Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

627. Dergah Sohbeti — İsâr Ahlâkı, İsraf Hastalığı ve Sûfî Vakarı

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 627. Dergah Sohbeti — İsâr Ahlâkı, İsraf Hastalığı ve…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Selamun aleyküm, Allâh gecenize hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Patronum sizden işlerinin rast gitmesi için dua etmenizi benden rica etti. Allâh herkese yardım etsin inşâAllah. Bir dervişin eksikliği noksanlığı derslerini tam yapamıyor olması şeyhine manevi olarak bir yük olur mu? Dervişin eksikliğini şeyhi tamamlar mı? Hayati Kereminde peygamber ne diyor? Diyor ki Cenâb-ı Hak biz seni onların üzerine gözetleyicik kılmadık. O yüzden Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu manada gözetleyicik kılınmadıysa geri kalan herhangi bir kimsenin öyle gözetleyici olması, gözetleyici olduğunu iddia etmesi doğru değil. Onu böyle bazı ehli tasavvuf demeyeyim de bir kısım ehli tarikat böyle sizi gözetliyoruz veyahut da normalde sorumluluğu bize ait diye söylerler.

Belki de dervişler biraz daha disipline olsun, biraz daha dervişler ahlaklarına riayet etsinler, derslerine riayet etsinler diye teşvik olabilir ama bu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin önüne geçmek gibi olur. Bu doğru değil ama şu bir ayrı bir pencere zaman zaman böyle bir işin manevi boyutu olarak Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir topluluğu böyle çünkü o peygamberler vazifelerinin başındadır. Onlara ölü demeyiniz onlar bu noktada ümmetlerinin de başındadır çaylarınız da için ümmetlerinin de başındadır zaman zaman bu tip şeyler tecelli eder normalde topluluklar, gruplar böyle sanki resmi geçitten yapılır gibi böyle o tip şeyler olur. O zaman o kimse kendi içinde bulunduğu grubun pecmürde görülmesini istemez.

O utanç çok kötü bir şey. Allâh hiç kimseye yaşatmasın. Orası sıkıntılı öyle şeyler zuhur edince insanın içi güp güp atar. kendi kardeşleri arkadaşları Patagonia ordusu gibi geçsin yırtık pırtık perişan bir vaziyette kolu çıkıp kafası dönük gözü yarık Allâh muhafaza eylesin öyle hiç kimse görmek istemez. Burası da ayrı bir şey. Rabbi muhafaza eylesin ama mesela zaman zaman duyuyoruz dersini çekemeyen çekmeyen dervişlerin dersini şeyhleri çekiyor filan bunlar doğru şeyler değil ama bir şeyh efendi dersini çekerken kendi nefsini düşünmez. O zaman bütün kardeşlerinin üzerine niyet ederekten çeker. Bunlar eyvallâh. Veya dua ederken bir şey yaparken kardeşlerinin üzerine yapar. Bunlara eyvallâh. Bunlara söyleyecek bir sözüm yok ama dersini çekemeyen dervişlerin şeyhi dersini çekecek.

Kafasını dersten kaldırmaması lazım. Allâh muhafaza eylesin. Bunlar çok böyle yerli yerinde şeyler değil. Zaman zaman bunlar bir kısım ehli tarikat konuşmuş belki de öyle bazı haller öyle rüyalar yaşamış olabilirler, yaşattırılmış olabilirler. Ama bu biraz şey. Sünnet-i Resûlullâh’ın üzerinde bir şey. biz seni onların üzerine gözetleyici kılmadık. Âyet-i kerime sabit. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri için böyle dendiyse bir başkasının bunun üzerine bir şey konuşması, bunun üzerine bir şey demesi hoş bir şey değil. Ben kahveden içeyim, siz de çaylardan için. İçeceğiniz yok çünkü. 48. hadise gelmişiz. Ebu Hureyre anlatıyor. Bir misafir Ensar’dan bir adamın yanında geceyi geçirdi.


2. Bölüm

O adamın yanında yalnız kendisine ve çocuklarına yetecek kadar yiyecek vardı. Ensari hanımına dedi ki çocukları uyut, kandili de söndür ve yanında ne varsa misafire getir. Bu hadise üzerine şu âyet indi. Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile başkalarının kendilerine tercih ederler. Haşr suresi âyet 9. Şimdi bir misafir gelir. Bir misafir gelince böyle geç zamandır. Tabiri caizse yassı vaktinde filan gelir. Herkes böyle namazını kılar, elini eteğini çeker. Onu misafir edecek kimse azdır mescidine ve bir de Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sorar misafir edecek olan bir kimse var mı diye. Evinde yiyeceği içeceği olan. Tabi o zaman için sahâbe fukara normalde günlük değil saatlik yaşıyorlar.

Böyle herkesin dolum taşım bizim gibi iyi pişmiyorlar. Bizim gibi semirmiş vaziyette değiller yani. Bizim gibi mutfaklar tıkabasa dolu yediği önünde yemediği ardında beğenmediği şeyi kenara atan bir ısıran kenara koyan onu daha da beğenmediyse çöpe atan. Yok bu soğumuş yenmez at çöpe. Yok bu sıcakmış yenmez at çöpe. Yok burasını yemeyiz at çöpe. Yok burası yenilmez at çöpe. bunun rengi değişmiş at çöpe. Ya bu kokuyor mu acaba kokusu mu değişmiş at çöpe. Çöpler yiyecek içeceklerle dolu. Ekmekler bir taraflarda atılı. Yiyecekler içecekler bir taraflarda atılı. İsraf diz boyu öyle değil sahabenin hayatı. Cebinde varsa ye yoksa kredi kartından cayır cayır geç. Ondan sonra kredi kartı mağdur ol ben intihar edebilir miyim de.

Böyle şeyler yok sahabenin hayatında. Sahabenin hayatı paylaşımın üzerine, üretimin üzerine, tüketime dayalı bir hayat yok. Olanca ne varsa yiyelim orangutanlar gibi. Bak filanca yerdeyiz chat, selfie filanca bak böyle sofralar olanı var olmayanı var, yiyeni var yemeyeni var. Herkesin gözüne sokalım biz neler yiyoruz neler içiyoruz. Fotoğraflar instagramda, facebookda, twitterda filanca otele girerken filanca lokantaya girerken çıkarken yemek yerken sahabenin hayatında böyle şeyler yok. Sahabenin hayatında böyle kışlıklar ayrı, yazlıklar ayrı, yenilmiyor dolapta bekletilenler ayrı, buzluklar dolu, difrizler dolu. Sahabenin hayatında böyle bir şey yok. Sahabenin hayatında iki günlük üç günlük yiyecek yok evlerinde.

Hz. Peygamber’in evinde ise günler geçiyor, duman tütmezdi diyor Hz. Ayşe annemiz. Günler geçerdi, Peygamber’in evinde duman tütmezdi. Bunları ben söylüyorum diyeceksiniz ki sen farklı mısın? Değilim. Ben bunları söylüyorum diyeceksiniz ki senin evin barkın farklı mı? Değilim. Sakın ha benim öyle bir hayat yaşadığımı zannetmeyin. Yok. Biz o deccaliyet israfından kurtulabilmiş Müslümanlar değiliz. Topyekun. Bu deccaliyet asrı, deccaliyet israfı. Çocuklarımız da aynı yetişiyor bizim şimdi. Bir şey istemiyorlar, yeniden yapıyor anneler. Yapmazsa babalar kızıyor. O çocuğun isteği oluyor. Oğlan kız önemli değil. Eğer baba yapmazsa anne sinkaflık yapıyor, anne yapmazsa baba sinkaflık yapıyor. Herkesin çocuğu kıymetli.


3. Bölüm

Sadrazamın sol tarafından düşme herkes. Herkes istediğini yiyecek, istediğini içecek, istediğini giyecek, istemediğini giymeyecek. Bakın bu bende dahilim. Hepimiz dahiliz buna. Fakirimiz, zenginimiz. Hiç önemli değil o kimsenin ne kadar para kazandığı. Yok. Biz söküğü bile tamir etmiyoruz şimdi. Gömleğin düğmesi koptuysa atıyoruz. Onları açtığı ümmetler. Kadı Şerif’in tecelliyatına geldi. Öyle bir zaman gelecek ki diyor. Siz dünyalık çok malınız olacak. Dünyanız iyi olacak sizin. Biz şimdi dolar bir kuruş artsa isyan ediyoruz. Biz dolar bir kuruş arttı. Vay şöyle oldu böyle oldu. Milletin dolabları giyecek. Milletin dolabları yiyecek dolu. Bir de Mehdi bekliyoruz biz bir daha. Bir de işin o tarafı var.

Bende diyorum ya Mehdi geldi dolabını terk edecek misin? Yiyeceğini, içeceğini, giyeceğini terk edecek misin? Mehdi geldi iki gün aç kalacak mısın? Bende diyorum ya Mehdi geldi dolabını terk edecek misin? Yiyeceğini, içeceğini, giyeceğini terk edecek misin? Mehdi geldi iki gün aç kalacak mısın? Mehdi geldi iki gün uykusuz kalacak mısın? Mehdi geldi rahat yatağından çıkacak mısın? Mehdi geldi bir akşam eve gitmediğin zaman olacak mı? Mehdi gelince Allâh için koşacaksın. Allâh için mücadele edeceksin. Allâh için savaşacaksın. Aha Mehdi geldi hadi yürü. Tabi o sahâbe böyle peygamber gözlerinin önünde. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem gözlerinin önünde. Şimdi bu hayat o Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hayatı ve ashabın hayatı hepimizi rahatsız ediyor.

Bakın bütün Müslümanları rahatsız ediyor o hayat. Orada duruyor ya o. hadîs-i şerifler olarak duruyor. Sahabenin hayatı olarak duruyor orada. Eserlerde duruyor. O hayat yemin ediyorum Müslümanları rahatsız ediyor. Ya müminler öyle bir hayatı yaşayamadığının acısını çekiyor. Münafıklar ise bunlar neden duruyor burada? Bunları silelim, bunları yok edelim diye bakıyor. Bu acı bir şey bu. Bakın tekrar söylüyorum kimseyi tenzih etmiyorum. Ben de bu işin içindeyim diyorum. Benim de aynı. Benim evimde de milletin yediği önünde yemediği ardında. Ben kendimi ayırt etmiyorum. Biz israfın içerisine gömülmüş vaziyetteyiz ümmet olarak. Bakın ümmet olarak israfın içerisine gömülmüş vazitteyiz. Ümmet olarak biz gösterişin içerisine gömülmüş vaziyetteyiz.

Ümmet olarak şatahatvari bir hayat var. Ümmet olarak böyleyiz. O yüzden bizim başımızda bela eksik değil ümmet olarak. O yüzden bizim başımızda bombalar eksik değil ümmet olarak. O yüzden bizde ihlatsızlık, samimiyetsizlik birbirine karşı düşman olma. Ümmet olarak içimizde hastalık diz boyu. Ümmet olarak şatahatvari bir hayat yaşıyoruz. Ümmet olarak içimizde hastalık diz boyu. Manevi hastalıklar. Ümmet olarak hastaneler dolu. Neden? Yiyor, içiyor, israf ediyor herkes. Aç kalmak yok. açlığın faydaları şeyde İhyay-i Ulu Middinde var. Orada duruyor. İhyadan açlığın faydalarını okuyabilirsiniz ama kimse aç değil. Karnım aç diyen yoldaki sokaktaki kimseye gidiyorum lokantaya. Bu adamın karnını doyur diyorum ben.


4. Bölüm

Bekliyor şimdi o. Doyur parasını, gel al benden diyorum ben. Yaptığı şey şu adamın. Bana parasını ver. Sen git ondan ben yemişim gibi parasını al. Neden? Aç değil. Aç değil. Biz o israfın içerisinde yüzüyoruz Ümmet-i Muhammed olarak. Bu işin ayrı bir tarafı. O yüzden duamız kabul olmuyor. O yüzden iki yakamız bir araya gelmiyor. O yüzden Ümmet-i Muhammed dirilmiyor. Sebeplerinden birisi bu. O yüzden evlerde azgınlık, sapgınlık, Kur’ân ve sünnetin dışında her şey var. O yüzden şükürsüzüz, teşekkürsüzüz, hamsiziz. O yüzden nimetin kadrini bilmiyoruz, kıymetini bilmiyoruz. O yüzden bir gömleğin kıymeti yok. Bizde bir pantolonun kıymeti yok. Bir ayakkabının kıymeti yok. Üç beş tane ayakkabımız var.

Üç beş taneden fazla pantolonumuz var. Üç beş taneden fazla takım elbisemiz var. Çünkü Hanefiler iki yazlık iki kışlık elbisesi olana yeter demişler. dört tane fazla bizde. Ama bunların hepsini toparladığımızda Ümmet bu noktada sıkıntılı. Evlerde sıkıntı var. Fırat Nehri gibi aksa bize, biz gene hamt yok, gene şükür yok. Gene onun kıymetini bilmek yok. Böyle olunca hiçbir şeyin kıymeti yok. Annenin kıymeti yok, babanın kıymeti yok, dedenin kıymeti yok, ninenin kıymeti yok, evin kıymeti yok, yorganın kıymeti yok, yastığın kıymeti yok, elbisenin kıymeti yok. Her şey senin kıymeti yok. Edebiyat güzel hava. Mevlevi dervişi yorganını üzerine örtçe zaman öper. Der ki ya Rabbi sana hamdü sena olsun.

Örtüneceğim bir yorgan var. Bunu vermemiş olsaydın ben açıkta kalırdım. Yatacağı zaman yastığını öper. Temanna eder. Der ki ya Rabbi yastığım olmasaydı ben kafamı nereye yaslardım? Sana hamd ediyorum ki benim bir yastığım var. Yatağını öper. Ya Rabbi bir yatağım var yatabiliyorum. Evine girer tabiri caizse evin kapısı var ya kapıyı öpmüşler. Neden? Demişler ya Rabbi sen bana bir ev verdin. Temanna etmişler sana hamd ediyorum. Bir evim var benim kafamı sokacağım bir evim var. Namusumu içinde oturtacağım bir evim var. Çoluğumu çocuğumu içinde oturtacağım bir evim var. Ökmüşler kapılarının kenarlarını eşiklerini. Bize tuhaf geliyor biz Bosna’ya gittiğimizde Bosna’daki Hacı Kazım Meyliç Efendi silsilesinin mezarlarına girerken kapılarını öpüyor.

Bize tuhaf geliyor bu adam kapıyı neden öpüyor diyor. Neden? O olmasaydı o olmazdı çünkü temanna ediyor. Babasının kabri şerifine gittiğinde öpüyor dedesinin onun dedesinin silsileye mezarlıkları ziyaret ettiğinde her kabristanın kapısından öpüyor. Sebep temanna ediyor. Sen olmasaydın biz olmazdık diyor. Kıymet veriyor. Bizde hiçbir şey kıymetli değil. Biz her şeyi israf ediyoruz. Biz evde israf ettiğimiz gibi işimizde de israf ediyoruz. Biz işimizde israf ettiğimiz gibi dergamızda da israf ediyoruz. Biz dergahta da israf ediyoruz. Biz önümüze geleni bağırıyoruz çağırıyoruz hizmet etmiyoruz tepeden bakıyoruz kadın erkek. O zakir herkes ona temanna edecek o bağırabilir. O çavuş herkes ona temanna edecek o bağırabilir.


5. Bölüm

O eski derviş o bilir o bağırabilir. Kırabilir. O ne o şey efendi döker kurar yıkar. İstiraf ediyoruz. Beş tane derviş var birbirleriyle kavga ediyorlar israf ediyoruz. Onu yapamaz nasıl yapar israf ediyoruz. Biz her şeyi israf etme alışkanız. Bu alışkanlıklardan dolayı biz ashabı da israf ediyoruz. Onun da kıymeti yok bizde. Bir çıtüstü biz Hz. Muhammed Mustafa’yı da israf ediyoruz. Bizde onun da kıymeti yok. Bir çıtüstü biz Kur’ân’ı da israf ediyoruz. O da israf ediyoruz. O da kıymetsiz bizde. Ciddiyim. Ümmetin geldiği resim bu. Hepimiz için geçerli bu. Bakın hepimiz için geçerli. Bir şey atılıyorsa bir şey kokuyorsa bir şey çöpe gidiyorsa israfın dik alası var. Ev lanetlik. İş yeri lanetlik.

Neden? Lanetlik bir iş yapar israf eden. Bir şey atıldı kokuttu mümkün değil. Biz erkekler olarak da kadınlar olarak da bunu konuşamayız bile. Konuşamayız bile. Konuşamayız yemekler kenarlarda atılı durur. Bir lokma her tabakta bir şey vardır atılır o. iki lokma bir şey vardır yenmez atılır çok yapılır atılır. Bu bizde hastalık haline geldi bu. Allâh muhafaza eylesin. Asraf öyle değil. Sahâbe öyle bir hayat yaşamadı. Hz. Muhammed Mustafa öyle bir şey öyle bir hayat yaşamadı. Zaten Muhammed’i bir hayat standardı. Bugünkü vahşi kapitalist vahşi Deccâlist sisteme karşı. Peygamberi bir hayat standardı. Vallahi de billahi de tillahi de bu vahşi Deccâlist sisteme karşı. Az yemek var israf etmemek var.

Çok tüketmemek var. Üretmek var. Cihâd etmek var. Unutturuyorlar bize bunları. Cihatla alakalı hiçbir kimse bir âyet paylaşmıyor. Sufilerin de handikaplarından birisi bu. Nefis de cihada önde tutup gavurla cihada arkada tutuyorlar. Önde tutmaları lazım. Müslümanlar cihatci bir ruha sahip olması lazım. Şimdi cihatci bir ruha sahip olması lazım diyen bir kimseyi teröristliğe alıp götürüyor o masrafı. CIA’si. Eğer cihatci bir söylemde deseniz siz teröristsiniz. ABD’si, AB’si, CIA’si, Mossad’ı, İngiliz’i, İsrail’i bütün iti puştu toplanıyor. Yerlisi dışı bütün puştlar toplanmış. Cihattan bahseden bir kimseyi alıp götürüyorlar. Ne? Bu adam terörist. Tabi. Yeni moda şimdi bu. Tabi. Yeni moda şimdi bu.

Bütün puştlar toplanmış bir yere. Müslümanlarda aman bizim başımıza bir şey gelmesin. Aman bizim dolabımızdaki biz etimiz, peynirimiz, yumurtamızdan eksik kalmayalım. Aman bizim sıcacık evimizden biz uzak kalmayalım. Aman ha başımıza bir şey gelir. Aman ha başınıza bir şey gelir. Aman ha. Aman tamam. Bırakın eşcinseller yürüsün, bırakın fuhuş artsın. Bırakın içki, kumar, her türlü melanet bizim boyumuzu açsın. Ondan sonra lüt kami gibi yalayıp yutsun bizi deccaliyet. Yalayıp yutuyor zaten. Bunlar böyle saklı gizli olmuyor bu işler. Meydanda. Meydanda. Allâh’ın lanet ettiği ne kadar fiiliyat varsa serbest. Allâh’ın yapın dedikleri de yasak. asap böyle bugünkü tabirle bizim için onu yapmak istiyoruz.


6. Bölüm

Ve bugünkü tabirle bizim için onlar kelayla kuşu gibi kaldılar şimdi. Ashabın evinde yiyecek yok. Evine misafir oluyor. Bizde yiyecek çok, eve misafir alamayız biz. Öyle bir şey yapamayız. Allâh bizi affetsin. böyle kim misafir alacak diyor Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. O sahâbe ben ya Resulallah diyor. Ben ya Resulallah deyip eve götürüyor onu. Hanımına diyor ki çocukları uyut. Lambayı kız. Evde ne yiyecek varsa diyor sofraya koy. Bu hadisin başka metinleri var çünkü. Bu hadîs Buhari’de geçer. Müslüm’de geçer. Ondan sonra ben bunu Buhari’de daha genişi var. Bunu Buhari’de okumuştum daha önce. Yazmış bu burada. Tirmizi de bu almış. Bu hadîs bildiğim kadarıyla Buhari’de de böyle geniş bir açıda.

Veyahut da kütübüsü de de bilmiyorum. Net şimdi böyle uzun bir şekilde. Sebebi nüzulüyle beraber. Alıyor götürüyor çocukları uyut. Çocukları uyutuyor. Diyor ki ne yiyecek varsa sofraya koy. Suyu da koy suları da az. Bir bardak suları var. Onlar eşiyle beraber yiyormuş gibi yapıyorlar. Ondan sonra yiyorlar yemek fası bitiriyor. Bitiriyorlar. Yan tarafa yatırıyorlar misafiri. Yan tarafa misafiri yatırıyor. Tabi sabah oluyor sabah namazına. Mescidi Nebevi’ye gidiyorlar. Mescidi Nebevi’ye gidiyorlar. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bu ayeti kerime iniyor. Vahyediliyor. Diyor ki kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile başkalarını kendilerine tercih ederler. Diyor ki sahâbe sen ne yaptın dün gece?

Sen ne yaptın deyince sahâbe Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine net bir şekilde anlatmak zorunda. Bu da ölçüdür. Sen ne yaptın deyince sahâbe başlıyor anlatmaya. Şimdi bir dervişe de şeyhi soruyor. Sen ne yaptın? Size malumdur efendim. Sana ne yaptın diye sormuşlar. Anlatsana. Sana ne oldu diye sormuşlar. Anlatsana. Siz bilirsiniz efendim. Bu dervişin edeblisi değildir. Emre itaat etmiyor. Küstağıdır. O kendini edeb ettiğini zanneder, edeb değildir o. O küstahlıktır. Emre itaat etmedi çünkü. Sahâbe öyle değil. Ona soruyor Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ne yaptın? O da anlatıyor diyor ki ya Resulallah bizim evde yiyeceğimiz yoktu. Bizim hepimize yetmezdi. Zaten azdı diyor.

Biz gittiğimizde biz yiyormuş gibi yaptık diyor. Misafire yedirdik. Suyu diyor içiyormuşuz gibi yaptık. Misafire içirdik. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. O sahabeyi ve eşini müjdeliyor. Diyor Allâh sizin hakkınızda bu ayeti kerime indirdi. Düşünebiliyor musunuz sahâbe kendi hakkında ayeti kerime indirdi. Kendi hakkında ayeti kerime iniyor. Kendi hakkında. Tabii burada normalde o kimsenin hem cömertliği çıkıyor meydana hem de kendisinin ihtiyacı olduğu halde kendi ihtiyacına bakmayıp ihtiyaç sahibi, yolda kalmış olan kimseye bunu yapıyor. o kimsenin karnını doyuruyor. Kendisinin ihtiyacı olduğu halde bir başkasının ihtiyacını karşılıyor. Bunlar ulvi hasletler. Bunlar büyük insanların yapacağı şeyler. o sahâbe de bunu yapınca Cenabı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. de o yüzden normalde onu müjdeliyor.


7. Bölüm

Rabbim bizi onlardan eylesin inşâAllah. O yüzden normalde bu tabii çok üstün bir ahlak. Bu hadislerle tasavvuf kitabına alınmasının sebebi bu bir sûfî ahlakı. Sufiler bunu kendilerine ölçe edinirler. Kendi ihtiyaç sahibi olmalarına rağmen etraflarında ihtiyaç sahibi bir kimse varsa onların ihtiyaçlarını görürler. Birisinin ihtiyacını görmek, birisinin yarasına merhem olmak, birisinin sıkıntısının define sebep olmak, birisinin müşkilatının haline sebep olmak, bir kimsenin üzerinden bir yükü almak, bir kardeşine bu noktada merhem olmak, ilaç olmak, bir kardeşinin eksiğini tamamlamak. bu kardeş, ne bileyim, fukara bir kardeşin olabilir, borçlu bir kimse olabilir, yetiştiremeyen bir kimse olabilir, olabilir.

Çalışıyordur, yetiştiremiyordur. Bunlar olabilir. Bunlar önemli şeyler. Bunlar toplum içerisinde olması gereken veya bir topluluk arasında muhakkak olması gereken ve toplumun kendi arasında olması gereken şeyler. İki tane gömleğin eksik olsun, ihtiyaç sahibi olan bir kardeşine bir gömlek al. Sen ihtiyacın yok ise bir ihtiyaç sahibi, kimsenin bir ihtiyacını gör. Fakirin de kibirlisini Allâh lanet eder. İhtiyacın var senin, yetiştiremiyorsun. Birisi sana bir şey ikram ettiğinde, bir şey hediye ettiğinde böbürlenip, büyüklenip onu tersleme. Bu senin işin değil. Bunu ancak üstadlar yapması lazım. Bunu ancak zakirler yapması lazım. Bunu ancak ders yaptıranlar yapması lazım. Demesi lazım ki kardeş Allâh razı olsun, bize hediye getirmeyin.

Teşekkür ederiz. Bir ihtiyacı olan kardeşimize götürün. Eyvallâh. Ya ben kim bilmiyorum, yardımcı olayım. Filanca kardeşimize, usulüne uygun bir şekilde kimseye göstermeden, faşetmeden yardımcı olabilirsiniz. Eyvallâh. Eyvallâh. Bunun böyle olması lazım. Bir yere yardım götürülecekse ehli beytin sünnetidir. Hazret-i Hasan radıyallâhu anh hazretleri, geceleri hususi kendi sırtında küfeyle Medine’nin varoş sokaklarında, varoş caddelerinde ihtiyacı olan kimselerin ihtiyaçlarını görürdü. Her gece kendisi yapardı bunu. Berili ihtiyaç sahipleri vardı, o berili ihtiyaç sahiplerine her gece kendi sırtına küfeyi alır, onları teker teker gece hiç kimse görmeden dağıtırdı. Bu ehli beytin sünnetidir. Ehli beytin yoludur.

Bir kimseye belli etmeden yardımcı olursun. Bunu ilan etmezsin. Bunu o kimsenin başına kalkmazsın. Bunu ulu orta söylemezsin. Bunu ulu orta göstermezsin. Bunu ulu orta böyle faş edilecek kelimeler kullanmazsın. Bu doğru değil. Şimdi ümmet bu incelikleri bıraktı, terk etti. Adam kamyonun önüne yazıyor, bilmem ne tekstilin zekatıdır. Allâh senin iyiliğini versin. Böyle bir şey yok. bilmem kimin hayrıdır. Böyle bir şey yok. İslam’ın kendi özü buna aykırı. Evet, zekatı verirken eşkara vermek lazım ama. Böyle değil. Bu kültürsüzlük, bu eğitimsizlik. Bu sonradan görmelik. Yok İslam’da böyle bir şey. Hiç yaşanmamış böyle bir şey. Hiç yaşanmamış. Şimdi bu son dönem, bu on yıldan beri, on beş yıldan beri, yirmi yıldan beri yaşanıyor böyle şeyler.


8. Bölüm

Ben doksan ikide hacca gittim de şaşırmıştım. Tırlardan yoğurt atıyorlar, tırlardan ayran atıyorlar, süt atıyorlar, su atıyorlar, bildiğiniz atıyorlar böyle. Ben bunu doksan ikide haçta gördüm. Müslümanlar böyle karıncalar gibi, arılar gibi uçuşmuşlar tırların başına, herkesin eli havada. Hiç unutamıyorum o estanteneleri. Senin bir şişe suya ihtiyacın var ise gitme kardeşim hacca. Sen gitmişsin, bir şişe suya elini uzatma orada. Vakarını kaybetme. Yoğurt atıyor adam tırdan, bildiğiniz yoğurt atıyor. Ve Müslümanlar katmak için elleri havada. Nereden geliyor? Müzdelifeden şeytan taşlamaya gidiyor. Arafattan Müzdelife’ye gidiyor. Yolda görüyorum bunları. Doksan ikide. Yok böyle bir İslam kardeşim ya.

Ne İslam kardeşim ya. Ne öyle yoğurdu atmak var. Ne de öyle yoğurdu kapmak için uğraşmak var. Haçtasın. Haçtasın. Yok böyle bir şey. Paketlenmiş yemek atıyorlar, bildiğiniz yemeği atıyor. Onlar yapıyorlar ya üstüne et koyuyorlar. Atıyor adam. Haçlı oluyor bunlar. Yok böyle bir şey. Öyle dağıtmak da yok. Öyle dağıtılanı almak da yok. Veya Ramazan ömrüsünde. Adam iftar vakti geldiğinde kafasında veya elinde vurma. Çıkıyor tavaf meydanına. Millet gağmalıyor oradan böyle. Yapma ya. Yapma. Yapma. Elini uzatma ya. Uzatma elini. Bırak. Sen Beytullah’tasın Rabbin seni besler. Onun misafirisin orada. Biz komple dünyada onun misafiriyiz. Ama Beytullah’a gitmişsin, özelsin. Uzatma orada elini hiçbir şeye.

İbrahim ateşin içinde Cebrail’i elini uzatmadı. Sen uzatma. Biz hacca gittiğimizde ben bakıyorum bir tır yanaşmış oraya. Altı yedi kişi Allâh razı olsun Nuri, Oktay, Hacı Murtaza. Hacca gittik. Ben şimdi bazen şimdi herkes önde yürür. Sünnet önde yürümek değildir. Bir tehlike varsa lider hükmündeki kimse önde yürür. Tehlikeye önce kendisini atacak. Bir tehlike yoksa tevazudur. Lider en arkadan gider. Bana en arkadan gidiyor mu arkadaşlar önde gidiyorlar. Ben en öndekini bağırıyorum. Sola çarp bağır. yolda gidiyoruz halbuki yani. yolda gidiyoruz halbuki yani. Sola yanaş. Sola yanaşıyorlar şimdi onlar. Hadi solda bir tır görüyorum. Sağa yanaşıyorlar. Oktay dayanamadı. Abi hakkını helal et dedi ya.

Böyle dedi bir tır görüyorsun dedi. Tırdan uzaklaştırıyorsun bizi dedi. Oktay dedim gaflete düşer de içinizden birisi dedim. Dağıtılan bir şeye elini uzatır diye korkuyorum dedim. Tiksinirim ondan çünkü dedim. Ondan tiksinirim çünkü dedim. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden uzak tutuyorum sizi dedim. Tırlardan çünkü atıyorlar ya. Olur ya insan bir boşluğa gelir. biraz da neşelenelim ve hatta bir şey olalım gibisinden. Bir şeye ihtiyacımız yok hamdolsun. Elini uzatır. Allâh muhafaza eylesin. Sakın. Sûfî vakarını hiçbir zaman kaybetmez. Elini uzatmaz bir şeye. Ben böyle iyiliğimi erdemliliğimi anlatmak için anlatmıyorum. Böyle bir ölçü olsun diye. Bir gün böyle yine Mekke’deyiz. Orada birisi böyle bir sofra kurmaya çalışıyor.


9. Bölüm

Hava 118. Adam oraya beş hurma koyacak. Allâh. Mekke’de oluyor bu. Biz de rahmetli seyyid taş da orada oturuyoruz. Bizim başka arkadaşlar da var orada. Bursa’nın dışından. O Bursa’nın dışındaki arkadaşlar da o adama teman ne edeceğiz diye uğraşıyorlar. Adamdan kibir akıyor. Böyle içim daraldı. İçimden dedim ki sana misafiriz, kimseye değil. Seyyido’ya dedim kalk. Ben dedim tavafa çıkıyorum. Kalktı bu şimdi. Eğer dedim bir kelime konuşursan, elini bir şeye uzatırsan, bir şey dersen otur dedim. Bugün ben iyi değilim dedim. Bıttık yok bunda. Bıttık yok bunda. Biz şimdi bir tavaf yaptık, ikinciyi yaptık. Çıkmıyorum ben tavaftan. İftar vakti geliyor. Biz üçüncüyü de yaptık. Üçüncü tavafı da bitirdik.

Ezan’a böyle üç dört dakika falan kaldı. Tabii bu arada da şimdi orada hurma tepsilerini şey yapıyorlar ya. Ama açık ama kapalı böyle poşetli. Biz bizim bir şavt yapıyorsa bu almıyoruz ya birinin dikkatini çekmiş. Biz bir geçtik almadık, iki geçtik almadık. Adam tepsiyle bizim yanımızda dolaşıyor şimdi. Seyyido bakıyor bana konuşmak yasak ya konuşamıyor şimdi. Ben de hiç bakmıyorum. O da benim arkamdan gidiyor. Benim biraz o tersliğimi biliyor. Bu şimdi tık yok bunda. Bende de tık yok. Biz gidiyoruz adam geliyor bizden beraber. Tabi herkes kan alıyor hurmadan. Hurması da güzel adamın. Tabi o tepsiyle bizim yanımızdan geliyor böyle. Bize bir iki konuşuyor Arapça. Biz bakmıyoruz bile ona. O tabi bizden beraber şey yapıyor.

Tavaf ediyor o da bizden beraber. Biz bakmıyoruz o bizden beraber gidiyor. Biz bakmıyoruz o bizden beraber gidiyor. Tepsisi bitiyor. Birisi koşturuyor getiriyor ona bir tepsi daha veriyor. Onun tepsi bittikçe tepsi geliyor. O bizden beraber dolaşıyor. Tavaf ediyor o da bizden ya da bizde beraber dolaşıyor. Ama bize haber eyal varıyor hurmadan alın diye. Ben tabi gidi ki böyle bende göz möz gitti. Benim yaş akıyor bende. Halet ruhiyim iyi değil. Ondan sonra kendi kendime ver yansın çek uzansın yapıyorum ben. Ondan sonra neyse tavaf bitti. O adam da bitti bizden beraber. Baktı gördü biz almıyoruz. Son şaftı bitirdik biz. Ondan sonra ben tekrar döndüm. Geldim. Rükneye, yamaneye yakın bir yere oturdum.

Bitti bizim çünkü. Ben kafamı eğdim. Kafamı da kaldırmıyorum. millet cemzem de oturuyor. Herkes cemzemi elini uzatıyor. Elimi uzatmayacağım dedim bugün hiçbir şey. Zaten uzatmamışım. Neyse bizim önümüze zemzemler geliyor. Kafamızı kaldırmıyoruz biz şimdi. Yalnız en enteresanı şu. Böyle iki dizimizin üzerinde oturuyoruz. O da benim yanımda. Kafamızı kaldırmıyoruz. Bir böyle naylon poşetin içerisinde üçer tane hurma. Böyle sanki gökten düşer gibi. Laap, laap. İkimizin önüne böyle elbisemizin üzerine. Ne yan tarafa var, ne öbür taraftan var. Hiçbir yere yok. Bize geldi iki tane. Şimdi bu elini süremiyor. Allâh rahmet eylesin. Böyle duruyor şimdi bu. Hiç elini süremiyor. Ben de elimi sürmüyorum.


10. Bölüm

Ben neredeyse ağzıma isteyeceğim zaten. İş benden o kadar çıktı böyle. Bu üç tane hurma geldi. Neyse. Zemzemler önümüzde. Ezan okundu. O şimdi bakıyor ben ne yapacağım diye. Önce zemzemle neyse. Orucu açtık tabi. Ardından ben biraz duysun diye. Besmele çekerekten şeyi açtım. Poşet. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm dedim. Poşeti açtım. Neyse. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm dedim. Yaladım ben şimdi onu. Seydun’un ağzına verdim. Allâh’ın sana şifa olsun dedim ona. O şimdi hiç seslenmedi tabi. Bu bir tane aldı. Ardından ben bir tane daha oradan aldım. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm dedim. Böyle bir yarım ısırdım. Normal değil hurma. Dedim bu hurma normal değil. normal değil. Normal değil. Bu sefer bir ağlamak daha geldi bana.

Neyse. Biz tabi hurmaları bitirdik. Zemzemi içtik. Daha konuşmak yok. Ardından ezan okundu. Namazı kıldık. Ondan sonra hemen hızla tavaf namazlarını kıldık. Koşturduk Şeyh Efendi’nin yanına. Ondan beraber çünkü otele iftara gidiyoruz. Yemeğe gidiyoruz. Ben tabi gittim hemen onun bulunduğu yere. O da bizden beraber geldi. Böyle baktı. Tavaf güzel miydi Mustafa Efendi dedi. Güzeldi efendim dedim. İftar ettiniz mi dedi. Ettik efendim dedim. Hamd olsun dedi. Allâh razı olsun efendim dedim. Tabi Seyyidtaş’a konuşma yasağı var ya. Biz Beytullah’tan çıktık. O konuşmasa patlayacak ama yapacak bir şey yok. Emir sıkıntılı. Beytullah’tan çıktık ama ben de konuşmuyorum. Beytullah’tan çıktık. Hacı Allâh kabul etsin dedim.

Allâh razı olsun kurban dedi. Ya hurma dedi. Şşş yaptım ben buna. Dedim bunu konuşmayacaksın hiçbir yerde dedim. Kurban olayım nereden geldi dedi. La hacı dedim. Sus dedim ya. Sus tamam bitti. Allâh rahmet eylesin. O şimdi ikide birde taş atardı bana. Bir hurma yedik. Yine arada. Söylemezse dayanamaz çünkü. Mesela arkadaşlar toplandığında. ya hurma çok güzelmiş. Biz bir hurma yedik. Allâh rahmet eylesin. Onu söyleyecek illaki. Şimdi canım kardeşlerim. Derviş bir şeye elini uzatmaz. Bunu alabilir miyim demez. Bunu alayım demez. Bunu bana verir misin demez. Derse ücretini verir. Sen bir şey istersen o senden ücret almayacak. Belli. Ben bunun ücretini vereyim. Alma kardeşim ondan. Senden ücret almayacak.

Sen o zaman diyeceksin ki. Kaç para o? 50 lira. 100 lira atacaksın sen. Atamayacaksan alma. Yapma. Allâh muhafaza eylesin. Yaptığını da söyleme. Şimdiki hastalık bu. Tasattuk ettiğini yardım ettiğini söyleme. Kimse bilmesin ya. Son bir şey daha anlatayım. Meseleyi bitireyim. Hakkınızı helal edin. Öyle şeyde oturuyoruz. Tekkede. Canfer’le. Cumartesi günleri böyle konuşuyoruz ya. Şu oldu bu oldu. Şunu şöyle ayarlayın. Bunu böyle ayarlayın. Cumartesi günleri tekkede. 15-20 dakikalık istişare oluyor. Gene böyle oturduk. Birisi böyle. Göğüsülerde kafa dik. Öyle girdi içeri. Tekkeden içeri. Canfer’le dedim. Bu gelen adamdan dedim. Bir şey var değil mi? Yok dedi. Senden habersiz hiçbir şey almıyoruz dedi.

Bu ne dedim ya? Tekkenin sahibi gibi girdi içeri adam dedi. Vallahi bilmiyorum ki dedi. Adam geldi. Tam bizim masanın başına geldi. Mustafa hocam ben bunlardan şikayetçiyim dedi. Ah dedim ya. Antaşal derler bizim orada. Dedim buyur. Ben dedi. Yardım ediyorum. Süleymancılara yardım ediyorum. Menzilcilere yardım ediyorum. Ben dedi. Kapalı çarşıda esnafım. Bilmem kaç tane kiralık dükkanım var. Aylık bilmem kaç bin lira gelirim var dedi. Bu şimdi. Ne kadar güzel mâşâAllah dedim ben. Ama ben dedi. Başkana dedim ki dedi. Size yardım etmek istiyorum. Bu yardım kabul etmiyoruz dedi. Ha öyle bu dedim. Ya nasıl olur dedi. Ben herkese yardım ediyorum dedi. Ben dedi. Size de yardım etmek istiyorum dedi.

Bu şimdi. Dedim ki ben. Bu böyle dedim ben. Kimseden bir şey istemiyor dedim. Allâh’ım adam yapıştı. Ayrılmıyor. İllaki yardım edeceğim. Allâh yardım edeceğim. Ben de almıyor. Yok yardım edeceğim. Ben bu almıyor. Ben yardım edeceğim. Ben almıyor. Ben üç dört sefer söyledim. Baktım gördüm iş. Şeyden rengi değişecek. Dedim ya sen git dedim. Üç beş paket bir çay al. Üç beş paket de dedim. Şeker al sen. Buraya getir çay ocağına koy dedim. Millet burada içsin o zaman dedi. Anlatsana. Tamam ya dedi. Tamam o zaman. Anlaştık mı anlaştık. İyi tamam dedim. Sen dedim üç beş paket şeker al. Üç beş paket de dedim. Çay al fazla da alma dedim. Getir buraya koy. Burada dedim dağıtsınlar. İçimden dedim ya elhamdülillah.

Dedim Cafer. İyi ki sen bundan dedim bir şey almamışsın. Alaymışsın dedim. Hepimizin kulağından tutup atacakmış dışarı dedim. Ulan buraya ben bakıyorum. Burayı ben hallediyorum. Burası bana ait diyecekmiş dedim. Allâh muhafaza eylesin. Sufiler yapmış oldukları hayrı da gizlerler. Hayrı yaparlar bunu gizlerler. Söylemezler. Birinin bir ihtiyacını görürler. Bunu konuşmazlar. O kimse emindir sufiden bir yardım aldığında. Bilir ki konuşulmayacak bu. Allâh muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi korusun inşâAllah. Bunlar güzel ahlakın. Böyle tatlı tatlı nişaneleri. Bizler de onlarla inşâAllah yaşarız. Hakkınızı helal edin. Lâ ilâhe illâllah. Lâ ilâhe illâllah. Âmîn.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Nefs, Sünnet, Şeyh, Şükür, Hamd, Dervîş, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı