Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 490-503. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 490-503. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 10/53

Mesnevî-i Şerîf 490-503. Beyitler Şerhi Hakkında

490-503. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“İnsanın içinin istediği şeyse geçip gider. Sonu yoktur. Çorak yere ekilmiş tohum gibidir. Bitmez, meyve vermez. Onun verdiği şey pişmanlıktır. Ondan elde edilen şey ancak ziyandır. O sonunda kolay değildir. Sonunda adı güç olur onun. Gücü kolaydan ayırd et. Bunun da yüzünü sonuna göre gör. Onun da yüzünü sonuna göre. Bir tomarda da bir usta ara. İşin sonunu görmeyi soy sop sahibinde bulamazsın. Her çeşit dine uyanlar kendilerine göre işin sonunu gördüler. Gördüler ama sonunda suçlara tutsak olup gittiler. İşin sonunu görüş elle dokunmuş değildir. Böyle olsaydı dünyada aykırılık mı olurdu demişti. Öbür tomar da da usta da sensin çünkü ustayı da sen tanırsın. Adam ol adamlara maskara olma. Yürü başının çaresini gör, semleşme demişti. Öbür tomarda ise bunların hepsi de birdir demişti. Kim iki görürse, şaşı bir adamcağızdır o. Bir başkasında ise yüz demişti. Nasıl bir olur. Bunu kim düşünebilir! Meğer ki insan deli olsun. Bir söz var ki öbürünün tam zıttı. Şekerle zehir nasıl bir olabilir? Zehirle şekerden geçmedikçe birlik gül bahçesinden nasıl koku alabilirsin? O isa dininin düşmanı, oniki tomara bu çeşit yazılar yazmıştı işte.”

Oniki tomar! Hıristiyanlıkta oniki tane tarikat vardır, kendi içlerinde. Musevilikte oniki tane tarikat vardır. Mesela Muhammedi tarikatlar da kendilerini böyle anlamsız bir şekilde oniki hak tarikat söylemi üzerine otutturmaya kalkarlar. Bu oniki tarikat, bazılarında ondört derler, oniki derler filan, bu taaa Musa Aleyhisselam’ın kavminden itibaren süregelen bir kadim bir gelenek. Fakat acı olan şu, islam dünyası da bundan etkilenmiş ve ilk bu birinci yüz, ikinci yüz, üçüncü yüzden sonra sufi hayatı, züht hayatı

tarikatlaşmış. Bu üç dört yüz yıldan sonra denilebilir ki Osmanlı’da binaltıyüzlere kadar bu tarikatlaşma sistemi çok büyük hatalar, kusurlar işlememiş. işlevini yerine getirmiş ama binaltıyüzlerden sonra ne yazık ki binyediyüzlerde bu daha da ağırlaşmış, binsekizyüzlerde artık ayyuka çıkmış, tarikatlaşmış olan sufi gelenek ne yazık ki bu benim kendi fikrim, kendi düşüncem, işlevini yerine getiremez olmuş. Yerine getirememişler. Bizim burdan şimdi bunu konuşmamız, o zaman için var olsaydık, yaşasaydık, öyle diyeyim, o esnada o boğuntunun içerisinde herkesin boğulması da belki de makul olacaktı.

işte o gerçekte yahudi ama kendisini hristiyan gibi gösteren vezir, her topluluğa farklı risaleler yazaraktan, insanların temiz din duygusunu sömürmeye başlamıştı. Hz. Mevlana, bize bunu örnekliyor ki biz de uyanalım. Dinin gerçeği olan kur’an ve sünnetten uzaklaşmayalım. Din, kur’an sünnet. O kur’an, sünnete sımsıkı yapışalım. Tabii bunları söylerken de bize de değişik işaretler veriyor. ‘insanın içinin istediği şeyse geçip gider, sonu yoktur. Çorak yere ekilmiş tohum gibidir. Bitmez meyve vermez.’ insan kendi içinden hep bir şeyler geçirir ya habire içinden geçirir insan. O içinden habire geçirip götürdüğü şeyler, o kimseye bir şey vermez. Ne zamana kadar? O kimse, o içinden geçirdiklerini aktif hale getirirse bu iyiliklerse o iyiliklerin semeresini görür. Eğer bu hayır hasenatsa, aktif hale getirirse, o zaman o hayır ve hasenattan muhakkak kendisi alacaktır. ‘Gücü kolaydan ayırdet.’ Gücü kolaydan ayırd et. Bunun da yüzünü sonuna göre gör. Onun da yüzünü sonuna göre gör.’ Bir şey kolaysa veya bir şey güç ise sen ona göre onun sonuna bak. Kolaysa, o kolayın sonunda hüsrana uğrayabilirsin. Zorsa, o zorun sonunda sen iyiliğe, güzelliğe mazhar olabilirsin. Bir tomar da dedi ki bir usta ara. işin sonunu görmeyi, soysop sahibinde bulamazsın. Sen kendine bir mürşit ara. Sen kendine bir usta ara. Senin baban marangoz olabilir ama sen babandan marangozluk sanatını öğrenmediysen, babanın marangoz olması senin marangoz olmanı göstermez. Ya işte bunun dedesi şeyhti. Dedesinin şeyh olması, torununun şeyh olacağını göstermez. Babası alimdi. Babasının alim olması, oğlunun da alim olacağını göstermez. Babası şeyhti, oğlunun da şeyh olacağını göstermez. Uyanık ol. Kendine bir usta ara.

Aaa! Bu imam ı Azam hazretleri, harika. Oğlu imam ı Azam gibi olacak diye bir kaide yok. ilim, babadan oğula geçmez. ilim, kendi üzerinde koşanın hakkıdır. Velilik, babadan oğula geçmez. Kim Allah yolunda cehd ederse Cenab ı Allah ona nasip ederse eder. Ona diyor ki sen işin soyuna sopuna bakma. Ya? Kendine bir usta ara. Hatta sen dahi o soydan soptan gelebilirsin. Var ya şimdi dünya üzerinde, biz diyorlar ki işte ehlibeytiz. Ehlibeyte, ehlibeytin yoluna can kurban. Ehlibeytiz diyen kimse, Sünnet i

Resulullah’a uymuyor. Filanca şeyhin evladı, harika ama dergahta görünmüyor hiç. işte onun dedesi filanca zatmış, harika. Onu dedesi mi kurtaracak? O kimse kendisi kur’an ve sünnet dairesinde ceht edecek. ‘Her çeşit dine uyanlar, kendilerine göre işin sonunu gördüler. Gördüler ama sonunda suçlara tutsak olup gittiler.’ Herkes kendince cenneti hedefledi. işin sonu ne? işin sonunda cennete girmeyi düşünüyor bütün din salikleri. Bir iseviye gidip sorsanız, cennete gitmek istiyor, haklı. Museviye sorsanız cennete gitmek istiyor, haklı. Muhammedilere sorsanız cennete gitmek istiyor, haklı. Herkes işin sonunda cennete gitmeyi isterken son olarak ama o yol içerisinde onlar günah ı kebaire giriyorlar. Günahlara dalıp batıyorlar. ‘işin sonunu görüş elle dokunuş değildir. Böyle olsaydı dünyada aykırılık mı olurdu demişti.’ işin sonunu görmek insanın elle dokuduğu kilim gibi değil ki! Bir seccadeyi alırsın, seccadenin dokunmaya başladığı ile sonunu görürsün. insan ömrü, sonu belli değil ki ve nerde son bulacağı belli değil. Nerde son bulacağı belli değil ise sen işin sonunu görmüyorsun. işin sonuna dair elinde bir vesika yok. işin sonuna dair elinde senin bir ölçü yok. O zaman sakın kendi kendine son nefesten emin olma. ‘Öbür tomar da da usta da sensin çünkü ustayı da sen tanırsın.’ Öbürkünde de dedi ki mürşit sensin asıl. Neden? Mürşidi tanıyan sensin.

Hani vardır ya böyle mürit adayları, karşısındaki şeyhi imtihan etmeye kalkar. Hani böyle kendince talebeler vardır. Karşısındaki alimi imtihan edecektir. Böyle küstahlar çoktur. Adam şeyhin huzuruna giderken, ben kalbimden bir şey geçireyim bakayım bilecek mi bilmeyecek mi? Onun kalbinden geçeni bilirsen, sen şeyhsin ama onun kalbinden geçeni sen bilmezsen, hiçbir şey değilsin. O gelir kendince böyle bir de yüzünü o böyle asar. Onun prototipi farklıdır hep böyle eksik gedik bakar ne yapıyorlar diye. Bir de kalbinden habire bir şey geçirir. Senin işin gücün yok. Sen de onun kalbinden geçeni söyleyeceksin. Ondan sonra şöyle der, ben gittim oraya, benim kalbimden geçeni bilmedi. Bunu şeyh efendiye yapmış birisi. Bana anlatıyor, Mustafa kardeşim dedi, benim kalbimden geçene bir işaret vermedi dedi. Ben böyle ilk önce ne diyeyim diye böyle baktım ondan sonra e dedim ya olmamıştır. Böyle durdu hani ben olmamıştır dedim diye. Böyle durdu, dedim bal arısının necasette işi ne dedim. Bal arısı çiçek arar dedim. Senin kalbinde dedim bal var ise muhakkak arı konar oraya dedim. Ama dedim senin kalbinde necaset varsa, arı konar mı oraya dedim. Konmaz dedi. Ha bunun gibidir belki de dedim ben, ağır geldi tabi o arkadaşa. Bu uzun müddet içinden çıkmamış bunun. Bu hadise Ödemiş’te oluyor. Bir melami şeyhi geliyor Salihli’den, ona sormuş. Demiş ki ya o mürşid i kamil olsaydı, senin kalbinden geçeni bilirdi. Ondan lafı almış, bana geldi nerde dedim bu

zaat? Filanca yerde. Mürşid-i Kamil değil o dedim ben. Neden dedi? Senin kalbinden geçeni söylememiş bak dedim. Hadi, yürü gidiyoruz şimdi dedim. Aldım elimle, gittim. Selamün aleyküm, aleykümselam. Bu kardeşin kalbinden geçeni söyleyememişiniz, kendi dilinizle demişsiniz ki dedim ben sizin, senin kalbinden geçeni bilemeyen kimse mürşid i kamil değildir. Söz sizin mi? Evet. Bu kardeşin kalbinden geçeni siz de bilememişsiniz, mürşid-i kamil değilsiniz. Kendi elinizle, kendi kendinizi astınız dedim. Böyle baktı, siz kimsiniz dedi. Benim de kim olduğunu bilemedim bak, hiç mürşid-i kamil değilsin sen dedim. Nasıl yani dedi. Bak anlıma dedim, ismimi oku. Git kardeşim böyle şeylerle işimiz yok bizim dedi. Böyle demişsiniz adama dedim. Söz dedim ispat ister, dedim isbat edeceksin, benim adımı söyleyeceksin şimdi. Nasıl? Alnına dedim alnımı dadayacaksın, benim ismimi söyleyeceksin. ister kalbini kalbime dayıycan dedim. ister alnını alnıma dayayacaksın, ne yapacaksan yapacaksın, bu işin yolunu bilen sensin.

Madem ki mürşid-i kamilsin, benim ismimi söyleyeceksin dedim, madem ki mürşid i kamillik bu. Söylediği şu oldu: Özür dilerim. Öbürküne demiş bu deliyi nerden buldun. Ben gittim tabi ordan. Demiş deli tabi. Görmüyor musun demiş nasıl konuşuyor adam demiş. Gözlerini fark etmedin mi demiş. Yok be bizim Mustafa demiş ya o, hani bizim Mustafa. Yok demiş ya. O demiş farklı, gözleri farklıydı onun. Koşa koşa geldi bu. Selamünaleyküm, aleykümselam. Bakıyor öyle benim gözüme. Dedim benim gözümde bir şey yok. Ne varsa senin gözünde var dedim. Melamiler böyle muhabbeti çok severler. Bunun gibi, Allah bizi affetsin. Öbürkünde de diyor ki usta sensin. Neden? Ustayı tanıyan sensin. Ustayı tanıdıysan, usta sensin. Vardır ya öyle hani. Birisi birisini böyle meth eder. Methedilen bakar, bunu ancak sen anladın. Ne büyük, o neredir o! iki yalak birbirini iki salak birbirini ağırlıyor. Sen muhteşemsin. O da diyor ki sen daha da muhteşemsin. O diyor ki sen muhteşemin karekökü sün. O da diyor ki sen muhteşemin küpüsün. iki yalak salak birbirine ağırlıyor bunlar. Bir de öbürkü yok canım, estağfurullah. Hani yan cebime koy. Allah muhafaza eylesin. Ustaya o, şeyhi o tanıyor ya! Mürşidi o tanıyor ya! Ondan başka mürşid tanıyan yok ya! Nefis, kibir, insanı bu noktaya götürür.

Devam ediyor: ‘Adam ol. Adamlara maskara olma. Yürü başının çaresine gör, sersemleşme demişti.’ Sen bırak ortalıkta, sen ne mürşit arıyorsun. Senin cebinden kaç tane mürşit çıkar. Sen ne usta arıyorsun. Cebinden kaç tane usta çıkar senin. Sen ne alim arıcan da gideceksin. Onun dizinin dibinde oturacaksın da ilim öğreneceksin! Senin cebinden ne kadar alim çıkar. Ya? Sen bir sefer adam oldun mu yeter bu mesele, hiç önemli değil. Sana hiçbir şey lazım değil. ‘Öbür tomar da ise bunların hepsi de birdir demişti.

Kim iki görürse şaşı bir adamcağız dır o.’ Bütün hepsi de bir. iki gören şaşı. Şeyhi bir gör. Şeyh, Hz. Peygamber ve Allah. Sen onları bir gör veyahut da Hzi Peygamber, Hz. Allah. Sen onları bir gör. Şaşı olma. Şeyhin ne? Allah, onları bir gör, şaşı olma. Ya bu insanlar? Hepsini bir gör. iyisi de kötüsü de birdir onun. Ya iyiler biraz faziletli değiller mi? Yok canım, ne alakası var. iyisi de kötüsü de birdir. Sen bir gör. iki gören nedir? Şaşıdır. Öyle söylüyor. ‘Kim iki görürse, şaşı bir adamcağızdır o. Bir başkasında ise yüz demişti. Nasıl bir olur! Bunu kim düşünebilir. Meğer ki insan deli olsun.’

Birisinde dedi ki herkesi bir gör, öbür topluluğu da gitti dediki ya, yüzü nasıl bir edeceksin. Kesreti, çokluğu nasıl teke indireceksin! Nasıl zıtlıkları birlikte toplayacaksın. Nasıl çokluğu birlikte toplayacaksın, kafan çalışmıyor. Yüz kişiyi ardıardına ekle, onu bir gör. Bu olacak bir şey mi dedi. ifsad ediyor, fesada boğuyor ortalığı. ‘Bir söz var ki öbürünün tam zıttı, şekerle zehir nasıl bir olabilir.’ Hani şekeri de zehiri de bir göreceksin ya. E zehiri yutuyorsun, başlıyorsun titremeye. Şekeri yuyutuyorsun, tat alıyorsun. ikisini de bir gör diyor ona başka bir yerde. Öbür yerde de diyor ya zehirle şeker bir görülür mü? Aklın yok mu senin! Zehir öldürür, şeker diriltir diyor. Böyle dediğime bakmayın. Şeker de adamı öldürür, yavaş yavaş öldürüyor. ‘Zehirle şekerden geçmedikçe birlik gül bahçesinden nasıl koku alabilirsin.’ Ya? Bundan, zehirle şekerden de geç. Bütün her şeyden geç. Her şeyden geçmedikçe ne olur? Birlik kokusunu alamazsın. Önceden her şeyde birlik kokusu vardı, şimdi her şeyden geçerek ten birlik kokusu alacaksın. Hep tenakus. Hep zıtlıktan söylüyor her tomarda. ‘O isa dininin düşmanı, oniki tomara bu bu çeşit yazılar yazmıştı işte.’ O isa dininin düşmanı ne yaptı? işte böyle bütün tomarlara yazılar yazaraktan, halkın dinini ifsad etti. Halkın dinini bozdu. Aynı şey bizde de var şimdi. Bunu Hz. Mevlana o gün için burdan örneklemiş ama bizde de şimdi var. Biz doğruyu, gerçeği, hakikati görmekten uzağız. Ne için? Bizim ellerimizde de tomar tomar yazılar var. Biz direk kur’an ve sünnetin kaynağına inemiyoruz, direk kur’an ve sünnete bakamıyoruz. Öyle olunca bizim elimizde de tomar tomar yazılar oldu ve dinin bu noktada Allah muhafaza eylesin özünden sapanlar oldu. Hakkınızı helal edin.

El Fatiha maassalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı