruz biz şimdi. En son haber var ya, diyorum ya bunlar resmen kafa yapıyorlar insanlarla. Ne? gülüyoruz, şimdi dolar altı buçuk diyenlere bak, dolar bak beş iki yüze indi. Allâh Allâh diyorum ya, milletin aklıyla mı alay ediyorlar? Matematik bilmiyor mu bu insanlar? Ya sen üç buçuktan aşağı düşür, ondan sonra biz gülelim, alay edelim. Bak gördün mü operasyon nereye tepti? Dolar şimdi iki buçuk lira. Ne? Dolar iki buçuk lira. Doların iki buçuk liraya düşeceğine inanan var mı burada? Varsa aklı gitmiştir zaten. Doların üç buçuk liraya gerileceğine, eski yerine geleceğine inanan var mı burada?


8. Bölüm

Aklı gitmiştir. Dört buçuk liraya düşeceğine inanan var mı burada? Aklı gitmiştir. Beş buçuk lirada durdu. Üç buçuk liradan beş buçuk liraya. Yüzde seksen. Yüzde seksen. Akıllı telefonlarınız cebinizde bölün beş bin üç bin beş buçuğu üç buçuğu. Böl böl. Bir nokta elli yedi. Türkiye bir ay içerisinde bir nokta elli yedi geriye gitti. Yüzde elli yedi. Hepimizden yüzde elli yedi aldı gitti. Nereye gitti bu? Bunu sorgulayabiliyor muyuz? Hayır. Bunu irdeleyebiliyor muyuz? Hayır. Bunun hesabını sorabiliyor muyuz? Hayır. Bitti. E şimdi ne o Fatih Erbakan mâşâAllah. Bir şey söyleyeceğim. Ortalık yer yerinden oynayacak. Babasının altından hesabını verdiler mi bu millete? Bir şey söyleyeceğim. Bir şey söyleyeceğim.

Bir şey söyleyeceğim. Bir şey söyleyeceğim. Bir şey söyleyeceğim. Bir şey söyleyeceğim. Bu altınları nereden kazandı acaba? Çocukları arkasından kıyamet kopardılar, mahkemelere verdiler, birbirlerine mahkemelere düştüler. Nereden kazandı bu parayı? Alparslan Türkeş’in Esrişe Bankası’ndaki bilmem kaç milyar dolarını nereden kazandı o parayı? Bunun hesaplarını verecekler. Bakın bunun hesaplarını verecekler. Bakın bunun hesaplarını verecekler. Kim verebilir? Hiçbirisi de. Hiçbirisi. Hiçbirisi. Ne amaçları? Dinmiş mi? Bu millet yine koşar aldatır mı kendini? Aldatır. Ben bir sefer aldandım. Ben bir sefer aldandım. On iki Eylül’de aaa biz Vatan, Millet, Kur’ân, Sünnet diyoruz. Canvas satıyoruz, dernek kirası ödüyoruz.

Ne bileyim, şeyden Alçıdan, Bozgurtlar yapıyoruz. Üç İleller yapıyoruz. Dernek kirası ödeyeceğiz diye uğraşıyoruz. Millet milletvekili olacak diye uğraşıyor. Sonra bir bakıyoruz, bir bakalım. olacağım diye uğraşıyor. Sonra bir bakıyoruz ki milyon dolarlar çıkıyor bank hesaplarında. Milyon dolarlar çıkıyor. Milyon dolarlar çıkıyor. Biz Kur’ân, Sünnet, Vatan, Millet diye koşacak insanlar emeklerini harcayacaklar, paralarını harcayacaklar, zamanlarını harcayacaklar. ne olacak? Birisi belediye başkanı olacak. Birisi milletvekili olacak. Ondan sonra belediye başkanı milletvekili olup gelip tepeden bakacak bana. Yanaş yanına yanaşabiliyorsan Kaç yıldır buradasınız? Burada, bu mekanda. Beş yıl mı oldu?

Beş yıldan beri bir tane siyasetçi gördünüz mü burada? Beş yıldan beri sizin derdinizle dertlenen sıkıntınızla sıkıntılanan birisini gördünüz mü burada? Beş yıldan beri ya bu burada millet toplanıyor. Ne yapıyorlar? Ne ediyorlar? Değeni gördünüz mü? Yok. Daha kendi etrafındaki tetikçilere şunu söyletiyorlar. Biz FETÖ’den ağzımız yandı. E bütün cemaatleri ve tarikatlara uzakız. Ben dedim bu senin sözü mü? Bu AK Parti’nin sözü mü? Hocam benim sözüm değil. Ya AK Parti’nin? Bak bunu derste kullanırım dedim. Bunu derste kullanırım. Bu büyük vebal dedim. Yok öyle hocam dedi. Genelge gönderdiler dedi. İyi. Biz de uzağız desek ne olacak o zaman? Biz komple siyasete uzakız kardeşler. Günlük siyasetle işimiz yok.


9. Bölüm

O yüzden günlük siyasetle işimizi bitirdik. Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olarak yirmi üçe kadar durması gerekiyordu. Bu benim devletimin üzerinde yaptığım analiz. Iki bin yirmi üçe kadar durması gerekiyordu. Ben bu analizimde hala daha duruyorum. Bu analizim zaten bitti şey olarak. Ama şu acı bir şey bakın. Ciddi adaletsizlikler ve yolsuzluklar var. Geçen Cafer’le paylaştığımı şimdi sizde de paylaşayım. Sayıştalar raporlarını açıklıyorlar ya. Ben de böyle boş kalınca bakıyorum onlara. geçenlerde geçen haftada böyle adaletle alakalı bir şeyler paylaştım ya istatistikleri. Bunlar şeyden no internette var. Adalet Bakanlığının girin sayfasına. Adalet Bakanlığı’nda suç istatistikleri, ceza istatistikleri, ondan sonra mahkeme istatistikleri, sonuçlananlar, sonuçlanmayanlar hepsi de var istatistik olarak.

Girin bakın. Sayıştalar raporlarını da böyle yayınlıyorlar. Onlara da bakabilirsiniz. Bakın onlara da bakabilirsiniz. Şimdi adam biz bunu orman işletmesinde ben çalışırken bunu bizimkinler yol ihalesinde yapardı. Ona örnek vereceğim şimdi size. Yol ihalesi yaparız biz. Yangın yolu, yangın şeridi ve hatta dağ yolu, orman yolu. Yangın şeritleri ayrıdır. Orman yolları ayrıdır. Orman yolu stabilize olur, daha masraflıdır. Yangın şeridi masrafsızdır. Yaralar dağın tepesinden bir yeri, öbür tarafa kadar giderler, belli bir metre açılır. Oraya da normal bir topraklarlar gray der gider. O yangın şerididir. Şimdi oradan bildiğim yerden örnekleyeceğim size. Ben o metretül hesaplarını bilirim geçmişten.

Şimdi yol ihale etmişler. Kaç metre? Iki yüz metre. Iki yüz metre ihale etmişler. Üç kişi ihaleye girmiş. Birisi iki yüz yirmi lira vermiş. Birisi iki yüz kırk lira vermiş. Birisi de iki yüz altmış lira vermiş. Peki. Iki yüz metre ne olacak değil mi? Idare bunun üçünden birisini seçme hakkı var. Bizim zamanımız da öyleydi. Cafer dedi ki değişti şimdi ortalamasını seçiyorlar dedi. istediğine veremiyor dedi ortalamasına seçiyor. Iyi ortalamasına seçti. Kime seçti? Iki yüz kırk lirayı seçti. Öyle değil mi ortalaması? Iki yüz yirmi lira var, iki yüz metre ihale etmiş, iki yüz kırk lirayı seçti. Dersiniz ki ya ne olacak iki yüz metreden yirmi lira para verse. Ha. Öyle değil. Adam işi iki yüz metre olarak almış.

Işi aldıktan sonra iş iki bin iki yüz metreye çıkmış. Anladınız mı? Iki yüz metrede adam yirmi lira zarar et çekti. Iki bin iki yüz metrede devlet ne kadar zarar etti şimdi? Iki bin metrede dört yüz. Iki kere iki dört. Iki bin iki yüz metreye çıkardı ya iki bin metreye çıkardı. On katına çıkardı. Iki bin oldu. Evet doğru. Dört yüz oldu. Adam ne oldu zararı? Orada normalde iki yüz metrede adam yirmi lira zarar edecekti devlet. Ama iki bin iki yüz metre çıkarınca dört yüz lira zarar etti. Orta yerde şimdi ihale kanununa göre bir usulsüzlük var mı? Yok ihale şart namelerine göre bir usulsüzlük var mı? Yok. Bu para nerede? Açın okuyun sayışlar raporlarını. Ben vatanımı milletimi seven insanım. Benim babamın oğlu bu vatana, bu millete zarar verse siler atarım.


10. Bölüm

Ben onu okuyorsam, görüyorsam benim babamın oğlu olacak bu devlete bu millete zarar veren onu dahi siler atarım. Ben o yüzden bu vatana, bu millete, bu devlete zarar verenlere hakkımı helal etmiyorum. Size bir şey diyemem. Kim bu vatana, bu millete, bu devlete, bu topraklara zarar veriyorsa ben hakkımı helal etmiyorum. Asla da etmeyeceğim. Altını tekrar çiziyorum. Kim bu vatana, millete, devlete zarar veriyorsa siyasi, ekonomik, idari hiç önemli değil. Ben ona hakkımı helal etmiyorum. Cenâb-ı Hak mahşerde benim hesabımı o görsün. Ahir zamanda diyoruz. Siz bunu beceremeyeceksiniz, yapamayacaksınız, hakkınızı alamayacaksınız diyor. Hakkınızı alamayacaksınız, bu günleri yaşayacaksınız. Diyor bunu mahşerde Cenâb-ı Hak diyor bunun hakkını.

Hadi şerifte diyor ki sen bu hakkını diyor, alamayacaksın. Müslümanlara söylüyor. Ama diyor, bu mahşere saklanacak. Benim alacağım mahşere saklı kalsın. Alamıyoruz. Evet. Allâh bizi affetsin. düşünebiliyor musunuz ya? Diyanet işlerinin parası faizde. Diyanet vakfının parası faizde. Başka bir şey lazım mı? Başka bir şey konuşmaya gerek var mı? Geçenlerde bizim hoca arkadaşa saydırıyorum. Dört milyon ilahiyatçı, diyanetçi, imamın müezzini, ilahiyatçısı, imama tip hocaları, dört milyon. Ya dört milyon insan, dört milyon insan devletten maaş alıyor. Devlet yetkilisi. Ya bunlar on kişinin hidayetine sebep olsalar, on kişiyi Kur’ân ve Sünnet’e davet etseler, çağırsalar, bakın dört milyon insan on kişi getirse birer kişi kırk milyon yapar ya.

Kırk milyon yapar. Kırk milyon yapar. Son on bir senede fuhuş yüzde yedi yüz elli yedi artmış. Yüzde yüz değil, yüzde yedi yüz elli yedi fuhuş artmış. Son on bir yılda. Ya dört milyon insan maaşta eleman. Imama tiplerde, ilahiyat fakültelerinde, camilerde görevli müezzini, ondan sonra imamı, müftüsü, bilmem nesi, her şey. Dört milyon insan Bu ülkede dört milyon maaşlı din adamı var. Biz bu dört milyonu bırakmışız kenarda. Bakın ülkenin gündemine bakın. Dört milyon ne yapıyor diye hiç kimse sormuyor. Biz şeye efendinin birisi, bir sufinin birisi yola çıkmış, memleket yanıyor demiş, ortalığı din anlatmaya çalışmış, dört milyonu bırakmışız biz. Orada bir avuç insanla uğraşıyoruz biz. Oturmuşuz bir avuç insanla uğraşıyoruz.

Hiç kimse demiyor bu ilahiyattaki hocalar ne yapıyor? Bu ilahiyattaki öğretim görevlileri ne yapıyor? Bu camilerdeki imamlar ne yapıyor? Bu camilerdeki müezzinler ne yapıyor? Bu müftüler, müftü yardımcıları, bu hocalar, hacılar ne yapıyor? Bu imama tiplerdeki meslek dersi hocaları ne yapıyor? Bu ilahiyat fakültesinden mezun olan bu kimseler ne yapıyorlar? Dört milyon insan sadece mevcutta olan bir milyona yakın sadece diyanetteki kadro, bir milyona yakın diyanet kadrosu var bu ülkede. Bir milyona yakın diyanet kadrosu olan bir ülkede fuhuş yüzde yedi yüz elli yedi artıyor. On yılda. Ya bunlar ne anlatıyor ya arkadaşlar? Ya bu bir milyon diyanetçi ne anlatıyor ya? Bu bir milyon diyanetçinin anlattığı din mi sıkıntılı?


11. Bölüm

Bizler mi sıkıntılıyız? Kim sıkıntılı ya? Bugün Perşembe, dersten çıkacaksınız, eve gideceksiniz. Eve gittiğinizde ATV’de bir tane profesör, Kanal D’de bir tane bilmem kim, Fox TV’de bir tane bilmem kim, Kanal Yedi’de bir tane döndür gel, çevir gel, Cebellezi Minal Beşerret, hepsi de toplanmışlar, televizyonları parserlemişler, harika konuşuyorlar, sohbet ediyorlar. Ne dini anlatıyorlar acaba bunlar? Gece Murtaza dedi, beş milyon dedi geceliği dedi şeyin. Döndür gelin. Ne onun soy ismi ya? Dön gel. Dedim iyi indirim yapmış. Bayındıra gittik, Bayındıra Kuttu Doğuma gittiğimizde yirmi dakika falan konuşmadım. Orada sordum ben. Dedim para aldı mı? Aldı dediler. Belediyenin elemanlarına soruyorum.

Bayındır Belediyesi’nin elemanlarına. Kaç para verdiler dedim. Yedi milyar verdiler dedi. Yirmi dakikaya yedi milyar. Bundan beş altı yıl önce. Piyasa düşmüş. Efendim? Saatliğine otuz milyar mı geliyormuş? Evet. O ATV’deki onun adı neydi? Ne? Nihat Hatipoğlu’nuz. Bir saatliğine otuz lira mı geliyormuş? Otuz milyar. Otuz milyar. Bir saatliğine gidiyormuş. Ramazan’da bir aylığına sekiz yüz milyar mı alıyormuş? Tarkan Halk demiş yanında. Namazda. Sen de kerametini patlattın ya şimdi İsmail. Anlaşıldı İsmail. Sen de gittin. İsmail’e de otuz lira verelim artık. Allâh bizi affetsin. Allâh bizi affetsin. Halimiz bu. Rabbim muhafaza eylesin inşâAllah. Ben yine niyetimi yapayım inşâAllah. Anlatıyor. Atı yanında bağlı olduğu halde bir gece Bakara Suresi’ni okuyordu.

Kur’ân okurken at şahlanmaya başladı. Usayt sustu. At da sakinleşti. Tekrar okumaya başlayınca at yine şahlandı. Usayt sustu. At sakinleşti. Bundan sonra Usayt bir daha okumaya başladı. At yine şahlandı. Usayt artık okumaktan vazgeçti. Bu sırada oğlu Yahya ata yakın yerdeydi. Atın oğlu Yahya’yı çiğnemesinden korktuğu için onun yanına çekti. Bu esnada Usayt başını kaldırıp göre baktığında başının üzerinde gölgeye benzer bir şey ve içinde kandillere benzer şeyler olduğunu gördü. Daha sonra bu gölgelik göğe çıktı. Nihayet onu göremez oldu. Sabah olunca Usayt bu durumu Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e anlattı. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem onlar biliyor musun diye sordu. Hayır dedim ya Resulallah.

Onlar senin sesine yaklaşan meleklerdi. Eğer sabaha kadar okumaya devam etsen kaybolmayacaklardı ve insanlar onlara bakacaktı buyurdu. Buhari, Müslüm. Kıymetli dostlar bir kimse Kur’ân-ı Kerim okurken, girdini çekerken, namazını kılarken, bir ibadet ederken ve o ibadeti canı gönülden ediyorsa gökteki melekler onlara iştirak ederler. Bir kısım kimseler bu meleklerin görülmeyeceğini söylerler. Oysa hadîs-i şerifte beyan edildiği gibi sahâbe melekleri görmüştür. Ve Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diğer insanların da o melekleri görebileceğini beyan etmiştir. Demek ki bir ibadet ederken özellikle Sûfî kardeşler derslerini çekerlerken, yiğitlerini çekerlerken Kur’ân-ı Kerim okunurlarken kendi kendilerine şunu bilmeleri gerekir.

Bir kısım melekler onlara eşlik ederler. Ve belki de o kimse o eşlikten haberi olmayabilir. Hatta bazen kardeşler ürperdik, korktuk, çekindik, bir ses duyduk. Bir böyle karaltı, gölgelik gibi bir şey geçti. Korktum. Hemen dersi bıraktım. Korktum. Hemen yorganın altına girdim. Bir sanki gölge geçti. Bir karaltı geçti. Bir ışık geçti. Bir sünniyet geçiyormuş gibi oldu diye anlatırlar. Bunların hepsi de melektir. Melekler virtlerini çeken, zikrini yapan hatta toplu halde zikrullah yapılan yerlere ne yaparlar? Gelirler. Oralara iştirak ederler. Ve o ibadeti yapan kimselere dua ederler. Bu tabii bazen insanlar bunları görürler. Bunları gördükleri halde bunların ne olduklarını bilmediklerinden dolayı bir anlam veremezler. bu bazen insan kalibi olarak bir keşfe sahip olur.

Veya onun üzerinde bir şey tecelli eder. O bilmediğinden dolayı onun keşif olduğunu bilmez. Bu onda bir eksiklik değildir. Bakın bu onda eksiklik değildir. Sahabenin bilmemesi gibi. O yukarıdan gelen o kandilimsi içinde ışık olan o pırıltıların melek olduğunu anlayamaması bilmemesi gibi. Derviş kardeşler de veya bu tip ibadetlerle haşır neşir olanlar bu tip haller yaşayabilirler ama onların ne olduklarını bilmediklerinden dolayı bir anlam veremezler. O yüzden normalde melekler Allâh’ı zikredenleri melekler namaz kılıp oruç tutup Allâh yolunda koşuşturan cihâd edenlere selam verirler. Ama onların normalde belli bir keşfi keşif noktasına gelemediyse insanlar o selamlarını duymazlar. Onların konuşmalarını bu noktada işitmezler.

Hatta onları görmezler de. Cenâb-ı Hak cümlemizin kalbi paslarını attırıp kalplerine ilham ettiği keşiflerini açtığı kullarından eylesin. Lâ ilâhe illâllah. el-Fâtiha.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Vird, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Hamd, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı