Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Genel ·

Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Hoşgörü

Dört Kapı Kırk Makam – Marifet Kapısı: Hoşgörü — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvuf, ahlâk ve mânevî hayat üzerine sohbeti.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF 1434. BEYT ŞERHİ • DÖRT KAPI KIRK MAKAM

Dört Kapı Kırk Makam Hakkında

Marifet Kapısı — Hoşgörü


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Bölüm 7/17

DÖRT KAPI KIRK MAKAM/ MARIFET KAPISI (HOŞGÖRÜ MAKAMI) Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir falemenne hu Lailaheillallah Lailaheillallah Lailaheillallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip Hak yolunda mücadele eden gayret eden batılı batıl bilip bâtıla karşı cihat eden kullarından eylesin… ‘Dört Kapı Kırk Makam’a devam ediyoruz.

Bu akşamki konumuz da hoşgörü. Tabii en baştan da bütün arkadaşlardan helallik diliyorum hem internet başındakilerden geciktiğimizden dolayı. Allah razı olsun. Misafirimiz vardı, o yüzden geciktik. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Bu makamlardan sekizincisi, hoşgörü idi. Biz geçen hafta ilmi konuşmuştuk son olarak. Aslında konuşmayacaktık da ama giriş yapınca dedik hadi girdik nasıl olsa dedik, bitirelim. Öyle tam da bitmese de bitti. Bu hafta da hoşgörü.

Yani marifet kapısında duran bir kimsenin bir makamı da neymiş? Hoşgörülü olmak. Şimdi hoşgörü dediğimizde bugünkü insanların baktığı açı değil bu. Bugünkü insanlar haramları da hoş görüyorlar veya sapkınlıkların da hoş görülmesini istiyorlar. Onun tercihi, hoş görelim diyorlar. Bu değil. Hoşgörü böyle bir şeyi anlayışla karşılamak, beklemek, sabretmek, onu analiz etmek, orta yolu takip etmek insanlarla olan ilişkide ve dengeli davranmak insanlara karşı ve bir şeyde kabullenemeyeceğimiz, hoşumuza gitmeyen rahatsız edici bir şey var ama ilk etapta ona karşı sabırlı davranıp hoşgörülü olmak.

Burda söz konusu olan şimdi din din olunca biz dinde hoşgörüye baktığımızda o zaman bir kimsenin bütün hayatını din çepeçevre çevrelerse hoşgörü olarak o kimse birinci derecede eşine hoşgörülü davranma, çocuklarına hoşgörülü davranma, annesine, babasına, kardeşlerine karşı hoşgörülü davranma, daireyi büyütüyoruz; arkadaşlarına karşı hoşgörülü davranma, arkadaşlarına karşı. Din söz konusu olunca o zaman dini ibadetlerde, dini meselelerde hoşgörülü davranma. Biraz daha ilerleyebiliriz biz, örneğin kâfirlere karşı hoşgörülü davranma.

Çevremizde, mahallemizde, etrafımızda, kafirler var. Onlara karşı hoşgörülü davranma. Bu devletler arasındaki ilişki değil bu. Bir Müslüman’ın, bir müminin davranışı, bireysel davranış. O zaman bir Müslüman’ın kendince etrafındaki olaylara, hadiselere, arkadaş, eş ve çocuklarına, akrabalarına karşı hoşgörülü davranması ama bunu dinle çerçeveleyecek olursak bu hoşgörü Kur’an ve sünnet dairesini ve Kur’an ve sünnet hükümlerini aşmaması gerekir. Bugün dünya üzerinde hoşgörü adı altında bunu alıştırıyorlar insanlara.

Mesela örneğin işte lgbt+ lara hoşgörülü bakmamız lazım. Cinsel sapkınlıklara hoşgörülü bakmamız lazım. Hoşgörülü yaklaşmamız lazım. Çıplaklığa, pornoya hoşgörülü yaklaşmamız lazım. Yani bir yerde bir porno, pornografiği var, bir yerde çıplaklık var, biz ona hoşgörü ile bakacağız. Yani çıplaklığın nesini hoş göreyim? Yani Allah lanetlemiş, haram etmiş. Yani sen o çıplaklığa hoşgörüde bulunmamı istiyorsun! Sapkınlıkların hepsi de lanetlenmiş. Sen diyorsun ki bana bu sapkınlıklara hoşgörüyle yaklaşmamız lazım, tırnak içerisinde!

O zaman bir zalime hoşgörü ile mi yaklaşacağız? Biz sapkına hoşgörü ile mi yaklaşacağız? Bir katile hoşgörü ile mi yaklaşacağız? Suç işleyen insana hoşgörü ile mi yaklaşacağız! Burda yerli yerine oturmuyor bir şey. Herkes bir hoşgörü manyağı olmuş. Böyle pıtırcık, her şeyi hoş görecek. Din böyle değil, bakın din böyle değil. Dinin hoş gördüğü yerler var. Eyvallah! Bizim bu konuda bir derdimiz yok, bir sıkıntımız yok ama dinin suç saydığı şeyler de var. Yani dinin suç saydığı bir şeyi nasıl hoş görebiliriz?

Mümkün değil. Din ne belli: Kur’an sünnet. O zaman Kur’an sünnet dairesinde hoşgörümüz de Kur’an sünnet dairesinde olmalı. İşte veliler her şeyi hoş görürler, yazmış birisi. Ondan sonra, veliler her şeyi hoş görür. Görmez! Tırnak içerisinde, bir veli Allah’ın lanetlediği bir şeyi hoş görmez. Tırnak içerisinde, bir veli Allah’ın sevmediği bir şeyi hoş görmez. Böyle bir şey yok. Allah muhafaza eylesin ama din bize çerçeveyi çizmiş. Din bize bir çerçeve çizmiş ama bizim önümüze hemen şunu getiriyorlar: ‘Dinde zorlama yoktur.’ Eyvallah!

Kabul ettik ama o ayeti kerimenin sebebi nüzulünü kimse araştırmıyor. Ayet-i kerimenin sebebi nüzulü şu; Müslüman bir sahabe var. İki tane oğlu var. O iki oğlu Hıristiyan. Baba, ben bunlar Müslüman olsunlar diye hani diretebilir miyim dayatabilir miyim, baskı uygulayabilir miyim diye Hz. Peygamber sallallahü vessellem hazretlerine gelip sorduğunda o zaman dinde zorlama yoktur Bakara ayeti inzal oluyor. Bunu sen bize örnek getirirsen, biz onun sebebi nüzulüne bakarız. Sebebi nüzulü bu. Eğer evladın Hıristiyan’sa dinde zorlama yapma.

Yok, eşin Hıristiyan’sa dinde zorlama yapma. Eyvallah. Biz zaten birisine de illaki gel İslam ol diye zorlama yapma noktasında değiliz. Çünkü İslam zorla kabul edilecek bir din değil. Ha bu manada başka bir hadisi şerif de var. Birisi geliyor Hz. Peygamber sallallahü vessellem hazretleri bir kimseye diyor ki İslam’ı seç, Müslüman ol. O da diyor ki benim bunu nefsim kaldırmıyor. Benim nefsim bunu kabul etmiyor. Bunda zorlanıyorum deyince, sen diyor zorlansan da iman eti dini kabul et.

Bakın bu zorlama değil. Bu o kimsenin hidayetine sebep olmak için Hz. Peygamber sallallahü vessellem hazretleri dini ona tebliğ ediyor. Şimdi öyle bir şey olunca bu dinde zorlama yoktur ayeti kerimesi yerli yerine oturuyor. Neden yerli yerine oturuyor? Çünkü başka ayeti kerimelerde Cenabı-ı Hak, Hz. Peygamber sallallahü vessellem hazretlerine farklı emirler veriyor. Fetih Suresi, ayet 16: ‘Güçlü kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağrılacaksınız. Onlar Müslüman olana kadar savaşacaksınız.’ Bakın dinde zorlamanın geldiği yere bak.

Yine: ‘Ey peygamber, kafirler ve münafıklar ile cihat et ve onlara karşı çetin ol.’ (Tevbe, ayet 73). ‘Ey iman edenler! Kâfirlerden size yakın olanlarla savaşın ve onlar sizde sertlik görsünler ve bilin ki Allah muhakkak muttakilerle beraberdir.’(Tevbe; ayet 123). Şimdi o zaman bir bireysellik çıktı. Bir kimse Hıristiyan, Hıristiyansa sen onu zorlama yapıp da onu İslam etmeye çalışma. Burda bir topluluk var, Hıristiyan bir topluluk var. Bu devletin işi, devlet ona hoşgörü ile bakmayacak. Devlet onunla, İslam devleti söz konusu.

İslam devleti onunla mücadele edecek. Onunla savaşacak. Ya o cizye ödeyecek ya da İslam devleti onunla savaşacak. O yüzden hoşgörüyü bir birey olarak bireyin hoşgörüsü farklı, devletin hoşgörüsü farklı. Bunları ayırt etmek gerekir. Bir sapkınlık var, o sapkınlığı hoşgörü ile karşılayamayız. Devlet sapkınlıkları önlemekle mükellef. Devletin sapkınlıkları hoşgörü ile görmesi mümkün değil. Çünkü geçmiş İslam’da siyaset veyahut da işte siyasi meseleleri konuşurken İslami devlet modeli sistemi nasıl olmalı dediğimizde o ana ölçüler vardı ya, tebaasının ne yapacaktı?

Dinini koruyacaktı, aklını koruyacaktı, namusunu koruyacaktı, malını koruyacaktı, malını ve canını koruyacaktı tebaasının. O zaman devlet benim dinime, benim aklıma, benim malıma, benim namusuma tasallutta bulunan var ise ona karşı hoşgörülü davranması mümkün değil. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretlerini Taif’te taşladılar. Allah Resûlü sallallahu aleyhi vessellem hazretleri: ‘Onlar bilmiyorlar. Seni de beni de bilmiyorlar.’ dedi, onlara hoşgörüyle yaklaştı. Dini tebliğ etmede eğer normalde bir zulme uğruyorsa insan, bir sıkıntıya uğruyorsa o topluluğa karşı o kimse kendince birey olarak hoşgörüyle yaklaşabilir ama burada devletin vazifesi ile bireylerin hoş görme dairesi farklı bir noktadadır.

Allah muhafaza eylesin. O yüzden öyle hani devletler arası ilişkilerde bu hoşgörü farklı tecelli eder, birey üzerinde farklı tecelli eder. Evet, ayeti kerimeler var ayriyeten. Hani Allah bizi affetsin, ‘Sen öğüt ver çünkü ancak sen öğüt vericisin. Onlar üzerinde zorlayıcı bekçi ve gözetleyici değilsin.’ Bu ayeti kerime aynı zamanda sufiler için benim için önemli, yani bir peygamber sadece öğüt verici ise aynı şekilde de bir üstat da bir mürşit de sadece öğüt vericidir.

Zorlayacak, insanlara zorla bir şey yaptırma noktasında değildir. Hiç kimse değildir. Hiç bir kimse değildir. Din nasihattir, din nasihattir, din nasihattir. Bir üstat da ancak ne yapar? Nasihat eder, öğüt verir ve Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretlerine Cenabı peygamber böyle öğüt veriyorsa ve sen sadece öğüt vericisin. Bu konuda zorlayamazsın. Bu konuda sen insanların başında gözetleyici de değilsin diyorsa herkes burdan dersini almalı ve etrafına sadece öğüt vermekle mükellef, zorlamakla mükellef değil.

Biz etrafımızı bu manada zorlayamayız. Din adına zorlayamayız. Biz kardeşlerimizi, çocuklarımızı, eşimizi normalde etrafımızdaki insanları din adına zorlama hakkına sahip değiliz. Devlet kâfirlere karşı küfür ehline karşı savaş açabilir mi? Evet ama sen kendi bireysel dairende hiç kimseyi zorlayamazsın. Hiç kimseye dini meseleleri de dayatamazsın. Ne yazık ki Müslümanlardaki hata bu. Bir Müslüman diğer başka bir Müslüman’a dini meseleleri dayatma hakkını görüyor kendinde. Bu doğru değil. Bir mümin sadece nasihat eder, zorlayamaz.

Siz bir kadının başını zorla örteceğiz diye uğraşamazsınız. Siz birisine zorla sakal bıraktıracağız diye zorlayamazsınız. Siz birisine herhangi bir dini ibadeti zorlayamazsınız. Zorla dini bir ibadet olmaz, din bu manada insanların bir başkasının bir başkasına baskısıyla, zorlamasıyla yaşanacak bir olgu değildir. İslam dini bir insanın muhabbetiyle sevgisi ile inancı ile yaşanacak bir dindir. Aynı şekilde sufiliğe de öyle bakarım. Sufilik zorla olacak bir şey değildir. Bir kimse severse, muhabbet beslerse, sever muhabbet beslerse, sufiliği yaşayabilir.

Sufiliğin içerisinde bulunabilir. Eğer sevmiyorsa o kimse o sufiliğin içerisinde yaşayamaz veyahut da o topluluğu sevmiyorsa o toplulukta kendinde bir yer görmüyorsa o zaman o da orada yaşayamaz. dosdoğrusu sufiliği. Bunda ölçü üstattır. Üstatda bir kimsenin yeri var ise mesele bitmiştir. Bu üstat, mürit, mürşit ilişkisinde. Diğer insanlarla zorunluluğu yoktur. Eyvallah! Ama diğer insanları da rahatsız etmeye da hak yoktur. O zaman mürit mürşit ilişkisinde bir zorlama söz konusu yok ise mesele bitmiştir ve birileri birilerine zorla müritlik, zorla müridliğin içerisindeki bir şeyi yaptıramaz ve yaptırmamalı.

Ben o yüzden hep yıllardan beri derim, arkadaşlar, bu topluluk gönüllülük esasına dayalı. Yapmak zorunda değilsin ama ben bunu buradan kenarından tutacağım dediğimde kendin talip olduysan o zaman bunu disiplin edeceksin kendinde ve kenarından tutacaksın. Bu vazifeyi kendine aldıysan bunun kenarından tutacaksın. Tutmayacaksan adabına erkanına uygun bir şekilde ben bunun kenarından tutamıyorum, özür dilerim, ben bu vazifeyi yapamayacağım diyeceksin bırakacaksın. Bu senin hakkın, bunda zorlama yok zaten, bakın burda o kimse kendi kendisini disipline edecek.

Onu bir başkası disiplin etmeyecek. Ben bir başkasının disiplinini kaldırmak zorunda değilim. Bir başkasının bana emretmesini, emrini yerine getirmek zorunda değilim. Bana emretmesin zaten kimse. Kimse kimseye emretmesin. Bakın kimse kimseye emretmesin. Nasıl ki sen öğüt ver çünkü sen ancak öğüt vericisin, onlar üzerinde, zorlayıcı bekçi ve gözetleyici değilsin. Bitti! Kimse benim başımda gözetleyici olmasın. Kimse benim başımda bekçilik yapmasın. Kimse bana da bir şeyi zorlamasın.

Bunu Cenab-ı Hak Peygamberine söylüyor sallallahu aleyhi vesselleme. O yüzden ben sufiliği gönüllülük olarak görürüm. Kimse kimseye emretmesin. Ben bazen Cafer’den örnek veririm ya, Cafer bağırıyor şey de salonda, dedim neden bağırıyorsun. Dedi yapmamışlar. Yapmak zorundalar mı dedim. Burda kimse dedim hiç bir şey yapmak zorunda değil. Yürü dedim biz yapalım ne yapılacaksa. Bitti! Ama burası önemli bakın. Birisi bir şey yapmaya aday olmuş, demiş ki içerde çay dağıtıyor.

Kimse ona çay dağıt, çay demle dememiş, değil mi mühendis? Var mı sana zorla burda zorla görev yatıran? Mühendis adam, belki de kimse bilmiyordur mühendis olduğunu. Biliyor mu herkes mühendis olduğunu? Bilmiyorlar, çay demliyor, çay dağıtıyor, zorunluluk yok. Zorunluluk yok ama o görevi almış ya, o saatinde gelecek. Orada çayını demleyecek, dağıtacak. Ben zorunlu değilim arkadaş ister dağıtırım ister dağıtmam, böyle bir şey yok. Sen vazifeyi üzerine almışsın. O vazifeyi üzerine almışsın, böyle bir şey yok.

Onu yapacaksın, yapmayacaksan söyleyeceksin. Ben bundan sonra bu vazifeyi yapmak istemiyorum. Eyvallah! Başka birisi istiyorsa o yapar ama öbür türlü zorlama yok. Bu ayeti kerime böyle çok hoşuma gider benim. Bu kendimce derim ki İslam dininin ne kadar muhteşem bir hoşgörüsü var ve ne kadar hürriyetçi. Peygamberine diyorsa zorlama, zorlamayacaksın, zorlamayacaksın. Sen bekçi de değilsin onların başında, gözetleyici de değilsin. Bitti mesele. O zaman gönüllülük var, o zaman zorlamak yok, o zaman bekçilik yok, o zaman bir kimseyi bıktırmak yok.

Zaten hadisi şerif var ya: ‘Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz.’ Bakın hoşgörüye bakın: ‘Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz.’ Severse dini yaşayacak çünkü sevmezse dini yaşamayacak. Sufilik; üstadı severse sufilik yapacak, sevmezse yapamaz ki. O zaman nefret ettirme. O zaman oturduğun yerden şunu deme: ‘Şeyhim bana atla derse, ne o, uçaktan atlarım…’ Boş konuşma, boş kelam etme, yanlış kelam etme. Şeyhini uçuyormuş gibi gösterme. Yok bizim şeyhimiz her şeyi görür, deme. Senin şeyhin Allah mı her şeyi görecek, her şeyi bilecek!

Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz Kur’an sünnet dairesinde. Allah muhafaza eylesin. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Sen biliyor musun bu dervişlikte ne zorluklar var. Sana mı düştü zorluğu anlatmak. Sana ne? Belki de onun yolu kolay olacak. Seninki zor oldu, onun kolay olacak. Sen ne zorluk çektin ki! Neden insanın gözünü korkutuyorsun? Neden sen hoşgörülü davranmıyorsun, toleranslı davranmıyorsun? Neden karışıyorsun etrafına? Sen misin dergahın şeyhi? Sen Allah mısın? Sen kaderi mi okudun?

Sen levh-i mahfuzdan o kimsenin ne yaşayıp ne yaşamayacağını mı gördün? Neden öyle söyledin? Bir tane söyleyen var burda. Sen ne yapmaya söyledin? Allah muhafaza eylesin. İşte ‘dinde zorlama yok’ burda geçerli. Burda öğüt veririz sadece, nasihat ederiz. Biz hiç kimsenin başında bekçi değiliz. Biz hiç kimsenin başında gözetleyici de değiliz. İşimiz gücümüz yok sabahtan akşama kadar dervişleri mi rabıta edeceğiz! Hz. Peygamber’e vermemiş görevi. Bütün Ümmet-i Muhammed’i gözetle dememiş. Demiş ki: ‘biz seni onların başına gözetleyici kılmadık.

Biz seni müminlerin başına bekçi de kılmadık. Müminlerin başına bekçi de kılmadık.’ Neymiş de o şeyh efendi bütün dervişlerini devamlı gözetliyormuş. Sen peygamberden fazla mısın küstah! Desen ki biz bütün dervişlere dua ederiz, kabul ederiz. Peygamberini gözetleyici kılmamış, seni mi kılacak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden hatta bir ayeti kerime daha, Şura, ayet 48: ‘Eğer onlar yüz çevirirlerse biz seni onların üzerine gözetleyici göndermedik. Sana ancak tebliğ etmek düşer.’ O zaman bir kimse yüz çevirse sen onun üzerinde gözetleyici değilsin.

Bir derviş dergahı bırakabilir. Gözetleyici misin sen onun üzerinde? Değilsin. Dersi bırakabilir, bırakabilir. Gözetleyici değil hiç kimse. Sadece tebliğ etmekle mükellef. Sen onu kalkıp zorlayamazsın da zorla onu dergaha getireceğim diye de uğraşamazsın. Buna hakkın yok. Zorla bir kimseye ders veremezsin. Buna hakkın yok. Zorla bir kimseyi zikrullah halakasına getirmeye çalışamazsın. Buna hakkın yok. Allah muhafaza eylesin. Bunlar da hoşgörülü davranma. Allah muhafaza eylesin.

Yine Yunus, ayet 99: ‘Rabbin dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi elbette iman ederdi.’ Durum böyleyken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?’ Cenab-ı Hak dilemiş olsaydı bütün insanlar İslam olurdu. Allah bunu zorlamıyorsa ve Allah insanları hür bıraktıysa sen nereye zorlayacaksın insanı birey olarak tek başına? Zorlayamazsın. Allah muhafaza eylesin. Bakın bu ayeti kerimeler yeterli herhalde. Demek ki biz etrafımızda derviş kardeşlerimizden, eş ve çocuklarımızdan, akrabalarımızdan, arkadaşlarımızdan, hata yapanlar, eksik davrananlar, kusurlu olanlar olacak.

Biz ancak nasihat ederiz. Ancak öğüt veririz onlara ancak tebliğ ederiz, zorlayamayız. Dini ibadetler açısından da zorlayamayız. Sufilik adabı erkanı içerisinde de zorlayamayız ve bir şeyi de zorlaştırmayız din adına. Sen ilk defa oruç tutacak olanın gözünü korkutma. İlk defa zikrullaha gelecek olanın gözünü korkutma. Sen ders alacak olanın gözünü korkutma, korkutma! Sen derviş olmaya aday olacak olan insanın gözünü korkutma ve ona yanlış şeyler söyleyerekten de onun yolunu çarpıtma, onun yolunu kesme.

Bırak herkes yolunu bulur. Su akar yolunu bulur. Bırak, herkes kendince kendi rengince derviş olur. Sana tebliğ etmek, sana nasihat etmek düşer. Sen onu zorlama. Bunu dervişlik hayatım boyunca yaşamış bir kimseyim. Etraftan görmüş bir kimseyim. En büyük handikap yanı başınızdaki arkadaşınızın dervişlik adına sizin gözünüzü korkutması ve sizi zorlamasıdır. Yanı başındaki kendisini baba derviş görenin yeni gelen bir kimseye böyle değişik meseleler anlatması, değişik şeyler söyleyerekten onun kafasını bulandırmasıdır.

Allah muhafaza eylesin. O yüzden hoşgörülü olma, etrafındaki insanların hatalarını kusurlarını örtme, onların yanlışlıklarını eksikliklerini nasihat ederekten onlara tatlı tatlı anlatma, hoşgörülü olma. Onun kendince kültürü öyledir. Onun kendince parası o kadardır. Onun kendince gördüğü o kadardır. Onun kendince kendisine biçtiği şey o kadardır. Hoş görülü olma, onun kendi bireyin kendi hayat standardına karşı hoşgörülü olma. Bu eşin olabilir, bu çocuğun olabilir, bu gelinin olabilir, bu damadın olabilir, bu torunun olabilir, bu arkadaşın olabilir.

O kendince bir hayat standardı var. Kendince bir hayat görüşü var. Hoşgörülü olma ve ancak onun üzerinde haram bir şey görürsen ona nasihat edersin, ona öğüt verirsin ancak sen ona namazı sevdirmeye çalışırsın, orucu sevdirmeye çalışırsın. Emretmekle değil, sevdirerekten yaptırmaya çalışırsın. Emretmekle yaptırmaya kalkarsan o da sana karşı çıkabilir. O da sana hayır diyebilir. O da sana sana ne kardeşim diyebilir. Emretme, din adına emretme, sufilik adına emretme. Hoşgörülü ol.

Hele burda, hele burda! Gönüllülük esası, gönüllülük esası! Yanındaki kardeşine sorma dersini çekiyor musun çekmiyor musun diye. Ne çekiyorsun, sorma. Bırak, senin üzerine vazife mi! Hangi esmayı aldın sorma. Senin üzerine vazife mi, bırak, herkesin kendince bir yolu olur. Sen de söyleme esmanı. Hava atma ortalığa, dökme ortalığa kendini. Kendini bir şeymiş gibi gösterme. Kendinde bir şey görme. Allah muhafaza eylesin ve sufi yolunda, sufi yolunda hiç kimse, hiç kimse hiçbir şeyi zorla yaptırmasın.

Yok! İşte ben evimde ders açtım hiç kimse gelmedi efendim, söyle de herkes gelsin. Gelmek zorunda mı? Sevmemişler seni demek ki. Sen kendini sevdirememişsin. Sen kim bilir nasıl tepeden davrandın insanlara. Kim bilir nasıl sert davrandın, kim bilir nasıl gönül kırıcı oldun ki kimse senin evindeki derse gelmiyor veyahut da sen kendince zorluyorsun telegramdan ders yapacağım diye, kimse girmiyor. Zorlama! Defalarca yazma şu saatte şurda, hadi gelin arkadaşlar. Gelmiyor millet, zorla mı gelecek veyahut da bir ders var, o kimse o derse gidiyor kendince yeter bana diyor.

Ne yapmaya zorluyorsun? Neden zorluyorsun? Sana kim verdi bu yetkiyi? Kim verdi? Dervişin! Birisi kalksa dese ki ben şeyhimin dersine giderim başka hiçbir yere gitmem, ne diyeceksin ona? Dersini mi alacaksın, dergahtan mı kovacaksın onu, ne yapacaksın? Lime lime etini mi keseceksin onun? Kim verdi bu hakkı sana? Zorlama. Her şeyi zakirinize soracaksınız! Sormayacağım, ne zorluyorsun? Sormak zorunda mıyım? Şeyhime bile sormak zorunda değilim. Soracağım meseleler olur sormayacağım meseleler olur.

Neden sormak zorunda olayım? Sormam! Takılırsam sorarım, takılmazsam sormam. Oturur vururum sazın teline, kendim ettim kendim buldum derim. Kime ne? Hoca matematikçi, ne yapacak şimdi hoca, bana matematik mi soracak, matematik mi danışacak bana? Örnek, birisi gelecek şimdi hocama diyecek ki her şeyini şeyhine sor, ne alakası var ya! Adam matematiği de mi bana soracak? Okulunu da mı bana soracak? Bir öğrenciye ders verirken de mi bana soracak? Nerden çıktı bu sufilik anlayışı? Yok! Böyle bir sufilik yok.

Birileri yapıyordur, bizi ilgilendirmez. Bizim sufilik anlayışımız Kur’an’a sünnete uygun olacak. Zorlama kimseyi. Hayır! Benim ağzımdan çıkmayan bir şeyden de zorlama. Ben zorlamıyorum kimseyi, sen nasıl zorlarsın? Zakirler dahil buna, çavuşlar dahil. Kimseyi zorlamasın kimse! Allah muhafaza eylesin. Gönüllülük! ‘Sevdirin, nefret ettirmeyin.’ İnsanların özel hayatlarına karışmayın, zorlamayın insanları. Zorlamayın! İlla ki zorla filanca yere derse gidecek. Yok, gitmeyecek ya, kime ne!

Sana uymak zorunda mı? Bunu hiçbir zaman unutmayın. Bakın bunu hiçbir zaman unutmayın. Ben şeyhime hep teşekkür ediyorum. Teşekkürümün sebebi şu. Beni zorlamadı hiç. Beni zorlasaydı belki de ters tepecekti bende, bilmiyorum. Ben emir almaya alışkın bir karakteristik yapıya sahip değilim. Şeyhim bana emretmezdi hiç. O yüzden emretmeyin. Zakir kardeşler dillerine dikkat edecekler en fazla. Derviş kardeşler dillerine dikkat edecekler. İnsanları zorlayıcı konuşmayacaklar. Konuşmayacaklar!

Ben hiç kimseye sormam ders aldın mı almadın mı diye. Ben yıllardır böyle herkesin dersli bildiği bir kimse vardı. Ben hiç ağzımı açmıyordum. Dersi olmadığını biliyordum ben, geçenlerde Fehim’e söyledim, şaştı kaldı. Değil mi? Ben sormam, sen de sorma derviş kardeş. Senin dersin var mı yok mu diye sorma, bu ayıp bir şey. Bir kimse bakar üstadı sever, ben gideceğim, oturacağım, yaparım yapamam, kendisi karar verecek ona. Ben sohbetini seviyorum, zikrullahı seviyorum, ortak arkadaşları seviyorum, gider gelirim, kime ne!

Üstat diyor ki kapı, açık açık mı kapı? Girene de açık çıkana da açık. Girene de açık çıkana da açık. Bakın, ben derviş olduğumdan beri bu Mustafa Özbağ’ın, kendimi öne çıkarmak istemem, hayat felsefesidir. Benim arkadaşlığım da dostluğum da dervişliğim de ticaretim de aynı felsefenin üzerine gider. Kapı açıktır kardeşim. Dileyen girer oturur, dileyen çıkar. Bu kadar basit. Dileyen der ki ben dersimi geri vermek istiyorum, verir. Bu kadar açık, net, şeffaf. Zorlama yok. Bakın zorlama yok.

Çünkü sufilik sevginin üzerine kuruludur. Sevginin üzerine, muhabbetin üzerine kuruludur. Sonra maneviyat gelir. Bakın sevginin, muhabbetin üzerine maneviyat gelir. Sevgi olmazsa muhabbet olmazsa maneviyat olmaz. Olmaz! O kimse dini sevecek, zikrullahı sevecek, namazı sevecek, orucu sevecek, şeyhi sevecek, dervişleri sevecek… Sevecek! Sevgi ile yoğrulacak o. O yüzden ne erkekler ne kadınlar eşlerinizi zorla dergaha getirmeyin, nefret ettirmeyin. Zorla bir şey yaptırmayın. Çocuklarınıza da zorla bir şey yaptırmayın.

Sevdirin. Sevdirin. Her ne işleyecekseniz din adına, sevgiyle olsun. Her ne yapacaksanız sufilik adına, sevgiyle olsun. Evinizde eş ve çocuklarınızla kadın erkek herkesi ilgilendiriyor her ne yapacaksanız, sevgi ile yapın. Sevgi ile…Ben acizane sevgiden daha keskin bir iksir ve ilaç görmedim. Daha keskinini görmedim. Sevgisizlik insanı helak eder. Sevgi insanı insan-ı kamil eder. O yüzden sevgi ile görün ve sevemeyen bunu anlayamaz. Sevmeyen bunu anlayamaz. O yüzden severse bir kimse hoşgörülü olur.

Sevmezse o kimse hoşgörülü olmaz. Severse insan sevdirir. Sevmezse o insan sevdiremez asla. Rabbim cümlemizi sevgi ile yürüyen kullarından eylesin. Aslında neydi? Özünü bilmekti bu gece ikinci maddemiz, dokuzuncu madde özünü bilmekti ama benim gecikmemden dolayı ne yazık ki oraya giremeyeceğiz. Hakkınızı helal edin. El-Fatiha maassalavat. Amin. https://youtu.be/bTVWM_L-ELk

Kaynaklar ve Referanslar

  • Ayet-i Kerime: Güçlü kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağrılacaksınız. Onlar Müslüman olana kadar savaşacaksınız.
  • Ayet-i Kerime: Eğer onlar yüz çevirirlerse biz seni onların üzerine gözetleyici göndermedik. Sana ancak tebliğ etmek düşer.
  • Ayet-i Kerime: Rabbin dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi elbette iman ederdi.
  • Hadis-i Şerif: an ve sünnet dairesini ve Kur
  • Hadis-i Şerif: Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz.

Dört Kapı Kırk Makam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
Yazıya Çeviren: Leyla Tuba Toptaş • ISBN: 978-625-92739-3-8 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Şeyh, Râbıta, Muhabbet, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı