Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

584. Dergâh Sohbeti — Cuma’nın Sıhhat Şartları, Tabi Olmanın Zorluğu ve Teberrük

584. Dergâh Sohbeti'nde evde zikrullah yapma hadîsi, Cuma namazının Hanefî mezhebine göre sıhhat şartları, Cumhuriyet döneminde Cuma meselesi, sabah namazının sünnetinin vacibe yakınlığı, bir üstada tabi olmanın zorluğu, Üsâme bin Zeyd'in komutanlığı ve Câbir bin Abdullah hadîsiyle teberrük geleneği anlatılmaktadır.


1. Bölüm

Selamünaleyküm. Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Bir kimse eşiyle zikrullah alakası oluşturup Allâh’ı zikredebilir mi? Evet. Aile olur hem. Aile halkıyla komple. Oturup evde zikrullah yapmak. Muhteşem bir şey olur. İnşâAllah. Allâh hepinizin evini zikrullah yapılan evlerden eylesin. Âmîn. Ey ashabım size mağmur güzel ev ile harabe ev arasındaki farkı söyleyeyim mi? Ya da Allâh’ı zikredilen ev ile zikredilmeyen ev arasında farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Allâh’ı zikredilen ev yıkıntı da olsa mağmurdur. Allâh’ın zikrinin olmadığı ev mağmur da olsa harabedir. Allâh evlerimizi zikirhanelere çevirsin inşâAllah.

Âmîn. Cenâb-ı Hak bütün evlerde Allâh’ın zikrin yapıldığı, Allâh’ın dinini yaşandığı evlerden eylesin. Âmîn. Mesaj yoluyla gönderilen bir dua yazıp bu duayı 13 kişiye gönderin. Üç gün sonra istediğiniz kabul olacak diye gelen mesajlarda ne yapmamız lazım? İnanmasak günaha girer miyiz? İnanmayın zaten. Batıl bir şey. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. Cuma suresinde Cenâb-ı Hak cuma namazına gitmememizi. Ha, gitmemizi..emrediyorum. Bir esnaf dükkanında çalıştırdığı bayan elemanın satış yapmasında bir sıkıntı var mıdır? Yapılan alışveriş fesada uğrar mı? Evet. Cuma malü medine-i münevvere’de hicretle emrolunmuş bir namazdır. Evet. Cuma Mekke-i mükemmel’i de emredilen bir ibadet değildi. Hz. Peygamber, sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hicret edince medine-i münevvere de ilk önce, Beytullah’ın olduğu yere geçmedi.

Biraz daha böyle Medine’nin dışında sayılacak bir yere tabirci ayette çadırı kuruldu. Orada misafir oldu. Orada misafir olurken Cuma’a farz kılındı. Cuma’a farz kılınca hatta Türkler oraya Cuma mescidi der, Medine’nin dışında. Sonradan orası tabii yıkıldı, tanımal oldu. Bu Suud ailesi, Peygamber’i sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’yle alakalı tarihi, nerede ne varsa bidat deyip hepsini de yıktılar, perperişan ettiler. Tarihli olan bağını kopardılar Müslümanlar. şu anda Medine-i Münevvere’de tarihle bağ olan yer, bir Medine-i Münevvere mescid, mescid-i nemevi, onu da zaten yine tarihle bağ kopmuş vaziyette. Bir de Cuba mescidi var. O da tarihle bağ kopmuş vaziyette. Bir Uhud kaldı. Oranın da normalde tarihle bağı kopmuş vaziyette.

Bu en son Ramazan ömrüsüne gittiğimizde şok oldum. Ne hendek kalmış, ne yedi mescidler kalmış orada. Ondan sonra tarihi dokuyu, tarihi bağların hepsini de yıkmışlar, yerle yeksan etmişler. Allâh onları da yerle yeksan etsin inşâAllah. Âmîn. Bu normalde Cuba mescidi değil burası. Cuma’nın kılındığı yer. O Cuba mescidi, ilk önce mescidi Aksa’ya dönülürdü, kıble olarak. Sonradan namazdayken, namaz farz olduktan sonra oldu bu. Namazdayken Beytullah’a yönelilen mescid, kıbleyin iki kıbleli mescid dedikleri yer, orası Cuba mescidi. Ondan önce bir Cuma mescidi var. 92’de biz hacca gittiğimizde o Cuma mescidinin olduğu yerde, yine mescit yoktu orada da. burası Cuma mescidi diyorlardı. Bir yer gösteriyorlardı.


2. Bölüm

Ondan sonra örneğin işte, Hz. Osman Efendimiz’in aldığı bir kuyu var. O kuyu açık da, oradan uzaktan geçiyorsun. diyorlar bu hurmalın içinde Hz. Osman Efendimiz’in aldığı kuyu var falan. öyle tarihi olarak hiçbir yer yok. O Cuma, Medine-i Münevvere’de, ilk hicrette, ilk farz olan namazlardan birisi. Cuma’nın eda şartları var. Bir de sıhhat şartları var. Bizim ülkemizde ve İslam dünyasında eda şartları konuşulur hep. Sıhhat şartları konuşulmaz. Eda şartları nedir? Bir Müslümanın kendi üzerinde bulunması gerekenlerdir. Müslüman olması, hür olması, Cuma’ya gidebilecek sağlığa sahip olması, ceza önde mahpus olmaması falan. Bunlar eda şartları. Asıl önemli olan sıhhat şartlarıdır. Cuma siyasi bir ibadettir.

İbadettir. Size bu tuhaf gelebilir. Bir veçesi siyasidir. Devleti ilgilendirir, sistemi ilgilendirir. Siyasidir Cuma ibadeti. Bireysel değildir. Topluluk ibadetidir, toplumsaldır. Mesela bir kimse cemaatle namazı kılması daha evladır. Tek başına öğle namazını kıla bilir mi? Evet, Cuma’yı kılamaz. Cuma’yı kılamaz. Cuma’nın kılınabilmesi için sıhhat şartlarındandır. Bir cemaat oluşması gerekir. Hanefi’ye göre üç kişidir, Şafi’ye göre kırk kişidir. Cemaat oluşması için. Hanefi’ye göre bir yerde Cuma’nın kılınabilmesi için şehir hükmünde olması gerekir. Hanefilere göre bir yerin şehir hükmünde olabilmesi için o yerde kısasların uygulanması gerekir. İslam hukuku bir yerde yok ise, kısas uygulanmıyorsa orada Cuma’nın kılınmaya bilinir.

Hatta kılınmaz. Mesela köyde Cuma’ı kılamaz. Neden Cuma’ları hep şehre iner köylüler? Çünkü köyde kısas uygulanmadığından dolayı Cuma köyde kılınmaz. Şehir hükmünde olması lazım. Cuma’nın sıhhat şartları bunlar. Hanefilere göre tek merkezde kılınması gerekir. Tek merkezde kılınamıyorsa, şehri bölen bir vadi, bir nehir, ne bileyim bir ırmak, böyle bir şehri bölen bir sınır, herhangi bir böyle aşılması mümkün olmayan bir şey varsa o zaman iki veya üç yerde kılınabilinir. öyle düşünün bir şehir, şehri üçe bölen iki tane nehir var, ortasından geçen. Nehir var, ortasından geçen. Ama bir şehirde de. O nehirlerden dolayı üç yerde kılınabilinir. Ama burada nehri aşamıyorsa insanlar, köprüler var ise, köprülerle bu nehirle aşılması mümkün ise o zaman tek merkezde kılınması lazım.

En önemlisi. Cuma’yı devlet başkanının kıldırması, devlet başkanının işi gücü var ise, herhangi bir sebebi var ise, onun tayin ettiği vekilinin, halifenin kıldırması. Ardından bir madde daha var. Cuma’nın kılınacak olan mescitte halifenin, devlet başkanının ya mescidin yapılmasına müsaade edilmesi. Peki, bakın, hanefiyeye göre siz kafanızın estiği yere cami yapamazsınız. Caminin yapılması için emir el mümininden izin almanız gerekiyor. Eğer emîrü’l-müminin oraya cami yapılmasına müsaade etmezse, siz oraya emîrü’l-müminin emri olmak sizin cami yapamıyorsunuz. Mescid yapabilirsiniz, orada cuma kılınmaz. Adı mescittir onun. Bakın, adı mescittir. Mescid küçük camilerde, öyle diyelim Türkçesi, o Mescid-i Sakir, Mescid-i Kebir hükmü girer.


3. Bölüm

Mescid-i Kebir büyük mescittir. Onun bir işte, zannediyorum ikiye üç mü ne? İkiye üçten fazla olursa Mescid-i Kebir hükmüne giriyor. Mescid-i Kebir hükmüne girince devletin izni gerekiyor. Eğer devletin izni alınmadıysa orada cuma kılınmıyor. Kılamıyorlar. Ya oranın yapılması için devlet müsaade edecek, devlet dedim İslam devleti, emîrü’l-müminin veya İslam halifesi müsaade edecek, hanefiyeye göre söylüyorum bunu. Ya da orada cumanın kılınmasına müsaade edecek. Haydi ben sizi Cumhuriyet’in ilk yıllarına halifeliğin kaldırılmasına götüreyim. Halifelik ilga edilirken, Türkiye Cumhuriyeti Meclisi’nin uhdesine gönderilirken, gömülürken, cuma meselesi çıkıyor. Diyorlar ki, cumayı nasıl kıracaklar?

Cuma için emir el mümininin izni lazım. Paşa diyor ki, izin mi lazım? Evet, yazın diyor bir genelge, yazıyorlar bir genelge. Paşa’nın genelgesiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti hudutları içerisindeki her camide cuma kılınabilir diye Paşa fetvayı veriyor. Eski dilde, yeni dilde bir kararname çıkarıyor. O kararnameyle Türkiye Cumhuriyeti hudutları içerisinde Paşa’nın imzasıyla cuma kılınıyor. Paşa emir el mümininin hükmünde midir? Değil midir? İslam halifesi hükmünde midir? Değil midir? Layık bir cumhuriyette böyle bir şeye olabilir mi, olamaz mı? Bu tartışma, bugün ki sohbetin konusu değil. Şimdi, normalde cuma’nın sıhhat şartları göz önünde bulundurulursa sıhhat şartları göz önünde bulundurulursa bir kimse cuma’ya gidemese ona neden cuma’ya gitmiyorsun diye bir şey sorulmaz.

Mesela 12 Eylül cuma günü olmuştu. Şimdi gençler hatırlamazlar darbeleri. Biz de zaten normalde 12 Eylül’ü biliyoruz. Ondan önceki 60 ihtilalini bilmiyoruz. Normalde 60’ta da olmuş. Biz de 12 Eylül’ün darbesini biliyoruz. Canlı, heyecanlı yaşadık. Ondan sonraki müdahaleleri biliyoruz. 12 Eylül’den sonraki. Biz de normalde düşünebiliyor musunuz? Normalde düşünebiliyor musunuz? 58 yıllık, 57 yıllık hayata üç tane darbe sıkıştırdık. Düşünmeyelim. 12 Eylül’de oldu. Normalde 28 Şubat’ta oldu. Bir de 15 Temmuz’da darbe teşebbüsü oldu. Sonuçta biz de kendi hayatımızda üç tane darbe sıkıştırmış olduk. Şimdi cuma günü oldu. Cuma günü olunca millet o askeri darbede cenazesini dahi kaldıramadı. Bizim şeyde bir sokak üstümüzde birisi vefat ettiydi o ara.

Ondan sonra cuma günüydü. Ben kapının önündeydim. Beş kişi mi, altı kişi mi ne? Şeyden bizim evin ilersinden o inen aşağı mezarlığa inen bir yol vardı. Koşa koşa götürüyorlardı şeye. Ne o? Cenazeyi. artık o kimsenin namazı kılındı mı, kılınmadı mı? Ondan sonra yıkandı mı, yıkanmadı mı? O böyle koşa koşa oradan kenardan götürdüler hızla mezarlığa. Ondan sonra başlarında da bir iki tane çapraz tutucu da asker. Ondan sonra askerin nezaretinde cenaze gömüldü, gelindi. Ne cuma kılındı, ne camiler açıldı, ne bir şey. Şimdi o gün normalde darbe oldu. Müslümanlar o cumadan sorumlu mu? Değil. Veya hatta mesela devlet dairesinde çalışıyor ya şimdi herkes. Bir resmi bir yerde çalışıyor. Veya bir fabrikada çalışıyor.


4. Bölüm

O kimse şimdi cuma saati ben cuma kılacağım diyebiliyor mu? Diyemiyor. Veya hatta Almanya’da bir kimse Mercedes fabrikasında çalışıyor. Orada cuma kılacağım diyebiliyor mu? Diyemiyor. Veya örneğin burada Bursa’da diyelim ki önceden bizim zamanımızda iplik fabrikaları vardı. İplik fabrikalarının birisinde çalışıyor bir kimse. O kimse cumaya gideceğim diyebiliyor muydu? Hayır. Gideceğim desen normalde müsaade ederler mi? Hayır. Ama derler mi ibadet özgürlüğü var diye? Evet. Ya bu ibadet özgürlüğü var. Ben bir cumaya gitmek istiyorum. Bu ibadet özgürlüğümü ondan sonra icra etmek istiyorum dediğimde seni cumaya gönderirler mi? Hayır. Anayasa da var mı? Din ve vicdan hürriyeti? Evet. İbadet hürriyeti de var mı?

Evet. Mehmet Ali var değil mi? İbadet hürriyeti de. Bir kimseyi dilediği gibi ibadet edebilir diyor değil mi? Dininin emirlerini yerine getirme noktasında. Ama cumaya gidemez. Veya hatta dinin emirlerini ben beş vakit namazımı, benim dinimin emri ben camide kılacağım dediğimde o kadar çok feta verirler ki size. Fetvadan bol bir şey olmaz. Şimdi cumayla alakalı mesele bu eline boyuna. O zaman bir kimse şimdi bir yerde çalışırken cumaya gidemeyince o kimse sorunlu oldu mu bundan? Hayır. E şimdi dükkan var. Ben şimdi o kimseye dükkanı kapat diye buradan fetva verebilir miyim? Hayır. Dükkanı kapat diye fetva veren bir kimse layık demokratik hukuk devletini teokratik sisteme dönüştürmeyi istemekten dolayı savcılığın önüne gider mi bir kimse?

Evet. Mustafa Özba buz okuyu yutar mı? Hayır. Ben Hanefe fıkıhçılarının cumayla alakalı sıhhat şartlarını söyledim. Bu sıhhat şartları sizin okuduğunuz ilmi hallerde yoktur. Bu Diyanet’in ilmi hallerinde filan böyle yayınlanan tek cilt ilmi hallerde bu yoktur. Allâh bizi affetsin inşâAllah. Sabah namazının farzında cemaati yakalayan yakaladıysan sabah namazının namazının farzında cemaati yakaladıysa bir kimse ona bir küçük altın hediye takmak lazım. Bu zamanda ona diyeceksin ki bir küçük altın hediye takmak gerek. lazım. Bu zamanda ona diyeceksin ki bir küçük altın. Hoş aslında camilere diysen ki sabah namazının farzına gelene bir küçük altın hediye verilecek camiler dolar o zaman. Gerçekten dolacağını ümit ediyorum. diyeceksin ki camiden çıkana bir küçük altın.

Ya Abdül Latif nerede? Kuyumcu olan var mı aranızda? En ucuz küçük altın ne kadar şimdi? Kaç? Üç yüz altmışlar. O daha bir sonradan çıkardılar daha küçük hediyelik gram altın mı? Vay ne biliyorsunuz ha? Kaç gramlık oluyor onlar? Bir gram. Yarım gram bir de çıkarmışlar. Bir güzel süslü paket yapmışlardır ona. Öyle yarım grama. Vay mâşâAllah ya. Sorunun devamını okuyayım artık. Cemaat’ı yakalıyor, yakaladıysan sünneti terk edip cemaate uymak gerekiyor. Bu durumda farz namazdan sonra sünneti kılabilir miyiz? Normalde her cemaat böyle baktın mesela daha yeni namazı durmuş. Hemen sünneti kıl. Son selamı yetişebileceğine inanıyorsan son selamı yetişsen de farzı cemaate yetişmiş oluyorsun. Ha yok yetişemedi.


5. Bölüm

O zaman normalde şeyi hatta hanefilerin bir kısmı demişler ki orada hemen sünneti kıl, ardından farzı kıl demişler. Çünkü sabah namazının sünnetlerini kılmaklığım dünya ve dünyanın içindekinlerden daha kıymetlidir demiş adı şerfta. O yüzden hanefiler vacibe yakın görmüşler sabah namazının sünnetini kılmayı. Böyle çok onlar çoğunlukta değil, hanefilerden bir kısmı vacip hükmünde demiş sabah namazının sünnetini. Çünkü Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir gün seyahat esnasında sabah namazına uyanamadılar. Bilal abi dedi ki sen benim dizime yat. Ben seni uyandırırım dedi inşâAllah demedi. O da uyudu kaldı. Bir baktılar ki güneş doğmuş. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bütün komple herkesi kaldırdı.

Bir müddet yürüdüler. Güneş biraz daha yükseldi. Iki üç mızrak boyu kadar. Ondan sonra tekrar onları şey yaptı, konaklattı. Dedi ki sabah namazının sünnetini kılanlar bunu kılmaya devam etsinler dedi. Kendisi de kıldı. O yüzden hanefiler derler ki sabah namazının sünneti vacibe yakındır. Birkaç tane hanefi iştahatçısı da vacip der. Ama İmam Muhammed, İmam Yusuf, İmam Azam, bunlar nafile sünnet hükmünde görmüşler. Ama böyle terk edilmeyen sünnetlerden. Hiç terk edilmemiş çünkü. O yüzden siz o namazı kılmaya gayret edin. Bir derviş nafile orucunu şeyhinin ikramıyla veya emriyle bozabilir mi? Bozabilir. Şeyhinin ikramıyla da bozabilir. Bir başkasının ikramıyla da bozabilir. Bozabilir. Bozduğu zaman onunla o oruç ona vacip olur.

Böyle eski sûfîler bununla alakalı böyle şeyhe bağlılıklarını göstermenin bir yolu olarak görmüşler bunu. şeyhim bana nafile orucumu boz dese bozarım. Hatta demişler ki farz orucumu dahi bana boz dese bozarım. Altmış bir tutarım filan muhabbeti yaparlar. Arkadaşlar önceden şeyhe olan bağlılığın göstergesiymiş gibi bunlar uygulanmış, uygulayanlar olmuş. Bunlara eskiden uygulanan bu uygulamalara itirazım yok. Bu konuda bir şey dediğim yok. Orucunu bozarım. Boz dese bozarım diyor dervişler. Bu geçmiş dönemlerde de bizim böyle arkadaşların kardeşlerin içerisinde konuşulan şeylerdi. Şeyhe, bağlılığı çok seviyor. Aynı Şeyh Efendi, oraya birisini zakir tayin ediyor. Tayin ettiği zakir istemiyor. Çok bağlı olan derviş.

Oruç bozmaya geliyor da, orucu boz dese bozarım, at dese atarım, sat dese satarım. Harika. Ya bu meseleyi nasıl yapacağız? Cafer’le istişare et. Ben Cafer abiye bunu sormasam olur mu? Allâh Allâh. Neden? işte. Örnekliyorum yani. Adnan’la ilgilensin bu işte. Adnan baksın bu işe. Allâh Allâh. Aha. Adnan duymadı. Herhangi bir yerde, herhangi bir beldede, herhangi bir bölgede. At dese atacak. Tut dese tutacak. Ya orada bayanların zakiri filanca. Ay yok, ona uyunmaz ya. Neden? Ya ona uymasak. Haydi. Daha değil herhalde. Mesela örnekliyorum. Hüseyin’i istemeyen dervişler toplanıyorlar başka yerde toplanmayı düşünüyorlar. Şu Hüseyin’i bir oradaki zakirlikten bir indirmemiz lazım ya. Neden? Oo ne problem var, ne problem var?


6. Bölüm

Ya atacaktın kendini? Bizim bir Hacı abimiz vardı. Ömre’ye giderken bana öyle dedi. Bana uçaktan atla desem atla dese atlarım dedi. Dedim uçaktan atla demez sana dedim. Uçaktan atla diyecek diye bekleme dedim. Bir laf söyler dedim. Yapamazsın dedim. Mekke’deyiz. Odadayız. Bu Hacı abiye bir kaykıldı. Allâh affetsin beni gösterdi. Bunun gibi olamadınız hiçbiriniz dedi. Herkesi kurt tavuk gibi başına toplar dedi. Siz dedi ondan sonra onu tiftikliyorsunuz, bunu tiftikliyorsunuz dedi. Bir böyle boşalttı. O Hacı abi odanın kapısını bulamadı. Kolay değildir böyle şeyler. Ben kapıyı gösterdim ona. Çıktık dedi benim dedi şikayet etmişler. Ben Hacı anneyle konuşacağım bu meseleyi dedi. Dedim Hacı abi uçakta bir laf söyle dedin.

Hatırladın mı dedim ben. Atla dese atlarım dedi. Atlarım dedin. Ben de sana atla demez. Bir çakar. Nereden geldiğini şaşırırsın. O zamandır tabi olmak demiştim sana dedim. Bak dedim uçaktan atlayacaktın. Uçaktan atlamana gerek kalmadı. Sana uçaktan attı diyen olmaz. Sana orucunu boz diyen olmaz. Bunu eski menkıbelerden okumuşunuzdur. Senin beğenmedin bir kimseye bu sizin zakiriniz sizin çavuşunuz der. Sen kalırsın. Ona tabi olamazsın. Nasıl yan geleyim nasıl çamura batayım diye bakarsın. Veya sen zakirsindir. Sana der ki bir mesele olur örneğin der ki ona gözüme göründü der ki doktora tabi olsan. Sen bakarsın şimdi. Ulan doktor zakir mi değil, nakip mi değil, halife mi değil. Ben nereden buna tabi oluyorum dersin.

Kendi kendine yer bitirir. Bay bay çekersin. Bunların örnekleri var bizde. Biz yine bir ömre zamanı sabah namazını kıldık. Bana dedi Mustafa Efendi ne yapacaksınız dedi. Efendim müsaade ederseniz tavaf edeceğiz dedim. Ama dedim bir arkadaş sizi bırakacak otele dedim. Yok ala dedi. Ben de dedi şurayı diren dibine dedi. Oturayım hem dersimi çekeyim dedi. Hem sizi seyredeyim dedi. Tavafınız bitince dedi hep beraber gidelim. Emredersiniz efendim dedi. Tam böyle onu oraya o diren dibine bırakacağız. Oradan tavafa gireceğiz. Tam oraya doğru giderken başka bir zakir arkadaşla karşılaştık. O da mâşâAllah süslü böyle sırmalı cübbesi kafasında böyle bir güzel âlim sarığı. Böyle çok yakışıklı bir kardeşimizdi o da.

Onla karşı o geldi böyle. Onun da arkasından onun dervişleri gidiyor. Anladınız mı? Bir insan şeyhi neredeyse derviş de orada olur. Orada ömredeyiz. O arkadaşın da dervişleri arkasından gidiyor böyle sıralanmışlar. Ona böyle baktı. Nereye gidiyorsunuz dedi? Efendim istirahat edecektik dedi. Böyle belagatlı konuşuyor kardeşimiz. Böyle istirahat edecektik falan demedi. Böyle bir belagatlı. Ne yapacaksınız yatıp da dedi. Mustafa Efendi’ye tabi ol dedi. Mustafa Efendi’ye tabi olun. Tavaf edin dedi. Mustafa Özbağ’a tabi olmak cehennem nefesi gibi. şu cehennemden bir soluk alsa adam yarabbi şükür diyecek yani ona nefes gelecek ama Mustafa Özbağ’a tabi olma kadar zor bir şey yok. Hala daha zor bir şey yok.


7. Bölüm

Öyle dedi ya bunun böyle düştü. Onun dervişlerinin de düştü. Komple düştü. insanın içi dayanmıyor gene. Biz yürüdük tabi benim şeyhimin emri. Ben yürüdüm tabi. Biz gidiyoruz zaten. Neyse bıraktık şeyh efendi yerine. Ondan sonra biz girdik tavafa. Ramazan tabi normalde şimdi sabah serinliğinde tavaf güzel oluyor. Biz hoş öğleninden sonra da giriyoruz. Gençlik de var. Neyse biz böyle yürürken tabi o böyle tavırcay ise pındı kırıldı, döküldü kolu kanadı. Bu böyle arkada çok üzgün süzgün bir şekilde gidiyor. Neyse durdum ben onu da aldım yanıma dedim gel. benim yanımda tavafet gibisinden o da benim yanımda tavaf etti. Şimdi böyle uçaktan atlarım demekle olmuyor bu işler. Çok seviyorum demekle de olmuyor.

Birine diyor ki sen şunla bu işi o yapsın diyor. Tamam bitti. O uçaktan atlayacak olan orucunu bozacak olan at dediğimde atarım sat dedim de satarım diyecek olanın kolu kanadı düşüyor. Nereden yan yatırayım çamura batırayım diye düşünmeye başlıyor. Gitti. O zaman gitti zaten. Bunu tabi olmak zor. Dünyada en zor şeydir. Bir insanın kendisinden bir insana tabi olması. Dünyanın en zor şeydir. O yüzden bir yere gidip derviş olmak kadar kıymetli bir şey yoktur. Bir üstada gidip bağlanmak kadar o yüzden kıymetli bir şey yoktur. Bazen ben derim ya bir şeyhi olsun bir kimsenin. isterse şeyhi çok özür dilerim ama böyle çok özür dilerim. Gerçekten şeyh olmamış olsun. Ona tabi olmak kadar zor bir şey yoktur.

Nefse bir şeyhe tabi olmak kadar ağır ve zor bir şey yoktur. Nefse en ağır gelen şey budur. Bunu otuz yıllık otuz iki yıllık dervişlik dervişlik hayatımın içerisinde çok canlı bir şekilde yaşıyorum. Bakın canlı bir şekilde yaşıyorum. Insanın aklı giriyor, fikri giriyor, bilmesi giriyor, rihası giriyor, araya hali giriyor, sevenleri giriyor, dervişler etrafında dönme dönenler hepsi de giriyor. Makamı kırıyor, mevkisi giriyor. Girmeyen bir şey kalmıyor. Onların hepsine böyle cebelleşip onların üstüne çıkıp bir şey he tabi olmak gerçekten çok zor. Hele bu zamanda böyle medyanın bütün basın yayın organlarının herkesin aklını herkesin kendi bireyselliğini, bencilliğini, egosunu öne çıkardığı, zirve yaptırdığı, onu putlaştırdığı bir zamanda bunu kırıp da bir üstada intisap etmek, bir üstada bağlanmak gerçekten çok zor.

Bakın gerçekten çok zor. Bunu ne kadar böyle bu zamanda hafifletsek de bunu ne kadar bu zamanda böyle Allâh affesin, yumuşak hale getirsek de seslenmesek de ben kendim için söylüyorum onu. Ben zakirliğimde de kardeşlere derdim ben. bunu böyle en hafiften aldırmaya, en hafiften söylemeye çalışırdım. Nefse ağır gelir çünkü bu. Ya kolay bir şey değildir. Bunu böyle hikaye gibi gelir bir insana. senin kapalı çarşıda dükkanın var, geliyor, kapının önünde duruyor, bakıyor, sat buraya diyor, aynı gün satıyorsun sen. Bu böyle menkübe gibi dinlerken rahat dinleniyor. Ve hatta kendi kazandasın, hayatın devam ediyor. Göç buradan diyor. Devlet dairesine girmek için herkes can atar, rüşvetler yedirir, bilmem neler yapar.


8. Bölüm

Sen devlet dairesinde işin var, kendi evin var, kendi yerinde. İstifa et, göç. Kolay geliyor insana bunu anlatırken. Veya oraya gidiyorsun, bir iş kuruyorsun, kendine bir düzen, bir sistem kuruyorsun. Buradan gidiyorsun diyor. Her şeyi bırakıyorsun, gidiyorsun, tığ taber, şahmaran. Bu böyle anlatırken kolay geliyor. Tabi olmak kadar zor bir şey yoktur. Teslim olmak kadar zor bir şey yoktur. Nefse en acı gelen şeydir. O yüzden oruç bozmakmış. Ya gelsin ben bin bir tane oruç bozarım ben. Laf onlar. Onların hepsi de laf. Bu ağız Allâh dedi mi sigara dahi içmez dedi, ben anında bıraktım dedim. Ben diyorum ki bizim kardeşlere haram. Bırak hadi. Oruç bozmana gerek yok. Oruç bozma yok. Oruç bozma yok.

Oruç bozma yok. Oruç bozma yok. Oruç bozma yok. Oruç bozma Oruç bozmana gerek yok. Oruç bozmana gerek yok. Sahabeye bile tabi olmak zor geldi. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri son savaş için on yedi yaşındaki genç sahabeye dedi ki komutan bu olacak. Komutan bu olacak deyince patinaç çekti herkes. Medine’liler gittiler bir dediler ki bu mevzuyu peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine söyleyelim. Birisi söylesin. Medine’lilerden bir tane elçi ensardan. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem geri çevirdi. Dediler ki Ömer’e söyleyelim. Hazret-i Ömer radıllahu anh hazretlerine gittiler. Hazret-i Ömer efendimiz bunu bir dile getirdi. Hayır o olacak dedi. Hem böyle sert bir şekilde söyledi.

Hazret-i Ömer efendimiz gitti. Hazreti Ebu Bekir radıllahu anh hazretlerine gittiler. Dediler ki bu meseleyi söyle. Ben asla dedi söylemem. Ben asla söylemem dedi. Ardından tekrar Hazret-i Ömer efendimize gittiler. Dediler ki git konuş. bu çocuk olmasın komutan. Çocuk Gittiler. Hazret-i Ömer efendimiz bir daha gitti. Dedi ki olmaz. Ya genelkurmay başkan atıyor ya. On yedi yaşındaki bizim nazarımızda çocuk genelkurmay başkanı olarak atanıyor. Bütün hazırlıklar yapıldı. Asker bekliyor. Gazaya gidilecek. Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri rahatsız. o dua edecek, onları yolcu edecek. Ama dua edip yolcu edecek takatı yok. Ateşler içerisinde bayılıyor, tekrar ayılıyor, bayılıyor, tekrar ayılıyor, hasta başında bekliyorlar.

Bir türlü uğurlayamadı onu, onları. Sonunda vefat etti. Ordu bekliyor orada da. Ilk halifenin elinde bulduğu ilk iş. Halife kim? Hazreti Ebu Bekir radıllahu anh hazretleri oldu. Haydi tekrar dediler ki Ya Ebu Bekir, değiştir komutanı. Bakın sahâbe yapıyor bunu. Dediler ki komutanı değiştir. Hazreti Ebu Bekir radıllahu ana hazretlerinin sözü. Vallahi de değiştirmem, billahi de değiştirmem. Onun atıdı dedi bu harbi bu çocuk gidecek. Bu gidecek. Değiştirmem dedi. Ne askerleri değiştirdi. Ne komutanı değiştirdi. Ne de o gazadan geri dönüldü. Gidildi gazaya, gazada başarı elde edildi. Dönüldü. Ondan sonra değiştirdi Hazreti Ebu Bekir radıllahu ana hazretleri. Tabi olmak kadar zor bir şey yoktur. O yüzden oruç bozmak söz dinlemenin yanında ne olacak ki orucunu boz dedi.


9. Bölüm

Ben ne kova kova öyle iç suyu. Hertesi gün tut bir daha. Onun edebi oruçluyum bile demezsin zaten. Ramazan farzında oruçluyum dersin bir kimseye. Ramazan farzının haricinde bir kimseye oruçluyum demek de edebe mügayirdir. Nafileni söyleyemezsin hiç kimseye. Sadece şeyhine değil, hiç kimseye söyleyemezsin. Ben oruçluyum diyemezsin. Ancak şunu diyebilirsin. Ben teşekkür ederim. Yemeyeyim. Ya ye illaki şöyle böyle. Ben oruçluyum demek yok. Kaçabildiğin yere kadar kaçacaksın. Kaçamadım. Yapacak bir şey yok. Oruçluyum demektense yiyeceksin. Bir nafileni ishar etmeyeceksin. Meydana çıkarmayacaksın. Bunu ilan etmeyeceksin. Sûfî bir nafilesini ilan etmez. Meydana çıkarmaz onu. Söylemez kimseye. E şeyhi davet etmiş.

Ha gel oğlum bir çay da sen iç. Ben oruçluyum efendim. Büyük küstahlık. Bırak orucu bozma. Onun karşısında ben oruçluyum demek büyük küstahlıktır. Sûfî adamında. Olmaz. Allâh bizi affetsin. Bir uzun bir sohbet var. O yüzden kısasını tercih ediyorum. Bir daha buradan ders yapacağım da hatırlatın bana. İnşâAllah uzun ne yapayım? Bu on yedinci hadîs-i şerif okuyacağım. On altıyı ııı pardon on beşinciyi ve on altıncı okuyacağım sonra. Tamam mı? Inşallah. Deve satışıyla ilgili uzun bir rivayetinde Cabir bin Abdullah radıyallâhu anh şöyle anlatıyor. Medine’ye geldiğimde Resûlullâh salallahu aleyhi ve sellem Bilal’e radıyallahu Allâh’ın hazretlerine. Bana bir miktar altın vermesini ve biraz da arttırmasını söyledi.

Bilal bana bir oku ye. Normande kırk dirhemen filan tekabül ediyor. Bir oku ye altın. Altın verdi. Bir kratta arttırdı. Bir kratta yaklaşık dört buğday ağırlığı filan. Bir krat. Bazı yerlerde farklı şeyler okuyabilirsiniz. Aklımda kalanı söylüyorum şimdi. Bunun üzerine ona Resûlullâh salallahu aleyhi ve sellem bana verdirdiği ziyadeyi benden ayırmayın dedim. Harre günü. Ya Normande şimdi Harre günü meşhurdur. Şamlılar Yezid’in taraftarları bunlar İslam dünyasının içerisinde acı şeylerdir. Yezid’in taraftarları Medine’ye gelip Medine’yi yağmalarlar. Bunu böyle ııı tarih kitaplarında okursunuz. Belki de hadîs kitaplarında çok bununla alakalı bilgi olmayabilir. Meşhurdur. Harre günü diye adlandırılır.

Medine-i Münevvere’yi yağmalarlar. Medine-i Münevvere’ye gelirler. Medine-i Münevvere’de ııı yükte hafif pahada ağır ne varsa yağmalanır. Bu Medine’liler tarafından Harre günü, yağma günü, zulüm günü olarak nitelendirilir. Bu Yezid ve taraftarlarının ne yaptığını bilmez insanlar. Allâh bizi affetsin. Onu benden Şam ehli alıncaya kadar bu ziyade kesem içinde duruyordu. peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri fazladan bir hediye de bulunmuş. Cabir bin Abdullah’a. Cabir bin Abdullah da onun bereket olsun diye peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden gelen ziyadeyi fazlalığı kesesinde biriktirmiş, toplamış, bekletmiş. Şimdi sûfîler burada normalde üstadlarının verdiği bir harçlığı, bir parayı veya üstadlarının onlara hediye ettiği bir eşyayı tebörlüken saklarlar.

Hürmet ederler. Onun bereket olacağına inanırlar. Ve bereket olacağına inanarak o parayı harcamazlar. Bunu bu hadisi bilmeyen bir kısım ehli sufinin dışındaki kimseler bunu bidat olarak görürler, nitelendirirler. bana söyleyen oldu da benim de cüzdanımda böyle bir şey efendinin parası vardı. Hala da vardır benim kasamda, cebimde, orada burada neyse Cenâb-ı Hak bereketini ihsan eylesin. Âmîn. O böyle bir berektir o. Normalde onu bekletir insan. Bir kenarda ayırır. Bunu bana dediler ki ben o bir para vardı. Aa dedim dokum onu. O dedim şeyhimin bereket parası dedim ben. Ya bidat bu filan dedi. Bidat deyince o zamanlar ben dedim ki ya sana bidat. Hakkında bu konuda sahabenin uyguladığı ne var? Bir uygulama var.

Bu da ne? peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri eşyalarını onun böyle bir vermiş olduğu harçlığı onun böyle uyguladığı bir şeyi biz bereket olarak ne yaparız? Üzerimizde bulundurmaya gayret ederiz. Rabbim cümlemizin bereketini artırsın inşâAllah. Bu da şeylerin ne o? Sufilerin kendilerince kendi içlerinde ölçüleri bir edepleri. Allâh Hazreti Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve ashabının edebiyle edeblenenlerden eylesin inşâAllah. Fale mennehu Lâ ilâhe illâllah Hak Muhammedun Resûlullâh cümleyi enbiya’yı ve musalli’n ve


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Sünnet, Şeyh, Halife, Muhabbet, Şükür, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı