Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

624. Dergah Sohbeti — Teşbih-Tenzîh, Borç Hukuku ve Sünnet-i Seniyye’nin Şifası

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 624. Dergah Sohbeti — Teşbih-Tenzîh, Borç Hukuku ve…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Namaz gibi, oruç gibi farz ibadettir. Gizli mi yapmamız gerekir. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri farz ibadetlerin hepsini de cemaatle beraber eda ederdi. Farz namazı cemaatle eda ederdi. Cemaatle eda edilmesini teşvik ederdi. Oruç farzdı. Bir kimsenin normalde farz orucu gösteri gösteri tutmasını söylerdi. Hatta birisi ona sataşsa, ona bir şey söylese derdi ya sen kavga etme, ahlakını bozma, ona ben oruçluyum de. Ya normalde bir farz orucu tutarken bir kimsenin kendi kendisine oruçluysa oruçlu olduğunu beyan etmesi yine sünneti seniye den sayıldı. O yüzden burada haç zaten zahir olarak ibadet ediliyor.

Bunda bir sıkıntı yok. Burada sadece ibadetlerin içerisinde namaz ve oruçla alakalı ııı böyle şeyler söylenir. Ama bütün ibadetler bu noktada nafilelerin haricinde olan ibadetler göstererekten yapılır. Mesela zekat o kimse göstererekten dağıtabilir. Bunda bir beis yok. Farz namazı göstererekten kılar. Bunda bir beis yok. Mesela zikrullah bir açıdan farzdır. Allâh’ı zikredin âyet-i kerime. O yüzden Allâh’ı zikreden zikredin emri olunca Allâh’ı zikretmek farzdır. O yüzden bir kimse Allâh’ı zikri de göstermesinde bir beis yoktur. Allâh’ı zikrin, Allâh’ı zikrederken saklamak onu bu noktada göstermemekte bu manada uygun değil. O yüzden farz ibadetlerin hepsi de gösterilerekten icra edilir. Bunda bir sıkıntı yok.

Iş ve günlük hayatımda zaman zaman idrak sorunu ve dikkat eksikliği yaşıyorum. Nasıl aşabilirim? Bunların normalde bir zahiri olarak sıkıntıları var. Bu idrak sorunu ve dikkat eksikliği yiyeceklerden, içeceklerden oluyor. Bir az yiyecekler, iki otantik ve natural beslenecekler. Bir az yiyecekler, iki otantik ve natural yiyecek herkes. Otantik ve natural olmayan yiyeceklerden uzak duracaklar. Bunun batini meselesi var. Batini de o kimsenin haramlarla iştigal etmesi, harama bakması, haramı düşünmesi, kalbinden devamlı haram geçirmesi, o kimsenin normalde idrak ve aynı zamanda da odaklanma problemi olur. Harama bakmak, harama derin derin bakmak, haramı düşünmek, haramın üzerine hayal kurmak o kimsede hem idrak problemi hem de bu noktada odak problemi olur.

O yüzden bunun için de tövbe edip gözünü haramlardan uzak tutması lazım. göz zinası denilen Hadîs-i Şerif’te Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri gözün zinası vardır, elin zinası vardır, kulağın zinası vardır, dilin zinası vardır, ayağın zinası vardır, kalbin de zinası vardır der. Gözün zinası bir kimsenin haramlar bakmasıdır. Elin zinası bir kimsenin harama dokunmasıdır. Ayağın zinası o zinaya doğru yürümektir. Dilin zinası, dudağın zinası o haramı öpmek haram konuşmaktır. Kulağın zinası haramı dinlemektir. Kalbin zinası da haramı düşünmektir. O kimsenin kendi kendine haramı düşünmesi, haramı tefekkür etmesi, kalbinde devamlı haramla ııı alakalı geçmesidir. O haramın kalbin zinasıdır.


2. Bölüm

Kalbinden böyle zina ile alakalı erkekler elin adamını ııı elin kadınını düşünür. normalde kadınlar da kendi ehli olmayan bir adamı düşünür. O zaman da o ne olmuş olur? Kalbin zinası olur. Böyle olunca o kimse kendi içerisinde odak problemi ve idrak problemi yaşar. Idrak ve odak problemi yaşar. Allâh muhafaza eylesin. Bir arkadaşımın babası beyin kanaması geçirdi. Şu an yoğun bakımda. Bunun için sizden ve kardeşlerimden dua talep etti. Allâh şifa versin inşâAllah. Rabbim muhafaza eylesin. Çaylarınızı için hem ben de içeceğim. Kırk dördüncü hadise gelmişiz. Buradaki bu hadislerle tasavvuf adlı kitabın inşâAllah oradan devam edeceğiz. Ebu Hüreyre naklediyor. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu.

Allâh gökte bir iş yapmaya hüküm verdiği zaman melekler onun emrine boyun eğerek kanat çırparlar. Ve tıpkı o emirler düz ve kaygan taşın üzerinde zincirin çıkardığı sese benzer. Cenâb-ı Hak yaratılmış değildir. Allâh yaratandır. Allâh’ın yarattığı her şey sonradan olmuştur. onun normade dili böyle değişik eserlerde hadîs denir ona. Sonradan yaratılmış bir şey. Sonradan olan her şey hadistir. Cenâb-ı Hak’ın vahyi, emri, kelamı yaratılmış değildir. Ama bu meselenin vahyin anlaşılması Cenâb-ı Hak’ın ilmi ilahisinden kopup gelen emrin anlaşılması için Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri adişevde bunu bir şeye benzetiyor, teşbih ediyor. Teşbih etmek, benzetmek. Şimdi bununla alakalı Çanakkale’de Mevlânâ Kültür Merkezi’nde Arabi’yi konuşurken teşbih tenzi ve zikri konuştuyduk çok.

Ve her teşbihin tenzihi gerektiğiyle alakalı başlangıçta. Ama sonradan o kemala erdiğinde derviş her teşbihi tenzih etmeyeceği. Teşbihin bu noktada tenzihe gerek kalmadığını söylemiştik. Bunu Çanakkale’de Arabi sohbetlerini takip eden arkadaşlar ııı bunu daha iyi hatırlayacaklar. Şimdi her teşbih o değildir. tenzihi gerektirir. Ama bu normalde derviş kemala ersin. Bu noktada biri yakalasın, tevhidi yakalasın diyedir. Yoksa teşbihi reddetmek bu manada hem Âyet-i Kerime’yi hem de Hadîs-i Şerif’i reddetmektir. Âyet-i Kerime’yi reddetmek nasıldır? Cenâb-ı Hak yerinde, göğünde nuru Allâh’tır. O nur ki bir lambanın içerisindeki zeytin yağının vermiş olduğu ışık gibidir diye tabir eder ya Kur’ân-ı Kerim’de.

Cenâb-ı Hak burada kendisi kendi nurunun anlaşılması için kendi nurunun bu noktada bilinmesi için bir teşbih de bulunur. Aynı şekilde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de bir teşbih de bulunuyor. Diyor ki Cenâb-ı Hak bir şeyi emrederse vahye diyor çünkü. Cenâb-ı Hak meleklere vahye eder. Peygamberlere vahye eder. Allâh arıya vahye eder. Allâh bitkilere vahye eder. Bu noktada vahyin kendi içerisinde dereceleri vardır. Ama velakin Cenâb-ı Hak vahye eder. O arı normalde veyahut da hücreler bu noktada Cenâb-ı Hak’ın bütün her şey bunu yaratılmış olan her şey onun vahyenin altındadır. Cenâb-ı Hak bütün her şeye vahye eder. Arıya vahye eden taşa toprağa da vahye eder. Vahye eder ki o toprak ne olur?


3. Bölüm

Normalde beden olur, vücut olur ve Adem olur. Vahye eder. Adem’i ruh üfler. Vahye eder Cenâb-ı Hak. Bütün hayvanata vahye eder. O hayvanat Cenâb-ı Hak’ın vahyiyle nerede ne yapacağını, nerede ne edeceğini bilir. Veyahut da bütün böceklere vahye eder. O böceklere vahye olunarak da böcekler neyin nasıl olduğunu bilir. Veya bütün bitkilere Cenâb-ı Hak vahye eder. Bütün bitkiler bu noktada vahyiyle hareket ederler. O buğday vahyiyle hareket eder. O elma vahyiyle hareket eder. O meyveler vahyiyle hareket eder. Cenâb-ı Hak okyanuslara vahye eder. Sulara vahye eder. Rüzgara vahye eder. Güneşe vahye eder. Aya, yıldıza, kainatta her ne var ise hepsine de vahye eder. Hepsine de. Vahyi o yüzden biz böyle sadece peygamberlere gelir diye düşünürüz ama o peygamberlere gelen vahyi Cebrail aleyhisselâm aracılığıyla gelen vahyidir.

Bu vahyi özel bir vahyidir. Bu peygamberlere has bir vahyidir. Ama öbür türlü Cenâb-ı Hak varlığın tamamına vahyeder mi? Evet. Siz farkına varsanız da, varmasanız da sizin hücrelerinize de vahyeder. Bunun farkındasınız veya değilsiniz. Cenâb-ı Hak’ın vahyinin erişmedi. Hiçbir şey yoktur. Allâh yaratmış olduğu bütün her şeye vahyeder. Her şeye. Ve Cenâb-ı Hak bir şeye emrederse, bir şeye vahyederse bu insanların kendince düşüncesinin ve aklının üstünde bir şeydir. Bu vahyi alan bir kimse veya alan bir şey. Bunu normalde ancak vahyin tecelliyatı onda görülür. Vahyi çünkü Cenâb-ı Hak’ın kelamıdır. Cenâb-ı Hak’ın kelamı olduğu için o kelamı bir şeye benzetmek mümkün değildir. Çünkü onu bir şeye benzetmek yine o teşbihtir.

O teşbihin tenziheye ihtiyacı vardır. Ama normalde buradaki şey onun anlaşılması içindir. o meselenin anlaşılması için teşbi olması gerekir. Çünkü teşbi akla hitap eder. Teşbi kalbe hitap etmez. Her teşbi aklın işidir. Akla hitap eder. Cenâb-ı Hak’ın Allâh nurunu tanımlarken teşbi ederken Kur’ân-ı Kerim’de akıl sahiplerine teşbih ediyor. Allâh’ın nurunu anlasınlar, tanısınlar, bilsinler diye. Yine aynı şekilde Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de yine teşbih ediyor. Burada teşbi aynı zamanda farz, aynı zamanda da sünnet oldu. Farz oldu, farz olmasının nur suresindeki o normalde lambayla alakalı Cenâb-ı Hak nurunu anlatırken o lambayı örnek veriyor. Bu teşbih etme bu âyet-i kerimeyle nur suresinde zannediyorum otuz beşinci, otuz altıncı, otuz yedinci, otuz sekizinci âyetler. o ayetlerde Cenâb-ı Hak sonra bir ara bakarsınız ona.

Allâh’ın nurunu tarif ederken lambanın içerisinde yağın yanmasıyla onun bitmeyeceğini, onu tükenmeyeceğini anlatır. Şimdi demek ki teşbih bu noktada Kur’ân-ı Kerim’le sabit olunca farz oldu. Aynı zamanda da buradaki bu normalde Hadîs-i Şerif’te de Hadîs-i Şerif Buhari’de, Tirmizi’de, İbn-i Macede geçiyor. Hadîs-i Şerifle de ne oldu? Teşbih bu noktada yine sünnet oldu. bir şeyi bir Cenab-ı Hakk’ın bir sıfatını veya bir Cenab-ı Hakk’ın yarattığı bir şeyi bir şeye benzetmek bu manada âyet ve hadise uygun oldu. Şimdi bunu bu kitaba almalarının sebebine sûfîler kendi üzerine gelen varidatları ve tecelliyatları teşbih sanatıyla aktarırlar, öğretirler. Sufiler. Sufiler normalde kendi kalplerine gelen tecelliyatı veyahut da kendi vücutlarına gelen tecelliyatı veyahut da kendi manalarına gelen tecelliyatları teşbihle anlatırlar.


4. Bölüm

Teşbihle anlattıkları için delil olması için bu kitabın yazarı bu Hadîs-i Şerif’i buraya almış. O zaman teşbih ayetle ve hadisle sabit olmuş oldu. Rabb’im bizi normal bu noktada hata yapmaktan uzak eylesin inşâAllah. Şimdi tabii normalde mesela teşbih ederken bir Hadîs-i Şerif’te Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adete tabii bunu bir kısım bu sonradan gelenler hoş önceden de bu tartışma olmuş da bu bazı Hadîs-i Şerif’te inkar ediyorlar reddediyorlar Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ben Rabb’imi en güzel bir şekilde gördüm diyor Hadîs-i Şerif’te. Böyle olması tabii o da tabarhanede geçiyor. Başka bir Hadîs-i Şerif’te mesela ben Rabb’imi çok yakışıklı genç erkek bir delikanlı suretinde gördüm diyor başka bir Hadîs-i Şerif’te.

Şimdi bu da bir teşbih der. O Cenab-ı Hakk’ı en güzel şekilde gördüm derken bu da normalde Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de bu Hadîs-i Şerif’inle Allâh’ı görmeyi teşbih sanatıyla bize aktarıyor, bize anlatıyor. Veyahut da ben onu çok yakışıklı bir erkek delikanlı suretinde gördüm derken de böyle bir teşbih sanatıyla bunu bize anlatıyor. O zaman Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarını bu manada teşbih sanatıyla bunu anlatmak ııı sıfatlarını böyle göstermek mümkün mü? Mümkün. Mesela imam azam ııı Allâh’ın görmesini anlatırken Fıkıl Ekber’inde der ki Allâh’ın görmesi insanların görmesine benzemez. Ama normalde insanların görmesi Allâh’ın görmesine bir delil midir? Evet. Insanların görmesi Allâh’ın görmesine benzer mi?

Evet, hayır. Çünkü hiçbir şey onun sıfatına benzemez. Bakın benzer mi? Evet ama hiçbir şey onun sıfatına benzemez. Hayır. Bu da normalde teşbih ve tenzihi yan yana getirmek, yan yana götürmek. O zaman normalde ııı benzetme sanatı ayetle, hadisle sabit olduğundan sûfîler de o benzetme sanatını kendi içlerinde icra ederler. Rabbim cümlemizi iyi sûfî olanlardan eylesin inşâAllah. Kırk beşinci hadîs. İbn-i Mesud şöyle anlatıyor. Allâh’ı Teala vahiy yoluyla konuştuğu zaman gök ehli taş üzerinde çekilen zincirin sesi gibi çıngırak sesi işitirler ve bayılırlar. Kendilerinden geçerler. Normalde bu hadîs şerifte sonuçta o bir önce okuduğumuz hadîs şerifi ııı devamı gibi. Demek ki gök ehlinden o varitada dayanamayıp bayılanlar varsa sufilerden de bu tip tecelliyatlara dayanamayıp bayılanlar olabilir.

Evet. Yaklaşık beş yıl önce yaptığım ticarette battım. Hala borcumu ödüyorum. Eş ve dostumun elden verdiği TL borçları TL olarak geri ödemem mi gerekir? Borç verenler zarara uğramış oluyorlar. Ama benim de nasılsa çok var. Çok vereyim gibi bir durumum da yok. Hükmünüz nedir? Hanefiler bunun üzerinde ııı kendi itilerinde tartışmışlar. Buna normalde ticareti ilgilendiren bir konu olduğu için bunu el hidayeden bakabilirsiniz. Net bir şekilde cevap vereceğim. Çünkü bu tecrübeyle sabit bende. Şimdi bir kimse TL borçlandıysa TL olarak öder. Dolar borçlandıysa dolar olarak öder. Altın borçlandıysa altın olarak öder. Hurma borçlandıysa hurma olarak öder. buğday borçlandıysa buğday olarak öder. Ve bunların tüm fazlalıkları faizdir.


5. Bölüm

Ne kadar fazlalık olursa hepsi de faize girer. Hatta değiştirse TL’yi dolara çevirse yine faiz olur. Hem ödeyene faiz olur hem alana faiz olur. Bu Osmanlı’da kağıt para çıktığında da tartışılmış. Osmanlı’da devlete veyahut da vatandaşlar kendi aralarında altı lira borçlananlar sonradan bunları kağıtla ödemeye başlamışlar. Tarih boyunca kağıt hep değer kaybetmiştir. Tarih boyunca kağıt hep değer kaybetmiştir. Tarih boyunca altın hep değer kazanmıştır. Tarih boyunca şimdi Osmanlı’da ilk kağıt para çıktığında bir kağıt paranın karşılığı bir altın liraydı. Ama çok uzun sürmedi, bir müddet sonra bir kağıt para bir altın lira almamaya başladı. Osmanlı’da enflasyonla bugünkü dilde ııı karşılaşma o zaman başladı.

O zaman insanlar altın lira borçlanıp kağıtla ödemeye başladılar. Eee altın lira borçlanıp kağıtla ödeyince altın lira alacak olanlar zarar ediyorlar. Şeyhülislam’a müracaat ettiler. Şeyhülislam fetva verdi Şeyhülislam makamı. Dedi ki altın borçlananlar altınla ödeyecek. Dolar borçlananlar dolarla kağıt borçlananlar kağıtla ödeyecek. Şimdi sıra geldi normalde ııı borç ödemeyle. Bir kimsenin borç ödemeye muktedir olduğu halde borcunu ödemezse o zalimdir ödemediği günler içerisinde. Iyi bir Müslüman borcunu hızla öder. Gücü yettiğince varsa gücü yoksa yapabileceği adam bir şey yok. Gidip hırsızlık yapacak değil ya. Şimdi elden alınan borçlarda gün var ise o kimse güne tabi olmak zorundadır. Elden borçlanan kimse.

Halit Hoca bana beş lira ver sana on gün sonra vereyim. Ha on gün günlük aldım ben bunu. On gün sonra o borcu ödemekle mükellefim. On gün sonra ödemezsem ben sözümü yerine getirenlerden olmadım. Ben sözüne itibar edilen bir kimse değilim. Gün koydu, gününde icra etmedi, edemedi. Ama dedim ki Halit Hoca bana beş lira ver, günü belli değil. Ben ne zaman ödörsem o zaman alacak. Belki de Halit Hoca usulen şöyle diyebilir. Ben bu ara sık sıkım, müsait misin? Değilim. Onu bastıracak, laf söyleyecek, kelam edecek, surat yapacak, tavır yapacak, trip yapma yapacak hali yok, hakkı yok. Ben İslam hukukunu söylüyorum. O zaman borç alışverişlerine bir kimse bir gün koyuyorsa gününe riayet edecek. Iki gün koymuyorsa karşı tarafta bilecek gün koymadı Alışveriş ise buna daha fazla dikkat edecek.

Ticaret yapan kimseler ticaret yaparlarken dikkat edecekler. Günlerine tabi olmaya karşı tarafa mağdur etmemeye dikkat edecekler. O yüzden bunlar deneme yanılma burada bir tecrübe var karşınızda. Cebinizde varsa cebinizdeki kadar ticaret yapın. Cebinizde yoksa borçlanarak ticaret yapmaya kalkmayın. Bizim gibi ülkelerde çünkü borçlanarak ticaret yapmak sıkıntılı. Dolar bir bakıyorsun beş yirmi bir hafta içerisinde olduğu beş yetmiş. Elli lira as para değil. Yüz bin dolarda elli bin lira. Iki yüz bin dolarda yüz bin lira. Beş kırka kadar mı düştüydü bu geçenlerde? Öyleydi. E şimdi beş yetmiş kusur. Yüz bin lira da yirmi beş milyar. Iki yüz bin lira da elli milyar. Dört yüz bin dolarda yüz milyar adamın zararı.


6. Bölüm

Bir küçük araba parası bu böyle yüksek ticareti yapmayanlar için belki de önemli değil ama yüksek ticaret yapanlar için az bir rakam değil. Adam dört yüz bin dolarda on gün içerisinde veya bir hafta içerisinde yüz milyar kaybetti. Bu ülke ekonomisinin dengesizliğini gösteriyor. Dolar üzerinden adam ticaret yapıyorsa bir sıkıntı yok. Şimdi İsa’yı görünce aklım İsa’ya gitti. Allâh yardımcısı olsun. Âmîn. Kumaşı alıyor dolarla çünkü. Satıyor TL’yle. Dolarla aldığı on gün önce ne kadar tuttu? Dolarla aldığında kumaşın methesi beş kırktı. Örneğin. İyi bir hafta sonra kumaşın methesi oldu beş yetmiş. Öterken ödeyecek sonuçta. Dört ay içerisinde eğer altı lirayı aşarsa adamın zararına bak. Bu tip o doların veya piyasanın dengesizliği insanları bir günde iflas ettiriyor.

Ben sabah akşam, dört saat sonra, dört saat sonra, sabaha kadar televizyondan izliyorum. Dolar şu kadar oldu, dolar bu kadar oldu, dolar şu kadar oldu, dolar bu kadar oldu. Sabah namazını kıldım, takip ediyorum daha. Sabah sekiz buçuk oldu, ben iflas ettim dedim. O vardı ya Tansu Çiller’in devalüasyonu. Sabah saat on oldu, ben iflas ettim dedim. bir gün önce normal bir tüccarsın, sabah iflas ediyorsun. Tecrübeyle sabit. O yüzden TL borçlananlar TL ödeyecekler. Dolar borçlanmış, dolar ödeyecek. Euro borçlanmış, euro ödeyecek. Altın borçlanmış, altın ödeyecek. Rabbim tüm borçlulara edalar nasip eylesin. Âmîn. Hem de tez zamandan inşâAllah. Âmîn. Cenâb-ı Hak hiçbir devriş kardeşimizi bu dünya topraklarına borçlu olarak bastırtmasın inşâAllah.

Âmîn. Kurban kesilirken belli bir süre başından ayrıldım. Geldiğimde kurban kesilmişti. Yedi ortak girdiğimiz için bir sorun olmaz diye umursam da hükmünü merak ettim. Normalde bir sıkıntı yok. Normal kesilirken vekalet verdiysen çünkü yedi hisse üç hisse beş hisse örneğin hem almaya hem kesmeye vekil tayin edecek o kimse. Kurbanını başkası alıyorsa ona diyecek ki seni almaya vekil tayin ettim. Kaç hisse? Yedi hisse. Yedi hisse adanın yedisi de o kimseyi vekil tayin edecek. Veyahut da içlerinden birisi ne diyecek ki seni vekil tayin ettik. Aldırmaya, kestirmeye, ne yaptırmaya diye. O vekil tayin edilince onun da bir başkasına vekalet vermeye hakkı var mı? Evet. Mesela normalde hissel olunca ben de hepsinden hisseleri toplarım.

Bizim Said’e derim Said seni almaya, kesmeye, kestirmeye her şeyi seni vekil tayin ettim derim. Olur mu olur insan hastalık olur, bir şey olur. Said’i hayvanı alır. normalde genelde ben boğazlıyorum bu ara birkaç yıldan beri ama olur mu olur rahatsız olur insan, kan tutar, bir şey olur. O zaman onu da almaya da, kesmeye de, kestirmeye de, ne yapıyorum? Vekil tayin ediyorum. O normalde o zaman başında bulunmana gerek var mı? Yok. Ama hadîs şerif mucibince başında duracaksın mı? Evet. Ama diyelim ki oldu ya böyle bir aniden rahatsızlandın, hastalandın. Veyahut da oraya gidecek durumda değilsin, o noktada değilsin. Birini vekil tayin etmişsin. Bunda bir sıkıntı yok. Allâh iyi etsin inşâAllah. Âmîn.


7. Bölüm

Insanın kendi elinde midir takıntı yapmaması yoksa fıtratında mı vardır? Normalde takıntı bir şey takıntı yapmak iyi bir şey değil zaten. E takıntı yapmaması da insanın kendi elinde midir? Evet. bunları normalde fıtrata döndürürsek takıntı yapan da benim fıtratım mı diyecek o zaman? Bu takıntı yapmak veya yapmamak insanın kendisini yetiştirmesiyle, kendisiyle alakalı. Mesela titiz olup olmamak, insanın kendisiyle alakalı. Bir şeyde disiplini olup olmamak, insanın kendisiyle alakalı. Bir şeyde dikkatli olup olmamak, insanın kendisiyle alakalı. bende dikkatsizlik var. E dikkat et. Titiz davran, uyanık ol. Bende odak problemi var. Odağınız sırala, odak problemin var deyip de sen Bursa yerine Ankara’ya mı gidiyorsun?

Bu son dönem insanlar bunların arkasına saklanmaya başladı. Cep telefonlarınızda fazla oynamayın. Internette fazla dolaşmayın. Haramlarla fazla iştigal etmeyin. Ne odak probleminiz kalır, ne takıntınız, ne dikkatiniz kalır. E saatlerce o telefona bak, saatlerce bak, saatlerce bak, saatlerce oradan bir şey okuyacağım, bir şey takip edeceğim diye uğraş. Ne kafa kalır, ne göz kalır. Otur beş bin tweet çek diyorsun, kimse çekmiyor ama saatlerce internette, Twitter’da, orada burada dolaşıyor mu herkes? Dolaşıyor. Ya otur on bin tweet çek, on bin tweet çekmeye başladığında ilk beş yüzünde devam, ikinci beş yüzde ya uykumuz geliyor. Internette dolaşırken uykun gelmiyor ya. O yüzden bir kimsenin takıntı yapıp yapmaması kendisiyle alakalı.

Takıntı yapmamak güzel bir şey. Takıntı yapmak sıkıntılı. E takıntıyı da ne yapacak? O kimse kendince eğer takıntıları kendisine ve etrafına zarar veriyorsa o zaman o kimse de o takıntılarına ne yapacak? Kurtulmanın yoluna bakacak inşâAllah. Bu konuda kendini eğitebilir mi? Evet. Bir kimse takıntısı varsa takıntısından kurtulabilir mi? Evet. Bunda bir sıkıntı yok. Takıntısı yoksa o normalde takıntılı hale getireceğim diye de kendisi uğraşmasın. Takıntının olmaması iyi. Bakın eğer sünneti Resûlullâh’a uyarsanız her halinizde her davranışınızda sünneti Resûlullâh’a uyun ne takıntınız kalır ne bir şeyiniz kalır. Ne disiplinsizliğiniz kalır. Ne odak probleminiz kalır. Ne dikkat probleminiz kalır.

Her halinizde sünneti Resûlullâh’ı yaşayın. Hiçbir şeyiniz kalmaz. Hiçbir rahatsızlığınız kalmaz. Pisik, psikolojik olarak rahatsızlıklardan kurtulmanın yolu sünneti seniye uyumak. Tuvalete girerken, çıkarken, banyoya girerken, çıkarken, evine girerken, çıkarken, eşine yaklaşırken, uzaklaşırken çocuklarının olan irtibatında evinde olan evinle olan irtibatında, işinde, aşında, eşinde, sokakta, her yerde sünneti Resûlullâh’a tabi olursanız hiçbir manevi rahatsızlığınız kalmaz. Hiçbir bakın. Vesveseydi, takıntıdı, dikkat bozukluydu, odak bozukluydu, disiplinsizlikti. Hepsinden de kurtulursunuz. öfkeydi. Çabucak sinirlenme, çabucak parlama. on gün, on gün sonra söyleyeceğin şeyi on gün önce söyleme.


8. Bölüm

Çünkü bunların hepsi de şeytana ait şeyler. Şeytan ve kafir cinlilerle alakalı bunlar. Allâh’ı zikreden hemen çabuk öfkelenmez. Çünkü şeytan onun üzerinde tecelli etmez. Allâh’ı zikreden selametli olur. Metanetli olur, dirayetli olur. Allâh’ı zikreden odak problemi, dikkat problemi yaşamaz. Allâh’ı zikreden takıntısı olmaz. Saatlerce adam dakikalarca elini yıkıyor. Hele Murtaza’yı tanıyor, Murtaza’yı tanıştırdıydı beni. Adamın birisi vardı, tokalaşıyor, hiç kimseye haber vermeden oradan ıslak mendile alıyor, elini siliyor. Her tokalaşmadan sonra. Sağ mı dağ mı? Kulakların içindesin. Gene aynı mı? Gene tokalaşınca ıslak mendil hemen. Cebinde hemen. Takıntı. Bildiğiniz takıntı, tokalaşıyor adam ya.

Tokalaşıyor, tokalaşır, tokalaşmaz hemen ıslak mendille. Seninle konuşurken ondan sonra sen farkına varmayasın diye yavaş hareket ediyor. Oradan sağdan soldan böyle kenardan bir tane ıslak mendili çıkarıyor. Ondan sonra ıslak mendille elini siliyor. Bunlar hep sünnet-i seneyi yaşamamaktan. Sünnet-i seneyi yaşayan bir insan, pisicik, psikolojik problem yaşamaz. Sünnet-i seneyi tam olarak yaşayan bir kimse, örneğin var ya şimdi, panik hatak oldu adam. Sünnet-i seneyi tam yaşasın, panik hatak olmaz o kimse. Kadın erkek, hiç önemli değil. Vesvesenin fazlası panik hatak zaten. O normalde kimisi der ki borçtan oldu, harçtan oldu, panik hatak, sıkıntıdan oldu. Neden? Allâh’a teslim olmadın lan. Allâh’a teslim olmuş olsaydı başına gelende bir hikmet var deyip ondan çıkmayan çıkmanın gayretini gösterecekti, gayret edecekti.

Ben bu halden çıkayım. Neden oldu da, niçin oldu da, nasıl oldu da, öyle mi oldu da, böyle mı oldu da? Lan bir gün düşünün, iki gün düşünün. Tamam, üçüncü gün oradan kurtulmanın yoluna bak. Ben neden hasta oldum da, nasıl hasta olurum da, benim gibi adama hasta olur mu ya? Lan sen Firavun musun? Hasta olacaksın tabii. Firavun hasta olmazdı. E ben nasıl iflas ettim de şu an. Nemrut musun? İflas da edersin. şöyle mi oldu da böyle mi oldu da şu mu oldu da bu mu oldu? Bırak kardeşim ya. Olanda hayır vardı. Hangi noktaya girdiysen çıkılması gereken yerden oradan çık. Mücadele et, gayret et. Savaş. İflas ettiysen çalış, koş, koştur. Allâh sana tekrar verir. E bir başarısızlık yaşadıysan çalış, koştur, mücadele et.

Allâh sana başarıyı verir. Allâh’a güven, Allâh’a dayan, ona yaslan. Başına ilk problem gelen sen değilsin, başına ilk sıkıntı gelen de sen değilsin. Peygamberlerinin başına vermiş sana ne vermeyecek? Hangi peygamber var ki başına sıkıntı gelmemiş olsun? Hangi peygamber var ki zamanının en ağır imtihanıyla imtihan edilmesin? Hiçbir peygamberini imtihansız mı bırakmış? Hepsinin de başına türlü türlü çorap örmüş. E senin de başına örecek. E eşlerinizden çocuklarınızdan anne babalarınızdan arkadaşlarınızdan kardeşlerinizden mallarınızdan canlarınızdan imtihan ederiz. Ayeti Kerime sen de olacaksın. Varlıkla, yoklukla, çoklukla, eksiklikle, soğukla, sıcakla imtihan oluruz. E tabiat dediğimiz Cenâb-ı Hak’ın bu varlık alemi devamlı değişim ve dönüşüm halinde.


9. Bölüm

O değişim ve dönüşümden biz de payımızı alacağız. Biz de nasipleneceğiz. Biz de imtihan olacağız. Dün gençtik, bugün yaşlıyız. Dün yirmi yaşındaydık. Ceval delikanlıydık. E şimdi altmış neredeyse. Aynı mı değil? Bakmayın öyle siz benim keklik gibi seki Ortalıkta dolandı mı? Yaş oldu altmış. Elli dokuz, az değil. Siz bakıyorsunuz çita gibi çevik falan nereden çita dedim şimdi ya. Sohbeti dinliyorlarsa şimdi bizim çete çıtadan bir sürü mayna çıkaracaklar şimdi. Mesela Bayındır çete yani, İzmit değil. Çita gibi çevik, keklik gibi sektimi görüp öyle vay ya hala daha genç. Öyle değil. Bu normalde dünyanın getirdiği tabiatın getirdiği bir şey. Gençken orta yaşlı olacaksın. Ondan sonra yaşlanacaksın. bu bu da bir imtihan.

Ölüm gelecek. Babayı kaybediyorsun, anneye kaybediyorsun, kaybediyorsun. Bak bugün de kardeşimiz annesini kaybetti. Allâh rahmet eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak taksiratını affetsin inşâAllah. Âmîn. Bak ne güzel onu görünce burada dedim ki mâşâAllah annesini gömdü akşamına zikrullah geldi. Fayda burada çünkü. Fayda burada. Allâh faydalandırsın inşâAllah. Âmîn. O yüzden imtihan devam edecek bunlar. Ama bunları normalde selametle karşılamak. Bunları böyle kendi kendine problem etmeden usulüne uygun bir şekilde o imtihanın içerisinden alnının akıyla çıkmak. Yoluna devam etmek. Allâh bizi onlardan eylesin inşâAllah. Âmîn. Ben rüya okumuyorum ama buraya okuyayım. Iki akşam önce bir rüya gördüm. Beni üzen birisi vardı gerçekte.

Siz ona rüyamda bağırıyordunuz, uyarıda bulunuyordunuz. Allâh selametlik versin inşâAllah. Âmîn. Boşanmak üzere olan isimleri belirtmişler. Çiftine özel dua eder misiniz? Allâh en hayırlısını versin. Âmîn. Boşanmak ııı her ne kadar Allâh’ın sevmediği bir helal ama bazen o Allâh’ın sevmediği helal olan şey rahmet olur insanlara. Bilinmez. O yüzden evet evliliği yürütmek devam ettirmek önemlidir. Ama bazen de öyle bir hal olur. Taraflar artık birbirlerini çekemez hale gelir. O zaman boşanmak da selametli yol olur. Sünneti seneye uymadığından dolayı insanlar agresif, vahşi. Birden adamın kafası dönüyor, kalkıyor, kadını biçaklıyor. Birden kadının kafası dönüyor, kalkıyor adamı, biçaklıyor. Birden adamın kafası dönüyor, kadın balkonda çamaşır atacağım derken, uğraşırken iktiriveriyor aşağı.

Aynı şey adam normalde bir yeri tamir edeceğim. Balkonda şunu yapacağım diye uğraşırken kadın geliyor, iktiriveriyor aşağı. Ben o yüzden arkadaşlara derim bir erkek boşanmak istiyorsa kadınlar haklarını alsınlar, boşansınlar. Bir kadın da boşanmak istiyorsa erkekler de onların haklarını versinler, usulüne uygun bir şekilde boşasınlar. Yarın öbür gün katil olacağına, ömür boyu ceza önde çürüyeceğine, ömür boyu o imtihanın yaşayacağına bazen boşanmak bu noktada rahmet olur. E bir ömür boyu orada mutsuz bir kadın mutsuz bir erkek olacağına ve mutsuz bir kadından mutsuz bir erkekten mutsuz çocuklar büyüceğine herkes yolunu ayırsın, yoluna gitsin. Öyle insanları boşanmadan geri çevirmek güzel bir şey ama bir de nereye geri çevirdiğini görmek lazım.


10. Bölüm

Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. O yüzden bizim geri çevirmeye çalıştığımız bir kimse bilemiyoruz ki nedir hayır nedir şer. Sizin hayır bildiğinizde şer bildiğinizde hayır vardır. E biz evet hayrı talep ederiz, boşanmasını istemeyiz hiç kimsenin ama ama gidilecek yol yoksa o zaman da boşanmak evla olur. Bir ömür boyu çile çekilmez çünkü. Bir insanın evinde sıkıntı bitmezse problem bitmezse evi cehennem bahçesi gibi olur onun. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Her gün kavga, her gün problem, her gün surat asma, her gün trip, her gün sıkıntı bunlar kolay şeyler değildir. Insan yediğinden, içtiğinden, gezdiğinden, nefes aldığından dahi kendi kendine tatılmaz. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. O yüzden eşleriniz de arkadaşlara söylüyorum bunu.

Eşleriniz de iyi geçirmenin yolunu bulun. Kadınlar erkeklere söylüyorum. Eşlerinize zulmetmeyin. Kur’ân sünnet dairesinde davranın. Kadınlar kocalarınıza zulmetmeyin. Sizler de Kur’ân ve sünnet dairesinde kalın. Herkes Kur’ân ve sünnet dairesinde kalırsa herkes haddini hukuk hududunu hukukunu bilir. Herkes haddini hududunu hukukunu bilirse bir sıkıntı çıkmaz evliliklerde. Sünnet bu. Eyvallâh. Bu haram işlemeyelim. Eyvallâh. Ya hanım senin bağırman çağırman caiz değil. Bağırıp çağırma. Eyvallâh. Ya adam senin bağırman çağırman caiz değil. Bağırıp çağırma. Eyvallâh. Nereden çıktı bu sesleri bu kadar yükseltmek? Sesimizi kısalım biraz. Eyvallâh. Ya otur benim ticaretime karışma sen. Benim ticaretim bana ait.

Eyvallâh. Ben nasıl ticaret yapacağım? Nasıl mal alacağım? Nasıl mal satacağım? Benim işim bu. Eyvallâh. Eee erkekler annelerine babalarına bakacaklar, gözetecekler, hizmet edecekler. Eee sen annene çok gidiyorsun. Eee gidecek, annesine bakacak, annesine ürünetecek, hizmet edecek. Bayramın birinci günü kavga. Neden? şey demiş ki erkek demiş ki önce anneme gidelim. Eee doğru. Eee doğru. Önce normalde erkeğin ailesine gidecek adam annesine, babasını eline öpcek, bayramlaşacak. Eee tamam. Demiş ki akşamüstü de demiş senin annene gidelim. Ne var bunda? Bunda kavga edecek bir şey yok. Kadın dikmiş kendini. İllaki bey önce benim anneme gideceğiz. Ya ne alakası var? Nereden çıktı bu adet, gelenek, görenek?

Hadi başka bir şehirde olur da eyvallâh dersin. Insanlar Kur’ân sünnete de uymuyor. Adabı Erkan’a da uymuyor. Dervişlik adabına, Erkan’ına da uymuyor insanlar. O yüzden sünneti seniyeyi bir insanlar kendilerine yaşam felsefesi haline getirecek. Basit. Alın evinize bir rüya üst salihin. Nerede nasıl davranacağınızı okuyun oradan. Çok basit. Adam da kalkıp da evin içerisine fazla karışmasın. Her şeye karışıyor adam da. Hem bıraksana ne? Önce o hangi odayı süpüreceğini kadın biliyor. Yok önce o salondan başlayacaksın demiş. Haydi oradan kavga çıkmış. Telefon açıyorlar. Evin temizlenmesine adam karışır mı? Karışmaz mı? O an dedim bu millet nelerle uğraşıyor ya. Dedim bunun için oturduğunuz bir de kavga mı ettiniz dedim?


11. Bölüm

Adama dedim sana ne ya? Evin hangi odası temizlenecekmiş? Sana ne? Sana ne ya? Nelerle uğraşıyor insanlar? Nefis. Nefis nefis. Bu sünneti seniye uymamak. Bütün her şeyimizi etkiliyor bizim. Maddi manevi her şeyimizi, evimizi, ticaretimizi, eşlerimizle, çocuklarımızla, akrabalarımızla, anne babalarımızla, arkadaşlarımızla bütün ilişkilerimizi etkiliyor bizim. Eee insanlar sünneti seni terk ediyorlar. Bir de şimdi haklı gerekçeler var. Birileri kalkıyor bir yerlerden, bir zırta bozluk çıkarıyor, hadislerin hangisi sahi? Sahi değil. Bir gavurluk yapıyor birisi oradan. Biz Kur’ân’a uyarız, hadislere uymayız. Bir gavurluk çıkarıyor bir yerden birileri. Ondan sonra uymuyor insanlar hadislere. Eee uymayınca vahşet çıkıyor ortaya.

Sonra diyorlar ya vahşet çıktı. Ve edepsiz vahşeti durduracak olan âyet hadîs vahşeti durduracak olan Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazreti sünnetleri. Siz hadislerle alay eder, hadisleri inkar ederseniz aha böyle bir vahşet çıkacak ortaya. İslam dünyası sonra diyorlar ki İslam dünyası vahşi siz bu hale getirdiniz. Ehli sûfî vahşi değildi. Hala daha değil de bir tek sûfîler kaldı vahşi olmayan. Işlerinden üç beş tane muhakkak istisna çıkıyor, istisnalar kaydıya bozmaz. Bir sepetinin içerisindeki elmaların hepsi de düzgün olacak diye bir kaydı yok. Içinden üç beş tane çürük çıkar mı? Çıkar. O bir sepet elmanın kötülüğü değildir. O üç beş çürük elmanı da dersini alırsın, sepetten dışarı atarsın, biter mesela.

Medüzzaman Hazretleri öyle çünkü tarif ediyor bunu. Tasavvuf, tarikat, hakikat namları altında öyle nurani, öyle şirin bir yol vardır diye. Yirmi dokuzuncu mektup, sekizinci kısım, dokuzuncu telvi. Bazı mektubatlardan bu kısmı almışlar, çıkarmışlar. Işlerine gelmiyor ishalecilerinde. Neden? Orada çünkü başında diyor ki bir kimse âlim zat olsa tarikattan hissesi yoksa kalbi de harekete geçmemiş ise bugünkü zındıkanın karşısında imanını koruması müşkürleşmiştir. Ama adi, samimi bir ehli tarikat. Adi ama samimi. Adi dedi benim gibi. Kahtersi çekçek, kaht çekmeyecek. Kahtı edeba adabı riayet edecek, kahetmeyecek. Adi, samimi bir ehli tarikat. Silsile-i meşahiye duyduğu muhabbet ve güven. Ondan diyor o muhabbetinden dolayı asla ümidini kesmez.

Ümidini kesmezse asla zındıkaya düşmez diyor. Muhteşem bir tespittir. Muhteşem bir tespit. O yüzden her risalecinin muhakkak ki bir mürşideye ihtiyacı vardır. Risaleye tabilerse bir üstada, bir mürşide tabi olacaklar. Yirmi dokuzuncu mektup. Dokuzuncu kısım sekizinci telvi. Onun devamında der ki onun devamında der. Vartalarla alakalı. Onun devamında der ki bir sepet elmadan birkaç tane çürük elma çıkınca nasıl ki bir sepet elmayı atmazsak diyor kötülemezsek bir kısım ehli sufinin de diyor böyle hataları kusurları olabilir. Bu bütününü bağlamaz. Biz bütününü kötüleyemeyiz diyoruz. O yüzden bizim de içimizden çürük elmalar çıkar. Bizim de içimizden adaba erkana riayet etmeyen, şeyhinin sözünü dinlemeyen, yolun adabına erkanına riayet etmeyip yola hainlik eden kimseler olabilir mi?

El cevap olabilir. Bunlar bizim topluluğumuzun kötü olduğunu göstermez. Bizim topluluğumuzun vahşi olduğunu göstermez. Bizim topluluğumuzun bu noktada adi ve bayağı olduğunu göstermez. Nasıl her toplulukta bu tip insanlar olabilir mi? El cevap olabilir. Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ashabında da oldu mu? El cevap oldu. Zina eden de oldu, hırsızlık eden de oldu. Hazreti Muhammed Mustafa’nın salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözünü dinlemeyen de oldu. Cihâd emri verildi. Mesela iki tanesi nefsine uydu. Gitmedi. Cihâd emrine uymadılar. Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve ve sellem hazretleri onlarla selamı sabahı kesilmesini emretti. Onlarla selam sabah kesildi.

Onlar kime selam verdiyse hiç kimse onların selamını almadı. Bu da bir terbiye metodudur. Bakın bu da bir terbiye metodudur. Ondan sonra onlar da ne yaptılar? Meşhur ya. Tövbe direği. Kendilerini bağladılar direğe, güneşin anında tövbe etmeye başladılar. Sonra haklarında âyet âyet-i kerime geldi. O tövbe edip nefsini temizleyenler var ya Allâh onlardan razı oldu diye. Herkes hata yapabilir. Herkes kusur isteyebilir. Herkes yanlışlık yapabilir. Her toplumda, her toplulukta o topluluğun adap, edep, erkan ve şartlarına uymayan kimseler çıkabilir. E o topluluğun da kendi içerisinde Kur’ân ve sünnet tarihisinde bir disiplini kendince bir sistemi var mıdır? Evet. O kimseler de tövbe ederler, Allâh’a yalvarırlar, yakarırlar.

Haklarına manevi bir işaret olursa onlar da yollarına devam ederler. O yüzden bir sepet elmanın içerisinden çürük elmalarda çıkabilir mi? Evet. orada der. Çürük elmalar çıkarsa bir sepet elma kötü değil diye. Allâh bizi tövbe edip nefsini arındıranlardan eylesin. Âmîn. Hatalarımızı, kusurlarımızı affeylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak yanlışlıklarımızı, eksikliklerimizi örtsün inşâAllah. Âmîn. Af olunmuş bir şekilde huzuruna aldığı kullarından eylesin. Âmîn. el-Fâtiha maa salavatuhu. Âmîn.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Silsile, Muhabbet, Çile, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı