Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

583. Dergâh Sohbeti — Fıkıhsız Sûfîlik Olmaz, Kur’ân’ı Yaşamak ve Dergâh Ritüellerinin Sünnetteki Yeri

583. Dergâh Sohbeti'nde midye, tüp bebek, hamam gibi sorulara cevaplar verildi; fıkıhsız sûfîliğin şeytan maskaralığı olacağı vurgulandı. Kur'ân'ı bilmek ile yaşamak arasındaki fark, sahâbenin mertebeleri ve dergâh ritüellerinin sünnet dayanağı anlatıldı.


1. Bölüm

Allâh gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Çaylarını içmeye devam edenler içmeye devam etsinler. Şakırdatmasın, şıkırdatmasın, höpürdetmesin. Çayını içmeye devam etsin, çayını kesmesin. Şimdi soru midye yemek caiz midir diye soru var. İmam Azam Hazretleri’ne göre İmam Azam Hazretleri balık ve türevlerinin harcını hiçbir şeyi caiz görmemiş. İmam Şafi de meşhur sözünü söylemiş. Babam çıksa yerim demiş. Tabii normalde şimdi deniz ürünleri öğretim üyesi Halit Kuşki’ye sordum. Dedi, midye yenilebilir mi? Dedi ki, günlük günde 7 kilo 7 sene boyunca yese dedi, bir zararı yok dedi. Günlük 7 kilo 7 sene boyunca yerse bir kimse normalde midyeden bir zarar görmüyor.

Aslında midye ile alakalı sıkıntı midye pişirirken içindeki necasetiyle beraber pişmesinden kaynaklanıyor. Başka bir şeyden değil. Normalde necaset caiz değil. O yüzden normal, mesela bir şeyde bir, herhangi bir ürün, herhangi bir mesela tavuk, caiz mi caiz. Ama necasetle beslense hemen onu yemek caiz değil. Koyun caiz mi caiz ama necasetle beslense hemen o yenmez. Bunun gibi normalde midye ile alakalı necasetle beslendiğine veya içinde necasetle pişirildiğinden dolayı uygun olmaz. Ama velakin öbür türlü midyenin içi necasetsiz bir şekilde pişirilirse yenilir mi? Evet. Aşılama ve tüp bebek yaptırmak caiz midir? Bu noktada bir sıkıntı yok. normalde eğer ki gerçekten aşılama veya tüp bebeği kadının nikahlı kocasından oluyorsa bunda bir problem yok.

Ama bununla alakalı değişik böyle şehir efsaneleri olabilir, şahiye olabilir, böyle bir şey vardır, yoktur. Bunlar ayrı bir tartışma konusu. hani babanın spermini değil de sperm bankalarından sperm kullanıldığına dair böyle sözler var. Ne kadar doğru, ne kadar yalnız. Ben işin orasında değilim. Ama öbür türlü babanın kendi sperminden oluyorsa bunda bir sıkıntı yok. Benim eşim deniz ve hamamlara gitmeyi çok seviyor ama ben istemiyorum. Sizce nasıl bir yol izlemeliyim? Hamamlar normalde hadîs-i şerif var. siz öyle yerleri fethedeceksiniz, öyle yerlere gideceksiniz. Orada hamam denilen yerler göreceksiniz. Bu hamam denilen yerlerden uzak durun diye hadîs-i şerif var. Ama aynı şekilde bir zaruret söz konusu olursa, sağlık söz konusu olursa bir kimsenin hamama gitmesinde bir iş yok.

Denizle alakalı bir kim, yüzmek sünnet. denize girmeyi yasaklayacak, denize girmeyi haram edecek bir olgu yok. Ama vay lakin deniz bölgelerinde, denize girerken oradaki mayolu bikinili kadınlara bakmak, oradaki deniz kıyafeti erkekler var ya, böyle onlar da böyle silip mayo giyiyorlar. O tip onlar olursa onlar bakmak haram olmuş oluyor, caiz olmuyor. Sünnete göre günlük öğünleri nasıl yemeliyiz? Çok yemenin sûfîlik yolunda zararları nelerdir? Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri hiç doymadan öldü. Hiç doymadı. Yemekle alakalı makul noktada günde iki öğün yerdi. Hiç üç öğün yemedi. Hiç üç öğün yemedi. Ama bir kimsenin ağır bir işi vardır, ağır bir iş yapıyordur. onun için gündeki iki öğün, üç öğün, dört öğün yiyebilir.


2. Bölüm

İşiyle alakalıdır. Ama normal şartlarda bir kimse günlük iki öğün yiyecek, az yiyecek. Tabii iş bu noktaya kadar geldiyse güzel bir şey. Biz böyle öğünlere filan dikkat ediyoruz, sünnet diyoruz. az yiyelim diyoruz. Ama çok gıybet ediyoruz. Az yemeye dikkat ettiğimiz kadar gıybete, iftiraya, süizana, mühtana, etraflı olan geçimimize dikkat etsek asıl takva bence o. Peygamber efendimiz’i görmesine rağmen gülümsemeyen melek hangisidir? Neden gülümsememiştir? İlk defa duydum. Duyanınız var mı içinizden böyle bir şey? İlk defa duydum ben. Namaz kılarken içimize dua etme isteği doğunca içimizden dua etsek namazımız bozulur mu? Veya ne yapmamız lazım? Namazın içerisinde Kur’ân’dan ancak bir şey söyleyebilirsiniz.

Kur’ân’ın dışında başka bir kelam konuşmak namazı fâsil eder. Ama normal. Namazın içerisinde örneğin dua etmek isterseniz Kur’ân-ı Kerim’de geçen dualardan edebilirsiniz. Bunda bir sıkıntı olmaz. Mahalle dersi, sohbet kısımlarında fıkıh ve ilmihal bilgilerinin gerekli olmadığıyla alakalı sohbetler yapıyoruz. Fıkıhsız yol yürünür. Bize abdestin fazlaları lazım değil. Hatta fazla hadîs bilmemize gerek yok. Gerek olmadığı vurgulanmakta. Ve sizin sohbetinizi söylemiş olduğunuz sahâbeler bizim kadar hadîs bilmiyordu. Cümlesinden yola çıkarak üstadımıza bu şekilde düşünüyor gibi destekleyici zemin oluşturup fıkıhın ve ilmihal bilgilerinin gerekli olmadığı vurgulanıyor. Bu konuyla alakalı düşünceleriniz.

Ben sahâbeler sizin kadar Kur’ân bilmiyordu diye söylüyordum. Hadîs bilmiyordu demiyorum ama hadiste bilmiyorlardı. Neyse bilmiyorlardı. Ama bu bizim fıkıhsız yol yürüyeceğimize işaret değil, delil değil. Fıkıhsız hiç kimse yol yürüyemez. Şeytanın maskarası olur. Abdestin fazlaları lazım değil demek Allâh muhafaza eylesin. Yolu ifsad eder, fasid eder. Biz fıkıhımızı iyi bileceğiz. Biz hadisleri iyi bileceğiz. Evet benim bir tarafım böyle fazla ağır basar hadislerle alakalı. normalde bu benim kendi şahsi kanaatım. Bir kimse evet hadîs bilgisinin ne kadar çok bilgisi fazla olur ve onları uygularsa hayatı yaşarken o kadar hayatını düzgün örer. Muhakkak ki Kur’ân’ı Kerim’de çok önemlidir. Onu da bilmemiz gerekir.

Ama günlük hayatın içerisinde reel Kur’ân’ın çünkü yaşanmış hali Hazreti Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin üzerinde tecelli etmiştir. Bir kimse Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin sünnetine bir tamam uymuş olsa bir tamam Kur’ân’ı yaşamış olur. Bakın Kur’ân’ı öğrenmek, Kur’ân’ı bilmek ile Kur’ân’ı yaşamak farklı şeylerdir. Mesela bir kimse bir tamam fıkıh kaidelerine uymuş olsa o kimse Kur’ân’ı yaşamış olur. Günlük hayatında Kur’ân’ı yaşamış olur, fıkıh kaidelerine uymuş olsa. O yüzden fıkıh bize lazım değil sözü, boş bir söz. Bir kimse günlük hayatında bir tamam hadîs-i şerifleri uygun hayatına idame ettirmiş olsa o kimse Kur’ân’ı yaşamış olur. Sıkıntı Kur’ân’ı bilmek mi, yaşamak mı?


3. Bölüm

Kur’ân’ı yaşamak. Bakın Kur’ân’ı bilmek mi, yaşamak mı? Yaşamak. Kur’ân’ı bu noktada sakın Kur’ân’ı yaşamak. Kur’ân’ı bu noktada sakın Kur’ân bilimine, Kur’ân’ı bilmeye karşı çıktığımı düşünmeyin. Öyle bir şey yok ama Kur’ân’ın yaşanmasına dair örnek, nasıl yaşanacağına dair delil, nasıl yaşandığına dair hüccet Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde. Öyle olunca bir kimse sabahtan kalkıp akşam yetinceye kadar haftalık, aylık, yıllık, ömürlük hayatını komple Sünnet-i Resûlullâh’a uydurmuş olsa o kimse Kur’ân’ı yaşayanlardan olur. Şimdi bütün dünya üzerindeki sıkıntı şu, herkes Kur’ân’ı biliyor. Kendince, bu yeni bir mealist düşünce, yeni bir mealist hakkım var ya, biliyorlar Kur’ân’ı.

Hem böyle örneğin Bakara’nın 114. ayeti demiyor. 2’ye 116. 5’ye 57. Konuşurlarken ölü konuşuyorlar. Ama 5’ye 57 de aslında bu 5’ye 57 de 2’ye 16, 2’ye bilmem kaç. Bu aslında şeyden gelmemize, iyi sevilikten gelme. Bunu böyle nitelendiren, böyle söyleyen iyi sevilerdir. Bu iyi sevi kültüründen geçme bu. Şimdi o meal üzerine duran kimseler bu iyi sevi kültüründen kaynaklanan bir şey söylüyorlar. Mesela normalde Bakara da demiyor, Nisa Suresi demiyor, Ali-i Muran demiyor, Zuhruf demiyor o. Mesela böyle kendilerince rakamlarla konuşuyorlar. Bu mealciler. Şimdi normalde biliyorlar Kur’ân’ı. Zaten bütün dünya biliyor. Bütün dünya Müslümanları biliyor. Ama gel gelelim, Kur’ân’ı yaşama noktasında sıkıntı var.

Kur’ân’ı yaşayan, en iyi yaşayan, en güzel yaşayan, en zirvede yaşayan Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem. Ondan sonra Aşere-i Mübeşşere, ondan sonra diğer sahâbeler. Hulafeyi Râşid’in Aşere-i Mübeşşere, ondan sonra yakın dairedeki sahâbeler. Mesela örneğin, Mekke’den itibaren Müslüman olmuş olan, Medine-i Münevvere’de de Müslümanlığını devam ettiren kimseler, asıl çilekeş olan onlar. Mekke’de Müslüman olmuş, hicret etmiş, çileği çekmiş. Evini, barkını, malını, mülkünü, çoluğunu, çocuğunu bırakmış orada. Her şeyini bırakmış, hicret etmiş. Ama Medine’ye hicret etmiş ama bugün Pakistan’ın ilerisi olan, neresiydi? Habeşistan’a hicret etmiş. Onlar o çileği çekmişler. Sonra haber gelmiş, Medine-i Münevvere’ye hicret ettiklerinden dolayı, hicret edildi diye Habeşistan’dan tekrar nereye dönmüşler?

Medine-i Münevvere’ye dönmüşler. bu, o ilk Müslümanlar, ilk çilekeşler bunlar. İlk çilekeşler bunlar. Bunların hayatları birer örnektir. Medine-i Münevvere’deki ilk Müslümanlar, bunların hayatları birer örnektir. Bunlar, reel olarak çilekeş olan insanlar. Son dönem Müslümanlar. Mesela Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin vefatına yakın Müslüman olanlar. Bunlar dini de ilim noktasında iyi biliyorlar. Böyle tasnif etmemiz gerekirse, bunlar ilim noktasında, ilmi incelik noktasında iyi biliyorlar. Artık tabi meselenin ilmine dalıyor. Evet, eyvallâh. ilmi noktada onlar ilmine dalmışlar. Ama yaşam noktasında, yaşantı noktasında ilk Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri örnek önlerinde, bir tamam örnek ondan alanlar, birili sayıda sahâbeler.


4. Bölüm

Bunlar evet, bunlar da Kur’ân’ı, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra en iyi yaşayanlar. O yüzden dedi, ashabım yıldızlar gibidir, hangisine sarılırsanız beni bulursunuz diye. O yüzden o ashab. Çünkü o ilkler, meselenin çilesini çekmiş olan insanlar. Şimdi böyle dinin normalde sonuçta yaşantıya tecellisi, bunlar, fıkıh ilmi, bunların yaşantılarından çıkarılmış olan kaideler. Fıkıhsı, büsufilik, şeytan maskarası. Başka bir şey değil. normalde bunu böyle söylerken kardeşler, arkadaşlar biraz yerli yerinde konuşacaklar her şeyi. Zakirler, çavuşlar bir mevzuyu konuşurken yerli yerinde konuşacaklar, yerli yerinde söyleyecekler. Meseleye es geçmeyecek. Oradaki o kimse onunla amel edecek çünkü.

Onunla hayatını devam ettirecek. Öyle söylerken ince düşünmekte, ince davranmakta, ince konuşmakta fayda var. Allâh bizi affetsin. Bize abdestin farzları lazım değil. Abdestin farzını bilmezse bir kimse ibadet edemez. Mübarek insanlar. Meramını anlatmak için daha farklı kelimeler bulacak insanlar. Daha farklı cümleler kuracak. Bu sözler, bu cümleler kuzuya kurt getirir. Doğru cümleler, doğru sözler değil. Allâh bizi affetsin. O yüzden kardeşler sohbet ederlerken, konuşurlarken böyle bu tip sözlere, bu tip davranış biçimlerine dikkat edecekler. Fıkıhsız bir sûfîlik, şeytan maskarılığı olur. Allâh manfazayı versin. Hadesiz bir sûfîlik, şeytan maskarılığı olur. Biz sufili, Kur’ân, Sünnet, imanların iştahadı dairesinde bakarız.

Öbür türlü bir yol değil. Öbür türlü bir yol değildir. Bir şey dinden ise, bunu hiçbir zaman unutmayın. Bir şey dinden ise, bir şey dini ise, hakkında âyet. Yoksa hakkında hadîs, imanların iştahadı. Yoksa imanların iştahadı. Öyle ya, bulamayabilir bir kimse, imanların iştahadına bakar. Orada da bulamayabilir belki de. O zaman o meselenin üzerine iyi düşünüp, iyi tefekkür edip onunla alakalı bir yol bulmak lazım. Allâh manfazayı versin. Biz şimdi halak halinde otururuz değil mi? Hadîs de sabit. Bakın, zikrullah halakası, halak halinde. Hadîs de sabit. Cemaatle zikrullah, hadîs de sabit. Bakın, hadîs de sabit. Zikrullah’ta hafif sallanma, hadîs de sabit. Bizim kendi içimizdeki ritüelleri söylüyorum bakın.

Bunların hepsi de hadîs de sabit. İki dizinin üzerine oturma, hadîs de sabit. Bakın, hadîs de sabit hepsi de. Ne o, başınızı örtmeniz, hadîs de sabit. Sarık, hadîs de sabit. Hem kıyafet olarak, hem de davranış biçim olarak, ritüeller olarak. Hepsi de hadîs de sabit. Hadîs de sabit olmayan, şükür, hamdolsun. Hiç bir şey yok. Bakın, hiç bir şey yok. Heva hevesinden bir kimsenin bir şey. Oradaki bir kimse bir şey yapmış. O kimsenin kendi heva ve hevesinden başka bir şey değil. Derganın ritüeli değil. Derganın ritüeli değil. O kimse kendi heva hevesinden bir şey yapmış. Biz kadınla erkeklik zikrullah yapmayız. Yok sünnette. Bakın sünnette yok. Karışık, beraber, iç içe böyle. Yok sünnette. Yapmayız.

Bakın nettir, kesindir. Bizde normalde o yüzden. Çünkü bakarız biz sünnetin Resûlullâh da var mı? Yok. Zaten bizim silsilemizdeki hiçbir şey efendi yapmamış. Abdullah Efendi de yoktu. Mustafa Efendi’yi anlatırdı. Mustafa Efendi de yoktu. Mustafa Efendi’nin eski dervişleri vardı. Normalde Hacı Ali Aydar Efendi’yi tanıyan. Hacı Ali Aydar Efendi’yi tanıyan ve Hacı Ali Aydar Efendi’nin arkasında namaz kıldı, bir hafız vardı. Ondan sonra Mustafa abi vardı Kırşehir’de. Ben onlarda da sohbet ettim. Onlara yetiştim ben. Onlar da mesela Hacı Ali Aydar Efendi’yi çok iyi tanıyorlardı. Ben o zaman tanıştığımda da böyle 28-29 yaşındaydım. Onlar benim. Ben tanıştımda 65-70 yaşlarındaydı. Şey Efendiden büyüktü onlar yaş olarak.

Onlarla da ben sohbet ettim. Onlarla da konuştum. Tabii onlara böyle direkt soru sormak biraz zor oluyordu. böyle eski dervişler biraz fazla ağırlar, böyle ağzından bir laf almak biraz böyle zaman alıyor. Böyle rahat konuşamıyorsun. Böyle, böyle bir kaşını kaldırsa bir kimseye yeter. Anlattım Mustafa abidi. Öyleydi o. O ta Hacı Ali Aydar Efendi’den Çavuş. öyle şey değil. Ardından Çorum’un Hacı Mustafa Efendi’ne gelmiş. Çorum’un Hacı Mustafa Efendi’de de çavuştuk yapmış. Ardından Şeyh Efendi’ye intisap ediyor. Şeyh Efendi’nin zamanında da çavuştu. Adam böyle bir çizgisi olan, cömert. Allâh rahmet eylesin. Böyle dervişleri seven, şeyhleri seven bir kimseydi. onlar da ondan da duydum mesela. Hiç öyle bir şeyler olmamış.

Çünkü benim yeni derviş olduğum zamanlarda böyle topluluklar vardı. Kadınlar erkeklik zikir yapan. Veyahut da şeyhleri oturuyor, kadınlarla beraber zikrullah yapıyor. Biz böyle topluluklar vardı. Onları bize söylerlerdi. Ben de sorardım onlara böyle var mı? Geçmişte var mıydı? Böyle bir şey uygun mudur, değil midir diye. Ondan öğrendim ben de. Böyle şeyler hiç olmamış. Hiç böyle şeyler yapmamışlar. O yüzden sûfîlik..hazreti Peygamber’in salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan gitmektir. Sûfîlik, hazreti Peygamber’in salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan gitmektir. Allâh cümlemize nasip eylesin inşâAllah. Âmîn. Üç ihlas, bir Fatiha, şerife.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Şeyh, Tecellî, Şükür, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı