Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

625. Dergah Sohbeti — Hudeybiye Antlaşması, Fetih Suresi ve Peygamber’in Masûmiyeti

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 625. Dergah Sohbeti — Hudeybiye Antlaşması, Fetih Suresi…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


Fetih: Soru-Cevap Bölümü

Bendir Derslerinde Ücret Meselesi

Bendir derslerine gelen bir kimse, ücret karşılığında bendir vurulması durumunda hakkımızın helâl olmayacağını bildiği hâlde organizasyon kuruyorsa ve dergâha gelmeye devam ediyorsa, ona karşı tavrımız nasıl olmalıdır? Normalde mesleği bu ise söylenecek bir söz yoktur. Ancak dervişlerin böyle bir iş yapmaları hoş karşılanmaz.

Evli Erkeğin Anne-Baba Hakkı

Evli bir adamın üzerinde anne ve babanın hakkı büyüktür. Babası para yardımı beklerse bu beklentinin sınırı olmakla birlikte erkek evlâtlar babalarına tâbi olmak ve anne babalarına bakmakla mükellefldir. Erkek evlât anne babasına bakmak zorundadır; bu farzdır. Para yardımı gerekiyorsa para yardımı edecek, bakımıyla ilgili ne gerekiyorsa onu yerine getirecektir. Kız çocuğu ise evlendikten sonra anne babasına bakma mecburiyeti yoktur; ancak erkek evlât bu mükellefiyetten muaf değildir.

Kaza ve Kader İnancı

İmanın şartlarından olan kaza ve kadere iman şöyle anlaşılmalıdır: Kaza ve kaderi Allah yaratır. Şerler nefsimizdendir, hayırlar ise Allah’tandır. İnanmak budur.

Kadınlara Bakma Meselesi

Cerîr’den rivâyet edildiğine göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e yabancı bir kadına bir anlık bakmayı sorduğunda “Gözünü çevir” buyurmuştur. Zaruri hâllerde, iş yerinde veya aynı apartmanda yaşadığımız hanımların yüzlerine bakarak konuşmak ve selâmlaşmak durumunda kaldığımızda mümkün olduğunca yüzümüzü eğmeli, göz göze gelmemeye gayret etmeliyiz. Çünkü “Birinci bakış Allah’tandır, ikincisi nefsinizden, üçüncüsü şeytandandır” hadîs-i şerîfi vardır.

Cenine Ruh Ne Zaman Üflenir?

Bugünkü tıbbın ifade ettiğine göre cenin henüz dört-beş-altı haftalıkken şekillenmeye başlar. Allah-u Teâlâ ruhu anne karnındaki bebeğe dört aylıkken üfler. Sakat ve zihinsel engelli bir bebeği aldırmak konusunda, eğer kesin bir durum söz konusuysa bu aldırılabilir.

Bebeklere Yapılan Aşılar

Bebeklere yapılan aşılar hakkında çok çeşitli söylentiler vardır; zekâ geriliği yaptığı, zararlı olduğu gibi iddialar yıllardır halkın arasında konuşulmaktadır. Sağlık Bakanlığı bu konuda ne kadar yeterli bilgi veriyor kesin bir şey söylemek güçtür. Uluslararası düzlemde düşünüldüğünde bu tip meselelerle bir ülkenin gelecek neslini etkileyip hastalıklı hâle getirebilirler mi? Evet, yapabilirler. Aşıların büyük çoğunluğunu dışarıdan mı alıyoruz, içeride mi üretiliyor, tam net bilinmiyor. Bu sebeple çocuklarınıza aşı yaptırın veya yaptırmayın deme noktasında değilim.

Uykuda Ruhların Durumu

Zümer Sûresi 42. ayette buyurulur: “Allah canlıların ruhlarını ölüm anında alır, henüz ölmemiş olanların ruhlarını da uyurken alır. Eceli gelenlerin ruhlarını bedene göndermeyip tutar, diğerlerinin ruhlarını ise belli bir vakte kadar bedene iade eder. Şüphesiz ki bunda düşünen bir kavim için deliller vardır.” Uykudayken ruhlarımız ruhlar âlemindedir. Rüyada yüksek bir yerden düşme hissi ise kabus gördüğüne işarettir. Korkulduysa kabustur; korkulma duyulmadıysa o kimsenin tövbe etmesi gerekir.

Sabah Namazına Kalkma

Sabah namazına kalkma konusunda bütün kurulması gereken alarmları kurun ve Allah’a dua edin. Cenâb-ı Hak inşallah sabah namazına kalkmayı cümlemize nasip eylesin.


Hudeybiye Antlaşması ve Fetih Sûresi

Fetih Sûresi’nin Nüzûl Sebebi

Kırk altıncı hadîs-i şerîfte Enes bin Mâlik radıyallahu anh şöyle anlatıyor: “Biz sana apaçık fethi müjdeledik” âyeti indiğinde, âyette geçen “apaçık fetih”ten murâdın Hudeybiye Antlaşması olduğunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur.

Hudeybiye’ye Giden Süreç

Hudeybiye Antlaşması hicretin altıncı yılında vuku bulmuştur. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarının ardından Müslümanlar yavaş yavaş kuvvetlenmekteydi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri umre için niyet etti ve bütün Müslüman kavimlere, köylere, bedevîlere haber gönderdi. Ancak herkes bu çağrıya icabet etmedi; kulak tıkayan, sırtını dönen Müslümanlar ve kabileler vardı. Hatta bir şâyia yayıldı: “Muhammed Müslümanları ölüme götürüyor” dedikodusunu çıkaranlar oldu. Buna rağmen Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kendisine inanan sahâbelerle birlikte kurbanlıklarını alarak Medine’den yola çıktı ve Hudeybiye’ye kadar geldi.

Elçiler ve Müzâkereler

Mekke müşrikleri Müslümanların geldiğini haber alınca toplantılar yapıp bir karar almaya çalıştılar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir elçi göndererek “Amacımız savaşmak değil; Kâbe’yi tavaf edeceğiz, umre yapacağız, kurbanlarımızı keseceğiz ve Mekke’yi yeniden boşaltacağız, bize müsaade etsinler” dedi. Müşrikler bunu reddetti. İkinci temsilci gönderildi, yine reddedildi. Üçüncü olarak Hz. Osman efendimiz gönderildi. Hz. Osman tatlı tatlı anlatarak “Amacımız Mekke’yi zapt etmek değil, anarşi çıkarmak değil, savaşmak değil; ibadete geldik, umremizi yapıp geri döneceğiz” dedi. Ancak bu da kabul edilmedi.

Rıdvân Bîatı

Hz. Osman’ın dönüşünün ardından sahâbenin şâhin kanadı denilebilecek, Hz. Ömer efendimizin başını çektiği, bilhassa Kureyşli muhâcirler “Biz umreye geldik, bize nasıl müsaade etmezler? Savaşalım, buradan geri dönmeyelim” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hudeybiye’de yeniden bîatlaşma başlattı. Bu bîatlaşmada bin dört yüz sahâbe teker teker ve gruplar hâlinde gelerek Allah’a, Resûlüne ve gelen bütün emirleri hakkıyla yerine getireceklerine, Allah için Resûlullah için çekilen kılıçların bir daha kınına girmeyeceğine, ölümüne bîat ettiler.

Barış Antlaşmasının İmzalanması

Müşriklerin temsilcileri bu bîatlaşma sahnesini gördüler: Bütün kılıçlar çekilmiş, herkes ölümüne bîat ediyor. Bu hâli görünce koşa koşa Mekke’ye gidip durumu anlattılar. Mekkeliler tekrar toplanarak acil bir çözüm aradılar ve “Şimdi savaşmayalım, barış antlaşması yapalım” kararına vardılar. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine gelerek “Bu seneki umrenizi tehir edin, önümüdeki sene yapabilirsiniz” ve “Saldırmazlık antlaşması yapalım” dediler. Antlaşma imzalandı.

Fetih Sûresi’nin Nüzûlü ve Tesiri

Savaşmaktan geri durulunca sahâbe üzgündü; Kâbe’ye gidemedikleri, umre yapamadıkları, kurbanlarını kesemedikleri için hüzünlüydüler. Bilhassa Kureyşli muhâcirler kendi topraklarından sürülmüş ve kendi topraklarına yeniden girememişlerdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de üzgündü. Bu üzüntü sırasında meşhur vahiy geldi. Vahyin devenin üzerinde indiğine, devenin çöktüğüne, değişik sesler çıkardığına, ortalığın ağır bir havaya büründüğüne dair rivâyetler vardır. “Biz sana apaçık fethi müjdeledik. Ta ki Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın ve seni doğru yola eriştirsin” âyet-i kerîmeler nâzil oldu. Bu vahiy gelince Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem çok sevindi; başta Hz. Ömer efendimiz olmak üzere bütün sahâbeye bu âyet-i kerîmeleri tebliğ etti. Bu müjde Müslümanları rahatlattı, felâha kavuşturdu ve o kabız hâlini üzerlerinden aldı.


Fetih Sûresi’nin Tasavvufî Boyutu

Fetih Sûresi’nin ilk âyetleri sûfîlerin içerisinde son makamda okunan âyet-i kerîmelerdir. Nefis merâtibi olarak son noktaya gelen derviş kardeşe Fetih Sûresi okutulur. Bu okutulduğunda o kimsenin nefis merâtipleriyle ilgili yolu belli bir noktaya gelmiş olur. Elbette Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mânâsında değil; ancak kendi dairesinde, kendince o fetih müjdelenmiştir. Bu noktada günahları affolmuş, Cenâb-ı Hak onu kendi dosdoğru yoluna iletmiştir. Fetih Sûresi’nin sûfîlikle bağlantısı budur.

Gönlümüz odur ki bütün kardeşlerimiz seyrü sülûk etsinler, kemâle erişsinler, olgunlaşsınlar. Cenâb-ı Hakk’ın dosdoğru yolunda kadîm bir şekilde kalsınlar ve yol alsınlar. Hudeybiye’de Fetih Sûresi’nin müjdesi geldikten sonra sahâbede büyük bir rahatlama ve coşku hâli oldu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yüzü tebessüm etmeye başladı. Çünkü bu maddî olduğu kadar mânevî bir müjdeydi ve bu müjdenin neticesinde ümmet-i Muhammed çoğaldıkça çoğaldı, arttıkça arttı. “İnsanların fevc fevc Allah’ın dinine girdiğini gördüğünde…” âyet-i kerîmesi de bu müjdeli âyetlerdendir.


Hz. Peygamber’in Masûmiyeti

Bugün bir üzüntümü paylaşayım. Masanın üzerinde bıraktığım üç ciltlik bir profesörün tefsiri vardı; hediye olarak gelmişti. Açıp baktığımda o ilâhiyat fakültesinde profesör olan kişinin tefsirinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hata yaptığını, günahlarının olduğunu yazıyordu. Tekrar tekrar okudum; üç sefer okudum, üçünde de aynı sonuca vardım. Üzüntümden masanın üzerinde bıraktım.

Geçmiş peygamberlerin küçük hataları ve zeleleri olmuştur. Ancak Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bu hatalardan da münezzehtir. Ne yazık ki bir ilâhiyat profesörü, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin de küçük günahları olduğunu, hataları olduğunu söylüyor. Üç ciltlik bir tefsir, Kur’ân’ın indiriliş sırasına göre hazırlanmış. Kendi kendime dedim ki: Ümmet-i Muhammed böyle bir noktaya nasıl geldi? İlâhiyat fakülteleri nasıl geldi bu noktaya? Bu insanlar geleceğe koşarken bu meselelerin altından nasıl kalkacak?

Cenâb-ı Hak ümmet-i Muhammed’in inancına, inanç kaidelerine zarar verenlere ve verecek olanlara fırsat vermesin. Cenâb-ı Hak onların ağızlarını, dillerini kapatsın. Rabbim onlara fırsat vermesin ve ellerindeki fırsatları da onlardan alsın. Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin.


Kaynakça

Kur’ân-ı Kerîm

  • el-Fetih 48/1-3 — “Biz sana apaçık bir fetih verdik…” Hudeybiye müjdesi, geçmiş-gelecek günahların bağışlanması
  • ez-Zümer 39/42 — Ruhların ölüm anında ve uykuda alınması, eceli gelenlerin tutulması
  • en-Nasr 110/1-3 — İnsanların fevc fevc Allah’ın dinine girmesi

Hadîs-i Şerîf

  • Buhârî, Şurût 15 (nr. 2731-2732) — Hudeybiye Antlaşması’nın tafsilâtı, Hz. Osman’ın elçiliği
  • Buhârî, Meğâzî 35 (nr. 4150-4157) — Rıdvân Bîatı, 1400 sahâbenin ölümüne bîatlaşması
  • Müslim, Îmân 57 — Cerîr hadîsi: Yabancı kadına bakma hükmü, gözünü çevir emri
  • Müslim, Cihâd 90-94 — Hudeybiye vakası detayları ve Fetih Sûresi’nin nüzülü
  • Tirmizî, Radâ’ 11 — Anne-baba hakkı ve erkek evlâdın bakım mükellefiyeti
  • Enes b. Mâlik rivâyeti — Fetih 48/1 âyetindeki apaçık fetihin Hudeybiye olduğu

Akâid ve Kelâm

  • İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe, el-Fıkhu’l-Ekber — Peygamberlerin ismet sıfatıyla sıfatlanması, Hz. Muhammed’in hatadan münezzeh oluşu
  • Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid — Peygamberlerde ismet sıfatı, nübüvvetin şartları
  • Nesefî, el-Akâidü’n-Nesefiyye — Peygamberlerin masûmiyeti meselesi

Tefsîr

  • İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm — Fetih Sûresi 1-3 tefsiri, Hudeybiye bağlamı
  • Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr — Zümer 39/42 hakkında rivâyetler, ruhların uykudaki durumu
  • Kurtubî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân — Fetih Sûresi’nin nüzül sebebi

Tasavvuf

  • Kuşeyrî, er-Risâle — Seyrü sülûk merâtibi, kabız-bast hâlleri
  • Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn — Nefis merâtibi ve fetih müjdesinin mânevî boyutu
  • Hücvîrî, Keşfu’l-Mahcûb — Bîat geleneği ve tasavvufî silsile

Fıkıh

  • İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr — Cenine ruh üflenmesi zamanı ve kürtaj hükmü (dört aylık sınır)
  • Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’ — Anne-baba nafakası, erkek evlâdın mükellefiyeti

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Sülûk, Silsile, Bast, Kâbe, Dervîş, Dergâh, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı