1. Bölüm
Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Hayrınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabb’im cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed’e hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakk’ı, hak bilip, hakça yaşayan ve haykıran, batılı, batıl bilip, batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Nerede müslümanların hakkına, hukukuna tecavüz edenler varsa, nerede müslümanların kanı, namusu, şerefi, toprakları ayaklar altına alınıyorsa, bunları yapanların hepsini Cenâb-ı Hak gari perişan eylesin. Müslümanların intikamını alsın. İsrail Devleti’ni ve destekçilerini batırsın. Çin’i ve destekçilerini batırsın. Hindistan’ı ve destekçilerini batırsın. Nerede müslümanları zulmedenler varsa, Cenâb-ı Hak hepsini yerle yeksan eylesin.
Onların destekçilerini de yerle yeksan eylesin. Müslümanları aziz eylesin. Her türlü afattan muhafaza eylesin. Her türlü maddi imanı ve sıkıntıları def eylesin. Maddi imanı ve müşkilatları hale eylesin. Ejmeyin. Ruhlar aleminde ruhların üç secde ettiğini söylemiştiniz. İlk secde zorunlu olarak kılındı fakat ikinci ve üçüncü secdelerde bazı ruhların secde etmediğini söylemiştiniz. Nefis ve şeytan yok iken neden bazı ruhlar secde etmedi? Secde edenler ile etmeyenler neye göre, hangi emre göre ettiler ve etmediler? Bu bir hadîs-i şerîf Hazret-i Peygamber’in, Salâullah aleyhi ve sellem Hazretleri buyuruyor. Kelime kelime aktaramayabilirim. Ruhları yaratınca Cenâb-ı Hak onlara secde emri verdi. Secde emri verince ruhların hepsi de secdeye gitti.
Bu benim kendi anlayışım. Bu birinci secde, birinci secde, birinci secde, birinci secde, birinci secde, bu birinci secde cebriydi. Ruhların burada kendi ihtiyarları yoktu, kendi ihtiyarları olmadan Cenâb-ı Hak onlara secde emri verince hepsi de secde ettiler. İkinci secde emrini verdi Cenâb-ı Hak. Birinci secdeye gidenlerin bir kısmı ikinciye gitmedi, bir kısmı ikinciye gitti. Gitmeyenler tereddüt ettiler. Öyle bunu anlayalım. Sonra Cenâb-ı Hak üçüncü secde emrini verdi. Üçüncü secde emrini verince ikinciye gitmeyenlerin bir kısmı üçünceye gitti. İkinciye gidenlerin bir kısmı üçünceye gitmedi. Hadîs-i şerîf devam ediyor. İnsanlar mü’min doğarlar, mü’min yaşar, mü’min öldür. Bu birinci darizedeki insanlar.
İkincisi mü’min doğdu, kâfir yaşadı, ikinci secdeye gitmedi, mü’min olarak öldü. Bu da ne? Bu da son secdeye gidenlerle alâkalı. Yine bir kısmı mü’min doğdu, mü’min yaşadı, kâfir oldu. O da son nefeste imanını zayi edenlerle alâkalı. Şeyhî ile derviş arasında mahrem özel var mıdır? Rabb’im sizin yanınızdan ayırmasın. Bir derviş de üstadının arasında görüştüğü, konuştuğu, tek tek, baş başa görüştüğü, konuştuğu her şey mahremdir. Onun dışarı konuşulması, bir başkasına aktarılması habersiz, doğru değildir. Programlarda yer tutma gibi bir durum var mıdır? Varsa ona göre erken mi gelmeliyiz salona? Normalde yer tutma diye bir durum yok ama velakin sonuçta bunu önleyemiyoruz. Mesela 5-6 kişilik bir grup diyorlar ki iki kişi önden gitsin, oradan yer ayarlasınlar.
2. Bölüm
Şimdi bu noktada da söylenecek bir laf kalmıyor. Veyahut da daha erken gidiyorlar. Bunu normalde dizayn etmeye kalkarsak insanlar inciniyorlar, kırılıyorlar. Her ne kadar yer tutmayın, böyle yer tutmak yok desek de sonuçta bu tip şeyler oluyor. Aynı şey yukarıda vakıfta da oluyor. Mesela herkes ön tarafta olmak istiyor. Bayanlar kısmında. Ön kısımda olmak isteyince herkes öne oturacağım diye uğraşıyor. Bazen de orada da yer tutma sıkıntıları oluyor. Geniş oturanlar oluyor. ne bileyim yer tutanlar oluyor. Böyle olunca orada da sıkıntılar oluyor. Bunları ne yazık ki yok edemiyoruz. E böyle su filik bağırıp çağırıp hakaret edip böyle eksik noksan davranış hali de değil. Bağırıp çağırıp herhangi bir şey de söylemiyorsunuz, bir şey de diyemiyorsunuz.
Rica etseniz bir dert etmeseniz bir dert. Rica etsen karşıdaki kimse yok ben burada oturacağım diyor. Veyahut da burası benim yerim diyor. Bu gibi bu tip şeyler var. O yüzden ne yazık ki toplulukta bu tip şeyleri dizayn etmekte zorlanıyoruz. Normalde bir de biz yer problemi yaşayan bir topluluğumuz. çok geniş mekanlarımız yok. Elimizden gelen bu onu o sana, elimizdekiler de bu. Öyle olunca yerler dar geliyor. ne bileyim sıkıntılı oluyor. Yaz günü terleme oluyor. Ne bileyim her türlü sıkıntı yaşanıyor. Bizim ederimiz bu kadar, durumumuz bu kadar. Bunun daha fazlasını yapabilecek gücümüz yok. Cenâb-ı Hak nasip etsin inşâAllah. Hele şimdi bu hafta sonundan itibarında burası tadilata alınacak. Seyreyleyin vakıftaki halimizi artık.
O yüzden geleni ayakta tutacağız. Herkes ayakta zikrullah başlayacak. Ayakta bitireceğiz, öyle de öleceğiz. Kendi kendime düşündüğümde başka alternatif bulamadım. Rabbim genişleşsin inşâAllah. Âmîn. Yazınlar bitti. Bir iki sözlü soru alabilirim. Efendim tasavvufî öğreti de Cehri zikrullah yolunun Hazreti Elif Efendimiz’den geldiği, Hafi zikrullah yolunun Hazreti Ebbegir Efendimiz’den geldiğinden bahsedilir. Sizde bir sohbetinizde kalbi zikrullah yolunun Hazret-i Osmân Efendimiz’den geldiğinden bahsetmiştiniz. Ama bu zamana kadar sürdürülemediğini söylemiştiniz. Bununla ilgili kalbi zikrullah yolu nedir? O kalbi zikrullah o kimsenin ne dilinde ne de mimiklerinde zikir yaptığına dair herhangi bir şey yoktur.
Mesela örnekteyorum şimdi Nakşibendiler hafi zikrullah yaparlar. Öyle değil mi? Öyle deniliyor. Hafi zikrullah demek o kimsenin zikrullah yaptığını dışarı hiç beyan etmemesi demek. o normalde tabii ölçü kaçmış orada. O yüzden normalde aslında Şah-ı Nakşibend Hazretleri de aynı zamanda Kadiridir. Son merhaleyi Abdülkadir Geylan Hazretleri’nin kabr-i şerifinin başında almıştır. Öyle olunca normalde aslında Nakşibendlilerin bir tarafı da Kadiridir. Zaten normalde genel olarak Halid-i Kulu çok meşhurdur. Halid-i Kulu da normalde Kadir’in akşidir. Onlar hafi zikrullah yapıyoruz deseler dahi zikrullah yaptıklarını dışarı beyan ediyorlar, gösteriyorlar, ishar ediyorlar. Aslında dışarı beyan edilince ishar edilince onun hafili kalmıyor.
3. Bölüm
O da cehri olmuş oluyor. Veyahut da yoldan giderken bir kimse eline tesbih aldı. Tesbih çeke çeke gitti. O içinden de zikretse onun aslında zikrullahı cehri oldu. Çünkü zikrullah yaptığını gösterdi. Kalbi zikrullah noktasında normalde bütün ehli tasavvuf o zikrullah haline ulaşması gerekir. O nedir? Zikrullahın dilden kalbe inmesidir. Kalbe inmesi nedir? O kimsenin kalbinde zikrullahdan bir nur oluşur. Bu nur diğer dışarıda tecelli eden nurların nurlar gibi değildir. Onun derecati, tecelliyatı daha farklıdır. O nur oluşunca o kimsenin kalbinde zikrullah oturur. Artık o dil ile zikretme veya tesbihatla zikretme halinden çıkar. Onun kalbinde devamlı o zikrullah devam eder. Asıl kalbi zikrullah odur.
Şimdi kalbi zikrullah odur. Bu işin öğretisi ve tecelliyatı kalmadığından insanlar her nakşibendiği biz kalbi zikrullah yapıyoruz diyorlar. Değil hafi zikrullah diyecekler. Kalbi zikrullah o zikrullahın o kimsenin kalbine oturması demek. O kalbine oturacak o kalpte veya eski kitaplarda zikri veledi der onun kalpte duran o nura. Aslında o Cenâb-ı Hak’ın nurundan bir nurdur. Allâh yerinde göğünde nuru Allâh’tır. O yüzden o kimsenin zikrunda kalbine zikrullah yerleştiyse orada nurdan bir zikrullah nuru oluşur. O aynı zamanda da feraset nuru gibidir ama feraset nuru ayrıdır. Zikrullah nuru oluşunca feraset nuru da oluşur. Bunları ayrı ayrı anlatalım ki birbirine karışmış olmasın. Aslında zikrullah nuruyla feraset nurunun arasında çok ince bir perde vardır.
Renk ayrımı vardır. Renk ayrımı da o kimsenin maneviyatına göre nefis meraatibine göre değişir. Bir de kalbi meraatibine göre de değişir. Feraset nuruyla zikrullah nuru aynı renge büründüyse onun kemalatı daha çabuk olur. Ardından o zikrullah nuru sırda zikretmeye başlayacak kalpten sonra. Kalpten sonra sır halinde o kimsenin kendi sır mekanizması da göğüs boşluğundadır. Normalde o kalbi de içine alır mekan olarak yer olarak. O kimse normalde sırda başlayınca mesela o da kalbidir. Ama yeri kalp halinde değildir. Kalbi de içine alır. Ardından o sırdan zikrullah ruha geçecek. Ruha geçince de onun durumu farklı olur. O yüzden Hz. Osman efendimizin o sihsilesi evet normalde devam etmemiş burada.
Ama her suvinin geçecek olduğu bir haldir o. Her suvinin geçecek olduğu bir hal olduğu için o yolun içerisinde kalmış o. İki yolun içinde kalmış. Çünkü nakşibendi de olsa hafiz zikrullah da yapsa sonuçta kalbi zikrullah’a erişmesi lazım. Cehri zikrullah da yapsa o kimse kalbi zikrullah’a erişmesi lazım. Eğer o erişme olmayınca da zaten onu da anlaması mümkün olmuyor. Bu kadar. Tamam. kanaatler Iniçin coordination copyright Âmîn. Anam. Âmîn. Lâ ilâhe illâllah. el-Fâtiha. Âmîn. Destûr.
Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar
- Kur’ân-ı Kerîm: Secde, Muhammed, Fâtiha sûrelerinden referanslar; geçen âyet-i kerîmelerin tefsîr ve siyâkı sohbet içinde tafsîlâtlı işlenmiştir.
- Tasavvufî Istılâh: tecelli, şeyh, derviş, zikrullah, nefis, şeytan, cin, ruh, kalb, sır, hadîs kavramları ve bu kavramların kalbî-zâhirî tecellîyâtı.
- Silsile-i Meşâyih (Mustafa Özbağ Efendi’nin yolu): Hacı Ebû Bekr Baba → Çorumlu Mustafa Anaç Efendi → Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi → Mustafa Özbağ Efendi
- Hadîs-i Şerîfler: Sahîh-i Buhârî, Sahîh-i Müslim, Sünen-i Ebû Dâvûd, Sünen-i Tirmizî, Sünen-i Nesâî, Sünen-i İbn-i Mâce ve Müsned-i Ahmed bin Hanbel’den iktibâslar.
Sohbetin Tasnîfi ve Bağlamı
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin 697. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri başlıklı sohbetinin tam transkriptinin Karabaş Tekkesi düzeltme ve telîf standartlarına göre hazırlanmış uzun-format hâlidir. Sohbette geçen âyet, hadîs, pîr menkıbeleri ve tasavvufî ıstılâhlar yukarıda zikredilmiş olup, sohbetin esas metni paragraflar boyunca tafsîlâtlı sûrette serpiştirilerek aktarılmıştır.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — 697. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri | Video: YouTube | Seri: Dergâh Sohbetleri Serisi
Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri Serisi
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Şeyh, Silsile, Tesbîh, Dervîş, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı