Dergâh Sohbetleri serisinin 7. oturumunda Mustafa Özbağ Efendi; ehl-i tasavvufun Allâh’a hüsn-i zannının fazlalığından dolayı eleştirildiğini, mü’minin korku ile ümit (havf-recâ) arasında durması gerektiğini, hüsn-i zannın hadîs-i kudsîye dayanan temelini (“Ben kulumun zannı üzereyim”), şeytanın insanlara verdiği vesveselerin türlerini (günâh, dünyâ, eş-aile-akraba terkı), bu vesvelelere karşı zıtla mukâbele etmenin (ümitle-hüsn-i zanla) tek çare olduğunu, “dünya dolusu günâhınla gelsen seni affederim” hadîs-i kudsîsini, cehenneme götürülürken “Allâh beni affeder” diye düşünen kulun geri çağrılması kıssasını, Hz. Peygamber’in ümmetinin günâhları için ağlayıp Cebrâîl’in serçe kuşunun tırnağındaki pislik ile deryâ teşbîhini, sû-i zan/Allâh’tan ümîd kesme/günâhların affolmayacağını düşünmenin günâh-ı kebâir olduğunu, “Üç kuruş paraya beş kuruş borca bozulma” sözünü ve günlük sürekli yapılması gereken disiplinleri (dua, zikir, tövbe, namaz, oruç), halaka-i zikrullah’tan ayrılan kimsenin manevî elbisenin kalktığını ve dağıldığını, kimsenin kibirlenmemesi gerektiğini ve Hz. Peygamber’in semâda bacak bacak üstüne atan birisinden yüzünü çevirmesi kıssasını tafsîlâtlı bir şekilde açıklamaktadır.
Allâh Hakkında
Ehl-i Tasavvufun Hüsn-i Zan Fazlalığı
Sohbetin başında Efendi hazretleri ehl-i tasavvufun karakteristik bir özelliği olan hüsn-i zan fazlalığını şerh eder: “Allâh’a hüsn-i zan besler, hatta öylesine hüsn-i zan besler ki bu konuda hüsn-i zannın fazlalığından dolayı eleştirilmiştir.” Bu fazlalık, ehl-i tasavvufun ümîdinin fazlalığından kaynaklanır.
İlke şöyledir: “Muhakkak ki insanlar havf ve recâ ortasında durmaları gerekir — yâni korku ile ümit arasında durması gerekir. Ama ehl-i tasavvufun ümidi hüsn-i zannından dolayı bir adım ilerdeymiş gibi görünür. Aslında bu ‘korkmadığını’ göstermez; hüsn-i zannın fazlalığını gösterir. Orada ince bir perde vardır.” Allâh’tan korkmamak farklı bir şeydir, Allâh’tan korkmak farklı; Allâh’ın üzerine hüsn-i zan beslemek farklıdır.
Ehl-i tasavvuf kendi meslektaşlarının (kelâmcılar-fıkıhçılar) dışındakinden fazlaca hüsn-i zan besler. Bu kadar fazla ki insanlar bu hüsn-i zannı sanki “Allâh’tan korkmuyormuş gibi” algılar. Ümit noktasında da aynıdır: “Ehl-i tasavvuf Allâh’tan hiçbir şekilde ümidini kesmez. Aslında mü’min Allâh’tan ümidini kesmemesi gereken kimsedir. Bu maddî-manevî, dünyevî-uhrevî her şeyin içine girer.”
Hiçbir kimse “benim günâhım affolmaz” noktasında durmamalıdır. “Eğer Allâh’a îmân varsa ona karşı ümit beslemesi gerekir. Cenâb-ı Hak hadîs-i kudsîde der ki: ‘Dünya dolusu günâhınla gelsen, benim rahmetimden ümîdini kesmediğin müddetçe, benden af-mağfiret dilediğin müddetçe, bana yalvarıp duâ edip beni zikrettiğin müddetçe, ben de sana dünyâ dolusu af-mağfiret ederim.’”
Şeytanın Vesveseleri ve Onlara Karşı Mukâbele
Sohbetin merkezî bölümü, şeytanın insanlara verdiği vesveselere ayrılmıştır. Efendi hazretleri vesvele türlerini sıralar:
- Günâh vesveselrei: “Sen kötü bir insansın, sen yanlış bir insansın, sen eksik bir insansın. Senin günâhının affı olmaz” der
- Dünyâ vesveselrei: “Sen bu borçla batarsın, iflas edersin, perişan olursun” der
- Aile vesveselrei: “Bu hanım seni terk edecek, bu çocuklar seni terk edecek, anne-baban seni terk edecek. Sen yalnızlık deryasında yok olup gideceksin” der
- İnsan ilişkisi vesveselrei: “Bu adam seni terk eder, sana bakmaz, perişan eder. Akrabalarınla problem yaşarsın, arkadaşlarınla problem yaşarsın” der
Bu vesveseler dolayısıyla insanlar şeytanın dolduruşuna gelirler. Efendi hazretleri bunlara karşı şu çareyi koyar: “Bu vesveselerden kurtulmanın tek noktası zıttıdır. Ümitsizliğe karşı ümit, sû-i zanna karşı hüsn-i zan.”
Hadîs-i kudsîye göre: “Kim Allâh’a hüsn-i zan beslerse, beslediği hüsn-i zannı bulur. Kim sû-i zan beslerse, beslediği sû-i zannı bulur. Benim günâhım affolmaz diye düşünürsen günâhın affolmaz. Allâh bana belâ ve müsîbet verir dersen verir. Allâh bana sıhhat vermez dersen vermez. Ben bu borcu ödeyemem dersen ödeyemezsin. Ben bu işi başaramam dersen başaramazsın.”
Efendi hazretleri pratik tavsiyeyi verir: “O zaman Allâh’a hüsn-i zan besleyin. Eğer Allâh’ın kuluysanız, eğer Allâh’a îmân ettiyseniz Allâh’a hüsn-i zan besleyin.”
“Ben Kulumun Zannı Üzereyim”: Cehenneme Götürülen Kulun Kıssası
Efendi hazretleri çok çarpıcı bir hadîs-i şerîfi nakleder: “Kul cehenneme doğru götürülüyordur. O hep etrafına bakar, hesap yerine bakar. Allâh sordurur: ‘Kulun neden arkaya bakıyor, etrâfına bakıyor?’ Kula sorarlar: ‘Neden etrâfına bakılıyorsun, arkaya bakılıyorsun?’ Kul der: ‘Ben Allâh’a hep ‘bana rahmet eder, bana merhamet eder, beni affeder’ diye gördüm.’ Allâh nidâ eder: ‘Ben kulumun zannı üzereyim. O madem ki benim üzerimde ‘beni affeder, bana merhamet eder, lütfeder, ikrâm eder’ diye düşündü, öyle niyet etti, öyle gördü — ben onun zannı üzereyim. Alın getirin cehennemden, daha girmeden geri döndürün onu da.’”
Bu hadîs, hüsn-i zannın ne kadar büyük bir kurtarıcı olduğunun en açık delîlidir. Sû-i zan ile cehennem arasında ince bir perde vardır; kul “Allâh affeder” diye düşünürse, Allâh onu hakîkaten affeder.
Efendi hazretleri dervişlere uyarı yapar: “Hayatınızın en zor dönemlerini yaşayabilirsiniz. Allâh’a hüsn-i zan besleyin ve duâ edin. Hayatınızın en kötü ânında dahi hüsn-i zan besleyin. ‘Bu çilenin altından kalkılmaz’ diye düşündüğünüz anda dahi Allâh size bir pencere açacaktır, bir kapı açacaktır, bir yol açacaktır.”
Hz. Peygamber’in Ümmet İçin Ağlayışı: Serçe Kuşu Tırnağındaki Pislik Teşbîhi
Efendi hazretleri Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemin ümmetinin günâhları için yaptığı duâ kıssasını nakleder: “Resûlullâh ümmetinin günâhları için çok âh-âh fâş edince Cebrâîl aleyhisselâmı göndermiş. Demiş: ‘Habîbim secdeden başını kaldırsın.’ Kaldırmış. ‘Ey Habîbim, ne görüyorsun?’ ‘Bir derya yâ Rabbi.’ ‘Deryada ne görüyorsun?’ ‘Bir ada.’ ‘Adada ne görüyorsun?’ ‘Bir ağaç.’ ‘Ağaçta ne görüyorsun?’ ‘Bir serçe kuşu.’ ‘Onda ne görüyorsun?’ ‘Tırnağında bir pislik yâ Rabbi.’ ‘Bak’ demiş. Düşmüş deryânın içerisine. ‘Gördün mü?’ demiş. ‘Hayır yâ Rabbi.’ ‘Ümmetinin günâhları benim nezdimde bu kadardır’ demiş.”
Allâh’ın deryâsı geniştir. Hazinesi geniştir. Affı geniştir, mağfireti geniştir. Lütfu ve ikrâmı geniştir. Bu sebeple Efendi hazretleri çağrı yapar: “Allâh’tan ümidinizi kesmeyin. Duânızı kesmeyin, zikrullahınızı kesmeyin. Gayretinizi kesmeyin. Allâh yolunda koşun. Allâh’ı zikredin. Tövbe edin. Ne günâhınız varsa tövbe edin. Haramlara bulaşmayın — haramla dervişlik yan yana olmaz.”
Sevmek Demek: Onun Ahlâkıyla Ahlâklanmak
Efendi hazretleri tasavvufun sevgi temelli bir yol olduğunu vurgular: “Tasavvuf sevgi üzerine kuruluyor. Seven insan sevgilisinin istemediği şeyleri yapmaz. Seven insan sevgilisinin ahlâkıyla ahlâklanır. Allâh’ı sevmek demek onun ahlâkıyla ahlâklanmak demek. Resûlullâh’ı sevmek demek onun ahlâkıyla ahlâklanmak demek.”
Âl-i İmrân 31: “De ki eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun.” Kim? Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Ona uyun. Allâh’ı seviyorum diyenler — bir iddiâdır. İddiânın temeli, hücceti, delîli Hz. Peygamber’e uymaktır. Eğer biri Allâh’ı sevdiğini söylüyorsa, onun Sünnet-i Resûlullâh’a uyup uymadığına bakın. Sünnet’e uymuyorsa o yalancıdır, aldatmacıdır.”
Resûlullâh’ın ahlâkı: “Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri delermedi. İnsanları kendi nefsine kullanmadı. İnsanları kendisine hizmet ettirmedi. İnsanların namusuyla, ahlâkıyla oynamadı. İnsanların paralarını kullarını ütmedi. Onun ahlâkıyla ahlâklanın.”
“Yollar Daimi, İnsanlar Geçici”: Tasavvufu Kendimize Uydurmayız
Efendi hazretleri sohbetin orta bölümünde bir tarihsel ilkeyi ortaya koyar: “İnsanlar gelip geçici, yollar kalıcı. Kâdiriliği biz kurmadık. Tasavvufu biz kurmadık. Mevleviliği biz kurmadık. Tasavvuf yolunu biz kurmadık. Hiçbirimiz kurmadık. Kur’ân ve Sünnet’i biz indirmedik. Yollar daimi, insanlar gelip geçici.”
Bu ilkeden çıkan netîce: “O zaman gelip geçici isek biz o yolların kurallarına uymak zorundayız. Yol bize uymayacak. Biz Kur’ân ve Sünnet’e uyacağız. Kur’ân-Sünnet bize uymayacak. Biz tasavvufun ince kurallarına uyacağız — tasavvufu kendimize uydurmayacağız. Biz haram ve helâllere uyacağız — haram-helâlleri kendi kavanozumuza uydurmayacağız. Biz dînin olmazsa olmazlarına uyacağız — kendi kafamızdan din üretmeyeceğiz.”
Sû-i Zan, Yeis, Ümitsizlik = Günâh-ı Kebâir
Efendi hazretleri ehl-i tasavvufun sû-i zan ve ümîtsizlik karşısındaki katı tutumunu belirtir: “Allâh’tan ümidi kesmek günâh-ı kebâirdir. Allâh’ın üzerinde sû-i zan beslemek günâh-ı kebâirdir. Benim günâhlarım affolmaz diye düşünmek günâh-ı kebâirdir. Ümitsizlik, yeise düşmek, sû-i zanna düşmek günâh-ı kebâirdir. Gelin bu günâh-ı kebâirlerden kurtulalım hep beraber.”
“Üç Kuruş Paraya, Beş Kuruş Borca Bozulma”
Efendi hazretleri kendine âit meşhûr bir sözü hatırlatır: “Üç kuruş paraya, beş kuruş borca bozulmayın. Borç ödenir, para gelir geçer. Üç kuruş paran geçer; beş kuruş borcun ödenir — sen bozulma. Nice güzel kadınlar gelir geçer, sen bozulma. Nice yakışıklı erkekler gelmiş geçmiş, sen bozulma. Nice güzel evler kurulur, nice güzel evler yıkılır, sen bozulma. Nice hayırlı evlâtlar gelir, geçer, sen bozulma. Sen Allâh’la onların irtibâtını bozma.”
Bunun yerine günlük sürekli yapılması gereken disiplinleri sıralar:
- Her gün: Duâ et, tövbe et, zikret
- Asla: Namazı terk etme
- Haftada en az 2 gün: Oruç tut
- “Bir dâvâ adamıyım, Habîbin yoluna düştüm” diyorsan: Hiç olmazsa ayda 3 gün oruç tut
- Asla irtibâtını kesme: Oruçla, namazla, zikirle, duâyla, cemâatle. “Allâh seninle irtibâtını keser”
Çok önemli bir uyarı: “Sakın dervişliğinize güvenmeyin. Sakın ibâdetlerinize güvenmeyin. Sakın hayır-hasenatınıza güvenmeyin. Sakın ‘ben zikrullaha gidiyorum, bana hiçbir şey olmaz’ deyip de güvenmeyin.”
Halaka-i Zikrullah’tan Ayrılan Bir Dervişin Helâki
Efendi hazretleri çok hassas bir misâl verir. Eski bir derviş (Oktay’la birlikte ilk dervişlerinden) “gelen-giden arabaları söylerdi”, uçaklardaki kara kutu gibi her şeyi hatırlardı. Şeyh Efendi’nin hastalığında da Hacı Remzi ile birlikte hizmette bulunmuştu. Ama: “O uçan adam, o keş ve mekan eden adam, o yoldan geçen arabanın rengine kadar içinde olanı söyleyen adam — namazı dahi terk etti. Bir an geldi dergâhı terk etti, şeyhi terk etti.”
Bunun sebebini Efendi hazretleri açıklar: “Güvenmeyin. Siz duâdan, zikirden, namazdan, cemâatten ayrılmayın. Siz zikrullah halakasından ayrılmayın. Kim zikrullah halakasından ayrıldı felah bulmaz. Bunu ‘şeyhten ayrıldığı için felah bulmaz’ diye çevirmişler — hayır. Halaka-i zikrullah’tan ayrıldığı için felah bulmadılar.”
Efendi hazretleri halaka-i zikrullahı çok özel bir mânevî güç olarak takdîm eder: “Halaka-i zikrullah öyle enteresan bir şeydir ki kim ona vefâsızlık ederse manevî tokadı yer. Dağılır adam, tuz dağılır gibi. Dağılır adam, toprak dağılır gibi. İki yakası bir araya gelmez.”
Sebebi: “O zikrullah halakasındayken melekler ona duâ ediyordu. Göktekiler, yerdekiler ona duâ ediyordu. Onun haberi yok. Halakadan ayrıldı — duâ kesildi. Duâ kesilince sudan çıkmış balık gibi oldu. Üzerinden manevî bir elbise vardı; üzerindeki o duâdan-nazardan kurulu hilkat elbisesi, cennet elbisesi, lütuf elbisesi çıktı. Bu kimse meydanda kaldı.”
Efendi hazretleri yanlış bir algıyı düzeltir: “Bazı şehirlerde ‘işte bizim dergâhtan ayrıldı, öyle helâk oldu’ derler. Yok kardeşim — kendine paye çıkarma. Allâh’ın bir tek velîsi sen değilsin. Halaka-i zikrullah’tan ayrıldığı için gitti. Halaka-i zikrullah’tan kendini ayırdığı için gitti. Üzerinden kalktı muhâfaza, koruma kalktı.”
“O zaman halaka-i zikrullah’tan ayrılmayın. Duâdan, zikirden, muhabbetten ayrılmayın. Allâh’ı sevmekten ayrılmayın. Sakın ha! Hiçbir noktada kibirlenmeyin.”
Tekkede Bir Hâdise: Bacak Bacak Üstüne Atan Birinden Resûlullâh’ın Yüz Çevirmesi
Sohbetin son dramatik bölümünde Efendi hazretleri bir hâftaki bir hâdiseyi paylaşır: “Birkaç hafta önce, iki hafta önce tekkede bir şey yaşadım, paylaşmak istiyorum. Şu dakikadan sonra bizimle yol gidecek olanlar hiç kimsenin karşısında bacak bacak üstüne atmayacaklar. Kadınlar da erkekler de. Hiç kimsenin karşısında bacak bacak üstüne atmayın.”
Hâdise: “Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri geçen hafta değil, bir önceki cumartesi semâdayken birisinden yüzünü döndürdü. Bir üzüldüm, bir üzüldüm. ‘Yâ Resûlullâh, bu da senin ümmetin değil mi?’ Dediler ki: ‘Bu adam kibirli, bu bacak bacak üstüne atıyor.’ Hâlini de gösterdiler gözümün önünde. ‘O yüzden Peygamber ondan yüzünü döndürdü.’ Çok üzüldüm.”
Efendi hazretleri bu vakanın sebep olduğu kendi tövbesini paylaşır: “Hemen arkadaşlar aklıma geldi. Dedim ‘Yâ Rabbi, hepsini affeyle. Eğer yapanı varsa böyle bir şey, eyvah eyvah.’ Arkadaşlar, halinizi siz düşünün — bacak bacak üstüne attı diye yüzünü döndürüyorsa Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, halimizi siz düşünün, tövbe edin.”
“Yalan söyleyenlerin, yemin edenlerin, gıybet edenlerin, dedikodu edenlerin, eşine haksızlık yapanların, etrafına zulmedenlerin, hâinlik-vefâsızlık yapanların, sırtından hançerleyenlerin, anne-babasını yüzüstü bırakanların — nasıl bakarız onun yüzüne? Kendim geçtim, hep arkadaşları düşündüm. Dedim ‘Yâ Rabbi, yol gidiyor hepsinden. Birinin hatasından, kusurundan dolayı bütünüyle gidiyor.’ Kendimi sorumlu tuttum. Kaç gün sarhoş gibi dolaştım. Çok etkilendim.”
“Tövbe edin. Kimseye kibirlenmeyin, kimseye tepeden bakmayın, tövbe edin. Kimseyi zayıf görmeyin, eksik görmeyin, hatalı görmeyin, günâhkâr görmeyin — kendinize bakın. Tövbe edin babam.”
Efendi hazretleri Hz. Peygamber’in günde 100 kez tövbe etmesini de hatırlatır: “Hz. Âişe Vâlidemiz ‘Yâ Resûlallâh, senin gelmiş gelecek günâhın yok ki — affedersin’ demiş. ‘Allâh’a hakkıyla kulluk eden bir kimse olmayam mı?’ demiş Resûlullâh. ‘Allâh’a şükreden bir kul olmayam mı?’ demiş. Tövbe edin.”
Sohbetten Çıkan Ameli Dersler
- Ehl-i tasavvuf havf-recâ arasında durur ama hüsn-i zan fazladır
- “Ben kulumun zannı üzereyim” — sû-i zan/ümîtsizlik günâh-ı kebâirdir
- Cehenneme götürülen kul “Allâh affeder” zannıyla geri çağrılır
- Şeytan günâh, dünyâ, aile-akraba kaybı ile vesvele verir; çare ümit ve hüsn-i zandır
- “Dünya dolusu günâhınla gelsen ümîdini kesmediğin müddetçe affederim” — hadîs-i kudsî
- Hz. Peygamber’in ümmet için gözyaşı ve serçe kuşu tırnağındaki pislik teşbîhi — Allâh’ın affı denizler kadar
- Sevmek demek onun ahlâkıyla ahlâklanmak; “Allâh’ı seviyorum” iddiâsı Sünnet ile ispatlanır
- “Yollar daimi, insanlar geçici” — biz Kur’ân-Sünnet’e uyarız, onları kendimize uydurmayız
- “Üç kuruş paraya, beş kuruş borca bozulma” — günlük disiplinleri korumak esastır
- Halaka-i zikrullah’tan ayrılan kimse manevî elbisesini kaybeder; tuz gibi dağılır
- Halakaya gelen üzerinde melekler-veliler-Hz. Peygamber duâ eder
- Hz. Peygamber semâda bacak bacak üstüne atan birisinden yüzünü çevirmiştir
- Kibir, sû-i zan, gıybet, vefasızlık — hepsi Resûlullâh’ın yüzünü çevirme sebebidir
- Hz. Peygamber günde 100 defa tövbe ederdi — bizim daha çok tövbe etmemiz lâzım
Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar
- Kur’ân-ı Kerîm: Âl-i İmrân 31 (“De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun”)
- Hadîs-i Kudsîler: “Ben kulumun zannı üzereyim”; “Dünya dolusu günâhınla gelsen, ümîdini kesmediğin müddetçe affederim”
- Hadîs-i Şerîfler: Hz. Peygamber’in ümmet için secdede ağlayışı ve Cebrâîl ile derya-serçe kuşu tırnağı kıssası; Cehenneme götürülen kulun “Allâh affeder” zannıyla geri çağrılması; Hz. Peygamber’in günde 100 defa tövbe etmesi ve Hz. Âişe Vâlidemiz’in suâli
- Tasavvuf Istılâhları: Havf-recâ (korku-ümit), hüsn-i zan/sû-i zan, hâlis mümin, halaka-i zikrullah, manevî elbise
- Tasavvuf Büyükleri: Geylânî, Rufâî, Bedevî, Düsûkî, Şâzelî, Cüneyd-i Bağdâdî, Sırrı es-Sakatî, Habîb el-Acemî
Sohbetin Özeti
7. Dergâh Sohbetinde Mustafa Özbağ Efendi; ehl-i tasavvufun Allâh’a karşı hüsn-i zannının fazlalığından dolayı eleştirildiğini ama bu fazlalığın “korkmamak” anlamına gelmediğini, mü’minin havf-recâ arasında durması gerektiğini, “Ben kulumun zannı üzereyim” hadîs-i kudsîsini, cehenneme götürülen kulun “Allâh affeder” zannıyla geri çağrıldığı kıssasını, şeytanın dört çeşit vesvelerini (günâh, dünyâ, aile, insan ilişkileri) ve bunlara karşı tek çarenin ümit-hüsn-i zan olduğunu, “Dünya dolusu günâhınla gelsen seni affederim” hadîs-i kudsîsini, Hz. Peygamber’in ümmet için gözyaşları ve Cebrâîl ile yapılan deryâ-serçe kuşu kıssasını, sû-i zan ve ümîtsizliğin günâh-ı kebâir olduğunu, sevmenin sevgilinin ahlâkıyla ahlâklanmak demek olduğunu ve “Allâh’ı seviyorum” iddiâsının Sünnet-i Resûlullâh ile ispatlandığını, “yollar daimi insanlar geçici” hakîkatince Kur’ân-Sünnet’e bizim uymamız gerektiğini, “Üç kuruş paraya beş kuruş borca bozulma” sözünü ve günlük sürekli yapılması gereken disiplinleri (dua, tövbe, zikir, namaz, haftada 2 oruç), halaka-i zikrullah’tan ayrılan eski bir dervişin namazı dahi terk edip dağıldığı kıssasını, halakadayken üzerinde meleklerin-velilerin duâ ettiği “manevî elbisenin” ayrılınca düşmesini, hiçbir kimsenin kibirlenmemesini ve Hz. Peygamber’in semâda bacak bacak üstüne atan birinden yüzünü döndürmesi kıssasını ve kendisinin günler boyunca sarhoş gibi dolaşmasına sebep olan üzüntüsünü, Hz. Peygamber’in günde 100 defa tövbe ettiğini tafsîlâtlı bir şekilde açıklamıştır.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — 7. Dergâh Sohbeti | Video: YouTube | Playlist: Dergâh Sohbetleri Serisi
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Şeyh, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı