Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1480-1490. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1480-1490. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 5 • 6/38

Mesnevî-i Şerîf 1480-1490. Beyitler Şerhi Hakkında

1480-1490. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammedi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammedi Kur’an ve sünnet-i seniyyeyi yaşama ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin. Ecmain. Geçen hafta konu başlığı yapmıştık, bu hafta da 1480. beyitten devam ediyoruz inşallah:

“Hakkın yaptıklarını da gör bizim yaptıklarımızı da. Her ikisini de gör ve bizim yaptığımız işler olduğunu bil. Zaten bu meydanda. Ortada, halkın yaptığı işler yoksa, her şeyi Hak yapıyorsa şu halde kimseye ‘bunu niye böyle yaptın’ deme. Allah’ın yaratması bizim yaptığımız işleri meydana getirmektedir. Bizim işlerimiz Allah işinin eserleridir.”

Bir fiiliyat olarak kulların yaptıkları var, bundan mükellef çünkü bir de Cenab-ı Hakk’ın yaptıkları var. Bu bizim üzerimizde de geçerli. Biz kalp atışımızı kendimizce kendimiz dizayn edemiyoruz, damarlardaki kanın dolaşmasını kendimiz dizayn edemiyoruz. Güneşin doğması, batması, dünyanın dönmesi…Bunları biz kendimiz dizayn edemiyoruz, kendimiz düzenleyemiyoruz. Bunlar cebri olarak Cenab-ı Hakk’ın işleri. Bunda kulun bir insiyatifi yok. Yıldızların dönmesi kendi yerinde belli bir istikamette ve belli bir ölçüde yürümesi kullarla alakalı değil veyahut da denizlerdeki dalgalanma, rüzgarlar ne bileyim yağmur, kar yağması, bunlar kurallarla alakalı değil. Bundan direkt Cenab-ı Hakk’ın kendi takdiri ve yaratmasıyla olan işler.

Bir de halk edilmiş halkın kendi el ürünleri var, kendi yaptıkları var. Hazreti Pir diyor ki her ikisini de gör, bizim yaptıklarımızı da gör, yani kendi elinle işlediklerini de gör ve Allah’ın işlediklerini de gör ve bizim yaptığımız her ikisini de gör. Bizim yaptığımız işleri de bil. Bunlar zaten de meydanda, ortada. ‘Halkın yaptığı işler yoksa her şeyi hak yapıyorsa şu halde kimseye bunu niye böyle yaptın deme.’ Cebriyecilere söylüyor. Yani bu normalde cebriyeci sınıfı hani her şey hakkın, her şey haktan, onlar kendince kendi cüzzi iradelerini yok sayıyorlar. Bir de ne var? Bir de onun karşılığında Allah hiçbir şeye karışmaz, her şeyi insanın kendi eliyle yapar diyen bir görüş daha var. O da ne? Mutezile. Hazreti Pir onu anlatıyor. Yani diyor ki cebriyeye düştüysen yani var ya Allah nasip ederse kısmet etmemiş bize öyle diyorlar ya, cebriye dediği bu. Yani içki içiyor, işlemiş olduğu haramı Allah’a atfediyor, şeytanın yolu. Neydi sohbet konu başlığı? Şeytan demişti ki ‘bu hatayı, kusuru sen işlettin bana. Benim bunda bir dahlim yok’ ama Adem ne demişti? Adem demişti ki suçu üzerine almıştı. Dedi ki ‘ben nefsime zulmedenlerden oldum. Allah’ın yaratması, bizim yaptığımız işleri meydana getirmektedir.

Bizim işlerimiz Allah işinin eserleridir.’ Bu direkt imam Maturidi’nin görüşü. Allah’ın yaratması, çünkü imam Maturidi bu konuda çok şeydir. Hem Mutezile ile hem Cebriye ile uzun zaman mücadele etmiş bir kimse. Tabi imam Maturidi’den sonra imam Nesefî bu konuda daha da şerit davranmış. imam Nesefî, imam Maturidi’nin böyle tabiri caizse şarii gibidir yani onu, imam Maturidi’yi şerh eden kimse gibidir imam Nesefi. E tabii ama tarih boyunca insanlık Allah ile insanların fiilleri konusunda ve fiillerin üzerindeki kimin ne kadar rolü var, bunu hep tartışmışlar. Bu böyle öyle bir tartışma ki tabiri caizse beş bin yıllık, yedi bin yıllık bir tartışma. Bu tartışma yeni değil hiçbir zaman. Bu Hristiyanlar’da tartışılmış Hıristiyan teologlar da bunu tartışmış, Yahudiler tartışmışlar, Yahudi din alimleri tartışmış bunu, ondan öncekiler tartışmış, daha öncekiler tartışmış. Bu tartışma sürüp gidiyor hep. Buna son noktayı koyan hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Yani Cebrîye’yi de yani Allah bir kulun bu konuda herhangi bir insiyatifi yok, direkt Allah’la alakalı. Yani işte yağmur yağacağı zaman şemsiyeyi sana aldıran da o. Öyle demişti birisi bana. Yani şemsiyeyi aldıran da o, aldırmayan da o. Yani kulun bu konuda bir inisiyatifi yok diye, var, böyle bir kısım ehli tasavvuf gibi görünen Cebriyeciler var. Bu tarih boyunca bu tartışılmış, tabiri caizse düğüm haline gelmiş. Bu tabi islam söz konusu olunca islam’ın ilk yıllarında böyle bir tartışma yok. Yani işte hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin zamanında tartışma yok, hazreti Ebubekir, Ömer, Osman, bunların zamanında

tartışma yok. Hazreti Ali radyallahu anh hazretlerinin zamanında ve ondan sonraki dönemlerde tartışma var. Mesela ilk Kaderiyeciler o zaman çıkıyor, ilk Cebriyeciler o zaman çıkıyor, ilk Hariciler o zaman çıkıyor, Hazreti Ali efendimizinden sonra. Çünkü bir lider kuvvetliyse fitneler de kuvvetlidir. Bir şeyde, böyle bir lider pozisyonundaki kimsede kuvvetsizlik söz konusu olursa asıl büyük fitneler de o zaman çıkar. Mesela Hz. Ali efendimiz zamanında çok büyük fitneler çıkmış, ondan sonra hatta diyorlar ya Emire’l mü’minin, Hz. Ebubekir efendimizin zamanında bu kadar yoktu, hazreti Ömer’de de yoktu, Hz. Osman’dan sonra başladı, hikmeti ne deyince diyor ki Hz. Ebubekir’in yanında Ömer vardı, Osman vardı, ben vardım, Aşere-i Mübeşşere vardı, onun yanında dimdik durdular. E şimdi diyor benim yanımda kimse kalmadı. Hani kimse kalmadı derken, onlardan bir kimse yok. Gün geçtikçe Müslümanlar zayıfladı, zayıf hal aldı gibisinden.

işte Mütezile de bu mesela meseleyi direkt insan üzerinden çözmeye çalışmış. Yani her şeyi insanın üzerine koymuş. Yani ben kahve fincanını burdan aldım, buraya koydum. Bunda diyor Allah’ın yaratması yok. Bunda diyor kul kendi fiilini kendisi yarattı. Böyle ben bir cümleyle geçeyim bunları ki akılda kalsın. Mütezile diyor ki bu kahve fincanını burdan alıp buraya getirdin, bunun her şeyi sana ait, yaratması da sana ait, bunu istemek de sana ait. Cebriye de diyor ki bu kahveyi burdan alıp buraya koymanın hepsi de Allah’a ait. Senin bir dahlin yok bunda diyor. Cebriye’nin de söylediği bu ve Cebriye bu konuda Allah’la çözmeye çalışıyor. Mutezile de kullar üzerinden, insanın üzerinden çözmeye çalışıyor ama ehl-i sünnet diye nitelendirdiğimiz tabir ettiğiniz imam-ı Azam’dan başlayan o bu konudaki ekol, ‘bu fiiliyatın üzerinde iki kuvve vardır. Birisi Allah’a aittir, yaratmadır, öbürküsünde de kula aittir. Hani istemedir, işlemedir, işlem hani işlem yapmaktır diye, ne Mutezile tarafına dönmüş ne de Cebriye tarafına dönmüş. Her iki tarafa da set çekmiş, hatta her iki tarafa da tabiri caizse savaş açmış. Bu savaşı daha da şiddetlendiren imam Nesefî’dir. imam Nesefî, Mütezile’nin küfrüne fetva verir. O kadar böyle serttir. Ondan sonra tabii Cebriye’nin de küfrüne fetva verir. Yani öyle imam Nesefî böyle zayıf bir noktada durmaz. Allah bizi affetsin. Ehlisünnet normalde der ki Allah’ın yaratmasına ortak kabul etmez ama insanın hür bir şekilde fiilini ortaya koyabileceğini savunur. Der ki bu konuda insan kendi elinin ürünü, fiilini kendisi işler ama o işlemeyi yaratan Allah’tır, bakın yaratan. Sen bu kahveyi dökmeyi istersin, bu istemek sana aittir, yaratmak Allah’a aittir. Sen bu kahveyi istersen dökebilir misin? El-cevap evet ama bunu yaratan Allah’tır.

Ehli sünnet de bunu söylüyor ve imam Maturidi teknik olarak; bunu imamı Azam böyle çok teknikleştirmeden bunu basit bir şekilde akaidinde

söyler o meşhur risalesinde. Küçücüktür ama o böyle serttir, şeydir böyle, ondan sonra, ordaki o akaidinde bunu kendisi beyan eder. Bunu teknikleştiren, teferruatlaştıran, buna böyle farklı bir açılım koyan imam Maturidi’dir ama imam Maturidi de böyle madde madde bunu götürmez. imam Nesefî bunu hem maddeleştirir hem de şerh eder hem de sertleştirir. Onun bir de işin o tarafı var yani sertleştirir. Mesela imam Maturidi küfrüne fetva vermez, imam Nesefî küfrüne fetva verir, bunun gibi sertleştir ve bu böyle tabi ehli sünnetin veyahut da imam-ı Azam bu imamı Maturidi, Nesefi, bu ekol, bu damar bu meseleyi tabiri caizse çözmüş. işin bir de bu tarafı var. Yani problem çözülmüş. Tarih boyunca gelen bu tartışma imam-ı Azam ile beraber ortak bir nokta bulmuş, ortak bir daire bulmuş, mesele çözülmüş çünkü Cenab-ı Hak ayet-i kerimelerde yaratma işini direkt kendi üzerine almış. Yani bir tek yaratıcı var, o da Allah. Bizim fiillerimizi de bütün varlığın fiillerini, hareketini, yaratan Allah. Buranın altını çizin. Enam suresi, ayet 102: ‘işte Rabbiniz olan Allah budur. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır.’ Her şeyin! Gözümüzün gördüğü görmediği, varlık aleminde ne tecelli ediyor ise her şeyi yaratan Allah’tır ve devam ediyor ayeti kerime: ‘O halde ona itaat edin, o her şeye vekildir.’ Yani yaratan Allah’tır, ona itaat et, yani senin bir şeyi yaratmaya gücünün olmadığını gör. O hem yaratır hem hükmeder hem de senden bunun itaatini bekler, ister. Sen itaat etmekle yükümlüsün, yaratan o. Zümer, 62: ‘Allah her şeyin yaratıcısıdır ve o her şeyi idare edendir.’ yani yarattığının başı boş bırakmıyor. Yarattığını idare de ediyor. Her şeyin yaratıcısı ne? Allah(c.c.). Her şeyin yaratıcısı o. Burdaki her şey çok önemli, her şey burdaki çok önemli. Yani otomatikman ayeti kerime, her iki ayeti kerimede de yani normalde ne diyor? Her şey diyor. Arâf, ayet 54: (dikkat edin) ‘Yaratmak da emretmek de Allah’a aittir. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.’

Bakın ayeti kelimelerin hepsini alıyorum özellikle. Az önce neydi? Yaratan oydu, ona itaat edecektik ve ondan sonra ne geldi? idare eden de o. itaat ediyoruz. Çünkü idare ona ait. Yaratma meselesinde idare direk onun kendisine ait ve her şeyi de ne yapıyor? idare ediyor. O, her şey onun hükmü altında, evet. Araf’ta da ne diyordu? Yaratmak ve emretmek. Bunun ardından ne oldu? Bir de emretmek ilave oldu. Yani bir başkasının emretmeye gücü kuvveti yok, bir başkasının bir şey emretme hakkı yok. Bir tek emredici var o da Allah. Eğer birileri kuran ve sünnetin dışında bir şey emrediyorlarsa söylüyorlarsa ilahlık taslıyorlar veyahut da sen ancak Kur’an ve sünneti tebliğ edebilirsin, nasihat edebilirsin. Emredemezsin. Emreden kim? Allah. Biz Allah’ın yerine emretmeye kalkmayalım. Biz tabiri caizse rol kapmayalım, Allahlık yapmayalım. Allah muhafaza eylesin. Hicr, ayet

86: ‘Şüphesiz ki yaratan ve bilen ancak Rabbindir.’ Burda da Cenab-ı Hak yarattı, yarattığını da biliyor. Bilmeyen değil, gerçek bilen o ve bu ayetlerden anlaşılıyor ki ya yaratma işi Allah’a aittir. O yüzden yaratma işi direkt Allah’a ait olduğundan ne oldu? Mütezile’nin her şeyi insan üzerine dizayn etmesi battı bitti, ayeti kerimelerle bu ortadan kalktı. Artık kalkıp da Mütezile’nin kendi eliyle işlediklerini de kul kendi fiilini kendisi yaratır tezi de bu ayeti kelimelerle ne oldu? Gömülmüş oldu. Demek ki ayeti kerimelerden anlaşılıyor ki yaratma işi Allah’a ait. Burda normalde kulun istemesi, bir şeyi kesb etmesi var. Mümin, ayet 62: ‘Biz herkesi ancak gücünün yettiği ile mükellef kılarız.’ Mükellefsiniz. Neyden? Gücünüzün yettiğinden mükellefsiniz. Yani bir fiilin üzerinde o Allah yaratıyor ama sizin de istemeden onu böyle talep etmekten, onu işlemekten mükellefliğiniz var. Allah da sizin mükellefliğinizi dizayn etmiş. Belirli bir yere kadar mükellefsiniz. Bu belirli yer ne? Gücünüzün nisbetinde, gücünüzün nisbetini geçen bir şeyden mükellef değilsiniz. Güç yetirebildiğinizden mükellefsiniz. E mükellefseniz, o zaman Cenab-ı Hak bu noktada yaptığınız işin üzerinde sizin de bir payınız var. Sizin de biz onun üzerinde bir tabiri caizse kuvvetiniz var. Öyle söyleyelim. Allah’ın size bahşetmiş olduğu kendi kudretinden verdiği bir kudretiniz var sizin ve siz o size verilenden mükellefsiniz. Burda en ince nokta bu, mükellefsiniz.

Haram işledin, mükellefsin. Helal işledin, mükellefsin ondan da. Haram işlersen cezaya müteallik bir iş yapmış oldun. Helal işlersen, e o zaman da taltife müteallik bir iş yapmış oldun. O zaman o mükellefliğin senin ne? Fiilin üzerindeki kesbetmen, istemen ve onu işlemen senin ama o işlemeyi yaratan kim? Allah. O zaman bizim üzerimizden bütün fiiliyatları yaratan kim? Allah. isteyen onu kim? Biziz. işte Hz. Pir de diyor ki meseleyi toparlayacak olursak Hakkın işleri var, Allah’ın işleri var. Bu Allah’ın işlerini seyret. Yağmurun yağması gibi dünyanın dönmesi gibi yıldızların dönmesi gibi…Bunu seyret. Bunlar hakkın işi. Damarlarında senin kanın dolaşması gibi kalbin atması gibi her nefes alışverişte ciğerine pompalanması gibi…Bunlar ne? Bunlar Allah’ın işleri. Bunlara senin kendi gücün yetiyor mu? Hayır. Sen güç getirdiklerine bak. Güç yetiremediklerine bakma. Senin insiyatifin dışında olan şeylere bak. Bunlar Rabbinin işleri. insiyatifinin içindeyse o zaman bunlar da senin elinin ürünü. Yaratan kim? Allah. Burası herhalde iyice anlaşıldı, değil mi? Evet. Çünkü bu böyle zaman zaman ehli tasavvufum diye düşünen insanların bir kısmı mesela işte Mütezileci. Yani Allah’ın kulun üzerindeki fiiliyatları direkt kula atfedip Allah bu konuda yaratmadı kulun fiiliyatlarını, o noktadalar. Bir kısmı da yine ehli sufi bunlar, cebriye noktasındalar. Diyorlar ki yani ne yapalım, bize namazı

yazmamış örneğin, bize namazı emretseydi kılardık, bunları ben çok duyduğumdan Allah muhafaza eylesin.

“Söz söyleyen kimse, ya harfleri görür yahut manayı. Bir anda her ikisini birden nasıl görebilir? İnsan, konuşurken manayı düşünür, onu kast ederse harflerden gafildir. Hiçbir göz, bir anda hem önünü hem ardını göremez.”

Yani normalde söz söyleyen insanlar söze baktıklarında normalde harfleri görürler. Birisine söz söylemiş olsan ne yapar? O kimse harfleri görür, o başka bir şey görmez. Normalde işin manasını görmesi gerekir e ama normalde o manasını görmez ve bir söz söyleyecek olan bir kimse de önce aslında sözden önce manayı düşünür. Bu söz ne anlama gelecek diye onu düşünür hem sözü söylerken hem mana da aynı anda onda olmaz. Manaya göre o kimseden söz çıkar. O yüzden büyükler demişler ya kalp dükkansa dil tüccardır diye. O kalpteki o içteki manaya göre kelam çıkar. Onun her ikisini de aynı anda yapmak biraz zordur. Yani hem kelimeleri sıralayacaksınız hem de manayı sıralayacaksınız. Bu biraz herkesin yapabileceği bir şey değildir. Bu ancak ilhamla olursa veyahut da vahiyle olursa söz konusu olur. Öbür türlü söz konusu olmaz. Allah muhafaza edersin. ‘insan konuşurken manayı düşünür, onu kast ederse harflerden gafildir.’ Yani bir kimse manaya kendini attı, mana aleminde, mana aleminde iken o kimse harflerden gafildir yani hatta o esnada o kimsenin söyledikleri de kendi ihtiyarında değildir. Kendi ihtiyarında olmadığından dolayı da sorumlu değildir. E öbür türlü de normalde, harfleri konuşuyorsa bir kimse o esnada da mananın üzerinde tefekkür edemez. Artık o konuşmaya başlamış.

“Şunu iyice bil! Önünü gördüğün zaman ardını nasıl görebilirsin?”

Yani bir kimse bu zahir manada bir kimse yolda yürüyor, önüne baktığında arkasını görebilir mi? Yok. Önünü görüyor çünkü arkasını görmesi mümkün değil. Arkasını nasıl görecek? O kimse arkasını görebilmesi için manevi bir hali olması lazım. O manevi haliyle arkasını görebilir. O manevi hal yok ise göremez. O da vücut gözüyle değil o da ne iledir? O da kalp gözüyle görür. Arkadan kim geliyor ne oluyor diye kalp gözüyle görür. O da Allah’ın açmasıyla alakalıdır. Allah açarsa onu görür. Allah açmazsa kalp gözünü Cenab-ı Hak perdeyi kaldırılmazsa o zaman manevi olarak ne önünü görebilir ne arkasını görebilir. Önünü de göremez, arkasını da göremez.

O zaman önümüze bir şey çıkmış oldu. Demek ki sen önünü ardını normal çıplak gözle göreceğim dersen evet yürürken önünü gördün ama arkanı göreceğim diyorsan benim gibi geri dönmen lazım. Öyle kendi kendine de hava atma. Ben arkamı da normalde yürürken görürüm deme. Öyle bir şeye girme. Allah muhafaza etsin.

“Madem ki can harfi ve manayı bir anda ihata edemez, nasıl olur da

hem işi yapar hem o iş yapma kudretini yaratır.”

Madem ki bir kimse madem ki bir insan hem manayı hem harfi bir anda kavrayamıyor, ihata edemiyor, bunu beceremiyor, o zaman bunu beceremedi, kendi üzerinde dahi manayla harfleri birleştiremiyorsa o zaman diyor nasıl hazreti pir diyor ki hem işini yapar hem de o işi yapma kudreti o kimsede yaratır. Bu mümkün değil. O zaman sen o işini yapmaya çalışırken o ameli işlerken onu yaratan var, o yaratanı gör. Sen hem ameli işleme hem de yaratanın yapabileceği güçte değilsin, kendini o güçte görme, o kudrette görme, kendini dev ayna atma. Her şeyi ben yapıyorum deyip ilahlık yapma. Allah muhafaza eylesin.

“ Ey oğul, Allah her şeye muhittir. Bir işi yapması, o anda diğer bir işi

yapmasına mani olmaz.”

Allah bütün her şeyi ihata etmiştir. Gücüyle, kuvvetiyle, kudretiyle, bilgisiyle, ilmiyle, bütün sıfatlarıyla Cenab-ı Hak bütün her şeyi kuşatmıştır. Her şeyi. Onun kuşatmadığı hiçbir şey yoktur, onun uzak durduğu hiçbir şey yoktur. Onun bilmediği hiç bir şey yoktur. Özellikle bilmediği hiçbir şey yoktur. Bunu özellikle söylüyorum. Hani bir profesör var ya, çıktı ne o, Abdülaziz Bayındır, Allah bir an sonra kulunun ne işleyeceğini bilmez dedi televizyonda, bunu normalde internette de görebilirsiniz. Allah kulunun bir an sonra ne yapacağını bilmez dedi. Allah bütün her şeyi ezeli olarak bilir, ebedi olarak da bilir. Allah’ın bilgisi hem ezelidir hem ebedidir, Allah bir şeyi ezeliden bilir. Ezel ne? Başlangıcı olmayan şey. Ebed ne? Sonu olmayan şey, sonu olmayan. Allah’ın başlangıcı yoktur. Allah’ın sonu da yoktur. O yüzden Allah’ın ilmi de başlangıçsındır. Allah’ın ilmi aynı zamanda da sonsuzdur. Allah’ın bilmesinin de bilmesinin de başlangıcı yoktur, başlangıcı yoktur ve Allah her şeyi bilir. Allah şunu bilmez, Allah bunu yapamaz, Allah bunu görmez demek küfürdür. Allah’ın bilgisinin üzerinde şek ve şüphe küfürdür, tecdidi iman, tecdidi nikah gereklidir. O yüzden Allah her şeye muhittir, yani her şeyi sarıp sarmalamıştır. Her şeyi çepeçevre kuşatmıştır. Kudretiyle, kuvvetiyle, yaratmasıyla, bilmesiyle, ilmi ile, ezeli olması ile ebedi olması ile Allah her şeyi bilen, gören duyan ve işitendir ve her şeyi de yaratandır. O normalde bütün her şeyi bir anda yapmasına bir şey mani değildir. O biz insanlar gibi değildir, değildir. Biz önce kelimeden önce mana gelir bizim aklımıza veyahut da fikrimize, manadan sonra o manayı dillendirecek kelimeler gelir sonradan, ardından biz onu konuşuruz, bunun hepsini bizden yapmak, kulun işi değildir. Biz ancak kaldırabileceğimiz bir yükle yüklenmişizdir. Biz aynı anda çok iş yapamayız ama Allah aynı anda

sayısız işler yapar, yaratır. Sayısız fiiliyatları her daim çalışır. Bu konuda inkıtaya uğramaz, kesintiye uğramaz. Allah muhafaza eylesin.

“Şeytan ‘Bima ağveyteni’ dedi; o alçak ifrit, kendi fiilini gizledi.”

Sohbet başlığı neydi? Şeytan demişti ki bima ağveyteni yani bu hatayı bana sen yaptırdın. Bu günahı bana sen işlettin. Bunu normalde sen yarattın demiyor bakın, bu günahı bana sen işlettin, bu günahı bana sen yaptırdın diyor, Şimdi de normalde toplum içerisinde bunu söyleyenler var mı? Var. Bu günahı bana Allah işletti. Suçu yok yani onun, o işleyen o değil. Yani bu günahı bana Allah yaptırdı, Allah yaptırdı!

Hatta birisi öyle söyledi. Hocam Allah yaptırdıysa günah değil ki dedi. Canım kardeşim, yarattı dedim yarattı, sen iyilik isteseydin iyilik yaratacaktı. iyiliğe doğru koşsaydın iyiliği yaratacaktı. Sen kötülüğe doğru koştun, sana kötülüğü yarattı, bunu sen istedin. Kötülük yapmayı sen istedin. Kötü düşündün, kötü ağzından sözler çıktı ve senin fiiliatın kötü oldu. Ya ben başka bir şey düşündüydüm! Ya başka bir şey düşündüysen o çıkacaktı, dilin senin düşünceni yalanlıyor. Fiiliyatların senin düşünceni yalanlıyor. islam o yüzden düşünceden değil fiiliyattan karar verir. Senin ne yaptığın önemlidir. Bakın şeriat senin ne yaptığına hükmeder. Sen dersin ki kendi kendine ya ben böyle düşünmediydim. E ne düşündün? Ben şöyle düşündüydüm. Neden onu yapmadın? Ben ona yemek yedirecektim! Niye yedirmedin? Düşündün, yedirmedin. Sevap mı? Ya paran da varsa değil, paran yok, kendi kendine dedin ki hani parası olmayana hovardalık kolay gelir. Ben cami yaptıracağım! iyi, güzel, Allah mübarek etsin, hani nasılsa bedavadan cami yaptırmış gibi sevap alacak arkadaş, çok uyanık ya. O esnada birisi geldi, bir şey söyledi, üç lira, beş lira, on lira, neyse, e cami yaptıracak, onun cebinde sanki eşek arısı var. Eli cebine gitmiyor. Ya cami yaptıracaktın ya, o camiyi yaptırıncaya kadar bir müminin kalbini yapsana! Bir müminin kalbini sevindirsene, ona yardımcı olsana. Ona bir şey yapsana. E, cami yaptırmak kolay, tamam.

Kendince deki ben camiye niyetlendim, ha tamam, cami yaptıracak arkadaş, ondan bir şey istemeyin! Arkadaş cami yaptıracak, çok sıkıntısı var! Yeri aldı mı? Hayır. Yeri aldı mı? Hayır ama camiyi yaptıracak. Birisi de ne diyor bana, hocam dua et, totodan çıksın, cami yaptıracağım! Ha ben oturacağım, o arkadaş cami yaptıracak ya Rabbim, şu adam totodan tuttursun da cami yaptırsın! Oğlum dedim, totonun parasından cami mi olur! Totonun parasından cami olmaz, kumar parası, kumar parasından cami mi olur! Böyle baktı, hocam ya dedi, toto kumar mı dedi. Hem de dik alası dedim. Ya, devlet yaptırıyor ama dedi. Devlet yaptırıyorsa helal yani! Dedim oğlum ya, bu nasıl bir düşünce. O zaman dedim bilmem ne evine gitmek de helal

senin dediğine göre, onu da devlet yaptırıyor! Öyle ya, devlet, orayı açmaya müsaade eden devlet, ordaki kadınlara vesika veren devlet, ordakilerin açılışlarını, bütün intizamını, neyi varsa her şeyiyle ilgilenen ne? Devlet. O zaman haram değil mi diyeceğiz dedim ben. Ya durdu, ya sen dedi hocam dedi ya, amma işi dolandırdın ha dedi. E dedim tamam, sorma sen bana dedim, ben de konuşmayayım. Ya totoya caizlik çıkaracak adam. Çok rahat bir şekilde devlet oynatıyor diye. Var ya şimdi piyangoya da normalde ne diyorlar? Devlet oynatıyor, o yüzden caiz. Hoş devlet sattı herhalde bunları değil mi, totosunu, lotosunu, piyangoyu? E sattıysa işte bak bundan sonra artık helal diyemiyecekler onlar. Neden? Devlet elinden çıkardı onları, sattı hepsini de. Allah bizi affetsin. Evet!

işte şeytan ne dedi? Şeytan dedi ki ben günah işlemedim. Ben dedi günahsızım, kusursuzum. Nefsini temize çıkarıyor. Bir kimse kendi kendine nefsini temize çıkarıyorsa deyin ki onun altında bir çapanoğlu vardır. O bir yanlışlık yapmıştır yani, kesin. Hani o böyle bu tip insanlar ben yanlış yapmadım, benim bir hatam yok, benim bir kusurum yok. Ben nerde yanlış yapmışım…Ya burda yaptın diyorum ben, ben yanlış yapmadım diyor yine. O yine aynı şekilde durur. Bu şeytanın yoludur. Ben yanlış yapmadım. Benim eksiğim yok. Benim günahım yok, ben hatasızım, ben kusursuzum…Bu şeytanın işi. Sen evet hatasızdın, kusursuz! Mükemmel hale geldin! Seni alkışlıyoruz. Onun öylesine öyle diyeceksin, başka diyecek bir şey yok. O çünkü şeytan onun kalbine oturmuş. Şeytan onun kalbine oturduğu için onu hatasız, günahsız, kusursuz, yanlışsız gösteriyor. Firavun da kendini böyle görüyordu, Nemrut da kendini böyle görüyordu. Böyle görüyorlardı, onlar kendilerini hatalı, kusurlu görmüyorlardı. Yanlış görmüyorlardı.

Aynı şekilde Ebu cehil de kendini öyle görüyordu. Diyordu ki peygamberlik geldiyse bana gelmesi lazım. Yani bu kardeşimin yetimine nerden peygamberlik gelecek! Bir hikmet sahibi mi? Değil. Para sahibi mi? Değil. Makam sahibi mi? Değil. Tanınmış bir sima mı? Değil. Buna peygamberlik mi gelir! Peygamberlik gelecekse benim gibi bir insana gelecek. Bütün Arap yarımadası tanır Ebu Cehili, şöhreti var. Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinden, makamı var. E zengin, bir hayli zengin. Yani düşünebiliyor musunuz! Hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin doğduğu zaman bin tane deve kurban eden bir kimse. Bin tane deve! Deve o zaman için en pahalı hayvan. Kardeşimin oğlu dünyaya geldi deyip bin tane deve kurban edip dağıtıyor bütün herkese. Öylesine de o zaman için cömert. Koyunun hatti hesabı yok zaten, kesilen koyunun. Bakın şan, şöhret, hani hikmetin babası, lakabı bu. Ebu Cehil değil, Ebu Hikem. Yani hikmetin babası demek. Sözleri konuşuluyor Mekke’de, onun sözleri asılıyor Beytullah’a. O hükmediyor,

herkes gelip ona danışıyor, herkes gelip ona danışıyor, ta ki Hz. Muhammedi Mustafa’ya(s.a.v.) hazretlerine peygamberlik tebliğ edilinceye kadar peygamberlik tebliğ edilince Ebu Hikayem’in hakikatinin Ebu cehil olduğu ve hakikatinin cehenneme odun olduğu ortaya çıkıyor. işte o ben hatasızım, ben kusursuzum, benim bir yanlışlığım yok, ben yanlış yapmadım diyen kimse şeytanın yolunu tutmuştur. Allah muhafaza eylesin.

“Adem ise ‘zalemna enfüsena’ dedi, bizim gibi Hak’kın fiilinden ga-

Ne dedi Adem? O işte ağaca yaklaştı, yok o elmaya yaklaştı, yok o buğdaydan yedi, yok işte varlık kökenini gördü, herkes bu konuda bir şey söylüyor ya, Cenab-ı Hak ona dedi ki yaklaşma bu bölgeye, yasak. Kimisi diyor ki bir bölge yasaktı, o bölgeye yaklaştı, herkes bu konuda bir fikir üretiyor. Çok bunun teferruatına girmesine gerek yok, Allah demiş ki buna bir şeye yaklaşma demiş. Ha tamam, bitti, bu kadar. Cenab-ı Hak hiç bir şey olmamış olsa, dese ki bu bölgeye yaklaşma, yaklaşmayacaksın. Adem normalde Allah’ın emrini bu noktada yerine getiremeyince dedi ki ben nefsime zulmedenlerdenim. Demedi ki bunu sen benim kaderime yazmışsın, ben bunu işledim. Demedi ki ben normalde benim alnıma yazdığını ben işledim. Benim ne suçum var demedi.

Bunu Allah rahmet eylesin, şeyh efendi çok böyle basit, nadide, güzel, nükteli bir şekilde açıklardı böyle bir şeyi, onunla son vereceğim sohbetime. Derdi ki sohbette böyle bir Kaderiye’den, Cebriye’den, Mütezile’den böyle sorular gelince derdi ki parayı verdim senin eline, bana da böyle söyledi çünkü, Mustafa Efendi, sana para verdim dedi, git dedim ki dedi bana bir şişe rakı al gel. Sen gittin, bir şişe rakıyı aldın geldin, ben sana tokadı akşettim sen neden rakı aldın diye, sen demez misin bunu bana sen emrettin diye? Derim efendim. Şimdi hani diyalektik kuruyoruz. Hah işte! Hani Allah da bir kimseye böyle yapmaz. Bu ne demek? Yani böyle kendince Cebriyeci olma. Benim alnıma, ondan sonra, içki içmek yazılmış, ben gittim içtim. Öbürkünün alnına da işte namaz kılmak yazılmış, o da gitti namaz kıldı, bu değil. Bu cebriye olmuş oldu. Bu değil. Ya? En büyük sıkıntı bu zaten. Bu değil. Ya? Arkadaşlar herkes mükellef, sizin kaldıramayacağınız bir yükü de Cenab-ı Hak vermemiş. Allah’ı zalim de addetmeyin kendi kafanızdan haşa. O zaman sen mükellefiyetliklerini yerine getir. Neyden mükellefsen onu icra et, onu yerine getir ve hata işledin, yanlış yaptın, eksik yaptın, günah işledin, öyle ya. Sakın suçu başkasına yükleme. Ne? De ki: ‘zalemna enfüsena’. ‘Biz nefsimize zulmedenlerden olduk. Sakın bir de günah keçisi arama. Yahudilerdedir bu meşhur, yani Yahudiler günah işler, işler, işler, ondan sonra belli bir zaman geldiğinde bir tane keçiyi çilbirinden

çıkarırlar, dağa sahraya bırakırlar, derler ki işte bütün günahı o keçiye yükledik, bütün günahım o keçinin üzerinde. Hani günah keçisi sözü Yahudilerden kalmadır bu, bu Yahudilerin ahlakıdır. Yahudilerin sözüdür, hani o günah keçisi oluşması. Allah muhafaza eylesin. Öyle de olma. Sen bir günah işlemişsin, günahı başkasına bağlama, bir başkasının üzerine yükleme.

Kimse kimsenin günahını yüklenici değil, kimse kimsenin günahını üzerine alıcı değil. Allah da kimsenin günahını herhangi bir kimsenin günahını başkasına yazıcı da değil. O yüzden senin elinin ürünü, sen o günahı işledin, sen dilinle nemmamlık ettin, sen dilinle gıybet ettin, sen dilinle dedikodu ettin, sen dilinle eşini kırdın, sen dilinle eşini üzdün, sen dilinle çocuğunu kırdın, incittin, üzdün, sen diline sahip çıkamadın, sen diline sahip olamadığın için kalkıp da başkasını günah keçisi yapma. Bir başkasının üzerine atma. Deki ben nefsime zulmedenlerden oldum. Sen yoksa öbür türlü günahı bir başkasının üzerine yüklemeye kalkar, günahları bir başkasının üzerine atmaya kalkarsan bunun sonu yok. Allah muhafaza eylesin.

“Adem günah ettiği halde edebe riayet ederek Allah’a isnad etmedi. Allah’ın halk ettiğini gizledi, o suçu kendine atfettiğinden ihsana nail oldu.”

Yani Allah bu günahı Allah’ın üzerine atmadı, bir başkasının üzerine atmadı, bir başkasının üzerine bunu normalde işte bunu filanca işledi demedi. Kendi üzerine aldı. Kendi üzerine alınca da Cenab-ı Hak ne yaptı? Onu bu manada ihsana nail eyledi. inşallah önümüzdeki hafta burdan, kaldığımız yerden devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. El- Fatiha maassalavat. Amin. Selamunaleyküm.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 5 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-8-3 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı