Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 654-672. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 654-672. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 33/53

Mesnevî-i Şerîf 654-672. Beyitler Şerhi Hakkında

654-672. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Vezirin her beyi ayrı ayrı kendi yerine dikmesi:

Derken o beyleri teker teker yalnız olarak huzuruna çağırdı, her birine bir söz söyledi. Her birine İsa dininde Tanrı naibi benim halifem sensin; öbür beyler sana uyuyacaklar, İsa hepsini de sana taraftar etti. Hangi bey başçekerse yakala onu, ya öldür, yahut da tutsak et, bırakma. Ancak ben yaşadıkça bunu açma; ben ölmeyince bu başbuğluğa kalkışma. Ben ölmedikçe söyleme bunu. Padişahlık davasına, her yanı elde etmek sevdasına girişme”

Bu vezir yani Yahudi vezir gerçekte Yahudi ama görünüşte Hristiyan gibi kendisini gösteren ve padişahla gizli bir anlaşma yapıp Hristiyan dinini ifsad etmeye çalışan bu fitneci vezir, oniki bey, oniki bey deyince aslında böyle kadim bir gelenektir bu, musevilerde oniki fırka vardı. On iki yol vardı, öyle söyleyeyim. Hani Musa Aleyhisselam Kızıldeniz’in başına gelince arkada firavun, asayı vurdu, o Yahudiler dediler ki biz tamam, geçeceğiz ama biz tamam iki bölüküz, oniki fırkayız oniki kahvimiz. Biz bunlarla beraber gitmeyiz. Fırkacılığı öne katmak kavmiyetçiliği öne katmak cemaatçiliği, tarikatçılığı öne katmak, mezhepçiliği öne katmak, meselenin asıl ögesini, asıl hedefini bırakıp, tali meseleleri öne çıkarmak. Takım tutar gibi mezhep tutmak. Takım tutar gibi meşrep tutmak. Takım tutar gibi şeyh tutma. Tarafgir olmak ve o taraf girdiğini öne çıkarmak, başka bir dergaha laf söylemek, tarafgirlikten dolayı başka bir dergahın şeyhine laf söylemek, tarafgirlikden dolayı diğer mezhebe laf söylemek, bırak şu Şafileri ya, bırak şu Malikileri ya, bırak bu Hanbelileri ya, bırak bu Hanefileri ya, bırak

bu Kadirileri ya, bırak canım şu Rufaileri, ya filanca deyil mi bunlar, bırak şunları ya, sen bize gel, ya bizimki çok sağlamdır, sen bize gel, bir tek doğru biziz, sen bizim şeyhimize gel bizim şeyhimiz zamanın kutbu, diğerleri fasa fiso gibi tarafgir olmak, bütün din mensuplarının en büyük hastalığı.

Tarih boyunca bütün inanç mensuplarını birbirine düşüren, inançların kendi içerisindeki anlayış ve algı farklılıklarını öne çıkarmaktan kaynaklanmıştır. Bütün inançlarda bir kimsenin kendi anlayışı ve algısı veyahut da bir topluluğun kendi anlayışı ve algısını öne çıkarıp yegane doğru bu demesi, bütün inanç topluluklarını ifsad etmiştir, bozmuştur. Bunları inanç toplulukları kendi içlerinde bir zenginlik, tatlı bir renk, bir çiçek bahçesi gibi görmeyip, birbirine dikte etmek, birbirinin üzerinde hegomonist bir yapı kurmaya çalışmak, birilerinin bu noktada bu farklı anlayışının üzerine değişik menfaat örgütleri kurması, değişik menfaat daireleri çevreleri kurması, inanç mensuplarını hep fitnenin içerisine katmıştır. Bu bütün inançlarda Adem’den beri süregelen bir şeydir. Adem’den beri süregelen bir bu noktada bir fitne vardır. Bunu ne yazık ki inanç mensupları, inançlarındaki yüzeyselliğinden kaynaklanmıştır. inançları yüzeysel olduğundan, inançları bu noktada onların imanları kalplerine inmediğinden, meselenin sadece ve sadece dış yüzeyine baktıklarından kaynaklanır. Meselenin aslına, meselenin özüne, meselenin bu noktadaki iç alemine bakamadıklarından kaynaklanır.

Yok sarığı yandan sarkıttı, yok arkadan sarkıttı, yok sarığı şu kadar karış olmalı, yok bu kadar karış olmalı, yok şöyle renk olmalı… Bunlar evet hadislerde geçiyor, hadislerde geçen bir şeyi yapmış bir kimse. Ya niçin kendi uyguladığın hadisi de o kimsenin üzerinde dikte etmeye çalışıyorsun. O beyaz sarmış, o siyah sarmış, ikisi de sünnet mi sünnet. O yeşil sarmış, öbürkü sarı sarmış, sünnet mi sünnet. Bütün renkler sünnet. Bütün renkler sünnet. Birisi kalkıp da bir renk hadisi o kimsenin üzerinde dikte etmeye hakkı yok ama hakkı varmış gibi yapmak, bu tarih boyunca bütün inanç dairesindeki duranların en büyük handikapıdır. Şimdi dikkat edin, islam dünyasında çok büyük bir oyun oynanıyor, yüz yıl sonra ısıtılıp islam dünyasının önüne konuyor, yüzelli yıl sonra, ikiyüz yıl sonra ısıtılıp islam dünyasının önüne konuluyor bu. islam dünyasının önüne konulan en büyük handikap mezhepçilik. islam dünyasının içerisindeki en büyük handikap mezhepçiliğin bir altında meşrepçilik. Bu büyük oyun oynanıyor. işte isa Aleyhisselam zamanında da bu padişahla vezir hikayesinde Hz Mevlana Celaleddin Rumi hazretleri, bir mesaj veriyor bize. Bu mesajı şu: sizin içerinize fitne sahibi, fitne ehli kimseler girebilir ve sizi kur’an ve sünnetin dosdoğru yolundan ayırabilir ve bunları söylerken bu sözleri, sizden sizin önünüzde Haktanmış gibi görünür, sizdenmiş gibi görünür. Yine hadis-i şerifte

Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri buyuruyor ki ahir zamanda öyle kimseler çıkacak ki onlar konuşurlarken sizin dilinizden konuşacaklar ama sizde fitneye katacaklar, sizden ayrı. Sizle beraber namaz kılacaklar, sizdenmis gibi görünecekler, sizinle beraber hareket edecekler. Ama bunlar ne yazık ki insanları delalete sürdürecek. (Sağlı sollu yanaşın, iki dizinizin üzerine kalkın, sağlı sollu yaklaşın)

işte bu fitne çıkarıcı vezir, oniki kavim, oniki topluluk, oniki meşrep, oniki mezhep diyelim biz bunlara, adına ne derseniz deyin, hepsinin başında bir şeyhi veya imamı veya bir kralı veyahut da bir amiri, bir imamı, bir memuru var. Hepsine ayrı ayrı diyor ki ben öldükten sonra isa dininin temsilcisi siz olacaksınız. Ben öldükten sonra Tanrı’nın yer yeryüzündeki gölgesi siz olacaksınız. Hepsine ayrı ayrı söylüyor ve diyor ki bütün diğer kavimler sana itaat edecek, diğer meşrepler, diğer meslekler, diğer mezhepler sana itaat edecek. Eğer sana itaat ederse bir sıkıntı yok. Eğer sana itaat etmezse onun ellerini arkasından bağla ya esir al yada öldür. Fitne böyle çıkıyor bakın, bütün o oniki tane kavmin reisine, oniki bölüğün reisine, oniki tane cemaat tarikat, siz adına meşrep mezhep ne dersiniz değin, hepsinin başına, imamına ayrı ayrı söylüyor, tek başına söylüyor. Aman diyor bunlardan da hiç kimsenin haberi olmasın. Aman bunu diğerlerine anlatma. Bunu diğerlerine söyleme. Ya? Ben öldükten sonra bunu söyle, ben sağken sakın ha bir yere imam olarak çıkma. Bugün bakın bu islam kaidesinde de vardır. islam kaidesi şudur. Bir yerde imam varken başka bir imam çıkarsa o topluluğun içerisinden, Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri der ki sonradan çıkan imamı öldürün der. Sonradan çıkan imamı öldürün. Neden? O bir imam varken imamlık tasladı. Sufi gelenekte ise bir üstat kendi sağlığında halifesini tayin edip onu dergahtan ayırabilir, icazeti mi yazar oğlum sen de bulunduğun yerde irşada devam et der. Sufi gelenekte bu vardır ama üstadı onu irşada memur eder. icazetini yazıp gönderir.

Devlet işlerinde birisi imam varken başka birisinin imam olarak çıkması caiz değildir, o öldürülür. Bak direkt söylüyorum, o öldürülür. Hz. Ebubekir radiyallahu anh azretleri mam seçilmiş bir başkası, aşere-i mübeşşere seçti onu, bir başkası imamlık taslamaya kalkarsa o öldürülür. Aynı şekilde Hz, Osman, Hz. Ömer, Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri de öyleydi ama Hz. Hasan efendimize birat etmişti herkes, Hz. Hasan efendimiz feragat etti, Muaviye adına feragat etti, Muaviye Şam’da ölmezden önce etrafındaki insanları topladı, Yezid’i halife tayin etti. Yezit halife seçilmemiştir. Yezit halife tayin edilmiştir. Kim tarafından? Muaviye ve etrafındaki avanesi tarafından. Hz. Hüseyin efendimiz, onun seçimine karşı çıkmıştır.Bu seçim usulü, kaidesi islam’da yok deyip ona karşı çıkmıştır. Usulüne. Htta

der ben Şam’a geleyim, görüşelim, konuşalım bu seçim meselesini. işte islam dininde bir halife var iken, bir devlet başkanı var iken, seçilmiş bir devlet başkanına karşı bir kimsenin ayaklanması, başka bir kimsenin başkanlık iddiasında bulunup ayaklanması caiz değildir. Öldürülür o. Bu Yahudi vezir de o oniki tane kavmin reisine, hepsine de ayrı ayrı söylüyor ki ben öldükten sonra siz halife olacaksınız diye.

“İşte şu tomar; bunda Mesih’in hükümleri yazılı; ümmete açık bir dille

bir bir oku dedi.”

Hepsine de ayrı ayrı birer tane tomar verdi. Yani risale verdi. Onların hepsinde de kendince dinin hükümleri vardı. Bir tarafta cömert ol diyordu, öbür tarafta seninle beraber mi kazandı diyorlardı. Bir tarafta diyordu ki kendine bir üstat ara öbür tomar da diyordu ki üstat da sensin. Bir tarafta diyordu ki riyazat yap, öbür tarafta diyordu ki Allah’ın verdiği nimetlerden neden riyazat yapasın. Bir tarafta diyordu ki kendinden bile riyazet et, öbürkünde diyordu ki sen neden kendinden dahi riyazat edeceksin. Oniki tomarda ayrı ayrı kaideler var ama kaidelerin hepsi de birbirinin zıttı. Kaidelerin hepsinde birbirinin zıttıydı ve oniki halifeye veya reise oniki tane ayrı tomar verdi.

“Her beye ayrıca bu sözleri söyledi; Tanrı dininde dedi senden başka

Dedi ki bu dinde senden başka bu meseleye ehil olan bu meselenin na-

“Her birini ayrı ayrı yüceltti, ağırladı. Ona ne dediyse, buna da onu dedi. Her birine bir tomar verdi. Her tomarda yazılı olanlar, öbürüne aykırıydı.”

Daha önceki beyitlerde aykırı olan halleri, durumları zaten anlatmıştık.

“Elif’’ten ye’ye kadar harflerin şekilleri nasıl birbirine aykırıysa, o to-

mardaki yazılan buyruklar da birbirine aykırıydı.”

Bütün tomarlardaki yazılan yazılar birbirlerine aykırı. Bir yerde doğru dediğine, öbür tarafta yanlış diyor. Bir yerde yanlış dediğine, öbür tarafta, öbür tomarda ise doğru diyor.

“Bu tomardaki buyruk, öbüründekinin zıttıydı ki bu zıddoluşu bun-

dan önce anlattık.”

“Vezirin halvette kendisini öldürmesi:

Ondan sonra daha kırk gün kapısını kapattı; sonra kendisini öldürdü,

varlığından kurtulup gitti.”

Kırk gün kendini kapattı, kırk gün hiçbir şey yiyip içmedi. Bir kimse kırk gün hiçbir şey yiyip içmezse, kırkıncı gün ölür. Bir kimsenin susuzluğa dayanma günü kırk gündür. Bir kimse aç olarak kalır, susuz kalamaz. Allah yaşatırsa ayrı ama öbür türlü kırk gün bir kimse su içmezse, sıvı hiç bir şey olmazsa, ölür. Bu haris insanlar, kıskanç insanlar, böyle bir şeydir. Yani geçmiş devirlerde de görülmüştür bir kimse bir kimseye böyle çok kıskanırsa, ona haris olursa, onun kıskançlığından en son kendisini öldüttürüp onun evinin önüne cesedini kapısının önüne koyduranlar bile vardır. O öldürdü zannedilsin, kendisinden sonra onunla uğraşılsın diye. Kölesine kendisini öldüttürüp o düşman kabul ettiği kimsenin kapısının önüne kendisini koyduranlar var tarihte veya bir kimse bir kimseyi kıskanır ya kıskandığı için sanki ona bir kötülük olsun diye en sonunda kendi canından bile vazgeçer. Sırf ona kötülük olsun diye. işte o vezir de sırf isa dininin mensuplarına kötülük olsun, sırf isa dininin mensuplarını ifsad edelim, bozalım diye hasisliğinden ve harisliğinden kendi canından bile geçti. ifsad etmek, bir kimse kendi aklını, ruhunu, kalbini şeytana sattıysa, ondan her şey beklenir. Bir kimsenin pak imanın yolunu terk ederse, ondan her şey beklenir. Bir kimse kur’an sünnet, vatan millet çizgisinden çıkarsa, ondan her türlü şey beklenir. O vatanını da satar, milletini de satar, dinini de satar, imanını da satar. Satar da satar. Hani Cenab ı Hak diyor ya birisine karşı olan düşmanlığınız sizi adaletten ayırmasın. Bir kimseye düşmanlık yapacağım diye, bir kimse adalet terazisini şaşırttırır mı?Evet. Bir kimse birisine düşmanlık yapmak için vatanına milletine kasteder mi? Evet. Bir kimse birisine düşmanlık için kur’an’a ve sünnete aykırı işler yapar mı? Evet, doğrudur o kimsenin söylediği ama doğru söyleyene düşmanlıktan dolayı doğru söylediğini reddeder. Doğruyu ifsad etmeye çalışır. Sebep? Söyleyen kimseye olan düşmanlığından, ona düşmanlık yapar. Etrafınızda hoşlanmadığınız protipler vardır ya, hoşlanmadığınız protiplerden doğru bir şey gelince, kabullenmek istemez insanın nefsi. Birinden hoşlanmıyorsunuz. Hoşlanmadığınız kimse namazın farzını söylese size canınızı acıtır ya kabullenmek istemezsiniz. Oysa söylediği doğrudur. Bakın söylediği doğrudur.

O yüzden sufilerde bir kaide vardır. Doğru, nerden gelirse gelsin Hak’tandır, kabul edilir. Doğruyu kim söylerse söylesin Hak’tandır, kabul edilir. Sarhoş örneğin Allah bir deyince kabul etmeyecek misiniz sarhoş diye veyahut da namaz kılmayan bir kimse doğru bir şey söyleyince kabul etmeyecek misiniz? Doğru birine olan düşmanlığınız sizi adaletten alıkoymasın. Bir kimse bir şeyi doğru söylüyorsa al kabul et onu, o şahsı kabul etmek zorunda değilsin ama doğruyu kabul etmek zorundasın. Hikmeti kabul etmek zorundasın. Hikmet müminin yitik malıdır. Nerde bulursa almaya

elhaktır. Hikmet, müminin yitik malıdır. Nerede bulursa almaya elhaktır. Yani hikmet doğru, doğrunun doğrusu, hakikatin hakikati. Nerde bulursan ister çöpün içinde bul, ister lağımın içinde bul, ister dağda bayırda bul, istersen en kötü bir kimseden çıksın o hikmet. Hikmet müminin yitik malıdır. Her yerden alır. O zaman doğruyu kim söylerse söylesin, alır kabul edilir. Bir kimse söyleyen kimseye düşmanlığından dolayı onun doğrusunu, onun doğrusunu reddederse aslında gerçekte Allah’ın yeryüzüne indirdiği doğruyu reddetmekte. Kur’an’dan bir hüküm söyledi bir kimse ama biz bu adam hoşumuza gitmiyor. O yüzden hükmü kabul etmeyeceğiz demek yoktur. Bu kin insanı küfre götürür.

Hani Ebu Cehil peygamberliği kendine bekliyordu. Hikmet’in babası olarak anılıyordu. Hazreti Muhammed i Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin söylediği her şeyin doğru olduğunu biliyordu. Söylediği her şeyin hakikat olduğunu biliyordu. ilim ehliydi. Sırf, Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’i kıskandığından, sırf Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in peygamberliğine hasisliğinden dolayı itiraz etti, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğini kabul edemedi. Müşrikler bir peygamber geleceğini biliyorlardı ve o peygamberin Kureyş’ten olacağını da biliyorlardı. Yahudiler, Kureyş’ten bir peygamberin geleceğini biliyordu. Hristiyanlar kureyş’ten bir Peygamberin geleceğini biliyordu. Bütün Ortadoğu inananları Kureyş’ten bir peygamberin geleceğini biliyorlardı ve bildikleri için hatta peygamberin babasını bile biliyorlardı. Bir kadın gelip Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin babası olan Abdullah’a kendisini sunmuştu. Çok zengin, demişti ki ne istiyorsan söyle, yeter ki benimle evlen. Hizmetçilerini gönderdi, haberciler gönderdi, dedi ki yeter ki benimle evlensin, ne istiyorsa istesin. Hz Muhammed i Mustafa Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin babası Abdullah öylesine edepli, öylesine edepli, öylesine terbiyeliydi ki babasından izinsiz böyle bir şeyi yapmadı hiç, babasından izinsiz böyle bir şeyi yapmadı. Seneye hac zamanında, bir dahaki sene hac zamanı oldu, Abdullah yine Beytullah’ta ama evlendi, Hz. Amine annemizle evlendi. Dediler ki etrafındaki kimseler o şahıs yine Beytullah’ta. Ona tekrar teklif etmek ister misiniz? Dedi ki ben onu bir göreyim tekrar. Gitti, Abdullah oturuyordu Beytullah’ta. Baktı, dedi ki geçti. Ne oldu dediler. Onun alnındaki peygamberlik mührünü artık göremiyorum dediler. Sende öyle bir göz olsun, Muhammed i Mustafa’(s.a.v.)’in mührünü gör. Sende öyle bir kalp olsun, Muhammed i Mustafa(s.a.v.)i’n izini gör. Sende öyle bir burun olsun, Muhammed i Mustafa’(s.a.v.)’in kokusunu duy. Müşrik dediğimiz kadın, Muhammed i Mustafa’(s.a.v.)in peygamberlik mührünü babasında gördü, babasında!

işte onun peygamber olacağını müşrikler biliyorlardı. Bir peygamber gelecek ama Muhammed i Mustafa(s.a.v.) yetim ya, Sabancı’nın oğlu değil, yetim ya, Koç’un oğlu değil, yetim ya, bilmem hangi Amerikan şirketinin oğlu değil, yetim ya, bilmem hangi ingiliz Kraliyet ailesine mensup değil, yetim ya, bilmem hangi Hollanda Kraliyet ailesine mensup değil, yetim ya, bilmem hangi isveç kralının ailesine mensup değil! Dikkat edin, Avrupa’da ne kadar çok krallık varmış değil mi? isveç Krallığı var, Hollanda Krallığı var ingiliz Krallığı var değil mi? Sizin krallığınızı yıktılar. Bir tek kendi krallıklarını korudular. 20. yüzyılda, 21. yüzyılda Krallık mı olurmuş! Aaa, var! Size olmaz deyip yıktılar, yerle yeksan ettiler. Mezar taşlarını bile söküp attılar. Evet, Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.) yetim. Yetim olduğu için bir yetime mi peygamberlik gelecek! Neden? Yetim olmayan Ebu Cehil varken! Zengin, parası, malı, mülkü, siyasi kariyeri varken, neden ona gitsin! Sırf bundan dolayı, onun peygamberliğini kabul etmediler. Sırf bundan dolayı. O nasıl peygamber olur ben varken. O nasıl derviş olur ben varken! O nasıl şeyh olur ben varken! O nasıl alim olur ya ben varken! Burdan kabul etmediler hep. insan nefsi burdan kabul etmez, hasislenir. Ne dediler? Yani o da bizim gibi yiyor, içiyor, uyuyor dediler. Allah madem peygamber olarak bir melek göndereydi dediler. Hasislik böyle bir şeydir. Etrafını kıskanmak, etrafına hasislenmek. Allah muhafaza eylesin, insanı yer bitirir. Hırs, tamah, yer bitirir insanı. Bak, Adem cennetten sürgün yedi. Yer bitirir insanı. Allah muhafaza eylesin.

“Halk onun ölümünü duyunca, mezarının başı bir kıyamet yeri oldu. Halk, onun yasıyla saçını başını yolarak, elbisesini yırtarak mezarının başında öyle bir yığıldı ki! Arap’tan, Türk’ten, Rum ülkesi halkından, mezarının başına toplananların sayısını ancak Tanrı bilir.”

O ölünce bütün herkes toplandı. Herkes saçını, başını, elbisesini yırtmaya başladılar. islam’da caiz değildir. Ölünün arkasından ağıt yakmak, saçını başını yolmak islam’da caiz değildir. Gömleğinin yakasını yırtmak, saçını başını bu noktada dağıtmak, islam’da caiz değildir. Ellerini dizine vurmak, bağrına vurmak, işte kendine eziyet etmek, birisi vefat ettiğinde islamda caiz değildir. Caiz değildir. işte bir ağıtçı tutup ağıt yaktırmak caiz değildir islam’da, yoktur islam’ın kaidesinde. ‘O’ndan geldi ‘O’na döndü. inna lillahi ve inna ileyhi raciun. Bu kadar. Bu kadar! Eşine, çoluğuna, çocuğuna üç gün hüzünlü durması caizdir. Hüzünlü! Arkasından yas ilan etmek, yas tutmak, kırk gün, elli gün, atmış gün, yüz gün yoktur. Ölenin eşi arkadan iddet bekler dört ay, bu kadar, iddet bekler. Başka bir şey yoktur. Çocuklar anneleri babaları vefat ettiğinde, kardeşleri vefat ettiğinde, birisi vefat ettiğinde üç gündür onun o noktada üzüntüsü. islam’da bu yoktur

ama insanlar batıl olunca bâtılı çok seviyorlar. Herkes saçını başını yoluyor, ağlıyor, sızlıyor.

Hele Bursa’da gördüm ben artık bu başka yerlere de yayıldı mı bilmiyorum. Millet ağlıyor, sızlıyor, saçını başını yoluyor, gömüyorlar. Gömdükten sonra başlıyorlar cantık yemeğe! Mezarlığın içinde, ya cantık arabası geliyor kabrin başına kadar benim gittiğim cenazelerde hep onu gördüm. içeri katıyorlar cantık arabasını. Hala da aynı mı? Mezarlığın içine kadar geliyor! Ya daha yeni gömdün! Hani hüzünlüydün? Sen cantık aldın mı? Sen ayran aldın mı! Bir tane de buraya ver! Mezarlığın içinde, kabristanın içinde oluyor bu! Bunu Bursa’da gördüm ben. Bizim Bayındır’da yoktu bizim zamanımızda. Şimdi var mı yok mu gene bilmiyorum. Mezarlığın içerisinde cantık yiyor Bursa’dakiler! Mezarlığın içerisinde yemek yenmez. Mezarlığın içerisinde piknik yapacak nerdeyse millet mezarlıkta! Ya yeni gömmüşsün daha oraya yeni, kimini gömdüysen gömdün. Yani ey sevenleri, geldiniz, gömdünüz, yiyin, karnınızı doyurun, defolun gidin. Ya, hiç olmazsa mezarlığın dışına çıkarın! Mezarlığın dışında dağıtın. Yok! Mezarlığın içinde! Bir Allah’ın kulu da buna dur demiyor. Bir Allah’ın kulu buna dur demiyor! Eskiden de kabrin başında ölenin başında saçını başını yolanlar islam’da yok. Allah muhafaza eylesin. Herkes toplanmış. Toplananlar o kadar kalabalık ki diyor ki toplananların sayısını ancak Tanrı bilir. Bütün ırklardan, bütün kavimlerden herkes gelmiş.

“Mezarının toprağını başlarına saçtılar; derdini tam yerinde bir derman gördüler. Halk, mezarının başında tam bir ay, gözlerinden kanlı göz gözyaşları akıttı.”

Çünkü herkese tatlı meme verdi. Herkese farklı bir şey söyledi. Hani bir kıssa var, bir şeyh efendi bir beldeye gitmiş. O beldeye gidince bakmış ki hiç kimse yok yerinde. Lokantacı yok, meyhaneci yok, barcı yok, pavyoncu yok, kiliseci yok, havracı yok, cami yok, hiçbir şey yok! Ordan çocuğun birine sormuş, demiş ne oldu? Demişler ki filanca zaat vefat etti. Akşam olmuş, taziye evinde, herkes taziye de. Herkes o zatın iyiliğinden bahsederken işte birisi diyormuş şöyle iyiydi, böyle iyiydi. O gelen o garip hırpani elbiseli bir kimse duruyormuş, duruyormuş, ‘haza münafıkmış’ diyormuş. Herkes dönüyormuş, bakıyormuş şimdi ona. Böyle garip, derviş kılıklı, hırpani elbiseli bir kimse, meseleyi toparlıyorlarmış, yine başka birisi anlatıyormuş, anlatıyormuş, tam sözünü bitirince o yine hırpani elbiseli kimse, ‘haza münafıkmış’ diye gene sesleniyormuş, meczupca. Bir, iki, üç dayanamamış ölenin oğulları, demişler misafir, edebi aşıyorsun. Hani iki de bir de babamız vefat etti, yasımız var. Sen burda ikide bir de münafık diyorsun demiş. iyi demiş. Ey Cemaat! Beni dinler misiniz. Tabii dinleriz demiş. Eğer

demiş bu ölen babanız tek din islamdır, son peygamber Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’dir. Kim o peygambere iman etmezse, iman etmiş sayılmaz deseydi Hristiyan papazla, Yahudi haham onun demiş cenazesine gider miydi? Herkes susmuş. Demiş ki içki alan, satan, getiren, götüren, yiyen, içen, hizmet eden en büyük haramı işlemiştir deseydi demiş sizin beldenizin meyhanecisi onun peşinden gider miydi demiş. Deseydi ki demiş faiz alan da veren de katibi de annesiyle Kabe duvarının dibinde ilişkiye girmiş gibi haram işler deseydi, bu faizciler babanızı sever, onun peşinden gider miydi demiş.

Deseydi demiş bir insanın zina yapması haramdır. Bir erkek, bir kadın aralarında nikah olmadan ilişkiye girerlerse, haram işlemiş olurlar deseydi, bu demiş bilmem ne evinin sahibi babanızın demiş cenazesinin peşinden gelir miydi? Deseydi demiş, deseydi, birbirlerinizin mallarını haksız yere yemeyin, bu dağdaki eşkıyalar demiş milletin malına çökenler gelip demişler babanızın cenazesine katılır mıydı? Herkes susmuş. Babanız haza münafıkmış demiş. Münafık! Münafık olunca, herkes sever bir kimseyi. Mümini herkes sevemez. Mümini müminler sever, kafirler mümini sevmez. Münafıklar da mümini sevmez. Kâfiri kafirler sever, münafığı münafıklar sever. Herkes kendine benzeyeni sever. Herkes kendinden olanı sever. Siz kartalla kargayı arkadaş gördünüz mü hiç? Siz şahinle güvercini arkadaş gördünüz mü hiç? Siz aslanla ceylanı arkadaş gördünüz mü hiç? Her topluluk, her kavim, kendine benzeyeni sever. Her kavim, her topluluk kendinden olanlar toplanıt bir yere.

Cimriyse cimriyi sever o. Onlar otururlar kahvede. ikisi de birer çay içer. ikisi de çıkarır cebinden, herkes birer çay parası verir. Kahvenin önünde, bakar şimdi o yani işte gelecek olanlar gelmemiş, bir tur daha atar. Bakar gelecek olanlar gelmemiş. Bir tur daha atar, gelecek olanlar gelmiş. Ondan sonra gelir onun üstüne, kendisi çay söylemeyecek çünkü. Cimri adam yemek yiyecek. O herkesin gördüğü yerde yemek yemez, bir kenarda yemek yiyecek o. Neden? Birisi onu lokantada, kebapçıda, köftecide görür de onun üstüne gelirse bizde adet ya, onun ödemesi lazım. Bu da kalmadı da onun ödemesi lazım. Bu da kalmadı bakın. Cimri kimse köşe bucak kaçar. Cimri cimriyi sever, anlaşırlar. Kalben anlaşır cimri cimriyle. O bir şey yer, kendi parasını verir. O bir şey her kendi parasını verir, kalben anlaşır onlar. Yanlarında bir tane cömert olsun. Cömerti sevmezler. Gerçekten. Ya harcıyor adam ama onun harcaması onları rahatsız eder. Dengesini bozar onun. Birisi yediriyor, onun dengesini bozar. Yani böyle birisi eşine harcıyor mesela, öbür oğlan var, öbürkü harcamıyor, dengesini bozar. Öbür kardeş der ki ya sen israf ediyorsun kardeşim ya. Neden, eşine harcıyor adam. Yok, onun için o israf ediyor. Hatta der, bizim aile saadetimizi bozuyorsun sen. Ya neden?

Ya eşine harcıyor, israf etmiyor. Yok, o cimri! O bir tane daha daire yapacak, işi var onun, bankaya birazdaha parayı arttıracak. O haddi aşmış. Herkes kendine benzeyen ve kendisi gibi olanı sever. Allah da aynıdır. Dikkat edin. Allah da kendi ahlakıyla ahlaklananı sever. Allah da aynıdır. Allah da kendi ahlakıyla ahlaklananı sever. Hz. Muhammed i Mustafa da sallallahü ve sellem de kendi ahlakıyla ahlaklananı sever. Şeytan kendi ahlakıyla ahlaklananı sever. Şeytan da dost tutar insanlardan. Onlarda kimdir? Şeytani adam. Sabahtan akşama kadar kötülük düşünüyor. Şeytani adam, o da şeytanla dosttur. Allah muhafaza eylesin. işte halk mezarının başına hepsi de geldiler. Bütün hepsi de herkes saçını başını yoldu. Herkes ağladı. Herkes çok üzüldü. Yaz tuttular aylarca.

“Ayrılığı ile padişahlar da büyükler de küçükler de ah ediyorlardı, fer-

yat ediyorlardı.”

Ölünce herkes feryat etmeye başladı. Bir de genelde insanoğlu enteresandır, sağlığında kıymet bilmez, öldükten sonra feryat ederler, kıymete biner.Bizim hacı Oktay’ın dediği gibi en iyi şeyh, ölü şeyh diyor. Valla dedim hacı Oktay, nerden buldun bunu dedim ya, vallahi dedi en iyi şeyh ölü şeyh dedi. Hiç bir şey lazım değil çünkü dedi. Doğru söylüyorsun dedim. Ders çektin, çekmedin, yolda yürüdün yürümedin, koştun koşmadın, yaptın yapmadın, seni hesaba çekecek olan yok. Sen arkasından methiyeler düz. Abdullah Efendi şöyle iyiydi de böyle iyiydi de! Nerdeydin, sağlığında? Nerdeydin, sağlığında nerdeydin? E estekti, köstekdi! Dükkan vardı da çek vardı da senet vardı da altın vardı da salkım vardı da hatun vardı, çoluk çocuk vardı… Nerdeydin? Çok iyiydi de sağlığında ne koşmadın onsekiz yıl boyunca ve ya bazen şey yapıyor böyle çok böyle, sen nerde derviştin diyorum sağlığında? Bakıyor şimdi bana. Beni tanıyor ya, bakıyor. Diyorum nerdeydin sen? Hani nereliydin? Şimdi yerini dahi söyleyemiyor. Ben şimdi diyorum ki Sivas’ta olsan seni tanırım, Konya’da olsan tanırım, Tokat’da olsan tanırım, Ankara’da olsan tanırım, Ödemiş’te olsan tanırım, Tire’de olsan tanırım, izmir’de olsan tanırım, istanbul’da olsan tanırım, Samsun’da olsan tanırım, Antalya’da olsan tanırım, Malatya’da olsan tanırım, Elazığ’da olsan tanırım. Nerdeydin sen? Bakıyor gözümün içine, ses yok.

Hacda birisi denk geldi, baktım böyle dedim seni tanımıyorum. Sen, neredeydin sen? işte mübarek bana şöyle dedi de mübarek bana böyle dedi de! Güldüm içimden. Yoksun! Sağlığında yoktun. Nerdeydin? Para sayıyordun. Nerdeydin? Memurluğun gider diye korktun. Nerdeydin? Çeklerime devlet el koyar diye korktun. Nerdeydin? Dükkanıma bakamam diye korktun? Nerdeydin? Eşin bırakmadı seni. Nerdeydin? Aşın bırakmadı seni. Nerdeydin? Parana kıyamadın. Nerdeydin? Arabana kıyamadın. Nerdeydin? Rahat

yatağını terk edemedin. Nerdeydin? Ya abi ya çocuklara ben baktıkça dayanamıyorum abi ya. Tamam abiciğim, sen çocuklarınla kal. Bizim çocuklar kapının arkasında süpürge nasıl olsa. Doy çocuklarına! Abi geleceğim ama abi seninki de ayarsızlık var abi sende! Ha var yavrum, sen takılma bize. Öldükten sonra kıymete biniyor. Hacı Oktay öyle diyor. Hastanede senle ben vardık abi ya diyor ne kadar çok seven varmış diyor. Oktay sus diyorum ya boşver. Öldükten sonra böyle olur diyorum ben. Sıkıntı kalkarsa orta yerden, herkes sever diyorum. Merak etme sen. Herkes seviyor. işte rahatdı vefat edince bu herkes mezarının başına geliyor. Öyledir bu işler. 28 Şubat bitti herkes derviş oldu mesela. Sebep? 28 Şubat’ta sıkıntı vardı. Basılma korkusu vardı. Bitti, şeyhler de çoğaldı, dervişler de çoğaldı. Bak, bitti. Şeyhi de çoğaldı, dervişi de çoğaldı. Sıkıntı bitince hepsi çoğalır. Ölünce, biz de enteresan, bir zaat ölüyor, dervişleri çoğalıyor. Neden? Hacı Oktay’ın dediği gibi, ölü şeyh en iyi şeyh, ya yaşlı olacak, bunıycak, hiçbir şeye karışmayacak, koşmayacak. O da iyi, seslenmiyor ya, koşmuyor da, bir şey de yok. Tamam, harika! Kafasına göre, harika oluyor. Allah muhafaza eylesin.

‘Tanrı esenlik versin. İsa ümmetinin beylerden, içinizden onun yerine

geçen hanginiz, diye sorması, yerine geçeni dilemesi.”

Burdan devam edeceğiz inşallah. Allah’tan bir şey gelmezse. Hakkınızı

El-fatiha Meessalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh, Kâbe, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı