Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

626. Dergah Sohbeti — Bîat, Bilip Yaşamamak ve Peygamber’in Masûmiyeti

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 626. Dergah Sohbeti — Bîat, Bilip Yaşamamak ve…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Keşisel gelişim kitapları insanlara yarar sağlar mı? Eğer ölçüsünü doğru yerden, Kur’ân ve sünnetten alıyorsa yarar sağlar. Ama ölçüsünü yok Batı medeniyetinden, Batı medeniyeti demeyeyim. Batı’nın bugün bozuk kültüründen, Batı’nın çürümüş kültüründen, Batı’nın bugün için kendilerince postmodern denilen ney diyor, belirsiz bir bilgi kaynağından alırsa bunu bu sıkıntı. Zaten İslam dünyasındaki en büyük sıkıntı bu. İslam dünyası kendi inancıyla, kendi kültürüyle, kendi maneviyatıyla, kendi geçmişiyle barışık olup kendi kültüründen, kendi inancından, kendi geçmişinden bir şey almadığından dolayı problem var.

Bizim en büyük problemlerimizden birisi bu. öyle olunca biz gidiyoruz Batı’nın ney diyor, biz Darwinist bir düşüncenin ürünlerini biz gelip kendi içimize sokuyoruz veyahut da bizim içimize onları soktular. Biz onlarla da mücadele etmedik. biz kalkınacağız, yok yükseleceğiz, yok biz muasır medeniyetler seviyesine çıkacağız derken, biz Batı’nın kötü bir taklitçisi olduk. Bu sefer ne Batılı olabildik, ne Doğulu olabildik, ne kendimiz olabildik, ne iyi diyor belirsiz bir şey çıktı orta yere. Şu anda da yaşadığımız en büyük handikaplardan birisi bu. O yüzden evet kişisel gelişim kitapları okunabilir ama onu okuyacağınızı Buhari’ye okun. Buhari’nin edebini okuyun. Onu okuyacağınızı gidin bir edeb kitap okun, bir terbiye okun, bir ahlak kitap okun.

Okuyun, güzel ahlaklı olun. İnsanlara iyi davranmanın yolu Kur’ân ve Sünnet’te. İyi davranmanın yolunu hadîs-i şeriflerle, âyet-i kerimelerle kendinizi bu noktada eğitebilirsiniz. Kendinizi iyi davranmanın yolunu çizebilirsiniz. Kişisel gelişimlerle de bu mümkün olabilir ama o kitapların beslendiği kaynak önemli. Sufilerin şeyhiyle biatlaşması ile ashabın Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ile biatlaşmasının mana bakımından eş değer midir? Eş değer olduğunu söyleyen sûfîler çoğunlukta. bu bilhassa Akabe biatında, Akabe biatından sonra inen âyet-i kerimede senin elini tutanlar gerçekten Allâh’ın elini tutmuştur. Âyet-i kerimesini bu noktada sûfîler kendilerine bir ölçe edinirler. O yüzden sahâbeler 1400 kişi orada biatlaştılar.

Ardından Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri vefat edince Hazreti Bubekir efendimiz de biatlaştılar. O vefat edince Hazret-i Ömer, Hazret-i Osmân onlar vefat edince Hazret-i Ali efendimiz’e Hazret-i Ali efendimiz vefat edince Hazret-i Hasan efendimiz’e Hazret-i Hasan efendimiz devlet başkanlığından çekildi ama çekilirken dedi ki dini işlerinizde imamınız biziz dedi. Din ve devlet işlerinin, din ve devletin ayrı ayrı biatlaşması ilk defa o zaman oldu İslam tarihinde. Ama normalde Hazret-i Hasan efendimiz’den sonra Hazret-i Hüseyin efendimiz’e ondan sonra Ehl-i Beyt ve bir kısmı da Selman-ı Farisi’den Hazret-i Ali efendimiz ve Selman-ı Farisi’den geldi. Cehri zikir erbabının yolu, cehri zikir erbabının silsilesi bu manada Hazret-i Ali radıyallâhu anh hazretlerine kadar yürüdü.


2. Bölüm

Hazret-i Ali efendimiz’den Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bu silsile o. Bir tek nakşi veyahut hafi zikir erbabının yolu da Hazreti Ebu Bekir efendimiz’den Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine ulaştı. O yüzden normalde sûfîler bu biatlaşmayı, üstadlarıyla biatlaşmayı sahabelerin normalde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleriyle biatlaşmasını örnek göstererekten biatlaşırlar. İşin mana boyutu vardır. Mana boyutu o derviş o hale gelince anlar. Yoksa dervişin birinci derecedeki biatlaşması zahiridir. O zahiri olarak o biatlaştı. O derviş adayı o. O rüyasında biatlaştığını görürse, halinde biatlaştığını görürse o iş manevi olarak yürümeye başladı.

Ha kimisi bunu rüyasında halinde görmeyebilir mi? El cevap görmeyebilir. Birbirisi onu rüyasında görür. Ya üstad onu rüyasında görmüştür halinde görür. Ya üstad onu rüyasında görmüştür halinde görür ya da o üstadını rüyasında görür veya halinde görür. Bu biatlaşma manevi olmuş da olur. Bir kimse bir üstadla biatlaştığında hem zahiren hem manevi biatlaşmış olur mu? Evet. Ama bunda dervişin kalbi gönlü açılmadıysa bunun farkına varmaz. Bu olur. O kendince biatlaşmasını zahiri olarak görür. Gördüğü kadar, bildiği kadar. Ama bir kimse bir üstadı gidip bağlandığında o hem zahiri hem manevi biatlaşmış olur. Gördüğümüz şeyleri birlemek nedir? Vücut, hava, temas eden maddeler esasen bir midir? Varlığın başlangıcı birlikten gelmedir.

O yüzden bunlar böyle işin edebiyatı. O haliyle hallenmeyen bir kimsenin bununla alakalı bu hal ile hallenen kardeşlerden kimse yok. Bunun edebiyatını yapıyoruz biz şimdi. Evet biz Arabi sohbetleri yapıyoruz Çanakkale’de. Bu normalde sohbetlerin olması mı lazım? Her cevap olması lazım. Orada olması lazım. Bunlar bir hal arkadaşlar kardeşler bunun edebiyatıyla uğraşmasınlar. Arkadaşlar ahlaklarını düzelsinler. Orada böyle ilmi bir şey oradaki sohbet. Muhakkak işin içerisinde manevi ilimler de var. bir ders nitelinde kalacak bir ne bileyim miras gibi kalacak. Ama arkadaşlar işin edebiyatında. işte her şeyi birleyeceksin. Sen kendini birleyememişsin daha. Gecede beş bin tevhid çekin diyorum. Millete dar geliyor, zor geliyor.

Sufiliğin en büyük handikaplarından birisi insanların sufili mutasavvuf noktasında görmesi. biliyor, yaşamıyor. O hastalık bizi bitirir, perişan eder. Bizim en büyük handikaplarımız olur bu. Bu şuna benzer. Cömertliğin faziletini biliyorsun. Oturduğunda cömertliğin faziletini öyle bir anlatırsın ki herkes orada cömertliği yaşamak ister ama sen yaşamazsın. Sen cömertlik etmezsin. Veya da arkadaşlar cömertliği burada dinlerler. Harika, ne güzel cömertlik dinlediler. Ama yaşamazlarsa o cömertlik dinlemelerinin bir anlamı yok. Şu anda İslam dünyasının en büyük handikaplarından birisi bu. Sadece sufilerin değil. İslam dünyası dini biliyor, yaşamıyor. İnsanlar içkinin haram olduğunu biliyor, rüşvetin haram olduğunu biliyor, kayırmacılığın haram olduğunu biliyor, adaletsizliğin haram olduğunu biliyor, liyakatsizliğin haram olduğunu biliyor, insanların arasında insanları ayırmanın bölmenin haram olduğunu biliyor, ticarette faizin haram olduğunu biliyor, kandırmanın haram olduğunu biliyor, eşine karşı haram ilişkinin haram olduğunu biliyor, eşine zulmetmenin haram olduğunu biliyor, çocuklarına zulmetmenin haram olduğunu biliyor, çocuklarına cinsel istismarda bulunmanın haram olduğunu biliyor.


3. Bölüm

İslam dünyasında bunları bilmeyen yok. Bunları bilmeyen yok. o kadar imam hatipler var, bunları öğretiyorlar. O kadar Kur’ân kursları var, o kadar tarikatlar var, cemaatler var, dolu her şey. Televizyonlar var. Açıyorsun bir sürü yayın kurumu var, televizyonlar var, internette var. İnsanların bu noktada dini öğrenme, din hakkında bilgilenmeme gibi bir dertleri yok ki. Ama dert şu, öğrendiklerini ne kadar yaşıyorlar? Biz öğrendiklerimizi ne kadar yaşıyoruz? Biz öğrendiklerimizi üzerimizde ne kadar tecelli ettiriyoruz? Durum bu, sıkıntı bu. Başka bir şey değil. İslam dünyasının komple problemi bu. Sonra İslam dünyası bunu biliyor ama bir şeyle karşı karşıya geliyor. Bir toplulukla karşı karşıya geliyor.

Bir sistemle karşı karşıya geliyor. Bir devlet de karşı karşıya geliyor. Bir iş yerine giriyor, orada karşı karşıya geliyor. Mesela bir iş yerine gidiyor, iş yerinin statüsüne uymak zorunda kalıyor. Uyuyor. Devlet tarihinde bir işe giriyor, devlet tarihindeki statüye uymak zorunda kalıyor. Uyuyor. Belediyeye gidiyor, belediyedeki statüye uymak zorunda kalıyor. Uyuyor. Nereye gidersen git, oradaki statüye uyuyorsun. Bu sefer sen inandıkların, senin okuduklarını kendi elinle sen bilgisayardaki çöp kutusu gibi hepsinin çöp kutusunu atıyorsun, yaşadığın gibi inanmaya başlıyorsun. En büyük problem bu. Adam bu sefer harama helala hiçbir şeye dikkat etmiyor. Ne varsa yalayıp yutuyor. Yûnus’un dediği oluyor.

Ele geleni yersin, dile geleni dersin. Böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın. Sonra herkes zamandan şikayetçi, gençlerden şikayetçi, yaşlardan şikayetçi, evinden şikayetçi, çocuklarından şikayetçi, herkesten her şeyden şikayetçi. Kendine bakmıyor hiç. Sıkıntımız bu. O yüzden Allâh bizi iyi eylesin inşâAllah. İslam dünyası kendisini düzeltmeli. Biz kendimizi düzeltmeliyiz. Biz kendimizi düzeltmedikten sonra hiçbir problemimizi çözemeyiz. Kendimizce edebiyat yapmış oluruz. Herkes çok hadîs biliyor, çok âyet biliyor. Biliyor. Bizimkide o hesap, biz bırakacağız şimdi, eşyayı birlemekten bahsedeceğiz. Ne kadar güzel ya, iyi. Kaç vakit namaz kıldın? Kaç rekat kıldın? O gün ne kadar haram işledin?

O gün bir günah-ı kebar işlediysen, sen onu bir göremezsin. Göremezsin. O hale gelen için günah-ı kebar şirk gibi gelir ona. O kimse günah-ı kebari girerse yarar kendini. Şeytan gelir önünde atar kendini. Yeter artık der ya. Allâh’ın laneti katmerleme benim üzerime olsun. Yeter, tövbe ettinler. Bir daha gelip sana vesvese bile vermeyeceğimler. O kimse biriler. Bir nere birilecek? Edebiyat. Sadaka kimlere veya nerelere verilir? Sadaka normalde herkese verilir. Her yere verilir. Doğru noktada. Burada normalde eğer Kur’ani bir yol çizecekse, bu noktada zekat kimlere verilir yolunu seçecek. Kimlere? Birinci derecede fukaralara. Fukarayı sabirin. sabreden fukaralar. İkincisi evi barkı olmayan bir daha miskinler var onlara.


4. Bölüm

Ondan sonra Allâh yolunda koşuşturanlara, mücadele eden, cihâd edenlere. Ondan sonra borçlulara, yolda kalanlara. Bunlara verilmesi lazım. Birinci derecedeki fukara. Fukara nedir? Normalde şu anda bir kimsenin normal şartlarda, bir ailenin normal şartlarda, hayat standarında ne kadar? Üç lira diyelim. O üç lirayı kâh kazanıyor, kâh kazanamıyor, yetiştiremiyor. Ucu ucuna yetiştiriyor. O fukaradır. Veyahut da adamın hayat standardı on lira. On lirayı kâh kazanıyor, kâh kazanamıyor. Onun hayat standardı o. Ona dışarıdan baktığınızda siz ya bu adam zengin dersiniz. Adamın hayat standardı o. Kenarda adamın parası olmayabilir. O da fukara. Adamın aylık 50 bin lira geliri olur. 50 bin lira da gideri varsa o da fukara.

Sen dersin ki adam ne para kazanıyor? Ama fukara o da. Neden? Gideri fazla adamın. İkincisi miskinlere. Miskin kim? Evi barkı çoluk çocuğu atmış kenara. Nerede sabah orada akşam ne verirsen yiyor. Miskin. Yatacak yeri yok, kalkacak yeri yok. Miskin. Miskin o. Bir sorumluluğu da yok onun. Onda eş yok, çoluk yok, çocuk yok, elektrik parası yok, su parası yok. Olsa da yok, olmasa da yok. Bunlar miskinler. Üçüncüsü ne? Allâh yolunda cihâd eden, Allâh yolunda koşan insanlar. Hatta diyor ki Hadîs-i Şerif’te, bunlar da diyor oda dolusu altın olsa bunlar yine zekat alabilirler diyor. Bakın oda dolusu altın olsa. Allâh yolunda koşturan işte. Bunu tabi tefaratlandırmışlar şimdi. Şimdi kalkar Mustafa Özba’da işin içine koyarsınız.

Siz lan kendisine bir şey mi söylüyor dersiniz? Ya normalde mesela bir kısım üstadların almasının sebebi budur. Ama normalde Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi derdi ki oğlum ehlibeyt olan kimse zekat almaz derdi. Ehlibeyt olan kimse zekat toplamaz derdi Şeyh Efendi. Ama şu anda kim ehlibeyt, kim değil, bu da karışık tabi. Allâh iyi etsin inşâAllah. O yüzden normalde ehlibeyt de şu anda ehlibeytim diyenlerde zekat topluyorlar mı? El cevap hem ehlibeyt izliyorlar hem topluyorlar. Üçüncü derecede zekat verilecek olan kimseler bunlardır. Bu da normalde medresede âlim bir dergahta üstad bir yerde böyle sohbetten sohbete gidiyor. Böyle sohbetçi kimseler vardır ya. Türkiye’de var böyle sohbetlere giden kimseler var.

Onlar mesela Kur’ân Sünnet tarihinde durdukları müddetçe zekat toplayabilirler mi? El cevap toplarlar. Onlar da zaten bundan fetvaları bu buradan hareket ederekten topluyorlar. E o ardından borçlular. E o kimse borçlu, ödemekte sıkıntı yaşıyor, borcu çok. Ona da zekat verilir mi? Evet. Ardından ne? Yolcular. Yolda kalmış adam zengin olabilir. Bu Kur’ân’ın bu noktada sıralaması. Adam bir gider mesela bir Kur’ân kursu yaptırıyor. Oraya da bir yardımcı olabilir mi? Evet. Cami yapıyor. Oraya da yardımcı olabilir mi? Evet. Bir yerde talebeler var. O talebelere de normalde gidip kendi eliyle zeytin, peynir yiyecek, içecek, yiyecek bir şey alabilir mi? Evet. Veya onların cebine harçlık koyabilir mi?


5. Bölüm

Evet. Tabii oradaki o kursun başındaki müdürler, onların başındaki amirler, memurlar, öğretmenler, sonradan çocukların elinden paraları topluyorlarmış. Bunları da duyuyoruz. Doğru yanlış bilemeyiz. gidiyor, gidiyor bir zengin bir kursa. Mesela kaç talebe var burada? Yüz lira. Yüz talebe var. Her birine ben yüz ellere vereceğim, iki yüz ellere vereceğim. Herkese zarfları sıralıyor. Çocukların ellerine veriyor adam gidiyor. Ardından kurs müdürü diyormuş ki getirin bakalım aldığınız zarfların hepsinde. Herkes tıkır müdürün yanına götürüp zarflarını veriyor. Bunu duydum. Duyduğunu söylemek yalan olarak yeter. Eyvallâh da bunu duyarken, bunu duydum derken, bunu yaşayan kimseler, bunu duyarken, bunu duyduğum derken, bunu yaşayan kimse anlattı.

Böyle mi yapıyorlar? Böyle yapıyorlar dedi. Bunlar da acı şeyler. O yüzden bozuluyor zaten. O yüzden insanlar tarikattan, cemaatten uzaklaşıyorlar. bu ara şimdi gündemde ya, ne o İsmail denilen bir adam normalde tarikatların aleyhine bir kitap yayınlamış aslında aleyhine derken normalde devletin adalet noktasında cezasını almış. Değişik böyle ahlaksız işler yapan insanların olan hadiseleri yazmış. Ben okumadım, incelemedim. Dün çok geç vakitte seyrettim. şimdi bazı konuşmacıların dediklerine hak vermemek elde değil. Bunları yıllardır görüp duyuyoruz. Dergan içerisine parayı koymuşlar. Getirin arkadaşlar toplamışlar, bir iş yeri açmışlar. Eee ne oldu iş yeri battı. Ne oldu iş yeri kimin üzerine?

Eşeğe efendinin üzerine. Öldü, kimin üzerine? Bunları o esnada sorgulamıyor hiç kimse. Veyahut da ne yapıyorsunuz? Dergâh yaptırıyoruz. Nereye yaptırıyoruz? Filanca yere yaptırıyoruz. Tapusu kimin üzerine? Eşeğe efendinin üzerine. Yaptırdım bitti. Öldü. Kime kaldı? Oğluna, kızına kaldı. E kim yaptı burayı? Dervişler yaptı. E ne oldu şimdi? Kaldı. Bunları ben söyleyince, yok bu bazı yerlere laf gönderiyor. Kardeşim bir yerlere laf gönderdim, yok realiteyi söylüyorum size. Müslümanların parasını çarçur edip de nasıl Allâh’a hesap vereceksiniz? Fatih Öğrün’e hesap verin. Kombatsa’nın hesabını kim verecek? YİM Paşa’nın hesabını kim verecek? İhlas olduklarında hesabını kim verecek? Kim verecek? Fethullah Gülen cemaatinin hesabını kim verecek?

TGRT’yi Fox’a sattılar. Hesabını kim verecek? Açık açık söylüyorum bunları ben. Yıllardan beri söylüyorum. Millet şimdi konuşuyor. Yıllardan beri diyoruz. Kim verecek hesabını? Hadi arkadaşlar kendi marketimiz olsun. Açtın marketi. Nerede market şimdi? Yok. Hadi arkadaşlar dergahımız olsun, para toplayalım. Nerede dergâh şimdi? Yok. Yok. Allâh muhafaza eylesin. Müslümanlar kendilerince kendilerini düzeltecekler önce. Sen kendini düzelt. Sen kendini toparla. Önemli olan o. Önemli olan o. Arabinin veyahut da Hz. Mevlânâ’nın mesnevisindeki böyle uç noktalardaki sözler değil. Sizin en hayırlığınız etrafınıza zarar vermeyenizdir. Sen bunu uygula canım kardeşim. Sizin en hayırlığınız hadîs-i şerif, sizin en hayırlığınız etrafına faydası dokunulmazdır.


6. Bölüm

Bunu uygula sen. Sen annene öf deme bir kere. Sen babana öf deme bir kere. Sen bunu uygula. Annen baban senden razı olarak gözlerini yumsun. Sen bunu uygula. Sen annenin babanın duasını almamışsın. Annen babanın arkasından senin arkandan lanet okumuş. Senin dervişlerinin de bir anlamı yok. Neden lanet olsun? Âmîn dedi. Dediler ki Ya Resulallah niye amin dedin? Annesinin babasının yaşlılığına denk gelirdi de cenneti kazanmazsa Allâh ona lanet etsin dedi Cebrail kardeşim. Ben de amin dedim der diyor. Ben de amin dedim. Bitti. Sen bunu uygula. Geldi, genç sahâbe den bir kimseyi cihada gideceğim ben dedi. Arkada ne bıraktın dedi. Yaşlı annem babam var dedi. Sen dön dedi. Annenin babanı ilk önce dedi.

Onlar senden memnun mu cihada gideceğinden dolayı? Hayır ya Resulallah. Sen dön dedi. Onlara hizmet et. Senin için cihâd o dedi. Anneni babana hizmet et sen. Önemli olan o. Ben şimdi kimse nefsine uymasın bir mutluluğumu ben ifade etmek istiyorum. Bu adam burada Adnan Karataş. Karşıda da Mehmet Karataş var babası. Aralarındaki diyalog doğru olmuyor. Aralarındaki diyalog doğru olmamış olsa. Atik Karataş da kapıdadır. Aralarındaki bak örnektir bunlar. Bir topluluğun istikamet ile alakalı örnektir bunlar. Siz belki de gözünüzden kaçıyordur sizin. Fark etmiyorsunuzdur. Adnan Hoca kaç yıl tanışmamız? 28 var mı? O civarladır. Daha fazladır. Daha fazladır. Kaç? 19 mu? 91’in sonu 92. 91’in sonu 92. Şimdi normalde orada oturuyor burada oturuyor.

Kaç yıl 30 yıla gelmiş. 30 yıldan beri diyalogunu biliyorum. Şimdi babasını kırsa üsse, babasının canını sıksa. oğlunu burada görmek ister mi? Veyahut da oğlunu orada görmek ister mi? Bakın bunlar güzel örnekler. Şimdi Said karşımda oturuyor. Said’in çocukları da derviş. Güzel örnek bunlar. Bakın güzel örnek bunlar. Bunlar o kimsenin istikamet ile alakalı. Mehmet Kuyucu burada, Mehmet Kuyucu’nun çocukları da derviş. İstikamet ile alakalı bunlar. O zaman bize birinci derecede ahlak lazım. Ben açık açık konuşuyorum. Oğullarınız nerede? Kızlarınız nerede? Çok açık bu benim, net bunlar. Bak, neydi o isminiz? Karaduman. Karaduman burada. Nerede baban? Bak babası da orada. Onlar da çok eski. Oğlu ile babasının arasında problem olmuş olsa, sıkıntı yaşamış olsa, çizgilerinde problem olmuş olsa olmaz.

Önemli olan bu canım kardeşlerim. Bakın önemli olan bu. Sizin güzel ahlaklı olmanız. O çocuğun elinden tutup buraya getirmeniz, babanızın elinden tutup buraya getirmeniz veya bir kimsenin babasının onu buraya getirmesi. Bu evdeki hal, hareket, tavır, davranış hepsini etkiler bunun bu. Güzel ahlaktır önemli olan. Senin çizgini doğru götürmendir önemli olan. O yüzden işin mutasavvufluğuna kaçmayın. İşin reel yaşanabilirliğine bakın. Eşleriniz sizden şikayetçi olmasın. Kadınlar da erkekler de. Sizden şikayetçi olmasınlar. Demesinler bize zulmetti. Kur’ân ve sünnet dairesinde durun. Kur’ân ve sünneti koyun ortaya. Onlar şikayet edeceklerse Kur’ân ve sünneti uyduğunuzdan dolayı şikayet etsinler. Bakın şikayet edeceklerse Kur’ân ve sünneti uyduğunuzdan dolayı şikayet etsinler.


7. Bölüm

Sizi reddetecekse birileri Kur’ân ve sünneti uyduğunuzdan dolayı reddetsin. Allâh bizi affetsin inşâAllah. İçki içerken besmele çekiyor, su içerken besmele çekmiyor. Geceniz güzel olsun. Bunu kasti yapıyorsa küfür ehli. Bunu kasti yapıyorsa küfür ehli. Alayvari ve kasti bir şekilde bunu yapıyorsa, özür dilerim, küfür ehli. Bankaya yatırılan paranın faizini kullanmak haram mı? Allâh razı olsun. Almanya’dan Gülistan kardeşimizin sorusu. Normalde o faizi bankaya bırakmayın da. O faizi bankaya bırakmayın. Alın gidin ihtiyacınız yoksa gidin bir fukaraya verin, gidin bir miskin’e verin. Ama bankaya bırakmayın. Hamsufuluk yapmayın. Paralarınızı bankaya da faizsiz yatırmayın. Paralarınızı bankaya da faizsiz yatırmayın.

Ne kopardınız kar oradan. Öyle de düşünmeyin. Ben şimdi bu soruları buraya gelenlere genelde okuyorum. O yüzden okumak zorundayım. Hakkınızı helal edin. Eşim Süleymancı ve onlar kadınlarını götürmüyorlar hacca. Bir nevi kadınlara yasak. Bu durum kocalar kendi eşlerinin de haçlarını yapabilirlermiş. Seyircilerinin de haçlarını yapabilirler. Eşim Süleymancı ve onlar kadınlarını götürmüyorlar hacca. Bir nevi kadınlara yasak. Bu durum kocalar kendi eşlerinin de haçlarını yapabilirlermiş. Bir sebep orada sürtünme oluyormuş. Allâh’ın farz kıldığını siz nasıl haram edersiniz dediğimde de önceden bu kadar kalabalık değildi. Şimdi durum farklı. Allâh-u Teala biliyordu bu günlerin kalabalık olacağını diyordum.

Ama sonra günahımı görüyorum diye kendi kendime suçluyorum. Evet yine Almanya’dan. Normalde haç kadınlara da erkeklere de farz. O yüzden erkeklerin veya başka bir kimsenin hacı yasaklaması herhangi bir sebepten dolayı uygun değil. Şeytanı yenmek için ne yapmalıyız? Bir güzel abdestini al, bir güzel namazını kıl. Allâh’ın en çok hoşuna giden şey. Allâh’ı zikret, şeytanın patladığı şey. Nefsimizi konuşturmamalıyız yoksa konuştuğu zaman duymamalıyız. Bu şahsın kendisine göre değişir ama bırak konuşsun debelensin. Sen Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapış. Ve lisedeyken bir hocamız veledi zinaların camiye giremeyeceğini, bunun bir hadîs olduğunu söylemişti. Kaynağının sağlam olduğunu ama hadîs kitaplarında genel hatlarıyla yer almadığını söylemişti.

Araştırdığımda böyle bir hadîs bulamadım. Bunun hakkında düşünceler nelerdir? Ben de bilmiyorum hiç okumadım. Camiye girmeyi kimseyi yasaklayamazsınız. Velilere öleceği haber verilir mi? Allâh verirse verir. Velilere öleceği haber verilir mi? Allâh verirse verir. Terkin vermek nedir? Bir kimse ölmek üzereyken ona normalde la ilahe illallahı tavsiye etmektir. Ledin ilmi nedir? Cenâb-ı Hak’ın kendi özel hususi ilmidir. Kum veya toprak satmak caiz midir? Neden yasak olsun ki? Velilere öleceği haber verilir mi? Bir cenazenin namazı iki kez kılınır mı? Kılınır. Unutkanım ne yapmalıyım? Haramdan gözlerini çek. Ben yurt dışında polisim. Bu meslek bana dinimi yaşatmıyor. Namazlarımı hep kazaya bırakıyorum.


8. Bölüm

Ve bunlar beni çok üzüyor. Aradaki rütbeliler Kur’ân’ıma sünnetimi hakaret ediyorlar. Ben bu mesleği hiç ama hiç yapmak istemiyorum. Yurt dışında dinimi engelleyen çok şey olduğu için Türkiye’ye gelip hafız olmak istiyorum. Ama ailem oradaki işimi bırakıp Türkiye’ye gelmemi istemiyorlar. Ne yapmalıyım? Yapabilirsem, mümkünse orada işini değiştir. Yeni bir işe daha böyle dinini yaşayabileceğin bir işe gir. On yıldır talebenizm eleştirmek için yazmıyorum. Gürsu’da vaktim oldu. Bir yere uğradım. Burası 8-10 dönüm üzerine kurulmuş ikama İslam kültürü. Ahlakı, medeniyeti, eğitimi küllesiymiş, vakfıymış. İçinde bir Seyda Hazretleri yaşıyor. Kendine özel daire yapılmış, medrese yapılmış, mescit yapılmış.

Herkese açık olan 1,5 trilyon vardır değeri. Güya Doğu’dan bizzat şu an buranın içinde yaşamakta olan, Seyda Hazretleri için yapılmış, menzinin koluymuş bir senelik yer. 10-15 talebesi mevcut. Türkiye’nin her tarafından Gürse’ye bu zâtın elini öpmeye de tövbe almaya geliyorlar. Konu açıldı. Sizin 31 Ağustos Karabaş tekkesi sohbetinizi, 21.45 dakikada dediğinizi, Peygamberimizin salı olaçlarınızı, tekkesi sohbetinizi, 21.45 dakikada dediğinizi, Peygamberimizin salallahu aleyhi ve sellem’in, yüzünü müşriklere karşı ekşittiğini dinlettim. Şeyda koşarak dört kitap, Said-i Nursi, Elmalı, Mahmud Efendi, Diyaneti açtı, çok kızdı. Burada Peygamberimizin, İbn-i Mektub’a yüzünü ekşittiğini, hata yaptığını ispatlamaya çalıştı.

İyi. Onlar öyle düşünsünler. İyi bak bu soruya cevap şimdi bu. Bu soruya, Cenâb-ı Hak bunu özel hususi ayarlamış değil mi? Bu soruyu soran kim Gürsu’dan? Dövmeyeceğiz, sövmeyeceğiz ya. Eyvallâh. Git ya ne olacak bir şey değil. 47. hadisteyiz bugün. İbn-i Abbas, Allâh-u Teala’nın, bilin ki Allâh ölümünden sonra yeri diriltir âyet hakkında şöyle der. Bu âyet, hadid suresi âyet 17’i. Bakın hadid suresi âyet 17’i, iyi dinleyin. Bilin ki ölümden sonra toprağı dirilten Allâh’tır. Biz bu ayetleri size düşünesiniz diye açıkladık. Âyet-i Kerime bu. Bakın bilin ki ölümünden sonra toprağı dirilten Allâh’tır. Biz bu ayetleri size düşünesiniz diye açıkladık. Âyet-i Kerime bu. Ama Hz. Abbas’ın oğlu Abdullah’ın, İbn-i Abbas’ın bu âyet-i kerimin tefsirine bakın şimdi.

Tefsir ediyor bu âyet-i kerimi. Diyor ki Allâh katı olan kalpleri yumuşatır. Kalpleri huşrulu ve kendine yönelen bir hale koyar. Kalpler ilim ve hikmetle dirilir. Ancak böylelikle yeryüzünün ihyasının da bizzat yağmurla olduğu müşahede edilir. Bu normalde bilin ki ölümden sonra toprağı dirilten âyet-i kerimesini kalplere bağlamış. Hz. Abbas Radıyallâhu anh hazretlerinin oğlu. Bu neyle alakalı? Kur’ân’ın bu hadise sabit. Bir zahir tefsiri vardır. Bir de bana tefsiri vardır. Veyahut da meşhur somuncu baba hazretleri ulu caminin açılışında illaki derler ya kalk hutbeyi sen oku. Çıkar hutbeye. Hutbede Fatiha-i Şerife’yi okur. Fatiha-i Şerife’yi tefsir etmeye başlar. Birincisinde mealen söyler. Bunu herkes bilir der.


9. Bölüm

İkinciyi bir daha okur bir daha tefsir eder. Der ki bunu böyle biraz da avamlıktan çıkmak üzere olan Müslümanlar bunu böyle anlarlar. Üçüncüyü tefsir eder. Der ki bunlar böyle Müslümanların biraz daha üstündeki olan müminler anlar. Dördüncüyü tefsir eder. Dördüncüyü tefsir edince der ki bunu melekler anlar. Beşinciyi tefsir eder. Der ki bunu arif olan evliyalar anlar. Ve diyor ki direğin arkasında benim hatamı bekleyen benim hatamı görmeye çalışan kimseler anlar. Altıncüyü tefsir ediyor. Diyor ki bunu Allâh’ın sır olan velileri anlar. Yedinciyi tefsir ediyor. Bunu da diyor mürşidi kamiller anlar. Bunun diyor üstü de vardır o da peygamberlere aittir diyor. Fatiha şerifi. Şimdi canım kardeşlerim âyet-i kerimelerin bir zahir manaları vardır bir de mana mecaz manaları vardır.

Kur’ân hem zahire hükmeder hem batına hükmeder. Kur’ân zahiri ve batını ilimlerin bilgilerin cem edildiği toplandığı bir ilahi kitaptır. O yüzden müteşabih âyetler farklı farklı tevil edilebilir. Kaldı ki sûfîler bazı âyet-i kerimeleri mana yönünden algılamışlar anlamışlar. Bu onların zahirlerini bozmamış abdest alma şeklini değiştirmemiş gusül alma şeklini değiştirmemiş zekatı alıp verme şeklini değiştirmemiş namazın farzlarını vaciplerini sünnetlerini nafilerini müstahabılarını değiştirmemişler. Böyle bir şey yok ama mana olarak anlam olarak farklı anlamışlar. Farklı bir şekilde ona bakmışlar. Evet, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini biz hatasız olarak iman ettik. Bunun normalde Kur’ân-ı Kerim’de bazı âyet-i kerimelerde sanki âyet-i kerimelerden çıkardıkları sonuç sanki o hata yaptı, günah işledi gibi bizim önümüze konuluyor.

Canım kardeşlerim siz Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini neden günahkar etmeye çalışıyorsunuz? Neden tertemiz, pak bir şekilde Allâh’ın temizledim dediği, o hevaya hevesinden hiçbir şey konuşmadı dediği, o ne yaptıysa benim emrimle yaptı dediği. Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini, o saf, temiz, pak Peygamberimize sallallâhu aleyhi ve sellemi neden bu Müslümanlar el ele tutuşmuşlar, onu günahkar göstermeye çalışıyorlar? Hiç kalpleri sızlamıyor mu? Hiç içleri titremiyor mu? Hiç yürekleri dağlanmıyor mu? Hiç mi vicdanlar ırgalanmıyor? Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazreti dinini öğrenmek isteyen ümmü mektuba kızdı, yüzüne ekşitti öyle mi? Ben öyle tefsir etmiyorum.

Müşriklerinin yüzüne ekşitti ümmü mektuba. Sen peygamberi günahkar göstermeye çalışıyorsun. O tefsiri yazanlar o hali rüyalarında mı gördüler, hallerinde mi gördüler? O tefsiri yazanlar o tefsirleri yazanlar Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin bizatihi kendilerine mi sordular? Kör ahlaksızlar hepsi de! Kör! Bak Hz. Abdullah, bilin ki ölümden sonra toprağa dirilten Allâh’tır âyet-i kerimesini kalbeye oruyor. Bu diyor toprak kalptir. Allâh diyor ölü kalpleri mühürlenmiş Kur’ân’dan uzak, sünnetten uzak, zikirden uzak, tövbeden uzak, ibadetten uzak. Her türlü melaneti işlemiş, her türlü günah kebari yemiş, her türlü haltı karıştırmış. Ama bu dergâh, ümitsizlikler dergahı değil.


10. Bölüm

İman et, otur, Allâh’ı zikret. Cenâb-ı Hak senin ölü kalbini yeniden yeşertir. İbn Abbas bu âyet-i kerimeyi böyle yoruyor. Bakın âyet-i kerime ölümden sonra toprağı dirilten Allâh’tır. Toprak ölür, Cenâb-ı Hak onu tekrar diriltir. Âyet-i keriminin zahirine göre bakarsan ne? Sonbahar geldi, kış geldi, bir tane bitki kalmadı, bir tane normalde yeşil bir şey kalmadı, kupkuru oldu. Bahar geldi, Cenâb-ı Hak tekrar yeşertti, orayı tekrar diriltti. Millet şimdi çatır çatır namussuz, şerefsiz, haksiyetsiz vatan hainleri ormanları yakıyorlar. Cehir cehir kül oluyor. Kimi villa kuracak, kimisi bilmem ne kuracak, kimisi meyhane kuracak, kimisi otel kuracak, kimisi pavyon kuracak. Deniz kenarlarındaki, oradaki, buradaki ormanları yakıyorlar.

Neye? Heva heveslerine. Neye? Orada rant elde etmek için. Neye? Orada yeşilliği yok edecekler. Hep öyle yapmışlar. Hep öyle yaptılar. 50 yıldan böyle öyle yaptılar. Cenâb-ı Hak orayı tekrar yeşerttiyor. Bir yıl iki yıl ağaçlandırılmasa da yağmurlar o külleri yıkıyor, o küller toprak oluyor. Kurt kuş yeniden oluşuyor. Börtü böcek kuşlar ağızlarında, gagalarında oraya tohum taşıyorlar. Yok meyve taşıyorlar, yok şunu bunu taşıyorlar. Yeniden yeşeriyor orada. Yeniden tohum atılıyor. Cenâb-ı Hak yeniden yeşertiyor orayı. Bakın ama bu âyet-i kerimeyi Hz. Abbas’ın oğlu Abdullah diyor ki, bu kalplerle alakalı diyor. Siz şimdi âyet-i kerimeyi çıplak olarak baksanız, diyeceksiniz ki Allâh dünyayı yeşertti, dünyayı kurudu, tekrar yeşerdi.

Her senede yaşanan bir şey mi? Evet. Ama bakın dikkat edin, mana ehli. Âyet-i kerimeyi başka çıdan baktı. Dedi ki Allâh katı olan kalpleri yumuşatır. Kalpleri huşulu ve kendisine yönelen bir hale koyar. Kalpler ilim ve hikmetle dirilir ancak böylelikle yeryüzünün ihyasının da bizzat yağmurlarla olduğu müşahede edilir. Kalpler dirilirse, o kalp dirilirse, o kalp neş-i nevâ bulursa, o kalp Allâh’ın muhabbet tecelliyatıyla tecellenirse, Allâh’a aşıklıkla tecellenirse, o kalp Allâh’ı zikretti, o kalp Allâh’ı zikreder. Allâh’ı zikredince de zenginleşirse, o kalbin içerisinde Allâh’ın zikri oturunca, o kalpte Allâh’ın muhabbetullahı tecelli edince, o dünkü vahşi insan bugün sanki cennetten çıkmış bir insan gibi haline gelince, nasıl bir insan imanla, ihlasla, samimiyetle, muhabbetle, aşkla, dünkü katı kalpli zorba insanlara zulmeden insan dönüp de müşrik bir mümin oldu, etrafına güneş saçıyorsa diyor yerlerde, dünyada böyle olur.

Bu ayeti kerimeyle bu mana şimdi baktığınızda zahir olarak birbirini tutuyor mu? Tutmuyor. sûfîler meselenin manasına bakarlar. O yüzden sufilerle sûfî olmayanların çatışması vardır. Ben Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin günah işlediğine inanmıyorum. Bu benim imanımı, bu benim ihlasımı, bu benim samimiyetimi lekeler. İmam-ı Azam hazretlerinin akayitle alakalı olan kitabına bakın, orada der ki, peygamberler İsmet sıfatıyla sıfatlanmıştır, geçmiş peygamberlerde hatalar, kusurlar görülmüştür. Ama Muhammed Mustafa’da hiçbir şekilde hata ve kusur görülmemiştir der. Biz böyle iman ederiz. Birkaç tane de ayeti kerime var böyle. Bu ayeti kerimeleri ölçü olarak gösterip kendilerince kendi tevhillerini bakın kendi tevhillerini, ayeti kerimenin kendi tefsirlerini sanki ölçüymüş gibi bize yutturmaya çalışmasın hiç kimse.


11. Bölüm

Hiç kimse. Hiç kimse. Yok. Yutmayız kardeşim. Siz gidin avama yutturun onları. Siz gidin cahil cüheylayı yutturun. Peygamberi de kendiniz gibi görün, o da günah işledi deyin. Kendiniz gibi görün, o da günah işledi deyin. Diliniz kurusun. Âmîn. Bunu söyleyenin dilleri kurusun. Âmîn. Böyle bir şey var mı ya? İş nereye geldi kıymetli dostlar? Yıllardan beri bangır bangır bağırıyoruz. Ne dedim? Bunlar önce dedim, önce sufileri susturdular. Tekke ve zaviyeler kanunuyla tekke ve zaviyeleri kapattılar. Ardından tevhid-i tedrisatla medreseleri kapattılar. Ardından adım adım dille olan bağınız kesildi. Bir topluluk düşünün, bir toplum düşünün. Onun diliyle bağı kesildi. Geçmişiyle bağı kesildi. Kütüphaneler kitap dolu, anlayan yok.

Neden? Okumasını bilmiyoruz. Ardından bizim içimize fitneyi koydular mezheplerle alakalı. Herkes mezhep düşmanı oldu. Bunu kimle yaptılar? Bunu vahabilerle yaptılar. Vahabilerin bu İngiliz beslemesi, vahabiler mezhepsizliği yaydılar. Mezhepleri yok ettiler. Ardından adım adım geliyorlar. Göstere göstere geliyorlar. Adres vere vere geliyorlar. Korkuları yok, fütursuzlar. Neden? Çünkü Ümmet-i Muhammed uyku halinde. Uyuşturulmuş vaziyette. Ümmet-i Muhammed kadına, makama, paraya pulağı aldarmış vaziyette. Ümmet-i Muhammed dünyaya kanmış vaziyette. Ardından ne yaptılar? Sünnet-i Seniye’yi. Hadîs-i Şeriflerin üzerine geldiler. Hadîs-i Şerifler sahteydi, sahih değildi. O muydu sahte? Bu mu değil? Hadîs-i Şerifleri bu noktada milletin kendi nazara itibarında değerini kaybettirdiler.

Şimdi nereye geldi sıra? Hz. Muhammed Mustafa’yı günahkar göstermeye geldiler. Düşünebiliyor musunuz? Siz Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin günahkar gördünüz. O zaman diyecek ki, günahkârlığını kabul edersen bu âyet-i kerime şeytandan mı değil mi diyecek bu hainler? Sebep? heva ve hevesinden konuştuydu, âyet-i kerime vardı. Günah işlediğinde de Allâh’ın emriyle mi günah işledi diyecekler? Bu nokta buraya götürüyor insanı. Bu nokta buraya götürüyor insanı. Seyda’mış, yok şu âlimmiş, yok bu tefsirciymiş, yok bu ulema’mış. Geç kardeşim, dinlemiyorum. Dinlemiyorum. Hepsinde ilimleri zahir, dinlemiyorum. Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hiç günah işlemedi. Cenâb-ı Hak onu İsmet sıfatıyla sıfatlandırdı.

Hiç heva ve hevesine uymadı. Bizim nazarımızda eksiklikmiş gibi görünen şeyler ümmete ders niteliğindedir. Ümmete ders niteliğinde. Ümmete ders niteliğindedir. Onun günah işlediğinin göstergesi değildir. Bunu söyleyenler, bunu söyleyenler. Tövbe edip geri dönecekler. Bunu iddia edenler, iddia ettikleri kitaplarını yakacaklar. Bunu iddia edenler sözlerinden geri dönecekler, ilan edecekler geri döndüklerini. Kim Hz. Muhammed Mustafa günah işledi diyorsa, Necm Suresindeki o hiç heva ve hevesinden konuşmadı. Âyet-i kerimesini yalanlıyor. Küfür. Bir âyet mi var peygamber de hata yaptı diye? Bir tane âyet getirsinler. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri içinde, Şurada da günah işlemiştin biz seni affetmedik mi desin?


12. Bölüm

Yok böyle bir âyet-i kerime. Yok böyle bir âyet-i kerime yok. Nereden çıkardınız bunu? Bana birisi getirsin, bir tane âyet getirsin. Hz. Peygamber şurada günah işledi diye. Bir tane hadîs getirsin bana. Ben şurada günah işledim diye. Bu kadar ahmaklık olur mu ya? Bu kadar kör gözlülük olur mu? Bu kadar körlük olur mu? Düşünsenize, bu kapıyı aralarsanız nereye gidecek bu yol? Yaptıkları şey çok ağır. Mevduduyla başlıyor bu. Çok ağır yaptıkları. Bu mevduduyla başlayan tehlikeli yol. Çok ağır. Allâh bizi muhafaza eylesin. Âmîn. O yüzden kıymetli kardeşlerim, âyet-i kerimelerim bunun o kez bir şey değil. Kıymetli kardeşlerim, âyet-i kerimelerim bu noktada zahir ve manaları vardır. Bazen mana tefsirler, zahir tefsirlerin karşısında olabilir.

Bakın bu İbn Abbas’ın sözüyle sabit. Bazı mana tefsirleri zahirin karşısında olabilir. Bu da ilimle sabit. Madem ki o kimse tefsir filan göstermiş, bu da ilimle sabit. Allâh bizi affetsin. Âmîn. O yüzden Allâh’ı zikri huşu ile yapın. Şu zikullah halakasının kıymetini bilin. Derslerinizin kıymetini bilin. Derslerinizi çekin. Cenâb-ı Hak kalbinize ilham etsin, açsın. Âmîn. Yoksa eğriyi doğruyu ayırt etmeniz mümkün değil. Ya bir ehil, bir mürşidi kamil bulacaksınız. Kalbi çalışan, kalbi harekete geçmiş bir kimse. Halakete geçmiş bir kimse. Size eğriyi doğruyu anlatacak, gösterecek. Evet. Ya da kendi kalbiniz çalışacak. Gönlüm arzu eder ki kalbiniz çalışsın. Allâh’ı huşu ile zikrullah yapın. Derslerinizi çekin.

Tehritlerinizi çekin. Haramdan elinizi, gözünüzü, kulağınızı, dilinizi, ayağınızı çekin. Namazlarınızı dosdoğru kılın. Namazlarda gevşeklik yapmayın. Anne babalarınızda hürmette, sevgide, saygıda gevşeklik yapmayın. Eşlerinize karşı sevgide, saygıda gevşeklik yapmayın. Çocuklarınıza karşı merhamette, sevgide, onların dini öğrenmelerinde gevşeklik yapmayın. İşlerinizi düzgün yapın. Aktif siyasetin içine girmeyin, uzak durun. Kirletmeyin kendinizi. Kirletmeyin. Bırakın kim yapıyorsa yapsın. Kendinizi kirletmeyin. Kendinizi kirletmeyin. Allâh’ın lanetlediği işlerden uzak durun. Allâh’ın lanetlediği fiiliyatlara müsamamalı davranmayın. Eşcinsellik gibi, lezbiyenlik gibi, oğlancılık gibi, homoseksüellik gibi, dönmelik gibi.

Devamlı içki içmek, devamlı kumar oynamak. Devamlı zina etmek. Devamlı uyuşturucu kullanmak. Bunlardan uzak durun. Uzak durun. Bir şey haram. Göz göre göre onu işlemeyin. Her gün tövbenizi yapın. Kendinizi günahsız görmeyin. Tövbesiz gününüz geçmesin. Muhakkak ki derslerinizdeki tövbeyi huşu içerisinde yerine getirin. Muhakkak ki Allâh’ı zikrederken huşu içinde Allâh’ı zikredin. Kalpleriniz ürpersin. Allâh’ı sevin. Gözünüzün gördüğü görmediği her şeyden fazla Allâh’ı sevin. Sonra Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini sevin. Bütün insanların içerisinde gelmiş geçmiş en fazla sevilecek olan insan Hz. Muhammed Mustafa’dır sallallâhu aleyhi ve sellem. Onu her şeyinizden fazla sevin.


13. Bölüm

Hem gönül kalp ile onu sevin hem de zahir olarak sevin. sünnetlerine sık sıkı yapışın. Sünnetlerine sık sıkı yapışın. Bu ahir zamanda bu deccaliyet asrında deccaliyetin her yeri sardığı bedenlerimizi, kalplerimizi, damarlarımızı, gözümüzü, kulağımızı, evimizi, sokağımızı, devletimizi, camimizi, tekkemizi deccaliyetin her şeyle ahtapot gibi sardığı bir zamanda kalbimizi deccaliyetten kurtarmanın yolunu söylüyorum sizlere. Kalbinizi deccaliyetten kurtarın. Bu ancak farzlara sık sıkı yapışmak, Allâh’ı sevmek, Resulünü sevmek, müminleri sevmekle mümkün. O sevgi kalbinizde durduğu müddetçe kalbinize deccaliyet el atamayacaktır. O yüzden derbediği zaman Sayyidi Nursi Hazretleri mektubat 9. kısım 8. telvi der ki eğer adi samimi bir ehli tarikat şeyhine duyduğu muhabbetten ve Sayyidi Nursi’luka şeyhinin silsilesine duyulan muhabbetten dolayı asla şüpheye düşmez, şüpheye düşmediği için de bugünkü deccaliyetin karşısında imanını muhafaza eder demiş.

Neyle? Muhabbet cihetiyle diyor bakın dikkat edin. Muhabbet cihetiyle ibadetiyle demiyor muhabbet cihetiyle o sevgisi kalbini deccaliyetten alır. Sevgi kesilirse o kimse kendisi keser. Sizin önünüzde sizin çalıştıklarınız, yaptıklarınız vardır. Siz Allâh’ı unutursanız Allâh da sizi unutur. Siz Allâh’ı zikretmezseniz Allâh sizi zikretmez. Siz Allâh’ı zikrederseniz Allâh sizi zikreder. Siz Allâh’a tövbe ile yaklaşırsanız o sizi affeder. Siz Allâh’tan dua ederseniz Allâh’a dua ederseniz dualarınıza icabet eder. Muhabbet olmazsa bunu yapamazsınız ki. Sevgi olmazsa bu yüzeysel kalır. Kalbinizi deccaliyetten kurtaramazsınız. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Canım kardeşlerim, kalplerinizi deccaliyetten kurtarın.

Deccaliyetin elinden alın kalplerinizi. Bu iman, huşi ile zikir, farzları yerine getirme. Güzel ahlak sahibi olmakla mümkün. Kalbiniz harekete geçerse, kalbiniz harekete geçerse hadîs-i şerif var ya, müftüler size fetvada verseler siz kalbinize danışın diye bütün tefsirciler tefsir etse de kalbime danışırım. Bütün tefsirciler toplansa kalbime danışırım. Şüphe ederim kalbime danışırım. Bütün fetvacılar toplansa kalbime danışırım. Şüphe girdiyse içine. Kalbime danışırım. Kadın 5 tane adam dolaşmış, Diyanet fetva veriyor. Kimle resmi olarak evlisin filancalan. Senin nikahın duruyor diyor. Kalbime danışırım. Kalbime. O zaman sûfîlik kalbi bir yoldur. Gönül yoludur. Kalbin çalışması gerekir. Kalbin çalışacak.

Çalışmanın yolları da bunlar. Haklarını zelal edin. Cenâb-ı Hak cümlemizi aff-u mağfret eylesin. Cümlemizi korusun. Cümlemizi Kur’ân ve Sünnet seneye sımsık yapışanlardan eylesin. Cümlemizi hak-ı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Şunu da kaldırın. Üç ihlas bir Fatiha şerife. Âmîn. Evvela bizat, Fahri kainat, sebebi mevcilat. Sevgili Peygamber Efendimizin sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, mübarek ruş evlerine. Âmîn. Adem aleyhisselamlar ikisinin arasında gelmiş. Adem aleyhisselamlar ikisinin arasında gelmiş. Adem aleyhisselamlar ikisinin arasında gelmiş. Adem aleyhisselamlar ikisinin arasında gelmiş. Adem aleyhisselamlar ikisinin arasında gelmiş. Geçmiş bütün Peygamber-i Zişan efendilerimizi mübarek ruş evlerine.

Âmîn. Cihari yâri gözün Ebu Bakır, Sıddık Ömer’un, Faruk Osman’ız, Onur’in, Ali’r-Murtaza radıyallâhu anh efendilerimizin evladı Resûlullâh. Zevcehatı Resûlullâh, hasabı Resûlullâh, şüheydayı Resûlullâh. İmamız İmam-ı Azam’ı Buhanefe. İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Eşşerri, İmam-ı Maturdi, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Yusuf, İmam-ı İmami Hazretleri mübarek ruş evlerine. Âmîn. Pirimiz Pir, Seyyid Abdülkadir-i Geylani, Seyyid Ahmed al-Rufay, Seyyid Ahmed al-Bedevi, Seyyid İbrahim’in dostu ki, Şeyh Ebul Hasan Ali Şazeli, Şah-ı Nakşibend’in Muhammed-i Bahaddin, Şah-ı Mevlânâ Celaletinin Rûmî, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli, Veysel Karani, Mahmud-u Dayı, Halvet-i Celveti, Uşak-i Sümbülü, Sühre verdi, küfre verdi, Şeyh Muhiddin Arabi, bütün Pir-i Pir’an Hazretleri mübarek ruş evlerine, geçmiş bütün velilerin, mürşid-i kamillerin, evliyalarına aşıkan, sadıkan, mühban, ehli iman, lâ ilâhe illâllah Muhammedun Resûlullâh, diyen mümin ve memnunatın ruhlarına, yaşayan mürşid-i kamillerin, velilerin, evliyalarına aşıkan, sadıkan, mühban, ehli iman, lâ ilâhe illâllah Muhammedun Resûlullâh, diyen mümin ve memnunatın ruhlarına, ruhaniyetlerini hediye edelim.

Vasıl ve istadar eyle ya Rabbi. Âmîn. Estağfirullâh el azim, el kerim, el lezi lâ ilâhe illâllah. El hayyul gayyumu ve tübbülek. Önünüzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Estağfirullâh el azim, estağfirullâh el azim. Estağfirullâh el azim, estağfirullâh el azim. Estağfirullâh el azim, estağfirullâh el azim. Estağfirullah el-azim, estağfirullah el-azim. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin nebi ümmiyin ve ala ali ve sahbihî ve sellim. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin nebi ümmiyin ve ala ali ve sahbihî ve sellim. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin nebi ümmiyin ve ala ali ve sahbihî ve sellim.

Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Lâ ilâhe illâllah. Lâ ilâhe illâllah. el-Fâtiha ma salavatuhu. Âmîn.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı