Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“İşte elbise buracıkta, altın gümüş işte. Hele bunları bir al, gelince de öz kullarından olursun, nedimi kesilirsin padişahın. Adam çok çok malı mülkü elbiseyi görünce aldandı; şehrinden oğlundan ayrıldı. Padişahın canına kast ettiğinden haberi bile yoktu; sevinçli bir halde yol alıyordu adam.”
Nefsi kandırmanın yoludur bu. Heva, dünya, mal, makam, elbise, insanları aldatır, kandırır. işte kuyumcuyu da aldatan bu heva oldu. Bu dünya sevgisi oldu. Ona biraz altın, biraz mal mülk, biraz makam, biraz elbise, biraz çünkü diyor ki sen padişahın nedimi, hizmetçisi olursun. Orada bir makam var. Aha para burda. Orada bir para var. Aha elbise burda. Orada bir gösteriş var. insanı yıkan üç şey: Makam, para ve dış görüntü. Allah bizi affetsin. insanların aldandıkları yerler şimdi bunlar. insanlar paraya aldanıyorlar, makama aldanıyorlar, kılık kıyafete aldanıyorlar, gösterişe aldanıyorlar. insanlar insanların ahlakına bakmıyorlar. Biz o kimsenin şatafatına bakıyoruz, o kimsenin üzerindeki çuluna bakıyoruz. O kimsenin makamına bakıyoruz. Yine hani meşhur ya, Hz. Mevlana’nın sözü; nice elbiseler gördüm içinde insan yoktu, nice insanlar gördüm üzerinde elbise yoktu. O şatafat, şu kavuk, şu sarık, şu cübbe aldatıyor sizi. Birisi böyle harika bir islami, onların deyimiyle veya insanların deyimiyle bir kıyafet olarak geçiyor. Ne takva insan diyoruz. Bir kadın görürüz mesture, ne takva kadın diyoruz. Bir adam görürüz sakallı, sarıklı, cübbeli, şalvarlı; ne adam diyoruz ya! Aldanıyoruz. Adamın sarığı, sakalı bizi aldatıyor. Kadının örtüsü, mantosu, bizi aldatıyor Makam!
Bize bir makam veriyorlar, aldatıyor bizi. Filanca yerde müdür, biz ona temenni ediyoruz. Milletvekili, temenna ediyoruz, ahlakına bakmıyoruz. O da milletvekiliyim, böyle dolaşıyor. Kim? Belediye başkanı! Böyle dolaşıyor. Biz temenna ediyoruz. Yer değiştirmiş. Ahlaklı olana temenna etmiyorsunuz. Tevazu ehline temenna etmiyoruz. Biz gerçek ilim sahiplerine temenna etmiyoruz. Biz annemize, babamıza temenna etmiyoruz. Biz eşimize, çocuklarımıza temenna etmiyoruz. Biz kayınvalidemize, kayınpederimize temenna etmiyoruz. Biz dostlarımıza temenna etmiyoruz. En sivri dilimiz, dosta. En sivri dilimiz, komşuya. En sivri dilimiz, arkadaşımıza. En sivri dilimiz büyüğümüze, annemize, babamıza. En sivri dilimiz, eşimize. Yer değiştirmiş, aldanmışız, değerlerimizi kaybetmişiz. Esnaf var. Yalan söylemiyor, yemin etmiyor, gıybet etmiyor, harika ticareti var. Biz ondan alışveriş etmiyoruz. Adam faizci değil. Biz ondan alışveriş etmiyoruz. Faizciden gidip alıyoruz. O bizim ciğerimizi söküyor. Onlar büyüdükçe büyüyor faizleriyle. Biz ama mütedeyyin bir kimseye borcumuzu ödemiyoruz. Faizciye ödüyoruz. Yer değiştirmiş her şey. ‘Padişahın canına kast ettiğinden haberi bile yoktu. Sevinçli bir halde yol alıyordu adam.’ işte bunlara kanan insanlar, canlarını kastediyorlar. Mala, mevkiye, gösterişe, düşenler bunun için kendi manevi canlarından oluyorlar. Ahiretlerini yok ediyorlar. imanlarını yok ediyorlar.
“Arap ata binmiş, neşe ile koşturuyordu. Arap atına binmiş, neşeyle
koşturuyordu. Kan pahasını elbise sanmıştı o.”
O dünya, bu materyaller gözünü bürüdüğünden, neşeyle kanını vermeye gidiyordu. Farkında değil. Hani siz bir harama giderken, neşe ile gider insan. Hiç kimse hüzünlü haram işlemez. Harama giderken insanlarda pür neşe vardır. insanlar camiye giderken neşeleneceğine, harama giderken neşelenirler. Camiye giderken davul dümbek yapacaklarına, harama giderken davul dümbek yaparlar. Siz hiç sabah namazında camiye gidiyoruz deyip de davul çalanı gördünüz mü? Siz hiç zikre giderken, oh ne kadar güzel, zikre gidiyoruz deyip de davul dümbek çalanı gördünüz mü? Yok!
Gerçekten, ama insanlar içki içmeye davul dümbekle giderler. Öyle değil mi? Haram işleyecekler, davul dümbekle gider. Eğlenti full orada, herkes pürneşe, tabii, haram insanı pürneşe götürür kendine. Koşa koşa gidersin harama. Hiç helala koşa koşa gitmezsin. Camiye, cemaate insanlar böyle sürüklene sürüklene gider. Öbürkü yalvarır, gel ya, bu akşam sohbet var ya, gidelim bak, ya bu akşam zikir var, gidelim. Ya nasıl gelsem ki ya. Ya işim de var ya. Ya yapma etme, gel bisefercik gel. Ya nasıl geleyim yayan gideceğiz ama. Ya araba da getiririm ben sana. Ya araba ne modeldiki? Gülmeyin, bunu ben yaşadığımı anlatıyorum size. Yaşadığımı anlatıyorum,
yaşadığımı! Bende tek kapı polo var. Yetmişdört model. O zaman güç bela almışım ben onu, gümrükten çıkarmışım, bir türlü egzoz uyduramıyoruz biz ona. Nediyorlar böyle, manifot mu diyorsunuz oğlum bu şeyden çıkana? Bir türlü bulamadık onu.
Bangır bangır bağırıyor. Dedim ya, ben de işte polo var böyle ben ona bilemem ki dedi. Kaldım ben. Mustafa Özbağ, bunu da yaşayacakmışsın dedim.
Öyle zikre, sohbete giderken binbir nazla gideriz biz. Kendimizi de sürükleye sürükleye götürürüz. Hanım arkadan seslenir, zikre mi gidiyorsun yine? Bu akşam da mı var ders! Annesi babası, ya nereye gidiyorsun sen bu kadar, ya kafayı üşütecen orada! Yani adam içki içerken kafayı üşütmez, zina ederken kafayı üşütmez, hap içerken kafayı üşütmez, esrar içerken kafayı üşütmez, adam her gün eğlentiye bara pavyona giderken kafayı üşütmez, adam bir zikre gideceğim dediğinde bütün sülale ayağa kalkar. Kafayı üşütecek bu! Lan zaten üşütmüş bu. Bunları yapan zaten aklı yok, kafası yok, üşütmüş zaten, biz onu akıllandıracağız diye uğraşıyoruz. Hepsi de üşüdük ya. Hepsi de üşütük olunca, bir tanesi akıllanacak, onun da ayağını kesmek istiyorlar. Hz. Mevlana diyor ya herkesin aksak gezdiği yerde sen düzgün yürürsen diyor, o aksak gezenler bunda bir yanlışlık var deyip onun ayağını kırarlar diyor. Sen de orda aksak yürü diyor, siyaset yap. Herkesin sarhoş dolaştığı yani bir taraflara yıkıldığı yerde, sen dimdik yürürsen sarhoşlar derler ki bir bu sarhoş. Onu döverler veya ona bir zarar verirler. Bunun gibi yani biz ibadete zikre, Allah yoluna, biz koşa koşa gitmeyiz.
Nefsin yoluna neşe ile koşa koşa gideriz. Koşa koşa gideriz, hiç acı gelmez bize. Bir de parayı da veririz orada biz. Oluk oluk da akıtırız oraya ama birisi gelse ondan sonra, böyle bir Allah yolunda bir şey olsa yüzonsekiz sefer hesap eder. Başlar bu parayı nereye gidecek, nereye harcıyorlar acaba? Bu adam arabasını buradan almıştır. Muhakkak bunlar para yiyorlardır ya başlar kendi kendine. Adam burda, mübarek günlerde pilav veriliyor, iftar ediliyor burada. Burda yiyor, yazmış buraya. Bu değirmenin suyu nereden geliyor diye. iftar, kandil günü iftar var, herkes iftar ediyor, yazmış buraya. Buraya gelen bütün soruları da okuyorum ya. Bir tanesini okumadım şimdi. Birini okumadım, attım buraya. Yazmış adam, bu değirmenin suyu nereden geliyor! Sanki ondan para istedik biz. Ben de buradan dedim, ey ümmeti Muhammed, şimdi de diyorum, sizden bugüne kadar buradan bir kuruş para istendi mi? Şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz, şunu ediyoruz, pamuk eller cebe dendi mi? Yok! Öyle yazdım, söyledim. Ardından ikinci sonu geldi. Kim veriyor? Ha istemiyorsunuz ya, kim veriyor. Ya senden isteyen var mı? Sen verdin mi hiç? Yok! Otur. Senden isterlerse verme. Bir gün sizden buradan ücret talep ederlerse vermeyin. Talep edene de hakkım helal
deği,l verene de hakkım helal değil. Vermeyin. Gerçekten, ciddi söylüyorum. Müslümanların parası ilahı çünkü. Mübarek Muhittin Arabi Şam’da demiş ya, sizin taptığınız ayağımın altında demiş. Herkes dağılmış, hiç müridi kalmamış. Rivayet edilir. Yavuz Şam’a girince demiş ki benim bu söylediyi mi demiş, işte Yavuz Şam’a girince demiş anlaşılacak. Yani ‘y’ idi değil mi, ‘y’, ‘şın’a girince demiş anlaşılacak. Yavuz Sultan Selim demiş ki nerde söyledi? Şurada. Kazın orayı demiş. Kazmışlar. Bir küp altın çıkmış. Ha demişler ya, mübarek pirin dediği buymuş işte. Ne? Sizin taptığınız ayağımın altında.
Müslümanlar putlarını yıkmadıkça, din ne onlarda hakim olur, ne de memleketlerinde. Din bizde hakim değil. Memleketimizde ve islam aleminde hakim olsun. Biz milyon dolarları, milyar dolarları, paraları pulvarı deste etmeyi, aman orada saklamayı, onları tutmayı kendimize şiar edinmişiz. Aldanıyoruz, işte kuyumcunun aldandı gibi. Hz. Mevlana da diyor ki o kimse arab atına bindi. Neşe ile koşa koşa gidiyordu. Nereye? Kan pahası ödemeye.
“A yüzlerce razılıkla yolculuğa düşen; kötü kötü kazaya, kendi ayağıyla yarıp çatan. Hayalinde mal vardı, mülk vardı, yücelik, büyüklük vardı; Azrail’se evet diyordu, git, umduğunu bulursun. O garip kişi yoldan gelince, hekim onu aldı, padişahın huzuruna götürdü.”
O kimse hayalledi ya mal, mülk, mevki, makam, rahat, rehavet, lüks bir hayat. Bugün için ne? Villalar, arabalar, katlar, yatlar, para, pul, makam, mevki. Müslümanları bozan şeyler kardeşler! Müslümanlar hayal kuruyorlar. Param olsun Bademli’de villa alayım. Bir de şunu ekliyor. Bademli’de bir villa alayım. Dervişler gelsin orada, yesin içsin. Gülüyorum ben. Lan bir derviş Bademli’ye gitmek için yirmi lira harcayacak, gelmek için yirmi lira harcayacak, onun evine yemeğe gidecek bir de. Laf! Aha var burada, getir burada yedir. Git yemek sanayinin birinden anlaş, deki ya bu cumartesi ben orada yemek vereceğim. Sana hayır mı diyen var. Laf! insanlar kendi kendilerini aldatıyorlar. işte müslümanı da aldatan, kandıran o ve müslümanlar o kandırılmışlıkla, o kendi kendini aldatmışlığı ile devam ediyorlar. Kardeşler! Bir topluluğu yakan, yıkan, bir topluluğu yok eden, helak eden şey, hevadır. iman mı ettin, imanının emrettiği gibi yaşayamıyorsan, hevana daldın sen. iman ettin mi? Evet. iman ettiğin gibi yaşa. imanın neyi emrediyorsa, hayatını ona göre dizayn et. Hevaya düşme. Dünyaya düşme. Ayrılığa düşme. Kur’an ve sünnete sımsıkı yapış. O yol sana yeter. Allah bizi onlardan eylesin. Geciktirdim. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun.
El Fatiha maasselavat.
https://www.youtube.com/watch?v=SQbjaMVObBo&list= PLpNiKWHUSB_KF_8QYHQPSQIvh9VWfDcyl&index=34
Kaynaklar ve Referanslar
- Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=SQbjaMVObBo
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı